Ekonomi & Para Piyasalarıdan Haberler/Yorumlar

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • PEHLİVAN
    Çalışkan
    • 13 Şubat 2009
    • 1138

    #346
    Dünya tekstil sektöründe büyük çöküş



    Geçen yıl Eylül ayından bu yana dünyada deri, tekstil ve ayakkabı sektöründe 12 milyon kişi işsiz kaldı, 8 bin 500 fabrika kapandı.

    Dünyanın 110 değişik ülkesindeki 217 sendika ile 10 milyon tekstil ve deri işçisini temsil eden Uluslararası Tekstil Hazır Giyim ve Deri İşçileri Federasyonunun Genel Sekreteri Neil Kearney, yaşanan krizin tüm dünyada deri, tekstil ve ayakkabı sektörünü çok fazla etkilediğini söyledi. Kearney, “Aslında bu sektörde kriz şu anda yaşadığı gibi yaşanmazdı. Tekstil, deri gibi sektörler vazgeçilemez olduğu için genelde krizin en son vurduğu sektörlerdi” diye konuştu.

    Geçen Eylül ayına kadar dünyada küresel anlamda bu sektörlerde çalışan işçi sayısının arttığını anlatan Kearney, fakat o tarihten sonra muazzam bir çöküş yaşandığını belirtti. Tekstil sektörünün bu krizden çok etkilendiğini ifade eden Kearney, şöyle devam etti:

    “Krizden sektörümüz çok ciddi bir şekilde etkilendi. Yaptığımız araştırmaya göre, geçen yıl Eylül ayından bu yana dünyada, deri, tekstil ve ayakkabı sektöründe 12 milyon kişi işsiz kaldı. 8 bin 500 fabrika o tarihten bu yana kapanmış durumda. 3 milyon işçinin de tehlikede olduğunu görüyoruz. Ancak, gözlemlerimize göre, fabrikaların tamamı ekonomik kriz nedeniyle kapanmadı. Bu dönemi fırsat olarak kullanan belli işverenler de var.

    Krizde, durgunluk nedeniyle firmalar stoka çalışmayı tercih etmiyor. Stoksuz çalışma eğilimindeler. Bu da işçi sayısının azalamasında, iş kayıplarında ciddi bir neden oluşturuyor. Kapanan fabrikaların birçoğunun çalışma koşulları son derece kötü. İyi olanlara bir şey olmadı.”

    KRİZ AŞILACAK

    Krizin aşılacağına inandığını belirten Kearney, bu iniş çıkış dönemlerinde birinci önceliklerinin, bu sıkıntılardan muzdarip olan insanların haklarını nasıl koruyacakları olduğunu vurguladı.

    Krizden çıkış dönemine nasıl geçileceğini bildiklerini ve bu süreçten geçerken yeni stratejilerin ne olacağının çalışmasının bu dönemde yapılması gerektiğini anlatan Kearney, “Tarih bizim tanığımızdır. Ne zaman ki işçi sınıfı birliğini bozmadı, birlik ve kararlılık içinde mücadelesini verdi, mutlaka kazanmıştır. Belki bu bazen zaman almıştır ama her zaman kazanmıştır” dedi.

    KRİZİN ÇÖZÜMÜ VE YAŞAM ÜCRETİ

    Kearney, kriz yaşayan ülkelerde hükümetlerin, ekonomik paket tedbirleriyle kendi ekonomilerine para aktardığını hatırlattı. Kearney, “Bize göre bankalara, finans kuruluşlarına para aktarmak yerine bu paraların yeni iş yaratma ve mevcut iş yerlerini korumaya yönelik programlara aktarılması krize ciddi bir çözüm olabilir” diye konuştu:

    Son 20-25 yıllık dünya deneyimlerine göre, liberal politikaların tamamen çöktüğünü ifade eden Kearney, artık devletin, daha merkezi bir konuma gelerek ve korumacılığın, belli tedbirlerin uygulandığı bir döneme girerek krizin aşılması gerektiğini söyledi.

    Ulusal hükümetlerin öncü pozisyona geçerek politikalarda belirleyici bir döneme geçmesinin doğru olacağını ifade eden Kearney, şöyle konuştu:

    “Devlet, talebi artıcı politikalara yönelmeli. Üretici sektörle, sanayi sektörleri, ekonomik hayatın temelini oluşturan yapılardır. Finans sektörü değil, reel sektöre bir dönüş olmalı. Bu politikalar şunu gündeme getirdi. Krizi aşmak için yalnızca ihracata yönelik pazarlar düşünülmemeli, artık iç pazara yönelinmeli. Böylece ülke içinde de bir alım gücü yaratılacak. Buna odaklanmak da şu sonucu doğuracak. Bir ülkeyi yönetenlerin üretime ağırlık vermesi ve bunu iç pazar için yapması, ülke içinde talebi artıracaktır. Ülke içinde bir talep yaratılması için bu politikalarda da değişiklik olmalı. O nedenle hükümetlerin yalnızca ihracat yönelik değil, iç pazara da ciddi anlamda ağırlık vermesi gerekiyor.

    Bu nedenle son günlerde ortaya attığımız bir görüş var. Yaşayabilir ücret. Yaşam ücretlerini talep ediyoruz. Örneğin Ford'da (1929 krizine çözüm olarak ben işçilerime 5 dolar daha fazla maaş vereceğim) dediği anda işverene (sen çılgın mısın?) dediler. Ama Ford bunu şöyle açıkladı. (Ben işçime vereceğim ki satın alabilsin. Onun mal satın alması benim üretimimin devam etmesi demek. Benim mallarımı satın alacak kimse olmazsa üretim yapmamın anlamı yok.) Bu nedenle şu anda bizim de talep ettiğimiz yaşam ücreti tam da bu gerçeğe denk düşüyor. İşçiler yaşayabilir düzeyde bir ücret alabilecekler ki ekonomi canlanacak. Bunu şu anda kendi etkin sektörlerimizde, tekstil, hazır giyim, deri ve ayakkabı sektörlerinde gündeme getiriyoruz.

    TÜRK İŞVERENLERİNİN TAVRINI ANLAYAMIYORUZ

    Kearney, Türkiye'de işverenlerin sendikaya karşı çok katı bir tutum içinde olduğunu belirtti. Avrupa'da durumun böyle olmadığını ifade eden Kearney, şunları kaydetti:

    Avrupa'nın bir geleneği var. Avrupalı sanayici daha çok, yüksek kaliteli, verimli, zamanında teslim gibi kavramlara odaklı. Bunun da yolu sosyal diyalogdan geçiyor. Bunun için Avrupa ülkelerinde sendikalara böylesine şiddetli bir karşı çıkış yok. Eğer amaç buysa bunun kimle ve nasıl yapılacağı belli. Fakat özellikle son 2 yıla yakın süredir Türkiye'de çok ters bir süreç var. Biz bunu anlayamıyoruz. Özellikle de tekstil, giyim ve deri üretiminde yaşanıyor. İşverenler tam tersine bir eğilime girmeye başladı. Bu geçmişte de vardı ama şimdi daha da şiddetlendiriyorlar. Bu yanlış bir şey.

