''nerelİsİn'' dİye sormuŞtu bana;orali olmadim.tepkİsİz,İlgİsİz hatta duyarsiz olduĞumu fark edİnce o da orali olmadi..İkİmİz de orali deĞİldİk..hemŞerİ sayiliriz..
Artikcinin yeri...
Collapse
X
-

BIMAS, Haftalik grafigimiz..
RSI trendini yukari yonde kirmis..Ustelik X-100 e gelen onca baski ve satisa ragmen tutunmayi basarmis..Artik oyunculari bilanco bekletisi veya baska bir sebeple asagiya vermemisler..Kirmizi cizgiler Kanal direnc ve destekleridir..MACD i da uyum saglamis duruma..Haftalik grafik olmasi biraz sabir gerektirecegine gebedir..
izleyelim gorelim..Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-
ARTIK'ÇI Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
BIMAS, Haftalik grafigimiz..
RSI trendini yukari yonde kirmis..Ustelik X-100 e gelen onca baski ve satisa ragmen tutunmayi basarmis..Artik oyunculari bilanco bekletisi veya baska bir sebeple asagiya vermemisler..Kirmizi cizgiler Kanal direnc ve destekleridir..MACD i da uyum saglamis duruma..Haftalik grafik olmasi biraz sabir gerektirecegine gebedir..
izleyelim gorelim..
Gunluge bakinca da grafik boyle gorunuyor..5400-5200 destekleriyle...
Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-

NETAS, gunluk..
Cuma gunu gelen haberle beraber hisseyi 141 e kadar asagiya cektiler..141-141,5 noktasi hem yatay hem de kanal trend destegidir..Bu noktada tutunma olursa 152 ye dogru bir tepki gelmesi muhtemeldir..
izleyelim...Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-
321 olmusuz..eski zirveye dokunucaz sanirim..Kirarsa % 10 gibi ustune koyar diye dusunuyorumARTIK'ÇI Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
KAREL : 2.82 destek ile 3.00 , 3.10..Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-
Bahsettigimiz destek noktasinda tutuyorlar hala..(141-141,5-142)ARTIK'ÇI Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
NETAS, gunluk..
Cuma gunu gelen haberle beraber hisseyi 141 e kadar asagiya cektiler..141-141,5 noktasi hem yatay hem de kanal trend destegidir..Bu noktada tutunma olursa 152 ye dogru bir tepki gelmesi muhtemeldir..
izleyelim...Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-
Bugünleri, yalnız şu ABD’nin düştüğü durum bile, yüzyıllar sonra günbegün hatırlanacak kadar önemli yapıyor. ABD, içinde bulunduğumuz coğrafyayı, sonu gelmeyecek sanılan parasal gücü ve bu güce dayanan askeri egemenliği ile kontrol ediyordu. Şimdi bu bitiyor. ABD’deki Cumhuriyetçiler bu bitişe pek inanmıyorlar. Cumhuriyetçiler, borçlanma tavanının yükseltilmesi için askeri harcama bütçesinin düşürülmemesi şartını öne sürüyorlar.
Bu, hâlâ ABD’nin, başta Ortadoğu olmak üzere, dünyadaki egemenliğinin askeri işgal, tehditle süreceğini sanmak anlamına geliyor. İsrail’in şahinleri bile, bu işin artık böyle devam edemeyeceğini anladı ve ‘özür dilemenin’ yollarını arıyor. Çünkü İsrail artık Ortadoğu’da, neoconlara dayanarak var olamayacağını, bölgenin özgün dinamiklerini hesap etmeden bildiğini okuyamacağını anlamış durumda.
ABD’de Cumhuriyetçi kanadın bu beyhude ısrarı, bugün dünya ekonomisini her türlü spekülasyona açık hale getiriyor. Türkiye’de de doların hızla yukarı çıkması bu spekülatif ortama bağlı olduğu kadar, piyasanın, cari açık kaynaklı düzeltmesine de bağlanabilir. Burada iki önemli yanlış bakış açısına değinmek gerekiyor: Birincisi, TL’sı yılbaşından beri, ağırlıkla cari açığa bağlı olarak, dolar karşında değer kaybediyor ki, bu çok normal. Zaten bunun için serbest kur rejimi uyguluyoruz. Bundan dolayı son düzeltmenin bir devalüasyon olmadığını söylemeye bile gerek yok aslında.
