Eger sitemize yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz. Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar forumumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz; Konu açamaz, Mesaj yazamaz, Eklenti indiremez, Özel mesajlasamaz. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için üye olabilirsiniz...
Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri
Millenium Bank Türkiye’nin Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Yaramancı, bankanın Hüsnü Özyeğin’e satıldığına ilişkin haberlerin doğru olmadığını söyledi.
16 Kasım 2009 Pazartesi 09:56:00
Bir süredir kalp rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören gazeteci yazar Ömer Lütfi Mete hayatını kaybetti.
Daha önce de kalp krizi geçiren ve tedavisinin ardından taburcu olarak istirahata çekilen araştırmacı - yazar ve senarist Ömer Lütfi Mete, dün akşam geçirdiği kalp krizi sonrası kaldırıldığı Acıbadem Hastanesi'nde bugün hayatını kaybetti.
KURTLAR VADİSİ'NİN YARATICILARINDAN
Ömer Lütfü Mete, Kurtlar Vadisi dizisinin ilk sezonlarında yapımcılık yapmış ve senaryosuna katkıda bulunmuştu. Derin devlet ve çeteler konusunda kitapları ve araştırmaları bulunan Mete'nin halen dizinin senaryosuna katkı yaptığı belirtiliyordu.
ÖMER LÜTFİ METE KİMDİR
Rize’de doğan Ömer Lütfi Mete, ilk ve orta öğrenimden sonra bir dönem Kur’an Kursları’nda okudu. Aynı kurumlarda okutucu olarak görev yaparken Rize Lisesi’ni bitirdi ve 1970 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi.
1971 yılında önce matbaa çıraklığıyla başlayarak gazeteciliğe geçti. 1972’de İktisat Fakültesi’nden ayrılıp Atatürk Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. Kısa bir süre mezun olduğu lisede ve Rize Meslek Yüksek Okulu’nda Edebiyat öğretmenliği dışında gazeteci ve senaryo yazarı olarak çalıştı.
Babıali’de Sabah, Bizim Anadolu, Tercüman (Halka ve Olaylara), Türkiye, Yeni Haber, Orta Doğu, Yeni Şafak, Ayyıldız, Yeni Binyıl, Sabah (gazete) gazetelerinde editör, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Türk Edebiyatı, Boğaziçi ve Çağrışım dergilerinde makale, mizahi öykü ve şiirleri yayınlandı.
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Özden Örnek'e ait günlüklerde adı geçen Emekli Albay Belgütay Varımlı apartmanın önünde ölü bulundu.
20 Kasım 2009 - 09:54
Ergenekon davasına giren Emekli Orgeneral Özden Örnek'e ait günlüklerde adı geçen Emekli Albay Belgütay Varımlı apartmanın önünde ölü bulundu. İntihar ettiği öne sürülen Varımlı, İlhami Erdil'in rütbelerinin sökülerek er rütbesine indirilmesine neden olan kişi olarak da tanınıyordu. Belgütay Varımlı, Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Heyetleri Kurulu Eski Başkanı'ydı.
'10'UNCU KATTAN BİRİ ATLADI' İHBARI
Edinilen bilgiye göre, Göztepe'de bulunan 17 katlı binanın sakinlerinden sabah saat 06.00 sıralarında "10. kattan birisi atladı" ihbarı alan polis ekipleri olay yerine geldiklerinde Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Heyetleri Kurulu Eski Başkanı emekli Albay Belgütay Varımlı'nın ceseti ile karşılaştı. Varımlı'nın intihar ettiği öne sürülürken ölümdeki sır perdesi henüz aralanmadı. Polisin olayla ilgili incelemesi devam ediyor.
ÇAKICI'DAN TEHDİT ALDIĞINI SÖYLEMİŞTİ
Varımlı'nın adı Türkiye gündemini sarsan birçok olayda gündeme gelmişti. Ergenekon davasına giren emekli orgeneral Özden Örnek'e ait günlüklerde adı geçen Varımlı, Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil ile eşi ve kızının yargılandığı davada da ifade vermişti. Varımlı, bu davada verdiği ifadede Alaattin Çakıcı'nın kendisini arayarak ölümle tehdit ettiğini açıklamıştı. Varımlı, bir süre önce de 11 adamı ile çete kurmaktan gözaltına alınmıştı. Varımlı ve adamlarının kendilerini 'derin devlet' olarak tanınıp bazı iş adamlarını tehdit ettikleri ileri sürülmüştü.
