Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • KUTERO
    Beybaba
    • 19 Temmuz 2007
    • 437

    #196
    İdeolojik akrabalıklar: Ulusalcılık, İttihatçılık, Baasçılık, Ergenekonculuk vs...

    24.07.2008 | Cengiz Çandar | Yorum

    Ergenekon'da "7.dalga" gözaltıları düne denk geldi. Ergenekon dosyasıyla haşır neşir olanlar, gözaltı ve tutuklamaların 1 Temmuz'da emekli generalleri kapsayanlarla sınırlı kalmayacağını, 7., 8. hatta 9.dalganın söz konusu olacağı yazmışlardı.
    II.Meşrutiyet'in 100.yıldönümünde, bir "cinayet şebekesi"nin dalga dalga gözaltılar ve tutuklamalara konu olduğuna tanık oluyoruz. Gözaltına alınan ya da tutuklananlara bakıldığında, kamuoyunda bazı kafalar karışıyor. Dava kapsamına giren isimler ve mensup oldukları meslek grupları, "cinayet şebekesi" ile ilişkilendirilebileceklerine dair kuşku uyandırıyor. Oysa, bunda şaşırtıcı bir yan yok.

    Tam da bu nedenle, günlerdir ve inatla Ergenekon'un basit bir "cinayet şebekesi" olmadığını, ardında "ideolojik dayanak" bulunduğunu yazıyor, dikkate getiriyoruz. Son yıllarda adı "ulusalcılık" diye genellenen bir akımı kastediyoruz. Ve, dikkatle, siyasi terminolojimizdeki "milliyetçiler" sıfatını kullanmıyoruz.
    "Milliyetçilik" , kökleri eski Rusya coğrafyasında yaşayan Türk aydınlarından, Yusuf Akçura , Gaspıralı İsmail , Zeki Velidi Togan , hatta Ağaoğlu Ahmet gibi isimlerin düşüncelerinden beslenmiş ciddi bir düşünce akımıdır. Günümüz siyaset sahnesinde Milliyetçi Hareket Partisi ve çevresinde buluşan çok insanın, düşünce arka planında bu isimlerin düşünceleri yatar. Görüşlerini, siyasetini beğenin-beğenmeyin; bugünkü MHP, "meşruiyet zemini" ndedir.
    Yukarıda ifade ettiğimiz tür "milliyetçilik" , hiçbir vakit, "İttihatçı" düşünce ve eylem ile arasında bir "organik bağ" oluşturmamıştır. Sözünü ettiğimiz isimlerin eylem platformunda "siyasi cinayetler, suikastlar, askeri darbe ile siyasi otorite alaşağı etmek" bulunmamıştır.

    Bu nedenle, "ulusalcılık" aslında "tarihi hat" olarak "İttihatçılık" ın günümüzdeki devamıdır. Ve, bu bakımdan "ulusalcılık" ile "neo-İttihatçılık" ya da bir başka deyimle "Türk Baasçılığı" eş anlamlı kavramlar ve sıfatlardır.
    Bizdeki Ergenekoncu-ulusalcıların Arap Ortadoğu'sundaki türevi Baasçılık olmuştur. Baasçılığın da mayasında, suikast, sabotaj, provokasyon ve askeri darbe vardır.

    Bizdeki "ulusalcılık" ile (milliyetçilik değil) Ergenekon örgütlenmesi ve hedefleri, "ideolojik arka planı" olan bir "cinayet şebekesi" olarak, Arap Baas'ı ile (Saddam Hüseyin tipi) karşılaştırılacak özellikler taşıyor.

    Bizdekinin boyutları ve "ideolojik akrabalıkları" nın sanıldığından çok daha geniş ve derin olduğu anlaşılıyor. CHP liderinin ki, partisini İttihatçı genlerle aşılıyor- ateşli bir "Ergenekon avukatı" kesilmesini neyle açıklayacağız?
    Sosyalist Enternasyonel'de "tahkikat altında" yani "sosyal demokratlığı" sorgulanan, aslında sosyal demokrat ya da solda olduğuna artık inanılmayan bir partinin buram buram "Gladyo tipi" ve "Baasçı zihniyet" teki bir faaliyet ve örgütlenmenin savunmacılığına soyunmasını nasıl anlamalıyız?

    Ergenekon dosyasının "asker karşıtlığı" gibi çarpıtılarak sunulması konusunda da uyanık olmak gerekiyor. Tam tersine, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "safralar" dan kurtulması, "kurumsal itibarı" nı pekiştirmesi için muazzam bir fırsat Ergenekon dosyası.

    Atatürk , Mareşal üniformasını çıkartıp, komutanlara da ya siyasete girmelerini veya üniformalarını giymeye devam edeceklerse siyasete karışmamalarını bildirmiş ve böylece Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren "askeri darbe" ye kapıları sürgülemişti.
    "Askerin siyasete müdahalesi", Atatürkçü değil, Atatürk'ün de karşı olduğu bir İttihatçı tarz-ı siyasetidir.
    Şu anda, Silahlı Kuvvetler'in üst kademesi, Ergenekon soruşturmasına geçit vererek "hukuka uygun" bir profil çizerken, CHP liderinin "Ergenekon avukatlığı" nı ilan etmesi, neyin nesidir:
    Bu, herhalde, ordu dostluğu ile açıklanamaz; ama CHP'nin "darbeci-İttihatçı" genleri ile açıklanabilir.

    "Ulusalcılık", tıpkı Baasçılık gibi, sivil hayatın çeşitli alanlarında varolduğu gibi, Silahlı Kuvvetler içinde de kendisine alan bulmuştur. Bir eski MGK Genel Sekreteri'nin, "AB'ye şiddetle karşı olması" nı, buna karşılık "Rusya, İran ve Çin'le yakınlaşma" dan yana "Avrasyacılık" ını görmek ve bunun sadece onunla sınırlı, Silahlı Kuvvetler içinde hiç yandaşı olmayan bir düşünce sayılamayacağını anlamak gerekir.
    Aynı şekilde, sivil hayatta, aslında "Üçüncü Dünyacı" olan ve kendisini "solcu" olarak sunan arkaiklerin sayısı da yabana atılamaz. Bunlar, "kapitalizm" e ve en başta "Avrupa Birliği" ne, daha doğrusu "Avrupa Birliği'nde demokratik Türkiye' ye" karşıdırlar. "Anti-Amerikanizm" bayrağını yükselttikleri oranda, kendilerine bugüne dek sahte bir meşruiyet alanı da yaratmayı tasarlamışlardır.

