En acı Söz Susmaktır. Gözlerinle aşagı bakıp gitmektir.
hayata dair+Naz+
Collapse
X
-
susmak bir sanattır karsı tarafa verilecek en guzel sözdür aslında anlayana tabiOperasyoncu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı gösterEn acı Söz Susmaktır. Gözlerinle aşagı bakıp gitmektir.
istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
-
sırf kellikten kurtulsunlarmı diyemi alacaksınız sayın cakal baska art niyet aramayım yani oylemiÇAKAL Nickli Üyeden Alıntı Mesajı gösterArap kökenli bir hatun alıp memleketin evlatlarını kellikten kurtarmak.Kıvırcık olurlar ama saçlar sağlam olur.


istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
-
Benimkisi tavsiye.naz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göstersırf kellikten kurtulsunlarmı diyemi alacaksınız sayın cakal baska art niyet aramayım yani oylemi

Bonuslu çocuklara sahip olmak ta güzel.:081:
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-
bende zor okunduğunu düşünüyorum..hatta okuyamıyordum da maus la üzerine tıklayıp gölgelendirerek okuyordum..naz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı gösterestagfurullah sayın günes bende öyle görünüyor bende okunaklı olmasına dikkat ediyorum bende sayfa beyaz ve gayet okunaklı gorunyor diger arkadaslarda yazsın bakalım sorun bendemi anlayalım olmazmı
koyu renkler beyaz zeminde herzaman güzel durur.dostane bir öneri
turuncu da zorluyor çünkü..
saygılar,sevgiler..Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.
Yorum
-
Çocuklara "Allah" Kavramının Doğru Öğretilmesinin Önemi...
Aile
çocuğun dini gelişiminde
en fazla etkiye sahiptir. Birey
diğer tüm davranışlarının şekillenmesinde olduğu gibi
Allah inancı ve diğer dini içerikli konularda da
ailenin etkisi altında kalır. Özellikle 2-6 yaşları arası çocuklar
kolay inanırlık ve taklit özellikleri gereği
anne-babanın her söylediğine inanır ve onların her yaptıklarını taklit etmeye çalışırlar. Bunu yaparken de
ne bir şüphe duyar
ne de itiraz etmeyi düşünürler. 
Bu dönemde çocuğa verilen dini eğitim
bu konularda kullanılan ifadeler
özellikle de korkutucu yaklaşımlar
onun dini gelişimi açısından son derece önemlidir. Örneğin
Allah ile ilgili olarak
“Allah seni gökten izliyor
sana ceza verecek”
“Yaramazlık yaptığında seni cehenneminde yakar”
“Allah seni taş eder” vb. ifadeler
Allah’ı çocuğun zihninde ceza veren bir varlık olarak algılamasına yol açacaktır. Çocuğun yaramazlık olarak değerlendirilen davranışlarıyla baş edebilmek için
“Allah” kavramını kullanmak
her ne kadar bilinçsizce yapılıyor olsa dahi
son derece yanlış ve tehlikelidir. Bu şekildeki yanlış din eğitiminin
yanlış bilgilendirme ve yönlendirmenin en önemli etkisi
çocuğun kişilik yapısı üzerinde olacaktır. Allah
ahiret
cehennem vb. dini konuları
birer korku unsuru olarak algılayan çocuklar
ailelerin bu konulardaki ısrarlı korkutmaları karşısında zamanla bu korkularını daha da derinleştirerek
çeşitli gelişim sorunları yaşayabilirler. Ayrıca
Allah ve din ile ilgili konuları
olumsuz duygu ve düşüncelerle değerlendirebilirler.Çocuklar
her şeyden önce ilgi ve sevgiye ihtiyaç duyarlar. Bu anlamda
ilgi ve sevgi gördüklerine yaklaşır
korku ve baskı gördüklerinden kaçınmak isterler. Aslında yetişkinler de aynı yapıdadırlar. Ama çocuklarda bu yönelimlerin oranı daha yüksek olur. Çünkü onlar
korku ve baskıyı göğüsleyebilmede bir yetişkin kadar güçlü olamazlar. Bu nedenle
çocukların zihinlerindeki ve kalplerindeki Allah anlayışı
kesinlikle onları seven ve onlarla sevgi ve merhametle ilgilenen bir varlık şeklinde olmalıdır.
Yine çocuklar
özellikle hayatın ilk yıllarında
dış dünyaya güvenip güvenmeme konusunda bir tür karar geliştirirler. Bu anlamda güven duygusunun gelişmesi
çocukların kendi dışındakilerin güvenilir ve tutarlı olup olmadıklarını bilmelerini ifade eder. Özellikle de ihtiyaçları olduğunda
bunu giderecek kimseler bulunmadığında güvensizlik duygusu geliştirirler. Bu duygu doğumdan itibaren ilk iki yıl içinde yeterince gelişmediğinde
daha sonraki yıllarda çocuğun sorunlu olmasına yol açabilir.

