Yiğit Bulut

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • simurg
    Administrator
    • 10 Mart 2007
    • 9248

    #46
    Kurtarma planları neden işe yaramıyor

    24.10.2008 | Yiğit Bulut | Yorum


    1945 sonrası kurulan 'liberal-kapitalist' sistemin bittiği, ABD tarafından resmen bu plan ile ilan edildi. Bugün değerli gördüğünüz şeylerin değeri yok olabilir ve bugün aslında hiç değer vermediğimiz yeni dinamikler oluşabilir.


    Gün geçmiyor ki bir Avrupa Birliği (AB) ülkesinden veya ABD'den "yeni dstek-kurtarma" haberleri gelmesin. Herkes de seviniyor, herşey düzeliyor! Sevgili yatırımcılar, Amerika'da "kurtarma" operasyonu açıklandıktan sonra özellikle bizim piyasamızda yapılan yorumlara ve bu yorumlara inanan piyasaların tepkilerine inanın çok şaşırdım. Piyasa da zaten 2 gün sonra gerçeği gördü.
    Devlet, "finansal tercihler sonucu yapılan hataları temizleyeceğim" diyor ve "serbest piyasanın ruhunu" anlayamayan "serbest piyasa" bayram ediyor! Kendi ruhunun inkar edilmesini kutluyor!Sonrasında "ruhunun içinden çekildiğini" anlaması da uzun sürmüyor! Sevgili yatırımcılar,
    yaşananlar daha doğrusu 2007 Kasım ayından sonra ortaya çıkan "çöküş" sürecinin sonuçları aslında hem çok komik, hem de dünya genelinde kapitalizmin, serbest piyasanın geldiği nokta açısından çok acı bir durum!

    Piyasanın özüne aykırı
    Peki neden acı bir durum? Kurtarılıyor işte sorun ne? Hemen arz edeyim bir banka veya aracı kurum ABD'de neden kötü duruma düşmüş olabilir? Cevabı çok net özgür iradesi ile diğerlerinden farklı görerek aldığı pozisyonlar sonucu!
    Daha açıkçası fırsat görüp yatırım yapmıştır ama tahminler ve değerlendirmeler yanlış çıkınca ortaya büyük bir zarar çıkmış olabilir! Detay da burada gizli, "kim ne düşünürse düşünsün, ne pozisyon almış olursa olsun" biz onu bunların sonuçlarından kurtaracağız demek veya yönetimi devletleştirip-ABD Merkez Bankası (FED) kontrolüne sokmak serbest piyasanın özü olan "sebep-sonuç" ilişkisini yok etmektir.

    Sonuçlar yok edildi
    Kurtarma olduğu andan itibaren sebeplerin anlamı kalmaz! Sonuçlar yok edilmiş ve özgür irade ile yaratılan sebepler, anlamsız kalmıştır! Yani "liberal" sistem çökmüş ve "iş yaptım" iddiasındaki bankalar-bankacılar-borsacılar, yaptıkları hataların cezasını "vatandaşın" sırtına yıkmışlardır! Yani artık bu "artistlerin de" bir anlamı kalmaz!
    Sevgili dostlar, 1945 sonrası kurulan kapitalist sistemin özü "özgür irade-daha çok bilme-daha iyi öngörü" gibi detayları kullanarak "pozisyon alma-girişim serbestisinde" yatar. Ama işin sonunda yapılan bu girişimlerin faturası devletler tarafından sırtlanıp kim ne yaparsa yapsın herkes "eşit" noktaya çekilirse, sistemin özü anlamını kaybedeceği için yapı çöker. İşte ilk 24 saat içinde olumlu algılanan ama sonrasında "dank" edilen "ABD KURTARMA OPERASYONUNUN DA" özü budur!

    Şimdi neler değerlenecek
    Sonuç: 1945 sonrası kurulan "liberal-kapitalist" sistemin bittiği, ABD tarafından resmen bu plan ile ilan edildi. 2007 Kasım ayından itibaren bu köşede hatırlarsanız "genleşmenin büzüşmeye dönüşeceği ve sistemin yeni bir paradigma doğana kadar çöküş sürecine" gireceğini defalarca yazdım. O zaman belki bunlar hayaldi ama şimdi her şey çok daha net. Peki yeni sistem nasıl şekillenecek? Neler daha değerli olacak? İşte sevgili yatırımcılar, bu soru çok çok önemli. Yeni sistem ne zaman kurulacak ve neler değerlenecek? Örneğin bugün değerli gördüğünüz şeylerin değeri yok olabilir ve bugün aslında hiç değer vermediğimiz yeni dinamikler oluşabilir! Önümüzdeki yazılarda tartışmaya devam edeceğiz.

    DOLAR ALINIR MI SATILIR MI
    Çok net söyleyeyim, benim hayatta hiç dolarım olmadı ama olsa şunu yapardım hatta çevremde "ne yapalım" diyenlere de aynı şeyi tavsiye ediyorum. Herşeyden önce 1.70 YTL seviyelerinden dolar almanın doğru olmadığını düşünüyorum. 1.70 YTL'den aldığınız doları 12 ay sonra 2,040 YTL'nin üstünde satamazsanız, kaybettiğiniz faizle birlikte zarardasınız demektir. Satılır mı? Onu da çok net yazayım; 100 bin doları olan bir dostuma şu planı uygulamasını tavsiye ettim: 100 bin doları 10 eşit parçaya böl ve 1.50 YTL'den itibaren her "50"lik kademede 1 parça yani yüzde 10 sat!
    1.50 YTL'den, 1.55 YTL'den, 1.60 YTL'den, 1.65 YTL'den ve 1.70 YTL'den şu ana kadar yüzden ellisini sattı ve haftalık yüzde 18,25-18,50'den faiz almaya başladı. Ben bu stratejinin orta ve uzun vadede dolar tutanlara göre daha başarılı olacağını düşünüyorum
    https://twitter.com/keyborsa_simurg

