Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ÇAKAL
    Ağa'nın Adamı
    • 27 Haziran 2007
    • 2545

    #316
    Resul Tosun
    11 Temmuz 2009 Cumartesi
    Abbas Hristofyas muhabbeti
    Doğu Türkistan olayları gündemi meşgul ederken ajanslara ilginç bir haber düştü.
    " 'One minute'un karşılığı bu mu?" şeklinde.
    Filistin Yönetiminin uzatmalı Başkanı Mahmud Abbas, Kıbrıs'ın Rum kesimini ziyaret etmiş. İki yönetim arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için temaslarda bulunmuş. Hristofyas'la görüşmüş, görüşme sonrası Hriftosyas İKÖ'de Rum tezlerini savunduğu için Abbas'a teşekkür etmiş, Ramallah'da Rum temsilciliği açılacağını, Güney Kıbrıs'ın, Filistin halkının haklarıyla ilgili BM Komitesi üyeliğini sürdüreceğini, AB içerisinde de Filistinli "kardeşlerinin" davasını desteklemeye devam edeceğini de söylemiş.
    Mahmud Abbas ise, Güney Kıbrıs'ın Filistin halkının haklarının geri alınması, iki devletli bir çözüm çerçevesinde, başkenti Doğu Kudüs olacak bağımsız bir Filistin devleti kurulması mücadelesine verdiği istikrarlı destek için Hristofyas'a teşekkür etmiş.
    Bu haber bizim basında Abbas'ın nankörlüğü şeklinde verildi.
    Abbas'ın İKÖ'de Rum tezlerini savunduğunu doğrusu ben de yeni öğrendim. Ama şaşırmadım. Arap dünyasındaki Abbas ve paralelindeki diplomatların genel yapısını bildiğim için Rum tezlerini savunuyor olmasını yadırgamadım.
    Kimi Arap devletlerinin geçmişte Kıbrıs konusunda Rum tarafını desteklediklerini dış politikayı birazcık takip edenler çok iyi bilirler. Bu politikanın hem bizden hem de Araplardan kaynaklanan sebepleri vardır.
    Bizden kaynaklanan sebeplerin başında, geçmişte İslam dünyasıyla özellikle Arap dünyasıyla ilişkilerimizin fevkalade zayıf olması yatmaktadır. Sırtımızı onlara döndüğümüz için onlar da karşı tarafta yer almışlardır.
    İkinci sebep ise Arap yönetimlerinin anlayışlarından kaynaklanmaktadır. Önemli bir kısmı soğuk savaş döneminde doğu bloğunda yer almışlar, sosyalizmi benimsemişler ve Türkleri de işgalci kabul ederek dış politikada Türkiye aleyhtarı politikalar izlemişlerdir. Bu ülkelerin devlet adamları ve diplomatları kendi halklarının değerleriyle kavgalı bir politika sürdürmüşlerdir.
    Şimdi günümüzde bunların çoğu Türkiye'yle barışık bir politika takip ettikleri için isimlerini zikretmeye gerek yok.
    Bizde Arap denince hemen dindar insan anlaşıldığı için onların arada sırada bize yansıyan söz ve tavırları yadırganır hale gelmiştir. Oysa onların normal düşünce ve yaşantıları öyledir.
    Mesela Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas onlardan biridir.
    Mahmud Abbas, görev süresi dolmuş, oturduğu makamın şağılı fuzulisi bir zat.
    Filistin halkının tercihine saygıyı çok gören bir Filistin lideri.
    İsrail ve batının desteklediği bir lider.
    2006 seçimlerinde Filistinliler HAMAS'ı seçince uygulanan ambargoya teslim olmayı tercih eden bir lider.
    Seçilmiş milletvekillerinin hatta meclis başkanının İsrail tarafından tutuklanmasına sevinen ve serbest bırakılmasını istemeyen Filistin lideri.
    Filistin'in Mısır'a açılan tek kapısı olan Refah kapısının ambargo zamanında bile açılmasını istemeyen ve Gazza'ye uygulanan ambargoya destek veren Filistin lideri.
    Bu zatın Rum tezini savunmasına neden şaşalım ki?
    Kıbrıs Türklerinin durumunun 1974 çıkartmasından önce bugün Filistinlilerin içinde yaşadığı acıları çektiğini hatırlatmaya hacet var mı?
    Hacet yok. Çünkü onlar bunları bilirler ve bile bile Rum tarafını destekleyebilirler.
    Asıl şaşılacak nokta Abbas'ın teşekkür konusudur. Abbas Filistin'de iki devletli çözüme destek verdiği için Hristofyas'a teşekkür ediyor, haberden anlaşıldığına göre o da bunu ikrar ediyor.
    Yani Kıbrıs'ta tek devletli çözümde ısrar eden Hristofyas, Filistin için iki devlet çözümüne destek veriyormuş!
    Hem KKTC hem de Türkiye diplomatları buna ne diyecekler merak ediyorum!
    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

    Yorum

    • ÇAKAL
      Ağa'nın Adamı
      • 27 Haziran 2007
      • 2545

      #317
      HSYK'dan şok eden bilgi notu
      Ergenekon sizin olsun PKK'ya dokunmayın!


      Kriz sürerken önceki akşam ilginç bir gelişme yaşandı. HSYK'dan Adalet Bakanlığı Müsteşarı'na bir not iletildi. Mealen 'tamam biz Ergenekon'a dokunmayalım ama faili meçhul cinayetler ve PKK'ya yönelik operasyonu yapan savcıları istiyoruz.'
      İnanılması güç ama bunlar yaşanıyor. Hukuk ve adaleti temsil etmesi gereken kurullarda 'al bunu ver şunu' üslubuyla pazarlıklar yapılıyor.
      İnsan doğal olarak merak ediyor. PKK'nın şehir yapılanmasını, finans kaynağını, ideologlarını, gençlik yapılanmalarını çökerten son derece başarılı bir operasyondan HSYK neden rahatsız olur?
      Faili meçhullerin aydınlanması, bölge insanının devlete ve adalete güveninin tesis edilmesine kim neden karşı çıkar?
      Acaba Baykal'ın tabiriyle bazı konuların mıncıklanması, derinlemesine incelenmesi istenmeyen şeylerin ortaya dökülmesine mi neden olacak? Ya da bu teklifi yapan kurul üyelerinin niyeti zaten Ergenekon'u gösterip KCK'yı razı etmek miydi? Her şekilde skandal bir tablo. Halk yargıya doğrudan müdahale edenleri affetmez, etmeyecektir de.
      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