    "Ulusalcılar" , "Türk Baasçıları", "İttihatçı artıkları", bir kısım Kemalist geçinenler ile "Üçüncü Dünya solcuları"nın oluşturduğu, içine günümüz CHP'sini de alan yelpazenin "vurucu gücü" nün Ergenekon olduğu belli oldu.
    AB karşıtlığı ile Türkiye'nin demokrasi ufuklarına karşı tavır alan, ağızlarından "Sorosçuluk" , "Fethullahçılık" , "numaralı Cumhuriyetçiler", "AKP yandaşlığı" vs. gibi klişeleri eksik etmeyerek, şiddetli bir "dezenformasyon" faaliyetine girişenler, aynı "ahtapot" un kolları.
    Siyasi suikast bunların işi. "Kişilik katli" bunların işi.

    Yöntemlerde ayrılabilirler ama "ideolojik akrabalıkları"nı Ergenekon dosyası ortaya çıkarttı.
    O nedenle, CHP'sinden kimi sözde solculara dek, "demokrat-liberal düşünce" ye ve temsilcilerine karşı edepsiz bir saldırı kampanyasında görev bölüşümü yapmışa benziyorlar...

    http://www.referansgazetesi.com/haber.a ... ZR_KOD=151
    İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
    İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

    [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

    [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

    Yorum

    • ÇAKAL
      Ağa'nın Adamı
      • 27 Haziran 2007
      • 2545

      #197
      UZEL'de ne dönüyor!!Kim Uzel'i iç etti?

      UZEL'de oyun bitti.

      Uzel Fabrikası BİTTİ 1.500 kişi artık işsiz.

      Uzel işçisini oyuna getirenler kim?.

      Türk-Metal ve Ümraniye soruşturması.

      Türk-Metal Yeni Şafak'ta ne arıyor?.

      Uzel işçisini oyuna getirenler kim?

      Türkiye'de sendikacılık nedir ve nasıl işler, görmek isteyenler Uzel İşçilerinin hallerine baksınlar. Yıllarca haklarını arasın ve kendilerine sahip çıksınlar diye Türk-Metal'e aidatlarını ödediler. Sendika ne yaptı?

      İşçiler tuzağa düşürüldü.Uzel işçi sendikası ile işveren tavrı ortak noktada buluşur oldu. İşçilerin işten çıkacak karara imza atması için gerekli adımlar atıldı. Ve işçilere iş feshi sözleşmesi imzalatıldı. Bir sendika işçileri neden işsiz bırakacak bir adım atar ki?

      İşçilere imzalatılan sözleşmeye göre işçiler sadece alamadıkları ücretleri ve kıdem tazminatlarını isteyebilirler. Türk-Metal Uzel işçilerinin ihbar tazminatını bu sözleşme ile yok etmektedir. İşçiler 31 Temmuz tarihi gelmeden ya bu imzalı kâğıtlarını geri çekmeliler veya elle dahi olsa yeni bir yazı ile sendikanın imzalattığı kâğıdı geçersiz kılmalılar. Acaba Türk-Metal diğer fabrikalarda işçilerini nasıl koruyacak? Orada da bir çıkar ilişkisi oluşur ise işçilerini yine mağdur edecekler mi?

      İşçiler eylem kararlarını bile sendikaya rağmen kendilerinin bastırması sonu yapabildiklerini belirtiyorlar. Sendikanın televizyonu (Art TV) kendilerini dahi göstermemiş. Eylem kararı alınmak istenirken bile "eylem yapma hakkınız yok" denmiş. Adeta işçilerin sesi kıstırılarak iflasa giden yol sendikaca açılmış. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu sendikal davranışı inceleyerek çözmelidir. İşçisini aldatan sendika olur mu?

      Uzel Fabrikası'nda işçilere tuzaklar mı kurulmuş? Gebze Fabrikası'nda servisler ve yemekler kaldırılınca işçilerin fabrikaya gidişleri çok zorlaşmış. Özellikle İstanbul'dan gidenler araç sıkıntısı çekince istim üzerinde ellerinde sefer tasları ile fabrikaya gidiyor. Fabrika girişindeki defter sadece 10 dakika tutulup kaldırılıyormuş. Açıkça Gebze işçisine işe gelmemesi için ve üç gün işe gelmediği kayıt edildiğinde çıkış verilebilmesi için tuzak mı kuruluyor?

      Benzer olay İstanbul'daki tesisler için de geçerli. Giriş kartlarını işleyen bilgisayarın bozulduğunu bildiren işçiler, yemek ve servislerin de kaldırılarak tuzak kurulduğunu söylüyorlar. İşçiler ne yapacak? İşe gelseler geldiklerini kayıt altına alacak bir belgeyi nasıl alacaklar? Çalışma Bakanlığı acilen ve derhal buna çözüm bulmalı. Bu korkular işçileri sendikanın “İşten feragat” yazısına imza atmaya mecbur bırakmış.

      Son bir noktayı daha belirtelim: İş adamları ile gece vakitlerinde dahi görüşmeler yapabilenler, Türkiye'nin gelişimi için çabalayanlar işçilerle de günün istedikleri vaktinde görüşebileceklerini bilebilirler. İşçi işveren gibi gece aramaz, sadece yanında görsün yeter.

      Türk-Metal, işçinin sesi olmalı; Yeni Şafak'a da teşekkür etmeli. Aksi durumda ne niyet taşıdıklarını işçiden kestikleri aidat miktarı ile kişisel malvarlıkları dikkat çeker. Bir de ne yaptıkları?