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
İlker Başbuğ'lu yemek davetinin gizli konuğu
Geçen haftanın bence en güzel atlatma haberi, Star gazetesindeki Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Doğan Gazetecilik Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Mutlu'nun ve Vatan Gazetesi İmtiyaz Sahibi Serdar Mutlu'nun Leyla Umar'ın Ortaköy'deki evinde yedikleri akşam yemeği haberiydi.
Ama Leyla Umar, yemeğe kimlerin katıldığı ile verdiği listede bir ismi unutmuş! Bugüne kadar da hiç kimse bu ismi yazmadı. Bari ben yazayım! O isim Atom Damalı. Sayın Damalı'yı Türk siyasetini az çok takip eden herkes bilir. Ama ben kısaca kendisinden bahsetmek istiyorum. Damalı, Bedrettin Dalan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde İSKİ Genel Müdürü'ydü. Sonra da Dalan ile birlikte yürüdüler yolu... Hatta Damalı için Dalan'ın sağ kolu deniliyor. Peki Dalan kim? Bu soruyu sormak bile abesle iştigal. Poyrazköy'deki arazisinde birçok bomba ve silah çıkan işadamı, eski belediye başkanı, üniversite sahibi. Ergenekon'dan aranıyor. Kendisi şu anda yurtdışında. Türkiye'ye gelse belki de tutuklanacak. Bu yüzden de gelemiyor. Eeee benden bu kadar! Gerisini siz düşünün. Yemekte siyaset konuşulmamış, acaba Dalan'ın durumu konuşuldu mu? Sayın Başbuğ, Atom Damalı'yı tanıyor muydu? Tanıyorsa davetliler arasında onun da olacağını biliyor muydu? Bütün bu soruları ne olur bana sormayın! http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=918208
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Toplantının ikinci gününde, dış politika üzerine milletvekillerine bilgi veren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise milletvekillerinden tam not aldı.
Toplantıda, Ermenistan ile imzalanan protokol, ve son yurt dışı gezilerinden de notlar aktaran Davutoğlu, milletvekillerinin sorularını da yanıtladı.
Milletvekilleri Davutoğlu’nu tam kadro dinlediler. Toplantıda en verimli bakan Davutoğlu’nun olduğu belirtildi.
İlker Başbuğ'u yemekte ağırlayan Leyla Umar: Velev ki, aramızda siyaset konuşmuş olalım, bunu basınla mı paylaşacağız?
Leyla Umar, her dönemde Genelkurmay başkanlarıyla arasının iyi olduğuna dikkat çekti. Evinde toplantı yapmadığını, yemek verdiğini savunan Umar, davetliler arasında gazetecilerin de bulunduğunu söyledi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile Ergenekon'un firari sanığı Bedrettin Dalan'ın sağ kolu Atom Damalı'yı evinde bir araya getiren gazeteci Leyla Umar, tartışmalara yol açan buluşmayı Zaman'a değerlendirdi.
Özel bir yemeğin hangi sebeple bu kadar dikkat çektiğini anlamadığını söyleyen Umar, siyaset konuşmadıklarını iddia etti ve ekledi: "Velev ki, aramızda siyaset konuşmuş olalım.Bunu basınla paylaşmak zorunda değilim." Evinde toplantı yapmadığını, yemek verdiğini savunan Leyla Umar, İlker Başbuğ'u evinde ağırlamasını, 55 yıllık gazetecilik deneyimine dayandırdı. Gazeteci kimliğiyle sürekli olarak Genelkurmay başkanlarını ziyaret ettiğini, bundan dolayı onlarla arasının çok iyi olduğunu belirten Umar, Başbuğ ve eşinin yemeğe davet edilmesi sürecini şöyle anlattı: "Cumhuriyet Bayramı'nda, ben İlker Paşa'nın davetlisiydim. Geçtiğimiz gün paşa eşiyle İstanbul'a gelmişti. Beni aradı, 'Kahve içebilir miyiz?' dedi. Ben de 'Ne demek! Yemeğe bekliyorum.' dedim." Tecrübeli gazeteci, yemekte 15 kişi olduklarınıbelirtirken, katılımcılar arasında bazı gazetecilerin de bulunduğunu vurguladı. Umar, Bedrettin Dalan'a yakınlığıyla bilinen eski İSKİ Genel Müdürü Atom Damalı da davetliler arasında olduğu halde ismini daha önce niçin açıklamadığı sorusuna ise şu karşılığı verdi: "Damalı, benim geçmişten dostumdur. Sürekli görüşürüz. Yemeğe çağırdım, geldi. Olan bu. Dalan'ı tanımam bilmem. İsmi sohbetimizde dahi geçmedi."
