Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ÇAKAL
    Ağa'nın Adamı
    • 27 Haziran 2007
    • 2545

    #121
    Cari açığı çözmek için 6 tedbir

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli, cari açıkla ilgili hükümete bir rapor sundu.
    Hükümet, Türkiye ekonomisinin yumuşak karnı olarak gösterilen cari açık sorununa çözüm bulmak için harekete geçti. Yıl sonu tahmini 50 milyar dolar olarak yeniden revize edilen cari açık sorunu 'altı formül' ile çözüme kavuşacak.

    Altın ithalatına 6 yılda 20,6 milyar dolar gitti .
    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

    Yorum

    • ÇAKAL
      Ağa'nın Adamı
      • 27 Haziran 2007
      • 2545

      #122
      Kaçakçılığı devletin izniyle başlattık

      Banker Kastelli lakaplı Cevher Özden, altın kaçakçılığını 1980'de Maliye Bakanı olan İsmet Sezgin ve Başbakan Süleyman Demirel'in onayıyla başlattıklarını açıkladı.
      Banker Kastelli lakaplı Abidin Cevher Özden, işadamlarının ve üst düzey banka yöneticilerinin adının karıştığı altın kaçakçılığı olayıyla ilgili şok açıklamalarda bulundu. Özden; yurtdışından resmi yollarla döviz getirmek için uygulanan yasadışı işlem için, Süleyman Demirel'in Başbakanlığı döneminde Maliye Bakanı İsmet Sezgin'den yazılı onay aldığını bildirdi.

      'Bırakınız altın kaçırsınlar'
      Özden'in anlatımlarına göre Nasrullah Ayan, Halit Soydan, Vural Akışık, Erol Aksoy, Hüsnü Özyeğin, Yaşar Aktürk, Muhammed Şekerci ve Osman Berkmen'in adının geçtiği altın kaçakçılığının temelleri 1980 Şubatı'nda atıldı. Özden o dönemi şöyle özetledi: "Şubat 1980'de -soyadını anımsayamadığım 'Nazif' adlı bir arkadaş bana geldi ve yurtdışına gayriresmi yollardan altın gönderilmesi ve bunun karşılığında ülkeye bankalar üzerinden döviz transfer edilmesi için kendilerine yardım etmemi istedi. 'Abi sen de bundan nasiplenirsin' dedi. Ben de; 'Hayır, tek kuruş yemem. Daha sonra hesap sorarlar benden' dedim. Konuyu dönemin Maliye Bakanı İsmet Sezgin'e açtım. Sezgin 'Tamam, hemen başlayın' dedi. Ben de 'Şifahi emirle iş yapmam, size bir mektup yazayım, siz de bunu onaylayıp kayıtlarınıza geçirin' dedim. Sezgin konuyu Demirel'e açmış. Demirel beni aradı ve 'Tamam izin veriyoruz. Bu işi yapabilirsiniz' dedi. Bu ne demektir? 'Bırakınız altın kaçırsınlar, bırakınız döviz getirsinler' demek değil midir? Bu mektup Hazine kayıtlarına girdi. Şimdi bulmak isteyenler bulabilirler. Neyse ilk partiyi İsviçre'ye gönderdik. Daha sonraki bütün transferler de İsviçre'den yapıldı. Bunun karşılığı olan para Yapı Kredi ve Akbank'ın Bahçekapı Şubesi'ne yatırıldı. İlk aşamada toplam 100-150 milyon dolarlık altın çıkarıldı. Daha sonra gerisi geldi."

      'Erdem'i Londra'ya sürdürdük'
      Özden, altın kaçakçılığı olayının açığa çıkması üzerine çok sayıda banka yöneticisinin yargılanmaya başladığını anımsatırken, o dönemde Hazine kontrolörlerine ifade verdiğini ve 'herşeyi devletin onayıyla yaptığını' söylediğini belirtti. Özden, "Benim yazdığım mektup Hazine'ye gittikten sonra bize oradan bir yazı geldi. Hazine Genel Sekreteri Kaya Erdem o mektuptan dolayı hakkımızda 117 sayılı para kanununa muhalefetten işlem yapacağını bildirdi. Bu yüzden İsmet Sezgin'i aradım, 'Senin genel sekreterin böyle diyor' dedim. Aradan bir ay geçmeden Erdem Londra'ya ataşe olarak atandı.

      'Sabancı ailesi korundu'
      Hazine tarafından onaylanan mektup sayesinde yargılanmaktan kurtulduğunu anlatan Cevher Özden, Yapı Kredi Bankası yöneticileriyle birlikte Akbank yöneticilerinin de yargılanması gerektiğini, ancak gizli bir elin Sabancı ailesini koruduğunu savundu. Özden şöyle devam etti: "Bu işin resmiyet kazanmasıyla 1950'li 60'lı yıllarda müsteşar ve hatta Başbakanlar'ın bile adının karıştığı Kapalıçarşı eksenli altın kaçakçılığı legalleşmiş oldu. 1984'te Özal döneminden sonra bu iş için tekrar önlem alınınca herşey yine illegal olarak yapılmaya başlandı. Bugün de adını veremeyeceğim pekçok üst düzey isim bu işi yapıyor."