      Türkiye'de sendikal demokrasinin ne kadar zaruri olduğunu bir kez daha gördük. «İşçisi eylemde sendika kendi derdinde» anlayışında sendikacılık olamaz.
      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

      Yorum

      • MAGGGMA
        ...................
        • 12 Haziran 2007
        • 1375

        #198
        Zaten bu tip kurumlar aidat toplayıp yattıkları yerden para kazanan insanlarla dolu değilmi,başka ne işe yarıyorlarki.İşe yarayan bir sendika ticaret odası v.s. birşey varmı.İşleri güçleri abuk subuk şekillerde, zoraki paralar toplamak değilmi...

        Yorum

        • ÇAKAL
          Ağa'nın Adamı
          • 27 Haziran 2007
          • 2545

          #199
          26/07/2008
          İsmet Berkan

          Artık somut konuşalım...



          Nihayet mahkeme Ergenekon iddianamesini kabul etti ve böylece iddianame önce sanık avukatlarına, onlardan da gazetecilerin eline geldi. Nihayet bölük pörçük cümlelerden, bütün soruşturmayı yansıtmaktan uzak ifadelerden veya belgelerden kurtulacak, artık resmen bir davaya dönüşmüş olan soruşturmayı savcının gördüğü bütünsellik içinde görebilir hale geleceğiz.
          Ergenekon soruşturması ve davasının Cumhuriyet tarihimizin en önemli adli soruşturmalarından biri olduğunu çok defa yazmış biri olarak, elimizdeki iddianamenin 2003-2004 yılları arasında yaşadığımız darbe girişimlerini içermiyor olması, benim için ciddi bir hayal kırıklığı sebebi.
          Ama bu hayal kırıklığına rağmen, yürütülen soruşturmayı ve açılan davayı da küçümsüyor değilim, bazı sorumsuz siyasetçiler gibi ‘Dağ fare doğurdu’ diye düşünüyor da değilim.
          Tam tersine, elde silah, cepte bomba, Türkiye’yi karıştırmaya çalışan, insanları öldürmeye çalışan, o terör ortamından siyasi çıkar uman kişi ve kişilerin belki de tarihimizde ilk kez yargı önüne çıkarılmış, yaptıklarının ve yapacaklarının hesabını veriyor olmaları çok ama çok önemli
          .
          Aslında lafı çok da fazla uzatmak istemiyorum ama şunu da söylemem gerek: Hepimizin, özellikle de benim kuşağımdakilerin hayatı gizli bir el veya eller tarafından işlenen, sonra da hiçbir biçimde tam olarak aydınlatılamayan cinayetlerin öyküleriyle geçti.
          Meslek hayatımın bir bölümünü, Mehmet Ali Ağca’nın Abdi İpekçi cinayeti ve Papa suikastı ile geçirmiş, bu konuyu epey deşmiş biri olarak söylüyorum, gerçeği öğrenememek, gerçeği bilememek çok kötü bir duygu.
          Abdi İpekçi’yi öldürmeyi Ağca kendi başına mı düşündü, ona bu ismi önerenler oldu mu? Peki Ağca’ya ‘İpekçi’yi öldür’ diyenlere telkinde bulunan başka kişiler var mıydı?
          Böyle onlarca cinayet veya karanlık eylem sayabilirim, tam anlamıyla aydınlatılamayan, ‘gizli bir el’ tarafından yapıldığı ya da yaptırıldığı söylenen.
          Belki 15 yıldır ‘derin devlet’ diye bir kavramımız var. Uğur Mumcu öldürülüyor, hemen akıllarda bir şüphe: ‘Derin devlet mi yaptı?’
          Hepimizi paranoyak, hepimizi amatör dedektif olmak zorunda bırakan bu ortam, belki de Ergenekon davası sayesinde biraz olsun dağılabilecek.
          Hayır hayır, yanlış anlamayın, başa gelen bütün kötülükleri bu örgütün üstüne yıkan kolaycılardan değilim, tek söylemek istediğim, ilk kez gerçekten karanlık işler yapan, kendileriyle aynı fikri paylaşan kişi ve kurumları bile provokasyon için öldürmekten veya öldürmeyi düşünmekten kaçınmayan bir örgütü yargılıyoruz.
          İddianameyi iyice okuyup içimize sindirelim, daha konuşacak çok şeyimiz var!
          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

          Yorum

          • simurg
            Administrator
            • 10 Mart 2007
            • 9248

            #200
            Üzerinde güneş batmayan krallık resesyonun gölgesinde

            26.07.2008 | Dış Haberler | Haber



            Çarşamba günü Avrupa'nın lokomotif ekonomisi Almanya'nın Başbakanı Angela Merkel'den gelen "Almanya artık küresel ekonomik fırtınadan kaçamaz. 2009 yılında ekonomik büyümede belirgin bir gerileme olabilir" uyarısının ardından ABD'de başlayan kredi krizinin Avrupa'da da ciddi boyutlara ulaştığı mesajı çıkarılmıştı. Ardından cuma günü İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi'nin açıkladığı büyüme rakamları bu ülke ekonomisinin de bir çıkmaza sürüklendiği yönünde mesajlar verdi. Buna göre İngiltere ekonomisi 2008 yılının ikinci çeyreğinde son 3 yılın en düşük performansını gösterdi ve yüzde 1,6 büyüdü. İlk çeyrekte bu rakam yüzde 2,3'tü. Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ise haziran ayına kadar olan 3 aylık dönemde yüzde 0,2 arttı.
            Öte yandan Ulusal Ekonomik ve Toplumsal Araştırma Enstitüsü'nün öngörülerine göre de İngiliz ekonomisi 1990'lardaki durgunluk döneminden bu yana en kötü performansını sergiliyor. Hazine Bakanlığı ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) için de araştırmalar gerçekleştiren enstitü, İngiltere'nin GSYİH'nın bu yıl yüzde 1,5, 2009'da yüzde 1,4 ve 2010 yılında da yüzde 1,9 artmasını beklediklerini belirtti. Bu da 1992 yılından bu yanaki en kötü 3 yıllık performans olacak.


