PARA & PİYASA

Demek ki, tek başına iktidar çapası yeterli değilmiş
28.07.2007 / Kerem Alkin /
Seçim gecesi dolar kurunun haftaya 1.26-1.27 YTL seviyesinde başlaması gerektiğini ifade ederek, aşırı iyimserliğe temkinli yaklaşılması yönünde uyarıda bulunmuştuk. Nitekim, global piyasalarda iyimser havanın bozulmasıyla ağırlık kazanan hisse senedi ve tahvil satışları doğal olarak, yurtiçi piyasalara da yansıdı ve seçim sonrası hayli abartılı tepki vermiş olan hisse senedi piyasası ve daha sınırlı tepki verdiğini gözlediğimiz bono-tahvil piyasasında kâr realizasyonu amaçlı satışlar gözlemledik.
Yabancıların bu satışlar sonrasında bir miktar pozisyon kapatması ile dolar kuru 1.23 YTL seviyesinden 1.33 YTL seviyesine kadar bir düzeltme gerçekleştirdi. Demek ki, 22 Temmuz’daki seçimlerden yüzde 46 oyla tek partinin iktidar çıkması, piyasaların istikrara kavuşmasına veya sürekli yükselmesine yetmiyor. Yani, tek parti iktidarı çapası tek başına yeterli gözükmüyor.
İstikrar için dörtlü çapa
Yurtiçi ve yurtdışı piyasa aktörlerinin hiç birinin beklemediği bir oy oranı ile yeniden tek başına iktidar olan bir AK Parti, görüldüğü gibi yurtiçi piyasalarda ciddi dalgalanmayı engelleyemiyor. Çünkü, yurtiçi piyasaların global piyasalarla entegrasyonu yoğunluk kazanmış durumda. Yurtiçi piyasaları önümüzdeki dönemde bu tür sert dalgalanmalardan korumanın, en azından global türbülansının etkisini azaltmanın yolu, "dörtlü çapa" modelini sürdürmekten geliyor.
Yani, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın ifade ettiği gibi, parasal bir anlaşma ve stand-by’a dayalı olmasa da, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yürürlükteki stand-by’ın 2008 yılında tamamlanmasından sonra, "Yakın İzleme Anlaşması" benzeri bir modelle yola devam edilmesi. Yani, IMF çapası bir şekilde olmalı. Nitekim, IMF de, bu ilişkinin şeklinin Türk makamlarınca belirleneceğini vurguluyor. İkincisi, ödünsüz bir "Merkez Bankası bağımsızlığı" çapası.
Yani, tüm ekonomi aktörleri döviz kuru ve faiz politikası konusunda Merkez Bankası üzerinde bu tür baskılar oluşturmamaya özen gösterecek. Yoksa, emir komuta zinciri ile veya baskılara dayanamayarak kur ve faiz politikasını değiştirtmek ve bu nedenle Merkez Bankası'na güvenin bütünüyle sarsılması telafisi mümkün olmayan başka sorunları beraberinde getirebilir.
AB ilişkileri hareketlenmeli
Üçüncü çapa olarak, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin ve tam üyelik müzakere sürecinin piyasalar üzerindeki pozitif etkisinin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Unutmayalım, 2006 yılından bu yana söz konusu Türkiye-AB ilişkilerinin de piyasalar üzerindeki olumlu etkisi söndü. Yüzde 46 oyla tek başına iktidar olan AK Parti, Meclis’te diğer partileri de desteğe zorlayarak, AB ile ilişkilerde kilit öneme sahip reformları sürdürmeli.
Aksi durumda, ekim ayında yayınlanacak AB Komisyonu’nun geleneksel Türkiye İlerleme Raporu’nun içeriği piyasa aktörlerinin neşesini bozabilir. Son çapa ise, "tek başına iktidar" çapası ve bu konuda da cumhurbaşkanlığı seçiminin seyri büyük bir önem arz edecek.
