hayata dair+Naz+

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • naz
    Aktif
    • 17 Ağustos 2008
    • 373

    #1

    hayata dair+Naz+

    Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi.
    Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu
    bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.

    Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl
    olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep..
    “Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu...

    Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse,
    Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.

    Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye
    gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman,
    her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun...
    Nasıl başarıyorsun bunu?

    Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki
    seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim.
    Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki
    seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.

    Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.
    Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var..
    Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını
    göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.

    Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani?
    Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir.
    Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl
    davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl
    etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının
    iyi ya da kötü olmasını seçersin...
    Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..

    Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar
    görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek
    yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.

    Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun
    için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler...
    Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış.
    Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.

    Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm.
    Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi
    Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim.
    Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm..
    Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.

    Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !..
    Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı.
    Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler.
    Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla
    sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki
    ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler
    bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam,
    biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..

    Ne yaptın? diye merakla sordum..
    Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak
    herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu..
    Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler
    merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi
    toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..

    Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım..
    Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin.
    Otopsi yapar gibi değil..

    Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları
    sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük
    katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.

    Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız
    ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim..
    Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..


    Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var:

    1. Unutup gitmek.
    2. Kesip saklamak,
    fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak..

    Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.
    istedigini soyleyen istemedigini isitir
  • carizzm
    Tecrübeli
    • 16 Mayıs 2008
    • 317

    #2
    süper teşekkürler

    Yorum

    • naz
      Aktif
      • 17 Ağustos 2008
      • 373

      #3
      hayata dair+Naz+


      Evet, karabatak gibiyim.
      Bir görünüp bir kaybolan...

      Sana yazmayı hep erteliyorum.
      Ama sakın yanlış anlama, unutmuş değilim seni.
      Yok saymıyorum, hep hayatımdasın.
      Sana hissettiremiyorum belki ama bu böyle,
      aklımdasın..
      Sadece,erteliyorum yazmayı...
      Paylaşmayı...

      Ah, ne çok şeyi erteliyorum bir bilsen..
      Bu büyük yanlış, yapış yapış bir çamur olup
      beni içine çekiyor, biliyorum.
      Ama yapıyorum işte, erteliyorum.

      Kendimle hesaplaşma günlerimdeyim.
      Kızgınlık yok sadece anlamaya çalışıyorum;
      "beni..."

      "Şimdi"yi bu kadar yok saymanın
      ne tuhaf bir hastalık olduğunu anlatmaya çalışıyorum
      "bana..."

      Söylesene, hangi hayat
      bizi en yakınlarımızın bile uzağına fırlatabilir?

      En sevdiklerimizle, gün içinde 5 dakikayı geçmeyen
      iki telefon konuşması yapmakta mıdır yaşamın sihri?

      Sevgimizi göstermenin yolu yalnızca,
      cep telefonlarında ki mesajlar kutusunun maharetine mi kalmıştır?

      Yüreğimizi anlatmak,
      iki nokta üst üste ile bir parantezin işi midir?

      Hüznümüz, "mesaj gönder"e basıp,
      asık suratlı bir adam suratı çizmekle mi hafifler?

      Söylesene,
      bir kahve içimi sohbetler ne zaman çıktı hayatımızdan?

      Kelimelere ne oldu?
      Peki ya sen?
      Sen de benim gibi misin?
      Erteliyor musun birçok şeyi?

      Kendin için hayal ettiğin hayat bu mu?
      Değilse, ne kadar uzağındasın?
      Ne zamandır uzağındasın?
      Çaban var mı, geri dönmek için?
      Zaman var mı?
      Cevabı biliyor musun?
      Dedim ya,
      garip bir kavga var içimde.
      "Ben" ile çatışma içindeyim...

      Bazen bu kavgayı kazandığımı hissediyorum;
      kimi yendiğimi çok da sorgulamadan.
      Hemen telefonlara sarılıyorum "yüz" ler yoksa da yanımda,
      "ses" ler olabilsin diye.
      Telâşla.
      Tarifsiz bir korkuyla.
      Geçmişi bir yanımda tutuyorum,
      gelecek öbür yanımda duruyor.
      Ve "şimdi" ikisinin arasında sıkışıp kalıyor, biliyorum.
      Bu paranganın içinde yaşamım sıkışıyor, görüyorum.
      Herkes kendi prangasında mahkum; hissediyorum.
      Bir yere gidememek bundan,
      yan yana olamamak prangalardan.