      Yorum

      • ÇAKAL
        Ağa'nın Adamı
        • 27 Haziran 2007
        • 2545

        #318
        HSYK'dan darbe girişimi
        Çok geniş kapsamlı bir liste bu... Talep sadece Ergenekon savcı ve hakimlerinin değişikliğiyle de sınırlı değil. Terör örgütü PKK'nın derin yapılanması KCK'yı ortaya çıkaran savcıların da yerlerinin değiştirilmesi isteniyor. Diyarbakır'da faili meçhul cinayetlerin dosyalarını tozlu raflardan indirerek dava açan savcılar da HSYK'nın hedefinde... Neden? Hangi gerekçeyle?
        Ergenekon'un izahı yok da... Diğerlerinin izahı daha zor. Terör örgütünü besleyen damarları kurutmayı amaçlayan KCK operasyonundan kim, niye rahatsız olur? Hayret, faili meçhullerin aydınlatılmasından gocunanlar mı var? Haberlere bakılırsa kimi HSYK üyeleri Diyarbakır değişikliğinde daha çok ısrarcıymış. Bunun bir sebebi olmalı. Acaba ne ola? Neden HSYK, Diyarbakır'da terör örgütüne yönelik davaları yürüten hakim ve savcıları değiştirmek istiyor?
        HSYK'nın girişimi Vatan'ın başyazarı Güngör Mengi'yi de isyan ettirdi. HSYK üyelerini dikkatli davranmaya çağıran Mengi, 'Yargının bağımsızlığına yönelen güvensizliği şu dönemde haklı çıkaracak müdahaleler Türkiye'yi kaosa sürükler. Ergenekon davasına yönelecek müdahale adaletin iflası, adaletin yıkımı olur' diye yazdı. Mengi uyarısında haksız değil, onun gibi düşünenlerin sayısı çok.
        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

        Yorum

        • ÇAKAL
          Ağa'nın Adamı
          • 27 Haziran 2007
          • 2545

          #319
          Türk sigara pazarı 5 yabancının elinde

          Kamuya açık kapalı yerlerde sigaranın yasaklanması toplumun büyük kesimi tarafından olumlu karşılandı. Yasağa en çok karşı çıkanlar ise Türkiye pazarının hâkimi 5 yabancı sigara üreticisi oldu.

          http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/H...0elinde&ver=19
          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

          Yorum

          • ÇAKAL
            Ağa'nın Adamı
            • 27 Haziran 2007
            • 2545

            #320
            Yapsın tabii.En azından askerin yemeği boşa gitmemiş olur.

            Bilal Erdoğan haftalık iznini kullandı


            20 Temmuz 2009 Pazartesi







            Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, vatani görevini yaptığı Burdur’da haftalık iznini kullandı. 58. Piyade Er Eğitim Alay Komutanlığı’nda askerlik yapan Bilal Erdoğan, çarşı iznini eşi ve çocuğuyla birlikte Grand Özeren Otel’de geçirdi. Erdoğan, izninin bitmesinin ardından, Burdur Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından birliğine teslim edildi. Erdoğan, 21 Temmuz Salı akşamı vatani görevini tamamlayacak ve 22 Temmuz Çarşamba sabahı terhis edilecek.
            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

            Yorum

            • MAGGGMA
              ...................
              • 12 Haziran 2007
              • 1375

              #321
              Nabucco anlaşmasında en ilginç madde

              BTC anlaşmasında riskler arasında yer alan darbe olasılığı Nabucco'ya konulmadı. Yıllardır dış borçta darbe ihtimali nedeniyle ek risk primi ödeyen Türkiye sınıf atladı.
              21. yüzyılın projesi olarak nitelendirilen ve Rusya’nın Avrupa’daki gaz tekelinin kırılmasını sağlayacak olan Nabucco Projesi, 5 milyar Euro’luk en büyük dış yatırım, 15 bin kişiye iş imkanı ve ucuz doğalgaz tedariki dışında Türkiye’ye uluslararası piyasalarda önemli bir kazanım daha sağladı. Nabucco Projesi’nde, güvenliğin AB’nin oluşturacağı özel güvenlik birimi tarafından sağlanacağı sürprizinin ardından ikinci sürpriz düzenlemenin de ‘darbe kriterinde’ yaşandığı belirlendi. Yıllardır ‘darbe’ riski yüzünden uluslararası piyasalarda risk pirimi ödeyen Türkiye, yüzyılın projesi Nabucco’yla bu statüden kurtuldu. AK Parti Hükümeti’nin AB üyeliği yolunda aldığı kararlar ve sivilleşme yolunda attığı adımlar nedeniyle ‘darbe’ Nabucco Projesi’nde olası riskler arasında yer almadı. Oysa 20. yüzyılın projesi olarak nitelendirilen Bakü Tiflis Ceyhan (BTC) Boru Hattı Projesi’nde ise, projeyi tehdit edebilecek unsurlar arasında darbe ihtimali de risk olarak sayılmıştı.

              BTC’DE RİSK SAYILDI


              BTC anlaşmasının 12’inci maddesinin 1’inci fıkrasında darbe ile ilgili hüküm şu şekilde yer almıştı: ‘Tüm proje boyunca devlet makamları tüm kişilerin güvenliğini sağlayacak, tesisler ve kişileri iç savaş sabotaj, abluka, ihtilal, ayaklanma, isyan, karışıklık, terörizm, adam kaçırma, ticari zorbalık, organize suç veya diğer tahripkar olaylardan kaynaklanan tüm zarar ve ziyana karşı koruyacaktır.’ Yani Türkiye, ‘ihtilal’ durumunda BTC için yüklü tazminat ödemek zorunda kalma riski bulunurken, bu durum Nabucco’da değişti. Nabucco Projesi’nin, anlaşma metinlerinin hazırlanmasında BTC anlaşmasının metinleri baz alınırken Nabucco’nun önündeki riskler tartışıldı. AB bu kez, metnin hazırlıkları sırasında, darbeyi projenin önündeki riskler arasında kabul edilmesi yönünde bir talepte bulunmadı. Doğal afet ve savaş durumu gibi diğer beklenmedik olaylar ise ‘mücbir sebep’ olarak anlaşmada yer aldı.