Sabit kur rejimi uygulasaydık devalüasyon yapardık ve devalüasyon sonucunda belirlenen kur seviyesinin bir daha geri gitmesi sözkonusu olmazdı. Oysa şimdi kurun geri gitme ihtimali çok güçlü. İkincisi, Merkez Bankası’nın pozisyonu; Merkez Bankası’nın kuru belirleme ve tayin etme gibi bir işlevi yok. Merkez Bankası, bu gibi durumlarda elindeki araçları, fiyat istikrarı doğrultusunda, kullanır. Ha, sizin amacınız faiz aracını niye kullanmıyor, faizleri yükseltsin demekse, kendinizi, kalın kafalı ABD’li Cumhuriyetçiler yerine koymayın lütfen. Çünkü, yüksek faiz, yüksek borç, düşük kur, yüksek ithalat, ıvır-zıvır ihracat devri kapandı. Merkez Bankası, her ne kadar, kendisi, ‘enflasyon hedeflemesi’ diyorsa da bundan ziyade, ‘parasal hedefleme’ yapıyor ve faiz dışında elindeki parasal araçları daha yerinde ve etkin kullanıyor. Bu anlamda Erdem Başçı ve ekibi çok doğru bir yolda.Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-
Selamlar..hayrli cumalar..ARTIK'ÇI Nickli Üyeden Alıntı Mesajı gösterBahsettigimiz destek noktasinda tutuyorlar hala..(141-141,5-142)
146 olmusuz..tepkimizi vermisiz..146 da HO direnci var..burasi zor seviye..
allah dualarimizi kabul etsin..
AminOnlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-
Başbakan'a niye S&P cevap veriyor?
"Ah bir kriz çıksa" diye ortalığı bulandıranlara çok net cevap verelim. Türkiye ekonomisinde kısa vadede bir kriz ihtimali yok. Çünkü kamu maliyesinde bir sorun yok. Bu yılın ilk altı ayında bütçe fazla verdi. Devlet borçlarının milli gelire oranı düşük.
Avrupa'da devlet borçlarının milli gelire oranı yüzde 80'de seyrederken Türkiye'de bu oran yüzde 40'larda bulunuyor. Dolayısıyla dış ve iç şoklara karşı devlet dayanıklı.
"Tüketim çok arttı, ekonomi ısındı" diyerek, insanlarda kriz beklentisi yaratmaya çalışanlara da açıkça söyleyelim. Hane halkı borç seviyesi, Türkiye'de diğer ülkelere göre oldukça düşük. ABD'de hane halkı borçlarının milli gelire oranı yüzde 107, Türkiye'de ise yüzde 17. Kısacası, aile borçlarımızda daha gidecek çok yol var.
Özel şirket dış borçlarına gelince... İşte onların borcu yüksek. Kısa vadeli dış borçlarının toplamı 75.5 milyar dolar. Peki nasıl yapmışlar bu borcu? Alacak teminatları olmasa, yurtdışındaki yabancı kreditörler sizce verirler mi bu kadar borcu? Vermezler. Demek ki borcu ödeme güçleri var ki, bu kadar borcu yapmışlar. Tabii bu borcun bir kısmının, kendi kendilerine verdikleri borç olduğunu da unutmamak gerekiyor. İşte bu nedenle özel sektörün, borçlarını ödememesi için görünen hiçbir neden yok ortada.
Peki nedir ortalığı saran bu kriz telaşı? Evet, Avrupa'da ve ABD'de kriz var ve orada "devletlerin mali krizi" yaşanıyor. Eğer bir temerrüt olursa, bu durum Türkiye'nin ihracatını olumsuz etkiler, düşüncesi var. Bu doğru bir düşünce ama Türkiye'de bir kriz çığırtkanlığı için gerekçe olamaz bu.
İşte bu nedenle Başbakan Erdoğan önceki gün Türkiye'deki kriz severlere seslendi. Kriz çığırtkanlığı yaparak Merkez Bankası'na faiz artırması için baskıda bulunanlara, "Biz yere çok sağlam basıyoruz. Batı'da, Avrupa'da kriz olabilir ama biz bunların hepsine hazırlıklıyız. Daha önceki kriz için 'teğet geçecek' dedim. Bu sefer teğet geçecek bile demiyorum. Daha iyiyiz, daha güçlüyüz" dedi.