      Canlı yayında dinlemiştim kendisini bu sözleri söylerken.Kimse de çıkıp yalan söylüyor demedi,takip ettiğim kadarı ile.
      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

      Yorum

      • ÇAKAL
        Ağa'nın Adamı
        • 27 Haziran 2007
        • 2545

        #123
        Kastelli'nin İntiharı...........Allah günahlarını affetsin.

        Beden Cenâb-ı Hakkın insanoğluna verdiği en büyük emanettir. Bu emaneti, ruh bedenden kişinin kendi müdahalesi olmaksızın ayrılıncaya kadar korumak gerekir. Bunun için de, kişinin rûhî ve fizikî sıkıntılara sonuna kadar sabır göstermesi İslam'ın amacıdır. Aksi halde intihar etmekle dünyevî sıkıntı ve problemlerini çözeceğini düşünen kişi, hemen intikal edeceği kabır ve daha sonra ahiret hayatında çok daha büyük sıkıntı ve felaketlerle karşılaşır. Hayat, en kötü şartlar altında bile güzeldir. Çünkü, ruh bedende kaldıkça Allah'tan ümit kesilmez. Her geceden sonra gündüz, her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Kulun Allah'a yönelmesi ve O'ndan yardım istemesi, sıkıntı ve problemlerin çözümünün başlangıçnoktasını teşkil eder. Yüce yaratıcı umulmayan, beklenmeyen yer ve yönlerden kolaylıklar ihsan eder. Çünkü O'nun her şeye gücü yeter. O'na dayanan da güç kazanır.


        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

        Yorum

        • KUTERO
          Beybaba
          • 19 Temmuz 2007
          • 437

          #124
          AKP darbeyle değil, alternatif politikalar yaratılarak aşılır

          02.06.2008 | Jale Özgentürk | Söyleşi

          Gazeteci Osman Ulagay'ın yazdığı AKP Gerçeği ve Laik Darbe Fiyaskosu kitabı üç ayda 9 baskı yaptı. Ulagay, AKP'nin ilk iktidar dönemindeki başarısının arkasında yatan nedenleri sorgularken, laik kesime de AKP'yi aşmak için alternatif politikalar üretmesini öneriyor. Ulagay, şunları söylüyor: 'Türkiye belki bir yol ağzında. Bu noktada seçilecek olan yol Türkiye'yi küresel yarışın ön saflarına taşıyabilir, büyük bir çıkmazın içine de sürükleyebilir.'

          ....
          Türkiye'de keskinleşen "biz ve onlar" kamplaşmasının çözülmesini mümkün görüyor musunuz?

          Kolay olmayacak bu. Çünkü bir taraf kendisini rejimin bekçisi olarak görüyor ve bu görevi yerine getirmek için her yöntemi kullanmaya hazır. Türkiye'yi kendi tahayyülüne göre yeniden biçimlendirmek isteyen diğeri taraf ise kendisini zafere yakın hissediyor ve bu amaçla mücadeleyi sürdürüyor. Böyle bir hesaplaşmanın ülkeyi felakete sürükleyeceğini ise iki taraf da görmüyor galiba. Türkiye bugünün dünyasında iyi bir yere gelmek istiyorsa her şeyden önce kendi içinde bir mutabakat sağlamak zorunda. Bunu başaramazsak bir anda gerilere düşebiliriz.
          .....

          http://www.referansgazetesi.com/habe...288&KOS_KOD=57
          İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
          İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

          [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

          [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

          Yorum

          • KUTERO
            Beybaba
            • 19 Temmuz 2007
            • 437

            #125
            Tarih yorumculuğu yargının işi midir

            02.06.2008 | Nabi Yağcı | Yorum

            Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti kapatma davasında esasa ilişkin görüşünü yüksek mahkemeye, kendisine tanınan bir aylık sürenin son gününde sundu. Metni internette bularak inceledim. Doğrusu bu metnin kapsamı daha önce de başka örneklerini görmüş olduğum için benim için şaşırtıcı değildi. Fakat "alışmışlıktan" kurtularak bakıldığında gerçekte şaşırtıcıdır. Nitekim basında, örneğin Star gazetesinde esas hakkındaki mütalaanın tarih yorumu çok haklı olarak şaşırtıcı bulunmuş. Kafamdaki soru yalnızca bu mütalaa ile sınırlı değildir, özellikle siyasi davalarda savcıların iddianamelerinde veya mahkeme kararlarında sıklıkla karşılaştığımız bir durumla ilgilidir.

            Sorum şudur: Yargı kurumları iddia veya karar gerekçelerinde yorumlarını pozitif hukuk alanını aşan biçimde kendilerini bir tarihçi, sosyolog, siyaset bilimcisi veya teolog yerine koyarak yapabilirler mi?

            Bu sorumun geniş anlamda devlet-hukuk-ideoloji ya da devletin ideolojik aygıtı olarak hukuk bağlamında yanıtını biliyor olsam da sormak gereğini yine de duyuyorum. Çünkü dünden farklı olarak günümüzde insan hakları hukuku ulusal hukukların üstündedir. Elbette bu yeni durum ulusal hukukların artık işlevini yitirdikleri anlamında değildir. Fakat söz konusu olan insan hakları olduğunda "bize göre hukuk, bize göre demokrasi"den söz edilemez, edilememeli.