23 Kasım 2009, Pazartesi
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Demekki hakim işini düzgün yapmıyor.Gözü kör mü gözünü açsın.
Belge bende
BU iş artık çığırından çıktı” diyor Deniz Baykal. Dinleme olaylarını konuşuyoruz.
Deniz Bey günlerdir sürdürdüğü eleştirileri anlatırken bir ara şöyle diyor: “Öyle olaylar var ki şaşkına dönersiniz. Mesela götürüp bir hâkimin önüne dinlenecek telefonların listesini koyuyorlar. Uzun bir liste. Hâkim kararı alıp onaylıyor. Sonra bir anlaşılıyor ki, o listede kararı veren hâkimin de telefon numarası var. Yani hâkim kendi kararıyla kendisini dinletmiş haberi yok.” Deniz Bey’in verdiği bu örnek sorularla bulanmış zihnimi iyice sarsıyor. Bendeki bardak taşıyor. Soruyorum: “Nasıl yani? Dinleme kararını alan hâkimin telefon numarasını da mı o listeye koymuşlar?” “Evet” diyor Baykal, “aynen öyle. Hâkim görmemiş bile.” Şaşkınlık, şoka karışıyor. Peki bunun belgesi var mı? Belge bende - Fatih ÇEKİRGE - Hürriyet
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Başbakan Erdoğan, Kızılcahamam kampında yaptığı konuşmada MHP’ye yüklendi. “Göreve geldiklerinde yüzde 63 olan devlet borçlanma faizi şu an yüzde 8 seviyesinde. Bunlar bizden önceki yönetimlerin faiziydi. MHP’nin, DSP’nin geçmişlerde CHP’nin onların borçları, biz bunların borçlarını ödüyoruz” diyen Erdoğan, şöyle devam etti: “Muhalefet geçen dönem bizi cari açık konusunda eleştirdi. Şimdi ellerinde tek şey var; bütçe açığı, işsizlik diyecekler. Bu kriz bizden kaynaklanmıyor. Ey MHP sen iktidardayken dünyadaki krizden mi kaynaklandı Türkiye’deki kriz. Senden kaynaklandı senden. Başarısızlığından, beceriksizliğinden kaynaklandı. O zaman dünyada kriz miriz yoktu, ama maalesef ülkemizde böyle bir kriz çıkarttınız ve bu milletin anasını ağlattınız.”
Ergenekon davası, 2004 yılının üç kuvvet komutanının, "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağırılmaları üzerine yeni bir safhaya girdi. Bugüne kadar, darbeye zemin hazırlama iddiasıyla yargılama yapılıyordu. Sıra, darbe girişimlerinin yargılanmasına geldi.
Bu aşama çok önemli. Türkiye'de ilk defa, darbe yaparak, meşru iktidarı devirmeye çalışanlardan hesap sorulacak. Çok önemli; çünkü Türkiye, darbecilerden, cuntacılardan hesap sormadan asla demokratikleşemez.
Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, ilk defa 2007 yılında Nokta dergisinin darbe iddialarıyla ilgili yayınladığı günlüklerde gündeme gelmişti. Özden Örnek, günlüklerin kendisine ait olmadığını iddia etti. Hem eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, hem de şimdiki Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Örnek'e destek çıktı. Ancak, Ergenekon savcıları günlükleri bilirkişiye inceletti. Dört bilirkişi; geçtiğimiz mayıs ayında, darbe günlüklerinin kaynağını; "Donanma Komutanı'nın bilgisayarı", yazarını; "Amiral Özden Örnek", son kaydedenin de; "Deniz Kuvvetleri Komutanı" olduğunu resmî belgeyle saptadı.
Üç kuvvet komutanının ifadeye çağırılmaları, geçen hafta Ergenekon davasındaki bir gelişmenin ardından geldi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, (Savcılara yönelik olarak) "Bu darbe girişimiyle ilgili tahkikat, bildiğim kadarıyla yok. Var mı?" diye sorunca, savcı şunları söyledi: "Davanın özünü Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven darbe girişimleri oluşturuyor. Burada darbe girişimlerini yargılıyoruz. İkinci davanın özü bu. Ankara'da askerî tahkikat devam ediyor. " Sonra oturuma, tutuklu Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın şu sözleri damga vurdu: "Ben buradayım. Özden Örnek nerede?"
