Ekonomi & Para Piyasalarıdan Haberler/Yorumlar

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • PEHLİVAN
    Çalışkan
    • 13 Şubat 2009
    • 1138

    #301
    Piyasalar g 20 zirvesini bekliyor

    Piyasalar bu hafta, ABD'de otomotiv ve bankacılık sektörüne ilişkin gelişmelerin yanı sıra G20 zirvesinden çıkacak sonuçları yakından takip edecek

    Turkish Yatırım Finasal Strateji Müdürü Gökhan Uskuay, piyasalarda bu hafta beklenen gelişmelere ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, yerel seçim sonuçlarını ekonomik gelişmelerin şekillendirdiğini, buradan çıkan mesajların da ekonomiye dair olacağını söyledi.

    Seçimleri geride bırakan piyasaların, bundan sonraki süreçte AK Partinin bu ekonomik mesajı ne kadar alabildiğine bakacağını ve IMF görüşmelerine odaklanacağını dile getiren Uskuay, Londra'da yapılacak G-20 Zirvesinin de bu anlamda önem taşıdığını hatırlattı.

    Uskuay, ''Sonuç olarak piyasalar, geçen hafta aldığı pozisyonları seçim sonuçlarına göre değil, IMF ile görüşmelerin gidişatına göre yorumlayacaktır'' dedi.

    ABD gündemine otomotiv ve bankacılık sektörüyle ilgili haberlerin damgasını vurduğunu belirten Uskuay, bu gelişmelerin Türkiye piyasalarında da takip edileceğini, aynı zamanda ABD'de açıklanacak tarım dışı istihdam rakamlarının da izleneceğini kaydetti.

    İMKB bileşik endeksinin 25 binin altına gerilemesi durumunda bu hafta yatay bir seyir görülebileceği görüşünü dile getiren Uskuay, endeksin bu puanın üzerinde kalabildiği takdirde yurt dışı piyasalar da izin verirse endekste yükseliş görülebileceğini anlattı.

    Uskuay, dövizin ise G20 Zirvesinden çıkacak sonuçlara göre seyir izleyeceğini bildirdi.

    Yorum

    • PEHLİVAN
      Çalışkan
      • 13 Şubat 2009
      • 1138

      #302
      Bir an önce gerçek gündeme dönelim!



      TÜSİAD, 29 Mart 2009 tarihinde gerçekleştirilen yerel seçimlerin sonuçlarının açıklanmasının ardından, konu ile ilgili bir yazılı bir açıklama yaptı.

      DHA

      Açıklamada şu görüşlere yer verildi:

      “Türkiye, yoğun siyasi tartışmaların yaşandığı bir yerel seçim sürecini geride bırakmıştır. Bu dönemde, hepimizi derinden sarsan bir kaza sonucu, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, parti yöneticileri, İHA muhabiri ve helikopter pilotunun vefatı nedeniyle büyük üzüntü duymaktayız. Kazada hayatını kaybedenlere Tanrı'dan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz. Seçime katılan tüm siyasi partilerimizi ve adayları kutlar, görev alacak yerel yöneticilere başarılar dileriz. Yeni dönemde, yerel yöneticilerin, vatandaşlara hizmet odaklı, saydam, hesap verebilir, planlı çalışan, idari kapasitesini sürekli geliştiren bir yerel yönetim anlayışı içinde olmalarını temenni ediyoruz.

      Bu yerel seçim süreci, siyasi tarihimizde pek rastlanmayan bir biçimde genel seçim havasında sürdürülmüştür. Bu süreçte, küresel ekonomik kriz ile mücadele, maalesef, yerel seçimlerin gölgesinde kalmış, bu durumun sonucunda kriz yönetiminin gerektirdiği hız ve kararlılık yeterince sergilenememiştir. Yerel seçimlerin yarattığı siyasi dalgalanmaların artık geride bırakılarak, Türkiye'nin bir an önce gerçek gündemine odaklanması elzemdir.

      Küresel ekonomik kriz bütün unsurları ile ülkemizi de derinden etkilemektedir. İstihdam daralması ve üretim kayıpları ciddi bir sorundur. Krizle mücadelede iç talebi destekleyici kontrollü para ve maliye politikalarına, verimliliği ve rekabeti arttıracak politikalara, enerji arz güvenliğine, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesini kapsayan sürdürülebilir yüksek büyüme politikalarına ihtiyaç duyulmaktadır.

      Türkiye'nin 21. yüzyılda küresel rekabet gücü yüksek bir demokrasi olarak yükselmesi için, AB üyeliğinin gerekli kıldığı, bireysel ve kolektif özgürlükler, eğitim, bilgi toplumu, kadın hakları, çevre, etkili kamu yönetimi reformu ve kayıt-dışı ekonomi gibi alanlarda köklü atılımlara gerek duyulmaktadır. 2014 AB tam üyelik hedefi, kararlılıkla Türkiye'nin kalıcı gündem maddesi olarak belirlenmelidir. 2014 hedefi kaçırıldığı takdirde üyelik perspektifi ancak bir sonraki mali dönemin başlangıcı olan 2021 yılına ertelenecektir.

      Yorum

      • PEHLİVAN
        Çalışkan
        • 13 Şubat 2009
        • 1138

        #303
        Düşüşün nedeni seçim mi yurtdışı mı?



        Piyasalar yeni haftaya tedirgin bir seyirle başladı. Dolar gün içinde 1.70'in üzerine çıkarken, borsadaki kayıp bir ara yüzde 3'ü aştı.

        Ancak ilk seansın sonuna doğru gelen alımlarla borsa günü yüzde 2.15 düşüşle 25 bin 143 puandan tamamladı. Dolar da tekrar 1.69-170 aralığına döndü.

        Uzmanlar, özellikle dış piyasalarda yaşanan dalgalanmanın içeride de etkisini gösterdiğini belirtiyor. Yerel seçim sonuçlarının etkisinin ise zayıf olduğu kaydediliyor.

        Cuma günü dolar 1.6750 TL seviyesinden günü tamamlarken bugün 1.7080 TL'ye kadar yükseldi. Sonrasında ise 1.69-1.70 bandına geri çekildi.

        Borsa ise yüzde 3 seviyesinde bir kayıpla 24 bin 920 puanda hareket ederken tepki alımları geldi. Endeks günü yüzde 2.15 düşüşle 25 bin 143 puandan tamamladı.

        Avrupa borsalarında ise yüzde 4'e yaklaşan düşüşler izlendi.

        SEÇİM DEĞİL IMF ÖNEMLİ

        Yerel seçimlerin piyasa üzerindeki etkisini anlatan uzmanlar, seçmenin dozunda bir uyarı veridğini ve bu sonuçların piyasaya birebir etkisinin olmayacağını düşünüyor. Ancak bundan sonraki dönemde özellikle IMF anlaşmasının öne çıkacağını belirten uzmanlar, piyasanın bundan sonra IMF anlaşmasına ve ekonomik odaklanmaya bakacağını söylüyor.

        Ekinciler Yatırım Menkul Değerler Genel Müdürü Alp Tekince piyasada yaşanan hareketin çok büyük ağırlıkla yurtdışı ile ilgili olduğunu söyledi. Artık IMF'ye yönelik daha ciddi bir beklenti sürecinin başladığına işaret eden Tekince, "IMF ile anlaşma sağlanacak ve şu aşamada tutar bazında bile önemli. Özel sektörün finansman tıkanıklığı ciddi boyutta. Burada IMF nin vereceği borç para önemli" dedi.