            Bu nedenledir ki savcıların ve yargıçların Avrupa İnsan Hakları Hukuku konusunda eğitilmesi gündemdedir. Böyle bir eğitimin ne denli önemli ve gerekli olduğunu TESEV'in bu konuda yaptığı bir araştırma çarpıcı biçimde ortaya koymuştu ve bende köşeme almış, dikkat çekmiştim.
            Derdimi biraz daha somuta dökeyim:
            ...

            http://www.referansgazetesi.com/habe...&HBR_KOD=98251
            İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
            İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

            [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

            [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

            Yorum

            • MAGGGMA
              ...................
              • 12 Haziran 2007
              • 1375

              #126
              ÇAKAL Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
              Beden Cenâb-ı Hakkın insanoğluna verdiği en büyük emanettir. Bu emaneti, ruh bedenden kişinin kendi müdahalesi olmaksızın ayrılıncaya kadar korumak gerekir. Bunun için de, kişinin rûhî ve fizikî sıkıntılara sonuna kadar sabır göstermesi İslam'ın amacıdır. Aksi halde intihar etmekle dünyevî sıkıntı ve problemlerini çözeceğini düşünen kişi, hemen intikal edeceği kabır ve daha sonra ahiret hayatında çok daha büyük sıkıntı ve felaketlerle karşılaşır. Hayat, en kötü şartlar altında bile güzeldir. Çünkü, ruh bedende kaldıkça Allah'tan ümit kesilmez. Her geceden sonra gündüz, her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Kulun Allah'a yönelmesi ve O'ndan yardım istemesi, sıkıntı ve problemlerin çözümünün başlangıçnoktasını teşkil eder. Yüce yaratıcı umulmayan, beklenmeyen yer ve yönlerden kolaylıklar ihsan eder. Çünkü O'nun her şeye gücü yeter. O'na dayanan da güç kazanır.


              http://fikih.ihya.org/ans.php?t2=oku&an=581&g=Qm94&s=1
              Ölümdeeeeeeeee vaaaaaaaaaaaaaaaar...
              Mazlumun ahı böyle çıkar işte...

              Yorum

              • ÇAKAL
                Ağa'nın Adamı
                • 27 Haziran 2007
                • 2545

                #127
                Eşi başörtülü diye otele alınmadı geceyi ailesiyle karakolda geçirdi

                'www.gezisitesi.com' adresinden 23 Mayıs'ta Bodrum Mavi Kumsal Oteli'ne üç kişilik rezervasyon yaptıran Ahmet A., 274 YTL'lik ücreti de peşin ödedi. 1 Haziran'da 21.00 sularında 2 yaşındaki çocuklarıyla otele giden çifte, lobide bir süre bekletildikten sonra problem olduğu söylendi. Otel yetkilileriyle telefon görüşmesi yapan resepsiyon görevlisi, Ahmet A.'ya, "Eşinizin türbanlı olmasından dolayı sizi otele alamayacağız." dedi. Çifte standartla karşı karşıya kaldıklarını belirten çift, otelin böyle bir kuralı varsa görmek istediklerini söyledi. Otel yetkilisi ise, "Gerekçe göstermek ve sizi otele almak zorunda değiliz." diye karşılık verdi. Bunun üzerine rezervasyon yaptırırken ödedikleri paranın iadesini isteyen A. çiftine yine olumsuz cevap verildi.
                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                Yorum

                • ÇAKAL
                  Ağa'nın Adamı
                  • 27 Haziran 2007
                  • 2545

                  #128
                  Pompadan akan her litreyi Maliye anında görecek

                  Maliye Bakanlığı, akaryakıt istasyonlarını hem kaçak akaryakıt hem de vergi için yakın izlemeye alacak elektronik bir sistemi devreye sokuyor.

                  http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/9...d=196&sz=59155
                  Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                  Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                  Yorum

                  • MAGGGMA
                    ...................
                    • 12 Haziran 2007
                    • 1375

                    #129
                    ÇAKAL Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                    Eşi başörtülü diye otele alınmadı geceyi ailesiyle karakolda geçirdi

                    'www.gezisitesi.com' adresinden 23 Mayıs'ta Bodrum Mavi Kumsal Oteli'ne üç kişilik rezervasyon yaptıran Ahmet A., 274 YTL'lik ücreti de peşin ödedi. 1 Haziran'da 21.00 sularında 2 yaşındaki çocuklarıyla otele giden çifte, lobide bir süre bekletildikten sonra problem olduğu söylendi. Otel yetkilileriyle telefon görüşmesi yapan resepsiyon görevlisi, Ahmet A.'ya, "Eşinizin türbanlı olmasından dolayı sizi otele alamayacağız." dedi. Çifte standartla karşı karşıya kaldıklarını belirten çift, otelin böyle bir kuralı varsa görmek istediklerini söyledi. Otel yetkilisi ise, "Gerekçe göstermek ve sizi otele almak zorunda değiliz." diye karşılık verdi. Bunun üzerine rezervasyon yaptırırken ödedikleri paranın iadesini isteyen A. çiftine yine olumsuz cevap verildi.
                    http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=697155
                    İyi anladık otel babanın malı, ister alırsın ister almazsında paralarını niye iade etmezsin ki,hatta sor,isterlerse başka bir otel ayarla.Terbiyesizlikten başka birşey değil...

