Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ÇAKAL
    Ağa'nın Adamı
    • 27 Haziran 2007
    • 2545

    #106
    İngiltere İslami bono çıkaran ilk Batı ülkesi olacak

    İngiltere'nin, İslami bono çıkartan ilk batı ülkesi olmaya hazırlandığı bildirildi.

    İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesinin haberinde, bu konuda uzun zamandır duyulan maliyet ve fiyatlandırma kaygılarının geride bırakıldığına dair güçlü işaretlere dikkat çekilerek, konuyla ilgili açıklamanın bugün yapılabileceği belirtildi.

    İngiltere Hazine yetkililerinin, planla ilgili güçlü bir istek bulunduğunu söylediği vurgulanan haberde, uygulamanın, Londra'nın İslami finans dünyasının Batılı merkezlerinden biri olma özelliğini sağlamlaştıracağına dikkat çekildi. ''Sukuk'' adlı İslami finansman bonosu ihraç etme planının ilk kez 2007 yılında büyük tanıtımla açıklandığına işaret edilen haberde, bu tarihten itibaren sıcak tartışmalara yol açan planla ilgili hazine yetkililerinin, dini kurallar gereği faiz vermediği için karmaşık yapısı nedeniyle ''sukuk'' ihraç etmenin diğer bonolara göre daha yüksek maliyet getirebileceği kaygılarını ortaya koydukları ifade edildi.

    ''Ancak hükümet artık siyasi ve mali getirilerinin, bu tür bonoların maliyetlerine ilişkin kaygıları ortadan kaldırmaya yeteceğine inanmış durumda'' denilen haberde, bu tür bonoların alıcıya cazip hale getirilebilecek şekilde fiyatlandırılabileceğine inanıldığı bildirildi.

    Haberde, bankacılık sektörünün, İngiltere'nin, dünyanın en hızlı gelişen piyasalarından biri olan 80 milyar dolarlık sukuk piyasasına girme kararını bir kilometre taşı olarak değerlendirdiği belirtildi.

    Bu adımın likiditeyi artırabileceği ve diğer batılı hükümetler ve kurumların da İngiltere'yi izleyebileceği kaydedilen haberde, şu ana kadar sukuk çıkartan tek batılı kurumun Teksas merkezli bir petrol şirketi olduğu hatırlatıldı.

    Bankacılık uzmanlarının, 500 milyon sterlinlik ilk İslami bono ihracının gelecek yıl yapılabileceğini tahmin ettikleri, bu boyuttaki bono ihracının İslami bankaların işlerini kolaylaştıracağını düşündükleri de bildirildi.





    19.05.2008
    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

    Yorum

    • KUTERO
      Beybaba
      • 19 Temmuz 2007
      • 437

      #107
      Çiçek: Bildirinin hukuki meşruiyeti yok

      Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, AK Parti ve hükümet adına yaptığı açıklamada Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisine yanıt verdi.

      ANKARA - Çiçek, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisinin hukuki meşruiyeti olmadığını belirterek “Kaynağını anayasadan ve yasalardan almayan yetki kullanılamaz. bu bildiri kabul edilemez” dedi. Çiçek, bildirinin içeriğinin de bir çok açıdan sorunlu olduğunu Anayasa Mahkemesi sürecindeki parti kapatma davasında iddianameden yana taraf olduğunu ifade etti.

      ÇİÇEK: YARGITAY BAŞKANLAR KURULU TARAF OLAMAZ
      Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun, bir siyasi organ olmadığını ve siyasi tartışmaların tarafı olamayacağını belirterek, “Kendini siyasi muhalefetin yerine koyamaz, bir muhalefet partisi gibi davranamaz. Yasama ve yürütme organlarının faaliyetlerini, anayasa veya yasa yapma süreçlerini tartışmak, yargının işi değildir” dedi.

      AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ve Grup Başkanvekili Sadullah Ergin ile birlikte TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Çiçek, Yargıtay Başkanlar Kurulu bildirisine yanıt verdi.

      “Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bugün yayınladığı bildiri, demokrasimiz ve hukuk sistemimiz adına çok büyük bir talihsizlik olmuştur” diyen Çiçek, her şeyden önce Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun, bildiri yayınlamak gibi bir görev ve yetkiye kesinlikle sahip olmadığını kaydetti. Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

      “Demokratik hukuk sistemimizde, kaynağını anayasadan ya da yasalardan almayan hiçbir yetki millet adına kullanılamaz. Ne Anayasamız ne de yasalarımız Yargıtay Başkanlar Kurulu’na böyle bir görev ve yetki vermemiştir. Bu itibarla, yayınlanan bildirinin yalnızca demokratik meşruiyeti değil, hukuki meşruiyeti de yoktur. Bu, siyasi bir bildiridir ve hiçbir şekilde kabul edilemez. Dikkat çekici bir başka husus da Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun, milletimiz adına ve bütün bir yargı erkini temsilen konuşma hakkını kendinde görmesidir. Anayasamıza göre yargı, millet adına karar vermektedir. Ancak bu durum, millet adına konuşma yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez; doğrudan milletimizden aldığı temsil yetkisiyle görev yapan yasama ve yürütme organlarını hedef alma hakkı vermez. Bildirinin içeriği bir çok açıdan sorunludur.”

      “MAHKEMEYİ ETKİLEMEYE DÖNÜK, HUKUK DIŞI TAVIR...”
      Çiçek, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun, Anayasa Mahkemesi’nde görülmekte olan parti kapatma davası bağlamında “iddianameyi kutsayan ve eleştirilmez kabul eden bir yaklaşımla iddianameden yana davaya taraf olduğunu” söyledi.

      Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerindeki değişiklikle ilgili davanın Anayasa Mahkemesi’nde karara bağlanma arifesinde yayınlanan bu bildirinin, açıkça mahkemeyi etkilemeye yönelik, hukuk dışı bir tavır olduğunu ifade eden Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

      “Kamuoyundaki tartışmaları yargı bağımsızlığına müdahale sayan Yargıtay Başkanlar Kurulu, bu bildiriyle yüksek mahkemede görülmekte olan davalara taraf yapılmış, Anayasanın 138. maddesi bizzat kendileri tarafından açıkça ihlal edilmiştir. Ne yazık ki bildiriyle Yargıtay Başkanlar Kurulu, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olarak yasama ve yürütme organlarının yetkilerine de müdahale etmek istemiştir. Kendilerini her türlü eleştiri ve değerlendirmeden muaf tutarken, başka bir mahkemede görülmekte olan davaları etkileyici beyanlardan kaçınılmamış, yasama ve yürütme organlarına her türlü haksız eleştiri reva görülmüştür. Haftalardır, devam etmekte olan bir dava süreci, bazı emekli Yargıtay başsavcılarının aleyhte görüşleriyle gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında tartışılırken, hatta yüksek mahkemenin istenilen kararın verilmemesi halinde çatışma çıkacağı tehditlerine muhatap olduğu sırada sessiz kalan Yargıtay Başkanlar Kurulu, davalı tarafın kamuoyuna mal edilmiş bir iddianame ve hakkındaki suçlamalara yine kamuoyu önünde verdiği cevapları, bildiriye konu yapmıştır. Bu çelişkilerin izahı kabil değildir.”