              Türkiye’ye bakışları değişti


              Ekonomi bürokratları, AB’nin Türkiye’ye bakışının da değiştiğini bildirdiler. Yetkililer, Nabucco ile AB’nin darbeyi risk primi dışına çıkarmasının Türkiye’nin demokrasisi açısından da büyük bir dönüm noktası olduğunu vurguladılar.

              STAR

              Yorum

              • ÇAKAL
                Ağa'nın Adamı
                • 27 Haziran 2007
                • 2545

                #322
                Maçlar TRT’de parasız yayınlanacak.

                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                Yorum

                • ÇAKAL
                  Ağa'nın Adamı
                  • 27 Haziran 2007
                  • 2545

                  #323
                  Doğan'ın Petrol Oyunu!

                  Doğan'ın ve Avusturyalı OMV'nin iki kez yalanladığı Petrol Ofisi'nin satışında yeni bir evreye geçildi. Doğan, “zaman baskısı olmadan” görüşmelerin başlayacağını açıkladı. “Görüşmeler sonunda, mevcut yapıda ortaklığa devam kararı da çıkabilir” dedi. Haber duyurulmadan bir gün önce yaşanan sert hisse yükselişi ise akıllara “insider”ı getirdi

                  MEHMET ALİ ERGÜN
                  Yılbaşından bu yana piyasada sessiz şekilde kulaktan kulağa fısıldanan haber gerçek oldu. Dün Doğan Holding'ten borsaya gönderilen açıklamada, Petrol Ofisi hisselerinin kısmen veya tamamen Avustralyalı enerji şirketi OMV'ye satılmasına yönelik görüşmelere başlanmasına karar verildiği duyuruldu. Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş'nin Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yayımlanan açıklamasında, şirketin sahibi olduğu Petrol Ofisi hisselerinin kısmen veya tamamen Petrol Ofisi A.Ş'de yönetim ortağı durumundaki OMV'ye satılmasına yönelik görüşmelere başlanmasına karar verildiği kaydedildi.

                  İKİ UCU AÇIK GÖRÜŞME!
                  Mevcut durumda Petrol Ofisi'nde Doğan Holding'in yüzde 54,17, OMV'nin ise yüzde 41,58 hissesi bulunduğu hatırlatılan açıklamada, 'OMV ile Petrol Ofisi'ndeki ortaklığımız uyum içerisinde yürütülmekte olup, taraflar üzerlerinde herhangi bir zaman baskısı olmadan portföylerini optimize etmek niyeti ile görüşmelere başlama kararı almış olup, görüşmeler sonunda mevcut yapıda ortaklığa devam edilmesine de karar verilebilir' denildi.
                  KESİNLİK YOK, SATMAYABİLİRİZ!
                  Yani Doğan'ın borsaya gönderdiği açıklamaya göre bu görüşme "zaman baskısı" olmadan yıllarca devam edebilir. Bilindiği gibi mevcut durumda Petrol Ofisi'nin yüzde 40,19'u OMV'nin elinde bulunuyor. Halka açık kısım düşüldüğünde çoğunluk hisse ise Doğan Grubu tarafından yönetiliyor. Bu uzun sürecin sonunda ise hiçbirşey çıkmayabilir ve mevcut hisse payları etrafında ortaklık sürebilir…
                  YILBAŞINDAN BERİ BİLİNİYORDU
                  Yeni Şafak Gazetesi'nin 24 Ocak 2009 tarihli "Satış söylentisi Petrol Ofisi'ni uçurdu" başlıklı haberi, Aydın Doğan'ın POAŞ'ı OMV'ye sattığı ya da satmak üzere olduğu bilgisine yer veriyordu. Piyasa koridorlarında konuşulan bu dedikodu etrafında, Doğan Grubu hisselerinde ciddi fiyat hareketleri yaşandı. 2 Ocak 2009 tarihinden 4 Ağustos 2009'a kadar geçen sürede ortalama yüzde 100 yükselen grup hisseleri, piyasa değeri anlamında da ciddi artışlar kaydetti.
                  DEĞERİ 4,2 MİLYAR LİRA ARTTI
                  Örneğin, sadece Doğan Holding, Doğan Yayın Holding ve Petrol Ofisi'nin toplam piyasa değeri, 4 milyar 256 milyon lira arttı. 2 Ocak'ta 1 milyar 560 milyon lira olan Doğan Holding'in değeri 3 milyar liraya, 1 milyar 606 milyon lira olan Petrol Ofisi'nin değeri 3 milyar 638 milyon liraya ve 445 milyon lira olan olan Doğan Yayın Holding'in piyasa değeri ise 1 milyar 191 milyon liraya yükseldi.
                  GÖRÜŞME YOK DEDİLER, AMA
                  Bu arada satış haberine farklı bir gözle bakmak gerektiğini anlatan uzmanlara göre Doğan Grubu hisselerinde aylardır gerçekleştirilen hisse işlemlerini masaya yatırmak gerektiğini söylüyorlar. Hisselerde ciddi bir "insider trading" (içerden bilgi alarak kazanç sağlama) şüphesi bulunduğu belirtilirken, aylardır OMV'ye satış konusunda dedikodu mahiyetinde kulaktan kulağa dolaşan bilgiler olduğunu fakat, iki kez hem OMV, hem de Doğan Grubu tarafından "Böyle bir satış da yoktur, görüşme de yoktur. Doğan Grubu, POAŞ hisselerini satmayı düşünmemektedir" açıklamasının çelişki doğurduğu belirtiliyor. Son olarak 29 Nisan 2009 tarihinde OMV CEO'su Yeni Şafak'ın haberini yalanlama yoluna gitmiş ve "OMV'nin şimdilik böyle bir niyeti yok" açıklamasında bulunmuştu. Petrol Ofisi'nin ana hissedarlarından OMV'nin CEO'su Wolfgang Ruttenstorfer, Petrol Ofisi hissesi alma konusunda şirketin diğer büyük hissedarı Doğan Holding ile görüşme yapmadıklarını açıklamıştı. Ruttenstorfer, Viyana'daki bir brifingde "Bu doğru değil. Bu haberin hiçbir temeli yok" demişti Yeni Şafak'ın 25 Nisan'daki "Avusturyalı OMV POAŞ'a göz dikti" haberi üzerine borsaya bir açıklama göndermek zorunda kalan Doğan Holding, hisselerin OMV'ye satılması veya OMV'nin sahibi bulunduğu hisselerin şirket tarafından satın alınması yönünde bir görüşme sürecinin gündemde olmadığını söylemişti. Doğan Holding'ten İMKB'ye yapılan açıklamada, bir yayın organında (Yeni Şafak), POAŞ hisselerinin tamamının ortağı OMV'ye satılması veya OMV'nin sahibi bulunduğu hisselerin şirket tarafından satın alınması yönünde pazarlık yapıldığı şeklinde bir yazının yer aldığının görüldüğü hatırlatıldı.
                  GERÇEK ÇIKTI!
                  Açıklamada şöyle denildi: "Mevcut durum itibariyle, zaten içeriğinde dedikodu niteliğinde olduğu belirtilen yazıda iddia edildiği gibi POAŞ hisselerinin ortağımız veya başka bir kişi/kuruluşa satılması veya ortağımızdan satın alınması yönünde bir görüşme süreci gündemde değildir. Şirketimiz sermaye piyasası mevzuatının kamuya açıklama yapma zorunluluğu ile ilgili düzenlemelerine uyuma hassasiyetle özen göstermekte olup, kamuya açıklanması zorunlu durumlar ortaya çıktığında gerekli bildirimler zamanında yapılmaktadır. Bu nedenle, şirketimiz kaynaklı olmayan ve dedikodu mahiyetindeki ifade ve yazılara yatırımcılarımızın olası mağduriyetlerinin önlenmesi açısından itibar edilmemesi gerektiği değerlendirilmektedir."