        Turkish Yatırım Finansal Strateji Müdürü Gökhan Uskuay, piyasaların geçen hafta yoğun bir şekilde seçim sonuçlarını satın aldığını ve içeriye 200 milyon TL’ye yakın bir para girişi yaşandığını hatırlattı. Piyasaların seçim sonuçlarını aldığı pozisyonlara göre değerlendireceğini belirten Uskuay, "Seçimleri arkasında bırakan piyasalar bundan sonraki süreçte AKP’nin bu ekonomik mesajı ne kadar alabildiğine bakacak ve IMF görüşmelerine odaklanacak" dedi.

        HSBC Stratejisti Fatih Keresteci, "Seçim sonuçlarına göre iktidar partisi AKP'nin oy kaybına uğraması beklenmedik bir gelişme olsa da mevcut siyasi konjonktür üzerinde majör bir etkiye yol açmaması nedeniyle mali piyasalar üzerinde pek de belirleyici olmayacağı kanaatindeyiz" dedi. ABD'de yönetimin GM ve Chrysler'in sunduğu planları beklenmedik bir şekilde kabul etmemesinin ve iflası dahi opsiyonlar arasında sunmasının küresel risk iştahında azalmaya yol açtığına işaret eden Keresteci, şöyle devam etti:

        "Seçimlerin sona ermesiyle birlikte AKP’nin kayıplarının önemli bir kısmının ekonomik krize bağlanması IMF anlaşmasını kısa sürede gündeme getirebilir. Dolar/TL kuru ABD otomobil üreticileri kaynaklı haberler ve euro/dolar paritesindeki düşüş nedeniyle sabah saatlerinde 1.70 seviyesine yaklaştı. cuma kapanış ile bu sabah açılış arasındaki farkın gün içerisinde kapanma ihtimali teknik olarak güçlü görünüyor."

        Meksa Yatırım'ın raporunda, "AKP’nin genel oylarında düşüş gözleniyor. Ancak genel resmin fazla bozulmadığını ve sonuçların piyasalar üzerinde belirsizlik yaratabilecek bir etkisinin olmayacağını düşünüyoruz" ifadesi kullanıldı...

        Yorum

        • PEHLİVAN
          Çalışkan
          • 13 Şubat 2009
          • 1138

          #304
          Bankacılar: Krizi biz tetikledik



          Washington merkezli Uluslararası Finans Enstitüsü’nün Oliver Wyman adlı İngiliz danışmanlık firmasının birlikte yaptığı bir anketten, bankacıların itirafı çıktı.

          Anketin sonucuna göre, katılımcı bankacıların yüzde 98’i Evet, aldığımız yüksek maaşlar bu krizi tetikledi itirafında bulunurken, ödeme paketlerindeki mantık hatalarının giderilmesi için çalışmalar yapılması gerektiği görüşünde de birleşti.

          Katılımcıların neredeyse tamamı finans dünyasında iyi bir ödeme sistemi oluşturulabilmesinin önünde büyük engeller olduğunu savunuyor. Bu da bankacıların riski ölçümleyebilecek ve alınan risklerin ödeme stratejisine yansıtılabilecek bir yol bulamamasından kaynaklanıyor. Oliver Wyman Sektör değişim gerektiği ve gidilmesi gereken yol konusunda aynı fikirde buluşurken, bu yola nasıl gidileceğinin çözümünü bulamıyor diyor.

          Kárlılığa dayalı ödeme

          Uluslararası Finans Enstitüsü ise bankaların maaşların veriliş şekliyle ilgili 7 prensipe uyulması gerektiğini dile getiriyor. Ancak bu prensiplerin temelinde bankacılara ödenen bedelin, kurumun kárlılığı göz önünde bulundurularak belirlenmesi gerektiği savunuluyor. Buna karşın özellikle performansa dayalı kompleks alanlarda çalışan bankacıların bu yeni maaş sistemi nedeniyle işten ayrılabileceğinden ve hatta sektör bile değiştirebileceğinden de endişe duyuluyor.

          Çalıştıkları kurumlar göz önüne alındığında dünyadaki, bankacıların yüzde 57’sini temsil ettiği ifade edilen katılımcılar Bu işin çözümlenmesi için önce riski ölçmeyi öğrenelim. Sonra bunu maaş paketlerine adapte ederiz diyor.

          Yorum

          • PEHLİVAN
            Çalışkan
            • 13 Şubat 2009
            • 1138

            #305
            ABD otomotivcilere kırmızı kart gösterdi



            ABD’de hükümetin desteklediği komisyonun GM ve Chrysler’in yeniden yapılanma planını reddedip iflas seçeneğini ortaya atması dünya borsalarında yüzde 5’leri bulan düşüşlere neden oldu

            ABD Başkanı Barack Obama’nın oluşturduğu Otomotiv Çalışma Komisyonu’nun, ülkenin en büyük iki otomotiv şirketi olan General Motors ve Chrysler’ın önerdiği yeniden yapılanma planını reddetmesi ve iflasa gitme seçeneğini hatırlatması uluslararası borsalarda şok satışlara neden oldu. Özellikle Komisyon’un, iki dev otomotiv şirketinin borç miktarlarının indirilebilmesi için iflas seçeneğini ortaya atması dünya piyasalarındaki panik havasını artırdı.

            ABD otomotiv sektörüne yönelik belirsizliğin yanı sıra finansal sisteme yönelik endişelerin sürmesi de global piyasalarda endişe kaynağı olmayı sürdürüyor. ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner’ın, bazı bankaların yüksek miktarda hükümet yardımına ihtiyaç duyduğunu açıklaması da finansal sisteme yönelik endişelerin devam ettiğinin bir kanıtı olarak gösteriliyor. Yatırımcılar bu ortamda riskli varlıklardan çıkarken son günlerde güvenli liman olarak gördükleri Japon Yeni ve ABD Doları’na yöneldi. Tüm bu gelişmelerin yaşandığı saatlerde ise Morgan Stanley, yatırımcılara ABD’deki hisse senetlerini sat tavsiyesinde bulundu.

            Borsalarda kayıplar yüzde 4’ü aştı

            Bu ortamda saat farkı nedeniyle ilk açılan Asya borsaları haftaya yüzde 4’leri aşan çok sert kayıplarla başlarken, Avrupa borsaları da bu sert satış dalgasını izledi.

            Asya kıtasının en büyük borsası Nikkei 225 günü yüzde 4.53’lük değer kaybı ile kapatırken, Hong Kong borsasındaki kayıp ise yüzde 4,30 düzeyinde gerçekleşti. Asya’daki bu şok satışları Avrupa borsaları da izledi. Özellikle otomotiv ve finans sektörü hisseleri önderliğinde İngiliz FTSE endeksi yüzde 3.49 oranında değer kaybı yaşadı. Kapanışta, Avrupanın en büyük borsalarından Almanya’da DAX endeksi yüzde 5.10, Fransız CAC endeksi ise yüzde 4.27 geriledi. Geithner’ın açıklamaları Avrupa’da bankacılık hisselerine satış getirdi. Almanya’da Citigroup ve Deutsche Bank’ın hisse senetleri yüzde 8’in üzerinde değer yitirdi.
            Otomotiv sektörüne yönelik endişelerle Daimler hisseleri yüzde 7’nin üzerinde değer kaybetti. GM hisseleri ise Almanya’da yüzde 13 oranında değer kaybına uğradı.

