bu nasıl bir zihniyet yaa.ama sadece resimlerde kalacak.
Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri
Collapse
X
-
Hürriyetin bu 2. falsosu.Daha önce de yaptı ,önce zihinleri alıştırıyorlar.güneşş Nickli Üyeden Alıntı Mesajı gösterbu nasıl bir zihniyet yaa.ama sadece resimlerde kalacak.
APO şerfsizinin kankası Topal Perinçek vatan kahramanı oldu nerede ise.Ey güzel Allah'ım ne günlere kaldık!!Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-

Konserde türban gerginliği
DHA
Şanlıurfa'nın düşman işgalinden kurtuluşunun 88’inci yıldönümü kutlamaları kapsamında ‘Minik Kalplerle El Ele Projesi’ için memleketi Şanlıurfa’da olan Ferhat Göçer, 11 Nisan Stadı’nda konser verdi.
Konser öncesi, aralarında Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan, AKP Şanlıurfa Milletvekilleri Yahya Akman, Ramazan Başak, 20'nci Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Kemal Emren’in de aralarında bulunduğu protokol tribününde askeri yetkililerin yanına oturan bazı türbanlı kadınlar, yanlarına gelen üniformalı askerler tarafından uyarıldı. Uyarı üzerine bazı türbanlı kadınlar arka sıralara geçerken, protokolde bulunan ve gerginliği fark eden bazıları ise başörtülerini çıkararak oturmaya devam etti.
http://www.milliyet.com.tr/default.a...04.2008&ver=46
Haber doğru ise üzülmemek elde değil.
Yazık çok yazık.
Doğuda annesinin başı kapalı olan askerler arkada malzeme taşıyıcısı mı?
Yüreğim sızladı.
Daha fazla yoruma da gerek yok.
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-
Eğer doğruysa yazıklar olsun.Küçük ama güçlü azınlığın tutku haline gelmiş zaafları bunlar.Biryerde kendilerini tatminleri.Su akar yolunu bulur ama er yada geç...ÇAKAL Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Konserde türban gerginliği
DHA
Şanlıurfa'nın düşman işgalinden kurtuluşunun 88’inci yıldönümü kutlamaları kapsamında ‘Minik Kalplerle El Ele Projesi’ için memleketi Şanlıurfa’da olan Ferhat Göçer, 11 Nisan Stadı’nda konser verdi.
Konser öncesi, aralarında Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan, AKP Şanlıurfa Milletvekilleri Yahya Akman, Ramazan Başak, 20'nci Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Kemal Emren’in de aralarında bulunduğu protokol tribününde askeri yetkililerin yanına oturan bazı türbanlı kadınlar, yanlarına gelen üniformalı askerler tarafından uyarıldı. Uyarı üzerine bazı türbanlı kadınlar arka sıralara geçerken, protokolde bulunan ve gerginliği fark eden bazıları ise başörtülerini çıkararak oturmaya devam etti.
http://www.milliyet.com.tr/default.a...04.2008&ver=46
Haber doğru ise üzülmemek elde değil.
Yazık çok yazık.
Doğuda annesinin başı kapalı olan askerler arkada malzeme taşıyıcısı mı?
Yüreğim sızladı.
Daha fazla yoruma da gerek yok.
Yorum
-
Aynı zihniyet.Toplumu kamplaştırmak.Aynı grubun gazetesi.Herkesin bir hedefi var.güneşş Nickli Üyeden Alıntı Mesajı gösteretraflıca düşündüğümüzde türban yada başörtüsü bu konuyu gündemde tutup bu konuyu da çözülmesi gereken bir mesele haline getirenlere şahsen ben yukardaki hürriyet gazetesindeki zihniyetten farklı görmüyorum.
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-
Haklısınız,aslında bu konuya çözülmesi gereken bir mesele olarak bakmamak lazım.Ama işte yukarıdaki haberdede görüldüğü gibi insanlar başlarını birşeylerle örttükleri için konu edilebiliniyorlar.Yani yoktan yere mesele icat edenler olmasa dünya daha yaşanılabilinir olacak.Ama malesefki hürriyetteki zihniyetle bu konuyu gündemde tutanlar farklı eller değil.güneşş Nickli Üyeden Alıntı Mesajı gösteretraflıca düşündüğümüzde türban yada başörtüsü bu konuyu gündemde tutup bu konuyu da çözülmesi gereken bir mesele haline getirenlere şahsen ben yukardaki hürriyet gazetesindeki zihniyetten farklı görmüyorum.
Yorum
-
'Fırtına'nın nedeni Kürtlerle yakınlaşmak!