            Resesyon söylentileri arttı
            ABD'de bundan bir yıl önce patlak veren mortgage krizi Avrupa'ya ilk sıçramasını İngiliz Northern Rock bankasıyla yapmış, iflasın eşiğine gelen bankayı kurtarmak amacıyla devlet bankaya el koymuştu. Daha sonra İngiltere'nin en büyük konut kredisi sağlayan kuruluşu olan HBOS'den sıkıntı sinyalleri gelmeye başladı. Küresel kredi krizi nedeniyle hisseleri dip yapan bankanın satılabileceği yönünde dedikodular çıktı. Son olarak İngiliz Telegraph gazetesinde cuma günü yayımlanan habere göre ABD'li yatırım bankası JP Morgan, potansiyel ortaklarıyla HBOS'in parçalanarak satın alınması için bir konsorsiyum oluşturma konusunu görüştü. Bu ortaklar arasında National Australia Bank'ın da adı geçtiği belirtildi.
            Tüm bu gelişmelerle birlikte enerji ve gıda fiyatlarındaki artış da İngiliz ekonomisini zorlamaya başlayınca son iki haftadır ülke ekonomisinin resesyona girmeye başladığı konusunda sık sık yorumlar yapıldı. Perşembe günü Citigroup'un yatırımcılarına geçtiği "İngiltere ekonomisi yılın ikinci yarısında resesyona girebilir" notu ise endişeleri körükledi. İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) politika yapıcıları da bu yıl ekonomide, muhtemelen de sert, bir gerileme yaşanmasını beklediklerini bir süredir vurguluyorlar. Açıklanan son büyüme rakamı bu endişelerin haklı olacağını ortaya koyuyor.


            BoE'nin hamlesi tartışılıyor
            Bunun yanında, artan enflasyon karşısında BoE Başkanı Mervyn King ve diğer üyelerin faiz oranlarını indirme ya da artırma konusunda nasıl bir karar alması gerektiği üzerine tartışmalar sürüyor. BoE temmuz toplantısında faiz oranını üçüncü kez yüzde 5'te sabit tutmuş, bür üye artışı, bir diğer üye de resesyonu önlemek amacıyla indirimi savunmuştu. Yüksek borçlanma maliyeti ve ülkenin emlak piyasasında yaşanan çöküşün ekonomik büyümeyi sekteye uğratmasına ek olarak artan enflasyon da BoE'nin faiz indirimine gitmesini engelliyor.
            GSYİH'nın yüzde 74'ünü oluşturan hizmetler sektörü son birkaç çeyrekte dikkate değer oranda yavaşladı. Perakende sektöründe ise haziran ayı satış rakamları bir önceki ay yaşanan iyileşmenin ardından yüzde 3,9 geriledi. 1986 yılından bu yana en kötü aylık rakam olan bu veri de finans ve emlak piyasasında yaşanan krizin hane halkının cebine kadar uzandığının en büyük kanıtı olarak gösteriliyor.
            Ekonomik gidişatın bir diğer önemli göstergelerinden olan yeni inşaatlarda da 2005'in üçüncü çeyreğinden bu yana en büyük gerileme yaşandı ve üretim yüzde 0,7 düştü. Bunun en büyük nedeni ise inşaat sektöründe yaklaşık 10 yıldır süren patlamanın, mortgage krizi ile birlikte sona ermiş olmasıydı. Reuters haber ajansında yer alan bir habere göre inşaat sektöründeki şirketler geçen haftalarda toplam 4 bin kişiyi işten çıkardıklarını duyurdu. Üstelik bu hamle de sektöre tamamen nefes alma olanağı sağlamadı. Zira inşaat sektörü rekor derecede düşük mortgage kredisi onaylanma oranı ve ev fiyatlarında yaşanan sert düşüşler nedeniyle giderek artan bir baskı altında kalıyor.
            situs judi bola online KOKOBOLA terbaik dan bandar bola terpercaya di Indonesia Nomor 1 Tahun 2024. Para pecinta taruhan judi bola yang memang ingin mengikuti taruhan, sekarang anda sudah bisa bergabung bersama situs kami sebagai tempat bermain yang aman, nyaman dan dijamin 100% dibayar.

            https://twitter.com/keyborsa_simurg

            Yorum

            • ÇAKAL
              Ağa'nın Adamı
              • 27 Haziran 2007
              • 2545

              #201
              En medyatik dava
              Az bekledik uz bekledik, altı ay bir güz bekledik ve sonunda "iddianameye" kavuştuk. Tabii bu bekleme döneminde de "ikiye bölündük."
              Bir kısmımız:
              - Ergenekon mu?... Palavra... Ulusalcıları tasfiye planı.
              İkinci kesim:
              - Ergenekoncular... Demokrasi düşmanları... Asın onları.

              "Ortak akıl... Sağduyu... Soğukkanlılık" mı?
              Onlar "tatilde."
              "Senelik izinde."

              Ekranları görmüyor musunuz?
              "Jüriler" kuruldu bile.
              Ancak jüri sisteminde "jüri üyesinin tarafsızlığı... Önyargılı olmaması" esastır.
              Ama "bizim jüriler" kararlarını çoktaaan vermişler.
              İddianameyi bile görmeden.

              "Bir şeylerin olduğu" kesin.
              Birileri "yasanın vermediği yetkileri kullanmak istemişler."
              Devlet içinde "çeteleşmeye" gitmişler.
              Birileri "kaostan, krizden, karışıklıktan" beslenmişler.

              Ancak;
              1. Kimi işin içine siyaseti karıştırmak istiyor.
              2. Kimi kendi hesaplaşmasını bu yolla yapmanın peşinde.
              3. Neyin doğru neyin eğri olduğu tam belli değil.

              İddianame için "her şey hukuka uygun hazırlanmış" diyen de var.
              "Hayır, faşist ülkelerin yöntemleriyle hazırlanmış" diyen de.
              "Diyenler" ise anlı şanlı isimler.