Başbakan'ın bu açıklamasına hemen cevap geldi. Amerika'da daha sabah kahvaltısını yapmadan, S&P'nin elemanı, sanki bir politikacıymış gibi Türkiye'nin başbakanına cevap verdi. Sahi bu ne telaş, bu ne kendini bilmezlik? Sanki bir ekonomik derecelendirme şirketi değil de, Türkiye'de bir siyasi partinin elemanı! Bir ülkenin başbakanına anında cevap veriyor ve "Türkiye ekonomisinin sert bir inişe yönelmiş olabileceğini" ileri sürüyor.
Telaş sadece kişilere değil kurumlara da hata yaptırır. Gerçek niyetleri açığa çıkartır. S&P yetkilisinin konuşmasını değerlendirdiğinizde, objektif olması beklenen bir özel şirket elemanının bu şekilde açıklama yapması insanı şüpheye düşürüyor.
Niye Başbakan'ın konuşmasının hemen ardından böyle bir açıklama yapılıyor? Halbuki Başbakan politikacı, ona cevabın politik düzeyde verilmesi gerekir. Hemen akla bu derecelendirme kuruluşlarının "ideolojik bir tavır" içinde oldukları geliyor. Ve Türkiye'nin ülke notunun bilinçli olarak düşük tutularak yüksek faiz alındığını düşünüyor insan. Çünkü Türkiye Hazinesi bu yıl 47.5 milyar lira faiz ödeyecek. Bunun faiz oranı yüzde 10'a denk geliyor.
Halbuki Türkiye yüzde 7 faiz ödese, bu yıl 14.5 milyar lira daha az faiz ödeyecek, yani 14.5 milyar lira cebimizde kalacak. Bu parayla bir yılda tanesi 30 milyon liradan 483 adet hastane yapabiliriz. Ama Türkiye'ye, borçlarını ödeyemeyen Portekiz ve İrlanda'nın altında not verilerek işte bu hastaneler yaptırılmıyor. Haksız yere bu 14.5 milyar lira cebimizden alınıyor. Hatta Türkiye, elektrik santrali için tamir parası bulamayan ve AB'den bir milyar euro yardım isteyen Güney Kıbrıs'ın çok altında notlanarak adeta usulsüzlük yapılıyor.
"Türkiye'de de faizler yükseltilsin" diyerek Merkez Bankası'na baskı yapan ve yabancı basında sürekli yazı çıkartan yerli faiz lobisine sormak gerekiyor: Türkiye'nin notu doğru yerde mi peki? Cevap yok. Oysa Türkiye'nin notu hak ettiği seviyede olsa, bu ülkede faizler hemen üç puan geriler.
Bu gerçeği pekala biliyorlar ama bir kere bu ülkenin ve bu halkın sırtından, insafsızca para kazanmaya alışmışlar. Anlayacağınız Türkiye'yi yıllardır köşeye sıkıştırmaya alışmış bir şebekeyle karşı karşıyayız. Başbakan'ın konuşmasının hemen ardından yapılan açıklama, insanı şüpheye ve dehşete düşürüyor.Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-
Değişime ayak uyduramayan, hatta değişimi kendisine saldırı olarak algılayan en önemli kurum Silahlı Kuvvetler yönetimi oldu. Çünkü Türkiye’nin değişimi biraz da Ordu’nun siyasetten ve hayatın hemen her alanından el çektirilmesi anlamına geliyor. 27 Mayıs’tan sonra Ordu eğitimden ekonomiye her alana el atmıştı. Darbenin ardından kendileri için fabrikalar bile kurdurdular. Ülkenin dört bir tarafında inşa edilen Orduevleri ise askeri ayrıcalıkların simgesi haline geldi. 5 yıldızlı otel standardında kurulan otel, lokanta ve marketlerde fiyatlar sokaktaki adamın dudaklarını uçuklatacak kadar ucuzdu. Diğer memurlar ile kıyaslanamayacak maaşlar ve daha nice ayrıcalık elbette gökten yağan kaynaklarla değil, bu ülkenin vergileriyle karşılanıyordu. Medya üzerinde kurulan baskı sayesinde seçilmiş ve atanmış siviller kıyasıya eleştirilirken Ordu eleştirilerden muaf tutuldu. Örneğin başbakanların makam araçları bile israf haberlerine konu olurken, kuvvet komutanlarına tahsis edilen uçak ve helikopterleri yazmaya hiç kimseler cesaret edemedi.
