önce 50 000 ler sonra 300 000 ler....

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Gılgamış
    Katılımcı
    • 07 Mart 2016
    • 165

    #1441
    şu tweet flooduna göz atmakta fayda var. sağdaki anket 6 ay önce yapılmış, soldaki anket dün yapılmış. sosyal medyayı muhalifler çok yoğun kullandığı için sonuçlar normal. ama eğilimleri göstermesi açısından çok önemli.

    Yorum

    • kuzu
      furuşan akıncı
      • 11 Aralık 2008
      • 13961

      #1442


      ATATURK U anlatıyor aynı PİR.....
      YAZDIKLARIM sadece sohbet icindir...baskasinin gorusu ile borsada islem yapan ayvayi cig yer...parmaklarin tuslarda ise....SENSIN SORUMLU OLAN...AGLAMA DUVARI ISE KUDUSTE...ne ararsan kendinde ara....

      Yorum

      • mayki05
        Katılımcı
        • 14 Mayıs 2008
        • 92

        #1443
        Kuzu hocam kadiri rufai birleşimi galibi piri bu zat ve hakkın rahmetine kavuşmuştur bulunduğun ortamdan bu piri duyduğunu düşünüyorum, farklı bir zikirleri vardır. Selamlar saygilar. Birkez daha diyorum boru değil kuzu bu

        Yorum

        • ÇOLAKOĞLU
          Katılımcı
          • 07 Mart 2016
          • 188

          #1444
          kuzu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
          https://www.youtube.com/watch?v=GK0eV1wsH4k


          bu dinsizlik mi ulen ...KIZIL TURKLER BUNNAR....


          buda bozkurtlarda son durum...OZAN ARİF....ŞEREFSİZ....


          MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin avukatı Yücel Bulut, Ozan Arif isimli şahsın kamuoyuna yansıyan hakaret dolu beyan ve ifadeleri nedeniyle gerekli hukuki süreç başlatılmış olup adı geçen hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu duyurdu.

          İŞTE O ŞİİR

          ŞEREFSİZ!..
          ..............“ İsim-misim vermedim, korktuğumdan sanmayın,
          .............. Gocunan sherefsizdir, bunu bari anlayın..„
          Sus!.. Kraldan fazla kralcı olma,
          Utan ulan biraz utan sherefsiz!..
          Sakın ha beyliği ağzına alma,
          Konuştukça boka batan sherefsiz!..
          Beylik kim, sen kimsin tövbe et tövbe!..
          Bey kısmı ellere kalır mı gebe?
          Senden aşirete bey mi olur be?
          Aşireti ele satan sherefsiz!..
          Aşiretin temel taşını söküp,
          Hayalini söküp, düşünü söküp,
          Kurtları aldatıp dişini söküp,
          Götürüp davara katan sherefsiz!..
          Kendi eski kapımızı batırdın,
          Yeni diye el kapsına götürdün!
          Kendin gibi sevdamızı bitirdin,
          Kendi gönüllerde biten sherefsiz!..
          Vâkıf olamadın bizdeki aşka!
          Eller ile girdin devamlı meşke!
          Bu gün böyle dersin yarın bir başka
          Sözünü yalayıp yutan sherefsiz!..
          Yalan mıyım dansöz gibi kıvırdın,
          Yönümüzü başka yöne çevirdin,
          Şoför yaptık arabayı devirdin,
          Bizi uçuruma atan sherefsiz!..
          Bülbül idik gülümüzden ettin sen!
          Töremizden ilimizden ettin sen!
          Yahu bizi yolumuzdan ettin sen,
          Rotan belirsiz be rotan sherefsiz!..
          Böğürmeden konuş adam ol önce,
          Çıtın çıkmaz el hakaret edince,
          Ele çıkmaz ama bize gelince,
          Çatlak zurna gibi öten sherefsiz!..
          Ne huzur bıraktın ne bizde dirlik,
          Bundan sonra seni görmemek körlük,
          Sadece sen değil seninle birlik,
          Artık sana alkış tutan sherefsiz!..
          Çok geç anlaşıldım içim yanıyor,
          Ama şükür artık herkes tanıyor!
          Halâ kendisini kağnı sanıyor,
          Kağnı gölgesinde yatan sherefsiz!..
          Vatan-matan bu Arif‘i kandırma,
          Kendini hiç vatanperver sandırma,
          Senin derdin koltuk, lafı döndürme,
          Senin umrunda mı vatan sherefsiz!
          Ozan Arif
          26 Haziran 2017

          ŞİMDİ ŞİİRİ okuyun bahcelinin adı gecmiyor....şiirin basındada diyorki ozan...kim gocunur üstüne alınırsa serefsiz odur diyor....bahceli benim demiş o SHEREFSİZ ve mahkemeye vermiş....

          vermiş vermesinede emme....şiirdeki SHEREFSİZ oldugunu ispatllarsa....şiiri yazan ceza alır...yoksa alamaz....