      “SİYASİ TARTIŞMALARIN TARAFI OLAMAZ”
      Yasama ve yürütme faaliyetlerine katılmanın, bu çerçevede tartışmalarda yer almak, eleştiri ve öneriler getirmek, demokratik hukuk sisteminde siyasi bir iş olduğunu belirten Çiçek, “Yargıtay Başkanlar Kurulu, bir siyasi organ değildir, siyasi tartışmaların tarafı olamaz, kendini siyasi muhalefetin yerine koyamaz, bir muhalefet partisi gibi davranamaz. Yasama ve yürütme organlarının faaliyetlerini, Anayasa veya yasa yapma süreçlerini tartışmak, yargının işi değildir” dedi.

      Siyasi muhalefetin, siyasi partilere bırakılması gereğine işaret eden Çiçek, sözlerini şöyle tamamladı:

      “Unutulmamalıdır ki bu tür bildiriler, yargıyı kaçınılmaz olarak siyasi tartışmaların konusu ve tarafı haline getirmektedir. Yargıyı, bu tartışmaların dışında ve tarafsız tutmak öncelikle yine yargı mensuplarının görevidir. Yargı mensupları, görevlerini yaparken kendi ideolojik ve siyasi görüşlerinden de bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Aksi takdirde, yargıyı siyasallaştıran bu tür bildirilerden en fazla zararı yine yargı kurumunun göreceği, vatandaşlarımızın adalet duygusunu ve yargıya güvenini sarsacağı bilinmelidir.”

      İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
      İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

      [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

      [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

      Yorum

      • KUTERO
        Beybaba
        • 19 Temmuz 2007
        • 437

        #108
        Yargıtay "resmen" suç işledi...

        Yargıtay'ın sert bildirisine karşı, Adalet-Der'den sert tepki geldi. Başkan Emre Yurtalan, Yargıtay açıklamasının 'manifesto' niteliğini taşıdığını ve yöneticilerinin dava konusunda görüş belirtmesiyle suç işlediklerini söyledi. İşte o açıklama

        Adalet-Der bildiriye sert çıktı 21 / 05 / 2008 16:55

        Yargıtay Başkanlar Kurulunun bugün yaptığı sert açıklamaya karşı Adalet-Der’ den sert cevap geldi.

        Başkanlar kurulunun açıklama içeriğinin bildiriden öte, ‘Manifesto’ niteliği taşıdığına işaret eden Adalet-Der Genel Başkanı Av. Emre Yurtalan, açıklamanın Yargı adına talihsiz bir açıklama olduğunu vurgulayarak görüşlerini şöyle açıkladı.

        “Açıklama siyasi niteliktedir. Hâkimler siyaset yapamazlar. Eğer siyaset yapmak istiyorlar ise görevlerinden ayrılıp siyaset yaparlar. Ayrıca açılmış bir dava hakkında, hâkimleri etki altına alabilecek görüşler açıklamak yasalarımız gereği suçtur. Bu açıklama Hakimlerin tarafsız karar vermesini engelleyecek niteliktedir. Bu açıklama ile aynı zamanda hükümete gözdağı verilerek ‘ Biz istersek var olursunuz, istemezsek yok olursunuz’ mesajı niteliğindedir. Açıklama Adalet mensuplarını üzmüştür”

        http://www.cafesiyaset.com/haber/200...suc-isledi.php
        İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
        İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

        [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

        [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

        Yorum

        • KUTERO
          Beybaba
          • 19 Temmuz 2007
          • 437

          #109
          Anayasa Mahkemesi keşke elini çabuk tutsa...

          Siyaset istikrarsızlaşırken, aklın yolu nedir ki?..


          Türkiye’de siyaset keyifsiz halde. Herkes bunun farkında. Yakın geleceğe dönük belirsizliğin gitgide yoğunlaştığı bir dönemden geçiyoruz.
          İstikrar kırılganlaştı.
          Siyasal istikrarı iyice bozabilecek bulutlar, Türkiye’nin ufkunda biriktikçe birikiyor.
          Siyasete ilişkin soru işaretlerinin gün geçtikçe artması, ekonomiyle ilgili beklentileri de olumsuz etkilemeye başladı.
          Yatırımcı frene basıyor.
          ‘Bekle-gör’e geçenler çoğalıyor.

          Kısacası:
          Siyasal belirsizlik ister istemez ekonomik istikrarı da kötü yola sevkedebilecek.
          Dışarıdaki çalkantı hali, Türkiye ekonomisini daha da zora sokarken, ekonomi bakımından olumsuz bir unsur daha sahneye çıktı:
          Seçim ekonomisi...
          Önümüzdeki yılın mart ayında yerel seçimler yapılacak. Ama bu arada ara seçimler, hatta erken genel seçimler gündeme gelebilir.
          Başbakan Erdoğan, eğer partisi kapatılırsa erken seçimler için de düğmeye basabilir.

          Kapatılacak mı?..
          Bu can alıcı sorunun yanıtı belli olmadan, Türkiye’de neyin ne olacağını kestirilemez.
          Bu sorunun yanıtı geciktikçe, hiç kuşkunuz olmasın, önümüzdeki siyasal ve ekonomik istikrarsızlık kapısı daha çok açılacak.

          Onun içindir ki:
          Kapatılacak mı sorusunun yanıtı bir an önce belli olmalı.
          Anayasa Mahkemesi’nin sayın üyelerinin, bu ülkenin yakın geleceği açısından yaşamsal nitelikteki bu hassas konuda ellerini çabuk tutmalarında büyük fayda var.

          Tutacaklar mı?..
          Bilinmiyor.
          Ama sağduyu sahibi herkesin dileği, bu sürecin bir an önce şöyle ya da böyle tamamlanması yolunda...
          Yine aynı soru:

          Kapatacaklar mı?..
          AKP’nin kapatılması ihtimalinin, daha şimdiden Türkiye’nin yakın geleceğini karartmaya başladığı söylenebilir.
          AKP’nin kapatılmasıyla Türkiye’de yeni bir dönem başlayacak. Bu yeni döneme büyük ihtimalle siyasal kavga ve kutuplaşma damgasını vuracak.
          AB ile ilişkiler büyük bir darbe alacak. Türkiye, kendi içine dönecek. Ve siyaset ön plana çıkarken ekonomi arka planda kalabilecek.

          Bir başka deyişle:
          Önce siyaset, sonra ekonomi büyük olasılıkla istikrarsızlık dalgaları tarafından kuşatılacak.
          AKP kapatıldı diyelim.
          Yeni hükümeti kim kuracak?
          Yine eski AKP Grubu...
          Başbakan da bu gruptan çıkacak.
          Erken seçim ya da ara seçim kararları ve bunun zamanlaması yine bu grup tarafından belirlenecek.
          Bu arada Tayyip Erdoğan’ın yine arka planda olacağı ve ipleri elinde tutacağı konusunda herhalde kimsenin kuşkusu olduğunu sanmıyorum.