Ergenekon davasını sonuçsuz bırakmaya ve sanıklarını korumaya kalkanların işi giderek zorlaşıyor. Biliyorum, darbecilerin yargılanması aşamasında da, "aslında darbe girişiminde bulunmak suç değildir. Olmamış darbenin, davası mı olur?" kampanyası başlatılacaktır. Sanki gerçekleşmiş darbenin yargılaması olabilirmiş gibi... Fakat bu çabaların hepsi beyhudedir. Çünkü örtmeye çalıştıkları kirli ve kanlı yapı, her gün yeni bir patlak veriyor. Her gün yeni bir yırtık oluşuyor. Hangi birini örtecek, hangi birini kapatacaklar?
İşte Kafes Eylem Planı'yla ilgili olarak bayramın ilk günü iki albay ve bir yarbay tutuklandı. Kafes deyip geçmeyiniz. İstanbul'daki Koç Deniz Müzesi'ndeki denizaltıya dinamit konulup, öğrencilerin yoğun olduğu bir sırada patlatılması var. O dinamitler o müzede bulundu, biliyorsunuz... Sonra gayrimüslimlere suikastlar var. O cinayetleri, AK Parti iktidarını devirmek için kullanmak var. Hürriyet, Milliyet, Vatan, Akşam gibi gazetelerin yayın yöneticileri Kafes'i hep görmezden geldi.
Ama üç subay tutuklanınca; bazıları vicdanlarını daha fazla susturamadı. Vatan'dan Güngör Mengi, sorumlu gazeteciliği hatırladı ve "aşırı ihtiyatlılık yüzünden takdir hatası yaptık" dedi. Reha Muhtar,"Bunlar haber değilse ne haberdir?" diye isyan etti.
Dün bir şey daha oldu. Kafes Eylem Planı ve Poyrazköy'de Dalan'ın İstek Vakfı'na ait arazide ele geçirilen, dolu 15 LAW silahı ve mühimmat için ayrı ayrı iddianameler hazırlanacak.
Avrupa Parlamentosu'nun dün tartışmaya açılan yeni raporunda, Ergenekon davasının, demokrasi ve hukuk için bir fırsat olduğunun altı yeniden çizildi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, siyasete ve dış politikaya müdahalesinin devamının endişe verici olduğu bir daha kaydedildi. Masal anlatmıyoruz. Yani, "Sarıkız, ay ışığında yakamozları seyrederken, eldivenli bir adam ona kafes getirdi" türünden bir çocuk masalı yok karşımızda. Koskoca bir toplum uyandı, Avrupalıların bile gözü açıldı. Masallara karnımız tok artık. Bütün statüko zaptiyelerine ve cuntacıları himayede ısrar eden saygın zevata, hassaten duyurulur...
03 Aralık 2009, Perşembe
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Bir ülke topyekûn kafayı yiyebilir mi? Bu soruyu birkaç yıl önce sorsaydınız, "Olur mu öyle şey" diye yanıtlardım. Ama şimdi biliyorum ki, "yiyebilir". Nüfus kâğıdını taşıdığımız, vatandaşı olmakla gurur duyduğumuz ülkede bu gerçekleşti. Hep beraber kafayı yedik. Milletçe diyeceğim ama onu da diyemiyorum. Çünkü artık bir millet olup olmadığımız bile kesin değil. "Milletçe" desem posta kutuma "Hadi lan terbiyesiz herif. Faşist rezil. Biz sizinle aynı milletin mensubu değiliz" diye mesaj yağacak. Sonra işin yoksa bunlara cevap yaz. Asabın bozulsun. Dün pazardı. Sözde keyif yapacağız. Aileyle birkaç saat geçireceğiz. Sabah kalktım ajanslardan haberlere göz atayım dedim. Demez olaydım. DTP-PKK Partili birileri buyurmuş, "Biz Türklerin İstiklal Marşını okumak istemiyoruz" diye. "Tüh Allah cezanızı versin" diyeceğim ama demesem daha iyi olacak. Çünkü kesmeyecek. Keseni söylesem pozisyona yakışmayacak. Allahın yarattığına utanç duyduğu yaratık, hani bu ülkeyi Kürd'üyle Türk'üyle beraber kurmuştuk. Hani Kürd'üyle Türk'üyle şehitler vermiş, omuz omuza savaşmıştık. Hani bu nedenle hak ettiklerinizi alamadığınızı iddia ediyordunuz. Sen o İstiklal Marşını hiç okudun mu? Okuduysan içindekini anlayacak beynin var mı? Orada hiçbir etnik vurgu var mı? O marş bu ülkeyi kurtarmak için, şimdi senin köpeklik ettiğin emperyalistlere başkaldıran herkes için ortak yazılmış bir şiirdir. Ama sen ve eli kanlı yandaşların diyorsa ki, "Biz onlardan değildik. Biz bu ülkenin kurtarılması için kılımızı kıpırdatmadık" O başka. O zaman senin şimdi ağzını açıp konuşmaya hakkın yok. Hatta ağzını hiç açmasan daha iyi. Ne olur ne olmaz!