    Yorum

    • simurg
      Administrator
      • 10 Mart 2007
      • 9248

      #47
      Hisse mi alalım emlak mı

      08.11.2008 | Yiğit Bulut | Yorum



      Borsanın "en" noktasını zorladığı şu günlerde kavramlar arasında kalan yatırımcıların en çok sorduğu soruyu biraz daha açalım. İleriye dönük 10 yılı sorguladığımızda "bir şirketin hissesini alıp, ortak olmak mı" yoksa "aynı değeri ödeyerek emlak almak mı" daha kârlı olabilir? Soruya cevap aramaya geçmeden bir noktanın altını çizmek gerekli. Hisse ve emlak kıyaslanması çok zor dinamikler olsa bile, ikisinin de temettü ve kira adı altında getiri sağlaması, bazı noktaları yok sayarak ortak bir payda üstünde analiz etmemizi sağlayabilir.


      Erdemir'in 10 yılı
      Daha açıkçası, sistemi kurarken, ev, dükkân ve arsanın, şirket kadar yıllık getiri sağladığını daha açık ifadesiyle, yıllık kira getiri, temettü, bedelli bölünme gibi kavramların birbirine eşit olduğunu varsayacağız. Cevabı ararken, son yılların üzerinde en çok tartışılan şirketi olan Ereğli'nin geçmiş 10 yıllık grafiğini ele almak ve dolara çevirerek sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu noktada bazı tespitler yapalım:



      Grafik üzerinde 10 yıl geriye gidip özellikle 1998 öncesine de bakarsak, dolar bazında 1 birim altına indiğini ve sonrasında ortalama da 4 birim hatta uç noktalarda 8 birim üstüne çıktığını görebiliriz.

      1'e 8 kazandırmış
      Çıkarım 1: 100 dolarlık şirket ortaklığınızın değeri bugün diğer getiriler hariç tutulduğunda 800 dolara yükseldiği dönemler olmuş, bugün hala 200 dolar üzerinde.
      Soru 1: 1995 sonrası 100 dolara aldığınız, daha açık olsun diye şöyle ifade edelim; 100 bin dolara aldığınız bir evi, son 10 yılda 800 bin dolara satabildiniz mi?
      Değerli dostlar, ilk sonuçlar sonrası analizi ileriye doğru taşıyalım ve bugünden itibaren önümüzdeki 10 yılı sorgulayalım. Acaba borsa endeksinin tarihi zirvelerinde olduğu bir dönemde hisse alıp ortak olmak mı yoksa emlak almak mı daha kârlı?
      Çıkarım 2: Bu analizden kesin bir sonuç çıkarıp, "doğrusu budur" demek mümkün değil. Zaten analizin amacı da bu değil. Amaç, "emlak almak her şeyden daha kârlıdır" yargısının daha doğrusu sorgulamadan kabul gören bu çıkarımın her zaman doğru olamayacağını örnekler ile analitik düşünen yatırımcılara kanıtlamak.

      Doğru yerde satan kazanır
      Sonuç 2: Bir şirketin değerinden yola çıkarak dolar bazında 100 birimin ortalama 400 birime geldiğini gördük. Aynı sorgulamayı son krize taşıyıp yapsaydık, 1999-2005 arasını (hazine bonosu açısından ele alsaydık, şu sonuca varacaktık; hiç kıpırdamadan TL bazında bile olsa hazine bonosunda kalanlar ne emlak, ne de borsada aynı risk seviyesine göre elde edilemeyecek getiriler elde ettiler.
      Soru 2: Bu veriler sonrası geleceğe dair ne diyebiliriz?
      Son söz: Beklemeyi bilen ve doğru yerde satabilen için emlak iyi yatırımdır ama sermaye piyasalarındaki kâr kolay elde edilemez!
      #content { ); }#content li { margin-left:25px; }
      https://twitter.com/keyborsa_simurg