                    Yorum

                    • ÇAKAL
                      Ağa'nın Adamı
                      • 27 Haziran 2007
                      • 2545

                      #130
                      Yargıtay: Jandarma tüm Türkiye'yi izleyemez


                      Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Jandarma'nın Türkiye genelinde aldığı izleme ve teknik takip yetkisini bozdu. Emniyet ve MİT'i de etkileyecek olan kararda, "Amacı ne olursa olsun hiçbir kuruma demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan insanlar şüpheli görülerek ülke genelini kapsayacak şekilde yetki verilemeyeceği açıktır." denildi.



                      Oybirliğiyle alınan kararda, ağır ceza mahkemelerinin sadece kendi yargı çevreleriyle ilgili karar verebileceği vurgulandı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı'nın talebi üzerine 26 Kasım 2007'de bütün Türkiye'yi kapsayacak şekilde teknik takip yetkisi vermişti.

                      Yargıtay'ın kararı, Emniyet ve MİT'in genel yetki almasını da etkileyecek. Mahkemeler, MİT, Emniyet ve Jandarma'ya yetki verirken Yargıtay'ın kararına göre hareket edecek. Bu durumda, Emniyet ve MİT, izleme ve teknik takip yetkisi talebinde bulunurken, kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numaraları, tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenleri belirtecek. Türkiye çapında genel izleme ve teknik takip yetkileri Ceza Muhakemeleri Kanunu'na göre özel yetkili mahkeme üyelerince yargı çevrelerini kapsayacak şekilde verilebilecek.


                      Her dinleyeceği kişi için gidip ayrı izin alma olur mu?
                      Bu karar, sen güvenlik birimlerine güvenmiyorsun anlamına gelir.
                      Tesadüfen dinlemeye takılıp yakalananlar olmuyor mu?
                      Daha yeni kim 500 milyar ister proğramına katılmak için bilgilerini veren uyuşturucu kaçakçısı kişiyi polis yakalamadı mı?
                      Çok saçma bir karar.Adam cep telefonundan Dudayev'i vurdu.Nasıl?Dinleyerek tabii.
                      Ne demek şimdi bu?
                      Türkiye'yi çiftlik yapar bu karar.
                      Ondan sonra da niye bu ülkede huzur güven yok diye patırtı yaparlar.
                      Nasıl takip edecek eroin satanı,terör olaylarını yönlendirenleri....
                      Bu resmen MİT, jandarma ve emniyet güçlerinin ellerini kollarını bağlar,iş yapma azimlerini kırar.
                      Varsa kötü niyetle dinleyen ,ona göre kanun çıkarır bulduğunda da çökersin kafasına.
                      Saçma geldi bana.
                      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                      Yorum

                      • ÇAKAL
                        Ağa'nın Adamı
                        • 27 Haziran 2007
                        • 2545

                        #131
                        Aradaki hokkabazları çıkarsınlar da ucuza alalım.

                        Ucuz meyve ve sebze geliyor

                        05 Haziran 2008 Perşembe




                        > Cenk Esen ANKARA

                        Vatandaşın ucuz sebze ve meyve tüketmesine imkan verecek yeni hal kanunu için düğmeye basıldı. Hal Yasası olarak bilinen Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi Kanunu, bu ay Başbakanlığa sevk edilecek. Kanun ile meyve ve sebzenin toptancı haline bildirilmesi mecburi olacak, hale giriş mecburiyeti kaldırılacak. Öte yandan hallerde 40 milyar YTL olarak tahmin edilen kayıt dışılığa da son verilecek. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, üreticiden tüketiciye kadar ürün fiyatının yüzde 408 arttığını açıklamıştı.

                        KİMLİKLİ SEBZE
                        Kanunda diğer bir hedef de, sağlıklı ürün tüketimini sağlamak. Bu sebeple ürün künyesi uygulaması başlayacak. Ürünle ilgili laboratuvarda analiz yaptırılması mecburi hale getirilirken, ürün künyesinde üreticinin kimliği, üretim sırasında kullandığı gübreler belirtilecek. Böylece vatandaş tükettiği ürünün kimin tarafından nerede ve nasıl üretildiği bilgisine kolayca ulaşabilecek. Kanunla hallere soğuk hava deposu kurma mecburiyeti de getiriliyor. Böylece taşıma sırasında yüzde 25’e varan ürün kayıpları ve 16 milyar YTL’yi bulan yıllık zararın önüne geçilmiş olacak.
                        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                        Yorum

                        • ÇAKAL
                          Ağa'nın Adamı
                          • 27 Haziran 2007
                          • 2545

                          #132
                          Hacı Ali başıma bela 5 milyon gönderiver

                          Kastelli’nin hayat hikayesi Türkiye’de siyasetçi-işadamı ilişkisi hakkında ipuçları veriyor. Özel sektörde sermaye birikiminin yetersiz, ekonomide devlet payının yüksek olduğu o dönemde, siyasetçilerin ricası iş dünyası için emir kabul ediliyordu. İşte Demirel’in ricası...

                          Atatürk Barajı projesinin ihaleye çıkacağı günlerdi. Bütün büyük müteahhitler, bu büyük ihaleyi almak için tekliflerini hazırlamaya başladı.

