Para, parayı çeker 
…..
“Yemekte de bahsettiğim gibi, OPEC ülkeleri petrolün fiyatını % 1.700 artırmaya karar vermişlerdi. Bunun sonucu da tarihteki en yüksek düzeydeki refah transferi idi. Yüz milyarlarca dolar, esasen yoksullaştırılmış olan Arap ülkelerine transfer edilmiş oldu. Onlar bize petrol gönderdi, biz de onlara dolar gönderdik. Harcayabileceklerinden çok fazla olan bu paralarla ne yaptılar dersin?”
Nasıl bilebilirdim ki. “Herhalde tasarruf hesapları açmışlardır veya buna benzer bir şeyler.”
“Doğru söyledin Robert, ama nerede? Eğer yarın piyangoyu kazanırsan nerede hesap açardın?”
“En az riskli olan ve en yüksek faizi elde edebileceğim bankada açardım.”
“Diyelim ki Suudi Arabistan’dasın ve dünyayı araştırıyorsun, nerede olabilir? Gayet açık ki, paranı en güçlü ülkedeki en güçlü bankaya yatırırdın. O da tabii, ABD’deki büyük bankalardan biridir. Netice olarak Arap ülkeleri o dolarları tekrar New York’a geri gönderdiler. Hatırla, yüz milyarlarca dolar.
Yeni soru: Eğer bir bankacı isen, nasıl para kazanırsın?”
Bunun cevabını biliyordum. Para ve banka dersimden hatırladığım tek şey buydu. “Banka mevduatı müşteriden toplar ve ona mümkün olan en düşük faizi öder. Sonra parayı başka bir müşteriye kredi olarak verir ve ondan da mümkün olan en yüksek faizi alır. Aradaki fark bankanın karıdır.”
“Tamam. Şimdi senin, OPEC ülkelerinin yüz milyarlarca dolar yatırdığı bankacı olduğunu varsayalım. Bütün o paralarla ne yapardın? Doğal olarak birilerine borç vermeyi denerdin. Sadece denemek yetmez aslında, o paraları borç vermek zorundasın. Aksi takdirde iş yapamazsın.
Bankaların yaptıkları da bu oldu, yüksek kazanç imkanlarını araştırdılar ve Araplardan aldıkları petrol paralarını başkalarına borç vermeye başladılar. 1970’lerin ortalarında Amerikan ekonomisi durgunluk döneminde olduğu için, burada çok fazla borç talebi yoktu. Bankalar kısa zaman içinde, sermaye yetersizliği olan üçüncü dünya ülkelerinin borç almaktan çok mutlu olacaklarını keşfettiler. Paranın çoğu, başta Arjantin, Brezilya ve Meksika olmak üzere Latin Amerika ülkelerine gitti. Anlayacağın, biraz durup düşündün mü ilginç bir konjonktür.”
Biraz durup, başka bir zarfın arkasına bir şeyler daha karaladı ve bana uzattı. Hiç normal kağıt kullanır mı diye merak etmeye başlamıştım.
“Buna petro-dolarların tekrarlanan konjonktürü denir.”
…...
Kaynak : Bir Günde Ekonomist Nasıl Olunur, Sayfa 105-107

…..
“Yemekte de bahsettiğim gibi, OPEC ülkeleri petrolün fiyatını % 1.700 artırmaya karar vermişlerdi. Bunun sonucu da tarihteki en yüksek düzeydeki refah transferi idi. Yüz milyarlarca dolar, esasen yoksullaştırılmış olan Arap ülkelerine transfer edilmiş oldu. Onlar bize petrol gönderdi, biz de onlara dolar gönderdik. Harcayabileceklerinden çok fazla olan bu paralarla ne yaptılar dersin?”
Nasıl bilebilirdim ki. “Herhalde tasarruf hesapları açmışlardır veya buna benzer bir şeyler.”
“Doğru söyledin Robert, ama nerede? Eğer yarın piyangoyu kazanırsan nerede hesap açardın?”
“En az riskli olan ve en yüksek faizi elde edebileceğim bankada açardım.”
“Diyelim ki Suudi Arabistan’dasın ve dünyayı araştırıyorsun, nerede olabilir? Gayet açık ki, paranı en güçlü ülkedeki en güçlü bankaya yatırırdın. O da tabii, ABD’deki büyük bankalardan biridir. Netice olarak Arap ülkeleri o dolarları tekrar New York’a geri gönderdiler. Hatırla, yüz milyarlarca dolar.
Yeni soru: Eğer bir bankacı isen, nasıl para kazanırsın?”
Bunun cevabını biliyordum. Para ve banka dersimden hatırladığım tek şey buydu. “Banka mevduatı müşteriden toplar ve ona mümkün olan en düşük faizi öder. Sonra parayı başka bir müşteriye kredi olarak verir ve ondan da mümkün olan en yüksek faizi alır. Aradaki fark bankanın karıdır.”
“Tamam. Şimdi senin, OPEC ülkelerinin yüz milyarlarca dolar yatırdığı bankacı olduğunu varsayalım. Bütün o paralarla ne yapardın? Doğal olarak birilerine borç vermeyi denerdin. Sadece denemek yetmez aslında, o paraları borç vermek zorundasın. Aksi takdirde iş yapamazsın.
Bankaların yaptıkları da bu oldu, yüksek kazanç imkanlarını araştırdılar ve Araplardan aldıkları petrol paralarını başkalarına borç vermeye başladılar. 1970’lerin ortalarında Amerikan ekonomisi durgunluk döneminde olduğu için, burada çok fazla borç talebi yoktu. Bankalar kısa zaman içinde, sermaye yetersizliği olan üçüncü dünya ülkelerinin borç almaktan çok mutlu olacaklarını keşfettiler. Paranın çoğu, başta Arjantin, Brezilya ve Meksika olmak üzere Latin Amerika ülkelerine gitti. Anlayacağın, biraz durup düşündün mü ilginç bir konjonktür.”
Biraz durup, başka bir zarfın arkasına bir şeyler daha karaladı ve bana uzattı. Hiç normal kağıt kullanır mı diye merak etmeye başlamıştım.
“Buna petro-dolarların tekrarlanan konjonktürü denir.”
…...
Kaynak : Bir Günde Ekonomist Nasıl Olunur, Sayfa 105-107





Yorum