          Bir başka soru:
          Erdoğan’ın seçimlere bağımsız aday olarak girip milletvekili seçilmesine herhangi bir engel var mı?
          Hayır yok.
          Yüksek Seçim Kurulu Başkanı da buna bir mani olmadığını şimdiden açıkladı.
          Peki, bağımsız milletvekili olarak TBMM’ye giren Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmesine, yani Başbakanlık koltuğuna oturması yasak mı?
          Hayır değil.
          Yeni parti kurmak güç mü?
          Hayır değil.

          Eski AKP’li yirmi milletvekili, yeni parti için dilekçeyi İçişleri Bakanlığı’na verdikleri anda yeni parti kurulmuş oluyor. Tabela asmanın ise fazla zaman almayacağı bilinmekte...

          Bu senaryo ilk kez yazılmıyor.
          Tekrarın nedeni çok basit:
          Adı demokrasi olan rejimlerde parti kapatmak pratikte fazla değişiklik yaratmıyor. AKP örneğinde de farklı olmayacak bu.

          O zaman?..
          AKP’yi kapatmak niye?..
          Bu işi seçim sandığına, halkın oyuna bırakmak daha sağlıklı bir yol ya da aklın yolu değil mi?..

          Hatırlayın, 12 Eylül’ün lideri Kenan Evren Paşa’nın yıllar sonra 1980’lerde partileri kapatmakla ne kadar büyük bir yanlış yapıldığına dair itiraflarını...
          Dileriz, hem el çabuk tutulur, hem de yanlış yollara sapılmaz.

          http://www.milliyet.com.tr/Default.a...ate=21.05.2008
          İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
          İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

          [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

          [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

          Yorum

          • ÇAKAL
            Ağa'nın Adamı
            • 27 Haziran 2007
            • 2545

            #110
            Namussuzluğun doğan ve şahinleri

            Ülkenin ikinci büyük yayın grubunun satışı ile ilgili Meclis'te başlayan ve birinci büyüğün tetikçileriyle sürdürülen tartışma, vicdanlara ziyan bir namus maskaralığıdır. Fakat öyle çürüdük ki bu iğrençlik midemizi büsbütün ifsat etmiyor!
            Kim kime ne soruyor?
            Kuzu hendeği atlarken bir an kuyruğunun altını görünür gibi olur, kart keçi atılır: 'Kuyruğunun altı göründü... Kuyruğunun altı göründü...' Behey Allah'ın sersem yaratığı, bir keçi olarak senin kuyruğun daimi havada, altı da her zaman görünüyor! :super:

            Kimseye 'kuzu masumiyeti' yakıştırdığım yok! O, darbı meselin kuzusu... Burada insana hafakanlar yaşatan boyut, katilin kendi davasına yargıç olmasından farksız bir durumla karşı karşıya bulunmamızdır. Siz neden bahsediyorsunuz?

            Bizde hangi medya kuruluşu helâlinden doğup büyümüş ve el değiştirmiştir? Bırakınız medya kuruluşunu, Türkiye'de hangi Karun'un serveti, tüyü bitmemiş yetimin kanından emilmiş değildir? Hiçbir yönde önyargı sahibi olmadan yakın tarihe bakmasını bilen herkes emindir ki, Cumhuriyet; çürümüş ve Bizans'taki berbat haline dönmüş bulunan İstanbul'un kadroları tarafından kurulduğu için muazzam gücüne rağmen Mustafa Kemal Atatürk bile kirlilikle mücadele edemeyeceğini itiraf zorunda kalmıştır.

            Tanık arayanlar, bugünlerdeki bütün Atatürkçülerin toplamından bin kat daha Atatürkçü olan Falih Rıfkı Atay'ın yazdıklarına bakabilirler! Birinci Dünya Savaşı'nda millet cephelerde evlatlarını kurban verip açlıktan kırılırken aralarına bazı paşaların bile karıştığı Bizans hortlağı fırsatçı tayfası devlet imkânıyla vurgun vurmaya çalışmış, pek çoğu istediğini elde etmiştir. O kadar ki, dürüstlüğü hasımlarınca dahi tereddütsüz kabul edilen Enver Paşa bu iğrenç tamah lâğımına dalan silah arkadaşlarını gördükçe çaresizliğine kahredip durmuştur!

            Ankara'daki devleti ve çarşı pazarı inşa eden, yedeği de mevcut bulunmayan bu kirli kadrodur. Bir an önce kalkınma mücadelesinde sorumluluk üstlenecek girişimciler oluşturma zorunluluğu, karşımıza sürekli kamu imkân ve kaynakları ile beslenmiş, gümrük kalkanı ile kendi halkını soyma bahasına büyümeye alıştırılmış şımarık HİT topluluklarını çıkarmıştır. Nedir HİT toplulukları? Holding İktisadi Teşebbüsleri... KİT'lerin hünsa kardeşleri... Yani ne dişi, ne erkek...
            KİT'lerin kız kardeşleri de BİT'ler olur. Belediye İktisadi Teşebbüsleri... Geriye bir de KİT'lerin din kardeşleri kalır: CİT'ler... Yani Cemaat İktisadi Teşebbüsleri... İşte size her birinin mayasında, evlâtlarının maddeten veya manen engelli doğmasına yetecek kadar yetim hakkı bulunan bir özel sektör!

            Bu kirli dünyanın mayası en bozuk olanları, dürüstlük tartışması yapabildiğine göre artık tuz tamamen kokmuş demektir! Böyle bir zamanda hesaplaşmaların ve çıkar kavgalarının dışında durarak yüzde yüz namuslu kalmak bile zorlaşırken yalnızca hakikatin köleliğini yapmak isteyen özgür düşünce erbabının da soyu tükenmeye başlar! Pişkin namussuzlar karşısında öfkeye kapılacak özgür düşünceli temiz insanlar, bu hay-huy içinde - Allah korusun- başka haksızlıklara ve acı hakikatlere kör kalabilirler.
            Ömer Lütfi METE
            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

            Yorum

            • ÇAKAL
              Ağa'nın Adamı
              • 27 Haziran 2007
              • 2545

              #111
              İbrahim Karagül

              22 Mayıs 2008 Perşembe

              İstanbul'da büyük pazarlık!

              Türkiye, dünyanın en karmaşık bölgesinde son derece önemli bir diplomatik girişime öncülük ediyor. İsrail ve Suriye arasında, Golan tepelerinin iadesi gibi ciddi pazarlıkların yapılabildiği bir barış sürecine arabuluculuk yapıyor. Uzun zamandır devam eden ve yakından izlemeye çalıştığımız görüşmeler ve arabuluculuk çabaları pazartesi gününden bu yana Türkiye'de, İstanbul'a yakın bir yerde devam ediyordu.

              Müzakerelerde, 2000 yılında kaldığı yerden devam etmesi, Golan Tepeleri'nin Suriye'ye iade edilmesi konusunda İsrail taahhütlerinin yenilenmesi, Türkiye'nin taraflara garanti vermesi gibi ciddi sonuçlar alındı.

              Bundan sonraki sürecin yürütüleceği temel ilkeler konusunda da anlaşan heyetler, ülkelerine dönüyor. Büyük bir aksilik olmazsa, önümüzdeki hafta yeniden Türkiye'de bir araya gelecekler. Yine büyük bir engel çıkmazsa, İsrail ile Suriye arasında anlaşma sağlanabilir ve dünyaya duyurulabilir.