          yaaaaa.....bu KIZIL TURKLER....ve BOZKURTLAR....BİRGÜN BİRLEŞTİMİ SEYREYLE ALEMİ....

          http://www.turkcuturanci.com/turkcu/...-baykalci/150/ işte burda ayrıldılar

          Yorum

          • ÇOLAKOĞLU
            Katılımcı
            • 07 Mart 2016
            • 188

            #1445
            Siyaset Bilimi,Tarih ve Savaş Tarihi
            27 Mayıs ·
            OSMANLI'DA YABANCILAŞMANIN KÖKLERİ: ENDERUN DEVŞİRMELERİ

            Türkiye’de bugün yaygın ve yoğun bir kimliksizleşme yaşanıyor. Yetki ve güç sahipleri, aynı yerden buyruk almışçasına, etkili donanınlarıyla toplumu ayakta tutan değerlere sınır tanımaksızın saldırıyor. Bu tutum, kalıcılığı olan politik işleyiş durumuna getiriliyor. Yozlaşma ve yabancılaşmanın geçerliliği olan bir istem haline getirilmesinin bir nedeni olmalıdır. Yaşananlar, tarihte kayıtlı süreçler toplamı ve bu toplamın günümüzdeki uygulamalarında saklıdır. Dışa bağlanmanın ve kendine yabancılaşmanın yaygınlığına yanıt arayan her çaba, ister istemez Osmanlı devşirmeciliğine ve onun yarattığı kapıkulu çıkarcılığına gidecektir. Aşağıdaki çalışmayı bu nedenle yayınlıyoruz.

            Türkiye'de Hain Neden Çok

            Günümüz Türkiyesi’nde, politikacılar başta olmak üzere kimi üst düzey kamu yöneticileri, iş adamları, gazeteciler, akademisyenler ve aydınlar arasında, yoğun bir yozlaşma ve yabancılaşma yaşanmaktadır. Ülkenin ve ulusun çıkarları yönünde değil de, ilişki içinde oldukları küresel güç merkezlerinin istekleri yönünde davranan, sayıları az etkileri çok bu insanlar; ele geçirmiş oldukları siyasi ve akçeli güçle, ülke ve ulus karşıtı eylemler içine girmektedirler. Eski milletvekili Kamran İnan, bu olgu için olacak; “Türkiye’de 200 bin hain var” diyebilmiştir.1
            Kamran İnan’ın bu sayıyı nasıl saptadığı bilinmez ancak Türkiye’de hainliğin ve bu yolu açan yabancılaşmanın çok yoğun olduğu, herkesin gördüğü açık bir gerçektir. Tarihinde, ülke ve devlete bağlılığa özel önem verilen bir ülkede, bu denli yoğun bir yabancılaşma yaşanmasının kuşkusuz bir nedeni olmalıdır. Birbiriyle uzlaşması olanaksız olan bu iki eğilim, yani ülkeye ve devlete bağlılıkla dışa hizmet, nasıl oluyor da, Türkiye gibi bir ülkede bu denli yaygın olabiliyor? Bağımsızlığına ve değerlerine bu denli düşkün bir ulus, içinde bu kadar çok hain’i nasıl barındırabiliyor? Toplumun özyapısı ve tarihiyle çelişen bu kaba gerçek, neyle açıklanabilir?

            Tarihe Bakış

            Savaş tutsakları ile kölelerin, ekonomik ya da askeri amaçla kullanılması, değişik yöntem ve oranlarda hemen tüm toplum biçimlerinde görülür. Antik Çağ Grek devletleri ve Roma İmparatorluğu, köleciliği bir üretim biçimi haline getirirken, bu biçimiyle köleciliğe yönelmeyen Osmanlı İmparatorluğu çok başka bir yöntem geliştirdi. Atina ya da Roma’da köleler satılabilir, bağışlanabilir ya da öldürülebilir. Nesne olarak görülüp en ağır işlerde çalıştırılır ve toplum dışında tutulurdu. Osmanlı İmparatorluğu’nda insan gereksinimi çok başka biçimde karşılandı. Fethedilen yerlerden toplanan seçilmiş genç insanlar, Osmanlı nizamına uygun olarak yetiştirilerek toplumun iç unsuru haline getirilip yönetici yapıldı. Osmanlılar bunlara devşirme adını verdi. Bu yöntem, Atina ve Roma köleciliğinden çok daha başkaydı. Daha insancıldı ama bu insancıllık, Osmanlı Devleti’ne ve onun Türk uyruklularına yararından çok zarar verecekti.