    Yorum

    • PEHLİVAN
      Çalışkan
      • 13 Şubat 2009
      • 1138

      #347
      Enflasyon rakamları açıklandı



      Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart ayında tüketici fiyatları endeksinin (TÜFE) yüzde 1,10, üretici fiyatları endeksinin (ÜFE) yüzde 0,29 arttığını açıkladı.

      TÜİK'e göre, Mart ayı itibariyle yıllık enflasyon ise TÜFE'de yüzde 7,89, ÜFE'de yüzde 3,46 oldu.

      Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart ayında tüketici fiyatları endeksinin (TÜFE) yüzde 1,10, üretici fiyatları endeksinin (ÜFE) ise yüzde 0,29 arttığını açıkladı.

      TÜİK'in 2003 baz yıllı verilerine göre, Mart ayı itibarıyla yıllık enflasyon ise TÜFE'de yüzde 7,89, ÜFE'de yüzde 3,46 oldu.

      Yılın 3 ayında, TÜFE yüzde 1,05, ÜFE yüzde 1,70 oranında artış gösterdi.

      Mart ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon ise tüketici fiyatlarında yüzde 10,29, üretici fiyatlarında yüzde 3,46 düzeyinde gerçekleşti.

      BELİRSİZLİK ARALIĞI

      Öte yandan 2009 yılında hedefle uyumlu patika belirsizlik aralığını ilan eden Merkez Bankası, Mart ayı itibariyle hedefle uyumlu patikayı yüzde 9,70, üst sınırı yüzde 11,70, alt sınırı da yüzde 7,70 olarak belirlemişti.

      Merkez Bankası sapma halinde bunun nedenlerini ve alınması gereken önlemleri bu ay sonunda yayınlayacağı enflasyon raporunda açıklayacağını bildirmişti...

      Türkiye'de Mart ayı itibariyle yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında (TÜFE) yüzde 7,89, üretici fiyatlarında (ÜFE) yüzde 3,46 arttı.

      Geçen yılın aynı ayında yıllık enflasyon TÜFE'de yüzde 9,15, ÜFE'de yüzde 10,50 olmuştu. Böylece, Mart ayı itibariyle yıllık enflasyon, geçen yılın aynı ayının, TÜFE'de 1,26 puan, ÜFE'de 7,04 puan altında gerçekleşti.

      Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Mart ayı itibarıyla aylık enflasyon TÜFE'de yüzde 1,10, ÜFE'de yüzde 0,29 arttı. 2008 yılı Mart ayındaki artış ise TÜFE yüzde 0,96, ÜFE'de yüzde 3,17 olmuştu.

      Buna göre aylık bazda enflasyon, geçen yıl Mart ayına göre TÜFE'de 0,14 puan artarken, ÜFE'de ise 2,88 puan düşüş gösterdi.

      Öte yandan TÜFE'de Mart ayında endekste yer alan 449 maddeden 56 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı, 253 maddenin ortalama fiyatında artış, 140 maddenin ortalama fiyatında ise düşüş gerçekleşti.

      ÜFE'de ise Mart ayında endekste bulunan toplam 768 maddeden 193 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı, 343 maddenin ortalama fiyatında artış, 232 maddenin ortalama fiyatında ise düşüş oldu.

      ÖZEL KAPSAMLI TÜFE GÖSTERGELERİ

      Mart ayına ilişkin özel kapsamlı tüketici fiyatları endeksi göstergelerine bakıldığında, “çekirdek enflasyon” yerine açıklanan TÜFE göstergeleri geçen ay, mevsimlik ürünler hariç yüzde 0,23 artarken, işlenmemiş gıda ürünleri hariç ise 0,03 geriledi.

      Fiyatlar, enerji hariç yüzde 1,32 artarken, işlenmemiş gıda ürünleri ve enerji hariç yüzde 0,03 geriledi. Fiyatlar, enerji hariç ve alkollü içkiler ile tütün ürünleri hariç yüzde 0,99, enerji hariç ve alkollü içkiler ile tütün ürünleri hariç ve fiyatları yönetilen/yönlendirilen diğer ürünler, dolaylı vergiler hariç enflasyonda da yüzde 1,40 arttı.

      Enerji hariç ve alkollü içkiler ve tütün ürünleri, işlenmemiş gıda ürünleri hariç yüzde 0,17, işlenmemiş gıda ürünleri, enerji ve alkollü içkiler, tütün ürünleri ile altın hariç yüzde 0,56, enerji hariç, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç fiyatlarda yüzde 0,70 azalış meydana geldi.

      Yorum

      • PEHLİVAN
        Çalışkan
        • 13 Şubat 2009
        • 1138

        #348
        İsmail Ertürk Bloomberg TV’ye konuştu

        1987 yılından bu yana Manchester Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde şirket finansmanı, bankacılık ve uluslararası finans konularında ders veren Prof. Dr. İsmail Ertürk Bloomberg TV’de dünya piyasalarıyla ilgili soruları yanıtladı. Bloomberg TV’deki programda son banka düzenlemeleri ve ekonomiyi rahtlatma çalışmalarıyla ilgili yorumda bulunan Ertürk şunları söyledi:

        Bloomberg’den çeviri Seda KARABAY

        Hazine Bakanlığı’nın bankalarla ilgili yaptığı son değişikliklerden memnun musunuz?

        Fazla değil. Aslında bankaların şu anki genel sorunu iş modelleri ve onların bankalardan aldığı aktif mal varlığı. Yapılan programlar ve değişiklikler yeterince açıklanmış değil. Her ne kadar büyük bir girişim olsa da çok belirsiz durumda.

        Neden belirsiz? Pek çok yenilik yapıldı sorun nedir?

        Ne tarz bir aktif mal varlığı satın alınacağını, değerlerinin ne olacağını ve hangi bankaların dahil olacağını bilmiyoruz. Hükümetin planı nedir açık değil. AIG ve diğer Amerikan, Avrupa ve İngiltere’de uygulanacak planlarla ilgili problem yaşıyoruz. Hükümet bankalarla ilgili müdahalede bulunup onların borçlarını ödediğinde bununla yetinmeyip bununla ilgili aynı zamanda bir de hükümet planı oluşturmalı. Bu tarz işleri kim yötecek? Yetkili kim? Yeterince şeffaf mı? Bu büyük bir problem ve bu sorunlar üzerine yeterince düşünülmedi. Kongreler bankaların kazançlarına yönelik yasalar çıkarıyorlar. Şu an esas ihtiyacımız olan düzgün ve açıklayıcı bir hükümet planı. Bana göre asıl sorun bankaların iş modelleri. Bu iş modelleri açığa kavuşturulmalı. Problemli bankalardan diğerlerinden ayrılmalı. ABD ve İngiltere hükümetleri bankalarının artık daha fazla kişilere ve kurumlara kredi vermesini istemiyor.

