Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ÇAKAL
    Ağa'nın Adamı
    • 27 Haziran 2007
    • 2545

    #436
    Süper!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

    DÜŞÜNDÜKÇE
    Yavuz Bülent BÂKİLER
    yavuzbulent.bakiler@tg.com.tr
    11 Temmuz 2010 Pazar


    ‘Türk’lerle Kürt’ler bir arada yaşasınlar mı yaşamasınlar mı?
    PKK terörü dolayısıyle, şimdi yeni bir konu üzerinde konuşmaya başladık: “Türk’lerle Kürt’ler bir arada yaşasınlar mı, yaşamasınlar mı?“ Bu, üstü kapalı bir cümle. Bu ifadenin Türkçesi şöyle: “Türkiye’yi ikiye bölelim mi bölmeyelim mi?” “Vatan topraklarının bir kısmını, alın sizin olsun diyerek Kürt’lere verelim mi vermeyelim mi?“
    Bu soruya yurt dışından ve yurt içinden verilen cevaplar var: Yurt dışından verilen cevaplar, kesin olarak bellidir ve hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde ortadadır. Başta “millî dostumuz“ ama “72 dilli dostumuz, ABD olmak üzere, bütün Hristiyan devletler, yani Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Belçika, Hollanda, Avusturya, Avustralya, İsrail, Ermenistan... gibi devletler, kesinlikle Türk’lerle Kürt’ler ayrı yaşasınlar, yani Türkiye mutlaka ikiye, hatta, üçe, dörde, beşe bölünsün demektedirler. Neden? Bu devletler Kürt’ün karakaşına, kara gözüne âşık oldukları için mi böyle istemektedirler? Hayır! Hayır! Hayır!

    Bu devletler, Türk’e ve Kürt’e kat’iyyen muhabbet duymadıkları, Anadoluyu yeniden Anatoliya haline getirmek, Türk’ü de, Kürt’ü de Anatoliyadan söküp atmak için böyle istemektedirler.

    Millî dostumuz, ama 72 dilli dostumuz ABD istemiş olsa idi, Kuzey Irak’taki PKK ihanetini 24 saat içinde bitirebilirdi. ABD devlet başkanının Talabani‘ye ve Barzani‘ye bir cümlesi, yalnız bir cümlesi analarımızın gözyaşlarını dindirebilirdi. A
    BD, Irak yetkililerine, “PKK terörüne kesinlikle izin vermeyin; onları topraklarınızda barındırmayın!“ demedi, demiyor. Nato anlaşmasının 5. maddesine rağmen, Natodan müttefikimiz olan devletlerden hiçbiri, ülkelerindeki PKK militanlarını yakalayıp bize vermiyor veya kendisi cezalandırmıyor. Niçin? Neden? Sebep?

    Çünkü Batılı Hristiyan devletlerin esas maksatları Doğu Anadolumuzda Ermeni bayrağını dalgalandırmaktır. Ermeni devleti yetkilileri, bütün dünya milletleri önünde açık açık bağırmıyorlar mı “Doğu ve Güneydoğu Anadolu işgal edilmiş Ermeni toprağıdır!“ demiyorlar mı? Ermeniler, başta Van, Diyarbakır, Ağrı, Kars, Elazığ... olmak üzere 19 şehrimizi elimizden almak istemiyorlar mı? Daha ne desin adamlar?

    Sakın “Ermenilerin eti ne, budu ne?” demeyin. Ermeniler, 55 bin kişilik Rus ordusunun desteğiyle, Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal etmediler mi? Ermeniler, soykırım iddialarıyla bütün Hristiyan devletlerinin desteklerini 72 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti aleyhine sağlamadılar mı? Yarın, Türkiye toprakları bölündüğü takdirde, Ermeniler, Doğu Anadoludaki bırakın Kürt’lerin dirilerini, ölülerinin bile mezarlarını yok edeceklerdir. Bana inanmayanlar, 1914-1915 yıllarında, Ermeni militanlarının Kürt’lere ve Türk’lere karşı neler yaptıklarını, Doğudaki yaşlı Kürt’lere ve Türk’lere sorsunlar! PKK da, onun TBMM’deki uzantıları da, Kürt’lerle Türk’lerin ayrı ayrı yaşamalarını, yani Türkiye’nin bölünmesini istiyorlar. İsrail’in, bayrağına bile işlediği Arz-ı Mev’ut dâvâsına hiç girmiyorum. Türkiye bölünürse ne olur? Bölünme Kürt’lerin de Türk’lerin de felaketine yol açar. Bütün enerji kaynaklarımız Doğu Anadolu’da olduğu için, sanayimiz iflâs eder. Evlerimizdeki buzdolapları bile çalışamaz. Türkiye Avrupa’nın açık pazarı haline gelir. Devletimiz, Türk-Yunan savaşında olduğu gibi Orta, Batı ve Güney Anadoluya yerleşen bütün Kürt’leri, Doğuya sürer. Irak’ta ve Arap devletlerinde olduğu gibi, Doğunun bütün enerji kaynaklarına da büyük devletler tarafından el konulur. O zaman Türk askerine niçin kurşun sıkıldığını polis arabalarının neden taşlandığını en ahmak insanlar bile anlarlar ama ne fayda!
    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

    Yorum

    • ÇAKAL
      Ağa'nın Adamı
      • 27 Haziran 2007
      • 2545

      #437
      Hiç sevmediğim adam Ertuğrul ÖZKÖK'ten daha kaliteli çıktı.

      Ayrılık tezine sert cevap
      12 Temmuz 2010 Pazartesi

      BDP milltevekili Hasip Kaplan 'Kürtlerle birlikte yaşamak zorunda mıyız?" tartışmasına sert cevap verdi.


      Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök'ün "Türkler ve Kürtler ayrılmayı konuşmalı" temalı köşe yazılarıyla başlayan tartışmaya BDP milletvekili Hasip Kaplan çok sert tepki gösterdi.

      Antalya'da konuşan Kaplan, "Türkiye'de tartışılmayacak bir şey varsa bu ülkenin birliği ve bütünlüğüdür" dedi.

      Kaplan, şunları söyledi:

      “Kürtler Türkiye'den asla hiçbir yerde, hiçbir şekilde ayrılmak istemiyor. Birlikte, onurlu, eşit, özgür bir yurttaş olarak yaşamak istiyorlar. ‘Türkiye Türklerindir' yazan bir gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapmış önemli bir şahsın ‘Türkiye ve Kürt'ler ayrılmayı konuşmalıdır' demesi, bu halka, bin yıllık tarihimize, Çanakkale'deki şehitlerimize, Dumlupınar'da yan yana yatan şehitlerimize yapılacak en büyük saygısızlık, hakaret, vefasızlıktır.

      Bu Hitler'in Yahudiler'e uyguladığı ırkçı soykırım tezleri ile aynı derecede gördüğüm, son derece tehlikeli bir yaklaşım. Türkiye'de tartışılmayacak bir şey varsa bu ülkenin birliği ve bütünlüğüdür. Türkler ve Kürtler'in ayrışmasını tartışmak, bu ülkede hiç kimsenin haddine değildir.

      Bunu düşünce, ifade özgürlüğü kapsamında da görmüyoruz. Kaç milyon insanımızın Türk, Kürt, Çerkez, Arap, Arnavut’la evlendiğini görürüz. Onları nasıl ayıracak?