            Düşüşün lokomotifi GM oldu

            ABD borsası da güne sert düşüşle başladı. Otomotiv hisseleri önderliğinde yaşanan panik satışlar sonrası ABD borsasında Dow Jones endeksi ise gün içerisinde yüzde 3,85 oranında, Nasdaq ise yüzde 3,10 oranında değer kaybına uğradı. Obama hükümetinin iflas uyarısında bulunduğu dünyanın önde gelen otomotiv üreticilerinden General Motors ve Ford Motor hisseleri sırasıyla yüzde 32 ve yüzde 11 gibi sert bir düşüşle güne başladı...

            Yorum

            • PEHLİVAN
              Çalışkan
              • 13 Şubat 2009
              • 1138

              #306
              Wall street'e otomobil çarpti

              Wall Street otomotiv ve biraz da mali sektöründen gelen haberlerle sarsıldıktan sonra Asya borsaları son 10 yılın en hızlı aylık çıkışını yakalamak için yukarı doğru son bir hamle yaptı, ancak kapanışa doğru gelen satışlar endeksleri eksiye çevirdi.



              ABD borsaları, ülkenin iki önemli otomobil üreticisinin iflasa bir adım daha yaklaşması ve büyük bir İspanyol bankasının devlet tarafından kurtarılma girişiminin mali sistemin sağlığına ilişkin kaygıları arttırması ile son zamanlardaki yükselişini terk ederek düşüşe geçti.

              Otomotiv ve mali sektörün yanı sıra Cuma açıklanacak istihdam verilerinin durgunluğun devam ettiğini gösterecek olması ve bilançoların açıklanması öncesinde şirket karlarının ilk çeyrekte geçen yıla göre % 35 azaldığı beklentisi Wall Street'te piyasa üzerinde ağırlık oluşturan diğer unsurlar oldu.

              Barack Obama yönetiminin ekonomiyi ve zordaki şirketleri desteklemeye yönelik en son çabaları, General Motors'un (GM) CEO'sunu görevden almak, Chrysler'i birleşme konusunda sıkıştırmak ve son olarak her iki şirketi de iflasla tehdit etmek şeklinde oldu. General Motors ve Chrysler, Aralık ayında hükümetten para yardımı almışlardı.

              ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner, bazı bankaların büyük miktarda yardıma ihtiyacı olduğunu açıklarken İspanya, Almanya ve İngiltere hükümetlerinin de, sektörün artan sorunlu krediler ile zarar etmesi nedeniyle kurtarma kredilerini harekete geçirmeleri sonrasında ABD bankalarının hisseleri düştü. KBW Bankalar endeksi yüzde 10.3 değer kaybetti.

              Dow Jones Sanayi yüzde 3.27 düşerek 7,522 puana gerilerken, Standard & Poor's 500 Endeksi yüzde 3.48 kaybetti ve 787.53 puan oldu. Nasdaq Bileşik Endeksi ise yüzde 2.81 değer kaybetti ve 1,501 seviyesinden kapandı.

              Dün kaydedilen satışlar öncesinde hisse senetleri, Mart ayının başındaki 12 yılın düşük seviyelerinden yüzde 20'lik bir sıçrayış göstermişlerdi.

              İspanya hükümeti, mali krizin başladığı dönemden bu yana ilk kez bir banka kurtarma operasyonuna mecbur kaldı. Almanya ve İngiltere de bankaları desteklemek için harekete geçtiler.

              Geithner, bazı bankaların aldıkları paraların bir kısmını geri vermeleri sonrasında kurtarma planı paketinden geriye yaklaşık 135 milyar dolar kalacağını açıkladı. Fakat Kongre'den kurtarma fonları için ek kaynak arayıp aramayacağı konusunda açıklama yapmadı. Geithner bazı bankaların daha fazla fona ihtiyacı olabileceğine de dikkat çekti.

              Citigroup yüzde 11.8 düşerek 2.31 dolara gerilerken Bank of America yüzde 17.9 değer kaybederek 6.03 dolara indi. Wells Fargo hisseleri ise yüzde 14 geriledi ve 13.37 dolar oldu.

              GM yüzde 25.4 değer kaybederek 2.70 dolardan işlem görürken yatırımcıların olası bir iflasın tüm ekonomiye dalga dalga yayılacağı yönündeki kaygıları ile tedarikçi şirketlerin hisseleri de hızla düşüşe geçti.

              Otomoti ve mali sektörün yanı sıra Cuma açıklanacak istihdam verilerinin durgunluğun devam ettiğini gösterecek olması ve bilançoların açıklanması öncesinde şirket karlarının ilk çeyrekte geçen yıla göre % 35 azaldığı beklentisi Wall Street'te piyasa üzerinde ağırlık oluşturan diğer unsurlar oldu.

              Asya borsalarında ise Japonya'dan yeni bir teşvik paketi beklentisiyle bambaşka bir hava oluştu. Endeksler Tokyo ve Hong Kong'da % 1'e yakın yükselirken, Seul'de imalatçıların güveninin artması % 2 yükseliş getirdi.

              Ancak kapanışta gelen satışlar tabloyu değiştirdi. Tokyo hafif ekside kapandı.

              Asya'da Japonya hariç hisseler Mart ayını % 15 artıda kapamak üzere. Bu 1999'dan bu yana yakalanan en büyük aylık artış hızı.

              Yorum

              • PEHLİVAN
                Çalışkan
                • 13 Şubat 2009
                • 1138

                #307
                Piyasalarda dikkatler şimdi IMF`de



                Seçim baskısından kurtulan piyasalarda, nisan ayında IMF ile anlaşma yapılacağı yönünde güçlü bir beklenti hakim. Uzmanlar, acil ekonomik kararların daha fazla geciktirilmesini ise en önemli risk unsuru olarak görüyor.

                Pınar SUNGUR / REFERANS GAZETESİ

                Global krizin neden olduğu dalgada, yerel seçimler nedeniyle dengeler değişir mi, erken seçim gündeme gelir mi sorularına kilitlenen piyasalar, siyasi gerginliğin kalkacağı ve ekonomiye odaklanılacağı bir döneme girişin beklentisinde. Seçim sonuçlarının AK Parti'yi erken seçime zorlayacak nitelikte olmaması ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile anlaşmanın yakında imzalanacağı beklentisinin güçlenmesi piyasalar üzerindeki yurtiçi kaynaklı tehditleri azalttı.

                AK Parti'nin bundan sonraki süreçte önceliği ekonomiye vereceği yönündeki kanıların güçlendiği piyasalar kısa vadede IMF kaynaklı bir haber bekliyor. Piyasalarda nisan ayında IMF ile anlaşma yapılacağı yönünde güçlü bir beklentinin oluştuğunu vurgulayan uzmanlar, buna karşılık ekonomiye dair atılması gereken adımların daha fazla geciktirilmesini ise önümüzdeki dönemin en önemli risk unsuru olarak görüyor.

                Piyasada seçim etkisi yok

                Seçimlerden AK Parti'nin beklenenin altında oy aldığını belirten ING Bank Başekonomisti Sengül Dağdeviren, şu değerlendirmelerde bulundu: Sonucun hükümet tarafından nasıl algılandığı önemli. İlk veriler temelde hem muhalefetin güçlendiği, hem de hükümet politikalarında bir eksikliğin görüldüğünün işareti. AK Parti bundan sonra önceliği ekonomiye vermek zorunda. Ekonomik istikrar ve diğer konularda daha temkinli davranacak. Bu da IMF ile bir anlaşmanın nisan ayında imzalanacağı beklentilerinin devam etmesini beraberinde getirecek. AK Parti'nin ekonomi politikalarına biraz daha önem vereceğinin altını çizen Dağderviren, Siyasetin ön planda kalmaya devam etmesi ve ekonomiye dair adımların daha fazla geciktirilmesi ise önümüzdeki dönemde en önemli risk unsuru gibi görünüyor dedi.