              Dava "medyatik mi medyatik."
              Davaya "medya ilgisinin süreceği" de kesin.
              Ve artık "söz yargıda."
              Ancak;
              * Yargı hızlı çalışmalı.
              * Ve her şey aydınlatılmalı... Hiçbir olay karanlıkta kalmamalı.
              * Suçlu cezasını çekmeli... Suçsuz olan varsa o da haksız yere acı çekmemeli.


              İdam sehpasına yürüyen Laz'a "son sözünü" sormuşlar.
              "Ha bu bana ders olsun" demiş.
              Bu davanın da "demokrasi dışı heveslere ve çeteleşmelere" ders olacağı kesin.

              Yavuz DONAT
              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

              Yorum

              • ÇAKAL
                Ağa'nın Adamı
                • 27 Haziran 2007
                • 2545

                #202
                Güngören'de patlama.

                13 kişi hayatını kaybetmiş 70 yaralı.
                Allah'ından bulsunlar,ne istiyorsunuz bu masum insanlardan.
                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                Yorum

                • ÇAKAL
                  Ağa'nın Adamı
                  • 27 Haziran 2007
                  • 2545

                  #203
                  BAŞINA KAYNAR SULAR DÖKÜLDÜ

                  Akşam yazarından inanılmaz yazı
                  Ergenekon iddianamesi açıklandıktan sonra başına kaynar sular dökülmüş gibi olan yazarlardan biri de Serdar Turgut.Ve bugün öyle bir yazı kaleme aldı ki...

                  FAİLİ MEŞHUL HAYATIM

                  İddianameyi okudukça, ortaya konulan korkunç suç dünyasıyla ilgili söylenenleri son derece şahsıma yönelik bir darbe olarak aldım, içim acıdı. 54 yıllık yaşamımı boşu boşuna yaşamışım gibi hissettim.

                  Bir zamanlar taşıdığım idealleri düşündüm acıyla... O idealler uğruna yaptıklarımızı, arkadaşlarımı, yakın çevremde birçoğunun acıyla dolu hayatını tekrar hatırladım.

                  Öldürülen gençleri, alındıktan bir ay sonra üniversiteye dönebilen genç kızın işkenceden tükenmiş vücudunu ve korkuyla bakan gözlerini hatırladım. O gözler karşısında çaresizliğimi, sonra onlarca cenaze töreninde havalara kalkmış sol yumruklarımızı, marşlarımızı, ‘100 bin Dev-Yol militanı var’ denilmesini, bizi dövüştürmelerin yarattığı ‘Memleket iç savaşa gidiyor’ korkusunu hatırladım.

                  Sonra çok arzu ettirilen darbe olur olmaz, bir günde, bırakın bir günü, bir saatte ortalığın süt limana dönüşüvermesini gözlerimin önüne getirdim.


                  Ölenler, öldürülenler, hayatı kayanlar ve bütün bu karmaşa ortasında ülkesi için iyi olur diye bir fikir sistematiği kurmaya çalışan bizler, iyi hislere açıktır diyerek solcu olmalar, falan filan...

                  Anlayacağınız; boşa harcanmış bir hayat bizimki.

                  Biz yaşıyoruz zannederken meğerse bir kukladan ibaretmişiz. Hayatımız faili meçhullerle dolu hatta kendi hayatımızın da faili meçhul. Ve bütün bunlar aklıma Ataol Behramoğlu’nun şu dizelerini getiriyor:

                  “Ve eğer tek bir hayatın önemi yoksa bütün bir evrenin, bütün bir geçmişin,

                  ve geleceğin önemli olduğunu bana kim kanıtlayabilir”...


                  Kukla gibi oynatmışlar bizi, kırdırdılar birbirimize, böldüler bölüştürdüler, hiç bıkmadılar...

                  Şimdi okuyorum da; yeni amaçları bir Türk-Kürt ve dinci-laik iç savaşı çıkarmakmış. Bir türlü akıllanamadığımız, bu kadar kötülüğün bir toplumda olabileceğini düşünemediğimizden, yine ‘Ülke için’, yine ‘Vatanseverlik’ diyerek bu sefer düpedüz tüketeceklermiş bizi.

                  Çok kişisel aldım iddiaları, hayatımla oynayanlardan gerçekten nefret ettim. Boşu boşuna akan kan, gözyaşını tekrar yüreğime bastım.

                  Yaşlanmaya hazırlanan bir insanın, yaşamının aslında anlamsız, inandığı hemen her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu düşünmeye başlamasının, beyne vurduğu darbenin gücünü anlatsam inanmazsınız.

                  Ülkeyle, hayatımla böyle oyunları oynayan insanlardan gerçekten nefret ediyorum. Suratlarını gördüğümde kaybolan ideallerimi, boşa giden mücadelelerimi hatırlıyorum...

                  İlk tepkim de ‘Bu kadar duygusalım diye teslim mi olacağım?’, gayet tabii ki hayır. Olmayacağım...

                  Artık bizleri dindar-laik veya Türk-Kürt diye bölemeyecekler. Bu toplumun insanları kendi üzerlerine kurulacak oyunu kolay kolay yutmaz.

                  Bundan böyle hayatlarımızı karşıtlıklar üstüne değil, ortak noktalarımız üstüne kuracağız. Birbiriyle kavga ettirilmek istenen insanlar, karşıdakilerle ortak noktaları arayıp bulacağız.

                  Ben de bu işe kafa yoracağım, yeni idealim bu. Türkiye’nin de ihtiyacının bu olduğunu sanıyorum.

                  Ben dindar olmayan bir insan olarak, dindarın yaşam biçimini, özgürlüklerini savunacağım. Onlardan da aynı tavrı bekleyeceğim. Bu tavrın teorisini yapacağız önümüzdeki dönemde.


                  Mahkemenin sonucu ne olur bilinmez ama iddianame daha şimdiden güzel bir sonuç verdi bence. Tahmin ediyorum ki; bu aralar benim gibi kendi geçmişiyle hesaplaşan insan sayısı çok olacak. Bu olursa aynı oyunları bir daha oynayamamalarını sağlarız gibi geliyor. Hele üzerimizdeki şu pislikleri bir atalım da; geleceğe bakarız...