        Amerika’da işssizlik artıyor ve bankalar kredi vermeye devam ediyor. Zorunluluklar keyfi duruma geldi ve ciddi anlamda kaosa doğru sürükleniyoruz. Bu konu hakkındaki yorumunuz nedir?

        Bu plan hakkkında bankacıların görüşlerini kesinlikle öğrenmemiz lazım. Şu an sadece hükümetin sesini duyuyoruz ve bu yeterli değil. Örneğin, sigorta alanında büyük bir kuruluş olan ama finansal ürünlere yatırım yapan AIG’nin borçları ödendi. Ama AIG’nin bu yatırımını genelinden ayırmalıyız. Bankaların iş modellerindeki şeffaflığı görmeliyiz. Zehirli aktiflerden kurtulunmalı. Gelecekte ne tarz bir banka modeli istediğimize karar vermeliyiz. Bu aktif yönetimi ile ilgili değil, yapısal bir problem.

        AIG’nin durumu az çok belli oldu ve kar payları şu anda çok taze durumda. Bu yüzden kimse bunlara dokunmak istemiyor. Kar motivasyonu yok mu edilcek? Veya bu yeterli bir adım mı? piyasalardaki açlığı bastıracak mı?

        Bankalardaki rakamları yeniden okumaya odaklanmalıyız. Bankacıların ne tarz riskler oldığını bilmeliyiz. AIG konusunda ise, ABD hükümeti tarafından borçları ödendiğinde açıkçası çok şaşırdım. Bence ne yaptıklarını tam olarak bilmiyorlardı. AIG’ye yatırılan paranın diğer bankalara katıldığını fark ettiğimizde şunu öğrendik ki bu parayla diğer bankaların borçları ödenecek ve insanlardan bundan kar edecek. Hükümetlerin neden direk olarak bankalara müdahale ettiğini ve AIG’nin problemli bölünmesinde neden sorumluluk aldığını açıkça anlamış olduk.

        Yorum

        • PEHLİVAN
          Çalışkan
          • 13 Şubat 2009
          • 1138

          #349
          Dolarda düşüş sürer, faiz yüzde 13'e geriler

          Uluslararası arenada krize karşı atılan adımlar ve IMF'yle görüşmelere başlanma kararı alınması piyasaları olumlu etkiledi. 1.60 TL'nin altına inen dolardaki düşüşün sürmesi, faizin de yüzde 13'e düşmesi bekleniyor.
          G-20 Zirvesi'nde küresel krizi önlemek amacıyla dünya liderlerinin gösterdiği çabalar ve Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu (IMF) ile görüşmelere yeniden başlama kararı alması piyasaları olumlu etkiledi. Küresel piyasalardaki yükselişin de etkisiyle dolar, 1.60 TL'nin altına gerilerken, faiz oranları ise gösterge kağıtta yüzde 13,5 seviyesinin altını gördü. Cuma günü, 27.000 puanın üzerini zorladıktan sonra yönünü aşağı çeviren İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) ise haftanın son işlem gününü 140 puanlık düşüşle 26.631 puandan tamamladı. G-20 Zirvesi'ne katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün IMF ile olumlu ilerlemeler sağlanacağı ve takvim belirleneceğine yönelik sözleri de piyasalarda olumlu karşılandı. Dolardaki düşüşün sürmesi, faizin de yüzde 13'e gerilemesi bekleniyor.

          Borsada dalgalı seyir
          İMKB cuma günü dalgalı bir seyir izledi. Dış borsalardaki yükselişin de etkisiyle cuma günü 27.180 puanı gören İMKB, daha sonra 26.479 puana geriledikten sonra günü yüzde 0,52 düşüşle 26.631 puandan tamamladı. Yatırım Finansman Menkul Değerler Stratejisti Fatih Mehmet Baykan, kâr satışları yanında ABD'deki tarım dışı istihdam verisinin endeksteki düşüşte etkili olduğunu söyledi. Düşüşün 26.000 seviyesine kadar sürebileceğini belirten Baykan, borsanın daha sonra tekrar yükselebileceğini kaydetti.

          Dolarda düşüş sürüyor
          Perşembe günü 1.62 TL seviyelerinde seyreden dolar, 1.5820 TL'yi gördükten sonra, 1.59 TL seviyelerinden günü tamamladı. Merkez Bankası'nın döviz satım ihalelerine son vermesine karşın, dolardaki düşüşün sürmesi, aşağı önlü baskının da olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, düşüşün bir miktar daha sürebileceğini kaydediyor. IMF anlaşmasının tamamlanacağına yönelik gelişmelerin hız kazandığına dikkat çeken İş Yatırım Risk Yönetim Müdürü Evren Bolgün, doların önümüzdeki 1 hafta içinde 1.55 TL seviyesine gerileyebileceğini söyledi. Reel kesimin döviz arzının, döviz yükümlülüklerinden az olduğunu hatırlatan Bolgün, dolarda 1.50-1.55 TL seviyesinin altına hızlı bir hareket yaşanmasını ise beklemediğini kaydetti.
          Faiz oranlarında ise düşüş sürüyor. 3 Kasım 2010 vadeli gösterge kağıtta bileşik faiz, 0.08 puan düşüşle yüzde 13,56 seviyesine geriledi. Küresel piyasalarda risk iştahının yeniden artmaya başlamasıyla birlikte bono piyasalarına yönelik fon girişi, faizlerin de gerilemesine yol açıyor. Uzmanlar, Merkez Bankası'nın yüzde 10,5 olan kısa vadeli faizleriyle, bono faizleri arasındaki makasa dikkat çekiyor ve faizlerdeki düşüşün süreceğini vurguluyor. Merkez Bankası'nın faizleri yüzde 10 düzeyine indirmesi beklenirken, bono faizlerininin faizlerin önümüzdeki günlerde yüzde 13 seviyesini görebileceği kaydediliyor.
          Öte yandan Hazine, gelecek hafta üç tahvil ihalesi birden düzenleyecek. Piyasalar açısından yurtdışı ve IMF'nin yanı sıra bu tahvil ihaleleri de önemli olaak. 6 Nisan Pazartesi günü 4 yıl (1589 gün) vadeli TÜFE'ye endeksli tahvil ihalesi yapacak olan Hazine, 7 Nisan Salı günü de Türk Lirası cinsinden 22 ay (665 gün) vadeli iskontolu tahvil ile 5 yıl (1820 gün) vadeli, 3 ayda bir kupon ödemeli değişken kuponlu tahvil ihalesi düzenleyecek. Hazine, satılacak kağıtların ilk kupon ödemesinin belirlenmesinde kullanılacak 3 aylık oranı yüzde 3,57 olarak belirledi.