Hesap torunlara BU ülkeyi bu hale getiren, bu terbiyesizlere bu kadar küstahlaşma hakkını verenlere de helal olsun. Kim onlar diye sormayın. Bu kadar kısa zamanda böylesine bir değişimi kimse tek başına beceremez. Hepiniz, hepimiz aynaya bakalım. Elbette farklı oranlarda sorumluyuz. Ama hepimiz sorumluyuz. Tarih hepimizden sorumluluk derecemize göre hesap soracaktır. Ne yazık ki, hesabı biz değil çocuklarımız torunlarımız ödeyecek. Koltuk uğruna, makam uğruna geleceğini sattığımız çocuklarımız ve torunlarımız. - - HABERTÜRK - Türkiye'nin En Büyük İnternet Gazetesi
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Merkez Bankası'nı soyanlar şimdi de Türk halkını soyuyor
TOBB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Halim Mete bir fıkra anlatmıştı. Temel ve Dursun ormanda gezerken karşılarına birden ayı çıkmış. Temel, Dursun'a saldıran ayıyı bir atışta öldürmüş ama ormancı, av yasağında ayıyı vurdular diye Temel'i mahkemeye vermiş. Hâkim kanuna karşı geldi diye suçlayınca, Temel “kanun nedir” diye sormuş. Hâkim kanunun Ankara'da 550 vekil tarafından çıkarıldığını anlatmış. Bunun üzerine Temel “ahh ah o ayının bile Ankara'da adamı var da benim yok” diye isyan etmiş. Merkez Bankası'nı soyanlar şimdi de Türk halkını soyuyor - İbrahim Kahveci - 16.12.2009 - Yazarlar - Yeni Şafak
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Durum algılayabildiğinden ciddi! RESİM göründüğünden büyük! Değil mi? Gelin birlikte bakalım. Sevgili dostlar, galiba fazla iyimseriz. Çevremizde veya üzerinde yerleşik olduğumuz coğrafyayı da içine alacak büyük bir alanda, neler döndüğünün farkına varamıyoruz. Yıllar önce birkaç ay arayla Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Uğur Mumcu ve Turgut Özal'ı kaybediyoruz, tesadüfe bak deyip geçiyoruz, seneler sonra aklımız başımıza geliyor. İsrail ve Amerika kökenli teknoloji şirketlerinin teknolojik tekelini kıracak tek şirketimiz olan Aselsan'da çalışan mühendislerimiz intihar ediyor, "Bunalımdır" deyip geçiyoruz... Türkiye'nin en önemli 8 "atom fizikçisi" aynı uçak içinde can veriyor, "Uçak düştü" deyip unutuyoruz! Kosova Dostluk Grubu Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopteri anlamsız bir şekilde düşüyor, daha anlamsız bir şekilde saatlerce bulunamıyor, yer belirleme cihazının olup olmadığı günlerce tartışılıyor, bizler Kosova'nın bağımsızlığını ilan etmesinin bölgedeki bilek güreşinde ne anlama geldiğini ve hangi tarafa zarar verdiğini göremiyor, "İçeride oyu çok azdı, neden öldürsünler ki" diyoruz. Kilit görevlerde bulunmuş subaylar intihar ediyor, hastanede yatan Ergenekon sanıklarını öldürmek için adam gönderiliyor, örgüt "var mı, yok mu" tartışması tam filiz verirken gündem değişiyor, helikopterlerimiz ve uçaklarımız düşüyor, Tokat'ta PKK bitiveriyor; bizler hâlâ tesadüf diyoruz! Sevgili dostlar, açalım gözlerimizi! Türkiye Cumhuriyeti dış güçler ve onların içerideki servis elemanları tarafından tarihinin en büyük saldırısı altında. Ve en önemlisi, içeride