                Finansbank Başekonomisti İnan Demir ise Yüzde 40'ın altında kalan oy erken seçim baskısını artırabilir ancak Başbakan Tayyip Erdoğan'ın konuşmasından bu sonucu güven oyu olarak gördüğü anlaşılıyor, yani bu ihtimal uzak. Erken seçim ve popülizm şimdilik uzak ihtimal görülüyor dedi.

                Borsa yüzde 2 düştü

                Yerel seçimlerin etkisi borsada sınırlı kalırken, yurtdışı piyasalarda esen olumsuz hava, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (İMKB) sert düşüşe neden oldu. Geçen hafta borsalarda yaşanan yükselişle cuma günü ABD'den, bu sabah da Asya borsalarından gelen kâr satışları İMKB'yi 24.846 puana kadar geriletti. İMKB haftanın ilk işlem gününü 553 puanlık kayıpla 25.143 seviyesinden tamamladı. Hisse senetlerinin yüzde 2,15 değer kaybettiği borsada, toplam işlem hacmi 923 milyon TL oldu.

                Borsadaki kötümser hava kendini döviz ve faizde de gösterdi. ABD Hazine Bakanı Tim Geithner'in bazı bankaların ciddi tutarda yardıma ihtiyacı olabileceği yönündeki açıklamalarıyla dolar da tüm dünyada tırmanışa başladı. Cuma günü 1.66 TL seviyelerinde olan dolar dün sabah 1.70 TL'yi geçti. Doların yükselişinde euro/dolar paritesinin 1.3200 seviyesinin altına düşmesi de etkili oldu. Bono piyasasında da faizler yüzde 14,48 seviyesine kadar sıçrama yaptı. Ancak hem faiz, hem dövizde akşam saatlerinde bir dengeleme yaşandı. Dolar 1.69'a gerilerken, faizler de yüzde 14,37'ye düştü.

                Yorum

                • PEHLİVAN
                  Çalışkan
                  • 13 Şubat 2009
                  • 1138

                  #308
                  Japonya`da işsizlik yüzde 4,4`e yükseldi

                  Japonya'da, geçen ay işsizlik son üç yılın en yüksek seviyesine çıkarak yüzde 4,4 oldu.

                  Hükümet, küresel ekonomik kriz nedeniyle büyük şirketlerin işçi çıkarması yüzünden şubat ayında işsiz sayısının bir yıl önce aynı döneme göre 330 bin artarak 2,99 milyona çıktığını açıkladı.

                  Böylece, dünyanın ikinci büyük ekonomisinde ocak ayında yüzde 4,1 olan işsizlik oranı, geçen ay yüzde 4,4'e çıkarak, Ocak 2006'dan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.

                  Şubat ayında ayrıca hane halkı harcamaları bir yıl önce aynı döneme göre yüzde 3,5 geriledi.

                  Bu arada Japonya Başbakanı Taro Aso'nun, Londra'da 2 Nisanda düzenlenecek G-20 zirvesinde, geçen yıl açıklanan 122 milyor dolar tutarındaki kamu harcamalarına ilaveten yeni teşvik önlemleri açıklaması bekleniyor.

                  Maliye Bakanı Kaoru Yosano da hükümetin yaklaşık 200 milyar dolarlık yeni bir harcama paketine ihtiyacı olduğunu, ancak paketin miktarına konusunda henüz karar verilmediğini söyledi.

                  Küresel ekonomik krizle birlikte dünyada tüketici harcamalarının azalması yüzünden 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en derin durgunluğa giren Japonya'da geçen hafta açıklanan veriler, ihracatın yarı yarıya azaldığını ortaya koymuştu.

                  Küresel talepteki çöküş nedeniyle aralarında Toyota ve Sony'nin de bulunduğu önemli ihracatçı firmalar çalışma saatlerini azaltmış, fabrikalarda üretimleri durdurmuş ve binlerce işçinin işine son vermişti.

                  Japonya'nın ekonomisi geçen yıl son çeyrekte yıllık bazda yüzde 12,1 daralarak, 1974 yılındaki petrol şokundan bu yana en keskin daralmayı göstermişti.

                  Yorum

                  • PEHLİVAN
                    Çalışkan
                    • 13 Şubat 2009
                    • 1138

                    #309
                    Ekonomimiz küçülmez, Başbakan yanılmaz

                    Yazının başlığına bakıp şaşıranlar olduysa hemen durumumu açıklayayım. Önceki gece yerel seçim sonuçlarını izlerken önemli bir karar verdim.

                    Osman ULAGAY / MİLLİYET

                    Bundan böyle medyada “Başbakan’ın memuru” olarak görev yapacağım. Halen bu görevi yerine getirmekte olan medya mensupları karşılığında ne alıyor, doğrusu bilmiyorum ama ben bu görevi gönüllü olarak yapmaya karar verdim, çünkü memleketin ve Sayın Başbakan’ın buna ihtiyacı var.

                    Tabii bu yeni görevimi yerine getirirken maaşımı Aydın Bey’e ödetmeye devam etmenin doğru olup olmadığını düşünüyorum. Bu sonunda ona kalmış bir karar ama bence işin şu yönünü de düşünmesi lazım Aydın Bey’in, gazetelerinde “Başbakan’ın memuru” olarak görev yapanların bulunması sonunda belki ona da yarar sağlayabilir, Sayın Başbakan’ın hışmını törpüleyebilir.

                    Küçülmeye inanmayın

                    Neyse lafı fazla uzatmadan yeni görevimize başlayalım. Bugün TÜİK 2008 yılının son çeyreğine ilişkin büyüme hızı rakamlarını açıklayacak ya yarın görün malum medyadaki manşetleri. “Küçülmede rekor” diyecekler, “Teğet geçmedi, deldi geçti” diyecekler. Ne olmuş yani? Diyelim ki yapılan tahminler doğru çıktı ve 2008 yılının son çeyreğinde ekonomimizin % 5 ya da % 6 küçüldüğü ortaya çıktı? Ekonomi bir çeyrekte küçüldü diye kıyamet mi kopar?

                    Hem ABD ekonomisi de % 6.3 küçülmedi mi 2008’in son çeyreğinde.

                    Allah’tan Sayın Başbakan böyle şeylere pabuç bırakacak bir lider değil, ne kadar güzel söyledi, geçenlerde Akşam gazetesinin yazarlarıyla sohbet ederken: “Ben ekonomide küçülmeyi kabul edemem”, dedi. Adamın inancı sağlam, IMF’ye de böyle kafa tuttu zaten, “Büyüme hedeflerini küçülttürmem” diye aslanlar gibi direndi. Şimdi koskoca Başbakan’a mı inanacağız biz, yoksa “2009’un ilk çeyreğinde de durum çok kötü, acil önlem alınmazsa ekonomimiz 2009’da daha beter küçülür” diyen felaket tellallarına mı?

                    Başbakan’ı dinleselerdi

                    Aslında bütün suç bu felaket tellalları ile işadamlarında. Geçen yıl, kriz bizim uzağımızdayken Sayın Başbakan çıkıp da “Bu kriz bizi teğet geçecek, krizi fırsata çevirelim” dediğinde onun sözünü dinleyip yatırımları artırsalardı, istihdamı artırsalardı küçülür müydü ekonomimiz? Çilekeş halkımız da felaket tellallarına değil Başbakan’ına inanıp para harcamaya devam etseydi ekonomide küçülmeden, artan işsizlikten falan söz etmeye gerek kalır mıydı?