                          O dönemde en büyük makine parkı Doğuş İnşaat’ın sahibi Ayhan Şahenk’te. 100 milyar lira değerinde makine parkları olduğu söyleniyor. Büyük para.


                          Devlete iş yapan müteahhitlerin paralarını, hakedişlerini alamadığı dönem. Ayhan Bey dahil, çoğu müteahhidi ben finanse ediyorum. Benden borç alıyorlar, faiziyle birlikte geri ödüyorlar.
                          Ayhan Şahenk’in Başbakan Demirel’le yakın dostluğu var. Buna rağmen o bile devletten alacağını tahsil edemiyor.

                          Bir gün Ayhan Şahenk’in yazıhanesinde oturmuş, konuşuyorduk. 50-55 yaşlarında telaşlı, heyecanlı bir sekreteri vardı, alı al moru mor odaya girdi:

                          “Beyefendiciğim... Beyefendiciğim.... Ankara’dan Başbakan beyefendi telefonda....”

                          Ayhan Bey “bağla kızım” dedi... Telefon bağlandı. Karşıdaki Süleyman Demirel’di...

                          “Emredin” dedi Ayhan Bey.

                          Demirel de ona; “Kardeşim Hacı Ali başıma bela oldu... Yine sıkışmış... 5 milyon liraya ihtiyacı var... Sen bu parayı ona ver” dedi.


                          Ayhan da “Olur efendim” cevabını verdi. Selamla, sevgiyle, hürmetle telefonu kapattı.

                          Bana döndü: “Kardeşine 5 milyon lira istiyor. Ne yapayım, verememezlik edemem...”

                          Bütün işadamları veriyordu.

                          Ben de Banker Kastelli olarak Adalet Partisi’ne (AP) 500 bin dolar hibe yapmıştım. Ben verdiğime göre bütün işadamları verdiler. Ama hiç kimse benim gibi çıkıp verdim demedi, diyemedi...

                          Yeri gelmişken bir başka olayı daha anlatayım. 1979 yılının Mayıs ayıydı. Başbakan Süleyman Demirel’di. Nuh Kuşçulu ile Kamil Yazıcı bana gelip dediler ki:

                          “Patron’un sana selamı var. (Demirel’e patron derlerdi) Cevher’e selam söyleyin bana 2.5 milyon lira göndersin...”


                          Ben de Kamil Yazıcı ile Nuh Kuşçulu’ya “Kastelli şirketinin Büyük Ankara Oteli’nde bir tanıtım konferansı var. Oraya konuşmacı olarak katılacağım. Patron’a selam söyleyin, beni otelde buldursun, kendisiyle görüşeyim, ağzından duyayım istediği miktarı” dedim.

                          Ve Ankara’da konferansa gittim. Akşam oldu, şakır şakır yağmurun yağdığı bir gündü. Ankara’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Muhsin Batur’a atılan kazık konuşuluyordu. Geldiler beni aldılar Süleyman Demirel’e götürdüler, bir odaya aldılar. Sonra bu odaya bir kapı açıldı ve o kapıdan Süleyman Bey, ellerini beni kucaklayacakmış gibi açarak, “Gel bakayım.... Gel benim kardeşim... Gel seni bir öpeyim....” diyerek beni içeri buyur etti. Sarıldık. “Ne yapıyorsun Ankara’da” diye sordu.


                          Bütün hedefimin sermaye piyasasını geliştirmek, borsayı halka iyice açabilmek, halkın tasarruflarını ekonomiye kazandırmak olduğunu anlattım. “Bu asil çabandan ötürü seni candan kutlarım” dedi. “Bir sıkıntın var mı” diye de sordu. Ben de ona maliyecilerin büroma baskın yaptığını, halka pazarladığım tahvillerin şirket adlarını gazetelerde ilan etmemi istediklerini, oysa bu tahvilleri çıkartan şirketlerin isimlerinin yayınlamasını istemediklerini anlattım. “Maliyeciler benim tahvil satmayıp, hayal sattığımı, halkı kandırdığımı zannedip beni taciz ediyorlar” dedim.

                          İsmet Abi sorunu çözdü

                          Hemen telefona sarıldı. İsmet Sezgin Maliye Bakanı’ydı. Onu aradı, “İsmet yanımda Cevher var, bak senin adamların ona ne yapıyorlarmış, onu bir ara” dedi.

                          Sonra İsmet Sezgin beni aradı, olayı anlattım. O da maliyecilere söylemiş, bir daha beni taciz etmediler. İşte Süleyman Demirel ile bu görüşmemiz sonrası AP’ye 500 bin dolar bağışta bulundum.

                          ND: Bu parayı partiye bağış olarak mı verdin, yoksa aileye mi?

                          Kastelli: Verdik işte!..
                          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                          Yorum

                          • KUTERO
                            Beybaba
                            • 19 Temmuz 2007
                            • 437

                            #133
                            Dışarıda 'barış', içeride 'savaş' isteyen Türkiye!

                            İ.Karagül

                            Önce Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un açıklaması: “PKK'ya karşı İran'la koordineli operasyon yapıyoruz. Gerekirse yine yaparız. İran'la istihbarat paylaşımı da yapıldı. Onlar harekata başladığında biz de yapıyoruz. Bilgi de paylaşıyoruz. Sınırın İran tarafında onlar, Türk tarafında da biz operasyon yapıyoruz. Son 1-2 aydır yapmadık ama yine yapabiliriz. Onlar da ciddi mücadele veriyorlar.”

