hayata dair+Naz+

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Operasyoncu

    #61
    En acı Söz Susmaktır. Gözlerinle aşagı bakıp gitmektir.

    Yorum

    • naz
      Aktif
      • 17 Ağustos 2008
      • 373

      #62
      Operasyoncu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
      En acı Söz Susmaktır. Gözlerinle aşagı bakıp gitmektir.
      susmak bir sanattır karsı tarafa verilecek en guzel sözdür aslında anlayana tabi
      istedigini soyleyen istemedigini isitir

      Yorum

      • naz
        Aktif
        • 17 Ağustos 2008
        • 373

        #63
        ÇAKAL Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
        Arap kökenli bir hatun alıp memleketin evlatlarını kellikten kurtarmak.Kıvırcık olurlar ama saçlar sağlam olur.
        sırf kellikten kurtulsunlarmı diyemi alacaksınız sayın cakal baska art niyet aramayım yani oylemi
        istedigini soyleyen istemedigini isitir

        Yorum

        • ÇAKAL
          Ağa'nın Adamı
          • 27 Haziran 2007
          • 2545

          #64
          naz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
          sırf kellikten kurtulsunlarmı diyemi alacaksınız sayın cakal baska art niyet aramayım yani oylemi
          Benimkisi tavsiye.Bonuslu çocuklara sahip olmak ta güzel.:081:
          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

          Yorum

          • yagmur
            Kıdemli
            • 29 Nisan 2008
            • 4717

            #65
            naz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
            estagfurullah sayın günes bende öyle görünüyor bende okunaklı olmasına dikkat ediyorum bende sayfa beyaz ve gayet okunaklı gorunyor diger arkadaslarda yazsın bakalım sorun bendemi anlayalım olmazmı
            bende zor okunduğunu düşünüyorum..hatta okuyamıyordum da maus la üzerine tıklayıp gölgelendirerek okuyordum..

            koyu renkler beyaz zeminde herzaman güzel durur.dostane bir öneri turuncu da zorluyor çünkü..

            saygılar,sevgiler..
            Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

            Yorum

            • naz
              Aktif
              • 17 Ağustos 2008
              • 373

              #66
              önerilerinizi dikkate alıcam sayın yagmur tesekkur ederim
              istedigini soyleyen istemedigini isitir

              Yorum

              • naz
                Aktif
                • 17 Ağustos 2008
                • 373

                #67
                Çocuklara "Allah" Kavramının Doğru Öğretilmesinin Önemi...

                Aile çocuğun dini gelişiminde en fazla etkiye sahiptir. Birey diğer tüm davranışlarının şekillenmesinde olduğu gibi Allah inancı ve diğer dini içerikli konularda da ailenin etkisi altında kalır. Özellikle 2-6 yaşları arası çocuklar kolay inanırlık ve taklit özellikleri gereği anne-babanın her söylediğine inanır ve onların her yaptıklarını taklit etmeye çalışırlar. Bunu yaparken de ne bir şüphe duyar ne de itiraz etmeyi düşünürler.