            Devşirmeler

            Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinde, savaş tutsaklarının beşte biri, orduda kullanılmak üzere padişaha yani devlete ayrılıyor ve bu işleyişe pençik vergilendirmesi deniliyordu. Önceki İslam devletlerinde; gulam, kul ya da memluk sözcükleriyle tanımlanan bu uygulama, Anadolu Türk beylikleri döneminde geliştirilmiş, Osmanlı Padişahı I.Murat döneminde (1360-1389) kurumsallaştırılarak daha kapsamlı duruma getirilmiştir. Devşirme sistemi bu sürecin ürünüdür.
            Padişah buyruğuna (fermana) dayanan toplama (devşirme) kurulları birkaç yıl arayla Balkanlar’da değişik bölgeleri dolaşır, kent ya da köylerde, hane sayısının kırkta biri oranında genç toplardı. Genellikle 14-18 yaş kümesi içinde kalan, sağlam vücutlu, akıllı Hıristiyan çocuklar seçilir ve eğitilmek üzere İstanbul’a götürülürdü. Kurul üyeleri, köy ya da semt papazının eşliğinde, kilise vaftiz defterinden gençlerin özelliklerini saptar ve aile başına bir kişiyi geçmemek koşuluyla seçim yapardı. Devşirilenlerin özellikleri bir deftere yazılır ve halktan, devşirilen her genç için, yol ve giyim giderlerini karşılamak amacıyla 600 akçe para toplanırdı. Bu paraya kul akçesi denirdi. Devşirilenler 100-200 kişilik kümeler halinde, sürücü adı verilen yetkililere teslim edilerek yola çıkılırdı.2
            Batılılar bu yöntemin, Hıristiyan aileleri, özellikle ana ve babaları perişan ettiğini, çocuğu zorla elinden alınan kimi anaların, delirmiş gibi oğullarının peşinden İstanbul’a gittiklerini söylerler. Batı edebiyatında bu konuyu işleyen sayısız acıklı öykü yazılmıştır. Oysa, bu tür öykülerin gerçekle bir ilişkisi yoktur ve bunlar Türk karşıtlığının aracı olarak kullanılan propagandadan başka bir şey değildir.
            Gerçekte ise, Hıristiyan aileler toplama kurullarına devşirme listesi sunan papazlara, kendi çocuklarını listeye alması için baskı yaparlar, armağanlar verirlerdi. Devşirme olarak seçilen her çocuk, ailesi için başa konan bir talih kuşu, bir umut kaynağıdır. “Beslenmesi gereken bir boğazın eksilmesi”3 bir yana, asıl önemli olan bu boğazın dünyanın en büyük devletinin askeri ya da idari kademelerinde yükselerek kendilerine ilerde “nimetler sunma” olasılığıdır. Devşirme seçilmek, günümüzde herkesin büyük bir istekle peşinden koştuğu, ABD vatandaşı olmaktan çok daha önemli bir şeydi. Nitekim, büyük askeri seferler sırasında, sınır boylarına doğru ilerleyen ordunun, devşirme kökenli başkomutanları; doğdukları köye uğrayarak anne-babalarının “gönlünü yüceltmek”, onlara “bağışta bulunmak” için ordunun yolunu değiştirdiği çok görülmüştür.4
            İstanbul’a gelen devşirmeler, burada Yeniçeri ağası ve hekimler tarafından gözden geçirilerek sünnet ettirilir ve Kelime-i Şahadet getirtilerek Müslüman yapılırlardı. İçlerinde yakışıklı, zeki ve becerikli olanlar, padişaha, yönetimde ve özel işlerinde hizmet vermek üzere seçilirlerdi. Bunlara içoğlanı denir ve özel olarak yetiştirilirlerdi.
            Osmanlı padişahları, başlangıçta, iktidarlarını korumak için gereksinim duydukları insan kaynağının önemli bir bölümünü devşirmelerle karşıladı. Kısa dönemde gereksinim karşılanmış gibi göründü. Asker ya da sivil görevliler (kapıkulları), kesin bağlılık ilişkisiyle padişaha, paralı asker disipliniyle bağlanmıştı. Bunlar, devamlı ordunun (Yeniçeri) ve yönetici sınıfın (rical-i devlet) tümünü kapsayan bir yaygınlığa ulaşmışlar; yönetim, bunlar aracılığıyla padişahın mutlak egemenliği üzerine oturtulmuştu; sistemin tümü bir tek kişinin (padişahın) yararına işliyordu. Ancak, bu düzenin gerçek işleyişinin ne olduğu, neye hizmet ettiği biraz karışıktı.