                    Halktan laf açılmışken, şu velinimetimiz olan seçmenlere de iki laf etmeden geçemeyeceğim. Seçim gecesi televizyona çıkan Sayın Başbakan’ın hali içime dokundu. Adamcağız helak etti kendini, memlekette gitmediği yer kalmadı, verdiği bunca hizmete karşılık, halkından bir oy istedi. İstediği kadar oy vermediler, üzdüler koskoca Başbakan’ı. Kendisi gene de anlayışlı davrandı, “Mesajı aldık” falan dedi ama asıl mesajı alması gerekenler başkaları.

                    Yazı bitiyor ama doğrusu zor işmiş “memuriyet”. Bu işi yapanların neler çektiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

                    Yorum

                    • PEHLİVAN
                      Çalışkan
                      • 13 Şubat 2009
                      • 1138

                      #310
                      Büyüme rakamlari piyasayi etkilemez

                      Türkiye İstatistik Kurumu dördüncü çeyrek ve 2008 yılı toplamı büyüme rakamlarını açıkladı.


                      Türkiye ekonomisi dördüncü çeyrekte yüzde 6.2 küçüldü. Türkiye böylece 2001 dördüncü çeyrekten bu yana ilk kez bir küçülme yaşamış oldu.

                      Türkiye ekonomisi 2008 yılının üç çeyreğinde sırasıyla yüzde 7.3, yüzde 2.8 ve yüzde 1.2 büyümüştü.

                      2008 yılının geneline bakıldığında ise ekonomideki büyüme yüzde 1.1 olarak kaydedildi. 2008 yılı büyüme hedefi yüzde 4 olarak belirlenmişti.

                      Analistler, ekonominin dördüncü çeyrekte yüzde 5.8 küçülmesini, yıl genelinde ise yüzde 0.7 büyümesini bekliyordu.

                      MİLLİ GELİR 10 BİN DOLARIN ÜZERİNDE

                      Açıklanan sonuçlara göre Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir de 10 bin 436 dolar olarak hesaplandı.

                      Üretim yöntemiyle hesaplanan gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) tahmininde, 2008 yılı dördüncü üç aylık dönemde ekonominin büyüklüğü 24 milyar 448 milyon lira olarak belirlendi. 2008 yılı GSYH değeri ise 102 milyar 328 milyon lira oldu.

                      PİYASAYI ETKİLEMEZ

                      JP Morgan tarafından büyüme rakamları ile ilgili yayımlanan raporda, Türkiye ekonomisinin 2001 yılından bu yana ilk kez küçüldüğüne dikkat çekildi. Yüzde 6.2'nin piyasa beklentilerinden kötü olduğuna işaret eden JP Morgan, buna karşın 2008 yılı genelindeki yüzde 1.1'lik büyümenin ise önceki çeyreklerdeki revizyonlardan sonra beklentilerden iyi çıktığını yazdı.

                      JP Morgan, bu rakamların piyasa üzerinde herahgi bir etkisinin olmasının beklenmediğinin de altını çizdi.

                      Yorum

                      • PEHLİVAN
                        Çalışkan
                        • 13 Şubat 2009
                        • 1138

                        #311
                        Nakit krali 29 hisse

                        Hisse bazlı seçiminin önem kazandığı piyasalarda belli rasyolar da hisse seçiminde etkili oluyor. Bunlardan biri de nakit pozisyonu artıda olan şirketler olarak öne çıkıyor. Ekonomist Dergisi'nin haberinde krizde elinde bulundurduğu nakitle avantajlı konumda olan şirketleri işlenmiş. Buna göre nakit pozisyonu/piyasa değeri oranı yüksek olan 29 hisse bulunuyor.



                        Geçen hafta piyasalara ABD’de bankalardaki sorunlu (toksik) varlıkların devralınmasına yönelik plan damgasını vurdu. Uzun süredir çıkış beklentisi olmayan piyasalara bu plan az da olsa olumlu etki yaptı. Yurt dışı piyasaların izlendiği bu dönemde yurt içinde ise sadece uzun zamandır konuşulan IMF beklentisi var. Bu hafta seçimlerin sonuçlanmasıyla IMF anlaşmalarının piyasalarda etkili olması bekleniyor. Konunun ayrıntısını kapak haberimizde okuyabilirsiniz.

                        Nakit kralı şirketler

                        Yine önümüzdeki hafta gündemde konut satışları, istihdam ve enflasyon gibi veriler var; bunun dışında bu hafta yapılacak G-20 toplantısı da piyasalar açısından önemli olacak. Bütün bu nedenlerle önümüzdeki hafta birkaç bilinmezliğin netleşmesi nedeniyle piyasaların daha iyimser bir seyir izlemesi bekleniyor. Analistler, bu yüzden hisse seçiminin tekrar önem kazanacağına işaret ediyor. Örneğin, ünlü yatırımcı Mark Mobius, nakit zengini şirketlerin hisselerinde alım yapma zamanı geldiğini açıkladı. Biz de buradan hareketle krize rağmen nakit zengini olan şirketlerin bir listesini çıkardık.
                        ?Nakit pozisyonu ile şirket piyasa değeri oranı rasyosunu baz aldığımız bu çalışmaya göre çıkan veri, borsanın o şirketin nakitinin ne kadarı kadar değer biçtiğini gösteriyor.? Tabloya göre net nakit değer/piyasa değeri oranı yüksek olan 29 şirket bulunuyor. Bunların başında, Netaş Telekom, Akal Tekstil, Usaş, Alcatel Teletaş, Alarko Holding ve Eczacıbaşı İlaç gibi şirketler bulunuyor.

                        Analistler, kriz dönemlerinde net nakit pozisyonu artıda olan şirketlerin diğerlerine göre oldukça güçlü konumda bulunduklarını, bu nedenle yatırımcıların bu şirketleri tercih edebileceklerini söylüyor. Yalnız, analistler sadece bu rasyoya bakılarak değil, kârlılık durumu ve net döviz pozisyonunun ne şekilde olduğuna birlikte bakılması gerektiğini de belirtiyor. Özellikle hem kârlı hem de piyasa değerleri likit varlıklarının altında bulunan şirketlerin alım için önemli bir kriter olduğu ifade ediliyor. Krizde nakitin ‘kral’ olduğunu söyleyen analistler, net nakit pozisyonu artıda olan şirketlerin borcu olmaması halinde gerekli yatırımları ve satın almaları karşılayabileceği böyle bir kaynağının olmasını olumlu karşılıyor.

                        Kârlılık ve döviz pozisyonu da etkili

                        Turkish Yatırım Araştırma Müdürü Mehmet Baki Atılal, Net nakit/PD rasyosunun dikkate aldığı kriterlerden bir tanesi olduğunu fakat Türkiye’de ki şirketler için kârlılık durumu ve net döviz pozisyonunun ne şekilde olduğuna birlikte bakılmasının daha önemli olduğunu ifade ediyor. Çünkü Atılal’a göre, yurt dışı borsalarda şirketlerin net döviz pozisyonu şeklinde bir kalem genel olarak bulunmuyor ve kârlılık üzerinde ana etmen konumunda değil.

                        İMKB’de ise hemen hemen her dönem döviz pozisyonu ana kriterlerden biri oluyor. Atılal, kurdaki hareketliliğin hızlandığı 2008 yılı dördüncü çeyrekten sonra açıklanan yıl sonu bilançolarında kur farkı giderlerinin kârlılıktaki ana etmen olduğunun net bir şekilde görüldüğüne dikkat çekiyor. Dolayısıyla Atılal, şirketlerin net nakitinin tek başına değil, net döviz pozisyonu ve kârlıkla beraber değerlendirilmesi gerektiği görüşünde.

