Eger sitemize yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz. Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar forumumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz; Konu açamaz, Mesaj yazamaz, Eklenti indiremez, Özel mesajlasamaz. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için üye olabilirsiniz...
Simdi tam dinlenmissinizdir ve daha zindesinizdir umarim..
Ben maalesef benim kucuk bahceye son iki haftadir pek giremedim.
Cunku su aralar guzel yagmur yagiyor.. insallah boyle devam eder...
Bizimde bu yaşımıza kadar bir dikili ağacı olmadı. Bir kuru evim var. Rabbim olmayanlara nasip etsin. Nasipse öbür tarafta Rabbim cennetinde nasip etsin. İyi geceler yatalım gayri hemşerim bende kaçtım.
Ekonomide yolun sonundayız 13 Nisan 2014, 08:58
30 Mart seçim sonuçları AKP’ye zafer şarkıları söyletiyor. Oysa sadece ekonominin içinde bulunduğu duruma bakmak bile, iktidar partisinin karanlıkta ıslık çaldığını göstermeye yeter. 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz, işbaşındaki iktidarın sonunu getirdi. İktidar partileri olan DSP, MHP ve ANAP; yaşanan ekonomik krizin sorumluları olarak görüldükleri için, 2002 yılında yapılan seçimde halk tarafından “cezalandırıldılar” ve Meclis dışında kaldılar.
2001 yılının ve günümüzün verilerini karşılaştırdığımızda gördüğümüz ilk sonuç şudur:
2013 sonu itibariyle bütün ekonomik göstergeler 2001 yılı ile kıyaslanmayacak ölçüde kötüdür. Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde daha önce karşılaşmadığı ağır bir krize doğru sürüklenmektedir.
Saatli bomba
Türkiye, bir saatli bomba üzerinde oturmaktadır. Dış borç üç mislinden fazla artmıştır. İç ve dış borcun toplamı ise 700 milyar doların üzerine çıkmıştır.
Ama borcun büyüklüğünden daha önemli olan, dış borç içinde kısa vadeli borçların oranındaki artıştır (%15? %35). Kısa vadeli borç, ülkenin ekonomik sorununu çözmek bir yana elini kolunu bağlar ve iflasa giden yolda ilerleyişi hızlandırır.
Tüketim ekonomisi
Özel kesim dış borcu ise, arkada kalan dönemde dünyadaki parasal genişlemeden yararlanan hükümetin kasıtlı olarak izlediği “ucuz döviz” politikasının sonucu olarak 10 misli artmış, 27 milyar dolardan 260 milyar dolara çıkmıştır. Borcun özel kesime ait olması kimseyi yanıltmasın. Bütün borçlar hazine garantisi altındadır ve sonuç olarak Türkiye’nin borcudur. İhracatın ithalatı karşılama oranına ilişkin rakamlar, tehlikeyi bir başka açıdan haber vermektedir (%75.6 ? %60).
Özelleştirme politikaları uygulanarak daha önce kamu aracılığı ile gerçekleştirilen büyük çaplı üretim tasfiye edildi. Daha önemlisi sanayi ve tarımda, kamu eliyle yapılan yatırımlar durduğu için ekonominin bütününde toplam üretim, yıllar içinde azalan bir seyir izlemiştir.
Tarımda destekleme alımlarına son verilmiş, dünya üretiminde ilk sıralarda bulunduğumuz ürün dallarında (fındık, şeker pancarı, patates, tütün vb) kota uygulaması ile üretim baltalanmış doğrudan gelir desteği ile üretici, üretimden uzaklaştırılmıştır. Sonuç, Türkiye’nin kendi kaynaklarına dayanarak ürününü satan bir ülke olmaktan çıkması, ithal ara malları kullanımına dayanan bir üretim ve ihracat yapısına yönelmesi olmuştur. Bu çarkın dönmesi ucuz dövize bağlıdır ve onun da bir sonu vardır.
Büyük bir hızla yapılan borçlanmanın yanı sıra, bütçe gelirleri açısından hükümetin başvurduğu ikinci kaynak, Cumhuriyet dönemi boyunca oluşturulan bütün Kamu İktisadi Teşebbüslerinin özelleştirme ile elden çıkarılmasıdır. Artık satacak bir şey kalmadı. Böylece iktidar, ekonomiyi yönetmede çok önemli bir aracı elden çıkarmış oldu.
İç tasarrufun ülke hasılasına oranının yüzde 18.3’ten yüzde 13’e düşmesi ve hane halkının gelirine oranla borç yükümlülüğünün yüzde 55.2’ye çıkması; Türkiye ekonomisinin kendi kaynaklarına dayanarak yatırım yapabilme olanaklarını kaybettiğini gösterir. Türkiye bırakalım tasarruf yapmayı, gelecekteki gelirlerini bugünden rehin veren bir ülke haline gelmiştir.
Yolun sonu
AKP ekonomisi, bırakalım Türkiye tarihini, dünyada örneği az görülen bir yağma ve talan ekonomisidir. Son ayların gelişmeleri, bu gerçeği olanca çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Hiçbir ülke böyle bir tablo içinde yoluna devam edemez. Türkiye gibi köklü bir devlet geleneği olan toplumlarda ise hiç mümkün değildir.
AKP, her şeyi bir yana bırakalım sadece bu ekonomik veriler ve açığa çıkan hırsızlıklardan dolayı yolun sonuna gelmiştir.