      Belki de ben şimdiye kadar,
      prangadan kurtulmanın yollarını aradım,
      Zaman bunun için akıp gitti.
      O pas tutmuş koca kilidi açtığım anda derin bir nefes almayı,
      Koşmayı, koşmayı hayal ettim.
      Bir de baktım ki, yerimde çakılı kalmışım.

      Oysa şimdi,
      prangadan kurtulmak yerine onunla yaşamayı öğrenseydim,
      Kilidi açmak yerine, prangayı sürükleseydim diyorum.

      "Koşamasam da yürüseydim."
      Yani ertelemeseydim...

      Fügen Ünal Şen
      [/QUOTE]
      istedigini soyleyen istemedigini isitir

      Yorum

      • naz
        Aktif
        • 17 Ağustos 2008
        • 373

        #4
        Hayattan Anlar

        [/QUOTE]
        [/QUOTE]
        [/QUOTE]
        [][/QUOTE]
        [[/QUOTE]
        [[/QUOTE]
        istedigini soyleyen istemedigini isitir

        Yorum

        • naz
          Aktif
          • 17 Ağustos 2008
          • 373

          #5
          Kotü Haber Nasil Verilir?

          KÖTÜ HABER NASIL VERİLİR...

          Istanbul'da üniversitede okuyan genç kiz Ankara'daki babasina telefon etmis:
          -"Baba, meraba. Ben Lale...."
          -"Ooooo. Güzel kizim benim. N'abersin bakalim?..."
          -"Hiç sorma babacigim. Hiç keyfim yok valla..."
          -"Hayirdir? Bi sorun mu var?...
          Kiz aglamaya baslar; babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir:
          -"N'ooldu kizim? Anlatsana..."
          -"Murat evi terketti. Bosanmak istiyormus..."
          -"Ne evi lan? Ne bosanmasi? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?..."
          -"Hani senin hiç hoslanmadigin esrarkes çocuk vardi ya. Ben onunla evlendim."
          -"Iyi halt ettin, . Neyse, artik yapacak bi sey yok. Versin mahkemeye, hemen bosanin..."
          -"Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor.
          -"Peki. Olan olmus artik. Yarin havale ederim parayi...Ögleden sonra bankaya gidip çekersin..."
          -"Sagol baba. Eeee. Sey...Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacim var..."
          Adam artik iyice fenalasir. Boguk bir sesle konusur:
          -"Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldin o çocuktan sen?..."
          -"Aslinda ondan degil... Zenci bi çocuk vardi...Zaten o yüzden ayriliyoruz ya...."
          Adam bayilmak üzeredir. Nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inleyerek konusmaktadir:
          -" Biz seni oraya okumaya yollamistik. Sen ne haltlar çevirmissin.Allah'im. Nedir bu basimiza gelenler...Okulu bititir bitirmez Ankara'ya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini..."
          -"Istersen hemen dönebilirim babacigim. Ben geçen yil okuldan atildim çünkü..."
          Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir:
          -"Okuldan mi atildin? Hani birlikte avukatlik yapacaktik, ?...Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacagimi bilirim. Evden disariya adim attirmiycam sana. Ilk isteyenle de evlendiricem...."
          -"O is zor be baba. Biliyorsun, moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar... Pek iyi bi rapor sunacagimi zannetmiyorum ben..."
          -"Allahim, çildiracagim... Bir de cinsel hastaliklar haaa.....Kesin o zencidendir..."
          -"Çok pis arkadaslari vardi. Bilmem artik hangisinden kapmisimdir..."
          Güm diye bir ses duyulur. Adam kisa bir süre için kendinden geçmistir; ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir.
          -"Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya. Seni alip gelecek. Adresini ver
          bakiyim..."
          -" Mahmutpasa Karakolu'ndayim... Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yaninda..."
          -"Karakol mu?...Bi de karakola mi düstün layyynnn? Ne yaptin?...."
          -"Dün kafam çok bozuktu, çok içmisim. Araba kiralayip dolasmaya
          çiktim. O kafayla Arnavutköy'de kokoreççi dükkanina girdim. Ama neyse ki
          kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina biraz para vermek gerekir sanirim..."
          Adam artik iyice fenalasmistir. Hatta fenalasmak ne kelime; adeta kahrolmustur. Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar:
          -"Babacigim. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek için aramistim..."
          Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykirir:
          -"Canin sagolsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymis? Hiç mühim degil, tatli canin sagolsun senin...."[/
          istedigini soyleyen istemedigini isitir