            Devşirmelerin Gücü

            Padişahlar, hizmetine aldığı devşirme unsurunu o denli büyütüp geliştirmişti ki, sistemin gerçekten padişahtan yana mı, yoksa “emri altındaki” devşirmelerden yana mı işlediği, giderek belirsizleşmeye başlamıştı. Örneğin, başlangıçta “sarayın uysal bir aleti” olan yeniçeriler, kısa bir süre içinde, saray üzerinde güçlü bir baskı kurmuşlardı. 15.yüzyıl bitmeden, yani kuruluşlarından henüz yüz yıl bile geçmeden; “Sadrazam öldürüyor, saltanat kavgalarına karışıyor, taht alıp taht veriyorlardı.”5
            Görünüşte devlete yüksek hizmetler veriyorlardı; padişahın sadık kullarıydılar; onun her isteğini yerine getiriyorlardı... Ancak, 14-18 yaşında zorla Müslüman yapılan bu insanların, geçmişlerini unutmaları, ondan tümüyle kopmaları olanaksızdı. Ne tam Müslüman oldular, ne de Hıristiyan kaldılar; ne etnik kökenlerini unuttular, ne de yeni kimliklerini benimsediler. Ne olduğunu bilmeyen ya da ne olmadığını bilen, kişiliksiz ve güvenilmez bir insan türü olarak, devlet politikalarına yön verdiler ve İmparatorluğu çöküşe götüren nedenlerden biri haline geldiler. Hiçbir erdeme sahip değildiler ancak ilke haline getirdikleri bir tutumları vardı: Türklere ve Türklüğe karşı nefret duyuyor ve devlet politikalarıyla örtüşen bu nefreti, genel bir tutum haline getiriyorlardı.

            Köksükleştirirken Köksüzleşmek

            Devşirmelerle yaratılan örgütlü güç, başlangıçta devlet yararına, birçok alanda kullanıldı. Devletin ve ordunun sürekli geliştiği ilk dönemlerinde, ilerde sorun yaratabileceği düşünülmemiş, tersine sorunları giderecek bir güç olarak görülmüştü. Toplumsal kimliği korumaya dayanan, binlerce yıllık devlet gelenekleri bırakılmış, Türk unsurların karşı çıkmasına karşın devletin merkezi; Rum, Sırp, Hırvat ya da Ermeni Hıristiyanlara, üstelik yoğun biçimde açılmıştı. Osmanlı devşirmeciliği, köleleri yabancı unsur olarak yönetim dışı işlerde kullanan Roma köleciliğinden farklı olarak, devşirmeleri yani yabancı insanlar topluluğunu, köksüzleştirdiğini sanarak içsel bir güç durumuna getirmişti. Köksüzleştirirken köksüzleşen bu düzen, aslında kendini yıkacak bir güç yaratıyordu.

            Devşirmenin Niteliği

            Devşirmeler, kökü silinmek istenen türedi bir kuşaktı. Görünüşte; ailesini, soyunu sopunu yadsımış, belleği ve kimliği yok edilmişti. Yalnızca Osmanlıydı. O bir ailenin bireyi değil, padişahın kuluydu; bir insan değil, adeta bir makineydi.6
            Bilinçli programlarla kişiliksizleştirilen devşirmeler, bu niteliklerine karşın; yüksek yönetim yetkileri, dolgun ücret, siyasi ve idari ayrıcalıklarla donatılmışlar ve devleti yöneten yerlere getirilmişlerdi. Ancak, can ve mal güvenliğinden yoksun biçimde yaşıyorlardı. Bu konumlarıyla üst düzey devşirmeler, sürekli ölüm korkusu içinde yaşayan ruh hastaları durumundaydılar.
            Devşirmeler, gerçek görüşlerini hiçbir zaman açıklamazlardı; yalancı ve ikiyüzlüydüler. Peşinde koştukları tek değer, para ve yönetim gücüydü. Osmanlı Devletine gizliliği, ihanet ve entrikayı bunlar yerleştirmiş; rüşvet, vurgunculuk (ihtikâr), karaborsa, yasadışı gelir (ihtilas), ve adam kayırma (iltimas)’yı neredeyse yasal hale bunlar getirmişti. Yeniliğe ve devlete karşı ayaklanmayı, hak olarak görürlerdi. 1550’den sonra, yeniçerilerin evlenmesine izin verilince, çocukları Acemi Ocağı’na öncelikli olarak alınmış, devşirmecilik babadan oğula geçen ayrıcalıklı bir meslek haline gelmişti.

            Rüşvet ve Entrika

            Hangi kesimden gelirse gelsin, devşirmelerin tümünün ortak özelliği, boğazlarına dek rüşvet ve entrikaya batmış olmaları ve Türk uyruklara duydukları düşmanlıktı. Rüşvet ve vurgunculuk yoluyla o denli büyük bir servet ediniyorlardı ki; halk “simyanın (her madeni altına çeviren gizil güç y.n.) sırrına erdiklerini” söyleyerek bunlarla alay ediyor, tepki gösteriyordu.7
            Devşirmelerin rüşvetçiliği, zaman içinde, tehlikeli bir boyuta ulaşmış ve ülke çıkarlarını yabancılara satma noktasına varmıştı. Yönetimde elde ettikleri yüksek yetkiler, onlara bu tür girişimler için geniş bir alan yaratıyordu. Elde ettikleri yetkiyi kullanarak, “baştan aşağı bir yağma, çapul ve servetlere elkoyma”8 uzmanı olmuşlardı. Devşirmeler, nitelikleri gereği tüketici bir topluluktu. Roma soyluları gibi, üretimle uğraşmayı ayak takımının yaptığı onursuz bir iş olarak görürdü. Kılıç ve kahramanlık söylemleriyle yağma, bu olmadığında “entrika” ve “yalan dolan”a dayalı vurgunculukla geçinirlerdi. “İş bilenin kılıç kullananın” özdeyişi, Türkçe’ye bunların yerleştirdiği bir sözdü.9