Paralel devlet
Ekonomik ve sosyal ayrıcalıklardan daha kötüsü ise siyasi ayrıcalıklar oldu. Generaller her darbe ve muhtıra sayesinde paralel bir devlet, yani olanın yanına ikinci bir devlet kurdular. Görünürdeki devletin başında Başbakan ve hükümeti varken, asıl güç sahibi devletin başında Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları vardı. TSK’ya göre genelkurmay başkanı bakanlardan daha üsttedir ve bu durum resmi merasim ve toplantılara da yansır. Örneğin MGK toplantılarında Başbakan ile Genelkurmay Başkanı karşı karşıya, generallerle de bakanlar ile karşı karşıya oturur. YAŞ toplantılarında ise Başbakan ile Genelkurmay Başkanı yan yana en başta oturur, Milli Savunma Bakanı ise kuvvet komutanları arasında oturmak durumundadır. Bu durum sivillerle yapılan tüm toplantılara yansır. Asker kendisini bu ülkenin sahibi saymıştır ve yakın bir zamana kadar da bu böyle olmuştur. Bundan dolayıdır ki yakın bir zamana kadar sivil-asker çarpışmasında geri adım atan askerler değil, sivil seçilmişler olmuştur.
Ayrıcalıkların en kötüsü ise kanun önündeki eşitsizliklerdir. Birkaç yıl önceye kadar asker ne suç işlerse işlesin sivil mahkemelerde yargılanamazdı. Buna karşın askeri bir konuyla ilişkilendirdiğiniz zaman sivillerin tamamı askerlerce yargılanabilirdi. Askeri mahkemelerdeki hâkimlerin hiçbirinin general olamayacağını ve hepsinin sicillerinin üstlerince oluşturulduğu düşünüldüğünde bu mahkemeler fiiliyatta kendi iradeleriyle hiçbir generali yargılayamadı, cezalandıramadı. Başka bir deyişle generaller canları ne isterse onu yaptılar, hesap vermediler, sivillerden emir almadılar. Dahası önüne gelene emir verdiler, herkesi fişlediler, siyasilerden daha çok siyasete daldılar.
Ayrıcalıklar TSK’yı zayıflattı
Kendilerinin yazdırdığı anayasalar sayesinde eleştiriden muaf, bin çeşit ayrıcalık içinde yaşayan generaller Türkiye’ye büyük zarar verdiler. Demokrasiye prangalar vuruldu, hukuk bir türlü hukuk olamadı, ekonomi askeri müdahaleler nedeniyle bir türlü toparlanamadı. Bu tavırlarıyla darbeci zihniyeti içselleştirmiş eski nesil generaller aslında en büyük zararı TSK’ya verdiler. TSK dış savunmada bir türlü özlenen düzeye gelemedi, iç çekişmelerin sıradan bir aktörü olarak kaldı.
Son 10 yılda Türkiye de, dünya da çok değişti. Askerleri koruyan siyasi ve yasal kalkanlar birer birer ortadan kalktı. Generaller 27 Mayıs’taki halleriyle ortada kalıverdiler. Geçmişte kimseden korkmadan yapılan darbe hazırlıkları, muhtıralar, cuntacılık, fişlemeler, siyasilerin arkasına ajanlar takmalar, faili meçhuller ve daha nice suçlar Yeni Türkiye’de suç haline geliverdi. İşin kötüsü eski nesil generallerimiz Yeni Türkiye’nin ve yeni konumlarının hala farkında değiller. Bu nedenle vatan hizmeti sandıkları hataları cezalandırılınca şaşırıyorlar, anlayamıyorlar. Bu nedenle son istifalar yeni bir dönemin başlangıcıdır ve kriz değil altın bir fırsattır.Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-

ALARK :
Haftalik grafiginde AL vermek uzere olan hissede Momentum da guclendigine isaret ediyor.. 3.60-3.63 araliginin uzerinde tutunmalar halinde BB ustu dienci olan 3.73 sonrasinda 3.94-420 fiyatlarinia goz kirpabilir..Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-
Piyasalar, istifalara aldırmaz
Pazartesi günü piyasalarda korkulan olmaz düşüncesindeyim.