          Yorum

          • güneşş
            Tecrübeli
            • 08 Ocak 2008
            • 742

            #6
            süper yaa ellerine sağlık

            Yorum

            • PEHLİVAN
              Çalışkan
              • 13 Şubat 2009
              • 1138

              #7
              güneşş Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
              süper yaa ellerine sağlık
              valla bende koptum

              Yorum

              • radyolog
                OKURYAZAR
                • 03 Ağustos 2008
                • 23438

                #8
                eh be yaniii


                iyi ki kız çocuğum yokk :36_1_13::36_1_13::36_1_13:
                DÖVÜNMEYİN. NEYE LAYIKSANIZ O ŞEKİLDE YÖNETİLİRSİNİZ

                Yorum

                • naz
                  Aktif
                  • 17 Ağustos 2008
                  • 373

                  #9
                  Kisisel Gelisim üzerine.


                  Bambuların Sırrı
                  Çin Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir.,
                  Çinliler bu ağacı şöyle yetiştirir:
                  Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.
                  Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.
                  Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.
                  Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.
                  Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
                  Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.
                  Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.
                  Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar.
                  Ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

                  Akla gelen ilk soru şudur :
                  Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı?
                  Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır?
                  Bu sorunun cevabı tabii ki beş yıldır.
                  Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi,
                  ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?

                  Bir başarının şartları her zaman çok basittir.
                  Bir süre için çalışın,
                  Bir süre tahammül edin.
                  Her zaman inanın
                  Ve hiçbir zaman geri dönmeyin..

                  [/QUOTE]

                  SEVGİ DOLABI


                  Bambuların Sırrı
                  Çin Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir.,
                  Çinliler bu ağacı şöyle yetiştirir:
                  Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.
                  Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.
                  Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.
                  Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.
                  Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
                  Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.
                  Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.
                  Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar.
                  Ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

                  Akla gelen ilk soru şudur :
                  Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı?
                  Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır?
                  Bu sorunun cevabı tabii ki beş yıldır.
                  Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi,
                  ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?

                  Bir başarının şartları her zaman çok basittir.
                  Bir süre için çalışın,
                  Bir süre tahammül edin.
                  Her zaman inanın
                  Ve hiçbir zaman geri dönmeyin..

                  [B[/B]
                  istedigini soyleyen istemedigini isitir

                  Yorum

                  • güneşş
                    Tecrübeli
                    • 08 Ocak 2008
                    • 742

                    #10
                    eğitimciler için güzel bir kıssadan hisse diyebiliriz;)

                    Yorum

                    • naz
                      Aktif
                      • 17 Ağustos 2008
                      • 373

                      #11
                      Sevgi Dolabi..


                      Düşünün ki önünüzde bir dolap var. Bu dolapta 4 bölüm var. Her bölümde kutular.
                      Bu kutuların içinde sevginiz ve nefretiniz var.

                      En üst bölümdeki kutularda ‘en çok sevdiklerinizi’ saklıyorsunuz.

                      İkinci bölümde ‘Seviyorum ama fazla da güvenmiyorum’ dediklerinizi.

                      Üçüncü bölümde ‘herkes gibi biri benim için dediklerinizi.

                      ve

                      En altta da ‘nefret ediyorum veya kesinlikle güvenmiyorum’ diye adlandırdıklarınızı...

                      Buraya kadar her şey tamam.

                      Asıl sorgu şimdi başlıyor. Siz hiç en üst bölüm’e koyduğunuz birisini, bir tek söz yüzünden, en alt bölümdeki kutulara kattınız mı?