                Bu dönemde çocuğa verilen dini eğitim bu konularda kullanılan ifadeler özellikle de korkutucu yaklaşımlar onun dini gelişimi açısından son derece önemlidir. Örneğin Allah ile ilgili olarak “Allah seni gökten izliyor sana ceza verecek” “Yaramazlık yaptığında seni cehenneminde yakar” “Allah seni taş eder” vb. ifadeler Allah’ı çocuğun zihninde ceza veren bir varlık olarak algılamasına yol açacaktır. Çocuğun yaramazlık olarak değerlendirilen davranışlarıyla baş edebilmek için “Allah” kavramını kullanmak her ne kadar bilinçsizce yapılıyor olsa dahi son derece yanlış ve tehlikelidir. Bu şekildeki yanlış din eğitiminin yanlış bilgilendirme ve yönlendirmenin en önemli etkisi çocuğun kişilik yapısı üzerinde olacaktır. Allah ahiret cehennem vb. dini konuları birer korku unsuru olarak algılayan çocuklar ailelerin bu konulardaki ısrarlı korkutmaları karşısında zamanla bu korkularını daha da derinleştirerek çeşitli gelişim sorunları yaşayabilirler. Ayrıca Allah ve din ile ilgili konuları olumsuz duygu ve düşüncelerle değerlendirebilirler.Çocuklar her şeyden önce ilgi ve sevgiye ihtiyaç duyarlar. Bu anlamda ilgi ve sevgi gördüklerine yaklaşır korku ve baskı gördüklerinden kaçınmak isterler. Aslında yetişkinler de aynı yapıdadırlar. Ama çocuklarda bu yönelimlerin oranı daha yüksek olur. Çünkü onlar korku ve baskıyı göğüsleyebilmede bir yetişkin kadar güçlü olamazlar. Bu nedenle çocukların zihinlerindeki ve kalplerindeki Allah anlayışı kesinlikle onları seven ve onlarla sevgi ve merhametle ilgilenen bir varlık şeklinde olmalıdır.
                Yine çocuklar özellikle hayatın ilk yıllarında dış dünyaya güvenip güvenmeme konusunda bir tür karar geliştirirler. Bu anlamda güven duygusunun gelişmesi çocukların kendi dışındakilerin güvenilir ve tutarlı olup olmadıklarını bilmelerini ifade eder. Özellikle de ihtiyaçları olduğunda bunu giderecek kimseler bulunmadığında güvensizlik duygusu geliştirirler. Bu duygu doğumdan itibaren ilk iki yıl içinde yeterince gelişmediğinde daha sonraki yıllarda çocuğun sorunlu olmasına yol açabilir.




                İşte bu noktada öncelikle anne-babaya düşen görev çocuğu sağlıklı ve doğru bir din eğitimi ile sevecen tutarlı güvenilir bir kaynağa yöneltmektir. Yani çocuktaki güven eksikliğini yok etmeye çalışmaktır. Eğer anne-babalar hurafelere dayanmayan ve katı yaptırımlarla hayatı zorlaştırmayan en azından çocuk açısından bakıldığında onun çocukça yaşantı ve düşüncelerini baskılamayan bir dini inanca sahip iseler bu çocuğun güven duygusunu pekiştirmesi yahut geç de olsa kazanmasında olumlu rol oynar. Anne-babanın dini inançları vasıtasıyla kazandıkları iç güvenlik duygusu çocuğa geçer ve bebeğin dünyanın güvenilir bir yer olduğunu anlamasına yardımcı olur.
                Bu güven duygusunun gelişimi ileri hayattaki güven duygusunun yaşanma şeklini belirleyecek kadar önemlidir. Bu nedenle onlara kızan ve ceza veren bir Allah anlayışı onlarda güven oluşturmayacaktır. Üstelik yetişkinlerin ibadet ve dua gibi dini davranışlarla yöneldikleri ve en güçlü olduğunu söyledikleri Allah isimli varlığın çocuklara kızan ve onları cezalandıran birisi olması çocuğun tüm hayata ve dış dünyaya olan güvenini temelli sarsacaktır.


                Mademki Allah bu kadar büyük ve güçlüdür o halde onun tutarlı ve güvenilecek bir varlık olması son derece önemlidir. Aksi halde çocuk için dış dünya korku ve güvensizlik kaynağı olmaktan başka bir anlam ifade etmeyebilir.


                O halde çocuklara dini konular ve özellikle Allah kavramı öğretilirken Allah’ın onları seven onlara merhametle yaklaşan bir varlık olduğu anlayışı öne çıkarılmalıdır.

                Bu anlayışla yetişen çocuk Allah’tan korkarak kaçmak yerine O’nu her zaman kalbinde duyarak kendini güvende hissedecektir. Önemli olan onun “Allah çocuklara kızmaz ve onları cezalandırmaz; aksine onlara merhamet eder ve onları sever” şeklinde düşünebilmesini sağlayabilmektir.