                  SERDAR TURGUT/AKŞAM
                  27.Temmuz.2008
                  Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                  Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                  Yorum

                  • MAGGGMA
                    ...................
                    • 12 Haziran 2007
                    • 1375

                    #204
                    Türkiye'den İran'a 10 milyar dolarlık yatırım
                    Türkiye ile İran arasında son dönemde artan ikili ilişkilerin ayrıntısında 10 milyar dolarlık bir yatırımın da bulunduğu ortaya çıktı.


                    Çarşamba, 23 Temmuz 2008 16:15

                    Star yazarı Aziz Üstel, İran gazetesinde yer alan bir ayrıntıyı köşesine taşıdı.

                    Aziz Üstel'in köşe yazısı

                    Türkiye'den İran'a 10 milyar dolarlık yatırım

                    Bu başlığı yanlış okumadınız arkadaşlar... Türkiye yatırım yapıyor....

                    O ülke, bu ülke, şu ülke değil...

                    ‘Nereden çıkardın bunu şimdi?’ diyeniniz vardır..

                    ‘Uydur uydur yaz!’ diyen dıngıllarınız da çıkabilir..

                    Hadi gelin sizi daha fazla merakta bırakmayayım...

                    Neme gerek, içinizdeki o aşağılık duygular depreşir de küfür basıverirsiniz sonra!

                    ‘The Teheran Times’ gazetesinin 21 Temmuz Pazartesi günkü sayısında bu haber manşetten çıktı!

                    Açıklamayı yapan kim?

                    İran Dışişleri Bakanı Mansur Muttaki!

                    Türkiye’ye yaptığı ziyaretin ardından, ayağının tozuyla anlatıyor:

                    ‘Türkiye’de özel sektör ve devletle toplam değeri 10 milyar doların üzerinde sözleşmeler imzaladık..

                    ‘Türkiye, 10 milyar doların üzerinde yatırım yapacak İran’a... Türkiye derken, Türk özel sektöründen söz ediyorum daha çok...

                    ‘Bu on milyar doların dört milyarlık bölümü elektrik üretimine yatırım olacak... Geri kalan 6 milyar dolarlık bölüm bir Türk şirketince gerçekleştirilecek... Hem doğalgaz arama hem de boru hattı yapımını içeriyor...

                    ‘Bu Türk firması Razi Petrokimya Tesislerini satın alacak! Zaten şimdiden bu şirketin hisselerini Tahran Menkul Kıymetler Borsası’nda almaya başladı..’

                    Ergenekon rezilliğinden başka bir şey yazıp çizmiyoruz haftalardır..

                    Yazılacaktır tabi... Her şeyiyle ortaya çıkmak zorundadır bu pislik!

                    Ama Türkiye de her şey Ergenekon’a endeksli değil!

                    Türkiye, özellikle dış dünyada çok saygın bir konuma geliyor.

                    Vereyim mi başka örnekler.

                    Buyrun:

                    Bugün Fransa bile Lübnan’da, Türkiye aracılığıyla hem hükümet, hem Hizbullah hem de Hıristiyan toplumuyla görüşebiliyor.

                    Fransa’nın ciddi çıkarları var Lübnan’da..

                    Ama ne hükümetle ne de Hizbullah’la diyalog kurabiliyor.

                    Hıristiyanlar da zaten Fransa’nın zig-zaglar çizen dış politikasına güvenmiyor.... Ve Türkiye giriyor devreye..

                    Başka bir örnek daha mı?

                    Muttaki-Babacan görüşmesinden bir kesit:

                    İran Dışişleri Bakanı: ABD bize güvenmiyor.. Bize, bölgede sadece size güvendiklerini söylediler... Dolaylı yollardan tabi..

                    Babacan: Bize açık açık söylerseniz nükleer konularla ilgili düşüncelerinizi... Biz de o zaman bunu Amerikalılar’a iletiriz..

                    Muttaki: Çok teşekkür ederim... Bizim sizden gizlimiz saklıımız olmaz... Size güvenimiz tam.

                    Erivan ve Ermenistan’la gelişen ve çok büyük sürprizlere yol açacak gelişmeler dosyasını önümüzdeki günlerde açacağım...

                    Şimdi hadi bakalım... Başlar yukarı, gözler ileri... Türkiye’de çok şey değişiyor çooook!

                    Avrupa’nın devleri dizisinde Türkiye!

                    ‘La Repubblica’nın haftalık ekonomi ekinde İslam ve Turbo Kapitalizm başlığı altında Türkiye incelendi enine boyuna:

                    ‘Özellikle Anadolulu iş adamlarının girişimleri sonucunda, Türkiye’de kapitalizm çok önemli sıçramalar kaydetti..’

                    Yazıda AKP kapatılırsa Türk ekonomisinin ciddi zarar göreceğine de yer verildi.

                    ‘Anadolulu iş adamları çalışkan, ahlak ve manevi değerlere sadık, mesleğinde olağanüstü başarılı...İstanbullu iş adamlarıyla artık omuz omuzalar... Hatta kimi konularda İstanbullu meslektaşlarını geçtiler bile...

                    Türkiye’de muhafazakar siyasi çizgideki iktidar partisi, önümüzdeki günlerde kapatılacak olursa, salt siyasal değil kurumsal bir bunalım da başlayacak...’

                    Bunun nedeni belli tabi. Salt parti kapanmayacak Başbakan’la birlikte 69 TBMM üyesinin de yasaklı duruma düşmesi isteniyor. Bundan ala ‘kurumsal bunalım’ olur mu?

                    Kemal Derviş’in sözlerine de yer vermiş La Reppublica:

                    ‘AB’nin yeni İspanya’sı olacak Türkiye. AB üyeliği iki açıdan olumlu etki yaratacak... Ekonomik açıdan istikrarlı bir süreç başlayacak, ayrıca Hıristiyanlık’la İslam Dünyası arasında değer ve örgütlenmelerin örtüşebileceği kanıtlanacak!’

                    İşte İtalyan’ın önemli bir gazetesi..