                      Değerinden fazla değer verdiniz mi birine? Ya nefret ediyorum dediğiniz birini zaman ile sevdiniz mi? Siz hiç yanıldınız mı? Utandınız mı o bir zamanlar arkasından attığınız kişinin şuanda en yakın dostunuz olduğu için? Hiç itiraf ettiniz mi ‘seni hiç sevmezdim’ diye?

                      Ya da hiç kızdınız mı ‘ne de çok güvenirdim sana’ diye.
                      İnsan hiç ‘bir söz’ ile en sevdiğini en nefret ettiği kişilerin arasına katabilir mi? Doğru mu? Bir zamanlar göklere çıkarttığınızı yerin dibine atmak olur mu? Yakışır mı size?
                      Hâlbuki bir zamanlar aranızdan su sızmazdı. Yeri gelir ekmeği bile paylaşırdınız, kaldı ki düşünceleriniz, duygularınız. Bu kadar çok şeyi paylaştığın birini tanımamazlıktan gelebilir misiniz?

                      Sizlere bir tavsiye…

                      Hiç bir zaman ilk gördüğünüz birini ‘sevmedim’ diyerek, dolabınızdaki en alt bölümdeki kutulara atmayın. Zaman tanıyın,sabredin.. Gerekirse kutulara kaldırmayın, dolabın önünde bekletin. Zamanı geldiğinde o kişi zaten dolabında bir bölümü kendi seçecektir.

                      Aynı şekilde, ilk gördüğünüz birine ‘sanki 10 yıldır tanıyorum’ diyerek, en üst bölüm’e kaldırıp, yere göğe sığdırmayın. Arkadaşlık, dostluk ve en önemlisi sevgi zaman ister. Senin haberin olmadan o dolabında kendine yer bulacaktır. Yeter ki siz sabredin ve dolabınızı geniş tutun..

                      Dolabınızın en üst bölümündeki kutuları ASLA atmayın. Değerli bir hazine gibi saklayın. En alt kattakileri de her hafta çöp’e boşaltın. Göreceksiniz, gün gelecek dolabınız sadece ‘SEVDİKLERİNİZ’ ile dolacaktır. İşte o zaman gerçek mutluluğu bulacaksınızdır…

                      Bir şey daha;

                      Bu dolap herkeste vardır.
                      O sizin sevginizi barındırdığınız KALBİNİZDİR.



                      benden : ben ilk tanıdığımda her zaman herkesi en üstte koyarım.. insanlar yerlerini sonra kendileri bulurlar zaten !
                      [/QUOTE]

                      KENDİMİZ İCİN.

                      Göz yüzünü görmezse, göze girmeye çalışma..

                      Gören göz görür, sen hiç canını sıkma.!

                      Dil her zaman güzel söz söylemez, kafana takma..

                      Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır unutma..

                      Yalan, daima yalandır..

                      Savunuculuğunu yapıp hiçbir zaman bunu aklama..

                      Dost acı da olsa doğruyu söyler..

                      Bunun için de "arkamdan vurdu" deyip te dostundan olma..

                      Gülmenin çoğu zarar..

                      Gülme demiyorum ama ağladığın günleri de unutma.!

                      Herşeyi bilmek iyi değildir..

                      Bildiklerini uyguladığında, bilmediğin şey kalmaz sen hiç tasalanma.!

                      Yürürken sağa sola değil önüne bak..

                      Ama sağı solu görmeyecek kadar da kör olma..

                      Kendine yakıştırdığını değil, sana yakışanı giy..

                      Milletin sana bakmamasını sağlayabilirsin unutma..

                      İlgi çekmekse niyetin ona bişey diyemem, senin bileceğin iş, o başka..

                      Ortamın havasına kapılıp ta yalan konuşma..

                      O ortam herzaman yanında bulunmaz kendin olursan olursun kârda..

                      Her lafa karışıp konuşma, hele düşünmeden hiç konuşma..

                      Laf sen'likse gelir, bulur, konuşturur unutma.!

                      "Ben olsaydım şunu yapardım.." deme..

                      Sen olsaydın aynını yapabilirdin, üstünlük taslama.!

                      Çok sevme, çok nefrette etme..

                      Çok'luktan her zaman zararlı çıkanlar var bunu kulak ardı etme..

                      Fuzuli şeylerle uğraşma, vakit geçsin diye çalışma..