              Şüphesiz Türkiye için çok büyük diplomatik başarı olan girişim, bölgede hemen bütün ülke ve güçleri yakından etkileyecek, bu ülke ve güçlerin tavırlarında ciddi değişimlere yol açacak.

              Türkiye; Filistin, Lübnan ve İran ile ABD/İsrail cephesi arasında devam eden ve her an bölgesel çatışmaya yol açma eğiliminde olan krizin merkezine müdahale edip, hiç değilse çatışmayı önleyici bir başarı sağladı. Dün üç ülke tarafından resmen açıklanan pazarlıklar, dünya medyası tarafından flash haber olarak duyuruldu. Türkiye, tarafların aynı masada olmadığını, aracılı olarak görüştüklerini açıklarken İsrail Başbakanlık Ofisi, Türkiye'nin arabuluculuğunu ve görüşmeleri resmen doğruladı.

              İsrail-Suriye eş zamanlı açıklaması şöyle; “İsrail ve Suriye, Türkiye'nin nezaretinde aracılı barış görüşmelerine başlamıştır. Her iki taraf, bu görüşmeyi iyi niyetle ve açık fikirlilikle sürdüreceklerini beyan etmişlerdir. İki taraf, aralarındaki diyaloğu Madrid Konferansı ilkeleri çerçevesinde, kapsamlı barışa ulaşılması hedefi doğrultusunda kararlı ve sürekli bir şekilde yürütmeyi kararlaştırmıştır. Her iki taraf, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve Türkiye'ye bu süreçteki rolü ve ev sahipliği için teşekkür etmiştir.”

              Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Türkiye'nin öncülüğünde başlayan görüşmeler çerçevesinde “İsrail'in işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri'nden tamamen çekilmeyi taahhüt ettiğini” duyurdu. Eğer gerçekleşirse, İsrail kırk bir yıldır işgal altında tuttuğu bölgeyi Suriye'ye devredecek. Suriye'nin Golan'ın iade edilmesi karşılığında İsrail'in istediği taahhütleri vereceği belirtiliyor.

              Bu arada hemen birkaç not aktaralım. Katar'da yapılan Lübnan toplantısından anlaşma çıktı. Bu sürecin, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına kadar uzanabileceği söyleniyor. Aynı anda Kahire'de İsrail ile Hamas arasında pazarlık yapılıyordu. ABD Başkanı George Bush, Suriye'nin Hizbullah'a desteğini kesmesi için Türkiye'den yardım istedi. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, önceki gün İsrail'deydi. Tam bu sırada İsrail Başbakanı Ehud Olmert, İran'ın denizden abluka altına alınmasını istedi. Bir gün sonra da Suriye-İsrail barış görüşmelerine yönelik resmi açıklamalar geldi.

              İsrail aşırı sağı ve ABD'deki neocon çevre provoke etmez, Olmert iktidardan düşmez, verdiği taahhütler İsrail'de karşılık bulursa Türkiye'deki görüşmelerden tarihi sonuçlar çıkabilir.

              Peki bu ne anlama gelir:

              1- Yıllardır Ortadoğu'da hiçbir görüşmeye alınmayan, etkisi sürekli sınırlı tutulan Türkiye, ilk kez ve en zor alanda büyük bir girişimin sahibi oldu. Bu, yaklaşık on yıldır bölgeye açılmaya çalışan Türkiye'nin kilit ülke olması anlamına geliyor. Sürecin taşıyıcı olan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın “Artık bu bölgede Türkiyesiz oyun kurulamaz” sözünü hatırlatmak isteriz. Gerçekten de artık bu bölgede Türkiye olmadan hiçbir oyun kurulamayacaktır.
              2- Başarılırsa, anlaşmanın en kötü etkisi İran'a olacaktır. Nüfuz alanını hızla genişleten İran, en önemli müttefikini kaybedecek, İran-Suriye ekseni kırılacak, Tahran yalnızlaştırılmış olacaktır. İran'ın buna nasıl cevap vereceği dikkatle izlenmeli.

              3- Lübnan'da Hizbullah Suriye desteğini kaybedecek. Suriye olmadan da İran, Hizbullah'a istediği desteği veremeyecek. Belki de Hizbullah'ın silahsızlandırılması süreci bu anlaşmadan sonra başlayacak.

              4- ABD ve İsrail için, bölgede kendilerine karşı en büyük direnç kırılmış olacak. İran'ı tecrit etme yolunda en önemli adım atılmış olacak. Belki de, Suriyesiz İran daha açık hedef haline getirilecek.

              5- Bu süreç, Hamas'la uzlaşma yolunda yeni bir kapı aralayabilir. Dolayısıyla Filistin barışı farklı bir sürece ilerleyebilir.

              6- Türkiye-Suriye yakınlaşması çok daha ileri seviyeye gelebilir. Ankara'nın Lübnan üzerindeki etkisi artabilir. Yine Filistin barış sürecinde en etkin ülkeler arasına girebilir.

              7- Bütün bunlar, PKK konusunda bölgesel ve uluslararası konsensusun gücün artıracağı gibi, Kuzey Irak ile Türkiye arasında yepyeni bir sayfa açılabilir. (Aslında bu sayfa açılmış durumda ve yakınlaşma devam edecek.)


              8-
              Sürecin en önemli sonuçlarından biri de; barıştan ziyade, bölgesel savaşa yol açabilecek bir çatışmanın önlenmiş olmasıdır. Boşa çıkarsa, barış yerine savaş kapıları aralanacaktır.
              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

              Yorum

              • ÇAKAL
                Ağa'nın Adamı
                • 27 Haziran 2007
                • 2545

                #112
                Önder Sav... Zavallı esprinin faturasını kendin öde: İstifa et!


                CHP Genel Sekreteri Önder Sav, birkaç gün önce hacca gitmek isteyen bir partiliye Ankara Elmadağ’da, “Hacca gidip Araplara para kaptırma” demiş...

                Bu da yetmemiş, eklemiş:

                “Bakarsın Muhammed, seni orada bırakmaz...”

                Bu sözlerin televizyon kameraları tarafından kaydedildiğini fark edince, beyefendi kendisini savunmak istemiş ama iyice saçmalamış:

                “Ben burada kamera olduğunu bilmiyordum!”

                İşte bu olay, dini ticarete ve siyasete alet etmeye alışık kesimin ekmeğine yağ sürdü...

                Atıyorlar, tutuyorlar, köpürüyorlar...

                Aralarından bazıları bana bile telefon edip, “Neden hiç bu konuya girmiyorsun? Yoksa sen de Önder Sav gibi mi düşünüyorsun” diye hesap soruyor...

                O zaman net söyleyeyim:

                Bu sözler başlı başına densizliktir!

                Saçmalamaktır!

                Haddini bilmezlik, toplumun dini inançlarıyla dalga geçmektir!

                Reis Bey’in dar kadrosunun vazgeçilmez elemanı olan Önder Sav, bu gafla laiklik düşmanlarına büyük bir koz verdi.

                CHP’ye, Reis Bey’den bile çok daha etkili bir darbe indirdi.




                ***


                İşin vahimi, bir kuru özür bile dilemiyor, gazetecilerden köşe bucak kaçıyor...