‘AKP kapatılırsa Türkiye, Güneydoğu’yu kaybedebilir’ tezini ortaya atan istihbaratçı Mahir Kaynak iyibilgi’ye özel röportaj verdi: "Kopartılan fırtınanın nedeni AKP’nin açtığı Kürt kartı. Planın yurtdışı ayağı Avrupa. ‘Sağlam’ da bir nedenleri var. Hükümet istifa edebilir!" iyibilgi özel
Kürtlerin Türkiye’den kopartılıp K. Irak’ta kurulacak Kürdistan’a katılması hangi dış gücün işine gelir? Bu işte İsrail’in parmağı olabilir mi?
Hayır, ben bu işte İsrail’i müdahil olarak görmüyorum. Çünkü İsrail için uzun vadede Ortadoğu’da güvence yeri Türkiye’dir. ABD’nin de böyle bir planı yok. Bu onların da işine gelmez. Bence bu proje Avrupa ülkelerinden birine dayanıyor. Nedeni de şu: Eğer Türkiye bölgede daha da güçlenirse, Avrupa Birliği, Amerika açısından tüm cazibesini ve varlık nedenini kaybedebilir.
..
BAYKAL, ERDOĞAN'IN ÖNÜNÜ NİYE AÇTI?
Geçtiğimiz günlerde katıldığınız bir yayında “Deniz Baykal’ın, yasaklı olan Tayyip Beyin milletvekili olmasını sağlamasındaki amaç, Abdullah Gül başbakanlığındaki hükümetin AB’ye çok yakınlaşacağı telaşıdır” dediniz. Baykal gerçekten de neden Tayyip Erdoğan’a yardım etti?
Baykal o dönemde şartları baya bir zorladı ve bunu da demokrasi gerekçesi ile yaptı. Aynı Baykal, 367 olayında demokrasinin tam tersi bir yolda hareket etti. Demek ki mesele demokrasi değil, plan başka! Aslında Baykal hep Abdullah Gül’ün önünü kesmek istedi.
İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..
[SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:
[url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]
Yorum
-
Kutero abimin hoşgörüsüne sığınarak ....
3 çocuk meselesi!
Zühtü KAZANCI
Recep:
Herkes 3 çocuk doğursun yoksa halimiz haraptır.
Süleyman:
Binaenaleyh azı karar fazlası zarardır, birden şaşmayın ikiyi geçmeyin. Birden fazla olursa bakamazsınız tinerci, boyacı olur.
Recep:
Sen badanacı mı oldun kardeşim?
Bülent Ersoy:
Ben çocuk doğurup ölüme gönderemem!
Bahçeli:
Bu konu zaten sizi aşar abiciğim, pardon ablacığım!
Aysun Kayacı:
Benim çocuklarımın dağdaki çobandan 29 misli oy hakkı olmazsa bir tane bile doğurmam!
Hindistanlı Vatandaş:
Şimdi bizim iki başlı doğan çocuğun oy hakkı kaç tane olacak?
Recep:
Sen ananı da yanına al git onu İndira Gandi’ye sor!
Mete Işıkara:
İstanbul’da yaşayanlar çocuk mocuk doğurmasın; nasılsa büyük depremde hepsi ölecek!
Cem Yılmaz:
Çocuklara cep telefonu vermeyin; sabit hatlarla konuşsunlar yaptığınız tasarrufla yeni doğuracağınız çocukların masrafını beleşe getirirsiniz!
Kamer Genç:
Bizim oralarda ondan az çocuğu olana iyi gözle bakmazlar!
Sosyetik kadın:
Şey benim iki tane köpeğim var; üzerine bir de çocuk doğursam olay tamam mıdır aceba?
Maganda Rıfkı:
Köpekleri sen doğurmadıysan sayılmaz bacım!
Zırt TV Muhabiri:
Bir dakika bakar mısınız lütfen? Başbakanımız üç çocuk tavsiyesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz acaba?
Sıradan Vatandaş:
Şimdi üç çocuk doğursam; 18 sene sonra biz 5 nüfus oluruz. Her seçimde oy başına 1 ton kömür alsak 5 ton kömür eder!!!
Türk milletinin geleceği olan gençliğimiz ve genç nüfusumuz üzerine konuşmalar böyleyse; varın siz hesap edin geleceğimizin nasıl olacağını.Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-
Çerçeve
Fuat Bol
16 Nisan 2008 Çarşamba
Statüko direniyor!
Biliyorsunuz, sevgili okuyucularım; bizim demokrasimiz henüz emekleme devresindedir. Kolay değil; onca İslam ülkesi arasında yalnızca Türkiye’mizin anayasasında devlet, sosyal-laik, demokratik ve hukuk prensipleri paralelinde işleyeceğini vadediyor.