      Yorum

      • Dragon
        Bağımlı
        • 09 Haziran 2007
        • 941

        #48
        Değerli yatırımcılar, sizlerden gelen hangi hisse alınır sorusuna bildiğiniz gibi bu alınır, şu satılır şeklinde cevap vermemiz mümkün değil. Yiğit BULUT / REFERANS GAZETESİ/..01/12/2008..
        Nedeni de çok açık; yatırım danışmanlığına giriyor ve bu bizim işimiz değil. Peki sizlere hisse seçerken nasıl yardım edebiliriz? Soruya doğrudan cevap veremediğim için, eldeki reel verileri sizlere aktarmak ve çalışmalarınızda kullanabileceğiniz kriterlerden biri olan zirveye uzaklık tablosunu paylaşmak istiyorum. Aşağıda gördüğünüz hisselerin tamamı İMKB-30 hisseleri ve gördükleri zirveye ne kadar uzak oldukları gün ve yüzde olarak belirtilmiş. Bu tablo neden önemli derseniz? Sert düşen yükseldiDeğerli dostlarım, 2001 krizi bize birşey gösterdi, zirveden en uzak İMKB-30 hisseleri, krizden çıkış döneminde en hızlı tepkileri verdiler. Daha değişik bir ifadeyle; aşırı satılmış hisseler çok daha hızlı toparlandı. Panik halinde düşük hacimle aşırı satılan şirketler toparlanma döneminde daha sert talep gördüler. Tablo nasıl yorumlanabilir? Örnekleyelim. Tofaş'ın gördüğü zirveye uzaklığı yüzde 75,12. Daha farlı bir ifadeyle; gördüğü zirveye göre yüzde 75,12 oranında değer kaybetmiş. Burada bir not düşelim; bu analizi yaparken ve kullanırken temel verileri de kullanmak gerekiyor. Evet, hisse çok değer kaybetmiş ama piyasa değerini dünya devlerinin düşen devleri ile kıyaslamak ve sektörün geleceğine de bakmak gerekli. En düşüğe dikkatSonuç 1: Bu yazdıklarım alınır anlamında değil. Sadece size çalışmalarınızda bazı kriterleri tanımlamada yardım etmeye çalışıyorum. Örneklemeye devam edelim ve bir kriter daha ekleyelim. Doğan Yayın Holding gördüğü zirveye göre yüzde 72,29 değer kaybetmiş. Burada bir kriter daha ekleyelim gördüğü yıllık en düşük. Buna bakarsak; gördüğü yıllık en düşük 0.60. Bugün işlem gördüğü fiyat yıllık en düşük seviyesine çok yakın. Yine aynı tablo'ya göre gördüğü dipten sadece yüzde 6,67 yukarıda.Tablo bu şekilde devam ediyor. Örneğin Arçelik gördüğü zirveye göre yüzde 69,72 aşağıda ve gördüğü yıllık düşük 1,38.Sonuç 2: Piyasalar düzelirken neye bakarak seçelim sorusuna bir kriter daha tanımlayıp gördüğü en düşük ayrıntısını da eklemekte de yarar var.Son söz: Genel trend içinde aşırı düşen hisseler, dünya genelinde bulundukları sektörde aşırı bir olumsuzluk yok ise, trend tersine döndüğünde çok daha hızlı tepki verebilirler. Yalnız şu detayı bir kere daha net olarak belirtmek istiyorum; bu sadece bir bakış açısı, kullanmak isteyenlere tanımlamak istedim. Daha birçok farklı bakış açısı tanımlanabilir.
        Ben ben değilim,Sen olmayınca
        Sen sen değilsin,Ben olmayınca

        Yorum

        • simurg
          Administrator
          • 10 Mart 2007
          • 9248

          #49
          Olumlu muyum? Gerçekçi miyim?

          13.12.2008 | Yiğit Bulut | Yorum
          Son birkaç gündür hep aynı soru geliyor: Neye güvenerek bu kadar olumlu davranıyorsunuz? Ben de onlara aynı soruyu soruyorum: Ölmüş adam bir daha ölür mü! Son bir hafta içinde daha doğrusu bayram tatili öncesi olumsuz düşünüp, panik halinde daha kötü olacak diyerek 24.000 altında hisselerini satanlar ve 1.61 YTL'den dolar alanların durumu farklı değil. Yine "neden daha kötüye" gitmedi diye sorguluyorlar. Değerli yatırımcılar, neden olumlu düşündüğüme gelince. Herşeyden önce son 3 hafta içindeki bütün olumlu yazılarımda, yine satışlar gelecek-dolarda yine alışlar olacak Ama en kötüsü olmayacak tezini savundum. Bu ne demek? Dün de arz ettim tekrar aktaracağım. Olumsuz ataklar oluşması ile yaşanan en kötünün yeniden test edilmesi veya daha kötüsü ile yer değiştirmesi farklı kavramlar. Peki dolar hakkında ne düşünüyorum? Dolar hakkında "satış yapılması gereken yerde tereddüt etme" düşüncem hiç ama hiç değişmedi.

          Tezlerimin arkasındayım

          Özellikle dolarla ilgili "1.50 YTL üstünde her 50'lik kademede dolar varlığınızın yüzde 10'unu satın" tezimize uyanlar hala kârlılar. Nasıl mı? 1.50 üstünde her 50'lik kademede satış yapanların ortalaması faizsiz 1.6250, faizle birlikte 1.65 YTL. Şimdi bakalım doların cuma sabahı ilk kotasyonu 1.58 YTL.
          Sonuç 1: Lütfen panik halinde algılamanızı değiştirmeyin. Sağlam durun, stratejilerinize inanın ve lütfen "olumsuzluk lobilerine" kendinizi kaptırmayın.

          Borsada taban arayışı

          Peki bugüne gelirsek. Dow Jones Endeksi (DOW) biz kapalıyken yeniden 8.500'ün üstünü denedi, bu yazıyı yazdığımda 8.500'ün altında. Peki bizde neler olabilir?



          DOW ve İMKB'de günlük haftalık grafikler, taban oluşumunun devam ettiğini gösteriyor. DOW ve İMKB daha önce test ettikleri değerleri aşağı kırmadığı sürece taban formasyonu devam ediyor denilebilir.
          Çıkarım 1: DOW 8.500'ün üstünü deneme eğilimini koruduğu ve 8.200'ün altına kaymadığı sürece İMKB'nin de 25.000 bölgesine deneme yapma şansının devam ettiğini söyleyebiliriz.
          Çıkarım 2: DOW ve İMKB bu seviyeler üzerinde taban yapıyorsa, euro-dolar paritesi 1,25 altına gelmediği sürece içeride doların 1.55 desteğini test etmesi gerekli. Euro-dolar paritesinde 1,30 üstü denemeler özellikle DOW'da 8.500'ün net olarak geçildiği bir trendle desteklenirse kurda 1.55 altını görebiliriz. 1.50-1.55 aralığı dolar için en önemli destek-karar bandı.
          Son söz: Ölü adam bir daha ölmez. Olumlu düşünmekte ve en kötüyü geride bıraktık tezini rakamlar ile sorgulamakta yarar var.
          Not: Dolarda aşağıdaki grafik 1.50-1.55 desteğinin test edilebileceğini net olarak gösteriyor. Bu aralık çok önemli. Burası karar aralığı.