      Ben Kürd'üm benim eşim Türk. Benim çocuklarımı sayın Özkök nasıl ayıracak? Kimi nereye koyacak? Yoksa iki çocuğumu alıp birini Şırnak'a birini de Kırklareli'ne mi bırakacak? Böyle bir yaklaşım olabilir mi?” (ntvmsnbc)
      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

      Yorum

      • ÇAKAL
        Ağa'nın Adamı
        • 27 Haziran 2007
        • 2545

        #438
        Karşılıklı olarak vizeler kaldırıldı

        14 Temmuz 2010 Çarşamba

        Türkiye ile Portekiz arasında hizmet ve hususi pasaportlar için vizeler kaldırıldı.



        Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Portekiz'e resmi ziyareti sırasında, "Türkiye Cumhuriyeti ile Portekiz Cumhuriyeti Arasında Hizmet ve Hususi Pasaport Hamillerine Uygulanan Vizelerin Kaldırılmasına İlişkin Anlaşma" imzalandı.

        Bu çerçevede, hizmet ve hususi pasaport hamili Türk ile hususi pasaport hamili Portekiz vatandaşları altı ay içinde 90 günü aşmayan seyahatleri için karşılıklı olarak vizeden muaf kılındı.

        Anlaşma, onay işlemlerinin her iki ülkede tamamlanmasını müteakiben yürürlüğe girecek.
        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

        Yorum

        • ÇAKAL
          Ağa'nın Adamı
          • 27 Haziran 2007
          • 2545

          #439
          Referanduma karşı değiliz


          Referandum yolu açılınca hemen hemen tüm STK'lar konuştu, TÜSİAD suskun. Her fırsatta "Demokrasi" diyen Başkan Boyner'e "Niye sustunuz, ekseniniz mi kaydı?" diye sorduk... Boyner, "Mahkeme kararı verdi. Bize söz düşmez" dedi. TÜSİAD dedikodularını hatırlattık, "Kulağımı çeken var mı" diyorsanız, "Kesinlikle yok" yanıtı aldık

          http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2010...eken_kimse_yok
          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

          Yorum

          • ÇAKAL
            Ağa'nın Adamı
            • 27 Haziran 2007
            • 2545

            #440



            Şimdi sorularımıza geçelim.
            Hani böyle bir plan yoktu?
            Koskoca Genelkurmay Başkanı, 26 Haziran 2009'da Karargâh'ta yaptığı basın toplantısında; "Bugün biz, bu kâğıt parçasının, birileri tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratma ve karalama amacıyla hazırlandığını değerlendiriyoruz." demişti. Ertuğrul Özkök'ün köşesinden, "Sahte olduğu anlaşılınca, ne yapacağımızı bütün Türkiye görecek" tehdidini savurmuştu. Daha geçenlerde, Uğur Dündar'ın karşısında, "Belgeyi polisin sızdırdığını biliyoruz" diyen de oydu. Genelkurmay savcısı, "Belgeyi Dursun Çiçek sızdırdı" diyor. Sayın Başbuğ, sahi şimdi siz ne diyorsunuz?

            Tamam, emekli olup gidiyorsunuz da, TSK'yı bu kadar güven ve itibar kaybına uğratmaya ne hakkınız var? Hani bir de, "TSK'ya karşı asitmetrik savaş yürüten kansızlar" falan demiştiniz. Şimdi ne diyeceksiniz?

            Kurmay eğitiminden geçmiş insanların en zekilerinin çalıştığı Genelkurmay Karargâhı, tam bir yıl sonra mı Dursun Çiçek'i yakalayabildi? Bu, çok uzun bir düşünme, araştırma, karar verme süresi değil mi? Koskoca bir toplum, enayi yerine konulmuyor mu?

            Başka komutanları kurtarma adına, bir kurmay albayı; sırf amiral olamadığı için kurumunu satmakla suçlamak, böylesine aşağılamak, harcamak, askerin en değer verdiği onur ve şerefi paspas yapmak, askerlik mesleği ile bağdaşıyor mu?

            Dursun Çiçek, sırf amiral olamadığı için böyle bir belge hazırladıysa, niye hükümete, masum insanlara savaş açıp, cuntacıları korumaya kalksın ki? Başka şeyler uydurması gerekmez miydi?

            Sayın Başbuğ, bir müsamere mi oynanıyor? Yoksa siz emekli oluyorsunuz, Dursun Çiçek emekli edilecek; bütün kabahat sizin ikinizin omuzlarına yüklenip, önümüzdeki YAŞ toplantısı için cuntacıların etkisinin devam edeceği bir yeni komplo ile mi karşı karşıyayız? Gerçek hangisi?

            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

            Yorum

            • ÇAKAL
              Ağa'nın Adamı
              • 27 Haziran 2007
              • 2545

              #441
              Kobay skandalına komutandan doğrulama

              29 Temmuz 2010 Perşembe

              Tabip Albay Fikret Arpacı'nın Mehmetçiği kobay olarak kullandığı deneyle ilgili Sağlık Komutan Vekili skandal bir rapor hazırladı.



              Arpacı'nın deneylerini izinsiz yaptığı ortaya çıktı...

              GATA Onkoloji Servisi'nde görev yapan Tabip Albay Prof. Dr. Fikret Arpacı'nın Mehmetçikleri kobay olarak kullandığı bizzat komutanı tarafından itiraf edildi. Genelkurmay Başkanlığı için Arpacı hakkında rapor hazırlayan Sağlık Komutan Vekili Tabip Tümgeneral Zeki Bayraktar, ilk kez Bu-gün'ün gündeme getirdiği iddiaları Arpacı'yı savunduğu raporunda bir bir doğruladı.

              Genelkurmay Başkanlığı'nın açtığı soruşturma için rapor hazırlayan Bayraktar, Arpacı'nın skandal deneyi yaparken etik kurul izni almadığını doğruladı. Bu görüşünü savunurken ilginç bir gerekçe ileri süren Bayraktar, Arpacı'nın uluslar arası bilimsel dergilerde etik kurul izni alınarak yapılan ve FAZ-2 çalışması olarak sunduğu deneyi için araştırma olmadığı' tezi üstünde durdu. Bayraktar bu nedenle etik kurul izni almasına gerek olmadığını belirtti. Oysa Arpacı, 5 Temmuz 2005 tarihinde Cancer dergisinde yayınladığı makalesinde çalışma için "Results of a Phase II Study - Faz II Çalışmasının Sonuçları" vurgusunu yaptı.

              HAYVANDA BİLE İZİN ŞART

              Bayraktar'ın gerçek dışı olarak sunduğu bir diğer konu da ilaç kullanılmadığı için etik kurul kararı alınmasına gerek olmadığı ifadesi oldu. Konunun uzmanlarınca yapılan değerlendirmelere göre; bir "Faz II çalışmasının" olmazsa olmaz kuralının konuyla ilgili yasal düzenlemelere uymak ve Etik Kurul izni almak.

              Hayvanlar üzerinde planlanan çalışmalar için dahi "etik kurul izni" şartı aranırken Arpacı'nın insanlar üzerinde yaptığı Faz II çalışması için etik kurul izni almadı. Ancak Arpacı, buna rağmen makalesinde FAZ-2 çalışmaları için etik kurul onayı aldığını savundu.