            Devşirmeler ve Türk Düşmanlığı

            Devşirme etkinliği, Fatih döneminde başlatılan devlet yönetimini Türkler’den arıtma (tasfiye) eylemi ve I.Selim (Yavuz) (1512-1520) döneminde halk üzerinde şiddetli bir baskıyla bir felaket halini aldı. İmparatorluğun yükünü çeken, sorunlarıyla ilgilenilmeyen, bu nedenle ayaklanan ve toplu olarak öldürülen Anadolu Türkmenleri, o denli baskı altındaydılar ki kaçacak, sığınacak yer arar duruma gelmişlerdi. Şii inancını Osmanlı Devleti’ne karşı, ideolojik propaganda aracı olarak başarıyla kullanan ve kendisi de Türk olan Safevi Hükümdarı Şah İsmail’in (1487-1524) çağrısına uyarak, kitleler halinde İran’a göç ettiler.
            Yürütülen dizgeli (sistemli) şiddet ve baskıyla, öldürülen ya da göç ettirilen Oğuz halkı, Prof.Fuat Köprülü’nün tanımıyla “Anadolu Türklüğü’nün en temiz, en canlı unsurunu oluşturuyordu.”10 Yerlerinden yurtlarından edilen bu halk, gözden uzak yerlerde yoksulluk içinde yaşadı. Çok zorda kaldığında, çalışıp para kazanmak için İstanbul’a çalışmaya gittiğinde, orada kendisini bekleyen hor görülme ve aşağılamaydı. En şanslıları, saraylarda ya da varsıl evlerde aşçılık, çöpçülük gibi işlerde çalışırdı. Çalıştığı yerde, “Türklüğünü söylemeye cesaret edemez”, kapıkulu yalılarında “Türk aile ve tarihine düşmanlıkta uzmanlaşmış” davranışlarla karşılaşırdı.11

            Türkler; Kendi Ülkesinde Tutsak

            Türkler’e karşı olumsuz bakış, devşirme düzeninin daha ilk döneminde, çok açık biçimde ortaya konmuştu. II.Murat döneminde başlatılan, Fatih Kanunnamesi ile yasalaştırılan uygulamalarla Türkler, kendi ülkelerinde Hıristiyan ya da Musevi azınlıklar kadar bile hakkı olmayan, ikinci sınıf uyruk haline getirilmişti. Yönetim organlarında görev alıp yükselmek bir yana, etkili devlet kurumlarına ve bu kurumlara yönetici yetiştiren okullara giremiyordu. Sadrazamı, padişahtan sonra devleti temsil edecek en yetkili kişi (naip) yapan Fatih Kanunnamesi, devlete asker ve sivil yönetici yetiştiren ve yüksek nitelikli eğitim veren devşirme okullarına alınmayacak olanları şöyle sıralıyordu: “Yahudiler, Müslümanlar, çobanlar, sığırtmaçlar, doğuştan sünnetli olanlar, çok uzun ya da kısa boylu olanlar, Türkçe bilenler, köseler, keller, Gürcüler, Çingeneler, Kürtler ve Türkler”.12
            Fatih Kanunnamesi’nden sonraki 70 yıl içinde naib yetkisiyle devlete sadrazam olan 48 kişiden yalnızca 5’i Türk kökenlidir; bunlar da devşirme anlayışıyla yetişmiş aslını yadsıyan (inkar eden) insanlardır. Geri kalan 43 sadrazamdan; 11’i Slav, 11’i Arnavut, 7’si Rum, 5’i Ermeni, 4’ü Çerkez, 3’ü Gürcü, 1’i İtalyan kökenliydi.13

            Türk Unsurlar Devlet Yönetiminden Uzaklaştırılıyor

            Türk unsurların devlet yönetiminden uzaklaştırılmasına yönelen en etkili uygulama, II.Mehmet (Fatih)’in Çandarlı Halil Paşa’yı öldürtmesidir. Anadolu ahi şeyhlerinden Çandarlı Ali’nin kurduğu bu aile, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Fatih dönemine dek, çok etkin görevlerde bulunmuş ve eski Türk yönetim geleneğinin devletteki simgesi haline gelmişti. Halil Paşa, 1429’dan 1453’e dek, aralıksız 24 yıl sadrazamlık yapmıştı.
            II.Murat’tan sonra güçlenmeye başlayan devşirmeler, Halil Paşa’nın kişiliğinde devletin kilit mevkilerini elinde bulunduran eski Türk soylularına karşı, şehzadeliği döneminden beri Fatih’i etkilemişler ve Çandarlı’yı kendilerine özgü entrika yöntemleriyle idam ettirmişlerdi. Bu idam, yalnızca Çandarlı Ailesi’nin değil, Türk devlet geleneklerinin de Osmanlı yönetim sisteminden uzaklaştırılmasıyla sonuçlanmıştır.