          Son birkaç gündür hep aynı soru geliyor: Neye güvenerek bu kadar olumlu davranıyorsunuz? Ben de onlara aynı soruyu soruyorum: Ölmüş adam bir daha ölür...
          #content { margin-top:-140px; ); }#content li { margin-left:25px; }
          https://twitter.com/keyborsa_simurg

          Yorum

          • simurg
            Administrator
            • 10 Mart 2007
            • 9248

            #50
            Borç ödemek için borç alınmaz

            16.02.2009 | Yiğit Bulut | Yorum



            Veya başka bir başlık atalım; Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) alalım, içeride ve dışarıda "dağıtalım"! ABD'de de öyle yapmıyorlar mı! Değerli dostlar, içeride ve dışarıda "Türkiye daha daha da borçlansın lobisi" iş başında. Tek bildikleri birşey var; IMF'den yeni kaynak alalım, yüksek faizle borçlanalım ve eski alacaklılarımıza ödeyelim. Ticarette net bir kural vardır; piyasa bozuksa "borcunu yeni borçla çevirmek yerine yapılandırırsın"! Aynen daha önce Rusya, Arjantin ve Brezilya'nın yaptığı gibi. Sanmayın ki onlara şimdi kimse borç vermiyor, bizden ucuz borçlanıyorlar.

            Çalış, didin ve borç öde
            IMF'den "alalım, dağıtalım" lobisinin bir de tezi var; 2003-2007 arası farklıydı! Türkiye "borca çalışmadı"! Gerçek öyle değil değerli dostlarım, 2003 sonrası tamamen 2001 krizi sonrası küresel sermayenin temsilcisi Derviş'in koyduğu kurallara uygun geçti. Kural çok basitti; ne olursa olsun; çalış, didin, borcunu öde ve asla "bu borcunu ödemek uğruna" varlığını ertelediğin bu yapının dışına çıkmayı düşünme! Yılda 40-55 milyar dolar arasında bir varlığı her yıl "faiz" adı altında "sahiplere" aktar! Bu da yetmez ise varlıklarını yok pahasına özelleştirme adı altında devret! Sevgili dostlar, "Türkiye'nin içine düşürüldüğü" tuzağa sert bir vurgu yapmak ve bu döngüden kurtulamadığımız sürece daha kaç yıl geçerse geçsin ülke olarak hiçbir yere gelemeyeceğimizi belirtmek istiyorum. Türkiye'nin ekonomik gerçeklerine gelince:

            Benzeri görülmemiş faiz
            1- 2001 Şubat krizi öncesinde Merkez Bankası tarafından kontrol edilen kur, Derviş sistemi içinde sıcak para tarafından kontrol edilir hale geldi. 2000-2001 arasında kuru, Merkez Bankamıza kontrol ettirerek, kârını en üst noktasına getiren sıcak para, 2001-2007 arasında kuru doğrudan etkilemeye başladı. Bu sistem çalışırken, Pakistan'ın bile dolar bazında yüzde 6,5 ile borçlandığı bir yapıda hatta iki haneli borçlanmanın dünya üzerinde kalmadığı son 5 yılda, Türkiye, TL bazında yüzde 20 ortalama üstünde borçlandı. Düşen kuru da dikkate alırsak, dolar bazında yıllık yüzde 30-36 üzerinde net kar borç verene transfer edildi.
            2- "Sürdürülebilir borç dinamiği" Türkiye'nin "başına geçirilmiş" bir çuval ve içinde bulunduğumuz durum, daha doğrusu sürdürme adı altında ödediğimiz faiz, dünyada eşi benzeri olmayan ve ne ülke riski, ne de başka bir finansal gerçekle açıklanabilecek bir durum!

            Bütçenin yarısı faize
            3- Peki bu döngüyü Türk halkı ne uğruna sürdürüyor? 2004 yılında ödediğimiz bir yıllık faiz tam 52 milyar dolar veya 70 katrilyon. Konsolide bütçenin tam yarısı. Bir ülke düşünün insanları çalışıyor, çabalıyor daha yolun başında bütçesinin yarısını dünya genelindeki "5.000'den az gerçek-tüzel kişiye" faiz diye aktarıyor. Esarete bakın! Daha doğrusu kurulan sistemin, kuran adına "mükemmelliğine"! Bu ülkenin tamamını zincire vurup "köle" olarak çalıştırsanız; 52 milyar dolar kazanamazsınız!
            4- Bir ülkede yerel para birimi üzerinden dünyanın en yüksek faizi ödeniyorsa ve o ülkede dolar kuru da aynı dönemde aşağı gidiyorsa; orada sadece yerel para birimi cinsinden yüksek değil, dolar bazında katlamalı bir faiz ödeniyor demektir. Dışarıdan giren para dünyada matematiksel benzeri olmayan bir getiri elde ederken, düşen kurun yarattığı "kur farkı" ile bu getiri "inanılmaz" boyutlara ulaşır. Aradaki fark o ülkenin halkının çoluğuna, çocuğuna bırakacağı varlıklarını sıcak efendilere teslim ettiği bir yapıdan karşılanır! Halk çalışır, birileri de yer!