                Oysa kaçmak çare değil:

                Espri yapayım derken bir çam devirmişsin, çıkıp insan gibi özür dileyeceksin!

                Özür de yetmez; tek başına yediğin bu haltın faturasını da tek başına ödeyeceksin...

                Yani, tüm görevlerinden istifa edeceksin!

                Bir daha dönmemek üzere çekip gideceksin!


                Ülkenin çok hassas bir dönemden geçerken, laik devletten yana verilen mücadeleye, en sofu gericilerden bile daha fazla zarar verdiğini bilecek, bu utançla hayatının sonuna kadar ortalıkta görünmeyeceksin...



                ***


                Bir çift söz de Reis Bey’e:

                İşte senin ekibinin kalitesi bu!:super:

                Halkının değerlerini bilmeyen, bilmediği gibi dalga geçecek kadar ondan uzak olan bu adamlarla yapabileceğin hiçbir şey yok!

                Gel, hayatında bir “ilk”e imza at ve “Laik Türkiye” mücadelesine zarar veren bu adam istifa edecek kadar onurlu davranamazsa, ipini çek!

                Eğer bunu yapamıyorsan, bu haddini aşan esprinin sorumlularından biri de sen olursun!

                Sizin bu sorumsuzluğunuzun, ciddiyetsizliğinizin, cahilliğinizin faturasını ödemekten bıktık artık... Yorulduk!:super:
                Duyuyor musun?





                ***

                SOSYALİST!

                Meclis’teki “tek sosyalist” olmakla övünen ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ı şaşkınlıkla izliyorum:

                Bölücülerle kol kola...

                Ülkeyi din devletine dönüştürmek isteyenlerin yanında...

                Ama laiklikten ve hukuk devletinden yana olan herkesin, her şeyin karşısında!


                Şimdi de yargıya müdahale ettiği için AKP’yi eleştiren Yargıtay’ı bombalıyor...

                “Sosyalizm”i yeniden yazıyorsun Ufuk Uras!

                Karl Marks yaşasaydı, eserine zarar vermek suçundan yakana yapışır ve senden kazanacağı milyonlarca dolarlık tazminatla zengin olurdu!

                Çünkü sosyalizmin içine ediyorsun!

                Mustafa Mutlu-24.Mayıs.2008
                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                Yorum

                • ÇAKAL
                  Ağa'nın Adamı
                  • 27 Haziran 2007
                  • 2545

                  #113
                  Önder Sav, Aysun Kayacı ve Demet Akalın

                  ..........................

                  Müslümanlar ile dalga geçen CHP’nin en kilit adamının iki şekil tutum içerisinde olduğunu kendi açıklaması ile tüm Türkiye yakından görme sansını elde etti.

                  Bu saatten sonra CHP, içerisine düştüğü bu durumu seçmene nasıl açıklar onu araştırmalı, hatta bilmiyorlarsa birazda sağduyulu davranan Mustafa Sarıgül’e danışmalı!

                  Aysun Kayacı ile topluma hakaret eden zihniyetler çatışması Önder Sav ile boyutunu dine doğru kaydırdı ama Demet Akalın ile kendini başka bir platformda gösteriyor şimdi de.

                  Önüne gelen hakaret ediyor bu toplumun temel değerlerine.

                  Müslüman’ı, Kürt’ü, çobanı, köylüsü, Diyarbakırlısı hepsi aşağılanmaya çalışılıyor.

                  Her eline mikrofon alan ülkemin insanlarına ya da bir değerine sövmeye başladı.

                  Bu ülkenin savcıları birileri şikayet etmeden çıkıp bu hakaretler hakkında dava açıyorum(!) der mi birgün acaba?

                  Savcının görevi adaleti sağlamak değil mi? Memlekette her şey parti kapatılarak hallediliyorsa CHP içinde Müslümanlara hakaretten kapatma davası açmak gerekmez mi?

                  Hani delil lazım olur diye bugünden yazalım da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Bey fazla döküman arayışı içinde olmasın.

                  Kapatma davalarındaki delillerden bir tanesi de bizden olsun.

                  Ama her şeye rağmen bu ülkenin kapatmalardan uzak kalması gerektiğini düşündüğümü de bir kez daha yineleyeyim.

                  Zihniyetler tepede çatışıyor peki aşağıda neler oluyor?

                  Her gün yeni bir hakaret gelir mi beklentisi içerisinde önüne gelecek sandığı bekliyor vatandaş...

                  Ayhan Kıskaç
                  Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                  Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                  Yorum

                  • ÇAKAL
                    Ağa'nın Adamı
                    • 27 Haziran 2007
                    • 2545

                    #114
                    Dış Politika
                    M.Necati Özfatura
                    27 Mayıs 2008 Salı

                    Ekonomik ve sosyal gelişmeler

                    AK Parti ile ilgili siyasi kriz sebebiyle yabancı sermaye yüzde 80 azalırken, dış sermayenin evine dönüşü ülke açısından büyük kayıptır. Ancak ülkede yine de önemli gelişmeler olmaktadır.

                    İstanbul’da turizm sektörü bir yılda yüzde 22.1 oranında büyüdü ve 12 sıra birden atlayarak dünyada 20. sıraya oturdu. Avrupa’da en hızlı büyüyen kentler Moskova, Paris ve İstanbul’dur. İstanbul’u Venedik ve Londra takip etmektedir. Son 6 yılın ortalama büyüme hızı yüzde 7’dir.
                    Dış ve bilhassa iç engellemelere rağmen dünyanın 17. ve Avrupa’nın 6. büyük ekonomik gücüdür. Avrupa’da ekonomik büyüme yüzde 7’nin çok altındadır. Son 4 yıl içinde 2.2 milyon tarım dışı istihdam sağlandı. Avrupa Birliğinin 27 ülkesinde 5’i hariç 22 ülkeyle kıyaslandığında en fazla istihdam geliştiren ülkesiyiz. Türkiye nüfusunun yüzde 65’i 35 yaş altındadır. Her yıl üniversitelerden 400 bin kişi mezun oluyor. Bu rakam Malta’nın nüfusu kadar. İşsizlik probleminin halli için dış sermaye gereklidir. Yabancı sermaye ise siyasi ve ekonomik istikrarı olan ülkelere akar.

                    İnternet kullanıcı sayısı 22 milyona yükselmiştir.
                    Yat üretimi ve düz cam üretiminde dünya ikincisi, gemi inşasında dünya dördüncüsüyüz.
                    Dünyanın 9. en cazip tatil ülkesiyiz. Geçen yıl gelen turist sayısı 20 milyonu aştı. Bunların 2.5 milyonu Rus turist idi.
                    Son 5 yılda konut kredisi 65 kat, müşteri sayısı 4 kat arttı.
                    Sadece Büyükçekmece’de 10 yılda 250 binin üzerinde konut yapıldı. 5 yıl içinde ise 50 bin konut yapılacaktır. Kişi başına gelirde 10 ülkeyi birden geçtik.
                    Türkiye’nin cari açık ve vadesi gelen borçların ödenmesi için 50 milyar dolar dış kaynak bulması gerekiyor. Ama AK Parti için açılan dava ile dış kaynak girişi yüzde 80 azaldı, yabancı sermaye evine dönmeye başladı.
                    AK Parti iktidarının bütün olumsuzluklara rağmen enflasyonda hedefi tek hanelidir. 22 milyar dolar yurt dışına kaçtı. Kaldı ki dava açılmadan önce Türkiye’nin ekonomik gücü 900 milyar dolara yükselmiş idi. Geçen sene yıllık ihracat 114 milyar dolar olmuş ve 2008 Mart’ında ihracat yüzde 27.8 artmış idi.