                      Vakit değerlidir,zaman geri gelmez istersen herşey "dolu" unutma..

                      Canın sıkıldığında kendinle yüzleş, yüzleş ki eksiklerini tamamla..

                      "Tamamdır" herşey deyip te kendini kandırma..

                      Çok şükreden daima mükâfatlandırılır..

                      Şükretmediğin güne yan, şükrünü kabullenen O'nu hiçbir zaman unutma..

                      Darda kaldığın zaman duada bulunanlardan olma..

                      Sevinçte dahi hüzünlen ve dua et, bunlarda duası makbul olunanlardandır..

                      Sabır herşeyin ilâcıdır..

                      Sabretmek ibadetlerin en hayırlılarındandır, sabrın açamıyacağı kapı yok..

                      "Büyüğe" saygı önemli olduğu kadar cennet kapısını açan anahtarlardandır..

                      Büyüğe saygı hazinelerden bir hazinedir sakın unutma..

                      Sende bir zaman büyüyeceksin, saygıyı görmek istersin eminim..

                      Küçüğe de sevgi keza aynı şekilde..

                      Küçüğe şevkat ve sevgi gösterenlerden ol, sende bir zamanlar küçüktün..


                      Daha çok şey vardı aslında da kalsınlar onlarda..



                      PACELLA'dan
                      istedigini soyleyen istemedigini isitir

                      Yorum

                      • naz
                        Aktif
                        • 17 Ağustos 2008
                        • 373

                        #12
                        Kendimiz Icin..


                        Kendini tanı, tanı ki üç günlük çiçekle sararıp solmayasın..

                        Sevgine, sevdiğine sahip çık ki, üç gün değil bir ömür sevilesin..

                        Attığın adımı bir değil üç kere düşün ki,

                        Üç günlük dünyada bir gün mutlu olmadım deyip üzülmeyesin..


                        DÜNDEN DAHA HIZLI...


                        Her sabah bir ceylan uyanır Afrika'da.
                        Kafasında tek bir düşünce vardır.En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek, yoksa aslana yem olacaktır.

                        Her sabah bir aslan uyanır Afrika'da.
                        Kafasında tek bir düşünce vardır. En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek, yoksa açlıktan ölecektir.

                        İster aslan olun, ister ceylan olun hiç önemi yok...
                        Yeter ki güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini bilin.
                        Hem de bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmanız gerektiğini bilin.

                        Hayat adlı koşuyu ne kadar güzel anlatmış Afrika atasözü;
                        "Bir önceki günden daha hızlı koşmak gerekmektedir."

                        Çünkü eğer aslansanız,

                        Ve en yavaş koşan ceylanı bir önceki gün yakalamışsanız ve bugün bir ceylan yakalamak niyetindeyseniz, Artık bilmelisiniz ki en yavaş ceylan sizden daha hızlıdır. O halde düne göre hızınızı arttırmak gerekmektedir.

                        Yok eğer ceylansanız,

                        Ve henüz aslana yem olmamışsanız, hızınızı düne göre arttırmalısınız. Çünkü sıra size gelmiş olabilir.

                        Yani...
                        Hayat koşusunda, devam edebilmenin tek şartı var...
                        "Dünden daha hızlı olabilmek..."

                        Bakın bakalım şimdi kendi kendinize...
                        Ondan, şundan, bundan değil
                        "Dünden Hızlı" mısınız?

                        RARKINDAMISIN

                        Sen kimsin?
                        Ne istiyorsun?

                        Bu güne kadar başkalarının farkındaydın.
                        Peki, kendinin farkına vardın mı hiç?
                        Bu güne kadar başkaları için yaşadın hep.
                        Peki, kendin için yaşadın mı hiç?

                        Hiç sordun mu kendine?
                        Ben kimim?
                        Ne istiyorum?
                        Nereye gidiyorum?
                        Kendim için ne yapıyorum?

                        Hep başkalarının seni anlamamasından şikayet ettin değil mi?
                        Peki sen kendini ne kadar anlıyorsun?
                        Başkalarının seni tanıyamamasından şikayet ettin yıllarca.
                        Peki sen kendini ne kadar tanıyorsun?
                        Sevgisizlik, değersizlik, güvensizlik vazgeçilmez yakınmaların arasındaydı.
                        Bir gün olsun kendine dönüp;
                        kendini SEVMEYİ,
                        kendine DEĞER VERMEYİ,
                        kendine GÜVENMEYİ düşündün mü?