              'ETİK KURUL YOKMUŞ'

              Ayrıca Bayraktar, Arpacı'nın etik kurul izni almamış olmasını ise çalışmaların yapıldığı dönemde Türkiye'de etik kurulun henüz olmadığı şeklinde yanlış bilgiye dayandırdı. Arpacı'nın tedavileri yaptığı 1998-2005 tarihleri arasında Merkezi Etik Kurulları'nın bulunmadığını öne sürdü. Oysa Türkiye'de Etik Kurul'ların yasal dayanağı 1993 yılına kadar dayanıyor. Bayraktar'ın etik kurul yok' dediği tarihlerde bu kurulların varlığını ve çalışma şekillerini düzenleyen yasal alt yapı mevcuttu ve etik kurullar faaliyetteydi.

              HÜKMÜ KENDİ VERDİ

              Uzmanlar Tabip Albay Ar-pacı'nın yaptığı çalışmaların tartışmaya meydan vermeyecek şekilde prospektif faz-2 çalışması olduğunu geriye dönük vaka analizi olmadığını belirtiyor. Çalışmaları değerli kılan bu durumu Arpacı makalelerinde ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Ancak Bayraktar bu durumu da çarpıtarak, "Önceden yapılmış tedavi sonuçlarının yayınlandığı bir sonuç bildirim raporu" diyerek Genelkurmay Başkanlığını yanıltıyor.

              Etik Kuralların ve yasaların hiçe sayılmasından daha anlamlı bir noktaya dikkat çeken sağlık çevreleri, çalışmalar esnasında kaybedilen hastalar, 'yüksek doz tedaviye' bağlı yaşanan kısırlık, organ fonksiyon kaybı gibi yan etkilerle yaşayan hastaların bilimsel dergilerde yayımlanan makalelerden daha değerli olduğu üzerinde duruyor. Bayraktar raporunu, GATA Etik Kurulu ve Sağlık Ba-kanlığı'nın soruşturması gereken Arpacı için etik kusura rastlanmadı' şeklinde hükümle son-landırdı.

              TÜMGENERAL'E İNTİHAL SUÇLAMASI

              Bayraktar'ın adı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün GATA'ta yaşadığı hitap skandalıyla gündeme gelmişti. Gül için daha önceki Cumhurbaşkanları için kullanılan "Sayın Cumhurbaşkanım" ifadesi yerine 'Sayın Cumhurbaşkanı" ifadesini kullanan Bayraktar'ın adı intihal skandalına da karışmıştı. Bayraktar'ın, bilimsel makalelerdeki isim kısaltmalarını fırsat bilerek ilginç bir intihal vakasına imza atmıştı. Göz doktoru Zerrin Bayraktar'ın 'Z. Bayraktar' olarak yayınladığı bilimsel makalelerini kendisine aitmiş gibi gösteren Tümgeneral Bayraktar'ın 2005 ve 2006'da iki kez dosyasına koyduğu ve bu makalelerle yüksek puan aldığı iddia edilmişti.
              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

              Yorum

              • ÇAKAL
                Ağa'nın Adamı
                • 27 Haziran 2007
                • 2545

                #442
                İstanbul Emniyeti onun peşinde

                29 Temmuz 2010 Perşembe

                MERNİS'e sızarak 70 milyon kişinin özel bilgilerini çalan 15 zanlının serbest bırakılması tepki topladı.



                İstanbul Emniyeti şimdi çok gizli bilgileri sızdıran 'Köstebek'in peşinde...

                Önceki gün 70 milyon kişiye ait kimlik bilgilerini ele geçirmekten gözaltına alınan çete üyesi 15 zanlının Savcılık ve mahkemece serbest bırakılması poliste 'şok' etkisi yarattı. Yapılan soruşturmada bilişim çetesinin Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi (TRAMER) ile MERNİS'in veri tabanına sızdığı yönünde bulgulara ulaşıldı. Şebeke üyeleri, hangi kurum ya da kuruluşların veri tabanına sızdıkları ve 70 milyon kişiye ait bilgileri nasıl aldıkları konusunda bir itirafta bulunmadı.
                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                Yorum

                • ÇAKAL
                  Ağa'nın Adamı
                  • 27 Haziran 2007
                  • 2545

                  #443
                  Dörtyol'da büyük şüphe
                  • Alper SANCAR / ANKARA
                  • 31.07.2010
                  4 polisin şehit edildiği saldırıda kullanılan arabanın sahibi olan MHP'li Kılıç'ın, olaydan 4 saat önce istihbaratçı 3 askerle görüştüğü öğrenildi.
                  Hatay Dörtyol'da 4 polis memurunun şehit olmasına neden olayla ilgili ilginç ayrıntılar ortaya çıktı. SABAH'ın güvenilir kaynaklardan edindiği bilgiye göre olay şöyle yaşandı: Saldırının olduğu 26 Temmuz günü Kozludere Köyü yakınlarında MHP'li Payas Belediye Meclis üyesi Bestami Kılıç'a ait maden ocağına saat 14.00'te plakası belli olmayan Isuzu marka kamyonetle Jandarma İstihbarat Şube'de çalışan 1'i astsubay, 2'si uzman çavuş üç asker geldi. 3 istihbaratçı burada 14.00-14.30 saatleri arasında Bestami Kılıç ile görüşüp ayrıldı. Askeri personel gittikten kısa bir süre sonra saat 14.30 civarlarında Bestami Kılıç 06 AY 5785 plakalı aracıyla maden ocağından ayrıldı. Kılıç'ın aracı bir süre sonra 5 kişi tarafından durduruldu, arabasına el konuldu. 2 kişi Bestami Kılıç'ı rehin alırken diğer 3 kişi ise araçla bölgeden ayrıldı. Saat 18.30'da TOKİ konutları polis kontrol noktasında 3 sivil kıyafetli terörist tarafından Passat marka araçla gidilen bölgede polislere ateş açıldı ve saldırıda 4 polis memuru şehit oldu.

                  PASSAT'I JÖH BULDU
                  Teröristler tarafından el konulan ve eylemde kullanılan 06 AY 5785 plakalı araç saldırının yapıldığı bölge ile Mermer Ocağı arasında bulunan Çağlalık mevkiinde saat 19.15 civarında Jandarma Özel Harekât (JÖH) timi tarafından terk edilmiş olarak bulundu. Aynı saatlerde Dörtyol'da saat 19.30 sıralarında içerisinde üç sivil kıyafetli şahsın olduğu 63 ZN 134 plakalı Renault Broadway marka araç ters yöne girip ilerlerken polisin dur ihtarına uymadığı görüldü. Polis üç şahsı da etkisiz hale getirip Dörtyol İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne götürdü. Şehirde polis tarafından biri yaralı olarak yakalanan üç kişinin, 4 polis memurunu şehit eden teröristler olduğu dedikodusu yayıldı. 3 saat içerisinde yaklaşık 5 bin kişi şahısların götürüldüğü Emniyet binasının önünde toplandı ve yakalananların kendilerine teslim edilmesini istedi.