            Devşirmeler ve İşbirlikçilik

            Devşirmeler, Türk karşıtı her olay ve düşüncede hemen bir araya gelirdi. Bir araya gelişin, sosyal ve ekonomik dayanakları vardı ve bu dayanaklar; eskiden gelen, bugün de süren çıkar ilişkileriydi. Yasa dışı yollarla edinilen servetin korunması ve yenilerinin edinilmesi için, ülke içindeki güç yeterli olmazsa, niteliğine bakılmaksızın dış destek arayışı içine girilirdi. Bu nedenle ülke değerlerini dışarıya devretme eğilimi, bu arayışa bağlı olarak devşirmelerde her zaman vardı.
            Devşirmeler, gereksinim duydukları mal ve can güvenliğine kavuşmak için, yabancılarla bütünleşmekten çekinmediler ve ülke kaynaklarını yağmalamaya gelen Avrupalı büyük devletlerin işbirlikçileri oldular. Batı’ya bağlanmanın aracı olan işbirlikçilik, değişik biçimlerle, devlet başta olmak üzere, toplumun hemen her kesiminde yaygın bir anlayış haline geldi. Tanzimatçılık, mandacılık ya da günümüzdeki Avrupacılık; işbirlikçi anlayışın değişik biçimleridir.
            Devşirme işbirlikçiliğini ortaya koyan çok sayıda belge vardır. Bunlardan çarpıcı olanlarından biri Fransa’nın İstanbul Büyükelçisi De Germigny’nin, 1580 yılında Paris’e gönderdiği rapordur. Bu raporda şunlar yazılmaktadır: “Mümkünse şöyle hareket edilmelidir: Kral, Yeniçeri Ağası İbrahim Paşa’ya ve Padişah’ın donanma komutanı Kaptan-ı Derya İbrahim Paşa’ya, Paris kumaş ticaretinden pay ayırmayı ihmal etmemelerini, krallık meclisi üyelerine ve hazine bakanına buyurmalıdır. Unutulmamalıdır ki, benden önceki İspanya elçisinin, İspanya Kralının işlerini kolaylaştırması için önerdiği 50 bin duka altın liralık armağan karşısında, Sokullu Mehmet Paşa yelkenleri suya indirmişti...”14

            Türkiye de Yabancılaşma ve Yozlaşma Neden Çok

            Rüşvet ve yolsuzlukla servet elde edenlerin, elde ettiklerini geliştirerek korumak için, yabancılara vermeyecekleri kamusal ya da ulusal, hiçbir değer yoktur. 19.yüzyılda Tanzimat’la meşrulaştırılan bu eğilim, bugün AB ya da IMF politikalarıyla meşrulaştırılmaktadır. Bunu yapanların konumları, özlem ve yönelişleri, içinde bulundukları maddi koşulların ve bu koşulları yaratan uzun bir geçmişin ürünüdür. Yönetime egemen olan kapıkulu devşirme anlayışının dayandığı ekonomik nedenleri, Prof.İdris Küçükömer şu biçimde açıklamaktadır: “Sivrilmiş bürokratlar (kapıkulu devşirmeleri y.n.) bir sınıf olmadıkları ve güçlerini üretim araçlarıyla onlara bağlı kurumlardan almadıkları için, her zaman kendisini savunma ihtiyacı içinde olmuştur. Bu amaçla yenilikten yana olan padişahları, yenilik diye kapitalizmin zorlaması altında, Batı’nın üst kurumlarını almak üzere ikna etmeye çalışmaları doğaldı. Bu nedenle, 19.yüzyıl başında (Tanzimat y.n.) Batı’dakine benzer mülkiyet v.b. kurumların alınmasında bürokrat ile ayan (ileri gelenler y.n.) beraberlik içinde olacaktı..”15

            Günümüzde Arapçılığı sürdüren siyasi İslamcılar, Batı’yla bütünleşen Müslüman demokratlar ve uygarlığı batıcılık sayan şekilsiz aydınlar; Türklüğü ezen onu yok sayan Osmanlı tutumunun, özellikle de devşirme anlayışının, günümüze taşınan sonuçlarıdır.

            Yalnızca on beş yıllık Atatürk döneminde bastırılmış olan kimliksizleşme eğilimleri yani devşirme geleneği, günümüzde olanca hızıyla ve çok etkili yöntemlerle sürdürülmektedir. Atatürk’ün, Türk kimliği ve tarihi için ne anlam ifade ettiğini açıkça ortaya koyan bugünkü olumsuz gidiş, nedenleri tarihte kayıtlı bir süreçler toplamı ve bu toplamın günümüzdeki sonuçlarıdır.