Ülkemizde, zaman zaman bu prensiplerden birini ve birkaçını diğerlerine tercih edenler oldu. Hatta diğerleri, çoğu kez görmezlikten gelindi. Mesela; mahut bir kesim, laikliği sürekli baştacı eder gözüktü ama bunun yanında demokratikleşmeyi ve hukukun üstünlüğünü sürekli olarak es geçtiler. Laikliği de kendi anlayışları doğrultusunda yorumlayıp, millete dayatma şeklinde uyguladılar. Bu ise sürekli gerginliğe sebep olmuştur. Daha açık ifadesiyle milletle, yöneticilerinin arasını açmıştır.Halbuki, bu prensipler öyle gelişi güzel anayasaya konulmamıştır.
Bu değerlerden hiçbiri, bir diğerine feda edilemez ve her birinin atbaşı (birlikte) yürütülme zorunluluğu vardır.
Tuzu kuru olanlar; diğer bir deyişle sistemden beslenenler, mevcut durumu yeterli görürler. Asla demokratikleşmeyi istemezler! Bu zihniyet, milletin zengin olmasını da istemez
Ellerinde kullandıkları kalkanlarla milletin üzerine üzerine gelirler. Milleti canından bezdirirler. Millet, canıyla uğraşırken, bunlar kendi işlerini yürütürler..
Dolayısıyla statükonun, gelişmeye ve demokratikleşmeye direnmesinden daha tabii birşey olamaz. Kendi saltanatları bitecek; isterler mi?!
Bunlara dikkat edin; başta AB’ye karşıdırlar. Karşı olmalarının sebebi açık. Foyaları ortaya çıkacak ve altlarındaki halı kayacak.
Bu zavallılar, gerçekte zaman tünelinde kalmış; kelimenin tam anlamıyla statükocu yani gerici zihniyette olanlardır. Kendilerine ilerici yaftası yakıştırmalarına bakmayın. Tarih, onları bu şekilde anıp lanetleyecektir.
Yine bunlara dikkat edin; en ufak bir fikrî dayanakları yoktur. Sürekli olarak hamaset yapalar. Bayrak ve milliyetçiliğe vurgu yaparlar. Bağımsızlığımız elden gidiyor; topraklarımız peşkeş çekiliyor derler...
Gerçekte öyle mi?
17 Nisan 2008 Perşembe
Kim gerçek milliyetçi?
Şimdi izler de birbirine karıştı! Kimin ne olduğu belli değil! Milliyetçiliğe, son zamanlarda bir de ulusalcılık eklendi! Yalnız ulusalcılar mı; daha düne kadar karşıt gruplarda gözüküp, birbirleriyle kanlı-bıçaklı olan (!) bir sürü grubun, gerçekten can-ciğer-kuzu sarması oldukları görüldü.
Peki, o halde; bunca zamandır milleti kamplara bölüp birbirine kırdırmanın manası ne idi? O vakitler birbirlerine düşman bilinip milleti kamplara bölenlerin, şimdilerde kol kola girmesini millet nasıl anlayacak?!
Milliyetçi-ulusalcı; aynı hamasetin peşinde takılıp milletin gözünün içine baka baka bu milleti aldatmaya çalışan mahut zihniyetlere dikkat edin; hemen hepsi vatan-millet
edebiyatı yapıp, suret-i hakdan gözükürler.
Zaman tünelinde kalan bu tipler asla zamanı (çağı) okuyamazlar. Bu yüzden, kendi geleceklerine ve milletlerine karşı en büyük kötülüğü yaparlar.
Ne yazık ki; bunların kahir ekseriyeti saf Anadolu çocuğudur. Gerçek milliyetçilik uğruna bu nâdanların peşine takılmışlardır.Yalanla- dolanla, hamasetle karın doyuyor mu, sevgili okuyucalarım?
Gerçek milliyetçilik, millete hizmetle, milletin değerlerine sahip çıkmakla, miletini, milletler topluluğunun şerefli bir üyesi yapmakla anlaşılmaz mı?
Peki, bunların yaptıkları nedir?
Millete hizmet etmek isteyenlerin önünü kesmekle nereye varılmak isteniyor?
Merhum Özal’dan sonra; senelerimiz boşa geçti. Onca sene sonra, mumla aradığımız siyasi istikrara kavuştuk. Siyasi istikrar olmadan ekonomik istikrar sağlanabilir mi?
Tam işimizi, aşımızı artırmaya uğraştığımız şu dönemde, birileri ön kesip; milletimizi yeniden o karanlık günlere geri götürmek istiyor!
Türk toplumunu yeniden kaotik ortamlara sürüklemek isteyen bu nâdanlar, gerçekte milliyetçi veya ulusalcı olabilirler mi?
Kendi milletinin işine, aşına ve şerefine musallat olanlara ne denir?