                  'TERÖRİSTLER YAKALANDI' HABERİNİ KİM YAYDI?
                  Mermer Ocağında Bestami Kılıç ile görüşmeye giden üç istihbarat personelinin görev emri var mıdır? Bu kişileri kim görevlendirmiştir? Bestami Kılıç ile niçin ve ne görüşmüşlerdir?
                  Isuzu marka aracın plakası nedir? Bu araç kimin üzerine kayıtlıdır? Üzerine kayıtlı olduğu kişiler kimlerdir?
                  Teröristlerce el konulan Passat marka araç kime aittir? 06 AY 5785 nolu plaka bu aracın mıdır?
                  Terörislerce rehin alınan Bestami Kılıç'ı kim, ne zaman ve nasıl kurtarmıştır. Rehin alındığı süre zarfında kendisine ne yapılmıştır?
                  Bestami Kılıç'ın el konulan telefonu nerelerde dolaşmıştır, bu telefonla kimlerle ne zaman hangi görüşmeler yapılmıştır?
                  Bestami Kılıç kurtarıldıktan sonra polis tarafından yakalanan üç kişi ile yüzleştirilmiş midir?
                  Yakalanan üç kişinin, 4 polis memurunu şehit eden teröristler olduğu dedikodusu kimler tarafından nasıl yayılmıştır?
                  Her bir olayda aktif olarak ön plana çıkan kişilerin sivil kıyafetli üç kişi olması tesadüf müdür? Eylemi gerçekleştiren teröristler ve ters yöne girip polisin dur ihtarına uymayarak yakalanan kişilerin sivil ve üç kişi olması rastlantı mıdır? Bu kişilerin aynı kişiler olma ihtimali var mıdır?


                  Kılıç: Roketatarlı 5 kişi önümü kesti
                  • Murat KARAMAN / Yaser ÇAPAROĞLU
                  • 31.07.2010
                  Dörtyol'dadört polisin şehit edildiği saldırıda kullanılan otomobilin, MHP'li Payas Belediye Meclis Üyesi Bestami Kılıç'tan gasp edildiği ortaya çıktı. Kılıç, yayladaki evine giderken beş terörist tarafından rehin alındığını, aracına ve SIM kartına el konulduğunu, serbest kalınca da jandarmaya haber verdiğini anlattı. Haber dün Vakit Gazetesi'nde yayımlanırken, MHP il teşkilatı, "Bu saldırıda MHP'nin de parmağı olabileceği şüphesi yaratmak partimize duyulan kinin son noktası" diye açıklama yaptı.

                  4.5 SAAT REHİN TUTULDU
                  İfadesine başvurulan ve serbest bırakılan Bestami Kılıç (44) ise olayı şöyle anlattı: "Pazartesi günü 13.30 sıralarında Paşa Yaylası'na giderken Kartallık mevkiinde, önceden tanıdığım jandarma istibarat ile karşılaştım. Biraz sohbet edip yanlarından ayrıldım. Beş dakika sonra, Mermerler mevkiinde, ellerinde roketatar ve el bombaları bulunan beş kişi önümü kesti. Beni arabadan indirip telefonumun SIM kartını aldılar. İkisi beni ormanlık bölgeye çıkarttı. Diğer üçü arabamı aldı. Saldırı haberini duyduktan sonra beni yola kadar indirdiler. Saat 18.00 sıralarında diğer üç terörist geldi, arkadaşlarını ve arabamı alıp gittiler. SIM kartımı geri verdiler." Üç kilometre yürüdüğünü ve jandarmayı aradığını anlatan Kılıç, "Jandarmalar olayı anlattı. Ben de o aracın bana ait olduğu söyledim. Beni rehin aldıklarını da anlattım. Sonra jandarma karakoluna gittim" dedi.
                  Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                  Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                  Yorum

                  • simurg
                    Administrator
                    • 10 Mart 2007
                    • 9248

                    #444
                    Ette özel harekat
                    Et fiyatlarını aşağıya çekebilmek için dün ikinci önemli adım da atıldı
                    08 Ağustos 2010 Pazar, 10:31:23





                    Et fiyatlarında geçen yıl sonunda başlayan fiyat artışına karşı, Et Balık Kurumu’nun (EBK) et ithalatını başlatmasının ardından ikinci fiyat indirim harekâtı için de adım atıldı. Özellikle ramazan ayında et fiyatlarında yeniden kıpırdanmanın başlamasının etkisi ile Bakanlar Kurulu aldığı kararla kasaplık canlı hayvan ve besi ithalatında gümrük vergisi oranını 1 Nisan 2011 tarihine kadar yani yaklaşık 8 ay süre ile yüzde 135’ten yüzde 40’a indirdi. Böylece et ithalatında EBK’nın sıfır gümrük vergisi ile et getirmesinin ardından özel sektör için de ithalat daha avantajlı hale gelmiş oldu.
                    Et Üreticileri Birliği (ETBİR) Başkanı Hikmet Kayar, gümrük vergisindeki bu indirimin etkisi ile elinde hayvanı olan ancak yerine yeni besi koyamadığı için bekleyen üreticinin hayvanını kasaba gönderip, düşük vergilerle yeni besi hayvanı ithal edeceğini belirterek, “Piyasada özellikle 3-4 ay sonra karkas etin fiyatı 12 liraya kadar inecek” dedi.
                    İTHAL-YERLİ ARASINDAKİ MAKAS 8TL
                    İthal etin piyasaya girmesi ile birlikte et reyonlarında yerli ve ithal diye iki bölüm oluştu. İthal kıymalık etin kilosu 17, kuşbaşı et ise yaklaşık 19 liradan satılıyor.
                    Aynı reyonda yerli kıymalık etin fiyatı 24, kuşbaşının fiyatı ise 27 lira. Böyle olunca da ithal et reyona gelir gelmez aynı gün içinde tükeniyor.

                    ÖZEL SEKTÖR ŞİMDİDEN ET ARAYIŞINA GİRDİ
                    Sektörde direkt tüketici ile muhatap olan Etçi’nin patronu Mehmet Emin Arslan da gümrük vergisindeki indirim kararından büyük bir mutluluk duyduklarını ifade ederek, “Özel sektör kamuya göre daha esnek. Bu nedenle Et Balık Kurumu’ndan bile daha ucuza mal getirmemiz mümkün olacak. Biz şimdiden Macaristan’dan hayvan bakmaya başladık. Eğer Avrupa ülkeleri için de ithalat izni çıkarsa dört beş ay sonra karkas etin kilo fiyatı 10 liraya bile düşer” diye konuştu.
                    Söz konusu indirim olmasaydı Kurban Bayramı sırasında Türkiye sınırları içinde hayvan bile bulunamayacağını öne süren Arslan’a göre alınan son karar, yerli etin fiyatını da indirecek.
                    https://twitter.com/keyborsa_simurg

                    Yorum

                    • simurg
                      Administrator
                      • 10 Mart 2007
                      • 9248

                      #445
                      Karadeniz'de petrol umudunda son bir hafta

                      07.08.2010 | Begüm Gürsoy | Haber






                      Karadeniz'de petrol olup olmadığına yönelik cevabın bu ayın ikinci haftasında alınabileceğini belirten Taner Yıldız, ‘Petrol çıkabilir de çıkmayabilir de. Çıkmazsa dünyanın sonu değil' dedi.

                      Brezilyalı Petrobras'ın Sinop açıklarında bu yılın başında başladığı sondaj çalışmasının sonuçları bir hafta sonra ortaya çıkacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Karadeniz'de petrol olup olmadığına yönelik cevabın bu ayın ikinci haftasında alınabileceğini belirtti. Yıldız, "Karadeniz'den petrol çıkmayabilir" söylemini yineleyerek Kuzey Denizi'nde de iki ayrı bölgede 33 kuyu olduğu halde 32'sinde petrol bulunmayışını örnek olarak gösterdi.