                        Galata Menkul Araştırma Müdürü Gökçe Demir ise net aktif değerinin, şirketin aktif ve pasif varlıklarını yükümlülüklerini göstermesi nedeniyle bir anlamda şirketin gerçek değerini gösterdiğini söylüyor. Bu dönemde sektör ve hisse seçiminin çok önemli olacağına dikkat çeken Demir, “Sektör seçimi ile beraber şirketlerin nakit oranlarının yüksek olması, düşük borçlanma oranlarına sahip olmaları, yüksek temettü ödeyebilme ihtimalini gösterir. Bu nedenle de bunların talep görmesi beklenebilir” diyor.

                        Hisse seçimi önemli

                        Halk Yatırım Araştırma ve Kurumsal Finansman Müdürü Aslıhan Balaban da şirketlerin sadece nakit pozisyonuna bakarak alım önerisi yapmayı doğru bulmayanlardan. Balaban’a göre bu rasyo, son dönemde ekonomilerde yaşanan olumsuz görünümde güçlü nakit pozisyonuna sahip şirketlerin öne çıkması açısından iyi, ancak hisse alımı için tek başına yeterli değil. Balaban, şirketin güçlü nakit pozisyonunu destekleyecek diğer rasyoların, bu nakdin nasıl değerlendirileceğinin ve şirketin gelecek projeksiyonlarının da önemli olduğu kanısında. Bu nedenle nakiti güçlü olan şirketlerin, bunu nasıl ve nerede değerlendireceğinin incelenmesini öneriyor.
                        Gedik Yatırım Araştırma Uzmanı Yunus Kaya, güçlü nakit yapısı olan Alarko Holding’in, elektrik dağıtım özelleştirmesinden aldığı şirketle enerji holdingi olma yolunda önemli bir adım attığını buna örnek gösteriyor. Yılın ikinci yarısında konsolide olacak şirket sayesinde Alarko'nun kârlılığında artış görülecek.

                        Telekom ve Alarko önde

                        Gökçe Demir’de şirketlerin bunu nasıl değerlendireceğine bakarak alım önerdiği hisseleri belirliyor. Buna göre Demir, telekomünikasyonla ilgili büyüme beklentisiyle Netaş Telekom ve Alcatel Teletaş’ı önerirken; şirketin açıklamış olduğu orta ve uzun vadeli planlarının yarattığı beklentilerle Eczacıbaşı İlaç’ta da olumlu görüşte. Demir, öte yandan enerji sektöründe olması ve enerji sektörünün Türkiye’deki potansiyeliyle Aksu Elektrik ve
                        Alarko Holding’i de öneriyor.

                        Mehmet Baki Atılal da şirketlerin net nakitini tek başına değil, net döviz pozisyonu ve kârlıkla beraber değerlendiriyor. Buna göre hem nakit olarak, hem esas faaliyet kârı elde etmesi nedeniyle, hem de döviz pozisyonlarıyla Atılal’ın önerdiği hisseler ise, Alarko Holding, Alarko Carier, Alcatel, Izdemir, Karel Elektronik, Migros, Netaş Telekom, Turkcell, Turcas ve Uşas olarak öne çıkıyor.

                        Net nakit değer; şirketlerin nakit ve nakit benzeri varlıklarından toplam finansal borçlarının düşülmesi sonucu elde edilen bir değerdir. Net nakit değerin pozitif olması, şirketin borçlarını tamamiyle ödemesi durumunda bile nette nakdinin olduğunu yani güçlü nakit pozisyonuna sahip olduğunu gösterir. Net nakit değerinin negatif olması ise işletmenin finansal yükünden dolayı nakit ihtiyacı olduğuna işarettir.

                        “Nakit zengini olanlar daha avantajlı”

                        Yunus Kaya/Gedik Yatırım Araştırma Uzmanı

                        “Nakit pozisyonu/piyasa değeri, borsanın, o şirketin nakitinin ne kadarı kadar değer biçtiğini gösterir. Nakit pozisyonundan daha düşük şirketler için piyasa tarafından yanlış fiyatlanmış şirketler diyebiliriz. Nakit pozisyonu artıda olan şirket satın alma yapabilir avantajları var. Örneğin Alarko Holding, özelleştirmeden elektrik dağıtım şirketi satın aldı. Kredi aramasına gerek yok, kaynağı var zaten.
                        Şirketler net borçluysa, kriz döneminde sıkıntı yaşamaları muhtemel. Bu yüzden elindeki nakiti kısa ve uzun vadeli finansal borcundan fazla olan şirketlere nakit zengini şirketler diye bakılır. Bu şirketler krizde küçülen, zor duruma düşen rakiplerine karşı avantajlı hale gelirler, hatta onları satın bile alabilirler.”

                        Gözde Yeniova/ EKONOMİST

                        Yorum

                        • PEHLİVAN
                          Çalışkan
                          • 13 Şubat 2009
                          • 1138

                          #312
                          Sarkozy’den ‘G20’yi çökertirim’ tehdidi



                          Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin, taleplerinin kabul edilmemesi durumunda G20 Zirvesi’ni terk edeceği öne sürülüyor

                          Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin danışmanları, The Guardan gazetesine gelişmeleri doğrulayan bir dilde yaptıkları açıklamalarda, Sarkozy’nin ‘kulağa hoş gelen ancak içerik açısından boş sahte başarılara’ izin vermeyeceğini kaydetti. Sarkozy’nin danışmanı Xavier Musca, bunun zirvenin terk edilmesinin düşünüldüğü anlamına gelip gelmediği sorusu üzerine, ‘herhalde nükleer caydırıcılıktan bahsederken, kimse hangi noktada silaha başvuracağını söylemez’ dedi.

                          Guardian gazetesi ise, ABD Başkanı Barack Obama’nın Londra’ya gelmesine saatler kala Fransa’nın ortaya koyduğu bu tehdidin Zirve’nin ateşini dramatik biçimde yükselttiğini belirtirken, “Eğer gerginlik sürerse bu Obama ve Brown’ın yüksek umutlar bağladıkları ve uluslararası düzeyde bir ekonomik toparlanmayı sağlayacağına inandıkları zirvenin çökmesine neden olabilir” uyarısına yer verdi. Sarkozy’nin geçen hafta kabinesindeki bakanlara da krizden Anglo-saksonları sorumlu tuttuğunu ve istekleri yerine getirilmezse zirveyi terk edebileceğini söylediği bildirildi.

                          ‘Bankacılar zararlı çıkabilir’

                          Fransa uluslararası finansal sistemi düzenleyen bir resmi yapı oluşturulmasını istiyor. Başta ABD?ve İngiltere olmak üzere üyeler bunu kabul etmiyor. İngiliz hükümetine yakın kaynaklar Sarkozy’nin, kavga çıkarıp ülkesine zafer kazanmış bir lider görüntüsüyle dönme peşinde olduğunu öne sürüyor.

                          Britanya Başbakanı Gordon Brown ise, Londra’da yapılacak G20 zirvesinde bankacılık sektöründe dağıtılan ödüllere ilişkin global ölçekte kuralların oluşturulmasına çalışacaklarını belirtti...

                          Yorum

                          • PEHLİVAN
                            Çalışkan
                            • 13 Şubat 2009
                            • 1138

                            #313
                            Dünya Bankası: En büyük daralma olacak



                            Dünya Bankası G-20 zirvesi öncesinde küresel ekonomiye ilişkin iç karartıcı tahminlerini açıklarken, ’işler kötüye gidiyor’ uyarısında bulundu.