Sistem içinde çıkış yok
Sistem partilerinin bu çıkmazdan Türkiye’yi kurtarabilecek bir politikaları yoktur. CHP ve MHP serbest piyasa ekonomisini savunuyorlar. 2008 yılından beri, bir türlü kurtulamadığı bir krizin pençesinde kıvranan kapitalist dünya sistemine daha fazla bağlanmak dışında bir çözümleri bulunmuyor. Onlar da özelleştirmecidir.
Halkçı devletçi ekonomiye karşıdırlar. Ekonomide kamu varlığını yok etmede ittifak halinde oldular.
Hep birlikte tarımın desteklenmesi ve milli sanayicinin korunması politikasının karşısındadırlar. İthal ikâmeci yaklaşımlara düşmandırlar.
Hiçbirisi, hortumlanan kamu kaynaklarını ülke ekonomisine kazandırmak gibi bir politikaya sahip değildir.
Türkiye’nin AB kapısına bağlı kalmasında ısrar etmede birleşmektedirler. CHP ve MHP’nin gelişen dünya ile eşitlik ve karşılıklı yarar temelinde birleşmek gibi bir perspektifleri yoktur. Krize karşı alınacak ilk tedbir Türkiye’nin komşuları ile olan ilişkilerinin düzeltmektir. “Katil Esad” nakaratını tekrarlamada birbirleriyle yarışan partilerin böyle bir şansları bulunmuyor.
Bütün bunlar ancak milli devrimci bir iktidar tarafından uygulanabilir. Türkiye ekonomisinin geldiği nokta, köklü bir devrim ihtiyacını önümüze koymuş bulunuyor.
İzmir Bornova’nın merkez mahallesinde seçime 10 gün kala, tören düzenlendi, alkışlarla kurdele kesildi, il sağlık müdürlüğü tarafından toplum sağlığı merkezi açıldı, doktorlar, hemşireler geldi, insanları muayene filan ettiler.
AKP, 30 Mart’ta Bornova’yı kazanamadı. 31 Mart sabahı, toplum sağlığı merkezi kapatıldı.
*
AKP, Bitlis’i kaybetti. Belediyenin bilgisayarları kayıp, güvenlik kamerasının kabloları kesik, televizyonlar yerinde yok, bazı araçların aküleri sökülmüş.
*
AKP, Iğdır Tuzluca’yı kaybetti. Belediye araçlarının lastikleri patlatılmış.
*
AKP, Tunceli Çemişgezek’i kaybetti, kardeşlik bitti, AKP’li İstanbul Ümraniye Belediyesi taa 9 sene önce kardeş ilçe Çemişgezek’e hibe ettiği kepçe’yi geri istedi. Bu komedinin ortaya çıkması üzerine, Ümraniye Belediyesi’nden açıklama yapıldı, iddialar külliyen yalanlandı, 9 sene önce Çemişgezek’e verilen kepçenin zaten hibe edilmediği, ücretsiz olarak kiralandığı, şu anda Ümraniye’nin ihtiyacı olduğu için, kepçenin geri istendiği, hadisenin bundan ibaret olduğu, siyasi saiklerle kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesine çok üzüldükleri ifade edildi!
*
AKP’nin forveti Hakan Şükür’ün ismi, AKP’li Sancaktepe Belediyesi’nin stadyumuna verilmişti, kişiliği, karakteri ve ahlakıyla örnek insan olduğu gerekçesiyle, Hakan Şükür Stadyumu yapılmıştı. Hakan Şükür kendi kalesine, AKP’nin doksanına takınca… Hakan Şükür’ün ismi stadyumdan söküldü.
*
Tayyip Erdoğan’ın hem çocukluk arkadaşı, hem içişleri bakanı İdris Naim Şahin’in ismi, memleketi Ordu Ünye’de yeni yapılan otogara verilmişti, İdris Naim Şahin Otobüs Terminali olmuştu. İdris Naim Şahin, AKP’den istifa etti. Tabelada sadece otobüs terminali kaldı, İdris Naim Şahin’in ismi silindi.
*
AKP milletvekili Muhammed Çetin, AKP’nin en gözde milletvekillerindendi. Hocaefendiye haşhaşi filan denince, AKP’den istifa etti. Türkçe Olimpiyatları’nın Chicago ayağını takip etmek üzere THY’yle ABD’ye gitmek istedi, polis çağırıldı, bu herif uçuş güvenliğini tehdit ediyor diye, ittire kaktıra uçaktan atıldı.
*
Flaş, flaş, flaş…
Cumhurbaşkanlığı seçimindeki sürpriz sonucun hemen ardından Çankaya Köşkü’nde yangın çıktı sayın seyirciler… Cumhurbaşkanlığı’na aday olan ve kıl payı kazanamayan Tayyip Erdoğan, bizim bu müessif olayla alakamız olduğunu iddia edenler, ********dir, alçaktır, müfteridir dedi. Çankaya Köşkü’yle eşzamanlı olarak Huber Köşkü’nde başlayan yangının ise, elektrik kontağına kedi kaçmasından kaynaklandığı açıklandı sayın seyirciler…
"Bu işler binaçço ohumanla,ihi paralel çiziyi birbirine deymeyeceh şehilde çizmehlen ossaydu; herkeşler paracuhlarun dibine dibine furardu." ncavus
Yorum