                      Çıkmazsa dünyanın sonu değil
                      Akenerji'nin Akocak Hidroelektrik (HES) Santralı'nın açılışı için geldiği Trabzon'da perşembe akşamı gazetecilerle sohbet toplantısı düzenleyen Bakan Yıldız, "Petrol çıkabilir de çıkmayabilir de. Çıkmazsa dünyanın sonu da değil" diye konuştu. Yıldız, petrol çıkmaması durumunda aramalara devam edeceklerini de kaydetti.
                      Yıldız, İran'a yönelik yaptırım konusunun Türkiye'den buraya yapılan petrol ürünleri ihracatını nasıl etkileyeceği konusunda ise "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin kararı olmadığı için devam edebilirler diye düşünüyoruz" dedi. Yıldız, özelleştirilen elektrik dağıtım bölgeleri ile ilgili bir soru üzerine, bazı aksaklıklar olduğunu ancak bunların giderilmesi gerektiğini belirtti. Afşin-Elbistan C ve D Termik santrallarının yapımına yönelik ihale süreciyle ilgili de bilgi veren Yıldız, zemini sağlamlaştırmadan böyle bir ihaleye çıkamayacaklarını ifade ederek hazırlıkların devam ettiği mesajını verdi. Yıldız, Sinop nükleer santral yatırımı ile ilgili olarak ortaklık yapısı, sökümü, atık yönetimi, risk paylaşımı gibi konuların netleştirilmesi ve buna göre fiyatın belirlenmesi gerektiğini ifade etti.

                      Nabucco'da destek anlaşmasına hazırız
                      Yıldız, Şahdeniz 2 doğalgazı için açılacak ihaleye Nabucco'nun da girmek isteyeceğini belirterek Türkiye'nin ise daha önceden bu kaynaktan 6 milyar metreküp almak üzere yaptığı anlaşmanın makul olduğunu söyledi. Bunun eleştirilemeyeceğini vurgulayan Yıldız, Nabucco'nun diğer ortaklarının da benzer anlaşmaları olduğunu ifade etti. Yıldız, Nabucco'nun 31 milyar metreküp kapasiteli olduğunu ve Şahdeniz gazının tek başına yetmeyeceğini belirterek Türkmenistan, Irak ve şartların uygun olması durumunda İran'dan da gaz alınabileceğini belirtti. Yıldız, Türkmenistan'ın Hazar Denizi'nde 5.5 milyar metreküplük kapasiteleri bulunduğunu ve Türkiye'nin almak istediğini karşı tarafa ilettiğini de söyledi. Yıldız, santral kurulması halinde Türkmenistan'dan elektrik de almak istediklerini ifade etti. Yıldız, Nabucco için ortaklar arasında Proje Destek Anlaşması'nın (PSA) imzalanmasına Türkiye'nin hazır olduğunu da belirtti.



                      RÜZGÂRDA FİYAT ARTIŞI OLMAYACAK
                      Yıldız, yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili Meclis'te bekleyen kanun teklifinin çıkması için önergeleri hazırladıklarını ancak genel kurul gündeminin buna izin vermediğini söyledi. Yıldız, 5.5 euro cent'lik alım garantisini öngören ve piyasada işleyen bir kanun olduğunu ve mevcut durumda rekabet edildiğini belirtti. Yıldız, "Gerçek yatırımcılar mı yoksa spekülatif kazanç sağlamaya çalışanlar mı özellikle bu fiyat değişimini bekliyorlar" diye konuştu. Yıldız, beklenmemesi gerektiğini ve fiyatın değişmeyeceğini kaydederek güneş enerjisi yatırımlarında ise Avrupa'daki fiyatlar üzerinde alım garantisi veremeyeceklerini ifade etti. Yıldız, bu kanundan yararlanmak isteyenlerin yatırımlarına devam ettiğini kaydederek "Elimdeki lisans kâğıdını daha pahalıya satabilir miyim diye bu yasanın çıkmasını bekleyenler var. O fiyat yükseldiği zaman gerçek yatırımcıdan daha ziyade onların trafiği hızlanacak. Açıkça piyasada bu beklenti oluşmasın diye bu fiyatın yükselmeyeceğini söylüyorum" dedi. Yenilenebilir Enerji Kanunu'nda rüzgâr için öngörülen 5.5 cent'lik fiyatın 8 euro cent'e çıkarılması isteniyordu ancak bakanlık fiyatın aynı kalmasına karar verdi.

                      BAKANA FIKRA GİBİ ŞİKÂYET
                      Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Trabzon Çaykara beldesinde halk ile sohbeti sırasında ilginç bir şikâyet aldığını anlattı. Yıldız'ın, "Bugüne kadar bana iletilen en ilginç sorunlardan" diye tanımladığı olay bir fıkrayı aratmıyor. Yıldız'ın anlattığı olaya göre vatandaş kendisinin bir şikâyeti olduğunu ve yardım istediğini söyleyerek Bakan'ın yanına gelir ve Bakan'a "Benim sorunum, kapıyı açınca ayı çıkıyor" olur. Bakan ise tebessümle karşıladığı bu olay karşısında nasıl bir önlem aldığını vatandaşa sorar. Vatandaş ise eline geçeni atarak kaçırmaya çalıştığını anlatır ancak silahla vurmama nedenini ise ilginç bir şekilde ifade eder: "Eğer vuramazsam ayı evimi başıma yıkar, o nedenle vurmuyorum" der. Bu cevap karşısında Yıldız, yaşadığı olayın daha ilginç bir hal aldığını da söyledi.
                      https://twitter.com/keyborsa_simurg

                      Yorum

                      • simurg
                        Administrator
                        • 10 Mart 2007
                        • 9248

                        #446
                        4 elektrik dağıtım şirketinin ihalesi yarın yapılacak

                        08.08.2010 | Anadolu Ajansı | Haber

                        Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş'ye (TEDAŞ) ait Boğaziçi, Gediz, Trakya ve Dicle elektrik dağıtım şirketlerinin nihai pazarlık görüşmeleri yarın yapılacak. Söz konusu 4 şirketin özelleştirilmesiyle TEDAŞ'ta kalan 3 dağıtım şirketi ise Akdeniz, Toroslar ve İstanbul Anadolu elektrik dağıtım şirketleri olacak. Kalan söz konusu 3 şirketin özelleştirmesinin yıl sonuna kadar yapılarak, dağıtım ihalelerinin 2010 yılında tamamlanması öngörülüyor. Toplam tüketimi 43 bin 497 gigavatsaat (Gwh) olan 4 bölgenin özelleştirilmesiyle, elektrik piyasasının yüzde 32,4'ü daha özelleştirilmiş olacak. Yetkililer, gruplar halinde özelleştirme ihalelerine çıkarak, piyasaya belirli sürelerle dağıtım şirketlerinin arz edilmiş olduğunu, yatırımcılara finansman ile ilgili yapacakları çalışmada kolaylık sağlandığını, dağıtım sektörünün kamudan özel sektöre geçmesinde de bir geçiş sürecinin yaşanmış olduğunu ifade ediyor.
                        Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş, İstanbul ili Rumeli Yakası'nı, Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. İzmir ve Manisa illerini, Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş. Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ'ı, Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. ise Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak illerini kapsıyor. Boğaziçi EDAŞ'ın abone sayısı 3 milyon 832 bin, elektrik tüketimi 18.948 Gwh, kayıp kaçak oranı yüzde 11, Gediz EDAŞ'ın abone sayısı 2 milyon 345 bin, elektrik tüketimi 13.862 Gwh, kayıp kaçak oranı yüzde 6,3, Trakya EDAŞ'ın abone sayısı 768 bin, elektrik tüketimi 5.473 Gwh, kayıp kaçak oranı yüzde 7, Dicle EDAŞ'ın abone sayısı 1 milyon 46 bin, elektrik tüketimi 5.214 Gwh, kayıp ve kaçak oranı yüzde 64,2. Toplam tüketimi 43.497 GWH olan 4 bölgenin özelleştirilmesiyle elektrik piyasasının yüzde 32,4'ü da özelleştirilmiş olacak. Söz konusu şirketlerin özelleştirilmesiyle TEDAŞ'ta kalan üç dağıtım şirketi ise Akdeniz, Toroslar ve İstanbul Anadolu Elektrik Dağıtım Bölgesi. Akdeniz Dağıtım Elektrik A.Ş, Antalya, Burdur, Isparta il sınırlarını, Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş, Adana, Gaziantep, Hatay, Mersin, Osmaniye, Kilis, İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım A.Ş de İstanbul ili Anadolu Yakasını kapsıyor.
                        Öte yandan özelleştirme işlemi biten dağıtım bölgeleri arasında Başkent Elektrik Dağıtım, Meram Elektrik Dağıtım, Sakarya Elektrik Dağıtım ve Osmangazi Elektrik Dağıtım şirketleri bulunuyor. Onay aşamasında olan elektrik dağıtım bölgeleri arasında da Aras Elektrik Dağıtım, Çamlıbel Elektrik Dağıtım, Fırat Elektrik Dağıtım ve Vangölü Elektrik Dağıtım A.Ş. yer alıyor. Sözleşme aşamasında bulunan bölgeler arasında ise Yeşilırmak, Çoruh ve Uludağ elektrik dağıtım şirketleri bulunuyor.