                  Petrol Ofisi günlüğü
                  23 Ocak 2009: Aydın Doğan'ın POAŞ hisselerini OMV'ye sattığı ya da satmak üzere olduğu haberleri gündeme bomba gibi düştü. Fatih Altaylı, söz konusu tarihli köşe yazısında "POAŞ hisselerini OMV'ye satıyormuş. Bilgiler çok üst düzeyden geldiği için inandırıcı. Rakam da makul" ifadelerine yer verdi.
                  31 Mart 2009: OMV, Macar enerji şirketi MOL'deki yüzde 21,2 hissesini, 1,4 milyar avroya sattı. Bu satışın ardından Yeni Şafak sayfa manşetine taşıdığı haberde "OMV, satış gelirini Petrol Ofisi'nde hisse almak için mi kullanacak?" sorusunu gündeme taşıdı
                  25 Nisan 2009: "Avusturyalı OVM, POAŞ'a göz dikti" haberini sayfa manşetine taşıyan Yeni Şafak, "Küresel krizde 5 milyar avroluk bir savaş bütçesi oluşturarak pazar payını büyütmek isteyen OMV, Petrol Ofisi'nin çoğunluk hisesini ele geçirmek için düğmeye bastı" ifadelerini kullandı.
                  29 Nisan 2009: Yeni Şafak'ın haberini yalanlayan OMV'nin CEO'su Wolfgang Ruttenstorfer "Haberin hiçbir temeli yok. Böyle bir görüşme içinde değiliz" dedi.
                  30 Nisan 2009: Yeni Şafak'ın haberine bir yalanlama da Doğan Holding'ten geldi. Doğan Holding, borsaya gönderdiği açıklamasında "Yazıda iddia edildiği gibi POAŞ hisselerinin ortağımız veya başka bir kişi/kuruluşa satılması veya ortağımızdan satın alınması yönünde bir görüşme süreci gündemde değildir" denildi
                  5 Ağustos 2008: Doğan Grubu, Petrol Ofisi hisselerinin OMV'ye satışı konusunda görüşmelere başlamaya karar verildiğini bildirdi.

                  En sosyetik insider iddiası
                  Öte yandan 4 Ağustos'ta Doğan Holding, Doğan Yayın Holding ve Petrol Ofisi hisselerinde borsadaki yatay seyire rağmen yüzde 10'luk yükseliş dikkat çekmişti. Söz konusu gün grup hisselerinde yaşanan sert yükselişin gerekçesini yatırımcılar, 5 Ağustos sabahı öğrendiler. Borsa koridorlarında konuşulanlara göre Doğan-OMV görüşme haberini önceden alan ve aralarında sosyetik eğlence mekanlarından birinin sahibinin de bulunduğu bir grup oyuncu uzun süredir hisse operasyonu gerçekleştiriyorlar. Oyuncuların üç aracı kurum üzerinden Doğan Holding tahtasında işlem yaptıkları belirtilirken, "yancı" diye tabir ettikleri yakın çevrelerine ise Petrol Ofisi hissesi aldırdıklarına dikkat çekiliyor.

                  Doğan POAŞ'ı neden satar?
                  Doğan Yayın'ın 2009'da yaklaşık 700 milyon lira finansal borcunun vadesi geldi. 744 milyon liralık alacağının yüzde 10'u da şüpheli alacak konumunda. Bunun dışında 861 milyon liralık vergi cezası da Doğan Grubu'nu maddi olarak iyice köşeye sıkıştırmış durumda. Öte yandan grup, basın sektörüne daha fazla ağırlık verme kararı aldı. Bu nedenle grup enerjisini ağırlıklı olarak medya ve reklam alanına yöneltmek isteyecek.
                  Artan ihtiyaçlar ilk olarak şirketlerde bir bedelli sermaye artışını gündeme getirdi ve SPK'dan bu konuda izin alınarak bedelli yoluna gidildi. Bu bedelli sermaye artışının ihtiyaçlara cevap verip veremeyeceğine bakılacak. Bunun ardından "Uzun bir süreç" denilen POAŞ hisselerinin satışı konusunda karara varılacak. Görüşmeler sonunda ise POAŞ hisselerinin satılıp satılmayacağına karar verilecek.

                  Altı ayda 748 milyon $ kazandı
                  Hatırlanacağı üzere Petrol Ofisi ihalesine ortak olarak giren İş Bankası elinde bulundurduğu yüzde 44 oranındaki Petrol Ofisi hisselerini 5 Eylül 2005 tarihinde 616 milyon dolar karşılığında Doğan Grubu'na satmış, Doğan Grubu ise aynı hisseleri aradan 6 ay geçtikten sonra 1 milyar 54 milyon dolar karşılığında OMV'ye devretmişti. Yani Doğan Grubu, İş Bankası'ndan ucuza aldığı hisseleri 6 ay sonra 748 milyon dolar karla Avusturyalılara pazarlamıştı.