                    Ne diyor Türkiye’den söz ederken:

                    ‘Avrupa’nın Devlerinden Biri!’

                    Bunu ben söylemiyorum...

                    Başbakan da söylemiyor...

                    Allah’ın İtalyan’ı söylüyor değil mi?

                    Vereceğin cevabın ne olacağını şimdiden biliyorum benim aşağılık duyguları içinde kıvranan dıngıl kardeşim:

                    ‘Rüşvet verdiniz di mi lan İtalyan’a ?’

                    ‘İttirsin gitsin İtalyan köpeği... Berlusconi yazdırmıştır ...’

                    ‘Kovboy City’ malı götürüyor

                    Tabi tabeladaki adı ‘Cowboy City’!

                    Göynük beldesindeki ormanlık alanda kurulmuş ve tıpatıp Amerika’nın ‘Vahşi Batı’sındaki kasabaları andırıyor.

                    Sahibi Serkan Vurer, tatilcilerin burada ata bindiğini, atış poligonlarında tetik çektiğini, kulüplerde müzik dinleyip sabaha kadar eğlendiklerini söylüyor.

                    Cowboy City’de bir de ‘paintball’ sahası varmış... Burada turistler banka soygunları düzenleyip, şerif ve yardımcılarıyla savaşıyorlarmış... Hatta yakalananlar, Amerika’nın ‘Vahşi Batısı’nda görülen hapishanelerde bi süre konuk da ediliyormuş. Tesis yedi dönüm üzerine kurulmuş. Ve her gün kuyruklar uzadıkça uzuyormuş.. Antalya’ya yolunuz düşerse bu yaz, Kemer’e bir uzanın hele... Anlatıldığı gibiyse çok eğleneceğinizden eminim...

                    Yorum

                    • ÇAKAL
                      Ağa'nın Adamı
                      • 27 Haziran 2007
                      • 2545

                      #205
                      Prof. Arıboğan’dan bombalı saldırının analizi

                      Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, halkın teröre karşı “ayaklanması” çağrısının yanlış olduğunu söyledi, “Buradaki görüntü bir iç çatışma ihtimalini ortaya çıkarır” dedi.


                      İSTANBUL - Prof. Dr. Arıboğan NTV’nin Güngören’de meydana gelen bombalı saldırıyla ilgili sorularını yanıtladı. Eylemin PKK’nın genel stratejisiyle uyumlu olmadığını, bu tür bir eylemin PKK için “tehlikeli” olduğunu, El Kaide’nin yapmış olabileceğini, ama El Kaide’nin de “soyut” bir örgüt haline geldiğini anlatan Arıboğan, “Ergenekon olayıyla bağlantılı da olabilir” yorumu yaptı.

                      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                      Yorum

                      • ÇAKAL
                        Ağa'nın Adamı
                        • 27 Haziran 2007
                        • 2545

                        #206
                        Okay Gönensin

                        Susurluk’tan Ergenekon’a


                        Susurluk’taki kaza 12 yıl önce garip ilişkileri silahlar, cinayetler ve büyük paralar etrafında dönen, kamu görevlilerinin de içinde olduğu ilişkileri ortaya çıkardı ve Türk halkı bu dünyanın varlığının farkına vardı.

                        Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkan bazı bilgiler, bugün “Ergenekon” içinde “vatan görevi” yaptıklarına inanan bazı çevrelerin çok eskiye dayanan ve Susurluk’a uzanan ilişkilerini de ortaya koyuyor.
                        Susurluk’un neler yaptığı aşağı yukarı biliniyor. Bilinmeyen, bu örgütlenmenin tam boyutları. Ergenekon’un hangi icraatları dolayısıyla suçlandığını yakında iddianamenin tümünün açıklanmasıyla öğreneceğiz.


                        ***


                        Türkiye 1970’lerden bu yana sürekli çok ağır siyasi cinayetlerle sarsıldı. Bu cinayetlerin çok büyük çoğunluğu aydınlatılmış değildir. Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’ya, Muammer Aksoy’dan Bahriye Üçok’a, Ahmet Taner Kışlalı’dan Hablemitoğlu’na, Turan Dursun’a, Çetin Emeç’e, Hiram Abas’a kadar onlarca siyasi cinayet hâlâ karanlıktadır.

                        Bu cinayetlerle ilgili olarak zaman zaman “İran bağlantısı” gibi iddialar ortaya atılmıştır, ama kamuoyunun bunlarla inandırılamadığı ortadadır.

                        Son yıllarda da Hrant Dink cinayeti, Trabzon’da işlenen rahip cinayeti, Malatya’da yayınevi katliamı ve son olarak da İstanbul’daki ABD Başkonsolosluğu saldırısının ardındaki bağlantılar da ortaya çıkarılmış değildir.
                        Ellerine silah almış, ceplerinde üç kuruş olmayan çocukların kendi başlarına “vatan aşkı” uğruna büyük siyasi cinayetler işlediklerine inanmak için biraz saf olmak gerekir.

                        Bir etkili çevre, sürekli olarak kamuoyunun bu cinayetlerin “münferit” olaylar olduğuna inanması için uğraşıyor.


                        ***


                        Bugün Ergenekon soruşturmasını bir “komplo” olarak gören ya da görmeye çalışanların yakın geçmişimizde yaşanan onlarca olayın aydınlatılması konusunda bu kadar duyarsız olmaları gariptir.
                        Ergenekon soruşturmasının AKP iktidarı döneminde başlatılmış olması kimilerinin bu soruşturmanın “komplo” olduğuna inanması için yeterli oluyor.

                        Susurluk olayı sırasında iktidarda “demokrat” ve “liberal” partiler vardı, sosyal demokrat partiler de iktidar ortağı olmuştu. Onların akıllarına gelmeyen ya da cesaret edemedikleri bir temizliği ister AKP ister TKP yapsın, bunu başaran, başarabilen, sadece Türk demokrasisine katkıda bulunmuş olur.