Onu da siz söyleyin sevgili okuyucularım!..Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-
Venizelos’u dahi affettik ama Vahdettin hâlâ hain
MUSTAFA ARMAĞAN
Devrin İktisat Vekili, yani Ekonomi Bakanı Mahmut Esat [Bozkurt] Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 30 Kasım 1922 günkü oturumunda yaptığı konuşmada Yunan işgalinin faturasını sıcağı sıcağına şöyle değerlendiriyordu: “Kurtulan Anadolu vilayetlerimizde iki aya yakın devam eden seyahatimde…
Eskişehir, Afyonkarahisar, Manisa, İzmir ve Aydın livaları da dahil olmak üzere dün daha mes’ut ve bahtiyar olan bu memleketlerimizde şimdi bir yangın harabesinden, bir alay yetimlerden, dullardan, çocuklarının nerede gömülüp kaldığını bilmeyen ak başlı ihtiyarlardan başka kimseye tesadüf edemedim. Bütün köylerimiz, en güzel şehirlerimiz düşman elinde yanmış, yakılmış, bir enkaz yığını haline getirilmiştir. Dün en güzel yerlerde oturan kardeşlerimiz, bugün izbelerde sürünüyorlar. Milyonlar ve milyonlara baliğ olan bu zararları memurlarımız tespit etmektedirler. Zarar yalnız maddi değildir. Manevî zarar da büyüktür.”
Peki burada sözü edilen zararları kim vermiştir? Sel, deprem gibi bir tabii afetten mi bahsediyor yoksa sayın bakanımız? Neden failini özellikle meçhul bırakıyor, birilerini suçlamıyor? Herkes bildiği için olabilir mi?
Öyle ya, o zaman cümle âlem biliyordu bu maddî ve manevî felaketlerin kimin eseri olduğunu. Yunanlıların işgal ettikleri Anadolu köy, kasaba ve şehirlerini yakıp yıktıklarını, kadın ve kızlara tecavüz ettiklerini, erkekleri toplayıp kurşuna dizdiklerini herkes biliyordu. Hatta Kemalettin Sami Paşa’nın kuvvetleri Manisa’ya girerken, kaçtıkları dağlardan çıplak vaziyette genç kızlar ve kadınlar koşarak askerlerin önüne çıkıyorlar, bizi kurtarın diye ağlıyorlardı. Herhalde o günlerin havasını en iyi yansıtan yayınlardan birisi Halide Edip, Falih Rıfkı, Asım Us gibi yazarların kalemlerinden çıkma “İzmir’den Bursa’ya” başlıklı derlemedir.
Peki bu Yunanlılar neden çıkmışlardı İzmir’e? Malum, İngilizlerin desteğiyle ve Anadolu ile Yunanistan’ı birleştirmek iddiasıyla. Yani “Megali İdea”… Amaç, Büyük Yunanistan’ı kurmaktı.
Ne var ki, bu hülyayı söndürmek pahalıya patlamıştı bize. Neresinden baksanız 10 bine yakın şehit, on binlerce yaralı, dul, yetim ve öksüz, yanmış yıkılmış şehirler. Ve her şeyden önemlisi de, İktisat Vekili’nin de söylediği gibi o korkunç manevî yıkım.
İşte Münif Fehim’in Yunan gazetelerinde çıkan bir fotoğraftan yola çıkarak çizdiği resimde gördüğümüz gibi, Yunanistan başbakanının yedek subay olan oğlu Sofokles Venizelos’un Bursa’yı işgal edince ayağının tozuyla Osman Gazi’nin türbesine gitmesini unutmayacağız. Oğul Venizelos’un, türbenin kapısını tekmeleyerek açtığını, sandukaya çizmesinin mahmuzuyla vurarak “Kalk ey Osman! Karşıma geç de seninle vuruşayım” dediğini biliyoruz. Sonra da bir ayağını sandukanın üzerine koyarak yakışıklı bir “hatıra fotoğrafı” çektirdi.

Savaş bitiminde Yunanlıların Anadolu’ya verdikleri zarar hesaplandığında tam 4 milyar lira gibi korkunç bir fatura çıkarılmıştı. Karşılaştırmanız için söylüyorum: O tarihte piyasadaki toplam para miktarımız sadece 158 milyon lira idi. Lozan’a giden heyete Yunanlılardan savaş tazminatı almadan dönmemeleri sıkı sıkıya tembihlenmişti. Ancak tek kuruş alamadığımız gibi, aslında bal gibi Misak-ı Milli’ye dahil olan Karaağaç’ı bize tazminat diye yutturmuşlardı. İsmet Paşa ise Meclis’te “Ne yapalım, Yunanlıların bu tazminatı ödeyecek kudretleri yok!” diye akla zarar bir savunma yapmıştı. Sanki Yunanlıların avukatlığını yapmak kendisine kalmış gibi.