                Bu inanç ve anlayış çocuğun zihnine yerleştirildiğinde hem sağlıklı bir dini gelişime imkân sağlanabilecek hem de onun temel güven duygusu olumlu bir şekilde kişiliğinde yer alacaktır. Böylece çocuk hayatının her aşamasında güven duygusu yeterince gelişmiş olmanın yanında kendi dışındaki dünyayı ve insanları sevmeyi ve sevilmeyi de doğal bir yaşantı haline getirebilecektir.
                istedigini soyleyen istemedigini isitir

                Yorum

                • naz
                  Aktif
                  • 17 Ağustos 2008
                  • 373

                  #68
                  Gerçekleşen kıyamet alametleri

                  İlahiyatçı yazar Mehmet Paksu "Kıyamet alametlerinin yüzde kaçı çıktı?" sorusunun yanıtını aramış.

                  Kuran"a göre alametler büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ve küçük alametlerin de neredeyse hepsi çıkmış.

                  Paksu buna göre dünyanın fazla bir ömrünün kalmadığı kanaatine varırız diyor.

                  İŞTE KIYAMET ALAMETLERİ




                  İlim ortadan kalkacak cehalet yerleşecek.


                  Sarhoşluk veren içkiler yaygınlaşacak.



                  Çobanlar zenginleşerek bina yapımında yarışacaklar. Yüksek binalar artacak.


                  Adam öldürme olayları ve fitne artacak.



                  Elli kadına bir erkek düşecek derecede kadın nüfusu çoğalacak.


                  Kadınlar sosyal konum açısından ön plana çıkarılacak.


                  Kadınlar erkeklere benzemeye çalışacak.

                  Erkekler erkeklerle kadınlar da kadınlarla yetinecekler.


                  Zina açıkça işlenir hale gelecek.


                  Kötülük ve fuhuş yayılacak.


                  Açıklık yayılacak hayâsızlık çoğalacak.


                  İnsanlar hayatlarından bıkarak ölülere imrenecek.


                  Allah allah diyecek kimse kalmayacak.


                  Geceyle gündüz birbirine eşit hale gelerek kıyametin kopuş zamanı yaklaşacak



                  Camiler süslenecek ama ibadete önem verilmeyecek


                  Cihad ve irşad faaliyetleri terk edilecek.


                  Sadece din dışı ilimler öğrenilecek.


                  Kur'ân'ın önemi insanlar tarafından unutulacak.



                  Namaz kılınmayacak.

                  Emanete riayet edilmeyecek.


                  Ebeveyne isyan edilip beyler hanımlarının emrine girecek.


                  Toplumlar geçmişlerine lanet okuyacak.


                  Seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak.


                  Yöneticiler insanlara zulmedecek.



                  Liderliğe elverişli kimseler azalacak.


                  Şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek.



                  Fâsıklar toplumun efendisi haline gelecek.


                  Ahmak ve alçak insanlar dünyanın en mutlu insanları olacak


                  Ticareti dürüst olmayan kişilerin ele geçirecek.


                  Yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek.


                  Yıldız falına inanılacak.



                  Ani ölümler çoğalacak.



                  Cahiller ve dürüst olmayan sûfiler türeyecek.



                  Akrabalık bağı kesilecek.



                  Kitapların sayısı artacak



                  Gasp olayları çoğalacak...




                  istedigini soyleyen istemedigini isitir

                  Yorum

                  • naz
                    Aktif
                    • 17 Ağustos 2008
                    • 373

                    #69
                    ana karnındaki bebegin gelisimi

                    Annenin karnındaki birkaç haftalık embriyo... Gelişimini ana rahminde tamamlayacak.
                    Gelişimini tamamlaması için bağlı olduğu vitelino torbasından ilk birkaç hafta ihtiyaç duyar ve buradan beslenir.

                    8 hafta süren gebeliğin sonunda vitelino torbası işlevini kaybeder... O zaman göbek bağı ile annesine bağlı olan embriyo annesinden yüksek porotein içeren besinleri alır. Dışarıdaki hayat devam ederken o sakince annesinin karnında yüzer..