                  Bağış şartında orta yol arayışı
                  Aydın Doğan'ın Petrol Ofisi hisselerinin satışına karşılık, Aydın Doğan Vakfı'na 100 milyon dolarlık bağış yapma şartına OMV'nin, henüz net bir cevap vermediği belirtiliyor. OMV'nin, Avusturya'daki vergi yasaları nedeniyle bu miktar bir bağışın yapılmasının imkansız olduğunu Doğan Grubu'na bildirdiğine vurgu yapılırken, bu şartın esnetilmesi yönünde çalışmalar yapılacağı belirtiliyor. Öte yandan yatırımcılara hisse alımı ve satımı konusunda da uyarılarda bulunan Gedik Yatırım Araştırma Müdürü Onur Mutlu, "Petrol Ofisi hisseleri, şu an değerinin altında işlem görüyor. Doğan Holding hisselerinde de şu anki yükselişin anlamı olduğunu düşünüyorum. Çünkü şirketin kasasına para girmesi hedefleniyor. Ama spekülasyona ve manipülasyona çok açık durumlar var. Örneğin tüm bunları söylerken piyasa değeri 3 milyar dolara geldikten sonra yatırımcılara bu hisseden uzak durun deriz" diyor.

                  06.08.2009
                  Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                  Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                  Yorum

                  • ÇAKAL
                    Ağa'nın Adamı
                    • 27 Haziran 2007
                    • 2545

                    #324
                    Savcı Öz’ün koruması hücre lideri çıktı



                    İDDİANAMEDE yer alan en çarpıcı iddialardan biri Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün karısı ve çocuklarını korumakla görevli ekipteki bir polis memurunun hücre lideri çıkması.

                    Üstelik bu polisin Savcı Öz tarafından bizzat tutuklattırılması. İddianameye göre, Öz’ün koruması olan polis memuru Kenan Temur, Ermeni Patriği Mesrop Mutafyan’a düzenlenecek suikast planında eylem hücresinin lideriydi. İbrahim Şahin’in evinde ele geçirilen belgelerde yer alan planda kod adları verilen diğer suikast timi üyelerinin lideri olarak geçiyordu.
                    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                    Yorum

                    • simurg
                      Administrator
                      • 10 Mart 2007
                      • 9248

                      #325
                      3G diye hemen sevinmeyin!



                      Türkiye, 30 Temmuz'da cep telefonundan görüntülü konuşma, video izleme gibi özellikleri içeren 3G teknolojisiyle tanışırken aboneler virüs tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Video ve resimlerden oluşan MMS (Multi Medya Mesajlaşma Servisi) sebebiyle Türkiye'deki cep telefonları da bilgisayarlar gibi virüsle tanışacak.





                      Cep telefonlarına yönelik yazılan ve yayılan virüslerin sayısı dünyada bine ulaştı. Akıllı telefonlara çoğunlukla Bluetooth ve MMS vasıtasıyla bulaşan virüsler, internete uzaktan erişimi açma, gizli olarak ücretli SMS yollama, telefon fonksiyonlarını kilitleme, diğer virüsleri cihaza taşıma, bilgileri çalma veya silme, bağlandığı bilgisayara virüsü bulaştırıp yayma gibi işlemler yapıyor. Teknoloji şirketi Kaspersky Lab'ın teknik yöneticisi Bülent Uysaler, virüslerin akıllı telefonları, e-posta alınıp gönderildikleri, gizli bilgileri saklayıp banka işlemleri yaptıkları ve kurumsal kaynaklara erişilebildikleri için hedef olarak seçtiğini belirtiyor. İspanya'da 2007 yılında 110 bin cihaza ComWar virüsü bulaşırken, Rusya'da Viver virüsünden dolayı bir günde 500'den fazla cihaz zarar gördü. Batı Avrupa telefon operatörlerine göre MMS trafiğinin yüzde 8'i virüslü.
                      Bilişim Muhabirleri Derneği'nin Kaspersky Türkiye ofisi ile dernek üyelerine yönelik Swiss Otel'de düzenlediği mobil güvenlik seminerinde konuşan Bülent Uysaler, günümüzde akıllı telefon kullanımının artmasıyla birlikte ortaya çıkan güvenlik sorununa değindi. Gartner'ın ekonomik kriz öncesinde yaptığı tahminlere göre 2008'de yaklaşık 140 milyon akıllı telefon satıldı. Bu yıl yaklaşık 272 milyon akıllı telefon satılması beklenirken, 2010'da bu rakamın 410 milyona ulaşması öngörülüyor.

                      En meşhur virüs
                      Caribe, bataryayı çabuk bitiriyor
                      Şu an telefonlara bulaşmış bin kadar virüsten en meşhuru olan Cabir, diğer adıyla Caribe; konser, spor aktiviteleri, havaalanı, tren istasyonu gibi seyahat merkezlerinde Bluetooth üzerinden ilgi çekici bir dosya göndererek telefon sahibinin kabul etmesini sağlıyor. Telefonu sürekli çalıştırdığı için cihazın pilini çabuk bitiriyor. Her virüs farklı bir zarar verirken güvenlik yazılım şirketi Kaspersky Lab, yeni ürünü Mobile Security 8,0 ile hem virüse hem de telefon hırsızlarına karşı koruma sağlıyor. Böylece mevcut bilgilerin çalınıp başkalarının eline geçmesine engel oluyor.
                      Zaman
                      https://twitter.com/keyborsa_simurg

                      Yorum

                      • ÇAKAL
                        Ağa'nın Adamı
                        • 27 Haziran 2007
                        • 2545

                        #326
                        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                        Yorum

                        • simurg
                          Administrator
                          • 10 Mart 2007
                          • 9248

                          #327
                          -''2023'te nasıl bır turkıye'' panelı
                          -prof. Dr. Yalcıntas: ''medenı bır ulkede
                          'darbe' dıye bır sey olabılır mı? Bununla 100.
                          Yıla gıderken bu ayıptan kurtulmamız lazım.
                          Yuzumuz bununla egık olmamalıdır''
                          -eskı mıt daıre baskanı prof. Dr. Kaynak:
                          ''ergenekoncuları mahkum edecekler, ondan
                          sonra sıyası bır af cıkacak''