31.7.2011 - 10:05
Cuma günü piyasaların kapanmasının ardından başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere üç kuvvet komutanının erken emeklilik talebinde bulunmaları, kriz lobisinin kursağında kalır.
Zira "devletin zirvesinde kriz var" şeklinde verilen haberler sonrası cuma günü lira karşısında 1,7 seviyesine yükselen doların Genelkurmay başkanı sorununun çözülmesiyle cumartesi günü yeniden 1,686 seviyesine düştüğü görüldü. Piyasaların artık bu tarz gelişmeleri çok fazla da önemsemediği ve abartılmadığı, aksine normalleşme yönünde Türkiye'nin yeni adımlar attığı şeklinde yorumlanması gerekir. Başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere devletin zirvesinin her türlü senaryoya karşı hazırlıklı ve proaktif bir gayret içinde olmaları böylesi konularda endişelerin paniğe ve krize dönüşmesini engelliyor. Piyasalar ABD borç sorununun nasıl çözüleceğine odaklanmışken devletin askerî zirvesinin aldığı erken emeklilik kararını değişen Türkiye'nin artısı olarak görmek ve "eyvah ne olacak şimdi" görüntüsünden sıyrılarak olaya sağduyulu yaklaşmamız gerekir. Aksi durumlar Türkiye'yi 2001 krizi öncesine döndürme çabası olanların ekmeğine yağ sürer.
Geçen yıl kasım ayından bu yana ilginç bir şekilde Türkiye finans piyasalarına yönelik bir senaryo işleme konulmuş gözüküyor. Bu senaryo adeta dantel dantel işlenmeye çalışılıyor. Kasım 2010'dan bu yana piyasalarımıza göz attığımızda bazı büyük yabancı fonların yüklü miktarda satışlar yaptıkları gözlemleniyor. Bu fonların satışlarıyla yabancılar 2,6 milyar dolarlık net satış yaparak Borsa'nın dolar bazında yüzde 27 gerilemesinde etkili oldular. ABD Doları o tarihten bu yana hemen hemen tüm para birimleri karşısında değer kaybederken lira karşısında yüzde 22 değer kazanmış durumda. Bu son derece ilginç ve üstünde durulması gereken bir spekülasyon sonucu gerçekleşmiş suni bir durum gibi gözüküyor. Türkiye'nin Anayasa başta olmak üzere birçok siyasi reformu ortaya koyacağı bir süreçte ekonomisi en hızlı büyüyen ülkelerin en başında yer aldığı ve borç sorununun dışında kaldığı ender ülkelerden bir tanesi. Ne hikmetse kredi derecelendirme kuruluşları başta olmak üzere birtakım yabancı yatırım bankaları ve içimizdeki bazı dostları tüm makroekonomik başarıları bir tarafa koyarak cari açık bahanesiyle Türkiye'yi baskı altında tutmaya çalışıyorlar. Onların tek dayanakları, petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye'yi zora sokacağı tezi.
Piyasaları Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek." açıklamaları yatıştırmışken ne enteresandır aynı günün kapanışına doğru kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor's'un analistinin (bir bilgicin) 'Türk ekonomisi hızla aşağı doğru gidiyor' sözlerini, moralleri bozmaya çalışan ve Türkiye'yi de sanki girdaba doğru çekmeye çalışan bir yaklaşım olarak görmek lazım. Çok şükür artık ne derecelendirme kuruluşları ne de yabancı yatırım bankaları analistleri ve IMF gibi kuruluşların yetkililerinin Türkiye ile ilgili olumsuz açıklamaları inandırıcı bulunmuyor. Türkiye, kendi kurumlarına ve istikrarına inandığı sürece endişe etmeye gerek yok. Geçici dalgalanmaların dışında kriz boyutunda bir süreç yaşanmaz. Zaten Türkiye'nin durumunun dünyadaki borç krizi ile hiçbir ilgisi yok. Ancak yüksek petrol fiyatlarının dayanılmaz ağırlığı nedeniyle yükselen dış ticaret açığı bel altından vuruşlara karşı elimizi kolumuzu bağlıyor.