                            Harp Akademileri Komutanlığı'nda düzenlenen “Ortadoğu: Belirsizlikler içindeki Geleceği ve Güvenlik Sorunları” sempozyumu sırasında kullanılan cümleler hemen hemen bu şekilde.

                            Biz biliyorduk ama ilk kez resmen açıklandı. İlk kez bu kadar net ifade edildi. Türkiye ile İran arasındaki güvenlik işbirliği gereği bilgi paylaşımından operasyonlara “gözlemci gönderme”ye kadar çok yakın bir çalışma söz konusu. Gariptir, hem ABD hem de İran'la aynı anda, aynı amaca yönelik işbirliği mümkün olabiliyor. Bölgeyi iki kampa ayıran ABD-İran dengesi, başkanlık seçimleri öncesi İran'a saldırı senaryolarının alabildiğine tırmandığı bir dönemde devam edebiliyor. Bunu bu bölgede yapabilen tek ülke var: Türkiye.

                            Aynı şekilde Suriye'ye saldırıya direnen, bu ülkenin tedrici dönüşümüne öncülük eden de Türkiye.

                            İran-Suriye eksenine rağmen Suriye ile İsrail arasında pazarlık sürecini açabilen ülke de Türkiye.

                            Lübnan'da, iç savaş an meselesiyken, Hizbullah'ın daha da güçlenmesini sağlayan ve cumhurbaşkanı seçimi konusunda tarafları ikna edenlerden biri de Türkiye.

                            İran'a yönelik saldırı sürecine, ABD ve İsrail'le bu kadar yakın olmasına rağmen, direnmeye çalışacak ülke yine Türkiye. Irak işgalinin yol açtığı istikrarsızlığı acı şekilde yaşayan ve İran konusunda çok hassas davranan, Suriye'yi korumaya çalışan Türkiye.

                            Şimdi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın aynı toplantının açılışında yaptığı konuşmaya bakalım:

                            “Ortadoğu'yu bu noktaya getiren etnik ve dinsel farklılıklar mı yoksa dış ve büyük güçler mi” sorusunu soran Büyükanıt şunları söylüyor: “Bölgesel ihtilaflarda esas olan dış mihraktır. Şimdi şöyle bir paradoksla karşı karşıyayız. Bazı gerçekleri görüyoruz, telaffuz etmekten çekiniyoruz. Ben telaffuz ediyorum. Yani 'kral çıplak' diyorum. Dış etkenler olmasa, dış mihraklar olmasa yine bazı çatışmalar olabilir mi? Evet, olabilir ama böyle olmaz”

                            Büyükanıt'a göre Ortadoğu'da söz sahibi olan güçler barış istemiyor. Bu yargıdan sonra şöyle bir yaklaşım kendini hissettiriyor: Bölgesel dinamiklerin harekete geçirilmesi. Bu aşamada Türkiye'siz oyun kurulamayacağı da ortaya çıkıyor. Aynı yaklaşımı, daha önce Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sözlerinde gördük.Bu bölgede artık kimse Türkiye'siz oyun kuramaz” sözü, hem siyasi, hem ekonomik hem de bölgenin geleceğine ilişkin bir gerçeği ifade ediyordu.

                            ABD Başkanlık seçiminde adaylığı kesinleşen Barack Obama ilk açıklamasını Yahudi lobisine yaptı ve “İran'ı durdurma” güvencesi verdi. İsrail ve ABD aşırı sağı, seçimlerden önce o tehlikeli oyunu oynamak için can atıyor. Ve Türkiye, bu iki ateş arasında bölgesel bir umut olma yarışına girdi.

                            Dışarıda böyle bir Türkiye var. Peki ya içeride nasıl bir Türkiye var? İşte burada umutlar kırılıyor.

                            Şimdi: Yakın çevresinde koruyucu bir rol üslenen Türkiye'nin; ABD ve Avrupa'nın yanısıra Rusya ve Asyalı güçlerle de yakınlaşmaya girerken, bölgesel uzlaşma ve diyalog kapılarını açarken, çatışmaları/krizleri önleme/azaltma yolunda inisiyatif almaya girişirken, büyürken, gelişip genişlerken, nüfuz alanını hızla genişletirken kendi içinde çatışma ve gerilimlere yatırım yapması ne anlama geliyor?

                            Diyelim Türkiye bütün bunları yapma konusunda kararlı bir tutum ve politika izliyor/izleyecek. Şu ana kadarki görüntü ve beklentimiz bu yönde. Peki, içeride iktidar çatışması alabildiğine tırmandırılırken, toplumun bir kesimi ısrarla tehdit olarak algılanırken, sokakları bölünmüş bir ülkenin bu başarıyı sağlaması mümkün mü? Hep birlikte soralım.


                            Anayasa Mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin değişikliği iptal etti. Yasak devam edecek. Türkiye'nin çok büyük bir bölümü, bu yasaklarla yaşamaya devam edecek.