                        ŞİMDİ DÜŞÜN…

                        Alişan KAPAKLIKAYA (Bireysel Gelişim Uzmanı)
                        istedigini soyleyen istemedigini isitir

                        Yorum

                        • naz
                          Aktif
                          • 17 Ağustos 2008
                          • 373

                          #13
                          Hayatın içinden+naz+


                          hayret bir Şey..

                          KAFASINA İNEK DÜSMÜS











                          [/QUOTE]





                          ORDU VAR ORDUCUK VAR

                          CİN ORDUSUordu var, orducuk var....


                          ÇİN ORDUSU... [/SIZE]






                          İRAN ORDUSU...






                          RUS ORDUSU....:yahoo:



                          [/QUOTE]
                          istedigini soyleyen istemedigini isitir

                          Yorum

                          • EDY
                            Yasaklı
                            • 15 Aralık 2008
                            • 1381

                            #14



                            Üc sene kadar önce bu durum bizim köydede yasanmis.... Ama tam tersi... Kis gününde bir tek evde toplanmaya kalkan komsularin agirligini tasiyamayan birinci kat zemini teyzeleri oldugu gibi ineklerin üstüne indirmis

                            Gerci bizim köyde pek öyle dam üstü ev bulunmaz ama varmis demekki hala.... Allahtan büyük hasar alan inek yada teyze olmamis... Ne gülmüstüm ama ilk duydugumda...

                            Yorum

                            • naz
                              Aktif
                              • 17 Ağustos 2008
                              • 373

                              #15
                              Iyiki Söz Dinlemeyen Insanlar Var


                              Dünyada her sabah, güneş doğar ve insanlar bir şeyler yapar ve bu böyle sürüp gider…

                              Dünyada her sabah, birileri bir şey hayal eder, bir şeyler yapar ve bir şeyler olur ya da olmaz….

                              Dünyada her sabah, birileri başarısız olur, bazıları devam eder, bazıları etmez ve bu hikaye hep böyle devam eder...

                              İnsanlık tarihi, sayısız hikayelerle doludur. Bazı hikâyeler yarım kalmıştır. Bazıları hiç yazılmamıştır bile.
                              Eğer hayatınızın bir hikâyesi yoksa, o zaman sizinkine bir yaşam demek çok zordur. Çünkü her yaşam bir hikâyedir. Bazıları iyi, bazıları kötü…
                              Her hikâyenin bir girişi, bir gelişme bölümü ve bir de sonucu vardır. Ancak ne yazık ki pek çok hikâye daha giriş kısmı bile yazılmadan bitmiştir kısa sürede.

                              Bitmeyen hikâyeler vardır birde…
                              Senaryonun en kötü olduğu, her şeyin ters gittiği durumlarda bile sonuna dek devam eden hikâyeler. Mutlu sonla biten filmler gibidir onlar.

                              O hikâyelerin kahramanları vardır. Onlar sıradan bir oyuncu gibidir önce… Ama hikâye ısrarla devam ettikçe, onlar gerçek bir star olurlar.
                              İşte en güzel hikâye de bu'dur…
                              Uzanıp yıldızlara dokunmak ve hayalini, sonuna dek yaşamak…

                              Tarihin akışını değiştiren hikayelere baktığınızda, sıradan oyuncular görürsünüz ilk başta. Devam eden, pes etmeyen ve söz dinlemeyen insanlar. Onlar kalabalığın arasında fark edilmezler ilk önce. Ama zamanla birileri teker teker pes ettiğinde, gerçek kahramanlar kalır geride. Diğerlerinin hikâyesi daha yazılmadan bitmiştir bile…

                              Ya yaşarsınız bu hayatı, ya da yaşıyor gibi yaparsınız.
                              Söz dinlemeyen ve asi olan bir insansanız, o zaman sizin ait olduğunuz bir yer vardır…
                              Size ayrılan bir taht vardır orada. Başarının sizi beklediği bir yerdir orası…

                              Peki sorunlara odaklanmak ve yapamayacağımıza inanmak bize ne katıyor?
                              Bizi daha mı başarılı yapıyor?
                              Bizi daha mutlu insanlar haline mi getiriyor bütün bu gereksiz bilgiler.