                            Küresel ekonominin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez yüzde - 1.7 daralacağını belirten Dünya Bankası, dünya ticaretinin ise 2009 yılında yüzde - 6.8 azalmasını bekliyor. Dünya Bankası’nın revize ettiği ’Küresel Ekonominin Görünümü Raporu’na göre, OECD ülkelerinde ekonomini yüzde 3 ve gelişmiş ülkelerde ise yüzde 2 küçülecek, küresel ekonomi ise 2010’da zayıf bir büyüme gösterecek. Rapor 2010’da 2.3 büyüme beklenmesine rağmen, gelişmekte olan ülkelerde ödemeler dengesi krizinin çıkmabileceği, bunun da küresel ekonominin düzelmesine zarar vereceği belirtilirken, diğer bir riskin ise finansal sektördeki sorunlar nedeniyle kredi piyasalarında düzelmenin çok yavaş ilerlemesi gösterildi.

                            50 milyar dolarlık fon

                            Raporda hükümetlerin aldığı teşvik önlemlerinin, dünyanın Büyük Buhran’ın tekrarını görmesini engellemesi ve 2010 yılında tekrar büyümeye dönülmesi gerektiği vurgulanarakt Ddünya ekonomisi, küresel finansal krizin ve dünya ticaretindeki çökmenin yol açtığı yaşamımızdaki en derin ve en eş zamanlı durgunluğun ortasında denildi. Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, dün 50 milyar dolarlık global ticaret likidite programı açıklayarak, G-20 liderlerini ekonomik krize bağlı olarak oluşabilecek keskin düşüşlere karşı çaba harcamalarını istedi.

                            Türkiye yüzde 2 küçülür

                            DÜNYA Bankası raporunda, Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılasının bu yıl yüzde 2 daralacağı, 2010’da ise yüzde 1 büyüyeceği de ifade edildi. Dünya Bankası, Kasım 2008’deki raporunda Türkiye’nin 2009’da yüzde 1.7 ve 2010’da yüzde 4.9 büyüyeceğini tahmin etmişti. Bu arada, Dünya Bankası, yüksek geliri olan ülkelerin derin bir resesyona düştüğünü belirtirtti. Almanya ekonomisinin bu yıl yüzde 5.3, Fransa’nın yüzde 3.3, İtalya’nın yüzde 4.3, İngiltere’nin yüzde 3.7 ve Kanada’nın yüzde 3 küçülmesi bekleniyor.

                            IMF’den 20 milyon ’işi’ kurtarma önerisi

                            IMF, G-20 ülkelerinin milli gelirinin yüzde 2’sini, ekonomik toparlanma planına ayırması halinde 20 milyon işin kurtarılabileceğini söyledi. IMF Birinci Başkan Yardımcısı John Lipsky, G8 ve gelişmekte olan 6 ülkenin çalışma ve sosyal bakanlarının Roma’daki sosyal zirvesinde söz konusu öneriyi dile getirdi. Kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen zirvede, Lipsky’nin 20 milyon işi kurtarma önerisini, İtalyan ANSA haber ajansı duyurdu.

                            Yorum

                            • PEHLİVAN
                              Çalışkan
                              • 13 Şubat 2009
                              • 1138

                              #314
                              Hükümetten 6. paket hamlesi



                              Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, Kredi Garanti Fonu'na daha etkili rol ve fonksiyon vermenin, 6. Paket ya da Yeni Paket olarak adlandırılabileceğini belirterek, Hazinemiz, 1 milyar lirayla fona katkıda bulunacak. Meslek kuruluşlarımızı da bu fona katkıda bulunmaya davet ediyor, talep ediyor ve istiyoruz dedi.

                              Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) 2009-2013 çalışma döneminin ilk meclis toplantısına katılan Ekren, yaptığı konuşmada, Türkiye'nin gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH), 741.8 milyar dolara ulaştığını belirtti.

                              Küresel finansal krizin çıkış ve gelişme sürecini anlatan Ekren, dünyada açıklanan tüm tedbir paketlerinin, o ekonomilerin kendi ulusal dinamiklerini, iç talep ve kaynaklarını harekete geçirme odaklı olduğunu ifade etti.

                              Ekren, küresel finansal krizin etkilerine karşı, ekonomideki canlılığı ve performansı artıracak, reform ajandasını güçlü tutacak 5 tedbir paketini uygulamaya koyduklarını dile getirerek, kamu yatırımlarını ve talebi artırıcı iki ana bileşeni bulunan birinci tedbir paketinin, 11,3 milyar lira büyüklüğünde olduğunu anlattı.

                              Bunun 2009'a kayan ve ikinci paket olarak adlandırılan kısmının ise GAP ve bölgesel harcamalar, SSK primi, mahalli idarelere gelir transferi, Hazine garantilerindeki limitlerin artışı ve ücret iyileştirmelerinden oluştuğunu belirten Ekren, Bunun büyüklüğü 15,8 milyar lira. Bu, 2009'un başından sonuna kadar belli ödenekler açılarak, kullanılacak miktar dedi.

                              Ekren, 3. paketin 5,6 milyar lira, 4. paketin 2 milyar 680 milyon lira, 5. paketin 900 milyon lira toplam maliyeti bulunduğunu belirterek, Türkiye, küresel sistemle son yıllarda hızla entegre olduğu için dış talep ve dış fon sorunuyla karşılaşan bir ülkedir. Bunun da etkisiyle iç talep ve iç fon sorunu da olan bir ülkedir. Böyle bir süreç içinde yapılması gereken en doğru adım, kredi mekanizmalarının düzgün işlemesini sağlayacak sağlıklı yapıları ve ortamı oluşturmaktır. Kredi Garanti Fonu'nun etkinleştirilmesi de bu bağlamda düşünülmeli diye konuştu.

                              6. paket

                              Ekren, 6. paket diyebileceğimiz ya da yeni paket diyeceğimiz en önemli husus, Kredi Garanti Fonu olarak adlandırdığımız, özel sektörümüzle bankalar arasındaki kredi akışını düzenleyecek bu kuruma, yeni işlev ve daha doğru, daha etkili rol ve fonksiyon vermektir diyen Ekren ifadelerini kullandı.

                              Hazinemiz, 1 milyar lirayla fona katkıda bulunacak. Katkının bankacılık sektöründe oluşturacağı etki, ortalama 10 katına kadar çıkabilecek. Meslek kuruluşlarımızı da bu fona katkıda bulunmaya davet ediyor, talep ediyor ve istiyoruz diyen Ekren, Özellikle küresel finans krizinin ortaya çıkarttığı bu tabloda, hem ABD hem Avrupa'da, özel ve kamu sektörünün çok anlamlı işbirlikleri oluyor. Kredi Garanti Fonu da bu açıdan özel önem taşıyor. Bu düzenlemeyle bir taraftan firmalarımıza kredi desteği sağlayacağız, diğer taraftan bankalarımızın bilançolarının sağlıklı yapıda kalmasına katkıda bulunacağız bilgisini verdi.

                              Ekren, küresel krizin etkilerine rağmen üretim ve istihdam sağlayan reel sektöre hak ettiği desteği vermek istediklerini ifade ederek,
                              Fona sağlanacak Hazine desteğine ilişkin usul ve esaslar, fon kaynaklarının kullanım şekli, fonun işleyiş mekanizması, bu çerçevede Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenmiş olacak. Küresel finansal krizde küresel iş birliği elbette önemlidir, ama en az bunun kadar önemli olan, ulusal düzeydeki iş birliğidir. Bu iş birliği, krizin etkilerini azaltmaya yardımcı olacak, tüm tarafların ortak dayanışmasını gösterecek, dolayısıyla da en fazla ihtiyacımız olan beklentilerin hızla düzelmesine de yardımcı olacaktır diye konuştu.