tarihinin en büyük "temizlenme operasyonunu" da yine aynı dönemde yürütüyor. Ve işin en acısı "bu bilek güreşinde taraflar tam olarak belli olmadığı gibi", siyasetçiler de birbirine düşmüş durumda. Sonuç: Türkiye çok ama çok önemli günlerden geçiyor. Jetonlarımız köşeli olmasın. Olursa, düşecek zemin kalmayabilir. Son söz: Yukarıda bahsettiğim saldırı tamamen yeni dünya düzeni kapsamında bölgeyi şekillendirmek isteyen dış güçlerin, Türk Devleti'ne ve Türk hükümetine yönelik giriştiği bir yapı. Zaman "hükümet-muhalefet" diye ayrılma zamanı değil. Tekrar ediyorum, "Hükümet operasyon yapıyor, muhaliflere saldırı var" veya "Muhalefet bunları bize saldırtıyor" gibi "kısır bir algılama" içinden bakmak için zamanlama yanlış. Hükümetin "hataları" var, muhalefetin "hataları" var. Hepimiz hatalıyız. Tüm Türkiye'ye sesleniyorum; resim çok büyük. Aklımızı başımıza alalım ve "ne olduğunu" anlamaya çalışalım, gidiyoruz!!
Türkiye'den geçecek 'enerji hatları' BİR dostum soruyor: "Türkiye ile neden uğraşıyorlar?" Onlarca sebep sayabilirim... Bir tanesini net olarak özetleyeyim. Gaz ve petrol Türkiye'nin doğusunda, alıcılar batısında. Bu gaz ve petrol Türkiye'den nasıl geçerse "geçirenler" en fazla para kazanır? Cevap çok açık: Türkiye'ye bir şey vermeden, aynen NABUCCO gibi! İşin bir de "Türk topraklarına ve insanına vereceği" zarar kısmı var ki; orası ayrı bir facia. Örneği açmaya devam edeyim; Türkiye'den geçişle ilgili kopartılacak her "1 dolarlık imtiyaz", taşıyan tekellere "yılda milyar dolarlık" fazla para bırakacak. Daha yazmama gerek var mı? Türkiye'yi "çiğneyip geçmek" birilerinin banka hesabına "akacaksa" ne yapmaya çalıştıklarını anlamak çok mu zor? Ne diyelim; umarım bir gün Türk kamuoyu uyanır!p5p5
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Esrarengiz olay 'köstebek takibi miydi?' yoksa 'suikast hazırlığı mıydı?' sorularının etrafında tartışılırken son gelişmelerle yepyeni boyut kazandı. Acaba gün içinde yaşananlar olacakların habercisi miydi?
Cumhurbaşkanı Gül ve Genelkurmay Başkanı Başbuğ aynı saatlerde medyanın karşısına çıktı. Cumhurbaşkanı Gül 'Arınç olayında müdahil olacak mısınız?' sorusuna, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Başbuğ'la yaptığı görüşmeyi hatırlatarak cevap verdi: 'Konuşmuşsak müdahil olmuşuz demektir' dedi.
Ayrıntıya girmedi, neler konuştuklarını anlatmadı, nasıl müdahale ettiğini söylemedi. Çukurambar'da suçüstü yakalanan iki subayın evlerindeki aramalarda Cumhurbaşkanı Gül'le ilgili fiş notlarını andıran dokümanlara rastlanmıştı. Herhalde Başbuğ'a 'Bunlar nedir' diye sormuş ve gereğinin yapılmasını istemiştir. Cumhurbaşkanı'nın Arınç olayına konuşarak da olsa 'müdahil' olduğunu söylemesi önemli.
Aynı gün Karargâh'ta İsmet İnönü'yü anma programında, Başbuğ da gazetecilerin benzer sorularına muhatap oldu. 'Köstebek takibi' açıklamasının kamuoyunu tatmin etmediğini görmüş olmalı ki 'Bazı suallere cevap verememiş olabiliriz. Yeri geldiği zaman tamamlayıcı bilgiler verebiliriz' dedi.