            Bu gömleği yırtmalıyız
            Sonuç: Bu sabah IMF "lobisini" dinlerken geriye dönüp baktığımda sadece şunu görüyorum; bir ekonomik "tetikçinin" Türkiye'ye gönderilmesi ile başlayan döngü içinde Türkiye, son 6 yıl içinde, tarihinde görmediği bir finansal sömürüye maruz kaldı. Bu sömürünün gerektirdiği kaynağı bulmak için bu ülke Cumhuriyet tarihinin yarattığı bütün kamu değerlerini satmak zorunda kaldı. İnsanlarımız yıllarca çalışıp ürettikleri katma değerin her sene yarısını daha yolun başında bu tuzağı kuranlara faiz adı altında aktardılar.
            Son söz: "Sürdürülebilir borç dinamiği" ülkelerin başına geçirilmiş çuvaldır. Ülke halkları çalışır, didinir ve kendine harcaması gereken kaynakları bu sistemin kurucularına aktarırlar. Sürdürülebilir borç dinamiği içinde kalmak; varlığı ertelemek ve sadece aman sistem patlamasın kaygısı içinde sadece sahiplere hizmet etmektir. Türkiye bu gömleği yırtıp, üreten-kazanan-kendi emeği ile yarattığını tüketen bir sisteme sahip olmadıkça daha çok kayıp yılları geride bırakırız! Uzun lafın kısası; yabancılar Türkiye'den paralarını almak istiyorlarsa; bize yeni borç dayatmak yerine, "sistemin dönmesine" katkıda bulunsunlar, yoksa bu sefer alamayabilirler!
            NOT: 1980-2009 başı arasında 1.3 trilyon dolar faiz ve anapara ödedik. Buna rağmen son 6 yılda borcumuz dolar bazında içeride beşe, dışarıda ikiye katlandı.



            DOW düşerek kapandı ama
            hala 7.800-8.000 bandında

            "Cuma akşamı DOW nasıl kapandı, pazartesi Türkiye'de neler olur" diye merak edenlere grafiği aktarmak ve kısa bir yorum yapmak istiyorum.




            Grafik üzerinde de gördüğünüz gibi DOW yine 7.800'e doğru geri çekilerek kapandı ama çok önemli bir detay hala geçerli. 7.800-8.000 bandındaki direniş devam ediyor ve 7.800 altında henüz kapanış oluşmadı! DOW haricinde özellikle Bovespa ve Merval'de önemli yükselişler var. Bu yükselişler dikkatli takip edilmeli.
            https://twitter.com/keyborsa_simurg

            Yorum

            • PEHLİVAN
              Çalışkan
              • 13 Şubat 2009
              • 1138

              #51
              İMKB, 'DOW'dan sıkıldım, ben kendi dinamiklerime dönüyorum' mesajı veriyor

              28.02.2009 | Yiğit Bulut | Yorum



              Değerli dostlar, son dönemde Dow Jones (DOW) ile İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın (İMKB)grafiklerine, yan yana koyup baktınız mı! Birlikte bakalım.

              İMKB'de son dönemde görülen en düşük seviyenin tarihi 20 Kasım 2008. Aynı mantık ile DOW'a bakalım.


              DOW'da aynı mantık içinde görülen en düşük seviyenin tarihi de aynı 20 Kasım 2008. İMKB'de test edilen seviye 21.000 altı, DOW'da 7.500 altı. Şimdi çıkarımımızı yapalım. DOW yine 7.500'ün altında hatta 7.200'ün altında ama İMKB 23.500-25.000 bandında. Yani bir önceki DOW düşüşünden daha düşük bir seviyeye rağmen İMKB'de yaklaşık 3000-4000 puana yakın bir fark ile yukarıdayız. Sonuçlar:

              İMKB, DOW'dan ayrışıyor
              1- DOW ve İMKB arasında denklem kayıyor. Denklemi yeni parametreler ile yeniden tanımlamak lazım. İMKB, DOW'dan ayrışıyor.
              2- DOW perşembe gecesi yine 7.200'ün altına sarktı ama cuma sabahı DOW futurları yüzde 0,30'a kadar "tepkiler" veriyor. Uzak Doğu borsalarında artılar var. Aslında bu göstergeler Uzak Doğu'nun da DOW'dan ayrıştığını gösteriyor.
              3- İMKB'de 24.000 altına sarkmalar olabilir ama DOW düştü diye "bizde sert bir satış" beklemiyorum. Her türlü olumsuz haberde dahi İMKB'de 23.500 üstünde kalması gereken bir trend var.

              Dikkatle izlemek gerek
              4- DOW'da bir önceki düşüş sonrası oluşan trend son döneme kadar DOW ile tamamen korele bir yapıdaydı. Son günlerde ayrışma hızlandı ve Türkiye kendi dinamikleri ile bir şey yapabileceğini ispatlarsa, ayrışma hızlanır.
              Son söz: İç dinamikleri "sorgularken" tamamen yurtdışına endeksli denklemden daha çok "kendi değerlerimizin" öne çıkacağı bir yapıya kaydığımıza dair sinyaller var. Dikkatle izlemek gerekli.

              Yorum

              • PEHLİVAN
                Çalışkan
                • 13 Şubat 2009
                • 1138

                #52
                Dolar zirveyi zorluyor

                03.03.2009 | Yiğit Bulut | Yorum


                Türkiye'deki dalga içinde kıpırdamadan durabilenler ödedikleri toplam taksit sayısı içinde çok büyük bir çoğunluğu, aldıkları ilk borçta kullandıkları kura göre çok daha düşük bir seviyeden ödedi.
                Başlığı değişik alternatif bitişler ile tamamlayalım. Kredi kapatılır mı? Yeni borçlanma yapılır mı? Ev aldım, araba aldım, oğluma düğün yaptım, arsa yatırımına girdim ve sonuçta bugün ciddi bir dolar borcum var, kurdaki "git-gel" ve en önemlisi "dünya piyasaları ile ilgili" yorumlar beni tedirgin ediyor. Acaba bu noktada "var olan TL birikimim ile" veya "TL ile başka bir yerden borçlanarak" dolar kredimi kapatmam doğru olur mu? Değerli dostlar, aynı soruyu 2003-2008 yani "doların zirve yaptığı" her dönemde, defalarca duydum.