                              Ekren, oda üyelerinin sorularını da yanıtladı

                              Nazım Ekren, sıfır faizli KOSGEB cansuyu kredi desteği paketinden, hizmet sektörünün de yararlanmasının programlarında yer aldığını belirterek, Geçen yıl 24 bin KOBİ'ye 1,6 milyar liralık kaynak aktardık. Bu kaynağı, bu yıl 3 milyar liraya çıkarmak istiyoruz dedi.

                              Yeni teşvikler

                              Krizin etkilediği sektörleri ayırmak gerektiğini ifade eden Ekren, Bazı sektörlerde net ihracatçılık söz konusu. İhracat açısından krizden etkilenen sektörlerle, uluslararası konjonktürden dolayı daha önce bu tür problemlerle karşılaşmış sektörleri ayırmamız lazım diye konuştu.

                              Ekren, teşviklerle ilgili bir soru üzerine, Bakanlar Kurulu'nda yapılacak bir sunumdan sonra Türkiye'yi değişik bölgelere ayıracaklarını ve o bölgelerde sektörel teşvikler vereceklerini dile getirdi.

                              Ekren, Bakanlar Kurulu'nda yapacağımız bir toplantıda, Türkiye'de hangi bölgelerde hangi sektörlerin hangi tür teşvik mekanizmalarıyla desteklenmesi gerekiyor kararını vereceğiz. Teşvik sisteminin birinci ayağı bu... İkinci ayağı da belirlediğimiz sektörlerde kalmak koşuluyla bu sistemin dışında kalan belli bir limiti aşan yatırım yapıldığında, Türkiye'nin neresinde yatırım yaparsanız yapın, çok cazip, farklı bir teşvikle karşı karşıya kalacaksınız. G-20 toplantısı ve Obama ziyaretinin ardından, muhtemelen Bakanlar Kurulunda bununla ilgili karar alacağız dedi.

                              Doların rezerv para olarak durumunun ne olacağı? sorusuna Ekren, Bu, küresel finans krizinden sonraki finansal imarla ilgili bir olaydır. G-20 toplantılarında tartışılacak konulardan biri de hem küresel hem ulusal bağlamda yeni dönemde finans mimarisi ne olsun. Yükselen piyasaların, yoksul ülkelerin ve gelişmiş ülkelerin hepsinin ihtiyaçlarını çözecek bir ortak payda için çalışılacak cevabını verdi.

                              IMF görüşmeleri

                              Ekren, IMF ile görüşmelerin sorulması üzerine, Şu an Türkiye'nin içinde bulunduğu ortama bakıldığında iki tane önemli ihtiyacımız var. Bir tanesi dış talep, dış fon sorunudur ve ikincisi de bunun ortaya çıkardığı iç talep, iç fon sorunudur. Her ikisi için de imkan ve kaynaklarımız çerçevesinde adım attık, atıyoruz. IMF'nin de küresel finans krizinin çözümüne destek vermesi ve ulusal ekonomik ihtiyaçları dikkate alması gerekir. Son görüşmelerde de bu noktaya giden önemli adımlar atılmış oldu cevabını verdi.

                              Bu dönemde reel sektörün yeniden yapılanması, rekabetin artırılması için birlikte yeni bir sürecin başlatılması gerektiğini dile getiren Ekren, Burada da kamu kuruluşu olarak Rekabet Kurumu, rekabet hukukundan çok, rekabet ekonomisi mantığıyla süreci birlikte yönetmemize yardımcı olacak dedi.

                              Yorum

                              • PEHLİVAN
                                Çalışkan
                                • 13 Şubat 2009
                                • 1138

                                #315
                                Nasrettin hoca rallisi



                                Nasrettin hoca gölün kenarında oturmus, bankaları kurtarma planı hazırlıyormus, ilerden bir köylünün geldigini görünce, kurtarma paketlerini saklamıs. Yanına gelen köylü hocaya ne yaptıgını sormus, köylünün ne kadar geveze oldugunu bilen hoca ‘göle maya çalıyorum’ demis, köylünün itirazlarını da ‘ya tutarsa’ diye geçistirmis. Köye dogru ilerleyen köylünün arkasından bakan hoca kendi kendine hayıflanmıs ‘bu geveze simdi gider herkese anlatır bunu’.
                                Dünya ekonomisinin %80’den fazlası demek olan G-20 toplantısı baslıyor, konu baslıgı küresel ekonomik kriz. Çatısacak saflar belli; finans sistemi üzerindeki sonsuz kontrol gücünü korumak isteyen ABD-2ngiltere cephesi düzenin oldugu gibi korunmasından yana ve destek paketleriyle islerin bir ara düzelecegi varsayımında. Ama eski Avrupa ve EM ülkeleri bu düzenin sürdürülemez oldugunda, ABD 2ngiltere ve 2sviçre gibilerin de artık denetlenmesi gerektiginde ısrarlı. Tartısma bir sonuca varsa da varmasa da, yeni bir sistem olusacagı muhakkak, uzlasarak yada çatısarak. Özellikle vergi cennetleri ve gizli hesaplar konusu bizi çok ilgilendiriyor- çünkü türklere ait 100+ milyar dolarlık bir mevduat bu off-shore hesaplarda yatıyor ve aslında hissede ve tahvilde yabancı takası olarak gördügümüz rakamın esaslı kısmı da bu türk parası. G-20’den sonra yeni bir varlık barısı isteyecekleri muhakkak. NewYork borsası mart ayını son 6 yılın en kuvvetli ‘yükselis ay’ı olarak tamamladı, hatta son 60 yılın en iyi 20 ay’ından biri olmus Mart-2009. bu ilk 20 listesine giren aylardan sonra hem bir sonraki ay, hem de o yıl pozitif trend görülmüs. Dönem sonu ve aysonu olması itibariyle short-kapama telasının belirleyici oldugu söylenebilir. Mart ayını siyasi risk baskısı altında geçirmis olan 2stanbul borsası seçimin ardından hemen yeni oyuna adapte oldu- oyunun adı ‘IMF’. Basbakan Erdogan G-20 toplantısında
                                IMF baskanıyla görüsecek, uzlasmaya dair bir sinyal çıkması ciddi bir olasılık. 30-endeks için son olusan direnç 32.800’lerde, pozitif bir haber endeksi 33 bin üzerine atar ve yükselis hareketi kuvvetli bir momentum kazanır. Döviz cephesinde ise dolar/lira için kritik seviye 3-aylık ortalama olan 1.65- eger asagı geçilirse lira kuvvetli bir momentum kazanmıs olacak. Temel olarak Mart portföylerinin korunmasını öneriyoruz, yeni alımlarda ihracata yönelik çalısan sirketlerden uzak durulması ve yurtiçi talebe hitap eden hizmet sektörünün ön planda tutulması gerektigine iliskin bakıs açımızı devam ediyor. Nisan vadeli dün haftalık ortalamanın üstüne attıktan sonra 32.100’lere kadar yükselmeyi basardı. 32.000- 32.500 direnç bölgesinin üzerinde hedef 33.500 34.000. Açık pozisyon sayısı 8K artısla 174K seviyesine ulastı. Destek olarak haftalık ortalama 31.650 ve aylık ortalama 31.000 izlenmeli. Koruma amaçlı short açmak için esik seviye 30.500 asagı kırılması yada 33.500- 34.000 hedefine ulasılması. 30.500- 31.000 üzerinde kaldıgı sürece spekülatif short önermiyoruz.

                                EKİNCİLER YATIRIM

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information