                        4 elektrik dağıtım bölgesiyle büyük gruplar ilgileniyor
                        Boğaziçi, Gediz ve Trakya elektrik dağıtım şirketlerine 10'ar, Dicle Elektrik Dağıtım'a ise 9 teklif geldi. Söz konusu elektrik dağıtım bölgelerinin özelleştirme ihalesine büyük gruplar da ilgi gösterirken, ihalelere teklif veren firmalar şöyle:


                        Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. ihalesine katılan teklif sahipleri:
                        1- Cengiz Elektrik Toptan Satış A.Ş.
                        2- Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        3- Park Holding A.Ş.
                        4- Limak İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        5- Enerjisa Elektrik Dağıtım A.Ş.
                        6- Eti Gümüş A.Ş.&Söğütsen Seramik Sanayi İnşaat Madencilik İthalat İhracat A.Ş. Ortak Girişim Grubu
                        7- İş-Kaya İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.-MMEKA Makine İthalat Pazarlama ve Ticaret A.Ş. Ortak Girişim Grubu
                        8- KCETAŞ-AYEN Ortak Girişim Grubu
                        9- Aksa Elektrik Perakende Satış A.Ş.
                        10- IC İçtaş İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.

                        Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. ihalesine katılan teklif sahipleri:
                        1- Karavil Dayanıklı Tüketim Malları İnşaat Otom. Pet. Ürün Paz. Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.-Ceylan İnşaat ve Ticaret A.Ş. Ortak Girişim Grubu
                        2- Cengiz Elektrik Toptan Satış A.Ş.
                        3- Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        4- Çalık Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        5- Limak İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        6- Eti Gümüş A.Ş.&Söğütsen Seramik Sanayi İnşaat Madencilik İthalat İhracat A.Ş. Ortak Girişim Grubu
                        7- İş-Kaya İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.- MMEKA Makine İthalat Pazarlama ve Ticaret A.Ş.-Rosse Enerji İnşaat A.Ş. Ortak Girişim Grubu
                        8- Aksa Elektrik Perakende Satış A.Ş.
                        9- IC İçtaş İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.

                        Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. ihalesine katılan teklif sahipleri:
                        1- Park Holding A.Ş.
                        2- Cengiz Elektrik Toptan Satış A.Ş.
                        3- Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        4- Limak İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        5- Enerjisa Elektrik Dağıtım A.Ş.
                        6- Eti Gümüş A.Ş.&Söğütsen Seramik Sanayi İnşaat Madencilik İthalat İhracat A.Ş. Ortak Girişim Grubu
                        7- İş-Kaya İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.-MMEKA Makine İthalat Pazarlama ve Ticaret A.Ş. Ortak Girişim Grubu
                        8- KCETAŞ-AYEN-REL-PETCO Ortak Girişim Grubu
                        9- Aksa Elektrik Perakende Satış A.Ş.
                        10- IC İçtaş İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.

                        Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş. ihalesine katılan teklif sahipleri:
                        1- Park Holding A.Ş.
                        2- Cengiz Elektrik Toptan Satış A.Ş.
                        3- Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        4- Limak İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        5- Eti Gümüş A.Ş.&Söğütsen Seramik Sanayi İnşaat Madencilik İthalat İhracat A.Ş. Ortak Girişim Grubu
                        6- İş-Kaya İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.-MMEKA Makine İthalat Pazarlama ve Ticaret A.Ş. Ortak Girişim Grubu
                        7- KCETAŞ-AYEN-REL-PETCO Ortak Girişim Grubu
                        8- Aksa Elektrik Perakende Satış A.Ş.
                        9- IC İçtaş İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                        10- Palmet Enerji A.Ş.
                        https://twitter.com/keyborsa_simurg

                        Yorum

                        • ÇAKAL
                          Ağa'nın Adamı
                          • 27 Haziran 2007
                          • 2545

                          #447
                          Başbakan İzmir Limanı kararını geciktiren Danıştay'a yüklendi

                          1990'lı yıllarda Telekom'un özelleştirilmesinin Türkiye'yi 25 milyar dolar kaybettirdiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, Danıştayın davayı geciktirmesinin iş yoğunluğu ya da personel eksikliğinden kaynaklanmadığını, buradaki yaklaşımın ideolojik olduğunu dile getirdi. Aynı Danıştayın Sağlık Bakanlığının Tam Gün Yasası'nı bir basın açıklamasını gerekçe göstererek 1 günde iptal ettiğini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:''Bu kadar mahirdiniz, 30 ay İzmir Limanı kararını niye geciktirdiniz? 1.5 milyar dolar da buradan kaybettik. 'Niye bu kadar geriliyorsun' diyorlar. Gerilmiyorum, dertliyim. Derdimi ortaya koyuyorum. Ülkem için bu meseleleri ortaya koyuyorum. Buradan girişimci de etkileniyor, kaybediyor, ithalat ve ihracat etkileniyor. Biz yargının bu yaklaşımlarından gerçekten çok çektik. ''

                          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                          Yorum

                          • ÇAKAL
                            Ağa'nın Adamı
                            • 27 Haziran 2007
                            • 2545

                            #448
                            Gökçek'ten Kılıçdaroğlu'na net mesaj: Huvuzlu villanı ben mi açıklayayım?



                            Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, katıldığı bir televizyon programında CHP liderine seslenerek "Sayın Kılıçdaroğlu havuzlu villan var mı, yok mu? Açıklamazsan ben açıklayacağım" dedi.