İşte İzmir’den denize dökene kadar akla karayı seçtiğimiz bu Yunanlılara Lozan’da Batı Trakya’yı da bırakmış, böylece masa başında bir darbe daha yemiştik. İzmir’i işgal emrini veren Başbakan Venizelos ise sözünden çıkmayan Lloyd George ile perde arkasından iş bitirmekle meşguldü. Gazeteci Mecdi Sadettin’e akan kanlar henüz kurumamış ve yangınlar yüreklerde sönmemişken, “Düşmanlıkları unutalım” mesajını veren de Venizelos’tan başkası değildi.
Derken devir değişti, Lozan imzalandı, Cumhuriyet ilan edildi. 1929’da dış konjonktürün de zorlamasıyla, İngilizlerin Sovyetler’e karşı bir Türk-Yunan yakınlaşmasına ihtiyaç duyduğu bir aşamada iki ülke arasında gülücükler gidip gelmeye başladı. Nihayet 1930 yılında, yani askerlerini denize döktüğümüzden 8 yıl sonra Venizelos bir heyetle Türkiye’yi ziyarete geldi, İnönü’yle bir dostluk antlaşması imzaladı. Hatta Yunan Başbakanı’nın gönlü incinmesin diye Dolmabahçe Sarayı’nda asılı Zonaro’nun tablosundan, yerde ölü yatan Yunan askerlerinin temizlendiğini okumuştum Resimli Tarih Mecmuası’nda. Ne centilmenlik yarabbi!
Hatta 1933’te Onuncu Yıl Kutlamaları’na, o sırada iktidarda olmamasına rağmen işgalci başı Venizelos ve eşi ‘şeref konuğu’ olarak davet edilmiş ve Ankara’da Çankaya dahil, birçok yerde krallar gibi ağırlanmıştır. Binlerce şehidimizin, yaralımızın, dul, yetim ve öksüzümüzün hâlâ tütmekte olan acılarının üzerine kalın bir sünger çekmiş ve dost olduğumuzu bütün dünyaya haykırmıştık.
İyi güzel, dost olalım tabii ki. Dostluk iyidir. Lazımdır. Eyvallah da, Anadolu’yu manen ve maddeten katletmiş olan Venizelos’u, aradan 10 yıl bile geçmeden affetmek bir yana, bağırlarına basanların, geçmişi unutalım diye nutuk çekenlerin, basın önünde el ele fotoğraf çektirmekte sakınca görmeyenlerin devletin tek kuruşuna el sürmeden sessiz sedasız ortalıktan çekilmiş olan Sultan Vahdettin’i hâlâ affetmeyişlerindeki derinlerden de derin olan sırrı anlamakta zorlanıyoruz hakikaten.
Kafamız karışıyor: Süleyman Demirel’in 2005 Temmuz’unda ağzından kaçırdığı, “Daha yüz yıl Vahdettin’in hain olarak bilinmesinin gerekli olduğu” şeklindeki açıklamanın Lozan’da verildiği söylenen sözlerle bir bağlantısı var mıdır? Böyle değilse Venizelos’u bile affeden bu devletin Vahdettin’i affetmeyişindeki derin gerekçeyi birisi bize açıklamalı değil midir?
m.armagan@zaman.com.trHerkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-
"Büyük Oyun" kızışıyor
Hep Ankara'nın diplomatik trafiğinin kodlarını çözmeye çalışacak değiliz ya! Gelin biraz da çevremizde olup bitenle ilgilenelim.
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis yarın stratejik bir ziyaret için Moskova'ya gidiyor. "Stratejik" sıfatını laf gelişi değil; Rusya Başkanı Vladimir Putin'in Yunanistan'la ilişkilerini "Stratejik ortaklık" diye tanımlaması nedeniyle kullandık.
Karamanlis'in iki günlük ziyaretinin mönüsü zengin: Kıbrıs, Kosova, Avrupa-Rusya ilişkileri. Ama ana yemeği "Enerji" oluşturuyor.
Moskova'da Karamanlis, Yunanistan'ın "Güney Akım" projesine katılımı konusunda irade beyanında bulunacak. Böylece Rusya'nın "Nabucco"yu saf dışı bırakmak için geliştirdiği "Güney Akım"a İtalya (Kurucu ortak), Bulgaristan, Macaristan, Sırbistan'dan sonra Yunanistan da destek vermiş olacak.
Dört projenin rekabeti
Hepsi de Orta Asya'nın gazını Avrupa'ya ulaştırmayı amaçlayan 4 boru hattı projesi var. Sayalım:
1-Güney Akım: Rusya'dan başlıyor, Karadeniz'in altından geçip Bulgaristan'a ulaşıyor, orada iki kola ayrılıyor. Kuzey-batı kolu Sırbistan üstünden Avusturya'ya, güney-batı kolu ise Yunanistan üstünden İtalya'ya ulaşıyor. Tedarikçi ülkeler: Rusya, Türkmenistan ve belki Kazakistan.