İşte bu noktada
öncelikle anne-babaya düşen görev
çocuğu sağlıklı ve doğru bir din eğitimi ile
sevecen
tutarlı
güvenilir bir kaynağa yöneltmektir. Yani çocuktaki güven eksikliğini yok etmeye çalışmaktır. Eğer anne-babalar
hurafelere dayanmayan ve katı yaptırımlarla hayatı zorlaştırmayan
en azından çocuk açısından bakıldığında
onun çocukça yaşantı ve düşüncelerini baskılamayan bir dini inanca sahip iseler
bu çocuğun güven duygusunu pekiştirmesi yahut geç de olsa kazanmasında olumlu rol oynar. Anne-babanın dini inançları vasıtasıyla kazandıkları iç güvenlik duygusu çocuğa geçer ve bebeğin dünyanın güvenilir bir yer olduğunu anlamasına yardımcı olur.
Bu güven duygusunun gelişimi
ileri hayattaki güven duygusunun yaşanma şeklini belirleyecek kadar önemlidir. Bu nedenle
onlara kızan ve ceza veren bir Allah anlayışı
onlarda güven oluşturmayacaktır. Üstelik yetişkinlerin
ibadet ve dua gibi dini davranışlarla yöneldikleri ve en güçlü olduğunu söyledikleri Allah isimli varlığın
çocuklara kızan ve onları cezalandıran birisi olması
çocuğun tüm hayata ve dış dünyaya olan güvenini temelli sarsacaktır.
Mademki Allah bu kadar büyük ve güçlüdür
o halde onun tutarlı ve güvenilecek bir varlık olması son derece önemlidir. Aksi halde çocuk için dış dünya
korku ve güvensizlik kaynağı olmaktan başka bir anlam ifade etmeyebilir.
O halde
çocuklara dini konular ve özellikle Allah kavramı öğretilirken
Allah’ın onları seven
onlara merhametle yaklaşan
bir varlık olduğu anlayışı öne çıkarılmalıdır.
Bu anlayışla yetişen çocuk
Allah’tan korkarak kaçmak yerine
O’nu her zaman kalbinde duyarak
kendini güvende hissedecektir. Önemli olan onun “Allah çocuklara kızmaz ve onları cezalandırmaz; aksine
onlara merhamet eder ve onları sever” şeklinde düşünebilmesini sağlayabilmektir.
Bu inanç ve anlayış çocuğun zihnine yerleştirildiğinde
hem sağlıklı bir dini gelişime imkân sağlanabilecek
hem de onun temel güven duygusu
olumlu bir şekilde kişiliğinde yer alacaktır. Böylece çocuk
hayatının her aşamasında güven duygusu yeterince gelişmiş olmanın yanında
kendi dışındaki dünyayı ve insanları sevmeyi ve sevilmeyi de doğal bir yaşantı haline getirebilecektir.
istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
-
Gerçekleşen kıyamet alametleri
İlahiyatçı yazar Mehmet Paksu "Kıyamet alametlerinin yüzde kaçı çıktı?" sorusunun yanıtını aramış.
Kuran"a göre alametler büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ve küçük alametlerin de neredeyse hepsi çıkmış.
Paksu buna göre dünyanın fazla bir ömrünün kalmadığı kanaatine varırız diyor.
İŞTE KIYAMET ALAMETLERİ

İlim ortadan kalkacak
cehalet yerleşecek.