                            Ben başörtüsü yasağını hiçbir zaman özgürlük meselesi olarak algılamadım. Semboller üzerinden geliştirilen Türkiye'ye özgü çatışmacı siyasal dil, onlarca yıldır bu ülkenin kanını emmeye devam ediyor. Bu sembollerden biri de başörtüsü. Çatışma ise, Türkiye'nin bütün enerjisini tüketen siyasi ve ekonomik iktidarın paylaşımı. Bu nedenle, başörtüsü hiçbir zaman temel özgürlük konusu olmadı. Çözümü de siyasi ya da hukuki bir mesele değildir. Mahkemenin gerekçesi ne olursa olsun, yasağın devamı içerideki iktidar çatışmasının daha uzun süre bu ülkenin kanını emmeye devam edeceğine işaret ediyor.

                            Türkiye Cumhuriyeti, toplumsal uzlaşma adına bugüne kadar hiçbir kalıcı çözüm üretemedi. Etnik gerilimler ortada. Toplumun bir kesimi hâlâ tehdit kategorisinde. Siyasal taleplerini semboller üzerinden dile getirmek zorunda bırakılanlarla ülkeyi sahiplenenler arasındaki güvensizlik birileri için iktidar güvencesi oluşturuyor. O çevreler başörtüsünü ısrarla sınıfsal bir sorun olarak ele alıyor. Böylesine korkunç bir bencillik nasıl hazmedilir? Hiçbir zaman hazmedilmeyecektir.

                            İçeride bu kör kavgayı devam ettirenler yukarıdaki Türkiye projeksiyonunun önündeki en büyük engel. Türkiye'nin geleceğini karartan gerçek tehlike bu. Yazık!..
                            http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=...IbrahimKaragul
                            İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                            İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                            [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                            [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                            Yorum

                            • KUTERO
                              Beybaba
                              • 19 Temmuz 2007
                              • 437

                              #134
                              Hukuku öldürmek...

                              Bizim hukukçular hukuku hiç ciddiye almadıklarından, oynadıkları oyunun tehlikesinin de farkında değiller.
                              Hukukmuş, yasaymış, anayasaymış hiç aldırmıyorlar, kırıp döküyorlar.
                              O kadar hukuku unutmuş vaziyetteler ki 12 Eylül’ün o “baskıcı” anayasası bile bunlara yetmiyor.
                              Delip geçiyorlar.
                              Fransız Devrimi’nin en yakışıklı ve en genç liderlerinden Saint Just’ün sözünü bildiklerini bile sanmam.
                              Devrim,” diyor Saint Just, “silahların değil, yasaların patlamasıdır.”

                              Bizim yargıçlar da yasaları patlatıyorlar.
                              Sonucun ne olabileceğine dair en küçük bir kaygı bile taşımıyorlar.
                              Anayasayı açıkça çiğniyorlar.
                              Meclis’in yetkilerini gasp ediyorlar.
                              Milli iradeyi tümden yok sayıyorlar.
                              Ve, yetmiş milyonluk bir toplumun hayatla ilgili taleplerini dile getirmesini engelleyerek, ülkenin nefes borusunu sıkıyorlar.
                              Nefessiz bırakıyorlar.
                              Ankara’daki birkaç hukukçu bütün topluma hükmediyor.

                              Şimdi bakın, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararını “türbanla” ilgili görerek kendi meşrebinize göre sevinir ya da üzülürsünüz.
                              Ama bu karar “türbanla” ilgili değil.
                              Bu karar, bu ülkenin geleceğiyle ilgili.

                              Bundan sonra bu ülkede yapılacak seçimlerin, siyasi partilerin, parti programlarının, parlamentonun, parlamentodaki tartışmaların, halkın isteklerini dile getiren siyasetin hiçbir önemi kalmayacak.
                              Yetmiş milyon insan toplanıp haykırsanız, sizin istedikleriniz değil Ankara’daki 11 yargıcın istedikleri gerçekleşecek.
                              Üstelik de hukuka ve anayasaya aldırmayan, kendini hukuka bağımlı saymayan 11 yargıcın.


                              Nasıl bir karabasanın içine girdiğimizin farkında mısınız?
                              Kendi hayatınızla ilgili hiçbir söz hakkınızın kalmadığının farkında mısınız?
                              Bir anda toplumun 40 yıl önceye döndüğünün farkında mısınız?
                              On bir kişinin bütün toplumu esir aldığının farkında mısınız?
                              Bu ülkenin şu anda sıkıştığı köşeden çıkabilmesi, özgürleşebilmesi, gelişebilmesi için hiçbir şey yapamayacaksınız.
                              Çünkü ülkenin gelişmesini, demokratikleşmesini, özgürleşmesini istemeyen, kendilerini toplumun “başöğretmenleri” sayan, hukuktan ve çağdan uzak bir grubun elindeki yetmiş milyonluk bir rehine grubusunuz.

                              Yargıçların bilmediği şu:
                              Yetmiş milyon, 11 kişiye ilanihaye esir olmaz.
                              Toplumun üstündeki baskıyı ve basıncı çok artırıyorlar.
                              Aldırmazca, fütursuzca, pervasızca koca toplumu bir cendereye hapsetmeye çalışıyorlar.
                              Bunu cüppelerine ve arkalarındaki duvara yansıyan daha iri gölgelere güvenerek yapıyorlar.
                              Açıkça suç işliyorlar.

                              Ve, “siz bizi yargılayamazsınız” diyorlar, “biz sizi yargılarız.”
                              Bu ülkede “hukuk” isteyenler yargılanacak.
                              Hukuku yok edenler yargılayacak.