                            Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Beyaz Tv'de katıldığı canlı yayında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.
                            Kılıçdaroğlu'nun bir dürüstlük abidesi olarak anıldığını söyleyen Gökçek, Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin internet sitesinde malvarlığıyla ilgili açıklamalarının düşündürücü olduğunu söyledi. Gökçek, medyanın Kılıçdaroğlu'nu göklere çıkardığını belirterek, Kılıçdaroğlu hakkında elinde önemli bir belge olduğunu kaydetti.
                            Gökçek, şöyle devam etti:

                            KILIÇDAROĞLU'NUN 7 DAİRESİ VAR
                            "Sayın Kılıçdaroğlu CHP'nin internet sitesinde öyle bir mal beyanında bulundu ki, inanamayacaksınız. Bir memur hayatı boyunca aldığı maaşlarla kaç tane daire sahibi olabilir. Evet açıklıyorum Kılıçdaroğlu'nun 7 tane dairesi var. Bir memur hayatı boyunca çalışsa en fazla 2 daire alabilir. Ancak ben Kılıçdaroğlu'nun 7 tane dairesi olduğunu açıklıyorum. Sayın Başbakan'ın evine kalkıp laf ediyorsun.

                            SENİN HAVUZLU VİLLAN YOK MU?
                            Başbakan Erdoğan'ın havuzlu villasını sorguluyorsun. Sayın Erdoğan'ın villasını aynen açıklıyorum. 20 tane bir site var. 180 metrekarelik daireler var. Türkiye'de milyonlarca insan 180 metrekarelik evde yaşıyor. Başbakan'ın o havuzlu villa denilen yer denizi görmüyor. Ağaçların ortasında havuz var. Eni 5 metre uzunluğu 11.5 metre. Kılıçdaroğlu ise 60 metrekare villa diye tutturdu. Sayın Erdoğan'ın 30 bin TL'lik bir havuzu 20 kişi kullanıyor. Ben de Kılıçdaroğlu'na şunu soruyorum. Senin havuzlu villan var mı yok mu açıkla. Açıklamazsan önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklayacağım."

                            'BEN DÜRÜSTÜM' DEME

                            Gökçek, Kılıçdaroğlu'nun 1 Mart 1997 yılında Müsteşar Yardımcısı olduğunu hatırlatarak, 14 yaşında oğlu Kerem Kılıçdaroğlu'nu 61 gün boyunca sigortalı yaptığını iddia etti. Gökçek, bu ülkede Başbakan olmayı hedefleyen bir kişinin bunu yapmaması gerektiğini savundu. Gökçek, Kılıçdaroğlu ile ilgili iddialarını şöyle sürdürdü:

                            "Sayın Kılıçdaroğlu çıkıp millete ben dürüstüm deme. İzmir Alsancak'ta yaşayan torununu 10 aylıkta beşikte yaşarken sigortalı yaptırdın mı, yaptırmadın mı?
                            Türkiye'de torpil yapıldığını söylüyorsun,
                            kendi kızınızı nasıl Vakıfbank'a girdirdiniz?
                            Hani torpil yapmayacaktınız.
                            Bir bomba iddiam daha var.
                            Kılıçdaroğlu, SSK Genel müdürü iken 70 kişiyi nasıl işe girdirdin?
                            Kılıçdaroğlu'nun daha önceki soy ismi Karabulut'tu
                            o soy isim ile 31 kişi, annesinin kızlık soy ismi olan Gündüz ile 26, eşinin kendi soy ismi ile 13 kişiyi nasıl işe aldın?
                            Bunu da açıkla, açıklamazsan ben açıklayacağım.

                            Kılıçdaroğlu İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığı sırasında yırtık ayakkabı ile medyaya poz verdi.
                            Peki Sayın Kılıçdaroğlu elimde faturanın fotokopisi var. 845 liraya Tods ayakkabıyı nasıl aldın? Hani halk adamıydın. Ben kimseyi yırtık ayakkabıyla aldatmıyorum. Sayın Kılıçdaroğlu benim yedi ceddimi araştırsın diyor, ben de araştırıyorum."

                            "HERKES GANDİ DİYOR, BENDE TEYYO KEMAL DİYORUM"

                            Gökçek, Kılıçdaoğlu'na SSK Genel müdürlük döneminde bazı hastanelerin bakım ve onarım tadilatlarıyla ilgili sorular sordu. Gökçek, Kılıçdaroğlu'nun 27 Temmuz 1993 yılında Diyarbakır'da bir hastanenin onarımını 4 yılda tamamladığını, Aydın hastanesinin kalorifer yenilenme işinin 1996 yılında başladığını 6 yılda tamamlandığını belirterek, "Bir kalorifer yenileme işini 6 yılda yapan bir Genel Müdür, bu ülkeyi nasıl yönetecek.Başbakan Erdoğan6 yılda 68 ile doğalgaz getirdi. Herkes Kılıçdaroğlu'na Gandi diyor, ben ise her şeye evet dediği için Teyyo Kemal diyorum. Nedeni ise Sayın Kılıçdaroğlu habire yaparım diyor" şeklinde konuştu.

                            10 Ağustos 2010, Salı
                            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                            Yorum

                            • ÇAKAL
                              Ağa'nın Adamı
                              • 27 Haziran 2007
                              • 2545

                              #449


                              Şok iddia: Erbakan istifa etmeseydi...

                              TRT Haber'de dün gece Rıdvan Memi'nin Kozmik Oda programına konuk olan Tansu Çiller'in 'Kara Kutusu' olarak tanınan eski danışmanı Şükrü Karaca, çarpıcı açıklamalarda bulundu."Erbakan'ı bir teğmene tokatlattıracaklardı"

                              28 Şubat sürecinde Erbakan'ı istifa etmeye ikna eden isim olan Şükrü Karaca, bunu da "siyasi onurunun zedeleneceği olaylara maruz kalabileceği" uyarısıyla yapmıştı. Karaca, Kozmik Oda programında Erbakan'a söylediklerinin blöf olmadığını söyledi. "Başbakan'ı istiskal edeceklerdi" diyen Karaca, Rıdvan Memi'nin ısrarla bunun içeriğini sorması üzerine şunları söyledi: "İstifa etmediği takdirde Erbakan'ı genç bir teğmene tokatlatacaklardı örneğin. Bunu kameraların karşısında herkesin gözü önünde yaptıracaklardı. Bu bu açıklıkta söylemedim Erbakan'a, ama anladı ve bu noktadan sonra istifa etti"

                              "Koç Ailesi Çiller'den sübvansiyon istedi"

                              Karaca, Tansu Çiller'in medya patronlarını hedef alan 1997 Sultanahmet konuşmasının bir sürecin sonucu olduğunu söyledi. Kavganın çok önce başladığını belirten Şükrü Karaca, meselenin birilerinin istediklerini alamaması olduğunu söyledi.

                              Karaca bizzat Çiller'in anlatımını aktararak, Koç ailesinin patronlarının Çiller'e Gümrük Birliği'ne girmemesi yönünde baskı yaptığını, bunu başaramayınca da bu sefer Çiller'den bir kaç milyar dolarlık sübvansiyon talep ettiğini anlattı. Karaca bu talepler karşılanmayınca kavganın başladığını, Sultanahmet konuşmasının da bunun sonucu olduğunu vurguladı.

                              "Dolmabahçe Mutabakatı ile Büyükanıt'ın görev süresi uzayacaktı, Kıvrıkoğlu engelledi"

                              Şükrü Karaca,Başbakan Erdoğan ve Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın Dolmabahçe görüşmesine de ilişkin de ilginç yorumlar yaptı. Söz konusu Dolmabahçe mutabakatının Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasıyla sona erdiğini iddia eden Karaca, mutabakatın birinci maddesinin Gül'ün Cumhurbaşkanı olmaması olduğunu ayrıca Büyükanıt'ın görev süresinin uzatılmasının da diğer bir madde olduğunu ileri sürdü. Aslında Gül'ün köşke çıkmasıyla bu mutabakatın bozulduğunu söyleyen Karaca, bu sırada 2002'de emekli olmuş olan Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'nun Büyükanıt'a 'Protokolü biliyoruz' mesajını göndererek Büyükanıt'ın görev süresinin uzatılmasını istemekten vazgeçmesini sağladığını iddia etti.