                    16.cı hafta da onun eklerinin geliştiği zamandır. Gözleri kapalı durur ama kendisii hareket ettirmesi için başlaması için henüz el ve ayaklarını oynatacak durumda değil. 4 boyut ultrasyon cihazı sayesinde onun tamamen vucudunun özelliklerini yüz ifadesini görebilirsiniz.


                    24üncü haftada ciğerleri tamamen oluşmamıştır eğer bu şekilde şu an doğarsa yaşama ümidi var. Şimdi kollarını ayaklarını hareket ettirir gözlerini kırpıştırır ve parmağını emer. Artık içinde buluduğu ortamı fark etmeye başlar


                    Bu evrede bütün embriyolar uyurlar hatta rüya görürler



                    Artık 9 ayını doldurdu doğuma hazır durumda. 40 haftada bir ceninden insana dönüşüyor


                    Birkaç gün içinde ciğerler devreye girecek ve rahimden çıkmak için doğum sinyalleri verecek. Annesinin rahminin içinde sakin sakin uyur. Doğumla kendisinin sakin olarak süren oluşumunun ve geçirdiği tecrübeler sonucu evi olan ana rahmini birazdan bırakacağını bilmiyor.



                    Evet.. Artık doğumun sadece anne için acı veren olay değildir. Cenin içinde acı veren ve gerilimli bir ortam olacaktır

                    istedigini soyleyen istemedigini isitir

                    Yorum

                    • naz
                      Aktif
                      • 17 Ağustos 2008
                      • 373

                      #70
                      sabır

                      Sabır, acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmektir. Yani, şikayet ve feryatta bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belâya katlanmaktır.

                      Sabır, muhalefetten sakınmak, belâların acılığını yudum yudum tadarken, sakin olmak, geçimde fakirlik baş gösterince zengin görünmektir.
                      Sabır, belâ gelince güzel edeple durmak, şikayetsiz olmak, belâda fânî, yok olmaktır. Sabır, afiyet gibi belâ ile de arkadaş ve dost olmak, onunla bulunmaktır.

                      Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. Bunun için atalarımız, (Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır), (Sabır selamettir), (Sabırla koruk helva olur) demişlerdir.

                      Belâlara sabretmek, kurtuluşa sebeptir. Allahü teâlâ, buyuruyor ki: (Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine karşı, ululazm peygamberlerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar hakkında azap için acele etme!) [Ahkaf 35]

                      Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü, (iman nedir?) diye sorulduğunda Peygamber efendimiz, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemî)

                      Sabrın büyüklüğü ve fazileti sebebiyle Kur’an-ı kerimde yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlerin verilecek sevaplar bildiriliyor. Allahü teâlâ buyuruyor ki


                      (Sabredenlerin mükâfatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.) [Nahl 96]
                      (Allah sabredenleri sever.) [İmran 146]
                      (Sabredenlere, mükâfatları hesapsız verilir.) [Zümer 10]
                      (Sabır ve namaz, yalnız Allahtan korkan müminlere kolay gelir.) [Bekara 45]
                      (Sabredenlere [lutfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155]
                      (Eyyubü, [mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allaha yönelir, Ona sığınırdı.) [Sad 44]
                      Sabrın fazileti o kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ, sabrı çok aziz eyledi. Herkes sabır nimetine kavuşamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
                      (Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.) [İ.Gazali]
                      (Eğer sabır insan olsaydı, çok kerim ve cömert olurdu.) [Taberânî]
                      (İbadetin başı sabırdır) (Hakim)
                      (Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemî]
                      (Hak teâlâ, sabırlı ve ihlaslı olanı, sorguya çekmeden Cennete koyar.) [Taberânî]
                      (En hayırlı vasıta sabırdır.) [Hakim-i Tirmizî]