Sarhoşluk veren içkiler yaygınlaşacak.

Çobanlar zenginleşerek bina yapımında yarışacaklar. Yüksek binalar artacak.

Adam öldürme olayları ve fitne artacak.

Elli kadına bir erkek düşecek derecede kadın nüfusu çoğalacak.

Kadınlar sosyal konum açısından ön plana çıkarılacak.

Kadınlar erkeklere benzemeye çalışacak.

Erkekler erkeklerle
kadınlar da kadınlarla yetinecekler.

Zina açıkça işlenir hale gelecek.

Kötülük ve fuhuş yayılacak.

Açıklık yayılacak
hayâsızlık çoğalacak.

İnsanlar hayatlarından bıkarak ölülere imrenecek.

Allah allah diyecek kimse kalmayacak.

Geceyle gündüz birbirine eşit hale gelerek kıyametin kopuş zamanı yaklaşacak

Camiler süslenecek
ama ibadete önem verilmeyecek

Cihad ve irşad faaliyetleri terk edilecek.

Sadece din dışı ilimler öğrenilecek.

Kur'ân'ın önemi insanlar tarafından unutulacak.

Namaz kılınmayacak.

Emanete riayet edilmeyecek.

Ebeveyne isyan edilip beyler hanımlarının emrine girecek.

Toplumlar geçmişlerine lanet okuyacak.

Seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak.

Yöneticiler insanlara zulmedecek.

Liderliğe elverişli kimseler azalacak.

Şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek.

Fâsıklar toplumun efendisi haline gelecek.

Ahmak ve alçak insanlar dünyanın en mutlu insanları olacak

Ticareti dürüst olmayan kişilerin ele geçirecek.

Yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek.

Yıldız falına inanılacak.

Ani ölümler çoğalacak.

Cahiller ve dürüst olmayan sûfiler türeyecek.

Akrabalık bağı kesilecek.

Kitapların sayısı artacak

Gasp olayları çoğalacak...

istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
-
ana karnındaki bebegin gelisimi
Annenin karnındaki birkaç haftalık embriyo... Gelişimini ana rahminde tamamlayacak.
Gelişimini tamamlaması için bağlı olduğu vitelino torbasından ilk birkaç hafta ihtiyaç duyar ve buradan beslenir.
8 hafta süren gebeliğin sonunda vitelino torbası işlevini kaybeder... O zaman göbek bağı ile annesine bağlı olan embriyo annesinden yüksek porotein içeren besinleri alır. Dışarıdaki hayat devam ederken o sakince annesinin karnında yüzer..

16.cı hafta da onun eklerinin geliştiği zamandır. Gözleri kapalı durur
ama kendisii hareket ettirmesi için başlaması için henüz el ve ayaklarını oynatacak durumda değil. 4 boyut ultrasyon cihazı sayesinde onun tamamen vucudunun özelliklerini
yüz ifadesini görebilirsiniz.

24üncü haftada ciğerleri tamamen oluşmamıştır eğer bu şekilde şu an doğarsa
yaşama ümidi var. Şimdi kollarını ayaklarını hareket ettirir
gözlerini kırpıştırır ve parmağını emer. Artık içinde buluduğu ortamı fark etmeye başlar

Bu evrede bütün embriyolar uyurlar
hatta rüya görürler

Artık 9 ayını doldurdu doğuma hazır durumda. 40 haftada bir ceninden insana dönüşüyor

Birkaç gün içinde ciğerler devreye girecek ve rahimden çıkmak için doğum sinyalleri verecek. Annesinin rahminin içinde sakin sakin uyur. Doğumla kendisinin sakin olarak süren oluşumunun ve geçirdiği tecrübeler sonucu
evi olan ana rahmini birazdan bırakacağını bilmiyor.