                Kıpırdamadan bekleyin
                O zaman gücüm yettiğince şu mesajı vermeye çalıştım; "Dolar düşükken ödediğiniz her taksitte kâr ettiniz, şimdi dalga oluştu ve birkaç aylık ödeme TL bazında ödemeniz zirvede. Kurun geri çekilme potansiyeli ve dalgalı kurun ana prensipleri dikkate alınarak; en doğrusu hiç kıpırdamadan oluşan dalganın geçmesini beklemek."
                Bazı yatırımcılar bu söyleme inandı bazıları da inanmadı ve sadece birkaç ay sonra 1.30 TL'nin altında ödeyecekleri taksitleri bekleyemeden, anaparayı 1.55-1.75 TL arasında hatta üstünde panik halinde ödediler ve ciddi zarara girdiler. Peki bugün? Dünya "kaynıyor", aynı prensipler geçerli mi? Dolar bu sefer bu bandı aşar mı? Grafiğe bakalım, devam edelim.


                İlk etapta şunu belirtmek istiyorum, dalgalı kur sisteminde kurun yükselmesi düşmesi kadar olağandır. Düşüş döneminde ödedikleri her taksidin karşılığını "düşük kurdan" ödeyenler, ettikleri kârı hiç hesaplamazlar ama ilk yükselişte "ödedikleri birkaç taksiti" panik halinde algılayarak toplam krediyi "kapatma" yoluna giderler. Özellikle Türkiye'de olduğu gibi düşüşlerin "uzun", yukarı hareketlerin "kısa" sürdüğü bir piyasada ödenen bütün taksitlerin doğru analizi yapılmadan karar vermek kesinlikle yanlış olur.

                Sıçramalar 1.77'ye takıldı
                Bu noktada soralım, yukarıdaki genel prensiplere dayanan çıkarım sonrası analizi mikro düzeye taşıyıp "Türkiye'de dolar üzerinden konut kredisi almış olanlar" için yararlı olabilecek çıkarımlar yapabilir miyiz? Birlikte deneyelim ve ilk etapta 2001 sonrası oluşan kur grafiğine bakarak özellikle "sıçrama-geri çekilme" dönemlerine odaklanalım. Maddeler halinde sorgulayalım:
                1- 1.25-1.30 TL aralığı geçildikten sonra oluşan bütün sıçramalar "1.77 TL seviyesine kadar gitse" bile her zaman 1.25-1.30 TL bandına dönme eğiliminde oldu. Bu sıçramalara katlanıp panik halinde kredilerini kapatmayanlar kârlı olmaya devam etti.
                2- 2001-2003 başı arasında kur 1 milyon 300 bin-1 milyon 500 bin TL arasında dalgalanırken, 2003'ün üçüncü ayında 1 milyon 770 bin test edildi. Bu dönemde kredi kullananlar 1 milyon 700 bin seviyesinden TL karşılığını alırken, taksitleri düşen kurdan ödedi.

                2003 ve 2006'yı unutmayın
                3- 2003'ün başında 1 milyon 770 bin TL test edilmesinden itibaren kur gerilemeye başladı ve 2006 başına kadar 1 milyon 250 bin TL dip olmak üzere devamlı düşen bir trend oluştu.
                4- 2005-2006 döneminde 1.25 TL dibini test eden kur daha sonra 1.75 TL zirvesini zorladı. Bugün itibariyle yeniden 1.25-1.35 yani gördüğü "dip" bölgesinde.
                5- Son sıçramada dahi 1.75 TL test edildikten sonra, 1.46 TL'ye kadar sarkma oldu.
                Sonuç: Yukarıdaki grafik üzerinden "yaptığımız çıkarımlar" net bir gerçeği ortaya koyuyor. Türkiye'deki dalga içinde "kıpırdamadan durabilenler" ödedikleri toplam taksit sayısı içinde "çok büyük bir çoğunluğu", aldıkları ilk borçta kullandıkları "kura" göre çok daha düşük bir seviyeden ödedi.
                Son soru: Peki teori sonrası güncele gelelim: Bugünlerde dünya piyasalarında oluşan dalga ile kur "aşırı" noktalara gidebilir mi? Ne yapmak gerekir?

                Kırılma mı trend değişikliği mi
                Sevgili dostlar, 2001-2007 döneminde dünya genelinde Türkiye'yi de etkileyen birkaç kırılma gördük. 2007 Kasım ayından itibaren bu kırılmalar "mortgage" algılaması altında "krize" döndü ve "kısa vadeli dipler" test edildi. Şimdi ana soru şu, yaşananlar "ana trend değişikliği" değil de; "oluşanın zirvede kırılması" veya "şimdilik en kötünün" görülmesi gibi geçici "durumlar mı" yoksa "artık hep kötüye gidecek" bir yapımı ortaya çıktı? Bugün yaşadıklarımızı sorgularken önemli ayrıntı da burada gizli; "yaşadıklarımız önceki gibi kırılma mı" yoksa "ana trend mi" değişiyor?
                Bu soruya vereceğimiz cevap aynı zamanda "kredimizi kapatalım mı" sorusunun da cevabı. Tek sorun eldeki veri ile bu soruya "net bir cevap" bulmak için henüz erken.

                Yorum

                • PEHLİVAN
                  Çalışkan
                  • 13 Şubat 2009
                  • 1138

                  #53
                  Turkcell'in mi yoksa Türk Telekom'un mu piyasa değeri daha fazla olmalı

                  05.03.2009 | Yiğit Bulut |
                  Oger'in 20 milyar dolara satma başarısını gösterdiği Türk Telekom'un hisselerini, kamu neden 12 milyar dolara sattı. Eğer bu şirket 20 milyar dolar ediyorsa eldekilere daha sağlam sahip çıkmak gerekiyordu ve hâlâ da gerekiyor.