Sonuç olarak, saygın ekonomistler tarafından, bir ölçüde seçim ekonomisi sapması göstermiş bir bütçe performansı, halen yeterince toparlanmamış bir cari açık ortadayken, tek parti iktidarı çapasının tek başına "sihirli değnek" olmadığını hatırlayalım.
ABD büyümesi kilit başlık
Uluslararası ekonomi yayınlarında son 48 saattir yayınlanan yazılara baktığımızda, ABD ekonomisinin 2007’nin ikinci yarısında ve özellikle son çeyrekte göstereceği performansın önemine değiniliyor. Bu satırları yazdığımız dakikalarda, ABD ekonomisinden gelmesi beklenen büyüme verileri henüz piyasalara yansımamıştı.
Ancak, global piyasa profesyonelleri, ABD Merkez Bankası FED’in yılın ikinci yarısında enflasyondan çok, büyümeye odaklı bir para politikasına ağırlık vereceğini beklediklerini vurgulamaktalar. ABD’nin konut sektöründe derinleştiği gözlenen durgunluk ve konut fiyatlarındaki gerileme, ABD halkının servet endişeleriyle "bir tüketim yavaşlamasına dönüşecek" endişesi ağırlık kazanmış durumda. Bu durumda, ABD’ye yapılan ithalatın yavaşlayacağı kaygısı, Uzak Doğu ve AB borsalarına satış dalgası getirdi.
Sadece 36 saatte 1.3 trilyon dolarlık kayıp söz konusu. Buna karşılık, ABD Hazine Bakanı Paulson, piyasalardaki dalgalanmayı eleştirerek, ABD’nin sıkıntılı bir büyüme trendinden sonra, yeniden sürdürülebilir büyüme trendine geçtiğini ve supreme mortgage sorununun ABD’nin büyüme performansı üzerinde tehdit edici bir etkisi olamayacağını vurguluyor.
Eğer, beklenen veriler iyi çıkarsa, global piyasalar haftayı bir miktar toparlanarak kapatır. Ama, biz seçimin ertesinde, bu yaşananlardan ders çıkarmayı ihmal etmeyelim.

Demek ki, tek başına iktidar çapası yeterli değilmiş
28.07.2007 / Kerem Alkin /
Seçim gecesi dolar kurunun haftaya 1.26-1.27 YTL seviyesinde başlaması gerektiğini ifade ederek, aşırı iyimserliğe temkinli yaklaşılması yönünde uyarıda bulunmuştuk. Nitekim, global piyasalarda iyimser havanın bozulmasıyla ağırlık kazanan hisse senedi ve tahvil satışları doğal olarak, yurtiçi piyasalara da yansıdı ve seçim sonrası hayli abartılı tepki vermiş olan hisse senedi piyasası ve daha sınırlı tepki verdiğini gözlediğimiz bono-tahvil piyasasında kâr realizasyonu amaçlı satışlar gözlemledik.
Yabancıların bu satışlar sonrasında bir miktar pozisyon kapatması ile dolar kuru 1.23 YTL seviyesinden 1.33 YTL seviyesine kadar bir düzeltme gerçekleştirdi. Demek ki, 22 Temmuz’daki seçimlerden yüzde 46 oyla tek partinin iktidar çıkması, piyasaların istikrara kavuşmasına veya sürekli yükselmesine yetmiyor. Yani, tek parti iktidarı çapası tek başına yeterli gözükmüyor.
İstikrar için dörtlü çapa
Yurtiçi ve yurtdışı piyasa aktörlerinin hiç birinin beklemediği bir oy oranı ile yeniden tek başına iktidar olan bir AK Parti, görüldüğü gibi yurtiçi piyasalarda ciddi dalgalanmayı engelleyemiyor. Çünkü, yurtiçi piyasaların global piyasalarla entegrasyonu yoğunluk kazanmış durumda. Yurtiçi piyasaları önümüzdeki dönemde bu tür sert dalgalanmalardan korumanın, en azından global türbülansının etkisini azaltmanın yolu, "dörtlü çapa" modelini sürdürmekten geliyor.