          Yorum

          • PEHLİVAN
            Çalışkan
            • 13 Şubat 2009
            • 1138

            #350
            Borsanın en büyük operasyonunda 54 kişinin hesabına el konuldu

            Mali polisin, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla başlattığı İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) tarihinin en büyük manipülasyon (yapay fiyat oluşturarak kâr etme) ve insider trading (içerden öğrenenlerin ticareti) operasyonunda gözaltına alınan 54 kişinin hesaplarına el konuldu. Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi, aralarında Van-Et ve Metro Turizm'in sahibi Galip Öztürk, Merko Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Duncan Blake, Mehmet Akdere ve Ziya Sesel'in de bulunduğu soruşturma kapsamındaki 54 kişinin banka ve aracı kurumlarındaki hesaplarına el koydu. Mahkeme kararı, Türkiye Sermaye Piyasaları Aracı Kuruluşlar Birliği (TSPAKB) aracılığıyla tüm aracı kurum ve bankalara gönderildi.

            Takas süreci tamamlanacak
            Ancak mahkeme kararı, soruşturma kapsamındaki kişilerin karar öncesinde yaptığı alım-satım işlemleri ile ilgili takas sürecinin tamamlanmasının ardından bakiye hesaplara uygulanacak. Savcılığın takasa izin vermeleri ise sermaye piyasası yetkililerinin girişimleriyle olurken, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB) Genel Müdürü Çetin Ali Dönmez, mahkemenin iki günlük takas sistemini bilmemesinin sıkıntı yarattığını söyledi. Gözaltına alınanların işlem yaptığı bildirilen şirketlerin hisse senetlerindeki düşüş cuma günü de devam etti. Viking Kağıt yüzde 6,12 kayıpla 0.46 liraya, Pera GMYO yüzde 6,45 düşüşle 0.29 liraya geriledi. Van Et, Yönetim Kurulu Başkanı Duncan Blake'in gözaltında olduğu Merko Gıda ve Olmuksa hisseleri ise taban fiyatlarından işlem gördü.
            Bu arada, operasyonlarda gözaltına alınan şüphelilerin emniyetteki işlemleri cuma günü de sürdü. Gözaltına alınan 54 kişinin avukatlarıyla görüştürüldüğü bildirilirken, operasyonun genişleyerek devam edebileceği de vurgulandı. Öte yandan, operasyon kapsamında olduğu belirtilen ancak dokunulmazlığı olduğu için gözaltına alınmayan CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal, soruşturma kapsamındaki hiçber hisse senedinden kazancı olmadığını bunun banka hesaplarından da görülebileceğini söyledi.

            Yorum

            • PEHLİVAN
              Çalışkan
              • 13 Şubat 2009
              • 1138

              #351
              Bekir'in dealer'i tutuklandi

              Borsa operasyonunda gözaltına alınan Bekir Sani Karayal'ın dealer'ı olarak bilinen Engin Kıralioğlu bugün çıkarıldığı mahkemece tutuklandı



              İMKB'de manipülasyon yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra Şişli Adliyesi'ne sevk edilen 14 kişiden 11'i savcılıktan serbest bırakıldı. Engin Kıralioğlu, Ercan İbrahim İşal ve Güneş Karababa çıkarıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tutuklanan isimlerden Ercan İbrahim'in yatırımcı Engin Kıralioğlu'nun ise gözaltına alınan diğer isimlerden yasaklı spekülatör Bekir Sani Karayal'ın dealer'ı olduğu söyleniyor.
              Emniyette gözaltında bulunanan ve ifadeleri alınmaya devam eden diğer 26 ismin ise yarın savcı karşısına çıkması bekleniyor.

              Yorum

              • PEHLİVAN
                Çalışkan
                • 13 Şubat 2009
                • 1138

                #352
                Ziya sesel hala araniyor

                Piyasalarda 'Hızlı trader' olarak tanınan ve borsanın en önemli isimleri arasında gösterilen Ziya Sesel'in, hala arandığı ortaya çıktı.



                ŞİŞLİ Cumhuriyet Başsavcılığı’nın emriyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube’nin perşembe günü sabaha karşı 05.00'da İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya'da başlattığı 'büyük borsa operasyon'unda piyasalarda 'Hızlı trader' olarak tanınan ve borsanın en önemli isimleri arasında gösterilen Ziya Sesel'in, hala arandığı ortaya çıktı. İspanyol enerji şirketinin Türkiye temsilcisi olarak bilinen ve Zeytinburnu'nda yatırım danışmanlığı şirketi bulunan Berkan Ateş ve çok sayıda ismin de arandığı öne sürülüyor. Polis gizlilik gerekçesiyle bilgi vermediği için gözaltındaki kişilerin sayısı hakkında net bir rakam verilemiyor. Şu anda emniyette 40 kişinin olduğu 10'nun üzerinde isimin de arandığı söyleniyor.
                Bu arada bugün savcılığa sevkedilen 14 kişiden 11'i de tutuklama talebiyle savcılığa sevk edildi.

                Yorum

                • PEHLİVAN
                  Çalışkan
                  • 13 Şubat 2009
                  • 1138

                  #353
                  Boğanın nefesi ayının ensesinde



                  Son dakikaya kadar kriz politikaları üzerinde uzlaşamazken çıkardıkları sürpriz 1 trilyon dolarlık paketle piyasalardaki mart rallisini nisan ayına da taşıyan G-20 zirvesinin etkisi bu hafta şirketlerden gelecek ilk çeyrek verilerine ve makroekonomik verilere göre şekillenecek.

                  Piyasalarda yaşanacak hareketler ise mevcut rallininin her zamanki ayı piyasası rallilerinden biri mi yoksa boğa piyasasının başlangıcı mı olduğunu ortaya koyacak. İlk çeyrek verisi açıklanacak en büyük şirket ise alüminyum devi Alcoa. Ayrıca FED'in mart ayındaki para kurulu toplantısının tutanakları ile ABD'nin bazı verileri de bu hafta açıklanıyor. Tutanakta kullanılan dil ve veriler ABD ekonomisi için dibin gelip gelmediğine dair daha fazla ipucu verecek.

                  Avrupa ve Asya'da bu hafta açıklanacak veriler arasında Japonya Merkez Bankası (BoJ) faiz kararı, Euro Bölgesi perakende satış ve üretici fiyat endeksi, Euro Bölgesi GSYİH rakamı, Almanya üretici siparişleri ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) faiz kararı var. Son 4 hafta içinde Dow Jones endeksi yüzde 20,35 oranında yükselerek 12 Ekim 2007'de sona eren kesintisiz yükselişinden bu yanaki en iyi 4 haftalık dönemini geçirmiş oldu. Geçen cuma günü yüzde 0,5 yükselerek 8 bin 017 puana kadar yükselen Dow Jones endeksi 9 Şubat'tan bu yana ilk kez 8 bin puanın üzerine çıkmış oldu. Endeksin 5 bin puana kadar inebileceği konuşuluyordu. Asya borsaları son 3 ayın zirvelerini görürken Avrupa'da da istikrarlı bir yükseliş gözlendi.