            Türkiye’de bugün yaşanmakta olan olgu yani; rüşvet, yolsuzluk, dışa bağlanma ve ihanet davranışlarının politik işleyiş haline gelmesi, bugün ortaya çıkan, yeni bir olgu değildir. Dışa boyun eğmenin ya da ihanetin yaygınlığına yanıt arayan her çaba, ister istemez, Osmanlı devşirmeciliğine ve onun yarattığı kapıkulu anlayışına gidecektir. Kamran İnan’ın 200 bin, başkalarının ise daha çok olduğunu söylediği “hain çokluğunun” nedeni, kuşkusuz yarım bin yıl egemen olan bu anlayışta aranmalıdır.

            Yorum

            • Gılgamış
              Katılımcı
              • 07 Mart 2016
              • 165

              #1446
              türkiyede 100 yılda olan şeyler özetle:

              osmanlı ülkesini komple bölerek kendi amaçları için kullanmak isteyen emperyallerin 1919-1938 yılları arasında yedikleri tokatları hazmedememeleri yüzünden, 1950'den sonra çok partili sisteme geçişte sürekli karşı devrimci cepheleri desteklemesidir. bunu da propaganda ile ancak bu kadar yapabildiler.

              mesela marshall yardımı şartlarında eğitim müfredatı içeriğinin değişmesi vardır. ne alaka? çünkü misal türk askerinin maliyeti 12 dolar, amerikan askerinin maliyeti 42 dolar. sen uşaklara osmanlı şöyle eyiydi böyle eyiydi diyeceksin, tabii bilimleri az öğreteceksin, türk evladı bilim adamı olursa ilerler ama bilimde ilerleyemezse askerliğe ve diğer az getirisi olan mesleklere yönelir. bu batılılar için daha iyi.

              böyle böyle 1919-1938 arası şekillenen kompact gücü eritip kontrol altında tutacaksın ki batılı vatandaşlar daha rahat etsin.

              bunu yaparken de orkestra şefi gibi her enstrümanı kullanacaksın. lokal din olur, para olur, iktidar olur. o da yetmezse çevrelerde güçler yaratıp üstüne salacaksın.

              g-20 fotoğraflarına videolara bakarsanız anlarsanız.

              son olarak arif şirin gibi adamların fikirlerine soğuğum ama bir ömür yalpalamadan her devirde inandığı yolda düz gittiler. adam gibi adamdır. helal olsun.

              iyi akşamlar.

              Yorum

              • Gılgamış
                Katılımcı
                • 07 Mart 2016
                • 165

                #1447
                mültecilere harcanan para röportajı



                bir parti suriyelileri göndereceğim dese oy verir miydin röportajı



                milletimiz çok ilginç. çok mantıklı mantıksız bir çok yorum yapılmış. hepsine eyvallah.

                birisi de çıkıp bucak aşireti urfada apoyla papaz olunca hafız esad bekaa vadisini pkk'ya açıp ülkeye 40 yıllık nifak soktu dememiş, en ufak ucundan aklına bile gelmemiş. o kadar insan saddamın değil esadın yüzünden şehit oldu.

                maliyet-fayda açısından bakarsak amerikan dış poltikasını genel olarak başarısız bulurum ama ortadoğudaki en büyük başarıları vizyonsuz cahil liderleri başa getirip birbirine kırdırıp bunu da milletlere unutturuyorlar.

                şeytan bile nefesini tutmuş soluksuz izliyordur. müthiş kıskanıyordur.

                zeitgeist diye bir belgesel var. orda çok güzel anlatıyor temel mantığı. youtube da altyazılı ve dublajlı versiyonları mevcut.

                iyi akşamlar.

                Yorum

                • sinterklass
                  Tecrübeli
                  • 17 Mayıs 2009
                  • 1522

                  #1448
                  Yau er meydanı emmi gel hele.... hattı tutuyoruz vuruşuyoruz kumandan yok ... olmaz böyle... gel... az moral ver ....
                  Mutluluk uzun dönemde dengeye gelecektir .

                  Yorum

                  • kuzu
                    furuşan akıncı
                    • 11 Aralık 2008
                    • 13961

                    #1449
                    METE99 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                    102.500de son şort vuruşumuzu yapacağız işimiz bitince kesimhaneye gidip bekleyeceğiz..

                    Bakalım kesenlerden mi kesilenlerden mi olacağız.....
                    metem yazdı...sistem bu...

                    KENE geregi....uyguladık.....129 dan bi daha caktık....sistem bu....şimdi sıra kesimhanede....

                    rode ıslandayım....hem tatil hem cok zevkli toplantılara katılıyorum....bugün İSMAİLİYE mezhebinde ZİKR ve muzic tartısılacak....bunnar hashasiler....yani hassan sabah ın devamı olan NİZARI KOLU...baslarında AGA HAN 3 var....dünyanın heryerinde büyük yatırımları olan...üniversitel...okullar v.s açmış...batının büyük destek verdigi bir gurup...
                    YAZDIKLARIM sadece sohbet icindir...baskasinin gorusu ile borsada islem yapan ayvayi cig yer...parmaklarin tuslarda ise....SENSIN SORUMLU OLAN...AGLAMA DUVARI ISE KUDUSTE...ne ararsan kendinde ara....