                              Bunun yaratacağı güvensizliği düşünebiliyor musunuz?
                              Hanginizin canı, hanginizin malı güvende artık?
                              Hukukun olmadığı yerde güven nasıl olsun?
                              Güvenin olmadığı yerde insanlar nasıl yaşasın, nasıl yatırım yapsın, nasıl iş bulsun?

                              Öyle bir kördüğümün içine girdik ki buradan ancak parlamentonun, siyasetin, siyasilerin, toplumun çok kararlı hamleleriyle çıkabiliriz.
                              Kürt meselesinde dün büyük bir açılım yapan CHP’nin hukuk konusundaki tutuculuğunun devamı, “siyasetin” bir bütün olarak davranamayacağını gösteriyor.

                              O zaman, hukuk ve demokrasi isteyen partiler birleşecek.
                              Bir çıkış noktası bulacak.
                              Aksi takdirde patlar bu toplum.
                              Üstüne kapanan bu çelikten kapağın altında nefes almadan yaşamaya tahammül edemez.
                              Yasalar infilak eder.

                              Yargıçların yasalara uymadığı yerde kimse yasalara uymaz.
                              Bir cehenneme döner ülke.
                              Bu toplum hukuk için direnmek zorunda.
                              Hukuksuzluğun hesabını hukukçulardan, hukuk adına sormak zorunda.
                              Hiç akıllanmıyorlar.

                              İttihatçılar koca imparatorluğu böyle hukuka aldırmayarak parçaladı.
                              Elde kalan son parçayı da bunlar darmadağın etmeye uğraşıyorlar.
                              Kendimizi korumak için hukuka ihtiyacımız var ama hukukçumuz yok.

                              Yapabileceğimiz tek bir şey kalıyor.
                              Hepimiz hukukçu olacağız.
                              Hukuku öğrenecek, her hukuksuzluğu onların yüzüne vuracağız.
                              Kendimizi kendimiz kurtaracağız.

                              Hukukçular gemiyi terk etti.
                              Bundan sonra yolu kendimiz bulacağız.

                              A.Altan
                              İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                              İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                              [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                              [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                              Yorum

                              • KUTERO
                                Beybaba
                                • 19 Temmuz 2007
                                • 437

                                #135
                                İŞTE AK PARTİ'NİN BİLDİRİSİ

                                AK Parti MYK toplantısıyla ardından Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat açıklama yaptı.

                                AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Anayasa Mahkemesinin dün aldığı kararın muhatabının Anayasaya göre yasama yetkisini elinde bulunduran TBMM olduğunu söyledi.

                                Fırat, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Anayasa Mahkemesinin dün açıkladığı kararın, bütün boyutlarıyla ayrıntılı bir şekilde MYK toplantısında ele alındığını belirtti.

                                Fırat, şunları kaydetti:

                                ''10 ve 42. maddelerdeki anayasa değişikliklerini esas yönünden iptal eden Mahkeme kararı, kaçınılmaz olarak yürürlükteki Anayasamız'ın çizdiği yetki çerçevesi ve kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan demokratik sistemimize uygunluk bakımından tartışılmaktadır. Nevi şahsına münhasır bir hukuk pratiği oluşturması bakımından da çokça tartışılacağı açıktır.

                                Aslında bu kararın muhatabı, Anayasamıza göre yasama yetkisi tekelini elinde bulunduran Yüce Meclisimiz'dir. Anayasa Mahkemesinin kararı, Yüce Meclis'in yasama yetkisine doğrundan bir müdahale olup, kuvvetler ayrılığı ilkesinin açık ihlalidir. Zira Anayasa Mahkemesinin kararına konu olan yasal düzenlemeler, herhangi bir siyasi partinin siyasi kararı değildir, bizzat TBMM'nin iradesi olarak ortaya çıkmıştır, 550 milletvekilinin 411'inin oylarıyla Yüce Meclisimiz'de kabul edilmiştir. Bu itibarla söz konusu kararın sınırlarının Anayasamız'da açıkça belirtilen TBMM'nin yasama yetkisi ve kuvvetler ayrılığı bakımından dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. TBMM'de en büyük gruba sahip siyasi parti olarak; bu değerlendirmelerin ilk ve öncelikli olarak Yüce Meclisimiz tarafından yapılması gerektiği kanısındayız. Bu husus, anayasal kuvvetler ayrılığına dayanan demokrasimiz ve hukuk sistemimizin sağlıklı bir şekilde çalıştırılması açısından hayati bir önem taşımaktadır.

                                Milletimizinden aldığı yetkiyle Yüce Meclisimiz'de temsil edilen bütün siyasi partilere bu bağlamda görev ve sorumluluk düşmektedir. Biz, herkesin bu sorumluluk bilinciyle hareket edeceğini umuyoruz. Anayasa Mahkemesi tarafından gerekçeli kararın en kısa sürede açıklanmasını da bekliyoruz.''

                                Fırat, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan'ın da bu gelişmeler ışığında 10 Haziran Salı günü yapılacak AK Parti TBMM Grup toplantısında değerlendirmeler yapacağını da söyledi.



                                06.Haziran.2008 20:54:26

                                İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                                İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                                [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                                [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information