                  Sizlerden bu konuda birçok mesaj, çıkarım ve kendinize ait analizler geliyor. Değerli dostlar, sizin "işiniz mi" yok! Neden "hangisi daha pahalı olmalı" gibi bir detaya takılıyorsunuz. İşin şakası bir yana, ben de uzun süredir üstünde düşünüyorum; Türk Telekom'un mu yoksa Turkcell'in mi "piyasa değeri" daha fazla olmalı. İlk cevabımı hemen vereyim; eldeki veriler "şimdilik" Turkcell lehine görünse bile "teknoloji şirketlerinde esas değer yaratan beklentidir" gerçeği sorgulamamı etkiliyor ve Telekom'u daha şanslı kılıyor.

                  Vade ve kriter önemli
                  Piyasada konuştuğum birçok analist de aynı görüşte. Bugünü değerlendirenler "kesin şöyle" derken, Amerika'daki "teknoloji deneyimini" yaşayıp özellikle Türkiye'deki "internet" kullanımının "nasıl artacağını" sorgulayanlar "böyle mi olmalı" noktasına geliyorlar. Kısacası, vadeye ve "kriterlere" göre cevap değişiyor. İşin bir de başka tarafı var. 13 milyar dolar ortalama değer üzerinden Oger'e satılan Telekom hisselerinin de içinde olduğu bir tertip Oger hissesi, Suudi Kralı'nın şirketine halka arzdan önce satıldı. Duyunca inanamayacaksınız; bu satışta "Türk Telekom'a biçilen değer 20 milyar doların" üstünde. Evet, yanlış okumadınız; Oger'in yüzde X bölümünü alan Suudiler, içindeki Türk Telekom hisselerinin de bir bölümünü alıyorlar ve hesaplama sırasında Türk Telekom'un hisselerini 20 milyar dolar toplam değer üzerinden hesaplayıp kabul ediyorlar.

                  İMKB'de niçin değeri düşük
                  Ortaya şimdi daha büyük bir soru çıkıyor; 13 milyar dolara satıldı, petrol yukarı gitti, şirket iyi performans gösterdi, değer arttı, buraya kadar gayet "normal". Peki Suudilerin "20 milyar dolara" aldığını halka arz sonrası "piyasa neden 12 milyar dolardan" fiyatlıyor! Veya Suudiler 20 milyar üstünde bir fiyat biçerken, bizim piyasamız yani İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) "neden 12 milyar dolarlık" bir değerle hatta zaman zaman daha da altında bir "algılama" içinde bu şirketi görüyor. Suudiler mi bu işi bilmiyorlar yoksa bizim piyasanın fiyatlama dinamiklerinde mi sorun var!
                  Sonuç 1: Piyasada işlem gördüğü değer 12 milyar dolara civarında. Suudi Arabistan Kralı'nın şirketine satılan değer 20 milyar doların üstünde, özelleştirmede ortaya çıkan ve Oger'e satılan değer 13 milyar dolar seviyelerinde. Şimdi size soruyorum; piyasada işlem gördüğü değer çok düşük ve bizler mi farkında değiliz? Yoksa gerçek değeri piyasa belirledi de Suudiler bu işte ciddi şekilde aldandılar mı?

                  Borsada malı topluyorlar mı
                  Bu tespit sonrası bir soru daha soralım. Bu şirket 13 milyar dolara satıldı ve sonrasında performansı artarak 20 milyar dolar olduysa; neden 12 milyar dolardan halka arz yaptık! Suudilerin fiyatı doğruysa "bu fiyata halka arz yapmak ve düşen bir yapı içinde sonrasında halen bu fiyattan hissenin toplanması" devletin elindekini "ucuza" vermesi değil mi? Oger aynı hisseleri 20 milyar dolara satıyor, devletimiz 12 milyar dolara satıyor! Peki piyasa bu "bilgileri" neden fiyatlamıyor. Orada aklıma başka bir "cinlik" de geliyor; acaba birileri "tahtaya basarak, malı topluyorlar mı"!
                  Sonuç 2: Suudiler mi "hesaplama" hatası yaptı yoksa bizler mi "değerini" bilemedik! Önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz!

                  Kamu neden ucuza sattı
                  Sonuç 3: Telekom "halka arzı" sonrası "aklıma takılanları", piyasada konuşulanları ve "temel soruları" sizlere aktardım. Ne duyduysam, elimde ne bilgi varsa, ne düşünüyorsam aynen sizlerle paylaştım. Burada bazılarımız Oger'e kızabilir; bizden 13'e aldı 20'ye sattı diye! İlk satışına "karşı çıkan" ve "bugün hala keşke satılmasaydı" diyen biri olarak şunu söylemem lazım: Oger, "amme hizmeti yapmıyor" buldu, aldı ve sonrasında bir "kısmını" ticarete uygun bir şekilde sattı. Peki Oger'in 20 milyara satma başarısını gösterdiği "aynı şirketin" hisselerini, kamu neden 12 milyar dolara sattı. Tekrar ediyorum; Oger 20 milyara satma başarısını gösteriyor! Ya biz!
                  Son söz: Kafam gerçekten karışık. Eğer bu şirket 20 milyar dolar ediyorsa (Suudilere göre) eldekilere daha sağlam sahip çıkmak gerekiyordu ve hâlâ da gerekiyor!

                  Yorum

                  • PEHLİVAN
                    Çalışkan
                    • 13 Şubat 2009
                    • 1138

                    #54
                    Bulut: `Türkiye erken seçime gidecek`

                    CNNTURK'te Reha Muhtar'la 'Çok Farklı' programına konuk olan Vatan Gazetesi yazarı, ekonomist Yiğit Bulut krizin giderek derinleştiği Türkiye'de erken seçime gidileceğini ileri sürdü.