Son dokuz ayda Türk Lirası'nın zayıf dolar karşısında hızla değer kaybettiği ortamda tüm para birimlerinin dolar karşısında değer kazandığı ya da değerini koruduğu görülüyor. Bizim ekonomimizin yanında son derece zayıf olan para birimlerinin bu derece sağlam olmalarına karşı TL'nin dolar karşısında erimesinin spekülatif olduğunu düşünüyorum. Eğer bir aksilik olmazsa sonbaharın ardından lira başta dolar olmak üzere döviz fiyatları karşısında değer kazanmaya başlayacaktır. Borsa'da bilançolar gelmeye başladı. İlk bilançolar olumlu. Ağustos ayı boyunca gelecek bilançolardan ihracatçı ve döviz varlığı, yükümlülüklerinden fazla olan şirketler ön planda olacaktır.
Oynaklık endeksi harekete geçti.
Korku endeksi olarak adlandırılan volatility endeksi, ABD borçlanma tavanı sorununun çözülememesi sebebiyle yükselişe geçti. Temmuz ayı başında 15 puan seviyesinde olan oynaklık endeksi "2 Ağustos'ta ABD borçlanma krizi çözülmezse korkulan olur" endişesiyle 29 Temmuz'da 25 puan seviyesini aştı. Bu yılın mart ayında 31 puana kadar yükselen endeks daha sonra 14 puan seviyesine kadar gerilemişti. Önümüzdeki hafta pazartesi günü Temsilciler Meclisi ve Senato'da yeni plan oylanacak. Bu oylama öncesi FED ve ABD hazine yetkilileri, bir araya gelerek son durum hakkında görüşmelere başladı. Tahminim bugün veya en geç pazartesi günü bazı gelişmeler kaydedilerek soruna orta yol bulunacağı yönünde. Bu nedenle oynaklık endeksindeki artışın mart ayında olduğu gibi 30 puan seviyelerinden son bulacağını tahmin ediyorum. ABD enteresan bir ülke. 2008 yılında Cumhuriyetçilerin büyük bir krize soktukları ülkede yapılan başkanlık seçimlerini kıl payı kazanan Demokratlar, Temsilciler Meclisi'nde çok çabuk bir şekilde koltuklarını kaybetmişlerdi. Gerçi hâlâ kongrede Demokratlar hakim ama bu kıl payı durum ABD'ye pahalıya mal olacak gibi. Demek ki ABD halkı kendisini bekleyen tehlikelerin farkında olmadan veya aldırış etmeden yaşamayı sürdürüyor. Dünyayı bekleyen asıl tehlike de burada yatıyor.
Selim Işıklar/ZAMANOnlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
-
ABD'de borçlanma tavanının artırılması ve federal bütçe açığının azaltılması için çerçeve paket üzerinde geçici anlaşmaya varıldığı bildirildi.
ABC televizyonunun Kongre kaynaklarına dayanarak verdiği habere göre, geçici anlaşma borçlanma tavanının 2012 yılı sonuna kadar yükseltilmesine, harcamaların 10 yılda 1 trilyon dolardan fazla azaltılmasına ve bütçe açığının ek olarak 1 trilyon dolardan fazla azaltılmasını tavsiye etmek için Kongre'de yeni bir komisyon kurulmasına olanak sağlıyor.
ABC, Kongre üyelerinin çerçeve anlaşma konusunda bugün bilgilendirilmesinin beklendiğini duyurdu.
ABD'de 14,3 trilyon dolar tutarındaki borçlanma tavanının artırılması için süre 2 Ağustos Salı günü doluyor.
ABD Başkanı Barack Obama, gelecek yılki seçim kampanyası döneminde Kongre'de bugünküne benzer krizi tekrar yaşamak istemediği için, federal hükümetin borçlanma tavanının 2012 başkanlık seçimlerini geride bırakacak bir dönemi kapsayacak şekilde yükseltilmesini istiyor.Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum


Yorum