                    2007 yılında yurt dışındaki inşaatlarda (müteahhitler) ABD ve Çin’i geride bırakarak birinci sıraya oturmuş idi.

                    AK Parti’nin davasına en çok sevinen ise Türkiye’nin tam üyeliğine karşı olan Fransa ve Almanya’dır.

                    GAP’a her yıl 4 milyar YTL harcanmaktadır.

                    Kızılay 186 ülke içinde ilk üç içine girdi. İnşallah, Türkiye Yeşilay Cemiyeti de dünya ülkeleri içinde ilk sıralarda yer alır. Bu konuda Türk kamuoyu ve iş adamlarının Yeşilay’a ilgisini bekliyoruz...
                    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                    Yorum

                    • ÇAKAL
                      Ağa'nın Adamı
                      • 27 Haziran 2007
                      • 2545

                      #115
                      40 yatırımcı borsanın 4’tel’ini elinde tutuyor

                      Yatırımcı sayısında ciddi artış görülmeyen borsada portföyler arasındaki uçurum da açıldı. Hisselerin değeri 2007 sonunda 133 milyar YTL’ye ulaşırken 27 milyar YTL’si 40 yatırımcının kontrolüne geçti

                      GEÇEN yıl borsada yatırımcı sayısı yüzde 1.9 artışla 1 milyon 40 bine ulaştı. Fakat bu yatırımcılar içerisinde 40 tanesi var ki borsanın dörte birine sahip oldu. 2007 yılı sonu itibariyle portföy büyüklüğü yüzde 50.2 artarak 133 milyar YTL olarak gerçekleşen borsadaki toplam portföyün yüzde 23.4’ü sadece 40 yatırımcıya ait. 10 yabancı fon, 10 yabancı şirket ve 10 yerli şirket ile 10 yerli bireyselden oluşan 40 yatırımcının toplam portföy büyüklüğü 27 milyar YTL’ye ulaştı. Yabancı fon ve şirketlerin toplam portföy büyüklüğü de 20 milyar YTL düzeyinde gerçekleşti. Portföy büyüklüğündeki en büyük artış yabancı fon ve tüzel kişilerde meydana geldi. Toplam portföylerdeki payları yüzde 40’a ulaşan yabancı tüzel kişilerin hisse senedi portföy değeri 17 milyar YTL’lik bir artışla 45 milyar YTL’ye çıktı.

                      YERLİLERİN PAYI % 16’YA DÜŞTÜ

                      10 yerli yatırımcı 1.7 milyar YTL’lik portföye sahipken 431 bin kişinin toplam portföyü 12 milyon YTL oldu. Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği (TSPAKB) ‘2007 Türkiye Sermaye Piyasası’ raporuna göre yabancı yatırımcıların borsadaki payı da 2007 yıl sonunda yüzde 65’ten yüzde 72’ye çıktı. Toplam içinde çok az bir paya sahip olan yabancı bireysel yatırımcıların portföyü ise 234 milyon YTL civarında kaldı. 2005 yılı başına kadar hisse senedi piyasasındaki en önemli ağırlık yerli bireysel yatırımcıdayken bu durum son yıllarda değişti. Yerli gerçek kişilerin toplam hisse senetlerindeki payları 2004 sonunda yüzde 33’ken 2007 sonunda payları yüzde 15.5’e geriledi.
                      YENER YALÇIN


                      27.05.2008
                      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                      Yorum

                      • ÇAKAL
                        Ağa'nın Adamı
                        • 27 Haziran 2007
                        • 2545

                        #116
                        Uşak'ta 2,5 milyar dolarlık altın çıkacak


                        Kışladağ madeninde 7,5 ton altın üretilerek, 220 milyon dolar gelir sağlandı.
                        Uşak Kışladağ altın madeninde 16 ayda 7,5 ton altın üreterek 220 milyon dolar gelir elde eden Kanadalı altın madencisi Eldorado Gold, 15 yılda ekonomiye 3 milyar dolarlık katkı sağlamayı hedefliyor.


                        Eldorado Gold'un Türkiye'deki şirketi Tüprag yöneticileri, Kışladağ madenine düzenlenen gezide basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı. Türkiye'nin 6 bin 500 tonluk altın potansiyeline sahip olduğunu bildiren Tüprag Şirket Müdürü Mehmet Yılmaz, buna rağmen her yıl 6,5 milyar dolarlık altın ithal edildiğini kaydetti. Kışladağ'da elde edilen cevherin tonunda 1,23 gr altın ve 0,9 gr gümüş bulunduğu göz önüne alındığında toplam 208 ton metal altın rezervi öngörülmesine rağmen, ekonomik ve teknik sebeplerle bunun yaklaşık 170 tonunun kârlı bir şekilde üretilebilir olduğu ve bu üretimin 15 yıl içerisinde yapılacağı hesaplanıyor. 530 kişinin çalıştığı madende, yöredeki köylerden yüzde 77 civarında istihdam gerçekleştirildiğini aktaran Yılmaz, bu köylerin eğitim, sağlık, çevre, içme suyu ve kanalizasyon gibi altyapı ihtiyaçlarına yaklaşık 2,5 milyon dolar katkıda bulunduklarını söyledi.

                        Tüprag'ın Kışladağ çevresinde ve Türkiye'nin farklı bölgelerinde altın arama faaliyetleri de sürüyor. Şirketin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ümit Akdur, altın madenleri aleyhinde açılan davalardan olumsuz sonuç beklemediklerini ve İzmir Efemçukuru altın madeninin de 2 yıl içinde faaliyete başlayarak bölgede toplam 30 ton altın üretimi gerçekleştirmeyi hedeflediklerini belirtti. Tüprag, altın madenlerinde hiçbir teknik eksiklik bulunmadığı düşüncesiyle bilirkişilerin teknik raporlarına dayalı olarak verilecek mahkeme kararlarından olumsuz bir sonuç beklemiyor. Kışladağ madeni aleyhinde açılan bir dava, bilirkişi raporlarından kesin bir sonuca varılamadığı gerekçesiyle Danıştay'ın verdiği bozma kararının ardından halen Manisa İdare Mahkemesi'nde sürüyor. Tüprag yetkilileri, altın üretiminde kullandıkları 'siyanür liçi' yönteminin dünya standartlarına göre uygulandığını ve çevreye olumsuz etkilerinin en aza indirildiğini söylüyor.

                        Yargıdan madenlerin lehinde kararlar çıkmaya başladı.