                      (Allahın yardımı, kulun sabrı ile beraberdir.) [Ebu Nuaym]
                      (Dünyada veya ahırette özür dilemek zorunda kalacağın söz ve hareketten uzak durmaya çalış!) [Hakim]
                      (Şu üç kimseye acıyın, merhamet edin! 1- Cahiller arasında kalan âlime, 2- Varlıklı iken yoksul düşen zengine, 3- Çevresinde hatırı sayılırken itibarını kaybeden zata.) [Tirmizî]
                      (Bir kimse, senin ayıplarını söyliyerek seni kötülerse, sen de onun aybını söyleyerek kötülemeye çalışma! Bunun sevabı senin, vebali de kötü söz söyleyenindir. ) [Nesâî]
                      (Hoşlanmadığın şeye sabır etmende büyük hayır vardır.) [Tirmizî]
                      (Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Kazaya rıza, belâya sabır, rahatlıkta duâ.) [Deylemî]
                      Peygamber efendimiz, taş kaldırıp kuvvet denemesi yapanlara sordu:
                      - Bu taşı kaldırmaktan daha zoru nedir?
                      - Bildir ya Resulallah, dediler.
                      - Öfkeli iken, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taş kaldıranınızdan daha kuvvetlidir. [T. Gafilin]

                      Demek ki, belâların nimet olması, o belâya sabretmeye ve Allahü teâlânın gönderdiği kazaya razı olmaya bağlıdır. Belâ gelince feryat eden, önüne gelene Rabbini şikayet eden, nimetten mahrum kalır, azaba layık olur. Belâya sabır, peygamberlerin hasletlerindendir.

                      -huzur damlalarından alıntı-
                      Logged
                      istedigini soyleyen istemedigini isitir

                      Yorum

                      • naz
                        Aktif
                        • 17 Ağustos 2008
                        • 373

                        #71
                        Dinimizde "Sabır

                        Kötü huylara sabretmeli

                        Zalime de, mazluma da dinin emrettiği şekilde hareket edilir. İyilik eden, hanımını üzmeyen kocanın nesine sabredilir? Kadın huysuz olursa, kocası sabreder, kocası huysuz olursa hanımı sabreder. Bu imtihanda sabreden çok sevap alır. Kötülük eden, kendine eder.

                        Mazlumların, sabredenlerin yardımcısı Allah’tır. Allahü teâlâ, kimsenin hakkını kimsede koymaz. Sabredenlere sayısız mükafat verir.

                        Karı-koca birbirinin kötü huylarına sabretmelidir! Hadis-i şerifte, (Hanımın kötü huyuna sabreden erkek, Eyyube sabrından dolayı verilen sevap gibi ecre, kocasının kötü huylarına sabreden kadın da, Âsiyeye verilen sevaba kavuşur) buyuruldu. [İ.Gazali]

                        Kur'an-ı kerimde de, Allahü teâlânın sabredenlerle beraber olacağı ve sabredenlerin mükafatlarının hesapsız verileceği bildirilmiştir. (Enfal 46, Zümer 10)

                        İyi insan, yalnız başkalarına kötülük etmeyen kimse demek değildir. Başkalarından gelen kötülüklere de güzel sabreden kimsedir.
                        istedigini soyleyen istemedigini isitir

                        Yorum

                        • naz
                          Aktif
                          • 17 Ağustos 2008
                          • 373

