IMF'den ne bekliyoruz? Ne bekleyebiliriz?
Korku ve kötümserlik tüm dünyayı etkisi altına almaya devam ediyor. Bu ortamda Türkiye bunlarla baş edebiliyor mu? Baş edebilir mi? Gelişmiş ekonomilerde yaşanan durgunluk 2010’a sarkmazsa, bu yılı pozitif bir büyüme rakamı ile kapatma olasılığımız hala yüksek. 2008’in son çeyreğinde yaşanan sert daralma sonrasında süren durgunluk ve hızla artan işsizlik bu konuda iyimser olmayı zorlaştırsa da, güvenin içeride ve dışarıda yeniden artması iç talep kanalıyla toparlamayı mümkün kılıyor. Ancak yine de Türkiye’nin krizle baş edebildiğini söylemek zor, belirsizlikler çok yüksek. Ama bilinen bir şey var, IMF ile yapılması beklenen anlaşmanın temel amacı aslında bu. Yani bugün ekonomiye hâkim olan korku ve kötümserliği azaltmak, aynı zamanda da belirsizliklere karşı bir sigorta satın almak. Ne pahasına? Henüz detayları bilmiyoruz. Ama bu anlamda en kritik konu söz konusu programın ekonomideki durgunluk riskini azaltıp azaltmaması olacak. Çünkü eğer bugün Türkiye ekonomisinde büyümeye dair ciddi bir kaygı yoksa yeni bir IMF programına ihtiyaç olmadığı da çok açık.
Bugün dünyada yaşanan kriz genel olarak iki şeyle mücadeleyi zorunlu kıldı: İlki finansal sistemin, bankacılığın yeniden işler hale getirilmesi, bir anlamda tamir edilmesi, sağlığına kavuşturulması. Diğeri ise, talepteki hızlı düşüşün ve güven kaybının tersine çevrilmesi. Türkiye ilki itibarıyla oldukça şanslı, finansal sistem 2001 krizinde ödenen maliyet ve sonrasındaki kurumsallaşma (özellikle düzenleme denetleme ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığı açısından) sayesinde sistemik bir riskle, yani bir mali kriz ile karşı karşıya değil. Ancak ikincisi ile baş etmek konusunda hala politika açığı var veya diğer bir deyişle durgunlukla mücadelede geç kalınıyor.
Korku ve kötümserlik tüm dünyayı etkisi altına almaya devam ediyor. Bu ortamda Türkiye bunlarla baş edebiliyor mu? Baş edebilir mi? Gelişmiş ekonomilerde yaşanan durgunluk 2010’a sarkmazsa, bu yılı pozitif bir büyüme rakamı ile kapatma olasılığımız hala yüksek. 2008’in son çeyreğinde yaşanan sert daralma sonrasında süren durgunluk ve hızla artan işsizlik bu konuda iyimser olmayı zorlaştırsa da, güvenin içeride ve dışarıda yeniden artması iç talep kanalıyla toparlamayı mümkün kılıyor. Ancak yine de Türkiye’nin krizle baş edebildiğini söylemek zor, belirsizlikler çok yüksek. Ama bilinen bir şey var, IMF ile yapılması beklenen anlaşmanın temel amacı aslında bu. Yani bugün ekonomiye hâkim olan korku ve kötümserliği azaltmak, aynı zamanda da belirsizliklere karşı bir sigorta satın almak. Ne pahasına? Henüz detayları bilmiyoruz. Ama bu anlamda en kritik konu söz konusu programın ekonomideki durgunluk riskini azaltıp azaltmaması olacak. Çünkü eğer bugün Türkiye ekonomisinde büyümeye dair ciddi bir kaygı yoksa yeni bir IMF programına ihtiyaç olmadığı da çok açık.
Bugün dünyada yaşanan kriz genel olarak iki şeyle mücadeleyi zorunlu kıldı: İlki finansal sistemin, bankacılığın yeniden işler hale getirilmesi, bir anlamda tamir edilmesi, sağlığına kavuşturulması. Diğeri ise, talepteki hızlı düşüşün ve güven kaybının tersine çevrilmesi. Türkiye ilki itibarıyla oldukça şanslı, finansal sistem 2001 krizinde ödenen maliyet ve sonrasındaki kurumsallaşma (özellikle düzenleme denetleme ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığı açısından) sayesinde sistemik bir riskle, yani bir mali kriz ile karşı karşıya değil. Ancak ikincisi ile baş etmek konusunda hala politika açığı var veya diğer bir deyişle durgunlukla mücadelede geç kalınıyor.










Yorum