Evet.. Artık doğumun sadece anne için acı veren olay değildir. Cenin içinde acı veren ve gerilimli bir ortam olacaktır
istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
-
sabır
Sabır, acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmektir. Yani, şikayet ve feryatta bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belâya katlanmaktır.
Sabır, muhalefetten sakınmak, belâların acılığını yudum yudum tadarken, sakin olmak, geçimde fakirlik baş gösterince zengin görünmektir.
Sabır, belâ gelince güzel edeple durmak, şikayetsiz olmak, belâda fânî, yok olmaktır. Sabır, afiyet gibi belâ ile de arkadaş ve dost olmak, onunla bulunmaktır.
Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. Bunun için atalarımız, (Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır), (Sabır selamettir), (Sabırla koruk helva olur) demişlerdir.
Belâlara sabretmek, kurtuluşa sebeptir. Allahü teâlâ, buyuruyor ki: (Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine karşı, ululazm peygamberlerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar hakkında azap için acele etme!) [Ahkaf 35]
Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü, (iman nedir?) diye sorulduğunda Peygamber efendimiz, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemî)
Sabrın büyüklüğü ve fazileti sebebiyle Kur’an-ı kerimde yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlerin verilecek sevaplar bildiriliyor. Allahü teâlâ buyuruyor ki
(Sabredenlerin mükâfatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.) [Nahl 96]
(Allah sabredenleri sever.) [İmran 146]
(Sabredenlere, mükâfatları hesapsız verilir.) [Zümer 10]
(Sabır ve namaz, yalnız Allahtan korkan müminlere kolay gelir.) [Bekara 45]
(Sabredenlere [lutfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155]
(Eyyubü, [mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allaha yönelir, Ona sığınırdı.) [Sad 44]
Sabrın fazileti o kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ, sabrı çok aziz eyledi. Herkes sabır nimetine kavuşamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.) [İ.Gazali]
(Eğer sabır insan olsaydı, çok kerim ve cömert olurdu.) [Taberânî]
(İbadetin başı sabırdır) (Hakim)
(Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemî]
(Hak teâlâ, sabırlı ve ihlaslı olanı, sorguya çekmeden Cennete koyar.) [Taberânî]
(En hayırlı vasıta sabırdır.) [Hakim-i Tirmizî]
(Allahın yardımı, kulun sabrı ile beraberdir.) [Ebu Nuaym]
(Dünyada veya ahırette özür dilemek zorunda kalacağın söz ve hareketten uzak durmaya çalış!) [Hakim]
(Şu üç kimseye acıyın, merhamet edin! 1- Cahiller arasında kalan âlime, 2- Varlıklı iken yoksul düşen zengine, 3- Çevresinde hatırı sayılırken itibarını kaybeden zata.) [Tirmizî]
(Bir kimse, senin ayıplarını söyliyerek seni kötülerse, sen de onun aybını söyleyerek kötülemeye çalışma! Bunun sevabı senin, vebali de kötü söz söyleyenindir. ) [Nesâî]
(Hoşlanmadığın şeye sabır etmende büyük hayır vardır.) [Tirmizî]
(Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Kazaya rıza, belâya sabır, rahatlıkta duâ.) [Deylemî]
Peygamber efendimiz, taş kaldırıp kuvvet denemesi yapanlara sordu:
- Bu taşı kaldırmaktan daha zoru nedir?
- Bildir ya Resulallah, dediler.
- Öfkeli iken, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taş kaldıranınızdan daha kuvvetlidir. [T. Gafilin]
Demek ki, belâların nimet olması, o belâya sabretmeye ve Allahü teâlânın gönderdiği kazaya razı olmaya bağlıdır. Belâ gelince feryat eden, önüne gelene Rabbini şikayet eden, nimetten mahrum kalır, azaba layık olur. Belâya sabır, peygamberlerin hasletlerindendir.
-huzur damlalarından alıntı-
Logged
istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
-
Dinimizde "Sabır
Kötü huylara sabretmeli
Zalime de, mazluma da dinin emrettiği şekilde hareket edilir. İyilik eden, hanımını üzmeyen kocanın nesine sabredilir? Kadın huysuz olursa, kocası sabreder, kocası huysuz olursa hanımı sabreder. Bu imtihanda sabreden çok sevap alır. Kötülük eden, kendine eder.