                          #72
                          *****arkadaslık*****

                          Vietnam’da
                          savaştıktan sonra sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir
                          hikaye anlatılır. “San Francisco’dan ailesini aradı Anne baba, eve
                          donuyorum, ama sizden bişey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da
                          getirmek istiyorum.” “Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz,” diye
                          cevapladılar. “Oğulları, “Bilmeniz gereken bişey var” diye devam etti.
                          “Arkadaşım savaşta ağır yaralandı. Bir mayına bastı ve bir koluyla
                          ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok, ve onun gelip bizimle
                          kalmasını istiyorum.” “Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka
                          bir yer bulmasana yardımcı olabiliriz.” “Hayır. Anne, baba, onun
                          bizimle yasamasını istiyorum.” “Oğlum,” dedi babası, “bizden ne
                          istediğini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük
                          olur. Bizim kendi hayatimiz var, ve bunun gibi birşeyin hayatımıza
                          engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadasın unutup eve
                          dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır.” Oğlu o anda telefonu
                          kapattı. Ailesi ondan bir sure haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San
                          Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan
                          düşüp olduğunu öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu.
                          Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco’ya uçtular ve oğullarının
                          cesedini tespit etmek icin şehir morguna götürülduler. Onu tanıdılar,
                          ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler: Oğullarının
                          sadece bir kolu ve bir bacağı vardı. Bu hikayedeki aile de birçoğumuz
                          gibi. Güzel olan yada birlikte olmaktan zevk aldığımız insanları sevmek
                          bizim için çok kolay, ama bize rahatsızlık veren yada yanlarında
                          kendimizi rahatsız hissettiğimiz insanları sevmiyoruz. Bizim kadar
                          sağlıklı, güzel yada akilli olmayan insanların yanından uzak durmayı
                          tercih ediyoruz. Neyse ki, bize bu şekilde davranmayan biri var. Biz ne
                          kadar bozulmuş olursak olalım, bizi sonsuz ailesinin yanına çağıran
                          şartsız sevgiyle seven biri. Bu gece, uyumadan önce, insanları olduğu
                          gibi kabul edebilmemiz ve bizden farklı olanlara karsı daha anlayışlı
                          olabilmemiz için gereken gücü vermesi için Allah’a kısa bir dua edelim.
                          Kalbimizde Arkadaşlık adında bir mucize var. Nasıl oldugunu veya nasıl
                          başladığını anlamazsınız. Ama bu özel armağanı bilirsiniz ve
                          Arkadaşlığın Allah’nın en büyük armağanı olduğunu anlarsınız. Gerçekten
                          de arkadaşlar çok nadide mücevherlerdir. Sizi gülümsetip basarmaniz
                          icin cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini size açmak
                          isterler.
                          istedigini soyleyen istemedigini isitir

                          Yorum

                          • naz
                            Aktif
                            • 17 Ağustos 2008
                            • 373

                            #73
                            Baba Unutur

                            Dinle oğlum, bunları sana sen uyurken söylüyorum. Küçücük elini yanağının altına sokmuşsun, nemli alnındaki sarı lülelerin yapış yapış ıslak. Odana bir hırsız gibi süzülerek girdim. Birkaç dakika önce kütüphanede oturmuş gazetemi okurken vicdan azabım nefes kesen bi dalga gibi üstüme geldi. Bir suçlu gibi yatağının başucuna geldim. Neler mi düşündüm oğlum? Sabah sabah kızmıştım. Okula gitmek üzere giyinirken seni azarladım, çünkü yüzünü ıslak havluyla öylesine silivermiştin. Ayakkabılarının kirli olduğunu görünce sana onları temizlettim. Bazı eşyalarını yere attığında sana öfkeyle bağırdım. Kahvaltı ederken bir sürü kusurunu buldum. Yiyecekleri etrafına saçıyordun, lokmalarını çiğnemeden yutuyordun, ekmeğine çok fazla tereyağı sürmüştün. Sen oyun oynamaya gidiyordun, bense trenime yetişmek zorundaydım. Bana baktın elini salladın ve “Güle güle babacığım” dedin. Ben ise kaşlarımı çattım ve “Dik dur!” dedim sana. Akşam üzeri de durum farksızdı. Eve gelirken seni yere çömelmiş arkadaşlarınla bilye oynarken buldum. Çorapların yırtılmıştı. Arkadaşlarının önünde seni küçük düşürdüm ve kolundan tutup eve götürdüm. Bu çoraplar çok pahalıydı ve giymek istiyorsan dikkatli olmalıydın. Düşün oğlum bunları sana baban söylüyordu! Hatırlıyor musun? Sonra çalışma odama girdin.Gözlerinde incinmiş bir ifade vardı. Kağıtlarımın üzerinden sana baktığımda bir an için çıkmaya yeltendin. “Ne istiyorsun?” diye bağırdım sana. Hiç bir şey söylemeden koşup boynuma sarıldın ve beni öptün. Hem de büyük bir sevgiyle. Sonra koşarak dışarı çıktın. Kağıdım elimden düştü. Bana neler oluyordu? Sürekli senin hatalarını buluyordum. Seni böyle ödüllendiriyordum. Seni sevmediğim için değil bu; senden çok şey beklediğim için. Seni kendi çağımın değer yargılarına göre değerlendiriyorum çünkü. Oysa ki senin pek çok güzel özelliğin var. Kalbin öylesine yüce ki! Bu gece gelip beni öpüşün de bunu kanıtlıyor.Bu gece başka hiçbir şeyin önemi yok oğlum. Karanlıkta, yatağının yanında diz çöktüm ve çok utanıyorum.Bunları sana uyanıkken anlatsam da anlamazsın biliyorum. Ama yarın gerçek bir baba olacağım. Seninle oynayacağım. Sen acı çektiğinde acı çekecek, sen güldüğünde güleceğim. Dilimin ucuna kötü şeyler geldiğinde dilimi ısıracağım. Kendi kendime sürekli, “O bir çocuk!” diyeceğim. Ben seni büyük bir adam gibi gördüm. Oysa ki sen daha küçük bir çocuksun. Daha dün annenin kolları arasındaydın, başını onun omzuna dayamıştın. Ah, senden çok şey bekledim oğlum, çok şey bekledim. İnsanları eleştirmek yerine onları anlamaya çalışalım. Ne yapmak istediklerini anlayalım.eleştiriden çok daha yararlı Sempati, hoşgörü ve nezaket dır. “Bilmek affetmektir.” Dr. Johnson’ın da söylediği gibi, “ALLAH bile insanı son gününe kadar yargılamaz.” O halde neden biz yargılayalım? Eleştirmeyin, kınamayın ve şikayet etmeyin!