                  Ayının sonunu S&P belirleyecek

                  Öte yandan S&P 500 endeksi de geçen haftayı yüzde 3,3 yükselerek 842,5 puanda kapatmıştı. Uzmanlara göre bu hafta S&P 500'ün 850 puanın üzerinde kapanması ayı piyasasının sona erdiği anlamına gelebilir. Buna karşın gelecek şirket verilerine ilişkin çok da umut yok.
                  Türkiye'de ise faiz ve dolarda düşüş bekleniyor.

                  G-20 Zirvesi'nde atılan adımlar ve IMF'yle görüşmelere yeniden başlanması kararı ile Cuma, 1.58 TL'li seviyeleri gören doların 1.55 TL'ye düşebileceği belirtilirken, faiz oranlarının da gösterge kağıtta yüzde 13 seviyesine gerilemesi bekleniyor. Kâr satışlarının ardından İMKB'deki yükselişin de süreceği tahmin ediliyor.

                  Yorum

                  • PEHLİVAN
                    Çalışkan
                    • 13 Şubat 2009
                    • 1138

                    #354
                    Keriz silkelemede 150 kişi mercek altında

                    Savaş AKIN / VATAN

                    Keriz silkeleme operasyonunda medya, magazin ve iş dünyasının yakından tanıdığı isimlerin hesapları inceleniyor.

                    İMKB’de manipülasyon yaptıkları ileri sürülerek gözaltına alınan çetenin, Orhan Gencebay’ın da aralarında bulunduğu 30 sanatçıyı, işadamlarını ve bazı medya mensuplarını hisse almaları konusunda yönlendirdiği ortaya çıktı. Mali polis 150 ünlü kişinin hesaplarını mercek altına aldı. Öte yandan çetenin zarara uğrattığı küçük yatırımcının emniyete gelerek şikayetçi olması istendi.

                    Borsa yasaklısı Bekir Sami Karayel’in yönlendirdiği, aralarında Metro Turizm’in sahibi Galip Öztürk’ün de bulunduğu manipülasyon çetesine yönelik operasyon magazin ve iş dünyasına sıçradı. Polis yaptığı incelemelerde çetenin yönlendirdiği hisselerden satın alan 150 ünlü ismi belirledi.

                    İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB), 6 hisse üzerinden 25 milyon liralık vurgun yaptıkları belirlenen çetenin polisteki işlemleri dün tamamlandı. Mali poliste sorgulanan zanlılar Şişli Adliyesi’ne sevk edildi. Polisin yaptığı incelemelere göre zanlılar sadece küçük yatırımcıyı yönlendirmemiş. Çetenin üzerinde oynadığı hisse senetlerinde alım satım yapan 150 ünlü isim de belirlendi. Ünlülerin hesapları da mercek altına alındı.

                    Polis, aralarında Orhan Gencebay ve eşi Sevim Emre’nin de bulunduğu kişilerin hisse senedi hareketlerini inceleyecek. Ünlülerin çete ile bağlantısını belirlemek için hisse senedi alış ve satış tarihlerinin çete ile aynı olup olmadıklarına bakılacak. Aralarında kadın şarkıcıların da bulunduğu magazin dünyasından 30, iş dünyasından 120 ünlü ismin ifadesine başvurulacak. Bu kişilerin arasında medya dünyasından önemli isimlerin de bulunduğu ve ifadelerinin alınacağı iddia edildi. Polis 6 tahtada yapılan işlemlerde küçük yatırımcıların zarara uğratıldığını dikkate alarak, mağdur olan yatırımcıların şikayetçi olmasını da istedi. Yapılacak şikayetler ile çetenin daha fazla ceza alması sağlanacak.

                    Borsa yasaklısı oldu ama adını gizleyip oynadı

                    Orhan Gencebay borsacıların yakından tanıdığı bir isim. Daha önce Tek-Art hisselerinde manipülasyon yaptığı gerekçesiyle hakkında işlem yasağı getirilmişti. Sadece 2000 yılında Borsa’da 1.7 milyon dolar kaybettiği bilinen Gencebay, işlem yasaklısı olduğu halde kimliğini gizleyerek borsada oynamaya devam etti. Manipülasyon suçundan daha önce birkaç kez hakim karşısına çıkan Orhan Gencebay “Keşke borsaya hiç bulaşmasaydım” demişti...

                    Yorum

                    • PEHLİVAN
                      Çalışkan
                      • 13 Şubat 2009
                      • 1138

                      #355
                      Japonya`dan 75 milyar euroluk paket



                      Japonya'da 75 milyar avroluk yeni teşvik paketi açıklandı.

                      Maliye Bakanı Kaoru Yosano, Başbakan Taro Aso ile yaptığı görüşmeden sonra gazetecilere, nisan ayı ortasına kadar hazırlanacak olan yeni teşvik paketi miktarının gayri safi yurtiçi hasılanın en az yüzde 2'si kadar olacağını söyledi.

                      Yosano, bu oranın 75 milyar avroya tekabül ettiğini, yüzde 2'lik oranın Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından tavsiye edildiğini ifade etti.

                      Başbakan Aso, 31 Martta yeni önlem paketini açıklamış, ancak miktar konusunda bilgi vermemişti. Önlem paketi, enerji, sağlık, sosyal yardım, çevre teknolojileri, kültür, moda, turizm, işçilere ve küçük işletmelere yardım, bölgesel ekonomileri desteklemeyi kapsıyor.

                      Cuma günü nihai şeklini alacak paket, daha sonra parlamentoya sunulacak.

                      Japonya'da hükümet daha önce yaklaşık 87 milyar avro tutarında ekonomiyi teşvik paketini uygulamaya koymuştu.

                      Japonya ekonomisi 2. Dünya Savaşından beri en kötü dönemini yaşıyor. Ekonomi 2008 yılının son çeyreğinde yüzde 12,1 oranında küçülmüştü.

                      Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), 2009 yılında Japonya'nın yüzde 6,6 oranında küçüleceği tahmininde bulunmuştu...

                      Yorum

                      • PEHLİVAN
                        Çalışkan
                        • 13 Şubat 2009
                        • 1138

                        #356
                        Piyasaların olumlu havası kalıcı değil



                        Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, son haftalarda küresel piyasaların olumlu seyrettiğini ama bunun kalıcı olduğunu sanmadığını söyledi. Şimşek, geçen hafta iki önemli olumsuz veri açıklanmasına rağmen piyasaların bunu satın almadığını da kaydetti. Şimşek, kişisel olarak küresel krizin dibinin görülmediğini, bir süre daha devam edeceğini de belirtti.