                          (fotograflı - goruntulu)

                          trabzon (a.a) - 08.08.2009 - ''hocaların hocası'' unvanına sahıp eskı
                          parlamenter prof. Dr. Nevzat yalcıntas, ''medenı bır ulkede 'darbe' dıye bır sey
                          olabılır mı? Bununla 100. Yıla gıderken bu ayıptan kurtulmamız lazım. Yuzumuz
                          bununla egık olmamalıdır'' dedı.
                          Yalcıntas, trabzon'un of ılcesınde kaymakamlık ve beledıye baskanlıgınca
                          organıze edılen ''2023'te nasıl bır turkıye'' konulu panelde yaptıgı konusmada,
                          medenı bır ulkede 'darbe' dıye bır sey olamayacagını vurguladı.
                          ''ınsanlara 'ulkeyı ıdare edesınız' dıye verılıyor o sıfatlar'' dıyen
                          yalcıntas soyle devam ettı:
                          ''ben de senelerce devlet memurlugu yaptım. Anayasa, kanunlar ve
                          yonetmelıkler vardır. Ondan sonra oturup, sıze verılen ıslerı guclerı bırakıp,
                          'kımı nasıl tevkıf edecegım, hangı sılahları nereye gomecegım' dıye
                          dusunuyorsunuz. Bununla 100. Yıla gıderken bu ayıptan kurtulmamız lazım. Yuzumuz
                          bununla egık olmamalıdır. Bunlar ıcerıde guvenı zayıflatıyor ve vatandası
                          tedırgın edıyor. Guven ve ıstıkrar da tabıı kı sarsılıyor'' dıye konustu.
                          Yalcıntas, turkıye'dekı nufus artıs oranında gozle gorulur bır sekılde
                          dusus yasandıgını, buna karsın onemlı tedbırler alınması gerektıgını belırttı.

                          -nufusun onemı-

                          demografının butun gelısmelerın arkasındakı en onemlı guc oldugunu ısaret
                          eden yalcıntas, sunları kaydettı:
                          ''demografı ıncelenınce ulkenın ıstıkbalı gozukur. Turkıye su an son
                          sayımlara gore 72 mılyon nufusa sahıp. Bız artan nufusu olan bır ulke olmamıza
                          ragmen, bu artıs sayısı sureklı dusuyor. Turkıye'de en cok nufus artısı 1950 ıle
                          1955 yılları arasında oldu. 2.8'den 1.6 ve 1.4'e dustu. Bu asagıya dogru ınıyor.
                          Ancak basbakan'ın dedıgı dogrudur. Tayyıp beyın her yere gıttıgınde 'uc cocuk
                          yapın' demesı hafıfe alınıyor. Bıraz matematık bılen bunun hesaplamasını
                          yapabılır. Turkıye eger kendıne bu konuda onlemler almazsa, bu rakamlar gıderek
                          dusecektır.''

                          -prof. Dr. Mahır kaynak-

                          eskı mıllı ıstıhbarat teskılatı (mıt) daıre baskanı prof. Dr. Mahır
                          kaynak, ıse dun arkadaslarıyla konustuklarını ve kendısıne, 'bu ergenekon ne
                          olacak' dıye sorduklarını belırterek, soyle konustu:
                          ''bız turkıye olarak demokrasıye bazen darbe ıle ulasırız. 1960 yılında
                          halkın temsılcılerı ve secılmıslerı dıktatorluk yapıyorlardı. Bızler, darbe ıle
                          demokrasıye gıttık. Bu ne olacak bılıyor musunuz? Ergenekoncuları mahkum
                          edecekler, ondan sonra sıyası bır af cıkacak. Sıyası afta, pkk'lıları affedıp de
                          otekılerı ıcerıde tutamazsın. O halde ne olacak? Sız sonuca bakın, soylenenlere
                          bakmayın.''

                          -asala'yı 3 kısıyle hallettınız. Pkk'yı
                          da 33 kısıyle halletseydınız''-

                          ''turkıye gıbı bır devletın, 25 yıl pkk ıle ugrasmasının bır anlamı var
                          mı?'' dıye soran kaynak soyle devam ettı:
                          ''oysa sız turkıye olarak, turkıye'den toprak koparmayı ısteyen asala'yı
                          uc kısı ıle hallettınız. Bunu da 33 kısı ıle halletseydınız. Turkıye'den toprak
                          koparacak bır orgut, uc kısıyle bertaraf edılemez veya uc kısıyle bertaraf edılen
                          orgut, turkıye'den toprak koparamaz. Bu soyledıklerım sızlerı rahatsız edebılır.
                          Ben bunları nıcın soyluyorum bılıyor musunuz? 2023 yılında bız dunyanın
                          ıcerısınde olacagız.''
                          kaynak, turkıye'de 'kurt meselesı' dıye bır sorunun bulunmadıgını
                          savunarak, sunları kaydettı:
                          ''sız 'kurt meselesı var' deyın, benım ıcın yoktur, kusura bakmayın. 30
                          bın kısı nıcın oldu, onları anlatabılırız, ancak vaktımız kısa. Ama sızden cok
                          kulturlu olmanız ıstendı. Kurt'e kurt dıyın, laz'a laz dıyın. Bunu dedınız mı,
                          dedınız. Bolgede ıslam ortak payda. O halde sız ıslam'a sırtınızı donemezsınız.
                          Af cıkarmak ıcın de ergenekon fılan ıcat ettınız, onunla da affı cıkarırsınız,
                          cok guzel bır ulke olur. Bu ulkenın 2023'dekı manzarası soyledır, bu bolgede
                          egemenlık kurulacaktır. Bız bolgenın ezılmıslıgıne karsı, bu bolgeyı savunan bır
                          guc olacagız. Onun ıcın askerı gucumuz cok olacak. Avrupa captan dusecek ve
                          avrupa bırlıgı olmayacak.''
                          sıyaset bılımcı prof. Dr. Mumtazer turkone'nın yonettıgı panelı, ak partı
                          ıstanbul mılletvekılı ozlem pıltanoglu turkone ıle ak partı trabzon mılletvekılı
                          kemalettın goktas ve cok sayıda davetlı ızledı.
                          (ba-ty-kak)
                          20:06 08/08/09
                          --aa--
                          https://twitter.com/keyborsa_simurg