2-Hazar hattı: Rusya, Türkmenistan ve Kazakistan'ın 20 Aralık 2007'de imzaladıkları anlaşmayla resmiyet kazanan bu projeyle, daha çok mevcut boru hatları yenilenip kapasiteleri artırılacak. Hiç kuşkusuz, Rusya bu hatları Güney Akım'a bağlamayı hedefliyor.
3-Beyaz Akım: Ukrayna'nın Rusya'ya inat önerdiği proje. Yine Kafkas ve Orta Asya kaynaklarına muhtaç. Bu -belirsiz-kaynaklardaki gazın Gürcistan'a ulaştırılmasını, Karadeniz'den geçecek boru hattıyla Ukrayna'ya taşınmasını ve oradan Avrupa'ya dağıtılmasını öngörüyor.
4-Nabucco: Çeşitli kaynaklardan sağlanacak gazın Ankara'da toplanmasına, oradan Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya yoluyla Avrupa'ya nakledilmesine dayanıyor. Kaynakların biri kesin: Azerbaycan yılda 8 milyar metreküp gaz sağlayacak. Türkmenistan da yılda 10 milyar metreküp katkı sözü verdi. (İki hafta önce Aşkabad'ı ziyaret eden AB Komisyonu'nun enerjiden sorumlu üyesi Benita FerreroWaldner'e Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhammedov'un taahhüdü). Rusya'yla yaptığı uzun vadeli (2018'e kadar) anlaşma uyarınca mevcut kaynaklarının tümünü "Gazprom"a devreden Türkmenistan'ın AB'ye sözünü yerine getirebilmesi için yeni yatakların işletmeye alınması gerekiyor. Ancak Türkmenistan'ın yeni veya olası rezervlerinin ne potansiyeli biliniyor, ne de bunlarla ilgili yatırım projeleri geliştirildi. Nabucco'yu saydığımız projelere göre daha avantajlı duruma getiren tek faktör, Türkiye'nin çevresindeki diğer gaz yataklarına da ulaşabilmesi. Örneğin, İran, Mısır gibi.
Hatta savaşa rağmen Suriye sınırına yakın Akas bölgesindeki gaz yataklarında üretime başlamak için ciddi çaba harcayan Irak da Nabucco'ya katılma isteğini 10 gün önce Başbakan Nuri Maliki'nin Brüksel'de AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile yaptığı görüşmede resmen teyit etti. Buna göre, Irak ilk aşamada Nabucco'ya yılda 5 milyar metreküp gaz verecek.
Bu 4 projeden 2'si, Güney Akım ve Nabucco arasında kıran kırana savaş var. Güney Akım avantajlı başlıyor; çünkü 2010'da gaz pompalamayı öngörüyor. Nabucco ise 2010'da boru döşemeye başlayıp 2013'te vanayı açmayı amaçlıyor.
AB ile "Nabucco" krizi
Yalnız sorun şu: "Nabucco" ne yazık ki, siyasalstratejikjeopolitik hesaplar nedeniyle Türkiye ile AB arasında "Yakınlaştırıcı" değil, "İtici" unsur haline geldi. Karşılıklı güvensizlik nedeniyle. Ama ondan da önemlisi AB üyelerinin "Gemisini kurtaran kaptan" anlayışıyla Rusya'yla yakınlaşma politikalarının etkisiyle.
AB üyelerinin (İtalya, Bulgaristan, Macaristan, şimdi de Yunanistan) enerjide Rusya'ya bağımlılıklarını azaltmalarının güvencesi olan "Nabucco"yu sırtından hançerlemelerine cevap olarak, Türkiye de "Güney Akım"ın partneri olmayı düşünemez mi? Hatta geçerliliğini koruyan "Mavi Akım-2" projesini de yeniden değerlendirmeye alamaz mı?
Çünkü son gelişmeler gösterdi ki, devletlerin ve hükümetlerin iki hayati konuda hata yapmaları, yanlış tercihlere yönelmeleri trajik sonuçlar veriyor:
1-Beslenme güvenliği,
2-Enerji güvenliği.
Türkiye ilkinde IMF ve Dünya Bankası'nın dayatmalarıyla bedelini şimdi ödemeye başladığımız hatalı politikalar izledi. Hiç değilse, enerji güvenliği alanında kozlarını soğukkanlılıkla değerlendirmeli. Ne AB'yi tahrik etmeli, ne de AB'nin tahriklerine kapılmalı.