Mazlumların, sabredenlerin yardımcısı Allah’tır. Allahü teâlâ, kimsenin hakkını kimsede koymaz. Sabredenlere sayısız mükafat verir.
Karı-koca birbirinin kötü huylarına sabretmelidir! Hadis-i şerifte, (Hanımın kötü huyuna sabreden erkek, Eyyube sabrından dolayı verilen sevap gibi ecre, kocasının kötü huylarına sabreden kadın da, Âsiyeye verilen sevaba kavuşur) buyuruldu. [İ.Gazali]
Kur'an-ı kerimde de, Allahü teâlânın sabredenlerle beraber olacağı ve sabredenlerin mükafatlarının hesapsız verileceği bildirilmiştir. (Enfal 46, Zümer 10)
İyi insan, yalnız başkalarına kötülük etmeyen kimse demek değildir. Başkalarından gelen kötülüklere de güzel sabreden kimsedir.
istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
-
*****arkadaslık*****
Vietnam’da
savaştıktan sonra sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir
hikaye anlatılır. “San Francisco’dan ailesini aradı Anne baba, eve
donuyorum, ama sizden bişey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da
getirmek istiyorum.” “Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz,” diye
cevapladılar. “Oğulları, “Bilmeniz gereken bişey var” diye devam etti.
“Arkadaşım savaşta ağır yaralandı. Bir mayına bastı ve bir koluyla
ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok, ve onun gelip bizimle
kalmasını istiyorum.” “Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka
bir yer bulmasana yardımcı olabiliriz.” “Hayır. Anne, baba, onun
bizimle yasamasını istiyorum.” “Oğlum,” dedi babası, “bizden ne
istediğini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük
olur. Bizim kendi hayatimiz var, ve bunun gibi birşeyin hayatımıza
engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadasın unutup eve
dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır.” Oğlu o anda telefonu
kapattı. Ailesi ondan bir sure haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San
Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan
düşüp olduğunu öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu.
Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco’ya uçtular ve oğullarının
cesedini tespit etmek icin şehir morguna götürülduler. Onu tanıdılar,
ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler: Oğullarının
sadece bir kolu ve bir bacağı vardı. Bu hikayedeki aile de birçoğumuz
gibi. Güzel olan yada birlikte olmaktan zevk aldığımız insanları sevmek
bizim için çok kolay, ama bize rahatsızlık veren yada yanlarında
kendimizi rahatsız hissettiğimiz insanları sevmiyoruz. Bizim kadar
sağlıklı, güzel yada akilli olmayan insanların yanından uzak durmayı
tercih ediyoruz. Neyse ki, bize bu şekilde davranmayan biri var. Biz ne
kadar bozulmuş olursak olalım, bizi sonsuz ailesinin yanına çağıran
şartsız sevgiyle seven biri. Bu gece, uyumadan önce, insanları olduğu
gibi kabul edebilmemiz ve bizden farklı olanlara karsı daha anlayışlı
olabilmemiz için gereken gücü vermesi için Allah’a kısa bir dua edelim.
Kalbimizde Arkadaşlık adında bir mucize var. Nasıl oldugunu veya nasıl
başladığını anlamazsınız. Ama bu özel armağanı bilirsiniz ve
Arkadaşlığın Allah’nın en büyük armağanı olduğunu anlarsınız. Gerçekten
de arkadaşlar çok nadide mücevherlerdir. Sizi gülümsetip basarmaniz
icin cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini size açmak
isterler.istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
-
Baba Unutur