                            en önemliside insanları hatalarıyla sevmek hickimse dört dörtlük degildir hatasız dost arayan dostsuz kalırmıskalp kırmak kolaydır tamiri zordur bi anlık sinirimize kapılıp kalp kıranlardan olmayalım
                            istedigini soyleyen istemedigini isitir

                            Yorum

                            • naz
                              Aktif
                              • 17 Ağustos 2008
                              • 373

                              #74
                              Bana Yanlış Oldugunu İspatla

                              Resmi Orjinal Boyutunda (717x454 110KB) Görmek İçin Tıklayınız...
                              istedigini soyleyen istemedigini isitir

                              Yorum

                              • naz
                                Aktif
                                • 17 Ağustos 2008
                                • 373

                                #75
                                Ne güzel cahildik.Keşke hep öyle kalsaydık....




                                Dışarıda kar...
                                Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
                                Kuzinenin üzerinde demir maşa...Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
                                Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...

                                Sucuk lükstü.
                                Yumurta lezzetli.
                                Ekmek her zaman ekmek gibi...
                                Bir kez olsun kümesten yumurta almamış bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...

                                Dışarıda kar...
                                İçeride kanaat...
                                İçeride huzur...

                                Televizyon yoktu.

                                Gazete de her zaman olmazdı.
                                Öyle güzel cahildik ki keyfimiz bozulmazdı hiç!
                                Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer kokusuna râm olurduk.
                                Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuydu.
                                Sonra illa ki büyüklerin anlattığı hikâyeler hatıralar...
                                Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine geniş ve besleyici bir masal dünyası...

                                Lezzet bir tarafa kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
                                Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi sağlıklıydı lezzetliydi ve mis gibi kokardı.

                                Çay da kokardı...
                                Domates de...
                                Bütün bu nefasete küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.


                                Dışarıda kar...
                                İçeride huzur...
                                Zam endişesi doğal gazın kesilm e korkusu yolda kalma telaşı rejim tehlikesi... Kimin umurunda...
                                Ne güzel cahildik.
                                Mutluluğun resmini çiziyorduk...
                                alıntı
                                Last edited by naz; 30 Mart 2009, 01:01.
                                istedigini soyleyen istemedigini isitir

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information