                        Tabii ki bu soruşturmaların siyasi amaçlarla “kullanılması” ya da “yön değiştirmesi” konusunda kamuoyunun dikkatli olması da şarttır. Ve tabii ki soruşturmaları siyasi amaçları doğrultusunda kullanmak isteyenler olabilir.
                        Ama bunlarla ilgili olarak fikir beyan etmeden önce Türkiye’nin son 30 yıllık “kanlı tarihi”ni akıldan çıkartmamak gerekiyor.

                        Abdi İpekçi’yi, Uğur Mumcu’yu, Çetin Emeç’i, Hrant Dink’i ve diğerlerini unutmamak gerekiyor. Bunca kanı uzaydan gelenler dökmedi. Kimin yaptığını bulmak, bulunması için uğraşmak gerçek vatanseverliktir. Fikrini beğenmediğini dövmek, öldürmek de gerçek vatan hainliğidir.

                        Ergenekon soruşturmasında avukatlık gösterisiyle birkaç alkış almak peşinde olanlar son otuz yılın olaylarını düşünsün, sonra avukatlığa devam etsin.

                        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                        Yorum

                        • ÇAKAL
                          Ağa'nın Adamı
                          • 27 Haziran 2007
                          • 2545

                          #207
                          İstanbul'da 13 ceset şoku

                          İstanbul'un Büyükçekmece ilçesi Kayabaşı bölgesinde 13 ceset bulundu...
                          Küçükçekmece'ye bağlı Kayabaşı köyü girişinde 13 ceset bulundu. Köy girişinde yerde birbirine yakın halde bulunan cesetlerle ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldı.


                          Cesetlerin Pakistanlı kaçak göçmenlere ait olduğu sanılıyor.


                          Göçmenlerin, taşındıkları araçta havasızlıktan öldükleri, insan kaçakçılarının da cesetleri taşıyıp araziye attıkları tahmin ediliyor.

                          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                          Yorum

                          • ÇAKAL
                            Ağa'nın Adamı
                            • 27 Haziran 2007
                            • 2545

                            #208
                            Deniz Baykal'ı zora sokan MİT belgesi

                            İşte MİT'in Ergenekon belgesindeki siyasi lider.

                            2003 tarihli MİT raporundaki Ergenekon örgüt şemasını iki hafta önce isim vermeden yazdık. Şema iddianameye girdi ve ek belge olarak da yayımlanacak. Biz de en çarpıcı ismi açıklıyoruz.

                            İHBARLA GELEN MİT RAPORU

                            MİT 2002’de İstanbul’dan gönderilen ve iki sayfadan oluşan bir ihbar mektubuna dayanarak bir Ergenekon raporu hazırladı. Bir örgüt şeması da içeren rapor Temmuz 2003’te Genelkurmay’a, Kasım 2003’te de Başbakanlığa iletildi. Örgüt şemasında ünlü siyasetçi ve gazeteci isimleri de vardı.

                            İSİMLERİ BİLİYORDUK AMA

                            Taraf 11 Temmuz’daki manşetini buna ayırmıştı. “MİT’te Ergenekon’un örgüt şeması var” başlılı haberde o rapor ve şemadan söz ediliyordu. Ama açıklanıp açıklanmayacağı bilinmeyen belgedki şemada yer alan siyasetçi, gazeteci ve işadamı isimleri gizli tutulmuştu.

                            O PARTİ LİDERİ BAYKAL’DI

                            Ancak o MİT raporundan Ergenekon iddianamesinde açıkça söz ediliyor. Raporun kendisi de iddianamenin eki olarak açıklanacak. Dolayısıyla artık saklı tutmanın anlamı kalmadı: Örgüt şemasındaki siyasi parti lideri CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dı.
                            (Yasemin Çongar- Taraf)
                            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                            Yorum

                            • ÇAKAL
                              Ağa'nın Adamı
                              • 27 Haziran 2007
                              • 2545

                              #209
                              Vah garibim,çok üzülmüş çok.Kırılma noktası idi bugünkü olay!!!!

                              Özden: Yasaklama olmaması yanlış

                              (ANKA)


                              Anayasa Mahkemesi'nin eski başkanlarından Yekta Güngör Özden, Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin kapatılmaması ancak Hazine yardımının yarısının kesilmesi yönündeki kararını eleştirdi. Hazine yardımından yoksun kılmaya neden olanların, siyasi yönden de yasaklanması gerektiğini savunan Özden, "Anayasa bunu amaçlamış değil. Ben Mahkemenin bu yargısına katılmıyorum" dedi.

                              Özden Anayasa Mahkemesi'nin kararını şöyle değerlendirdi:

                              "Kapatılmasın diyenlerin de katıldığını zannediyorum ki hazine yaptırımından yoksun kılma yaptırımı uygulanmış. Bu şu demek, kapatılma ağırlık kazanıyor, kapatılmasını gerektiren eylemlerin varlığı, Başsavcının iddiası haklılık kazanıyor. Ancak kapatma daha ağır geldiği için "şimdilik hazine yardımından yoksun kılalım' diyorlar. Burada bir yanlışlık var. Hazine yardımından yoksun kılmaya neden olanların da yasaklanması gerekirdi. Mahkemenin bunu hangi görüşte olduğunu bilmiyorum, ihmal ettiğini ortaya çıkıyor.

                              "HAZİNE YARDIMINDAN YOKSUN KILINANLARIN SERBEST GEZMESİ GEREKMEZ"

                              Anayasa'daki son değişiklikle, 69. maddeye eklenen fıkra diyor ki; "kapatma yerine hazine yardımından yoksun cezası verilir' bu da bir kusurdur. Hazine yardımından yoksun kılmaya neden olanların elini kolunu sallayarak serbest gezmesi gerekmez. Anayasa bunu amaçlamış değil. Ben mahkemenin bu yorum bu yargısına katılmıyorum."
                              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                              Yorum

                              • ÇAKAL
                                Ağa'nın Adamı
                                • 27 Haziran 2007
                                • 2545

                                #210
                                Özal'ı rahmetle anıyorum.Mekanı cennet olsun.Ne ileri görüşlü bir adammmış.Helal olsun.
                                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information