Operasyon sonrası medyaya yansıyan bilgiler 'köstebek takibi' açıklamasını yetersiz kılıyor. Bazı değil çok soru cevapsız. En basiti de binbaşının adres notunu neden yutmaya kalkıştığı? Diğer sorular daha zor.
Gül ve Başbuğ'un mesajları tam hazmedilmeden olayla ilgili olağanüstü bir gelişme yaşandı. Akşam saatlerinde cumhuriyet savcıları Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı'na geldi. 5 savcıdan oluşan ekibin elinde mahkeme kararı vardı, iki subayın görev yaptığı birimde arama yapmak istiyorlardı.
Görevli polisler içeri alınmadı, kapıda kaldı. Genelkurmay tam 11 saat süren aramanın Merkez Komutanlığı görevlileri tarafından yapıldığını duyurdu. Arama sırasında askeri personelin güçlük çıkarması üzerine, kararın altında imzası bulunan hâkimin de olay mahalline geldiği iddia edildi.
Fizikî engeller aşılarak arama tam gerçekleşti mi? Değişik iddialar var. Ancak sınırlı bölümlerin aranabildiği ileri sürülüyor. Zaten olayın üzerinden bir hafta geçti. Aslında görev yerleri yakalandıkları gün aranmalıydı. 7 gün sonra delil bulunabilir mi? Seferberlik Tetkik Kurulu, Genelkurmay'ın en hassas birimlerinden... İlk kez aranıyor. Savcı talepte bulundu, hakim de 'olur' verdiyse, durum ciddi, bulgular vahim, deliller kaygı verici demektir... Yoksa ne savcı ne de hakim böyle kritik bir birimde arama işine cesaret edebilirdi.
Aramanın sonunda 8 kişi gözaltına alındı. Aralarında Çukurambar'da yakalanan o iki subayla Ankara bölge başkanı da var. Arama ve gözaltılar, olaydan dört gün sonra 'köstebek takibiydi' diye açıklama yapan Genelkurmay'ı tekzip ediyor. Eğer olay dışarıya bilgi sızdıran 'köstebek takibinden' ibaret olsaydı bir askeri mahalde ne arama yapılabilir ne de gözaltılar olurdu. Bu kanaate varmak için özel bilgilere sahip olmaya gerek yok, uzaktan izleyerek de pekala bu sonuca ulaşmak mümkün. Aramanın ve gözaltıların ardından Başkent'te Başbakan Erdoğan-Genelkurmay Başkanı Başbuğ buluşması gerçekleşti. Görüşmenin çok uzun sürmesi heyecan uyandırdı. Tam üç saat. Perşembe günü de iki saat görüşmüşlerdi. Bir gün arayla toplam 5 saatlik görüşme. Yarın da MGK var. Belli ki, Arınç olayı gündeme gelecek. Başbakanlık uzun görüşmenin içeriğini 'iç ve dış güvenlik' olarak açıkladı. Arınç olayının konuşulmaması düşünülemez. Arama kararı, fizikî engeller, gözaltılar Çukurambar'daki esrarengiz olayın basit bir köstebek takibi olmadığını açıkça gösteriyor. Ne olduğu sorusu ise cevapsız...
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Ergenekon soruşturması çerçevesinde uzun süredir aranan emekli tuğgeneral Levent Ersöz Ankara'da yakalandı. Ersöz, bir çok yönüyle soruşturmanın en kilit isimlerinden biri. Peki Levent Ersöz kimdir?
Levent Ersöz birçok yönüyle soruşturmanın en kilit isimlerinden biri. Merak uyandıran konular arasında JİTEM geçmişi, Abdullah Öcalan'ın askeri yetkililerle görüştüğü dönemde İmralı'dan sorumlu komutanı olması, 2003 yılındaki darbe hazırlıkları sırasında Jandarma İstihbarat Dairesi başkanı sıfatıyla yaptığı dinleme faaliyetleri VE PKK'yı rakipsiz bırakan KAWA örgütüne yönelik operasyondaki rolü bulunuyor.