                              Şimdi bu satırları okumaya ara verin. Elinize boş bir kağıt alın ve neleri yapamayacağınızı yazın.

                              O arabayı asla alamam
                              Asla mutlu olamam
                              İyi bir konuşmacı değilim
                              Asla o kadar çok para kazanamam
                              İnsanları etkileyemiyorum
                              Ben ……… olamayacağım.
                              …….yapamam.. vs..


                              Bütün bunları hızlı bir şekilde yazın.
                              O sayfaya, yapamayacağınızı düşündüğünüz, ya da size söylenen her şeyi yazın. Belki yüzlerce madde yazabilirsiniz.

                              Hepsini de bitirdikten sonra, derin bir nefes alın, yumruklarınızı sıkın ve o kâğıdı yırtıp çöpe fırlatın. Bunu yaptığınızdaki rahatlama duygusunu hissedin.

                              İçinizde, yapamayacağınıza dair tek bir inanç kalmayıncaya dek yapın bunu.
                              Sonra elinize temiz bir sayfa daha alın. Ve bu kâğıda da, yapmak, sahip olmak istediğiniz her şeyi yazın. Kendinizi hiç sınırlamayın. Sınırsız düşünün ve hepsini yazın. Bırakın düşünceler beyninizden kâğıda akıp gitsin.

                              Hayatınızın kontrolünü kendi elinize almak için, ihtiyacınız olan tek şey beyaz bir kâğıt…
                              Ona düşlediğiniz geleceği çizin.
                              Ona yarın nasıl bir hayat yaşamak istiyorsanız onu resmedin.

                              Bir insan, bir şeyleri başarmak istiyorsa, bir şeylerden vazgeçmek zorundadır. Vazgeçeceğiniz ve artık olmasını istemediğiniz her şeyi yazmalısınız. Onlar içinizden çıkmalı. Onları fırlatıp atmalısınız gökyüzüne. İhtiyacınız yok onlara.

                              Stefano Elio’nun dediği gibi, çölde yürümek istiyorsanız, az yükünüz olmalı. Sırtınızdan indirin bütün başarısızlık kelimelerini. Herkes çaresizliği konuşurken siz reddedin o kelimeyi. Onu da diğerlerini indirdiğiniz gibi indirin üzerinizden. Kurtulun tüm yüklerinizden.

                              Eğer gelecek diye bir yer varsa, benim bildiğim tek şey, oraya bugün attığımız adımlarla gidebileceğimizdir. Eğer bir gelecek varsa, hak ettiğimiz, bugün düşündüklerimizdir onu bize veren.

                              Hiçbir silah, ateşlenmiş insan ruhundan daha tehlikeli olamaz. Ama o ruh, ayağa kalkmak için uyandırılmayı bekler. Ona birilerinin iğne batırması gerekir. Birileri onu rahatsız etmelidir ki, uyuyan dev uyansın ve ayağa kalksın.

                              Şimdi sorunlara bir de bu açıdan bakın.
                              Her şey ters mi gidiyor?
                              Her şey sizin aleyhinize mi?
                              Karamsar mısınız?
                              Pes mi edeceksiniz?

                              Hadi pes edin… Katılın onlara. Siz de onlardan biri olun…
                              Siz de, pes edenler mezarlığındaki yerinizi alın.
                              Evet, oraya girmek için hiçbir çaba göstermeniz gerekmiyor. Hiçbir şey yapmadığınızda kendinizi orada bulabilirsiniz.

                              Ama siz bugün başka bir şey yapabilirsiniz. Uyuyan devi uyandırıp, onu ayağa kaldırabilirsiniz.
                              Sizin, daha fazlasını yapabileceğinizi biliyorum.
                              Gelecek, şu andan itibaren başlıyor…
                              Gelecekte görüşmek dileğiyle
                              Mustafa Çay
                              istedigini soyleyen istemedigini isitir

                              Yorum

                              Working...
                              X

                              Debug Information