Yani, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın ifade ettiği gibi, parasal bir anlaşma ve stand-by’a dayalı olmasa da, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yürürlükteki stand-by’ın 2008 yılında tamamlanmasından sonra, "Yakın İzleme Anlaşması" benzeri bir modelle yola devam edilmesi. Yani, IMF çapası bir şekilde olmalı. Nitekim, IMF de, bu ilişkinin şeklinin Türk makamlarınca belirleneceğini vurguluyor. İkincisi, ödünsüz bir "Merkez Bankası bağımsızlığı" çapası.
Yani, tüm ekonomi aktörleri döviz kuru ve faiz politikası konusunda Merkez Bankası üzerinde bu tür baskılar oluşturmamaya özen gösterecek. Yoksa, emir komuta zinciri ile veya baskılara dayanamayarak kur ve faiz politikasını değiştirtmek ve bu nedenle Merkez Bankası'na güvenin bütünüyle sarsılması telafisi mümkün olmayan başka sorunları beraberinde getirebilir.
AB ilişkileri hareketlenmeli
Üçüncü çapa olarak, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin ve tam üyelik müzakere sürecinin piyasalar üzerindeki pozitif etkisinin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Unutmayalım, 2006 yılından bu yana söz konusu Türkiye-AB ilişkilerinin de piyasalar üzerindeki olumlu etkisi söndü. Yüzde 46 oyla tek başına iktidar olan AK Parti, Meclis’te diğer partileri de desteğe zorlayarak, AB ile ilişkilerde kilit öneme sahip reformları sürdürmeli.
Aksi durumda, ekim ayında yayınlanacak AB Komisyonu’nun geleneksel Türkiye İlerleme Raporu’nun içeriği piyasa aktörlerinin neşesini bozabilir. Son çapa ise, "tek başına iktidar" çapası ve bu konuda da cumhurbaşkanlığı seçiminin seyri büyük bir önem arz edecek.
Sonuç olarak, saygın ekonomistler tarafından, bir ölçüde seçim ekonomisi sapması göstermiş bir bütçe performansı, halen yeterince toparlanmamış bir cari açık ortadayken, tek parti iktidarı çapasının tek başına "sihirli değnek" olmadığını hatırlayalım.
ABD büyümesi kilit başlık
Uluslararası ekonomi yayınlarında son 48 saattir yayınlanan yazılara baktığımızda, ABD ekonomisinin 2007’nin ikinci yarısında ve özellikle son çeyrekte göstereceği performansın önemine değiniliyor. Bu satırları yazdığımız dakikalarda, ABD ekonomisinden gelmesi beklenen büyüme verileri henüz piyasalara yansımamıştı.
Ancak, global piyasa profesyonelleri, ABD Merkez Bankası FED’in yılın ikinci yarısında enflasyondan çok, büyümeye odaklı bir para politikasına ağırlık vereceğini beklediklerini vurgulamaktalar. ABD’nin konut sektöründe derinleştiği gözlenen durgunluk ve konut fiyatlarındaki gerileme, ABD halkının servet endişeleriyle "bir tüketim yavaşlamasına dönüşecek" endişesi ağırlık kazanmış durumda. Bu durumda, ABD’ye yapılan ithalatın yavaşlayacağı kaygısı, Uzak Doğu ve AB borsalarına satış dalgası getirdi.
Sadece 36 saatte 1.3 trilyon dolarlık kayıp söz konusu. Buna karşılık, ABD Hazine Bakanı Paulson, piyasalardaki dalgalanmayı eleştirerek, ABD’nin sıkıntılı bir büyüme trendinden sonra, yeniden sürdürülebilir büyüme trendine geçtiğini ve supreme mortgage sorununun ABD’nin büyüme performansı üzerinde tehdit edici bir etkisi olamayacağını vurguluyor.
Eğer, beklenen veriler iyi çıkarsa, global piyasalar haftayı bir miktar toparlanarak kapatır. Ama, biz seçimin ertesinde, bu yaşananlardan ders çıkarmayı ihmal etmeyelim.
Yorum