PKK'NIN ÖNÜNÜ AÇAN EKİPTEN
12 Eylül darbesinden hemen önce yurtdışına çıkarılan PKK yeni yeni büyürken önündeki tek engel yurtdışında yapılanan KAWA'dır. PKK'nın rakibi sayılan KAWA terör örgütüne yurtdışında operasyon düzenleme kararı alınır. Operasyon timindekiler bugün herkesin yakından tanıdığı isimler: Nusaybin Tabur Komutanı Binbaşı Veli Küçük, Yüzbaşı Cem Ersever, Levent Ersöz, Atilla Uğur, Cemal Temizöz ve 12 Eylül yönetiminin atadığı Mardin Belediye Başkanı ve Binbaşı Aytekin Özen.
Operasyon timinde toplam 15 kişi yer alır. 12 Aralık gecesi bu 15 kişilik askeri tim Suriye'nin Kamışlı kentinde KAWA örgütünün 18 kişilik tepe kadrosunu ortadan kaldırır. Böylece PKK Kürt kamuoyunda rakipsiz kalır.
İMRALI'NIN KOMUTANI
Öcalan'ın askeri yetkililerle görüştüğünü söylediği dönemde İmralı'dan sorumlu komutan Levent Ersöz'dür. Ergenekon sanıklarından Veli Küçük'ün PKK ile olan ilişkisi de artık mahkemede soruşturuluyor.
SİLOPİ KAYIPLARI
Levent Ersöz, Atilla Uğur ve Veli Küçük asıl yapılanmalarını Güneydoğu'da başlattı. Ersöz 1980'li, 1990'lı ve 2000'li yıllarda bir çok kez bölgede faaliyet gösterdi. Özellikle Şırnak bölgesindeki faaliyetleri ile adını duyurdu. Görev yaptığı 1995-96 yıllarında Şırnak için "Korku Tapınağı" ve "Şırnak Cumhuriyeti" tabiri kullanıldı. Bu bölgede lakabı Sarı Levent'ti. Yüzlerce kayıp olayı yaşandı. İddialara göre Silopi'deki meşhur Botaş Karakolu onun döneminde ölüm mahzeniydi. Cesetler ise asit kuyularına atılıyordu. 2001 yılında meydana gelen meşhur "Silopi Kayıpları" olayı Ersöz'ün Şırnak İl Jandarma Alay komutanlığı döneminde yaşandı.
Kayıplardan Serdar Tanış'ın babası Şuayip Tanış, Levent Ersöz'ün olaydan önce kendisini arayarak, "Oğlun Şırnak topraklarına ayak basarsa öldürürüm" tehdidinde bulunduğunu söylemişti.
ŞEMDİNLİ
Levent Ersöz'ün ismi Silopi Kayıpları davasında Veysel Ateş adıyla birlikte geçiyor. PKK itirafçısı Veysel Ateş en son 2005 yılında Şemdinli'de yaşanan bombalama olayında ortaya çıkmıştı.
ERUYGUR'LA İLİŞKİSİ
Levent Ersöz, Emekli Orgeneral Şener Eruygur'un Jandarma Genel Komutanlığı döneminde Jandarma İstihbarat Başkanı olarak görev yaptığı sıradaki faaliyetleri ile de gündeme geldi.
Ergenekon'dan yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un Jandarma Genel Komutanı olduğu 2003 yılı eylül ayında Jandarma Genel Komutanlığı istihbaratından bir yetkili Urfa Jandarma Alayı'nı arar ve "9 telefon numarasının 3 aylık ayrıntılı görüşme dökümlerini temin edip iletin" der.
ÖZKÖK VE BAKANLARIN TELEFONLARINI DİNLETTİ
Bu olayı kitabında anlatan Şanlıurfa Jandarma Alay Komutanı Albay Erdal Sarızeybek durumdan şüphelenir. Araştırdıklarında dinlenmesi istenen telefonların dönemin başbakan ve genelkurmay başkanının da aralarında bulunduğu devlet yöneticilerine ait olduğu oltaya çıkar.
Bu dinleme skandalı eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli oramiral Özden Örnek'e ait darbe günlüklerindeki gelişmelerle aynı döneme denk geliyor.
MEDYAYI TAKİBE ALDI
Yine Şener Eruygur'un, Jandarma Genel Komutanlığı döneminde medyayı takibe aldırdığı da ortaya çıkmıştı. Bu olayda yine Levent Ersöz rol almıştı.
Dönemin Jandarma İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz ile Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Teknik Takip Daire Başkanı Albay Atilla Uğur, medya patronu ve gazetecilerle sık sık görüşmeler gerçekleştirip kayda almıştı.
Melik Duvaklı
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum