Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ÇAKAL
    Ağa'nın Adamı
    • 27 Haziran 2007
    • 2545

    #151
    İRAN paralarını Avrupa'dan çekecekmiş.
    Avrupa'ya bişey olmaz da,bize hem olumlu hem de olumsuz yansımaları olabilir.
    Saddam da artık petrol paralarını EURO istiyorum deyince USA tepesine çökmüştü.
    İran'ı rahat bırakacaklarını sanmıyorum.

    *********************************************


    Neler Oluyor

    Nuri Elibol

    12 Haziran 2008 Perşembe

    Başkentte konuşulan iki senaryo

    Ankara’daki siyasî hava gittikçe ağırlaşıyor. Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliğini iptalinden sonra kulislerde iki senaryodan bahsediliyor. Herkes, gönlü hangi senaryoya akıyorsa onu tartışıyor.

    Birinci senaryoyu savunanların iddiası şu:

    “ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarları ile Türkiye’nin çıkarları karşı karşıya gelmeye başladı. Çıkarlar örtüşmüyor. AK Parti yönetimindeki bir Türkiye, ABD-İsrail’in İran ve Suriye’ye müdahalesini güçleştiriyor. ABD, bu güçlüğü aşmak için Türkiye’deki iktidar karşıtları, İran-Suriye ikilisine sıcak bakmayan çevreler ve güç odakları ile iş birliği yaparak AK Parti’den kurtulmak istiyor. Kapatma davası projesinin arkasında ABD ve İsrail var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının daha bir yıl önce, seçimlerde yüzde 47 oy almış bir iktidar partisine, ‘sudan gerekçelerle’ kendiliğinden dava açması mümkün değildir. ABD ve İsrail’in desteğiyle bazı kurumlar bu projeyi sistemli bir şekilde yürütüyor. Yargı bu kurum ve çevrelerin baskısı altında. Açılan kapatma davası ile AK Parti kapatılacak. Başbakan Erdoğan ve partinin etkili isimlerine 5 yıllık siyaset yasağı konacak. Daha sonra da AK Parti’nin yerine kurulacak yeni parti, ikiye, üçe bölünecek. Kapatma kararının gerekçesinde mahkeme tarafından öyle bir içtihat oluşturulacak ki, Sayın Erdoğan bağımsız aday dahi olamayacak. Hatta belki milletvekili adaylığında aranan nitelikler bile kaybettirilecek.”

    Salı günü grup konuşmasında; “Bırak durumu hazmet. Yanlışların hesabı sorulur, gün gelir hakların iade edilir” diyen Baykal sanıyorum bu senaryodan haberdar ve davanın kapatma kararıyla sonuçlanacağından emin gibi.

    Benim Ankara’da dönen dolaplardan sonra çok itibar etmediğim ikinci senaryoyu dillendirenlerin düşünceleri de şöyle:

    “Devlet kurumları ve bürokrasi baş örtüsü serbestisini bireysel bir hak olarak değil, laiklik ilkesine karşı bir başlangıç hamlesi-bir kırılma noktası olarak görüyor. Baş örtüsünün üniversite öğrencileri için serbest bırakılması konusunda kurumsal bir mutabakat sağlanmadı. Ayrıca toplumun yüzde 10-15’lik bir kesimi de bu düzenlemenin başlaması ile kendi modern yaşam tarzının baskı altına alınacağını, tehlikeye gireceğini düşünüyor. Başbakan Erdoğan kurumsal mutabakat sağlanmadan bu konuda bir şey yapılmayacağını söylüyordu. Ağzından çıkan bir demeç sonrasında MHP hodri meydan deyince siyaseten geri adım atamadı.
    Baş örtüsü konusunda anayasa değişikliği yapılınca Başsavcı davayı açtı. Yüce Mahkeme baş örtüsü ile ilgili anayasa değişikliğini reddederek kurumların ve toplumun bir kesiminin kaygılarını gidermiş oldu. Kapatma davasında da AK Parti’yi kapatmayarak toplumun diğer büyük kesiminin de kaygılarını giderecektir. Böylece mahkeme herkesi tatmin eden bir sonuca ulaşmış olacaktır. Baş örtüsü konusundaki mağduriyetler de kurumsal mutabakat sağlanana kadar devam edecektir.”


    Adı üstünde senaryo. Bakalım hangisi gerçekleşecek...
    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

    Yorum

    • MAGGGMA
      ...................
      • 12 Haziran 2007
      • 1375

      #152
      ÇAKAL Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
      İRAN paralarını Avrupa'dan çekecekmiş.
      Avrupa'ya bişey olmaz da,bize hem olumlu hem de olumsuz yansımaları olabilir.
      Saddam da artık petrol paralarını EURO istiyorum deyince USA tepesine çökmüştü.
      İran'ı rahat bırakacaklarını sanmıyorum.

      *********************************************


      Neler Oluyor

      Nuri Elibol

      12 Haziran 2008 Perşembe

      Başkentte konuşulan iki senaryo



      Birinci senaryoyu savunanların iddiası şu:

      “ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarları ile Türkiye’nin çıkarları karşı karşıya gelmeye başladı. Çıkarlar örtüşmüyor. AK Parti yönetimindeki bir Türkiye, ABD-İsrail’in İran ve Suriye’ye müdahalesini güçleştiriyor. ABD, bu güçlüğü aşmak için Türkiye’deki iktidar karşıtları, İran-Suriye ikilisine sıcak bakmayan çevreler ve güç odakları ile iş birliği yaparak AK Parti’den kurtulmak istiyor. Kapatma davası projesinin arkasında ABD ve İsrail var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının daha bir yıl önce, seçimlerde yüzde 47 oy almış bir iktidar partisine, ‘sudan gerekçelerle’ kendiliğinden dava açması mümkün değildir. ABD ve İsrail’in desteğiyle bazı kurumlar bu projeyi sistemli bir şekilde yürütüyor. Yargı bu kurum ve çevrelerin baskısı altında. Açılan kapatma davası ile AK Parti kapatılacak. Başbakan Erdoğan ve partinin etkili isimlerine 5 yıllık siyaset yasağı konacak. Daha sonra da AK Parti’nin yerine kurulacak yeni parti, ikiye, üçe bölünecek. Kapatma kararının gerekçesinde mahkeme tarafından öyle bir içtihat oluşturulacak ki, Sayın Erdoğan bağımsız aday dahi olamayacak. Hatta belki milletvekili adaylığında aranan nitelikler bile kaybettirilecek.”




      Adı üstünde senaryo. Bakalım hangisi gerçekleşecek...
      Bu daha yakın sanki.Ama başaramazlarsa Türkiyeyi de durduramazlar...

      Yorum

      • ÇAKAL
        Ağa'nın Adamı
        • 27 Haziran 2007
        • 2545

        #153
        MAGGGMA Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
        Bu daha yakın sanki.Ama başaramazlarsa Türkiyeyi de durduramazlar...

        Paksüt doğruladı: Üç kez İlker Başbuğ'la görüştüm.

        Orgeneral İlker Bağbuğ ile gizlice görüştüğü iddia edilen Osman Paksüt: Evet görüştüm. Ama...

        Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Alifeyyaz Paksüt, ''Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildikten sonra Orgeneral Başbuğ ile 2 veya 3 kez görüştüm. Birinci görüşme Başbuğ'un Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na seçildiğinde tebrik ziyareti niteliğinde, ikinci görüşmeyi hatırlamıyorum. Üçüncü görüşme ise Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak'ın kuzeyine yönelik başlattığı harekatın bitirilmesinden birkaç gün sonra gerçekleştirildi'' dedi.




        Karargahta gizli görüşme

        'İzleniyorum' diye ortalığı ayağa kaldıran Osman Paksüt'ün gizlice Org. İlker Bağbuğ'la da görüştüğü ortaya çıktı...

        Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün, kritik türban ve kapatma davaları sürecinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile gizli bir görüşme yaptığı ortaya çıktı.

        KARARGAH'TA ÖZEL DAVETLİ

        Osman Paksüt, "özel davetli" olarak 4 Mart 2008 günü saat 17:00'de, 06 LLU81 plakalı mavi siyah Mercedes'le geldiği Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda bir saat 15 dakika süreyle Org. Başbuğ ile baş başa görüştü.

        TÜRBANLA KAPATMA ARASINDA

        "Türban değişikliklerinin" iptaline ilişkin başvurudan yedi gün sonraya, AKP'ye kapatma davası açılmasından 13 gün önceye denk düşen gizli görüşmenin yapıldığından haberdar bazı ordu ve yargı mensupları rahatsız.

        KAMERALAR KARARTILDI
        Osman Paksüt ve İlker Başbuğ arasındaki gizli buluşma öncesinde, karargah giriş ve çıkışlarında bulunan güvenlik kameralarına karartma uygulandı, komuta katı ise tamamen boşaltıldı.
        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

        Yorum

        • ÇAKAL
          Ağa'nın Adamı
          • 27 Haziran 2007
          • 2545

          #154
          İsmail Küçükkaya

          Operasyon Erdoğan


          Kapatma davasıyla birlikte başlayan süreçteki olaylara “yerel-küresel güçler mücadelesi” perspektifinden bakanlar da var.

          Bu bakış açısı, “Türkiye’ye, özellikle dış politika alanında yön tayin etme amaçlı” bir operasyon uygulandığına işaret ediyor. “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin tasfiyesinin” hedeflendiği böyle bir müdahale Ortadoğu denkleminin şekillenmesini de etkileyecek güce ulaşabilir mi? Soru bu.

          “Derin Devlet” kavramını ortaya attığında aynı isimli kitabı yüz binden fazla satan Profesör Mahir Kaynak şu anda matbaada basım aşamasında olan yeni kitabına “Operasyon Erdoğan” ismini uygun görmüş.

          Yayınevi 20 bin adet basma kararı verdiği kitabın duyurusundan sonra gelen talepler üzerine hemen ek 10 bin basımlık hazırlığa girişmiş.

          Kaynak, dün kendisine sorduğumda kitabını şöyle özetledi:

          “Kitap, adını bir kişiden aldı ama anlattığı olaylar bütün ülkeyi ilgilendiriyor. Bu, bir ülkenin hikayesidir. Yüzünü ülkesine dönen liderlerin kaderini sorguluyorum. Erdoğan yüzünü ülkesine dönmeye başladı, o yüzden tasfiye ediliyor.”

          Mahir Kaynak, Başbakan Erdoğan’ın “milli” yönünü vurguluyor. Küresel güçlerin bu nedenle Gül-Erdoğan denkleminde Gül’den yana tavır koydukları inancında. Gül’ün, siyasi yasaklı olsa bile Köşk’te kalacağı ve Gül ekibinin hem yeni partinin liderliğini hem de Türkiye’nin özellikle dış politikasını yönlendireceğini düşünüyor.

          Kişisel olarak, Gül-Erdoğan ilişkisini bir rekabet veya çatışma zemininde değerlendirmenin gerçekçi olmadığına inanırım. Gül ve Erdoğan’ı “kader ortaklığı yapmış” iki siyasi figür olarak görürüm. Aralarındaki “tarz, söylem, kadro ve hayata bakış açısı farklarını” bilmiyor değilim. Ama bu farklara “nüans” olarak bakarım, çatışma psikolojisinden çok ama çok uzakta olduklarını görürüm.

          “Sahnede ya da hayatta kalma açısından zaman zaman aralarındaki farkların vurgulanması ve kamuoyuyla paylaşılmasının” söz konusu olabileceğini dikkate alırım. “Tarihe ben farklı düşünüyorum” notu düşülür. O kadar.

          Herhangi bir nedenle AK Parti’nin Gül-Erdoğan fay hattında kırılacağına ve bölüneceğine hiç ihtimal vermem. Ama dediğim gibi, bu benim okumam.

          Mahir Kaynak ise olaya bambaşka bir pencereden bakıyor. “Operasyon Erdoğan” hikayesi o bakış açısını yansıtıyor. Doğrusu, Erdoğan’ın yerel kimliğinin, milli özelliklerinin çok daha güçlü olduğuna ben de tamamıyla katılıyorum. Açıklamaya çalışayım...

          Erdoğan’ın “milli” yönü

          Başbakan Erdoğan’ın hayat hikayesine ve yetişme tarzına bakınız. Ruhu Kasımpaşalı. Onu kaybetmiyor. AB ve ABD ile ilişkileri ilgi çekici bir dalgalanma izliyor. Sık sık hem Brüksel’e hem de Washington’a sert çıkışlar yapıyor. Bu konuları merak edenlerin yerinde olsam, Erdoğan ABD’ye ilk ne zaman gitmiş, hatta ilk yurtdışı seyahatini ne zaman yapmış onu öğrenirdim.

          “Uluslararası tezgahtan geçmek” diye bir kavram var. Erdoğan o tezgahtan geçmiş birisi değil. Bence Erdoğan’la ilgili sorun, özellikle onun okyanus ötesi ilişkilerini kurmaya çalışanların kimliklerinden kaynaklanıyor.

          Mesela Erdoğan ordumuza “Peygamber ocağı” der. Ordunun kutsallığını anlatmaya çalışırken, hayatının en kutsal değeriyle asker ocağını örtüştürür. Erdoğan yalnız bir adamdır; yerli ve yalnız... Mesela, Erdoğan hayatı boyunca tek bir yabancıyla baş başa bir görüşme yapmamıştır. Evet, İngilizce bilmediği için böyledir ama sonuçta her görüşmesinin en az bir tanığı vardır.

          Öbür yanda ise küresel sermayeyle ilişki açısından tam da Kemal Derviş kadar iç içelik söz konusu.

          Erdoğan halka daha yakın bir lider. Bence askere yaklaşmak istiyor. Sınır ötesi operasyon sonrasındaki Erdoğan’ın konuşmalarını hatırlar mısınız...

          Aslında devlete bakış bakımından dünyanın her yerinde büyük bir mücadele var. ABD, kendi içinde böyle bir saflaşmayı yaşıyor. Avrupa Birliği ise çok daha güçlü biçimde “halkların Avrupası mı, devletlerin Avrupası mı?” savaşının içinde. AB’nin Komisyon-Parlamento dengesi bunun en büyük arenası.

          Ben, Başbakan Erdoğan’ın dünya çapındaki bu mücadelenin Türkiye ayağında enteresan bir yerde durduğunu düşünüyorum. Kesinlikle küreselleşmeci değil. Tam güçlü bir devletçi de değil. Devletle milleti yaklaştırmak isteyen bir sentez noktasını temsil ediyor.
          Cumhurbaşkanı Gül’ün daha küreselleşmeci olduğunu kabul ediyorum, AB ve ABD’ye hiç eleştiri getirmiyor oluşunu da görüyorum. Gül’e de haksızlık yapmak istemem, bir eleştiri getiriyor değilim, yalnızca bir analiz yapmaya çalışıyorum. Sonuç itibarıyla, siyasal duruşumuz, bizim geçmişimiz, ilişkilerimiz ve ülkemizin geleceğine dair oyun planımızın yansımasıdır. Ben Anayasa Mahkemesi’ndeki davayı bütünüyle bu ilişkilerin dışında değerlendiriyorum. Orada hukuk konuşacak. Ama bunun iç ve dış siyasi ayağında herkes pozisyonunu dizayn etmeye çalışıyor. Ayrım burada başlıyor.

          19.06.2008
          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

          Yorum

          • güneşş
            Tecrübeli
            • 08 Ocak 2008
            • 742

            #155
            avrupa parlementosunun akpartiyi destekler nitelikte akparti kapatılırsa müzakere durdurulur demesi iyiye işaretmi yoksa kötüye işaretmi
            çözemedim

            Yorum

            • ÇAKAL
              Ağa'nın Adamı
              • 27 Haziran 2007
              • 2545

              #156
              güneşş Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
              avrupa parlementosunun akpartiyi destekler nitelikte akparti kapatılırsa müzakere durdurulur demesi iyiye işaretmi yoksa kötüye işaretmi
              çözemedim
              Veriyorlar gazı.
              AKP hazırlıksız yakalansın diye.
              Başörtüsün de de olmaz böyle şey diyorlar ama İnsan Hakları Mahkemesi hep çocuklarımızı suçlu buldu.
              Düşman dost olur mu?
              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

              Yorum

              • ÇAKAL
                Ağa'nın Adamı
                • 27 Haziran 2007
                • 2545

                #157
                Abdullah Abdülkadiroğlu.


                Gözlerim Yaşardı.

                Oynasanıza zil takıp. YÖK Başkanı İmam Hatipleri kapatalım demiş. Daha ne istiyorsunuz ?

                Hayretler içindeyim.

                Bu kadar olur.

                Fırsatçılar piyasa döküldü ganimetten pay kapmak için takla atıyor.

                Bazıları yıllardan beri yerden yere vurdukları, rejimin en büyük tehlikesi olarak gördükleri İmam Hatipleri meğer ne çok seviyormuş da haberimiz yokmuş.

                Gözlerim yaşardı.

                YÖK Başkanı İmam Hatiplere ‘zıkkım’ dedi diye kıyameti koparıyorlar.

                Kimler mi ?

                İmam hatipleri darbe sebebi sayanlar,

                Kimler mi ?

                İmam hatipleri ülkeyi ele geçirecek militanların yetiştirildiği yuvalar olarak görenler,

                Kimler mi ?

                İmam hatiplerin laikliği yıkıp şeriat devletini getirmek için eğitim verdiğini savunanlar,

                Kimler mi ?

                İmam hatiplerin Refah Partisi’nden bu yana son olarak da Ak Parti’nin arka bahçesi olduğu yaygarasını yapanlar.

                Kimler mi ?

                İmam hatiplilere köşelerinde hakaretler edip saldıran yazarlar.

                Kimler mi ?

                İmam Hatipleri hedef gösteren manşetler attıran düğmeci gazeteciler.

                Kimler mi ?

                CHP’liler…

                Evet evet CHP’liler.

                Bunu da gördüm ya gözüm açık gitmez.

                CHP’liler kalkmış YÖK Başkanı İmam Hatiplere ‘zıkkım’ demiş diye yaygara yapıyor. Bu hakaretmiş de, YÖK Başkanı nasıl böyle bir kelime kullanırmış ?

                Hemen özür dilemeliymiş.

                Dinime küfreden Müslüman olsa.

                Yav daha iki hafta önce bırak İmam Hatip’i falan benim Peygamberimle sizin genel sekreteriniz dalga geçmedi mi ?

                Hem de kameraların önünde. Hem de milletin gözünün içine baka baka.

                CHP’liler Hz. Muhammed’i başka bir dinin Peygamberi mi sanıyor acaba ?

                CHP’liler İmam Hatipleri başka bir dinin eğitiminin verildiği okullar mı zannediyor acaba ?

                Önder Sav özür diledi de ben mi atladım yoksa ?

                Peygamberle dalga geçen, laubalilik yapan özür dilemeyecek, İmam Hatiplere laf arasında ‘zıkkım’ diyen linç tahtasına oturtulacak ve derhal istifa edecek. Yok böyle bir pişkinlik. Pes ki ne pes !

                İmam Hatipli falan değilim. YÖK Başkanını da savunmuyorum. İnsanları rencide eden bir açıklama yaptıysa bence de telafi etmesi şık olur. Orasını kendi bilir.

                Şunu da unutmayalım ki YÖK Başkanının İmam Hatiplere ‘zıkkım’ dediğini kim iddia ediyor ?

                CHP’li bir milletvekili.

                Yani; bozacının şahidi şıracı.

                Ne güzel işte kardeşim; siz yıllardır İmam Hatiplere saldırıp durmuyor
                musunuz ?

                İmam hatiplerin çevresine kameralar yerleştirip oradaki kızları kayda almıyor musunuz ?

                Başka okullarda öğrenciler okul tuvaletlerinde esrar çekerken İmam Hatiplinin sigara içmesini ahlaksızlık olarak lanse etmiyor musunuz ?

                Düz liselerde millet yemedik halt bırakmazken iki İmam Hatipliyi el ele yakalamak için elli takla atmıyor musunuz ?

                İmam hatip mezunları doktor, avukat, mühendis olamasın diye fırıldak üzerine fırıldak çevirmiyor musunuz ?

                Ülkede bu kadar imama gerek yok, ‘kapatalım’ diye her seferinde salağa yatıp yaygara yapmıyor musunuz ?

                Daha İmam Hatiplerin ne eğitimi verdiğini bilmeyen, İmam Hatip’ten sadece imam-müezzin yetiştiğini zanneden akıllılar kalkmış şimdi YÖK Başkanı ‘zıkkım’ demiş diye kıyameti koparıyor.

                Sevinsenize kardeşim, oynasanıza zil takıp.

                YÖK Başkanı kapatalım demiş işte. Daha ne istiyorsunuz ?

                İşinize mi gelmedi ?

                Yoksa ülkeyi karıştırmak için ısıtıp ısıtıp ortaya sürdüğünüz İmam Hatip bombası elinizde mi patlayacak ?

                Siz imam hatiplerin kapanmasını asla istemezsiniz.

                Çünkü ne kadar İmam Hatip açık olursa o kadar genç etkisiz hale getirilir, üniversiteye gitmesi engellenir.

                Çünkü ne kadar İmam Hatip açık olursa sizin için o kadar malzeme olur.

                Çünkü siz İmam Hatiplerin varlığından beslenen emicilersiniz.

                Allah hakikaten büyük. Bakalım bize daha neler gösterecek.

                CHP’lileri de İmam Hatipleri savunur hale getirdi ya.

                Daha ne diyeyim.



                20.Haziran.2008

                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                Yorum

                • ÇAKAL
                  Ağa'nın Adamı
                  • 27 Haziran 2007
                  • 2545

                  #158
                  Denge
                  Mehmet Ali Özbudun
                  22 Haziran 2008 Pazar

                  “Mümtaz’ı okudun mu?”

                  Hani, “Hiç unutmam...” diye başlayan askerlik hatıraları vardır ya, benimki de öyle, ama askerlik değil, asistanlık hatırası.
                  Yıl 1982, aylardan ağustos...
                  Profesör Halil Nadaroğlu ile birlikte Sirkeci’den vapura bindik, Burgazada’ya gidiyoruz. Halil Bey, kitabını yeni baskıya hazırlıyor; bendeniz de, tashih ve indeks gibi bazı teknik işlerde yardımcı oluyorum.
                  Vapurun üst katında bir yer bulup oturuyoruz. Hoca, matbaadan aldığımız basılmış formaları okumaya başlıyor. Bir süre sonra, elindekileri aniden bırakıyor ve bana dönerek soruyor:
                  -Mümtaz’ı (Mümtaz Soysal) okudun mu?
                  “Okumadım” deyince, kaşlarını çatarak, çantasından aceleyle çıkardığı gazeteyi uzatıyor ve ilave ediyor:
                  -Aaa, olmadı, mutlaka oku! Mümtaz’ı zaman zaman ne kadar eleştirdiğimi bilirsin, ama bu harika bir yazı. Telefon açıp, kendisini tebrik edeceğim. Yüksek sesle oku, müzakere edelim.

                  Yazıyı okudum okumasına, ama doğrusu o tarihte, söz konusu makalenin pek zevkine varamamıştım. Vapurun ilk durağı olan Kınalıada’ya kadar, makaleyi tartıştık. Bizim nesil, “Soğuk Savaş’ın narkozu” ile büyüdüğü için, galiba ayılmak pek kolay olmuyordu . Burada ilginç bir ayrıntıyı aktarmak istiyorum.

                  Hoca, bir ara duraklamış ve şöyle demişti:

                  -Azizim, Abdi (İpekçi) sağ olsaydı, bu yazıdan müthiş keyif alırdı.

                  Yıllar sonra, Mümtaz Hoca’nın makalelerini topladığı bir kitapta, aynı yazıya rastladım. İki hafta önce, kütüphanemi karıştırırken bir kere daha okudum.
                  Kendİnİ unutmak...
                  Sabrınızı taşırmadan, bazı bölümleri dikkatinize sunuyorum:

                  “Anayasa yapanlar, kendileri falanca konuyu öyle görüyorlar diye, o görüşü anayasaya yansıtmakla, toplumun da öyle göreceğini, öyle davranacağını sanırlar. Oysa, toplumun görüşünü ve davranışını etkileyen etmenler başkadır ve aslında konunun anayasaya öyle girmiş olmasından dolayı fazla bir şey değişmiş olmaz.
                  Bu hata, 1961’de işlendi ve toplum, anayasayla, kendi içindeki siyasal güçlerin erişebileceği düzeyin üstüne çekilmek istendi. Şimdi de, aynı toplum, kendi dinamiğiyle vardığı noktanın gerisinde tutulmak isteniyor.
                  Anayasa yapıcısından beklenen en büyük erdem, kendini unutup toplumun dinamiğini yakalayabilmektir.”(*)


                  Aşağılarda yaşanmayan, yukarılarda konuşulur...

                  Mümtaz Hoca, 1982’de kaleme aldığı başka yazılarında da veciz tespitlerde bulunuyordu:

                  “Seller önünde yıkılabilecek duvarlar örmek yerine, akan sular için akıllıca kanallar açmak, anayasacılık alfabesinin ilk harflerinden biridir.”(**):a88: :a88:

                  “Gerçeklerin gerisinde kalmış bir vesayet anlayışını yeniden diriltmeye kalkmak, Türkiye’de henüz yeni yeni yaşanmaya başlamış bir demokrasi deneyimini kaynağında kurutmak demektir. Çünkü, demokrasi konuşulan değil, yaşanan bir yönetim biçimidir. Yaşanması da, beş yılda bir sandık başına giderek değil, yakın çevremizdeki günlük işlerin yönetimine katılmakla olur. Aşağılarda yaşanmayan bir demokrasi, yukarılarda ancak konuşulur.”(***)

                  Ne dersiniz? Biz, hâlâ konuşuyor muyuz?
                  ***
                  12 Eylül 1980 hukukunun egemen olduğu yıllarda kaleme alınan satırlar, maalesef bugün de çok anlamlı görünüyor.
                  Türkiye’nin saçma sapan gündemiyle birlikte giderek ağırlaşan sisli ve puslu hava, bendenizi geçmişe götürdü ve bunları hatırlattı.
                  Sürç-ü lisan ettikse, hoş görüle...
                  **************
                  Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                  Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                  Yorum

                  • ÇAKAL
                    Ağa'nın Adamı
                    • 27 Haziran 2007
                    • 2545

                    #159
                    Cumhuriyet'e 16 yıl tahammül edebildim

                    Oral Çalışlar, Cumhuriyet Gazetesi'nde yaşadığı sıkıntıları anlattı.

                    22 Haziran 2008

                    Cumhuriyet Gazetesi'ndeki demokrat, yapıcı ve özgürlükçü yazılarıyla dikkat çeken Oral Çalışlar, geçtiğimiz günlerde 16 yıllık kurumunu bırakarak Radikal Gazetesi'ne geçti.

                    Yıllardır çalıştığı gazeteden ayrılmanın kolay olmadığını söyleyen Çalışlar, "Cumhuriyet'e 16 yıl tahammül edebildim. Geçmişte muhalif yazılarıyla Aydın Engin, İpek Çalışlar, Celal Başlangıç vardı ve bu arkadaşlar gazeteyi adım adım terk ettiler. Ben en dirençlileri çıktım." diyor.

                    Cumhuriyet'teki bazı yazıları nedeniyle yönetimden ve okuyuculardan tepki gördüğünü söyleyen Oral Çalışlar, e-mail yoluyla defalarca tehdit edildiğini belirtiyor. Her kritik dönemde ciddi ikilemler yaşadığını anlatan Çalışlar, kurum içinde kendisi gibi düşünen insanların ayrılışından büyük üzüntü duyduğunu bildiriyor. Çalışlar, "Gazete içinde farklı düşüncenin gerekliliğini kavrayanlar beni önemsiyorlardı. Benim gidişimden çok üzülen, sıkıntı çeken insanlar oldu." diye konuşuyor.

                    Yazar, Radikal'e geçişini yakın çevresinin normal karşıladığını anlatıyor: "Çünkü artık belli bir noktaya geldiğimi hissediyorlardı." Kendisini eleştiren okuyucuların bile ayrılışına tepki gösterdiğini söyleyen Çalışlar, yazılarıyla birçok okurun ezberini bozduğunu vurguluyor. Öğrencilerin başörtüsüyle okula gidebilmesi gerektiğine dikkat çeken yazar, "Yasağın mutlaka kalkması lazım. Cumhuriyet'te bunu yazdığımda hem yönetimden hem okurlardan tepki aldım. Bu gerginlikler kendiliğinden oluşmadı." diye konuşuyor. Eşi İpek Çalışlar'ın yazdığı bir kitap nedeniyle Atatürk'e hakaretten yargılandığını hatırlatan yazar, Atatürk'ü sevmediğini söyleyen başörtülü kadınların linç edilerek dava açılmasına ise karşı çıkıyor.

                    Dava demokrasiyi zedeledi

                    AK Parti hakkında açılan kapatma davasının demokrasiyi zedelediğini söyleyen Çalışlar, bundan herkesin zarar gördüğünü belirtiyor. Yazar, "Ekonomi bozuluyor, bireysel haklar yavaş yavaş müdahalelere uğruyor. İktidar partisini kapatan bir anlayışın bireysel haklara saygı göstermesi çok zor." şeklinde konuşuyor. Belli grupların sürekli İslamî kesimi yok etmeye çabaladığını vurgulayan yazar, "Artık bu çabalarının sonuç vermediğini açıkça görüyorlar. Bu iniş çıkışlar, yaşanan sorunlar bir anlamda bizim bir arada yaşama becerimizi de geliştiriyor. Bütün elbiseler patladı. Artık hiçbir kesimdeki insan 10 yıl önceki kişi değil. Türkiye yavaş yavaş bir senteze gidiyor." yorumunda bulunuyor.

                    Oral Çalışlar, Ergenekon terör örgütü operasyonu kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderilen İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'le ilgili de çarpıcı açıklamalarda bulundu. Perinçek'i önemli bir insan olarak görmediğini de söyleyen Çalışlar, "Her seçimde bir öncekinden daha az oy alan birinin politikayı bırakması gerekir. Toplum bunu desteklemiyor, benimsemiyor. O yüzden hiçbir toplumsal destek göremeyen bir insanı bu kadar konuşmaya da gerek yok." diyor.

                    Asker, siyasetten uzak durmalı

                    Oral Çalışlar, askerin siyaset alanından çekilmesi ve kendi alanında faaliyet göstermesi gerektiğini anlattı. Çalışlar, "Türkiye, son süreçte normal demokratik rejimde mümkün olmayan şeyler yaşadı. Taraf Gazetesi'nin haberini askerin siyasetteki rolünü sorgulamak için büyük bir fırsat olarak görüyorum. Bu belgeler olmasa da biz son dönemde bunları yaşadık. Gazete bunun belgeye dökülmüş halini gösteriyor. 28 Şubat döneminde Genelkurmay brifing veriyordu. Yargı kurumu, medya temsilcileri brifinglerin bir takipçisi olarak yer alıyorlardı. Ve bunu kimse sorgulamıyordu. Gelinen nokta bu yüzden çok değerli. Yargı mensupları dünyadaki meslektaşlarının aksine evrensel hukuku Türkiye'ye taşımak yerine buna direniyor. Otoriter devlet anlayışını, içe kapanmayı, yerelleşmeyi izleyen bir tutum sergiliyor. Bu çok yanlış." diyor.
                    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                    Yorum

                    • ÇAKAL
                      Ağa'nın Adamı
                      • 27 Haziran 2007
                      • 2545

                      #160
                      General kızı bombaladı!

                      Genelkurmay'dan, Tarık Akan'a Aysun Kayacı'dan AK Parti'ye General kızından müthiş sözler...

                      Asıl andıçlar halkı askerden soğutuyor


                      Star'dan Fadime Özkan'ın Lale Mansur'la yaptığı çarpıcı röportaj:


                      Türkiye’de ne kadar sert bir kriz yaşanırsa yaşansın, artık hiç kimse toplumu dışarıda tutarak bir denklem kuramaz. Geçen Cumartesi günü farklı kesimlerden vicdan ve izan sahibi binlerce insan Beyoğlu’nda yürüdü ve ilk kez tek ses halinde ‘Darbelere dur’ dedi. İşte o muhteşem irade bildirimine katılanlardan biri de Lale Mansur idi. Aktivist kimliğiyle öne çıkan Mansur ile kahkahalarla bölünse de ciddi meseleler üzerine konuştuk.


                      Türkiye’de şu an ne oluyor sizce?


                      İktidar kavgası oluyor. Cumhuriyetin başından bu yana, ordunun da içinde olduğu devletçi elitist yönetim iktidarlarını kaybetmek istemiyorlar.


                      50 yıldır hükümetler vesayete itiraz etmedi, aksine meşrulaştırdı. Bu iktidar kavgasının bugün olmasının ardında ne var, bugünkü iktidar partisi mi?


                      Bu sadece AK Parti dönemiyle sınırlı değil. Biraz daha gerisi var. Safiyetimiz ilk kez Susurluk’ta bozuldu bizim. Gladio benzeri inanılmaz bir yapı çıktı çünkü ortaya. Öncesinde duyumlar alsak da bu kadar gözümüze sokulmamıştı bu iş. Ama yüzleşemedik bununla. Sonra da kirletildik.

                      Görünen bunca şeye rağmen gidişatı değiştirememekle ilgili bir kirlenme mi bu?


                      Kesinlikle ama artık bir şeyler değişiyor. 1980 darbesinde ‘Bu bir darbedir’ diyenler, ağabeyim de dahil, vatandaşlıktan atıldı. Sadece bu nedenle! Şimdi en azından avaz avaz söyleyebiliyoruz ‘Bu bir darbedir’ diye.


                      BU ARTIK BÖYLE GİTMEZ


                      Siyasetin bu kadar sertleşmesinin nedeni de bu mu?


                      Taraf gazetesi yayınlıyor, görüyoruz ki siyaset dışı kurumlar siyaset yapıyor. Kendilerine sivil toplum örgütü diyen ama aslında olmayan örgütler var aralarında. Ordu var, yargı var. E, yargının ne olduğunu da gördük. Laiklik için hukuktan demokrasiden vazgeçebiliriz gibi bir şey yok. Hepsi bahane. Ellerindeki gücü bırakmak istemedikleri için böyle oluyor. Millete, hepimize karşı bir şey bu. Yargıtay ya da Genelkurmay Başkanı benim nasıl yaşayacağıma, ne anlayıp ne anlamayacağıma karar veriyor, vermek istiyor.


                      Yani...


                      Sandıklara gidip oy versek de bize ‘Siz anlamazsınız’ diyorlar. Ama anlıyoruz. İktidarlarının sonuna geldiklerini gördükleri için bu kadar sertleştiler bence. Artık bu şekilde devam edemeyecekler.


                      İktidar partisinin başına gelenler de bu kapsamda mı değerlendirilmeli?


                      AK Parti e-muhtıradan sonra tekrar ve daha büyük bir çoğunlukla geldi iktidara. Bu her zaman böyle oldu. Bir yere kadar çok iyi geldi, ciddi reformlar yaptı, sonra da durdu. Bu bana Erbakan’ın Susurluk’tan sonra ‘glu glu dansı’ demesini hatırlatıyor. Acaba AK Parti de uzlaşıp yola devam edebileceğini mi düşünüyor? Ama öyle bir şey yok. Hiçbir zaman da olmayacak.


                      Sizin şahitliğiniz ne yönde? AK Parti hakkındaki kapatma davasında temel iddia, laiklik karşıtı eylem odağı olmasıydı.


                      Google iddianamesinde! (gülüyor) Bizi hep böyle korkutmak istiyorlar. ‘Bunlar şeriat getirecek’ diyorlar. Niye getirsin ki? ANAP’tan DYP’den büyük bir farkı yok ki. Bazı çok önemli reformları yapmayı başarmış muhafazakár bir parti AK Parti.


                      İktidar eliyle gelecek uzak, yakın bir şeriat tehlikesi görmüyorsunuz yani?


                      Hayır. Bu sadece benim fikrim de değil. Saygın sosyologların insanlarla görüşüp yaptığı araştırmalar gösteriyor bunu. Belki şeriat isteyen üç beş kişi vardır ama bu asla laikperestlerin dediği gibi değildir.


                      Nedir laikperestlik?


                      Gerçeklik mefhumunu kaybedip laikliğe tapınma hali. Ama tapınılacak bir şey de yok! Fiktif, yarı şizofren bir durum yani.


                      Bizi irticayla korkutmaya çalışan laikperestler kimler?


                      Orduda bir grup var. Yargı öyle. CHP başlı başına öyle. Ne sosyal, ne demokrat, milliyetçi bir parti CHP.
                      Nihayet baklayı da çıkardılar ağızlarından:
                      ‘AB’yi, NATO’yu istemiyoruz. Atatürkçülükle gidelim’. Peki, ama bize öğretilen Atatürkçülük, muasır medeniyetler seviyesine çıkmak değil mi? AB’den koparak nasıl yapacaksın bunu? Demek ki istedikleri Atatürkçülük falan değil. Korkunç şekilde kullanıyorlar Atatürk’ü. Baykal’ı dinlemeye tahammül edemiyorum, bünyem kaldırmıyor artık. Hemen kanal değiştiriyorum. Gazetede okuyorum ama o da resmini kapatarak. Tamam, partileri ve Atatürk’ten kalma büyük paraları var. O yüzden de hiçbir şey yapmıyorlar. Dünyada iktidar olmak istemeyen tek parti CHP’dir herhalde.


                      Belki de hep iktidarda oldukları için!


                      Ama o iktidar gidiyor artık ellerinden. O yüzden bu kadar patırtı kopartıyorlar. Katiyen gerçekçi değiller. Küresel ısınma var artık. Ülkeyi kapatınca o tehlikenin sınırdan içeri girmeyeceğini mi sanıyorlar!


                      Meclis’in yaptığı üniversitede kılık kıyafet düzenlemesi CHP başvurusuyla AYM’de iptal edildi. Ne diyorsunuz?


                      Ben Anayasa Mahkemesi başkanına oy verdiğimi hiç hatırlamıyorum! Siyasetçilere oy veriyoruz, birileri parlamentoya gidiyor, çalışıyor. Sonra onlara deniyor ki: ‘O kadar da değil, sınırlarını bil!’ Esas karar mercii daha önce orduydu, şimdi yargı. Alan genişlettiler çünkü artık yutmuyoruz. O yüzden yeni buluşlar yapıyorlar, e-muhtıra mesela. Teknolojiyi de kullanıyorlar! Senaryo hep aynı olsa da ufak tefek bir şeyler de katıyorlar yani. Yeni çalışmaları oldukça kreatif, bir yaratıcılık var (gülüyor).


                      Görünen dışında ne oluyor aslında?


                      Her kurum en çok kendini yıpratır. Ben Doğuda yaşasam ve gazetede bir albayın ağzından ‘Biz bölgede hakim ve savcılar korkup davalarda ona öne göre karar versin diye evlerinin yakınına bomba attık’ dediğini okusam ne düşüneceğim? Üstelik bunu yapanlara karşı hiçbir şey yapılmıyor! Şimdi bunlar orduya karşı en büyük güvensizlik değil mi? Bizi koruması gereken ordu tepemize bomba atıyor! Askerlikten soğutmak değil mi bu? Askerlikten soğutmaktan asıl onlar yargılanmalı bence.


                      BAŞÖRTÜLÜLERİ DESTEKLİYORUM


                      Başörtülüler okursa Türkiye İran olur korkusu yüzünden başörtüsü siyasi ve toplumsal yarılmanın sembolü haline geldi.


                      Bu bir yarılma değil, kullanma. Herkes türbanı da Atatürk’ü de şahane kullanıyor. Biz İran olamayız! İran 15 yıldır her türlü ambargoya maruz ama karşı koyabiliyor çünkü petrolün üstünde oturuyor. Türkiye ise dünyayla birleşmiş. İran olamaz.


                      Toplum buna yatkın mı peki?


                      Değil. Başörtüsü sorun olmadan önce kızlar üniversiteye giriyordu, bir şey de olmuyordu. Olacağı da yok.


                      Sanal ve uzak bir korkuyla gerçek kişilerin özgürlüklerinin yasaklanması anlaşılır bir şey mi?


                      Asla. Ya şöyle olursa diye özgürlük kısıtlanamaz. Ben Müslüman değilim, başını örtenler gibi de düşünmüyorum ama bu onların hakkı. Çektiklerini de biliyorum. Başörtülü arkadaşlarım var, hiçbirinin gizli ajandası falan da yok. Onlar adına konuşmak istemem ama özgürlüklerini sonuna kadar destekliyorum.


                      Tutamıyorum çenemi ne yapayım?


                      İdeolojik sanat geri çekildikten sonra sanatçıların siyasi kimlikleri de görünmez olmuştu ama son dönemde onlar da taraf olmaya başladı. Siz de onlardan birisiniz.



                      E tutamıyorum ki çenemi! (gülüyor) Tamam, çoğu konuda benim için bir şey fark etmeyecek ama ben bu ülkede doğdum büyüdüm. Burayı çok seviyorum. Her yerin gettolaştığı, herkesin ayrıştığı, değişik kesimlerin sadece statlarda yan yana geldiği bir yer olmasından hoşnut değilim. Düşünce sürekli değişen numaralarla yasaklanıyor. Ciddi bir Kürt sorunu var ama 30 yıldır kimse insan öldürmekten başka bir şey önermiyor. Askere gidip ölen de, PKK’ya katılıp ölen de, kim vurduya giden de öyle. İnsan hayatı o kadar değersiz ki, isyan ediyorum buna.


                      O yüzden de sahip çıkıyorsunuz...


                      Buraya aidim çünkü. Ben Türkiye’nin ordudan aşırılan bombalarla patlatılmadığı, insanların kendilerini korkmadan ortaya koyabildiği, demokratik ve gerçek anlamda laik bir ülke olmasını istiyorum.


                      İddianameye delil, darbeye zemin hazırlayan medya organları var malum. Sizin işinizin bir ayağı medya. Çekinmiyor musunuz bu cesaretin sonuçlarından?


                      Aforoz yersem de yerim. Bütün bunları hiç görmüyor bilmiyor anlamıyor olsam neyse ama bile bile nasıl susacağım?


                      Mahalle baskısına uğradınız mı hiç?


                      Hayır. Lezbiyen ****** rolü oynayıp da kimsenin ‘niye bu rolü oynadın’ demediği bir dost arkadaş çevrem var benim.


                      Ya siyasi görüşleriniz nedeniyle?


                      Çok katı bir şekilde kendini Atatürkçü zannedenler kızıyor tabi. Ama ben de düşündüğümü olduğu gibi söylüyorum.


                      Aysun Kayacı önder olamaz


                      Sanatçılar arasında da bir yarılma var. Tarık Akan ‘Şeriatçı kanallarda çalışmayalım arkadaşlar’ demişti misal.


                      O ideolojiyi empoze eden hiçbir şeyde yer almam ama şurada ne söylüyorsam gider aynen söylerim. Gerisi beni ilgilendirmez.


                      Siyasi tartışmaların bir benzeri de Haydi Gel Bizimle Ol programında sürüyor.


                      Müjde Ar ve Çiğdem Anat aynı yerde gibi. Pınar Kür daha farklı. Aysun Kayacı 80 sonrası gençliğin fikirlerini dile getiriyor. Ya da kendi düşünceleri diyelim. Pek fikir diyemeyeceğim.


                      Dağdaki çobanla benim oyum bir değil demişti mesela. Bazen çok haşin olabiliyorlar ama her biri farklı alanlarda önde gelen kadınlar, bir çeşit kanaat önderliği rolü bu...


                      Ay özür dilerim, Aysun Kayacı’yı kanaat önderi olarak göremiyorum.


                      80 sonrası için de mi?


                      (düşünüyor) Tabiki. Program değişik fikirleri dile getirmek için iyi ama dikkat edilmesi gereken şeyler var. Kendini bir halt zannetmeme, başkalarını küçümsememe, yukardanlık yapmama gibi. Bunlar da belli kültür ve birikimle olabiliyor. Yoksa araya kompleksler, kulaktan dolma şeyler girer ve rezil rüsva oluverirsiniz şahane bir şekilde. Dikkat etmek gerek. (gülüyor)


                      Şapkam uçtu ne diyeyim!


                      Taraf’ta yayınlanan belgeye göre; TSK sanatçıların kendileri gibi düşünmesini sağlamayı, benzer görüştekilere eser ürettirip onlara para vermeyi de planlanıyordu...


                      ...Bu bizim ödediğimiz paralarla oluyor yalnız! Bize karşı hem de. Bir de tam tersi de var. Benim gibi darbe ve savaş karşıtı olanları yıpratmak. Yani düşünebiliyor musunuz, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin beni yıpratmak gibi bir görevi var! Şapkam uçtu, ben ne diyeyim? (gülüyor)


                      Herhangi bir partiyle organik bir bağınız var mı?


                      Hayır, hiçbir zaman olmadı, olacağını da sanmıyorum. Teklif de gelmedi geleceğini de sanmam. Ben sadece Açık Radyo destekçisiyim. Green Peace üyesiyim. Genç Sivillerin yanındayım. Bu kadar.


                      Vicdan diye de bir şey var


                      Ailenizde çok asker var. Tepkileri nasıl?


                      Baba tarafım Osmanlı paşası. Doğduğumda babam generaldi. Paşa kızıyım (gülüyor) ama askerin alanı dışına çıkmaması benim görüşüm değil ki. Yasalarda var. Bu da bana ta ilkokulda öğretildi. Yargı, yasama, ordu nedir, kim nereye ne kadar burnunu sokabilir diye. Ben buna uyulmasını istiyorum sadece.


                      Paşa kızısınız, uzun yıllar başbalerinlik yaptınız, oyunculuk sürüyor. Yani dışarıdan bakınca tam da ayrıcalıklarını kaybetmemek için oyunu sertleştirenlerin ‘sınıf’ındansınız. Ama siz tutmuş ‘ayak takımı’ için de hak ve özgürlük, insanca bir hayat istiyorsunuz!

                      Nasıl istemem, insan olmanın gereği bu. Oyuncu önce empati kurabilen insandır. Toplumdan bana ne, sürünsünler, diyemem. İki kedim var. Vicdan azabından bütün mahallenin kedisini besliyorum. (gülüyor) E, bakıyorum belli ki kardeşleri, öyle benziyorlar. Onları çöplerin tepesinde görünce mahvoluyorum. Vicdan diye bir şey var işte!
                      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                      Yorum

                      • ÇAKAL
                        Ağa'nın Adamı
                        • 27 Haziran 2007
                        • 2545

                        #161
                        Hilmi Özkök: Genelkurmay Başkanı'nı doğrudan hükümet atar


                        Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) öncesinde asker-sivil ilişkilerine dair yaşanan tartışmalar üzerine Radikal Gazetesi Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'in sorularını yanıtladı.



                        Ordudaki tayinlerin YAŞ tarafından yapıldığını zanneden yazarların oluğunu söyleyen Özkök, her şura öncesi çeşitli spekülasyonların yapıldığına dikkat çekti. YAŞ'ın sadece terfileri belirlediğini hatırlatan emekli Orgeneral Özkök, "Kuvvet komutanlarını hükümet atar. Genelkurmay Başkanı'nın da inha (uygun görme) usulü yoktur; doğrudan hükümet artar." dedi.

                        Hilmi Özkök, Taraf Gazetesi'nde çıkan askerin siyasi ve sosyal müdahalesini öngören eylem planına dair görüşlerini de açıkladı. Bu tür çalışmaların öncelikle komuta kademesinin talebiyle yapıldığını belirten Özkök, ihtiyaç halinde hazır bulunması amacıyla bazı birimlerin kendi inisiyatifiyle bu tür çalışmalara giriştiğini de söyledi. Bu çalışmaların yönergeye tabi olduğunu kaydeden Özkök, birimin başındaki kişilerin ise şahsi düşüncelerini raporlara yansıtabileceği tespitini yaparak şu ifaleri kullandı: "Komutanın onayını almamış belge, müesseseyi bağlamaz. Benzer şeyler benim dönemimde de olmuştu. Bunlardan üzüntü duyuyorum."

                        Hilmi Özkök, gelişen teknolojiyle birlikte karargâhtan bilgi sızmasının artışına da değindi. "Dolmakalem büyüklüğündeki bir cihazla bütün ses kaydediliyor." diyen emekli Orgeneral, bu sızmalardan komuta kademesinde duyulan şikâyeti dile getirdi. Sızmaların nedenine değinen Özkök, şu şekilde konuştu: "Bunu yapanların bir kısmı kendince iyi niyetle, vatanseverlik diye düşündüğü için yapar, bir kısmı mühimsenmek için yapar, bir kısmı da kötü niyetle yapar. Benim zamanımda da olmuştu. Tabii soruşturduk, müsaadenizle sonucunu söylemeyeyim, iç işlerimizdir, ama bunları ciddiye alır, ciddiyetle soruştururuz."

                        Bu sızmaların cemaatler tarafından yapıldığına dair herhangi bir bulgu olmadığını kaydeden Özkök, "Belli kişilerin, belli yerlerce motive edildiği, edileceği inancı vardır. Ama bunları tamamen cemaatlerle de ilişkilendirmek mümkün mü derseniz, bulgu yok. Zaman zaman dışarıdaki gruplarla, cemaatlerle ilişkileri saptanan personel olur, onlar hakkında da işlem yapılır. Şu var ki, belli cemaatler bütün müesseselere sızmaya çalışıyorlar." şeklinde konuştu.



                        İstanbul, Zaman
                        24 Haziran 2008, Salı
                        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                        Yorum

                        • ÇAKAL
                          Ağa'nın Adamı
                          • 27 Haziran 2007
                          • 2545

                          #162
                          CHP bir tv kanalına daha para aktarmış!

                          Kanaltürk'e aktardığı 5,5 trilyonun hesabını veremeyen CHP'nin, 3,5 yıldır sadece Deniz Baykal'ın konuşmalarını yayınlayan Halk TV'nin uydu ve yayın masrafları için milyonlarca dolar ödediği ortaya çıktı.




                          Taraf Gazetesi’nden şok iddia


                          Taraf gazetesi, 21 Ekim 2007 tarihinde 13 askerin şehit edildiği Dağlıca baskınının tüm komuta kademesine 9 gün önce rapor edildiğini iddia etti





                          Önce Paksüt-İlker Başbuğ görüşmesi,
                          Sonra GenelKurmayda hazırlandığı öne sürülen belgenin ortaya çıkması
                          ve yukarıdaki haberler.
                          K.K. Komutanının İlker BAŞBUĞ'un ifadesi ile Başbakan tarafından çağırılıp görüşülmesi.
                          Kapatma davası öncesi hükümetin bu kadar rahat olması.
                          Enteresan olaylar oluyor.
                          Herkes elindeki kartı açıyor gibi geldi bana.
                          İnşallah memleketin hayrına olur herşey.
                          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                          Yorum

                          • MAGGGMA
                            ...................
                            • 12 Haziran 2007
                            • 1375

                            #163

                            Yorum

                            • ÇAKAL
                              Ağa'nın Adamı
                              • 27 Haziran 2007
                              • 2545

                              #164
                              Çiftliği niye bıraksın ki!!!Mutlu adam Deniz BAYKAL.Saz çalıyor kendi kendine!!

                              :36_3_2: :36_3_2:
                              Anayasa Mahkemesi'nden CHP'ye trilyonluk şok!

                              Anayasa Mahkemesi'nden CHP hakkında suç duyurusu...


                              Anayasa Mahkemesi, CHP'nin 1998, 2004, 2005 ve 2006 yılı hesaplarında ''usulsüzlük'' belirledi. Yüksek mahkeme, parti yöneticileri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.


                              Anayasa Mahkemesi, CHP'nin mali denetimine ilişkin incelemesini tamamladı.


                              Yüksek Mahkeme,
                              ''1998 yılı hesaplarında 35 milyar 386 milyon 533 bin 328 Lira'nın,
                              2004 yılı hesaplarında 267 bin 860 YTL 57 YKr,
                              2005 yılı hesabında 161 bin 620 YTL 2 YKr,
                              2006 yılı hesaplarında ise 465 bin 660 YTL 10 YKr gider karşılığı usulsüzlük'' belirledi.


                              Mahkeme, bu miktar karşılığı parti mal varlığının Hazine'ye gelir kaydedilmesine karar verdi.


                              Yüksek mahkeme, usulsüz harcamalarla ilgili olarak parti sorumluları hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasını da kararlaştırdı.



                              Anayasa Mahkemesi'nden yapılan açıklamada, 1998 yılı hesaplarında resmi belge niteliğindeki posta işletmesi alındıları üzerinde tahrifat yaparak, partiyi zarara uğratan sorumlular hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına ve usulsüz bulunan 35 milyar 386 milyon 533 bin 328 Lira gider karşılığı parti mal varlığının, Hazine'ye gelir kaydedilmesine karar verdi.


                              CHP'nin 2004 yılı hesaplarında 267 bin 860 YTL 57 YKr, 2005 yılı hesaplarında 161 bin 620 YTL 2 YKr ve 2006 yılı hesaplarında 465 bin 660 YTL 10 YKr usulsüz gider belirleyen Yüksek Mahkeme, bu miktarlar karşılığı parti mal varlığının Hazine'ye gelir kaydedilmesine hükmetti.


                              Anayasa Mahkemesi, CHP'nin 2004 yılı mali denetiminde, partiye iade edilen Rüzgarlı Sokak'taki Halk İş Hanı ile Çevre Sokak'taki eski genel merkez binasının demirbaşlar hesabına kaydının yapılması, verilen bütün avansların muhasebeleştirilmesi ve denetime elverişli şekilde sunulması gerektiğinin partiye bildirilmesini kararlaştırdı.


                              Yüksek Mahkeme,
                              mükerrer ödemeye sebep olan,
                              muhasebe kayıtlarını usulüne uygun tutmayan,
                              yevmiye defterlerini zamanında tasdik ettirmeyen,
                              defter-i kebirine sayfa numarası vermeyen
                              ve hiç tasdik ettirmeyen

                              parti sorumluları hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmaya da karar verdi.





                              'CHP, YARGI KARARLARINA SAYGILI OLACAKTIR'


                              CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesinin, partinin hesaplarında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmasını değerlendirirken, ''CHP, yargı kararlarına saygılı olacaktır'' dedi.


                              Kılıçdaroğlu, TBMM'de gazetecilerin sorularını yanıtladı.


                              Bir gazetecinin, Anayasa Mahkemesinin, CHP'nin hesaplarında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmasını nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine Kılıçdaroğlu, yargı kararlarına herkesin saygılı olması gerektiğini söyledi. ''CHP de yargı kararlarına saygılı olacaktır'' diyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:


                              ''Eğer bir usulsüzlük saptanmışsa, usulsüzlüğün gereği neyse yerine getirilecektir. Bir miktar CHP'nin mali olanaklarının Hazineye devredilmesi öngörülmüşse, bu devredilecektir. Kuşkusuz bundan CHP olarak ders de alacağız. Eğer bir hatamız varsa, bundan sonraki muhasebe ve işlemlerimizde hata yapmamaya özen gösterilecektir. Geçmişte eğer bu usulsüzlüklerden ötürü herhangi bir sorun çıkmışsa ve bundan dolayı birileri sorumlu tutulacaksa, yapılan suç duyurusu dolayısıyla dava açılacaktır. Sorumlusu kimse yargılanacaktır. Yargı kararlarına herkes saygılı olacaktır. Biz de saygılı olacağız.''
                              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                              Yorum

                              • ÇAKAL
                                Ağa'nın Adamı
                                • 27 Haziran 2007
                                • 2545

                                #165
                                Rabbim hayırlı ömür versin.Kimselere muhtaç etmesin.

                                Çöp evden kurtarılan eski konsolos: Evladım olsaydı bu hale düşmezdim



                                Huzurevine yerleştirilen eski diplomat, yıllar sonra sıcak yemek yedi.
                                Galatasaray Lisesi'ni birincilikle bitiren, çeşitli ülkelerde yıllarca konsolosluk yapan 82 yaşındaki Necat Alkan, yaşadığı çöp evden kurtarılarak huzurevine yerleştirildi.



                                3 dil bilen, onlarca kitabı Türkçeye çeviren eski diplomatın yüksek binaların arasında tek başına verdiği hayat mücadelesi komşularının şikayetiyle ortaya çıktı. 'Çok fazla koku var' müracaatı üzerine eve gelen Maltepe Belediyesi ekipleri, içeriye girince büyük bir şok yaşadı.

                                Adeta çöplüğe dönen evde, yaşlı bir insan vardı. Hemen dışarı çıkararak sağlık kontrolünden geçirdiler. İkinci şok bu sırada yaşandı; açlıktan ölmek üzere olan kişi eski bir hariciye mensubuydu.

                                Alkan'ı huzurevine yerleştiren belediye, yıllar sonra sıcak yemek yemesini sağladı. Yeni yuvasında Zaman'ı ağırlayan eski diplomatın en büyük pişmanlığı bir aile kuramamak: "Keşke çocuk sahibi olsaydım. Evlatlarım olsaydı bu kadar sahipsiz kalmazdım."


                                'Çocuğum olsa çöp evde yaşamazdım'

                                Yaşadığı çöp evden belediye ekiplerince çıkarılırken, 'Bir çocuğum olsa bu hallere düşmezdim.' diyen kişinin eski bir konsolos olacağı aklınıza gelir miydi hiç? Ya, 3 yabancı dil bilen, onlarca kitabı Türkçeye çeviren bu kişinin yakınlardaki lokantadan plastik kaplarla gönderilen yemek artıklarıyla karnını doyuracağı? Galatasaray Lisesi'ni birincilikle bitiren, ardından da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olarak İngiltere ve İsrail'de konsolosluk yapan 82 yaşındaki Necat Alkan'ın anlattığımız kişi olduğuna ilk başta biz de inanamadık. Ta ki Dışişleri Bakanlığı'ndan teyit ettirinceye kadar.



                                Bir dönemin forsu yüksek hariciye personeli Necat Alkan'ın Maltepe'de onlarca yüksek binanın arasındaki evinde tek başına verdiği hayat mücadelesi, komşularının şikâyeti üzerine ortaya çıktı. 'Çok fazla koku yayılıyor' diye müracaat edilmesi üzerine eve gelen Maltepe Belediyesi Sağlık ve Temizlik Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, içeriye girince büyük bir şok yaşadı. Çünkü son iki yıldır kimsenin girmediği bu yerde bir insanın yaşaması neredeyse imkânsızdı. Ancak belediye çalışanları ve komşuları asıl şoku evde kalan kişinin Necat Alkan olduğunu öğrenince yaşadı. Alkan'ı dışarıya çıkaran ekipler, huzurevine yerleştirip yıllar sonra sıcak yemek yemesini sağladı.

                                Necat Alkan'ın hariciyede çalışma sevdası, diplomat olan yakın akrabasına hayranlığıyla başlamış. Nişantaşı'nda okuduğu ilkokul yıllarından itibaren diplomat olma hayali kuran Alkan, 1944 yılında Galatasaray Lisesi'ni birincilikle tamamlamasının ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirir. Hariciye sınavında da gerekli puanı alarak hayalini kurduğu diplomatlık için ilk adımı atar. Fransızca, İngilizce ve Latince bilen eski konsolos, ilk yurtdışı görevini Liverpool'da konsolos muavini olarak yapar. İngiliz bir kızla hayatını birleştiren Alkan, eşinin Türkiye'ye gelmek istememesi üzerine boşanır.

                                Daha sonra İsrail'e konsolos olarak atanan Necat Alkan, aileden kalıtsal olarak geçen sinir hastalığı sebebiyle görevinden ayrılmak zorunda kalır. Alkan, bu üzücü olayın ardından tercüme yaparak ve özel ders vererek para kazanır. On yıl öncesine kadar hayatını idame ettirebilen Alkan, ikinci büyük şoku evinin yanmasıyla yaşar. "Evimle birlikte bütün antikalarım, kitaplarım, vesikalarım ve fotoğraflarım yandı. Ondan sonra da hayatla bütün bağlantım koptu." diyen Alkan, yangından sonra bir akrabasının yanına taşınır. Ancak huzursuz olunca ailesinden kalma Maltepe'deki şimdi 'çöp eve dönüşen' eski eve taşınır.

                                Klasikleri Türkçeye çevirmiş

                                Emekli Büyükelçi İlter Türkmen ve eski Bakan Mükerrem Taşcıoğlu'yla okul arkadaşı olduğunu anlatan Alkan'ın, yaşadığı bütün zorluklara rağmen en büyük pişmanlığı evlenip çocuk sahibi olmamak: "Keşke bir daha evlenip çocuk sahibi olsaydım. Evlatlarım olsaydı yıllardır bu kadar sahipsiz kalmazdım." Hayatta en çok sevdiği şeyin kitap okumak olduğunu söyleyen eski konsolos, birçok dünya klasiğini Türkçeye çevirdiğini belirtiyor.

                                Gençliğinde bir konser için yurtdışına gittiğini aktaran Necat Alkan sözlerini şöyle sürdürüyor: "Birçok tiyatro oyununu, konseri, müsamereyi yurtdışında izledim. Ama bu özeni özel hayatım için gösteremedim. Yaşlandıkça yalnızlığım artarak beni mahvetti. Evladımın olması için neler vermezdim."

                                Nergihan Çelen
                                28 Haziran 2008, Cumartesi
                                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information