                        Erdal SAĞLAM / REFERANS GAZETESİ

                        Katıldığı G-20 toplantıları hakkında geçen cumartesi günü bir grup gazeteciyle sohbet toplantısı yapıp bilgi veren Şimşek, Çok yakın zamanda IMF ile anlaşma yapılacağını öngördüğünü söyledi. IMF heyetinin çağrılması konusunda kesin tarih veremediğini, Londra'da görüştükleri IMF üst yönetiminin kendi bürolarına talimat vereceğini sonra teknik heyetle görüşülüp davet yapılacağını kaydeden Şimşek, bunun da yakın zamanda olmasını beklediğini kaydetti.

                        Görüşmeler sonrası anlaşmanın süresi ve kaynak miktarının kesinleşeceğini kaydeden Devlet Bakanı, kendisinin 3 yıl vadeli stand-by anlaşmasından yana olduğunun altını çizdi. Bunun sonuçta siyasi bir karar olacağını ve bu nedenle kesin şeyler söyleyemediğini belirten Şimşek, 3 yıl vadeli anlaşma olması halinde yapısal tedbirlerin daha köklü uygulanıp, mali istikrarın daha kalıcı biçimde sağlanacağını söyledi.

                        IMF'den sağlanacak kaynak konusunda kesin bir rakam vermekten kaçınan Şimşek, IMF'den alınacak kaynağın programın süresine göre değişeceğini, önden beslemeli büyük bir kaynak almaya ihtiyaç bulunmadığını da belirtti. IMF'den alınacak paranın uygulanacak program süresince ihtiyaç duyulan dış finansman ihtiyacına bağlı olacağının altını çizen Devlet Bakanı Şimşek, bu ihtiyacı saptarken cari açık ve kamu-özel dış kredilerin roll-over rasyolarına bakılacağını belirtti. Şimşek, bu çerçevede ileriye dönük yapılacak tahminlerin önemli olduğunu, dış borç çevirme rasyosuna ilişkin beklentilerin, cari açık tahmininin önemli rol oynayacağını, bunların da görüşmeler sırasında belli olacağını, bu nedenle şimdiden kaynak miktarı söylenemeyeceğini belirtti.

                        Çapraz denetim etkinleşecek

                        Şimşek, IMF ile yapılan görüşmelerde gelir idaresinin bağımsızlığından vazgeçildiğini ancak gelir idaresinin güçlendirilmesi için kadro takviyesi ve vergi kaçakların yakalanması için özendirici tedbirler dahil yeni düzenlemeler yapılacağını söyledi. Daha önceki maliyedeki denetim hayetlerinin birleştirilmesine ilişkin düzenlemenin çıkarılacağı belirten Şimşek bu konuda IMF ile mutabakata vardıklarını kaydetti. Şimşek, nereden buldun konusunda ise bu imajı vermeyecek biçimde zaten varolan çapraz denetimlerin daha etkili hale getirileceğini belirtti. Bu konuda TBMM gündemine gelmek üzere olan hazırlanan gelir vergisi reform yasa taslağına gerekli düzenlemelerin ekleneceğini belirten Şimşek, böylece çapraz denetimin yoğunlaştırılacağını ama geçmişe dönük bir sorgulama içinde olunmayacağını, bu konuda ilke kararına vardıklarını söyledi.

                        Mali uyum konusunda ise geçtiğimiz ocak ayında heyet ile yapılan görüşmelerde bir mali uyum oranı saptandığını, şimdi bunun yeniden gözden geçirileceğini kaydeden Şimşek, IMF'in bu ortamda artık eskisi kadar radikal önlem istemediğini, bu nedenle yeniden mali disiplin için alınacak tedbirler konusunda bir anlaşma sağlanacağını umduğunu söyledi. Şimşek, canlandırma paketleriyle getirilen gevşetici önlemlerin bir anlamda geri alınması anlamına gelen tedbirler alınabileceğini, ancak canlanmayı önleyecek harcama kısıcı ya da gelir artırıcı önlemlerin kabul edilemeyeceğini, IMF'in de bu ortamda bu konuda eskisi kadar ısrarlı olacağını sanmadığını söyledi.

                        Yorum

                        • PEHLİVAN
                          Çalışkan
                          • 13 Şubat 2009
                          • 1138

                          #357
                          Borsa yükseliyor, dolar düşüyor!!!

                          Uluslararası piyasalardaki olumlu hava içeriye de yansıyor. Piyasalar yeni haftaya iyi bir başlangıç yaparken borsa 27 binin, dolar da 1.56'nın altına geriledi.

                          İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) haftaya alıcılı bir seyirle başladı. İlk seansta 27 bin 200 sınırına dayanan borsa daha sonra gelen satışlarla 27 bin 100-200 bandında dengelendi. Borsada işlem gören hisse senetleri ilk seansın bitimine yakın ortalama yüzde 1.8 değer kazandı.

                          Borsadaki hareketi değerlendiren uzmanlar, piyasalarda artık en kötüün geride kaldığınıa ilişkin işaretlerin İMKB'de de alım getirdiğini anlatıyor. Özellikle FED'den gelen ve Başkan Bernanke'nin yeniden iyileşme sağlanması için her şeyi yapacaklarını açıklaması da piyasalara olumlu yansıdı.

                          Uzmanlar, cuma günü açıklanan enflasyon rakamlarının piyasa beklentisinin üzerinde olduğunu, ancak gıdadaki artışın geçici olduğuna yönelik yorumların olumsuz beklentiyi kırığına dikkat çekiyor.

                          DOLAR DÜŞÜYOR

                          Dolar tarafında da düşüş yeni haftaya taşındı. Önceki haftalarda 1.80'i görüp rekor kıran ancak daha sonra yönünü aşağı çeviren dolar bugün 1.5575 TL'ye kadar geriledi ve 9 Ocak 2009'dan bu yana en düşük seviyesini gördü.

                          Uzmanlar, yurtdışındaki iyileşmenin yanında içeride IMF anlaşmasına yönelik olumlu beklentilerin doları düşürdüğünü belirtiyor.

                          Yorum

                          • PEHLİVAN
                            Çalışkan
                            • 13 Şubat 2009
                            • 1138

                            #358
                            Altında düşüş devam edecek mi?

                            Cuma günü acıklanan tarim dışı istihdam verisinin çok olumsuz gelmemesi bile, piyasalara olumlu sinyal gönderdi.

                            Bu durumda altın 15.85 kaybı ile 10 Mart'tan bu yana 900$/ons fiyatin altına indi.

                            IMF'in altin rezervlerin satışı altının değerini kaybetmesine neden oluyor. Altın 900 seviyesinin aşağısına kayış göstermesine neden oluyor. 875 dolar noktasinda bir destek görebilirken buradan kısa vadeli zıplamalar gösterebiliyor.

                            Ancak düşüşün tamamlanmadığı da gelişmelere göre söylenebilir...


                            Yorum

                            • PEHLİVAN
                              Çalışkan
                              • 13 Şubat 2009
                              • 1138

                              #359
                              Dolar 1.50 TL`nin altına iner mi?



                              Mart ayında döviz kuru ile ilgili iki yazı kaleme almışız. Eğer seçimlerden sonra Türkiye, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile bir anlaşma yapmazsa dolar kurunun yükselmesi önlenemez demişiz.

                              Ertuğ YAŞAR / REFERANS GAZETESİ

                              23 Mart'ta yayımlanan yazımızdan: ...Bizce Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, IMF ile hemen anlaşacaktır. (Seçim sonuçlarına göre bu öngörümüz değişebilir. Örneğin AKP, Türkiye genelinde yüzde 45'e yakın ya da üzerinde oy alırsa IMF ile anlaşma yapmakta hızlı davranmaz. Ama oy oranı yüzde 35'lere yakın olursa anlaşma hemen yapılır.)

                              Sanırım senaryomuz çalışıyor. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, nisan ayı içinde IMF ile anlaşma yapacak. Hükümetin yarı resmi yayın organı durumuna gelen Sabah gazetesinde pazar günü yayımlanan Mehmet Şimşek söyleşisi de zaten bu anlaşmanın koşulları ile ilgili ipuçlarını veriyordu. (Üç yıllık olacakmış; en az 7.7 milyar TL'lik ek mali önlem gelecekmiş; Nereden Buldun... olmayacakmış...)

                              Bu arada Merkez Bankası'nın faiz indirimlerini sürdürmesi bekleniyor. Okuduğumuz bütün ekonomik değerleme raporları, Merkez Bankası'nın nisan ayında bir 50 baz puan daha faiz indirimine gideceği öngörüsünde bulunuyor.

                              Yani ekonomi cephesinde sanki işler yoluna girmektedir. (En azından alınan önlemler anlamında.) G-20 zirvesinden çıkan sonuç da uluslararası finans ve ekonomi krizinin çözümlenmesi yolunda atılmış önemli bir adım olarak alınmışken...

                              Ama biz endişeliyiz!

                              Acaba Türkiye yine 2002-2007 yılları arasında yaşadığı ucuz döviz/değerli TL/yüksek reel faiz sarmalına mı dönecektir? Baksanıza daha iki hafta öncesinde 1.80 TL üstünü sınayan dolar kuru, şimdi 1.60 TL'nin altına indi. Kaldı ki TL/dolar döviz kurunun, eğer işler bu biçimde giderse (yani IMF ile anlaşma olursa ve kamu maliyesi önlemleri alınırsa üstelik Merkez Bankası da faiz indiriminde sınırlı kalırsa), hızlı bir biçimde 1.50 TL'nin alına gelmesi şaşırtıcı olmaz.

                              Peki, bu gelişmeyi istiyor muyuz?

                              Bizim kişisel duruşumuz ortadadır: Türkiye'nin sanayileşme ve dış pazarlarda uluslararası rekabet gücüne sahip olarak gelişeceğine inandık. Bunun için de devalüasyonu değil ama en azından reel anlamda değerli olmayan bir TL'yi, olmazsa olmaz bir şart olarak gördük.

                              Evet, Türkiye 2002 ile 2007 yılları arasında hızlı büyürken bunda ana motorlardan biri iç tüketim ve ucuz döviz kuruydu. Ama altı yılda elde edilen kazanımlar, 2008 ve özellikle de 2009'da yitirilmedi mi? Türkiye'nin uzun dönemli kalkınma stratejisinin, uluslararası rekabete dayanan sanayileşme modeli olduğu bu acı döneme karşın hâlâ görülmedi mi?

                              IMF ile yapılacak bir anlaşmanın yanındayız. Ama bu anlaşmanın döviz kuru üzerinde bir baskı yaratmaması gerekir. Bizce Türk ekonomisi 1.70 TL olan dolar kurunu hazmetti; bunu fiyatları ve maliyetleri içine yansıttı. Bu nedenle döviz kurunun ileride yaratacağı enflasyon etkisinden korkmak şu anda anlamsız olur.

                              Bizce hükümet, hem de ekonomik durgunluk ve işsizlik ile hızla başa çıkmak istiyorsa döviz kurunun yeniden değerlenmesine izin vermemelidir. Gerçi hem Türk hem de uluslararası finans baronları hemen yayınlara başlarlar: Güçlü bir TL'nin Türkiye'ye daha yakıştığını (ve finans baronlarının cebini daha iyi doldurduğunu) canhıraş bir biçimde savunurlar.

                              Ama Türkiye ekonomisinin uzun dönemli geleceği sadece ve sadece uluslararası rekabet gücü olan imalat sanayiinden ve diğer sektörlerden (turizm ve inşaat gibi) geçmektedir. IMF ile anlaşma sağlanma aşamasına gelinen bugünlerde, Merkez Bankası'nın faiz indirimlerini daha da hızlandırması ve ülke ekonomisini düşük döviz kurunun afyon etkisinden korumasını bekliyoruz.

                              Yorum

                              • PEHLİVAN
                                Çalışkan
                                • 13 Şubat 2009
                                • 1138

                                #360
                                Bankalar kar patlaması yaşıyor



                                Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, bankaların reel sektöre kredi vermek yerine daha güvenilir buldukları devlet iç borçlanma senetlerine yatırım yaptıklarını belirterek “ Reel sektör ağlarken, bankacılık kesiminin yüzünün gülmesi ve mutlu olabilmesi mümkün değil. Bizlerin ağladığı bir dönemde bankalar çok mutlu ve büyük bir kar patlaması yaşıyorlar” dedi.

                                HÜRRİYET

                                Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin Kocaeli Kartepe Green Park Hotel’de düzenlediği toplantıda ekonomik durum ile ilgili kapsamlı bir sunum yapan TOBB Başkanı Hisarcıklıkoğlu, 30 Eylül 2008-30 Mart 2009 arasında yurt içi TL kredi hacminde daralmanın yüzde 14 milyar TL’ye ulaştığını, buna karşın bankaların menkul değerler portföyünde ise 31 TL’lik artış olduğunu kaydetti.

                                HİSARCIKLIOĞLU'NDAN BANKALARA İNSAFSIZLIK SUÇLAMASI

                                Hisarcıklıoğlu şöyle dedi:

                                “Her sektör kan kaybederken bugün bankacılık sektörü kar patlaması yaşıyor. Ama kar patlaması yaşamasının altında yatan neden şu; Bankada mevduatınıza en fazla yüzde 12-12,5 faiz veriyorlar. Şirketlere açılan kredilerde ise en sağlam olan şirkete yüzde 20, normal verilebilecek kişiye de yüzde 25 faiz uyguluyorlar. Tam yüzde 100 fark var. Böyle bir şey olmaz bu insafsızlık. Yüzde 12,5 ile mevduat toplayacak, yüzde 25 ile kredi vereceksin. Bunu kabul etmek mümkün değil. Eğer buradan hep beraber çıkacaksak, birlikte sorumluluğumuzu da bilmemiz lazım. Aslında bir bankacı olarak düşündüğünüz zaman yüzde 25 faizle kredi vermek dururken, neden yüzde 14’le devlete para satıyorlar. Çünkü paraya ihtiyacı olan daha güvenilir bir yer var. İşi sağlam gördükleri için hazine bonolarına yatırımı tercih ediyorlar. Şimdi de bize insafsızca yükleniyorlar. Devletin iç borçlanma ihtiyacının bu nedenle azaltılması lazım.”

                                “DÖRT MAKİNEDEN BİRİ DURDU, HER ÜÇ GENÇTEN BİRİ DE İŞŞİZ”

                                Ekonomideki gelişmelerle ilgili çarpıcı rakamlar da veren TOBB Başkanı, imalat sanayinde Ocak 2009 itibariyle yüzde 25’lere varan düşüşlerin meydana geldiğine işaret ederek, “Bu çalışan her dört makineden birinin artık durduğunu gösteriyor” dedi. 2002 yılından itibaren hızlı bir büyüme trendine giren Türkiye’nin 2005’ten sonra büyük bir rehavete kapıldığını, bunda sorumlunun sadece yöneticiler değil toplumun tamamı olduğunu ifade eden Hisarcıklıoğlu, şu anda en önemli konunun krizi çözmekten ziyade krizi yönetmek olduğunu belirtti. Hisarcıklıoğlu, “Ekonomideki daralmayı sindirmemiz mümkün değildir. Bu böyle giderse daha vahim sonuçlar ortaya çıkabilir. İşsizlik içinde bulunduğumuz süreçte en önemli sorun. İş bulmaktan ve iş aramaktan umudunu yitirmiş 2.7 milyon insanı da dahil ettiğinizde 2008 sonu itibariyle toplam işsiz sayısı 6 milyon kişiye ulaşıyor. Tarım dışı işsizlik oranı yüzde 17.3 iken, tarım dışı genç işsizlerin oranı ise yüzde 30.3 gibi çok yüksek bir rakama çıkmış durumda. Bu her üç gençten birinin işsiz olduğu anlamına geliyor” diye konuştu.

                                İşsizliğin en fazla yaşandığı illerin başında 90 bin kişi ile İstanbul’un geldiğini hatırlatan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, Ocak 2009 itibariyle Antalya’da 79 bin, İzmir’de 33 bin ve Bursa’da da 30 bin kişinin işini kaybettiğini söyledi.

                                BÜTÇE AÇIĞINDA YÜZDE İKİ BİNİN ÜZERİNDE ARTIŞ

                                Bütçe performansını değerlendiren Hisarcıklıoğlu, yılın ilk iki ayında bütçenin 10 milyar TL açık verdiğini anımsattı. 2009 bütçesinde öngörülen 10 milyar TL’lik açığın sadece iki ayda verildiğinin altını çizen Hisarcıklıoğlu, Şubat’taki artışa baktığımız zaman bütçe açığında tam yüzde 2 bin 187'lik bir artış var” dedi. Vergi cephesinde de gelişmelerin olumlu olmadığını kaydeden Hisarcıklıoğlu, faiz hariç giderlerin yüzde 30 arttığını, ekonomideki daralma nedeniyle vergi gelirlerinin yüzde 6 azaldığına dikkat çekti. Hisarcıklıoğlu, cari harcamalarda da yüzde 48’lik artış olduğunu kaydetti.

                                “HESAP VERMEYEN HESAP SORAMAZ”

                                Türkiye’nin, Cumhuriyetin 100. kuruluş yıldönümünde dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmayı hedefleyen bir vizyonla hareket ettiğini, ancak bu hayal edilen hedefe ulaşmak için güçlü ekonomi ve kaliteli demokrasi olarak iki çıpası bulunduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, şöyle konuştu:

                                “Hesap vermeyen bir toplum hesap da soramaz. Türkiye’de 72 milyonun da hesap verebilir durumda olması lazım. Aksi halde kimseden hesap sormak da mümkün değildir. Bunun yolu da yapısal reformları gerçekleştirmek ve yeni bir Anayasa’dan, siyasi partiler kanunundan geçiyor. Güçlü bir ekonomi istiyorsak kaliteli bir demokrasiye sahip olmamız lazım. Aynı şekilde kaliteli bir demokraside yaşamak istiyorsak da güçlü bir ekonomiyi oluşturmamız lazım. Kendi çocuklarımıza sorumluluğun bir gereği olarak bu reformları yapmak durumundayız.”

                                "IMF İLE ANLAŞMAK GEREK"

                                Toplantıda basının soruları da yanıtlayan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, dünya ekonomisinin geleceğinde düzenleme ve denetlemenin yanı sıra dizginleme fonksiyonlarının da öne çıkacağını ve bu çerçevede IMF’nin rolünün artacağını vurgulayarak, IMF ile anlaşmanın yapılmasından yana olduğunu belirtti. IMF’nin de mevcut anlayışını değiştirmesi ve yeni yaklaşımlar geliştirmesi gerektiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, “IMF şimdiye kadar bize tarımdan ve tekstilden çıkın diye bastırıyordu. Şimdi ise tam tersine istihdam yaratan sektörler bunlar ve krizden çıkışı da buradan geçiyor diyorlar. Dünyada yeni bir düzen kurgulanıyor. Bu dönemde gücümüzü kaybetmeyelim. Anlıksa anlık, günlükse günlük tedbirleri alarak bu dönemden güçlü bir şekilde çıkalım” dedi.

                                2023’TE AB BÖLGESİNDE TÜRK GİRİŞİMCİNİN CİROSU 90 MİLYAR EURO’YA ULAŞACAK”

                                Rifat Hisarcıklıoğlu konuşmasının son bölümünde Türkiye’nin dış dünya içindeki yerine ilişkin de çarpıcı bilgiler verdi. 2020 yılında AB içindeki Türk kökenlilerin sayısının 8 milyon sınırını aşacağını belirten Hisarcıklıoğlu, Avrupa’daki Türk girişimcilerinin toplam sayısının da 120 binden fazla olduğunu söyledi. Hisarcıklıoğlu, 2015 yılında 160 bin, Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023’de 200 bin Türk girişimcinin Avrupa’da faaliyet gösteriyor olacağına dikkat çekerek “Böylece Cumhuriyet’in kuruluşundan 100 yıl sonra Avrupa’da ilk defa 115 ayrı sektörde 1 milyon’un üzerinde insana iş sahası sağlayan bir Türk girişimci varlığından söz edeceğiz.

                                Sadece Almanya’da Türk girişimcilerin 2007 yılındaki 8 milyarlık toplam yatırım hacimleri 2020 yılında 18 milyar Euro´ya ve 32,7 milyar Euro’luk ciroları 70 milyar Euro´ya yükselecek. AB genelinde ise toplam ciro 90 milyar Euro ve yatırım hacmi 25 milyar Euro seviyesine erişecek” diye konuştu.

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information