                        Tüprag yetkilileri, idare mahkemesinin kararının olumlu olacağına inandıklarını belirtiyor. "Yargı dur derse duracağız, devam et derse devam edeceğiz. Yasal haklarımız neyse her yatırımcı gibi o yolu izleriz." diyen Akdur, bu davanın sonucunun diğer madenlerle ilgili sonuçları ve kendilerinin Türkiye'de altın madenciliği yapma konusundaki kararlılıklarını etkilemeyeceğini belirtti. Akdur şunları söyledi: "Davalar hep (belli bir) yöreyle ilgili açılıyor. Bizzat o yöredeki madenle ilgili teknik bilirkişiler o yöredeki madenle ilgili teknik konuları inceleyerek karar veriyorlar. Dolayısıyla ne burada alınmış olumlu bir karar başka bir bölgedeki bir maden için yüzde yüz bir garantidir ne de buradaki olumsuz bir karar başka yerdeki bir maden için yüzde yüz olumsuz bir engeldir." Yargıdan lehte kararlar çıkmaya başladığını dile getiren Akdur, yatırımlarda eskisine göre daha cesur olduklarını kaydetti.

                        Uşak, Zaman


                        29 Mayıs 2008, Perşembe
                        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                        Yorum

                        • ÇAKAL
                          Ağa'nın Adamı
                          • 27 Haziran 2007
                          • 2545

                          #117
                          'Utanc verici' Türkiye önergesi geçti


                          Fransa Meclisi, Türkiye'nin AB üyeliği için referandum düzenlenmesi şartını koruyan önergeyi 21'e karşı 48 'evet' oyuyla onayladı. Çok sayıda milletvekili, böyle bir maddenin anayasaya konulmasının yanlış olduğunu söyledi.
                          Fransa, anayasasına yabancı bir ülkeyi doğrudan hedef alan bir madde koyan dünyanın ilk ülkesi olma yolunda.


                          Türkiye'nin sessizliği Paris'i kaygılandırıyor.


                          Fransa Milli Meclisi, dün Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği için Fransa'da referandum düzenlenmesi şartını koruyan önergeyi kabul etti. Ermeni asıllı Patrik Deveciyan yönetimindeki iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) milletvekillerinin verdiği önerge 21'e karşı 48 "evet" oyuyla onaylandı. Önerge hükümet tarafından da desteklenirken görüşmede söz alan çok sayıda milletvekili, düzenlemenin Fransa'yı uluslararası arenada zor durumda bırakacağı uyarısında bulundu.

                          Büyük bir kısmı Ermeni nüfusunun yoğun olduğu bölgelerin temsilcisi olan bir grup milletvekili tarafından, kurumlarla ilgili anayasa reformu kapsamında sunulan önerge, nüfusu AB nüfusunun yüzde 5'inden fazla olan ülkeler için Fransa'da referandum yapılması şartının anayasada kalmasını öngörüyor. Halbuki, Sarkozy'nin hazırlattığı reform paketi, önceki cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın anayasaya koydurduğu Hırvatistan'dan sonra AB'ye üye olacak ülkeler için referandum şartını kaldırıyordu. UMP, önergeyle Türkiye'yi paketin kapsamından çıkarmak istedi.

                          Genel Kurul'da Sosyalist Parti adına söz alan milletvekili Manuel Valls, "UMP'nin kendi içindeki sorunları anayasada halledemeyeceğini" belirterek, önergenin "tehlikeli bir şekilde bir ülkeyi hedef aldığını" söyledi. Aisne bölgesi milletvekili Rene Dosiere ise önergenin "hipokrit, aldatıcı, gereksiz ve utanç verici" olduğunu ifade ederek Fransa'nın imajına zarar vereceğini kaydetti. Önerge aleyhinde söz alan bir başka milletvekili Patrick Braouezec ise düzenlemenin "siyasi ve diplomatik bir hata" olduğunu söyledi. Fransa Milli Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu üyesi François Loncle, daha da sert çıkarak girişim için, "Türkiye'ye karşı ayrımcılık yapan *** bir önerge" ifadesini kullandı. Oturumda söz alan milletvekilleri, genel olarak, Türkiye'nin üyeliğine karşı olsalar da açık bir şekilde bir ülkeyi hedef alan bir maddenin anayasaya konulmasının yanlış olacağı üzerinde durdu.

                          Hiç gerek yoktu

                          Girişime karşı çıkan milletvekillerinin önemli argümanlarından birisi de reform paketi kapsamında geçen hafta kabul edilen ve halka referandum isteme hakkı veren bir önergenin kabul edilmesiydi. Buna göre, parlamentonun beşte biri, kayıtlı seçmenlerin onda birinin desteğini alarak, Türkiye konusu dahil herhangi bir konuda referandum isteyebilecek. UMP, bu düzenlemeye rağmen "Türkiye önergesini" çekmeyerek meclisten geçirdi. Reforma paketi mecliste oylandıktan sonra senatoda görüşülecek. 7 Temmuz'da ise senato ve meclisin ortak oturumu ile Versaille Sarayı'nda son oylamaya sunulacak. Bu oturumda parlamentonun beşte üçünün oyunu gerektiren paketin çıkması için anamuhalefetteki Sosyalistlerin de destek vermesi gerekiyor.

                          Bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin önceki gün bir Polonya gazetesine "Devleti laik olsa da nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeyi Avrupalı olarak görmem" minvalinde açıklama yaptığı yolundaki haberler Fransa'nın Türkiye büyükelçiliği tarafından yalanlandı. Haberi yapan Reu-ters ajansı da dün düzeltme yayınladı.
                          Ali İhsan Aydın
                          30 Mayıs 2008, Cuma
                          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                          Yorum

                          • KUTERO
                            Beybaba
                            • 19 Temmuz 2007
                            • 437

                            #118
                            Telekulak müsameresinde rol paylaşımı

                            Bu telekulak meselesinde, geçmişe bakarak ve karşılaştırmalar yaparak genel bir çerçeve çizebiliriz.

                            AKILDA TUTALIM 1:
                            28 Şubat Darbesi (1997) sürecinde Emniyet İstihbaratı çok önemli bir gerçeği ortaya çıkartmıştı: Genelkurmay bünyesinde 'Batı Çalışma Grubu' adlı yasadışı bir birim kurulmuştu.
                            Başta GK İkinci Başkanı Org. Çevik Bir olmak üzere, bu illegal grubu kuranların yargılanması gerekiyordu.
                            Ama tam tersi oldu: BÇG'yi saptayan Hanefi Avcı ve Bülent Orakoğlu gibi Emniyet istihbaratçıları mahkemeye verildi.
                            Yani darbeciler değil, darbeyi engellemeye çalışanlar; suçlular değil, suçu ortaya çıkaranlar yargılandı.

                            AKILDA TUTALIM 2:
                            2003-2004 yıllarında bazı komutanların " Sarıkız " kod adıyla darbe planları yaptığını; Hükümetin ise o hazırlığın farkında olduğunu sızan haberler sayesinde öğrendik.
                            Peki, istihbarat faaliyeti olmadan, izlemeden, dinlemeden Sarıkız'ı bilmek mümkün müydü?