                          Yorum

                          • ÇAKAL
                            Ağa'nın Adamı
                            • 27 Haziran 2007
                            • 2545

                            #328
                            Bahçeli'den sert yanıt

                            ‘MHP’ye baskı iddiası hezeyandan ibaret’
                            MHP lideri Bahçeli “Ergenekon tehdidiyle erken seçim kararı aldı” iddiasına sert yanıt verdi. Recai Birgün’ün iddalarını bütünüyle gerçek dışı olarak nitelendiren Bahçeli, “İddialar marazi bir ruh halinin tezahürüdür” dedi.
                            ANKARA- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 2002 yılında “Ergenekon’un tehdi ve partisinin bölüneceği endişesiyle” koalisyon ortağı Bülent Ecevit’e danışmadan erken seçim kararı aldığı yolundaki iddiayı sert bir dille yalanladı. Bu iddiaları Ergenekon savcılarına verdiği ifadede dillendiren Ecevit’in eski koruma müdürü, Recai Birgün’ü “haddini aşmakla” suçlayan Bahçeli, “İddiaları bütünüyle gerçek dışı hezeyanlardır. Marazi bir ruh halinin tezahürüdür” dedi. Bahçeli dün yaptığı yazılı açıklamada, Birgün’ün basına da yansıyan ifadelerini anımsatarak, şunları söyledi: “Adı geçen şahsın 57. koalisyon hükümeti döneminde 2002 yılında MHP’nin erken seçime gidilmesi kararında etkili olan nedenler hakkındaki iddiaları bütünüyle gerçek dışı hezeyanlardır. Dönemin Başbakanı’nın koruma müdürünün görevi ve konumunun esasen bu konularda bilgi ve fikir sahibi olmasına imkan vermeyeceği ortadadır. MHP’yi asılsız iddia ve ithamlarla hedef almaya yeltenmek ve bunları bir hukuki süreçte özel amaçlarla malzeme olarak kullanmak siyasi, hukuki ve ahlaki meşruiyet sınırlarını aşan çok vahim bir gaflettir. 2002 yılında yaşanan gelişmeleri maksatlı olarak saptırmak ve MHP’nin baskı ve tehditle hareket ettiğini iddia edebilmek aynı zamanda marazi bir ruh halinin tezahürüdür. Konumu, sıfatı ve görevi ne olursa olsun herkes haddini ve hududunu bilmek ve böylesine yalan ve iftiralara başvurmanın doğuracağı ağır sonuçları çok iyi düşünmek durumundadır.”

                            Birgün ne demişti?

                            Ergenekon kapsamında bilgisine başvurulan eski DSP’li bağımsız milletvekili Recai Birgün ifadesinde, koalisyon hükümeti döneminde Ergenekon’un Bahçeli’yi “Partin ikiye bölünecek” biçiminde tehdit ettiğini, bu nedenle de Bahçeli’nin Ecevit’e danışmadan erken seçim kararı aldığını iddia etmiş ve şunları söylemişti: “Sonraki süreçte MHP Genel Başkanı’na ’Şu anda DSP ikiye bölündü. Meclis’te ikinci parti sen görünüyorsun. Bu şekilde hükümeti boz, biz Ecevitsiz bir hükümet formülünü gündeme getirip seni başbakan yapacağız’ dediler. Ancak Bahçeli, bu formüle sıcak bakmadı. Çünkü Meclis’te tek başına iktidar olamayacağını biliyordu. Daha sonra bize gelen bilgilere göre, Bahçeli’ye ’Eğer hükümetten çekilmezsen DSP’ye yapılan operasyon senin partine de yapılacak, partin ikiye bölünecek’ diye tehdit ve baskı gelince o tarihte Ecevit’in bilgisi olmaksızın koalisyon hükümetinden ayrı erken seçim kararı aldığını ilan etti” dedi.
                            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                            Yorum

                            • ÇAKAL
                              Ağa'nın Adamı
                              • 27 Haziran 2007
                              • 2545

                              #329
                              Vural'a sorsan Tillo'luyum der




                              BEHÇET GÜNGÖR
                              Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Güroymak'ı eski ismiyle andığı için Cumhurbaşkanı'na “Bizans Tekfuru” diyen MHP'li Oktay Vural'a tepki gösterdi. Bu sözlerin eleştiri değil hakaret olduğunu belirten Arınç, Vural'la ilgili olarak ilginç bir bilgi verdi: “Siirt'in 'Tillo' ilçesinin resmi ismi 'Aydınlar' şeklindedir. Vural da bu ilçedendir. Kendisine 'Nerelisiniz?' diye sorsanız 'Tilloluyum' der.” Arınç, Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in de Meclis çatısı altında yaptığı konuşmalarda defalarca Tunceli için, ilin cumhuriyet öncesi ismi olan 'Dersim'i kullandığını hatırlattı: “Genç, 'Dersim' derken kılı kıpırdamayanlar, Güroymak için 'Norşin' denince kıyameti kopardılar.
                              12.08.2009
                              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                              Yorum

                              • ÇAKAL
                                Ağa'nın Adamı
                                • 27 Haziran 2007
                                • 2545

                                #330


                                İslam’ı göz ardı edebilir misiniz?
                                80 küsur yılda yapılan, maalesef Türkiye'yi, Lozan'da İtilaf devletlerinin arzuladığı noktaya getirmiştir.