                              "Kıyat'tan Çiller'e mesaj: Senin ne haddine böyle bir şey söylemek"

                              Emekli Koramiral Atilla Kıyat'ın "93-97 arası faili meçhuller devlet politikasıydı" iddiasının sorulması üzerine de Şükrü Karaca, "Atilla Kıyat böyle bir açıklama yapıyorsa bunun arkasında bir şey aramak gerekir" dedi. Karaca, Kıyat'ın askeri çevrelerde Nato Paşası olarak nitelendirildiğini ve Nato'nun duyarlılıklarıyla hareket eden bir yapıya sahip olduğunu söyledi. Şükrü Karaca Kıyat'ın Brüksel'de görev yaptığı sırada Türkiye'nin AB'ye alınmaması halinde Avrupa Ordusu'nun NATO'ya katılımını veto etmekten söz eden Çiller'e "Senin ne haddine böyle bir şey söylemek" şeklinde bir mesaj gönderdiğini açıkladı. Kıyat'ın dış projelere duyarlı birisi olduğunu söyleyen Karaca, bu isme ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini savundu ve "Atilla Kıyat böyle bir şey diyorsa, Türkiye'nin sorunlu bölgeleri ile ilgili bir yerlerde bir şeyler kotarılıyor demektir. Pandoranın kutusunu açıyor Atilla Kıyat" dedi.

                              ZAMAN
                              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                              Yorum

                              • ÇAKAL
                                Ağa'nın Adamı
                                • 27 Haziran 2007
                                • 2545

                                #450
                                EKREM DUMANLI


                                Dörtyol'daki Türkiye

                                Türkiye'de yaşanan hadiseleri bir çırpıda anlamak kolay değil. İç içe girmiş ilişkiler yumağını tek tek çözmek gerekiyor. Olayların her birini masaya yatırmaya ne tahammülü var insanların, ne yeterli bilgileri. Oysa çarpıcı hadiseler yaşanıyor hemen her hafta. Büyük fotoğrafı kavrayabilmek için bir kısım hadiseleri numune haline getirmek; hiç olmazsa o somut vak'adan diğer hadiselerin bağlantısını kurmak ve derin senaryoları analiz etmek gerekiyor.

                                Mesela Hantepe saldırısı, laboratuvar çalışması yapılıyorcasına, titizlikle üzerinde durulması gereken bir vak'a. 22 gün geçti üzerinden, Genelkurmay Başkanlığı'ndan ses seda yok. Oysa komplo teorilerinden bahsedilmiyor; somut fotoğraflardan, görüntülerden yola çıkılıyor. O görüntülerde PKK militanlarının Hantepe'deki karakola nasıl adım adım yaklaştıkları görülüyor. "Sızma çalışmaları" ilgili makamlara ulaştırılıyor. Saldırı başlamadan verilen bilgiler işe yaramadığı gibi saldırı sırasındaki acziyet de kare kare kayıt altına alınmış. Bilmem kaç askerî merkezden seyredilmesine rağmen teröristlerin belini kıracak bir hamle yapılmıyor. Helikopterler yardıma uçmuyor, takviye güçler imdada yetişmiyor ve oracıkta gencecik fidanlarımız şehit ediliyor. Bu ürpertici görüntülerin izahı yapılmıyor, halka hesap verilmiyor.

                                Somut vak'alar. O kadar çok ki! Hesabı verilmemiş onlarca vak'a var. Ve birileri ısrarla susuyor. Dağlıca, Aktütün, Reşadiye, Gediktepe, Hantepe...

                                Son günlerin en çarpıcı terör planlaması hiç şüphesiz Dörtyol'da yapıldı. Hatay'a bağlı bu küçük ilçede öyle ince hesap yapılmış ki! Maraş olayları, Sivas olayları, Taksim olayları diye dillere destan olmuş komploların en güncel versiyonuydu Dörtyol.

                                Allah'tan ki derin ilişkiler eskisi gibi karanlığa mahkûm bırakılmıyor. Neyse ki bazı medya kuruluşları derin ilişkiler nedeniyle bu provokasyonlarda hedef saptırmayı başaramıyor. Ve çok şükür ki, kirli eylem planları o korkunç senaryoyu yazanların istediği gibi figüre edilemiyor.
                                En sinsi plan Danıştay saldırısıydı; onun bile hesaplanmış/planlanmış bir operasyon olduğu artık çok net biliniyor.

                                Dörtyol'da yaşananları provokasyona model olması açısından bir kenara kaydetmek şart! Bir araba gasp ediliyor ve o arabadan ateş açılarak dört polis şehit ediliyor. Sonra bir anda kalabalıklar toplanıyor ve o insanlar slogan atmaya başlıyor. Elleriyle kurt işareti yapan ve halkı galeyana getiren kişiler, valiliğin itidal çağrısına kulak vermeyerek eylemin boyutunu genişletiyor. Sonra anlaşılıyor ki arabası gasp edilen kişi (Bestami Kılınç) MHP'li bir Belediye Meclis üyesi. Bu tespitin üzerine gözler Kılınç'a çevriliyor. Onun anlattığı hikâyeye göre teröristler bu adamı kaçırıyor, ormana götürüyor, arabasını gasp edip eylem yapıyor. Hatırlayacaksınız, Hürriyet gazetesi olayı, "Keşke ben ölseydim!" başlığıyla dramatize ederek vermişti.

                                Ne var ki soruşturma derinleştirilince şöyle ayrıntılara ulaşıldı. MHP'li meclis üyesi önce sivil giyimli üç jandarma ile görüşüyor. Bunların JİTEM üyesi olduğu iddia edildi. Bu görüşmeden sonra "kaçırılıyor", "arabası gasp ediliyor" ve menfur eylem gerçekleştiriliyor. Bu arada, ismi geçen kişinin ormandan jandarma aracıyla getirildiği ve ismi Balyoz soruşturmasında geçen Korgeneral Nejat Bek'le görüştürüldüğü öne sürüldü.
                                Ve film, tam bu karede koptu...

                                Ortaya çıkan bilgiler kamuoyuna yansıyınca, Bestami Kılınç istifa etmek zorunda kaldı. Parti genel merkezinden bu konuda net bir açıklama yapılmadı; tıpkı Heronların PKK'lıları tespit etmesi ve ilgili makamlara bildirilmesine rağmen o çocukların teker teker şehit edilmesi konusunda sadre şifa bir açıklama yapılmadığı gibi... Terör konusunda söylenen genel sözler, hamasî söylemler artık inandırıcı bulunmuyor. Olayları tek tek masaya yatırmak, sorumluları o noktada aramak, hatası bulunanlar konusunda hukukî işlem yapılmasını sağlamak herkesin (iktidarın, muhalefetin, yargının, medyanın) en temel görevidir. Ancak bu şekilde terörden beslenenlerin hortumu kesilebilir; yoksa bu bela kıyamete kadar yakamızdan düşmez. Dörtyol iyi bir fırsat. Sonuna kadar araştırılsın ki kimin elinin kimin cebinde olduğu anlaşılabilsin... Hem İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Dörtyol göründüğü gibi değil, dememiş miydi?


                                12 Ağustos 2010, Perşembe
                                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information