                    Yorum

                    • kuzu
                      furuşan akıncı
                      • 11 Aralık 2008
                      • 13961

                      #1450
                      daha önce yazmıstım....VARLIK FONU ÖNCESİ....VARLIK FONU SONRASI....

                      varlık fonu öncesine ait....cok önemli bir kuzu kuralı çalışmadı....

                      neydi o...

                      kuzu kuralı...bi sonraki vade bi önceki vadenin son üçgünde gördügü en düşügü görür....bu 122 bindi....bunu görmedi.

                      anlamı....A SOVEREİGN FON....devrede ise....durum bildigin gibi....olmuyabilir....çünki bu fonun devreye girip cıkması politik nedenlerle olur....ekonomik nedenlerle degil...

                      bi çok kuzu kuralı....artık çalışmıyabilir....bunnarı revize etmem gerekecek...bosa cıktıgımda...
                      YAZDIKLARIM sadece sohbet icindir...baskasinin gorusu ile borsada islem yapan ayvayi cig yer...parmaklarin tuslarda ise....SENSIN SORUMLU OLAN...AGLAMA DUVARI ISE KUDUSTE...ne ararsan kendinde ara....

                      Yorum

                      • kuzu
                        furuşan akıncı
                        • 11 Aralık 2008
                        • 13961

                        #1451
                        gene eskiye ait bi kuzu kuralını yazalım bakalım ki buda delindi mi....

                        kuzu kuralı....BEKLENTİLERİN aksine bir hareketle....3000 puvan yukarı sürülmüş bir piyasada TULUM GİYDİRİLMİŞTİR...bunu takibeden asama....TULUM CIKARMAKTIR.

                        BUDA TUTMAZSA....salavatımızı getirip....boy abdestini alıp...beyaz urbalarımızı giyip....BOYNUMUZ KILDAN İNCEDİR AGAM....bu meydanda ne kelleler furulur....SORAN OLMAZ.
                        YAZDIKLARIM sadece sohbet icindir...baskasinin gorusu ile borsada islem yapan ayvayi cig yer...parmaklarin tuslarda ise....SENSIN SORUMLU OLAN...AGLAMA DUVARI ISE KUDUSTE...ne ararsan kendinde ara....

                        Yorum

                        • Gılgamış
                          Katılımcı
                          • 07 Mart 2016
                          • 165

                          #1452
                          http://www.bloomberght.com/haberler/...eri-sert-dustu

                          dayı sen yine öyle deme. onlar ağamızdır paşamızdır



                          adalet yürüyüşü röportajını da izlersin bir ara.

                          Yorum

                          • METE99
                            Aktif
                            • 29 Mart 2014
                            • 224

                            #1453
                            Gümüş anlık %10a yakın düştü sonra toparladı.
                            Bu düşüşün sorumlusunun bir dakikada 50 milyon Ons kağıt gümüş satan devlet kurumu "Exchange Stabilization Fund" olduğu iddia ediliyor.
                            Kripto paraların türevi olmadığı için buralarda yükselişi engelleyemeyen yönetimin doları korumak için Gümüşe ve dolayısıyla altına saldırdığı söyleniyor.
                            Sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalı..

                            Yorum

                            • mersel65
                              Yeni Üye
                              • 08 Mayıs 2017
                              • 48

                              #1454
                              kuzu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

                              bi çok kuzu kuralı....artık çalışmıyabilir....bunnarı revize etmem gerekecek...bosa cıktıgımda...
                              Guzular, mezbahaneye..... kuralı, tıkır tıkır çalışıyor.....


                              Salavat Getir, kesim zamanı......

                              Dinsizin hakkından, imanlı Makarios gelir..

                              Neyse, biraz ırakı içeyim...

                              112 de patlatırız seni...


                              16 mayısta üye oldum, uyar beni Makarios dedin uyardım... 95.750 endekste...
                              Adamın hasıdır, kıvırma heç.

                              Makarios

                              Yorum

                              • METE99
                                Aktif
                                • 29 Mart 2014
                                • 224

                                #1455
                                "Bankaların likit olmalarının bir önemi yok. Artık nakite ihtiyaç duyduklarında para yerine gayrimenkul sertifikası verirler. Bu düzenlemeyle bankaların elindeki gayrimenkullerin özkaynaklarının yüzde 50'sini aşmama sınırını da kaldırdı. Likidite için Merkez Bankası'nın eline bakan bir sektör yaratıldi. Bu düzenleme bende konut kredilerinde sıkıntı yaşadığı ve yakın gelecekte bir çok konuta haciz geleceği algısı yarattı. Bankalar konutlara el koyunca aynı zamanda bunları sermaye karşılığı sayıp sıkıntı yaşamayacaklar. Yani yaşayacaklar ama bilançoları palyaço suratı gibi hep gülecek. Taa ki boya dökülüp ekşi ifadeleri ortaya çıkana dek.."

                                http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarla...diyor-1929158/
                                Sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalı..

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information