                                Ahmet TAŞGETİREN yazdı…

                                İslam’ı göz ardı edebilir misiniz?
                                Lozan'da Türkiye, hiç olmazsa bu toprakların Müslüman halklarının bölünmesine yönelik emperyalist hesapların farkındadır ve Türkler ile Kürtler'in Müslümanlığından yola çıkarak bir bütünlük tezi savunur.
                                Ben diyorum ki:
                                Lozan sonrasında, orada savunulan bu bütünlük tezi terk edildi ve başka bir format üzerinden bütünlük tezi kurgulanmaya çalışıldı.
                                Ben diyorum ki:
                                80 küsur yılda yapılan, maalesef Türkiye'yi, Lozan'da İtilaf devletlerinin arzuladığı noktaya getirmiştir.
                                Şimdi Türkiye, etnik aidiyetlerin bu ölçüde ortaya çıkması karşısında Lozan'daki tezini bile savunacak durumda görünmüyor.
                                Gülay Göktürk, Türkler'le Kürtler'in ilişkilerinde İslam herhangi bir ortak duygu zemini oluşturmuyor mu demek istiyor?
                                Ya da İslam var ama çok az mı demek istiyor?
                                İslam hiç dikkate alınmasın mı demek istiyor?
                                Böyle ortak payda bilmem ne, toplumlar için bunların anlamı yok mu demek istiyor?
                                Şöyle bir soru üzerinde düşünsek:
                                Hiçbir ortak paydamız yoksa demokrasi ve özgürlükler etnik aidiyet duygusu bilenmiş bir topluluğu diğeri ile neden bir arada tutsun?
                                Neden ayrı bir toprak parçası içinde kendi özgürlük ve demokrasi düzenini inşa etmeyi tercih etmesin?
                                Akrabalıklar... Evlenmeler, birbirine karışmalar var...
                                Peki, bunlar nasıl var olmuş?
                                Yani diyelim Türkler ya da Kürtler, neden Hristiyan toplumlarla evlilikler yapmıyor da birbiri ile evlilik yapıyor?
                                Bunda da İslam'ın sağladığı iklim yakınlığı yok mu?
                                Bizi petrol ya da doğalgaz boru hatları bağlasın ama İslam bağlamasın...
                                Bu mudur?
                                "İslam'ın bu topraklar için stratejik anlamı" ifadesini kullandım. Bir iman olayı değil burada bahsettiğim. Bir sosyal gerçeklik...
                                Diyorum ki askere ve CHP'ye:
                                İslam'ı bir iman olayı ya da sistem yapılanması olarak dışlayabilirsiniz ama Türkiye'yi seviyorsanız onun bu topraklar için stratejik değerini görmezden gelemezsiniz.
                                Sormak isterim Göktürk'e:
                                Siz bu ülkeyi yönetiyor olsanız, toplumsal sorunların değerlendirilmesinde İslam aidiyetini nereye koyardınız?
                                Türkiye 80 yıldır toplumun İslam aidiyetini ne yapacağını tartışıyor.
                                Devlet toplumun "Türk kesimi" ile bile nizalı hale gelmiş.
                                Ama bilincin derinlerinde bir yerde de hâlâ Türkiye'nin Müslüman bir topluma dayandığı, Türkiye coğrafyasının İslam coğrafyası içinde yer aldığı, Türkiye'nin Afrika'nın kuzey batısından Çin Seddi'ne kadar olan alandaki İslam toplumlarıyla bir tür hukukunun bulunduğu notu var.
                                Türkiye, tamamen İslam aidiyeti ile bağlantılı olan bu alakayı önemsememeli mi?
                                Bu alakanın Türkiye'ye zararlı olduğunu mu düşünmeli?
                                Şu anda, "Türkiye'nin stratejik derinliği" denen şey, bir boyutu ile Türkiye'nin üç kıtanın kesişme noktasındaki sırf jeopolitikten kaynaklanan konumu ile bağlantılı ise diğer boyutu da bu büyük coğrafyadaki "kültürel-tarihi" klişesi altında ifade edilegelen İslam ortak paydasının üzerine oturmuyor mu?
                                Daha önce yazdım:
                                Lozan'da İngiltere, kendisini "En büyük İslam devleti" diye niteliyor ve mukaddes emanetlerin Osmanlı'nın elinden alınıp, Suudiler'e verilmesinin sözcülüğünü yapıyor.
                                Geçenlerde Putin de Rusya'yı "En büyük İslam devletlerinden biri" olarak niteledi.
                                Acaba niye yapıyorlar bunu?
                                Amerika, Avrupa, Rusya, kendilerinin odak olduğu enternasyonaller kurmaya çalışıyor.
                                İslam dünyasına yönelik olarak ise dezentegrasyon politikaları izleniyor.
                                Ben, İslam toplumlarındaki "ümmet bilinci"nin zaafa uğratılması, hatta tahrip edilmesinin, bu coğrafyaya yönelik en büyük emperyalist politika olduğunu düşünüyorum.
                                Türkiye Cumhuriyeti politikalarının "ümmet bilinci"ni aşındırmaya yönelik olması hangi çıkara hizmet etmiştir?
                                Osmanlı'nın, bütün İslam coğrafyasındaki izlerinin silinmesi politikası, Osmanlı coğrafyasını, yani İslam coğrafyasını parçalayıp yutmaya yönelikti.
                                Bizdeki Batıcı aydınlar gibi, İslam ülkelerindeki Batıcı aydınlar bu zokayı yuttular ve bu coğrafya, çözülmeyi hâlâ durduramadı.
                                Son operasyonlardan birisi Türkler ve Kürtler'e karşı yürütülüyor.
                                Benim söylediğim "Bu oyunu bozalım"dır. "Farklılıklarımızı derinleştirmek değil, ortaklıklarımızı besleyelim"dir. "İslam bu noktada ihmal edilmez bir değerdir" düşüncesidir.
                                Bu konuları ileride yine yine yazmak gerektiğini düşünüyorum.
                                Ama burada "İslam etnik çelişkiyi çözüyorsa diğer çelişkileri de çözmek için manivela olarak kullanılabilir mi" sorusu ile ilgili kısa bir şey söylemem lazım:
                                İslam, etnik soruna ilişkin söz söylerken devlete veya Türkler'e "Dilediğini yapabilirsin", Kürtler'e de "İslam kardeşliği adına her şeye razı ol" demiyor.
                                Bunun gibi, patron-işçi arasındaki çıkar çelişkisinde, patrona "Kafana estiği gibi davran", işçiye de "Daha uzatma, İslam kardeşliği adına razı ol" demez. İslam halkın afyonu değildir.
                                İslam devlete de herhangi bir etnik gruba da güç sahibi herhangi bir insana da sahip olduğu her şeyin emanet olduğunu ve asla zulme yönelmemesini duyuruyor. İslam insandan zalimin hasmı olmasını bekliyor.
                                İslam'ın belirleyici olduğu bir toplum vasatında, Türk'ün Türk'e, Kürt'ün Kürt'e zulmü de meşru değildir.
                                Son söz: Sağlıklı bir İslam toplumunda Şemdin Sakık'a Kürt olan babası da haksızlık yapamazdı.
                                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information