Dinle oğlum, bunları sana sen uyurken söylüyorum. Küçücük elini yanağının altına sokmuşsun, nemli alnındaki sarı lülelerin yapış yapış ıslak. Odana bir hırsız gibi süzülerek girdim. Birkaç dakika önce kütüphanede oturmuş gazetemi okurken vicdan azabım nefes kesen bi dalga gibi üstüme geldi. Bir suçlu gibi yatağının başucuna geldim. Neler mi düşündüm oğlum? Sabah sabah kızmıştım. Okula gitmek üzere giyinirken seni azarladım, çünkü yüzünü ıslak havluyla öylesine silivermiştin. Ayakkabılarının kirli olduğunu görünce sana onları temizlettim. Bazı eşyalarını yere attığında sana öfkeyle bağırdım. Kahvaltı ederken bir sürü kusurunu buldum. Yiyecekleri etrafına saçıyordun, lokmalarını çiğnemeden yutuyordun, ekmeğine çok fazla tereyağı sürmüştün. Sen oyun oynamaya gidiyordun, bense trenime yetişmek zorundaydım. Bana baktın elini salladın ve “Güle güle babacığım” dedin. Ben ise kaşlarımı çattım ve “Dik dur!” dedim sana. Akşam üzeri de durum farksızdı. Eve gelirken seni yere çömelmiş arkadaşlarınla bilye oynarken buldum. Çorapların yırtılmıştı. Arkadaşlarının önünde seni küçük düşürdüm ve kolundan tutup eve götürdüm. Bu çoraplar çok pahalıydı ve giymek istiyorsan dikkatli olmalıydın. Düşün oğlum bunları sana baban söylüyordu! Hatırlıyor musun? Sonra çalışma odama girdin.Gözlerinde incinmiş bir ifade vardı. Kağıtlarımın üzerinden sana baktığımda bir an için çıkmaya yeltendin. “Ne istiyorsun?” diye bağırdım sana. Hiç bir şey söylemeden koşup boynuma sarıldın ve beni öptün. Hem de büyük bir sevgiyle. Sonra koşarak dışarı çıktın. Kağıdım elimden düştü. Bana neler oluyordu? Sürekli senin hatalarını buluyordum. Seni böyle ödüllendiriyordum. Seni sevmediğim için değil bu; senden çok şey beklediğim için. Seni kendi çağımın değer yargılarına göre değerlendiriyorum çünkü. Oysa ki senin pek çok güzel özelliğin var. Kalbin öylesine yüce ki! Bu gece gelip beni öpüşün de bunu kanıtlıyor.Bu gece başka hiçbir şeyin önemi yok oğlum. Karanlıkta, yatağının yanında diz çöktüm ve çok utanıyorum.Bunları sana uyanıkken anlatsam da anlamazsın biliyorum. Ama yarın gerçek bir baba olacağım. Seninle oynayacağım. Sen acı çektiğinde acı çekecek, sen güldüğünde güleceğim. Dilimin ucuna kötü şeyler geldiğinde dilimi ısıracağım. Kendi kendime sürekli, “O bir çocuk!” diyeceğim. Ben seni büyük bir adam gibi gördüm. Oysa ki sen daha küçük bir çocuksun. Daha dün annenin kolları arasındaydın, başını onun omzuna dayamıştın. Ah, senden çok şey bekledim oğlum, çok şey bekledim. İnsanları eleştirmek yerine onları anlamaya çalışalım. Ne yapmak istediklerini anlayalım.eleştiriden çok daha yararlı Sempati, hoşgörü ve nezaket dır. “Bilmek affetmektir.” Dr. Johnson’ın da söylediği gibi, “ALLAH bile insanı son gününe kadar yargılamaz.” O halde neden biz yargılayalım? Eleştirmeyin, kınamayın ve şikayet etmeyin!
en önemliside insanları hatalarıyla sevmek hickimse dört dörtlük degildir hatasız dost arayan dostsuz kalırmıs
kalp kırmak kolaydır tamiri zordur bi anlık sinirimize kapılıp kalp kıranlardan olmayalım
istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
-
Ne güzel cahildik.Keşke hep öyle kalsaydık....

Dışarıda kar...
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa...Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...
Sucuk lükstü.
Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi...
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış
bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında
boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...
Dışarıda kar...
İçeride kanaat...
İçeride huzur...
Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki
keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer
kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuydu.
Sonra illa ki
büyüklerin anlattığı hikâyeler
hatıralar...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine
geniş ve besleyici bir masal dünyası...
Lezzet bir tarafa
kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi
sağlıklıydı
lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı...
Domates de...
Bütün bu nefasete
küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar...
İçeride huzur...
Zam endişesi
doğal gazın kesilm e korkusu
yolda kalma telaşı
rejim tehlikesi... Kimin umurunda...
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk...
alıntıLast edited by naz; 30 Mart 2009, 01:01.istedigini soyleyen istemedigini isitir
Yorum
Yorum