                            AKILDA TUTALIM 3:
                            Dinleme yapan kurum çok. Hemen akla gelenler: Askeri İstihbarat, Jandarma İstihbarat, MİT ve Emniyet İstihbarat .
                            Ancak bu gruplar tek parça değil. Kurum içi klikleşmeler kamuoyuna kadar yansıyor.
                            Mesela bazı subayların tuhaf konuşmaları internete düşünce, GK II. Başkanı Org. Ergin Saygun mart ayında şöyle demişti:
                            "Ses kayıtlarının Yüksek Askeri Şûra öncesinde gündeme gelmesi dikkat çekici Montaj olabilir. İnceliyoruz." Bu sözler ' içerideki kavganın' işaretiydi.
                            Şunu da ekleyelim: Birini dinlemek artık çok kolay. Pilini çıkarmadığınız sürece cep telefonunuz bir verici işlevi görüyor ve çevresinde yapılan sohbetleri meraklı kulaklara aktarıyor.

                            GELELİM BUGÜNE:
                            Önder Sav ile ilgili tartışma başlayınca hemen ortaya şöyle bir iddia atıldı: Emniyet bünyesinde, çok gelişmiş teknik cihazlarla Hükümet için çalışan, bir binanın içindeki konuşmaları dahi uzaktan dinleyebilen, ' Özel Birim' diye anılan bir izleme ekibi vardı. ( Murat Yetkin, Radikal, 29 Mayıs )

                            Gerçekten var mı böyle bir ekip? Bilmiyorum. Ama olabilir. Peki ama 'Özel Birim'in, Önder Sav ile ne alakası var?
                            CHP'nin dilekçelerini Anayasa Mahkemesi'ne iletme görevini başarıyla yapan Önder Sav'ın, kızağa çekilmiş bir vali ile yaptığı konuşmayı, 'Özel Birim' gibi uzman bir ekip niye dinlesin?

                            Hadi dinledi... Hiçbir önemli bilgi içermeyen, dedikodu dahi sayılmayacak, sıradan bir konuşmayı, Hükümet niye medyaya sızdırsın?
                            O da yapıldı, diyelim. Bu niye, Danıştay üyelerini hedef gösterdiği gerekçesiyle daha geçenlerde ceza alan, " İslamcı ", " dinci " gibi sıfatlarla anılan Vakit gazetesi yoluyla yapılsın?


                            BİR TAŞLA BİRÇOK KUŞ:
                            Önce Anayasa Mahkemesi üyesi Osman Paksüt ve eşi aracılığıyla "telekulak" gündeme sokuldu. Ardından " Bizi de dinliyorlar " demeçleriyle atmosfer yaratıldı. Şimdi de Önder Sav'ın sıradan bir konuşması, basına verildi.

                            Bunu planlayanlar bir taşla birkaç kuş birden vurdu:
                            1) Olay, Emniyet üzerinden Hükümetin üzerine yıkıldı.
                            2) Gaf yapan Önder Sav bir anda mazlum oldu.
                            3) Darbeci zihniyete sorunlar çıkaran 'Özel Birim' karalandı.
                            4) Yargıtay bildirisiyle gerilen ortam, tam yumuşayacakken tekrar gerildi. Böylece AKP'nin kapatılmasını isteyenlere bir koz daha verildi.
                            5) Güneydoğu paketi bir anda gündemden düştü.
                            Operasyonu yapan kliği bir süre sonra öğreneceğiz ama iş işten geçmiş olacak.

                            http://www.sabah.com.tr/akoz.html
                            İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                            İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                            [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                            [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                            Yorum

                            • ÇAKAL
                              Ağa'nın Adamı
                              • 27 Haziran 2007
                              • 2545

                              #119
                              Bu adam çalışıyor.

                              BAKAN'IN DUMANSIZ SOBASI

                              KENDİ coğrafyasına "gerilen" Türkiye’de, devletin üzerine doğru soğuk rüzgarların estiği bir günde Enerji Bakanı Hilmi Güler, her zamanki espri anlayışıyla "sıcak" bir haber veriyor...

                              - Biliyor musunuz, buraya Polatlı üzerinden geldim. Orada bir profesör arkadaşımla bir deney yapıyoruz...

                              - Ne deneyi?

                              - Dumansız soba...

                              - Anlamadım...

                              - Dumansız soba yaptık. Dahası o yaptı, ben destekledim. Şimdi denedik. Ve başardık. Önümüzdeki hafta basın toplantısıyla duyuracağız...

                              - Yani normal kömürü koyuyorsunuz. Yanıyor ama dışarı duman vermiyor öyle mi?

                              - Evet aynen öyle... Bütün bir Anadolu’yu düşünsenize. Kömür gazından zehirleneler, hava kirliliği, baca zorluğu. Hepsine son.

                              Siyasetin buram buram "tüttüğü" bir dönemde bakandan dumansız soba ilginç geldi.

                              Aslına bakarsanız, Hilmi Güler sessiz devrimler yapan bir isim...

                              Örneğin Türkiye’nin rotasını "dışa bağımlı doğalgaz"dan içerdeki rüzgára, güneşe ve suya çeviriyor. Bu önemli devrimin detaylarını daha sonra aktaracağım...

                              http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...p?&hid=9074750
                              Vay be takdir etmiş nasıl olduysa!!!
                              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                              Yorum

                              • ÇAKAL
                                Ağa'nın Adamı
                                • 27 Haziran 2007
                                • 2545

                                #120
                                Biraz da SAV muhabbetleri!!

                                Sav, kırdığı her pot sonrası kayıplara karışıyor. Zavallı, bir türlü siyasete ısınamadı.

                                CHP'nin Aselsan'a ahizeli cep telefonu siparişi vermesi lazım. Alırsın ahizeyi, koyarsın telefonun üstüne, işte kapandı gitti. Tek sorun cebe nasıl sığacak bu alet...

                                Bu olayın akabinde CHP'nin Meclis'teki ilk grup toplantısı 'cep telefonu kullanımı', 'cep telefonlarını kapatmada no'nun yeri ve önemi' konularında olacak.

                                İtinayla cep telefonu nasıl kullanılır dersi verilir. Para falan istemez, yeter ki ülkemi rahat bırakın.

                                Ortalığı velveleye veren şahıs telefonu açık unutmuş ve 42 dakika boyunca konuşmaları dinlenmiş. Tabii kesin AKP'nin suçudur, kesin AKP bu adamın suyuna unutkanlık hapı falan atmıştır.

                                Daha telefonunu idare edemiyor, ülkemi nasıl idare edecek?

                                Bundan sonra seçimlerde milletvekili seçilme şartları arasına telefon kullanmayı bilme şartı eklensin.

                                Önder Sav'la ilgili en ilginç değerlendirmeler ise internetteki Ekşisözlük'te yapıldı. Sözlükte Sav'la ilgili tanımlamalar şöyle:

                                Kendisinin yaşı epey var. Eskiden CHP il başkanlarının aynı zamanda o ilin valisi olduğunu unutamamış olsa gerek, muhabbetin dibine vurmuştur.

                                Önder Sav, 'Türkiye solunun içler acısı halinin nedenleri nedir?' sorusunun cevaplarından biridir.

                                Bankamatik kuyruğunda arkasına girmek istediğim adam. Bakarsın kartı martı unutur, bir milletvekili maaşı ikramiye kazanırız.

                                Bu gidişle Türk Telekom reklamlarında Cem Yılmaz ile oynar. 'Partide parti telefonu kullanılır', temalı bir reklamda görebiliriz kendisini.

                                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information