ERDAL ŞAFAKHerkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-
Bu sene kartları daha hızlı karıştıracaklar.
Gözünüz hep masada olsun.
Siyaset kazanı fokur fokur kaynamaya başladı..
-----------------------------------------------
Çiçek'in cevapsız bıraktığı 'şüpheli' soru
İsmi kulislerde ''Erdoğan'ı sırtından vuran kişi'' olarak dolaşan Cemil Çiçek, bu iddiayla ilgili bir soruyu cevapsız bıraktı. İşte o kritik soru...
İsmini gizleyerek verdiği röportajda Başbakan'ı uyaran AKP'li o mu?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sona erdi. Başbakanlık Merkez Bina'da yaklaşık 5 saat süren toplantının ardından Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek basın toplantısı düzenledi. Gündemdeki 1 Mayıs tartışması ve kapatma davası hakkında açıklamaların yapıldığı toplantıya damgasını vuran ise Çiçek'in cevaplamadığı bir soru oldu.
Milliyet Gazetesi yazarı Fikret Bila'nın bugünkü köşesinde kapatma davası ile ilgili özeleştirilerde bulunarak Başbakan Erdoğan'ı uyaran ve 'güven artırıcı adımlar" atılması gerektiğini savunan gizemli bir ismin röportajı yer almıştı. Fikret Bila'nın "Çok önemli bakanlıklar üstlenmiş, AKP'yi etkileyecek ağırlıkta ve konumda bulunan, milletvekilliği de devam eden kıdemli politikacı" diye tanımladığı AKP'li siyasetçinin ismi röportajda gizli tutuldu. Bu gizemli siyasetçinin Bakan Çiçek olduğu iddiaları ise yeni bir tartışma başlattı. Bakan Çiçek ise herkesin merakla beklediği soruya Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası düzenlediği basın toplantısında açıklık getirmekten kaçındı.
Çiçek basın toplantısında kendisine bir gazetecinin yönelttiği, "O röportajdaki kişi siz misiniz?" sorusunu yanıtsız bırakmayı tercih etti. Cemil Çiçek gazeteciye, "Bakanlar Kurulu ile ilgili soruları cevaplıyoruz biz burada..." diye karşılık verdi.
---------------------
Sıkı ulusalcıdan Cemil Çiçek itirafları -Video
Cemil Çiçek nasıl bir parti kuracak, AKP'ye nasıl darbe indirildiğinde devreye girecek, süreci nasıl idare edecek? En ulusalcı yazar bir bir itiraf etti...
Sıkı Ulusalcı Nihat Genç son programında bomba açıklamalar yaptı.
Nihat Genç şöyle konuştu: "AKP kapatılmayacak, 10-15 ismin dokunulmazlığı kaldırılıp yargılanma yolu açılacak.... Bunlar büyük ihtimalle yolsuzluktan yargılanacak... Bu süreçte Cemil Çiçek bey gibi bir beyefendi Nihat Erim rolüyle bir Başbakanlık yürütecek ve bu süreçte de seçime gidilecek"
Nihat Genç, Cemil Çiçek Bey'in hükümeti döneminde yeni partiler doğacağını da söyledi ve Rifat Hisarcıklıoğlu ya da Sinan Aygün gibi isimlerin yeni bir merkez parti kuracağını belirtti..
İşte bu ve daha önemli sözlerin videosu:
-------------------------
Kanadoğlu ve Savaş'tan ilginç iddialar!
Yargıtay Onursal Başsavcısı Vural Savaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Yüce Divan'a götürecek dosyanın da hazırlandığını iddia etti. ATV- Sabah Grubu'nun Çalık'a satışının da bu dosyada yer aldığını iddia eden Savaş, “Başbakan'ın yüce divan dosyası oluşuyor. Çalık işi de bu dosyanın içinde” dedi.
İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..
[SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:
[url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]
Yorum
-
Başbakan'ın 20 yıllık sendikacı fotoğrafı
İşte 'ayak takımı' tartışmalarıyla bu sıralar arası işçilerle açılan Erdoğan'ın 20 yıl önceki fotoğrafı...
Başbakan Erdoğan, Temmuz 1988'de 118 gün devam eden Darphane ve Damga Matbaası işçilerinin grevinde “grev gözcüsü” önlüğü giyerek destek vermiş.
Erdoğan'ın, bundan 20 yıl önce Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde grev yapan darphane işçilerini ziyaret ederek, grev önlüğü giydiğini gösteren bir fotoğraf ortaya çıktı. Grev yapan işçileri ziyareti sırasında açıklama yapan Erdoğan, “Bu zulme son verene kadar haklı ve kararlı mücadelelerin yanında olmayı inancımızın gereği olarak bir görev telakki ederiz” dediği o tarihte yayınlanan Cumhuriyet Gazetesi kupüründe yer aldı.
İşçilerin anı defterini de imzalayan dönemin Refah Partisi MKYK Üyesi ve İstanbul İl Başkanı Tayyip Erdoğan, ziyarette yaptığı açıklamada, “ Alın teri kutsallığını yitirmiştir. Ülkemizde işçilerimiz kira ücretlerini dahi ödeyemeyecek zorluklar içersinde kıvranmaktadır. Bu zulme son verene kadar haklı ve kararlı mücadelelerin yanında olmayı inancımızın gereği olarak bir görev telakki ederiz” diye konuşmuştu.
Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-
AK Parti kendini nasıl savundu?
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, ön savunmanın Yüksek Mahkeme'ye sunulduğunu bildirdi. 98 sayfalık savunmanın olduğunu söyleyen Fırat, gazetecilerin sorularını cevapladı...
Süreç şimdi nasıl işleyecek?
30 / 04 / 2008 20:45
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, ''98 sayfadan ibaret bir savunmamız var. Ayrıca 3 klasör de eki var. Bunlardan ikişer suretini Genel Sekreterliğe teslim ettik. Bundan sonrası Anayasa Mahkemesinin işi'' dedi.
Teslim edilen savunmanın bir suretinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Mahkeme kanalıyla gönderileceğini, bundan sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın vereceği cevabın Parti'ye tebliğ edileceğini anlatan Fırat, bunun ne zaman yapılacağını bilemediklerini söyledi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının cevabından sonra esas hakkındaki savunmalarını vereceklerini ifade eden Fırat, sürecin devam ettiğini kaydetti.
Gazetecilerin soruları üzerine savunmanın ''bireysel savunmalardan çok hukuki savunmalardan'' oluştuğunu belirterek, bu konudaki detayın ancak Mahkeme'den ya da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından alınabileceğini bildirdi.
Bir gazetecinin ''Sayın Cumhurbaşkanın da adı vardı iddianamede. O'nunla ilgili bir savunma verdiniz mi?'' sorusu üzerine Fırat, savunmanın hepsini kapsar nitelikte olduğunu söyledi.
Fırat, bir başka soru üzerine haklarında siyasi yasak istenen kişilerin sabıka kayıtlarının savunmaya eklenmediğini, sabıka kayıtlarının kendileriyle ilgili değil, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından istenen evrak arasında olduğunu kaydetti.
ÖN SAVUNMA MAHKEMEDE
AK Parti yetkilileri, parti hakkındaki kapatma davasında ön savunmayı Anayasa Mahkemesi'ne sundu.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ile AK Parti Grup Başkan Vekilleri Sadullah Ergin ve Bekir Bozdağ, partinin 6 klasörden oluşan ön savunmasını saat 18.20 civarında Anayasa Mahkemesi'ne verdi.
SÜRENİN BİTİMİNE 2 GÜN VARDI
AK Parti hakkında açılan kapatma davasında, Anayasa Mahkemesi, tensip tutanağı ile birlikte iddianameyi 2 Nisanda AK Parti'ye göndermişti. AK Parti'nin, tebliğden itibaren 1 ay içinde ön savunmasını vermesi gerekiyordu. Buna göre ön savunma süresi 2 Mayıs Cuma günü sona erecekti.
SÜREÇ ŞİMDİ NASIL İŞLEYECEK?
Ön savunmanın verilmesinin ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü bildirecek. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşü AK Parti'ye gönderilecek, AK Parti de esas hakkındaki savunmasını yapacak.
Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya sözlü açıklama, AK Parti yetkilileri de sözlü savunma yapacak. Bütün bu aşamalarda istenebilecek ek süre taleplerini de Anayasa Mahkemesi değerlendirecek.
Bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekse davalı AK Parti ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.
Raporun, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bir toplantı günü belirleyecek. Üyeler, belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacaklar.
AK Parti hakkındaki kapatma davasını, 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi Heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması halinde 4 yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak.
AK PARTİ'NİN KAPATILMASI İÇİN 7 OY GEREKİYOR
Anayasa'ya göre bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesi'nin 11 asıl üyesinin en az 7'sinin oyu gerekecek.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 69. maddesine göre, ''temelli kapatma'' yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ''Hazine yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma'' kararı da verebilecek.
AK PARTİ'YE KAPATMA DAVASI
Anayasa Mahkemesi 31 Mart'ta AK Parti'nin kapatılması istemini içeren iddianamenin Abdullah Gül dışında kalan bölümünün kabulüne oybirliğiyle, Abdullah Gül yönünden de kabulüne oy çokluğuyla karar vermişti.
http://www.cafesiyaset.com/haber/200...il-savundu.phpİhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..
[SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:
[url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]
Yorum
Yorum