                    Bulut'un açıklamaları şöyle:

                    ''Dünyada tarihte bunun aksi örneği yok. Osmanlı padişahı bile paranın değeri düştü mü diyorlar ki üç dört gün sokakta dolaşma. Paranın değeri düştüğü zaman halk bunun faturasını keser. AKP'nin oylarının yüzde 40'ın altına düşeceğine inanıyorum. Çünkü kriz çok derin Türkiye'de...

                    Türkiye artık yeni bir alternatif arayışı içerisine girecek. Ekonomik bozukluk mutlaka siyasi sonuç verir...''

                    Yorum

                    • stockbroker
                      Master
                      • 28 Temmuz 2008
                      • 4807

                      #55
                      Bu ne yaman çelişkidir böyle!
                      20.03.2009

                      Günlerdir okuyorsunuz; Maliye, Doğan Yayın Holding’in verdiği teminatların hiçbirini kabul etmiyor; “Bu medya markaları teminat olmaz, bu kadar etmez” gibi cevaplar veriyor! Konu “Mahkemeye intikal etti”, Yargı karar verecek, tek kelime yazmıyorum!

                      Ama Maliye’nin açıklaması sonrası yazacağım çok önemli bir detay var! “Medya markaları olmaz”, “Bu parayı etmez” diyen Maliye, otomatik olarak “Çalık’ın aldığı kredinin usulsüz” olduğunu ve hemen geri çağrılması gerektiğini onaylamış oldu!

                      Nasıl mı? Arz edeyim: Son dönemde gazetelerde okuduk; “Çalık Grubu, atv-Sabah için kullandığı kredilerde gerekli teminatları vermiş”...

                      Evet, yanlış okumadınız. “700 milyon dolar üstünde bir meblağ için geri dönüş bakiyesi üzerinden teminat vermiş”... Neden geri dönüş bakiyesi dedim, bankacılık kurallarına göre aldığınız kredinin “toplam geri dönüş” meblağı kadar “teminat vermeniz” gerekli... Örnekleyeyim; mortgage ile bir ev kredisi dahi alsanız, 20 yıllık aldıysanız, 20 yıllık toplam geri ödeme kadar kesin ipotek koyarlar aldığınız eve... Ben “bu işe çok şaşırdım” ve inanın çok güldüm, eminim detayları bilen herkes açıklamada geçen “gerekli” gibi yuvarlak bir ifadeyle geçiştirilen bu cümleye çok güldü... Peki neden güldük ve yapılan açıklamaya inanmadık? Ve bunun Maliye’nin Doğan Yayın Holding’e cevabı ile ne alakası var?

                      Gayet net; “Çalık Grubu” kullandığı 700 milyon dolar üzerinde kredi için, kendine ait hiçbir malı, kamu bankalarına “ipotek” vermediği gibi, krediyi atv-Sabah gibi “Maliye’nin değer olarak kabul etmediği medya markaları üstünden” aldı! Üstelik bu şirketlerin “Doğan Yayın Holding” gibi “milyar dolar üzerinde uluslar arası piyasalarda” işlem görmüş bir geçmişi de yok!

                      Bu noktada Maliye’nin “Olmaz” dediği cinsten şirketleri teminat gösteren borçluya ve ona borç verenlere soralım:

                      1- Devletin parasını “nasıl, hangi kriterler ile verdiniz?”

                      2- atv-Sabah 1.1 milyar dolar üzerinde bir fiyatla satıldı. Bugün piyasaya bakıyoruz; elinde birkaç Sabah ve birkaç atv olan Doğan Yayın Holding’in piyasa değeri 750 milyon dolar, yine aynı piyasada Hürriyet Gazetesi’nin değeri 520 milyon dolar, borsada işlem gören yerleşmiş markalar olduğu için bu şirketleri seçtim. Peki, piyasa bu değerleri biçerken, kredi verenler yani “kamu bankalarının yöneticileri”, sizler; 700 milyon dolardan fazla bir parayı neye güvenerek sadece atv ve Sabah’a karşılık verdiniz?

                      3- atv-Sabah’a karşılık vermediyseniz ve “gerekli” teminatları aldıysanız, açıklayın ne aldınız?

                      4- Almadınız ama varsayalım aldınız; Çalık Grubu’nun 700 milyon doların geri dönüş üzerinden yani milyar dolarlık teminat olacak malı var mı?

                      Sonuç 1: İki atv yanına da iki Sabah koysanız, eldeki piyasa şartları ve değişen dünyada 1.1 milyar dolar etmez! Halkın 700 milyon dolardan fazla parası “teminatsız” bir şekilde Çalık Grubu’na verilmiştir ve bu işlemi yapan kamu bankaları görevlileri bana göre görevi kötüye kullanmışlardır... Bağımsız yargıya duyurulur...

                      Sonuç 2 : Bu krediyi veren kamu bankalarının yöneticilerine sesleniyorum; aldığınız teminatı açıklayın yoksa “korkunç” bir zan altındasınız!

                      Son söz: Beni tanıyanlar çok iyi bilirler ama bir kez daha not düşmek istiyorum; bu yazıyı kesinlikle bir “medya rekabeti” veya “savunma” değil! Türkiye’de korkunç şeyler oluyor! Siyasi otoriteyi desteklersen “kamu bankalarından sana, tartışmalı markalarını da garanti kabul ederek 700 milyon dolar kaynak”, ama gazetecilik yaparsan “yarattığın değerlere, tek kuruş ispatlanmış borcun olmasa da haciz”! Bu artık “Doğan” sorunu filan değil, bu artık resmen “yönetim şeklimiz ne olacak” sorunu! Hâlâ görmeyenlere duyurulur!

                      Not: Sabah “markasında” geçmişten kalma “onbinlerce” borsa yatırımcısının hakkı var! Bu satışta, yeniden oluşan şirkette, onların hakkı ne olacak? Gasp mı edilecek? Bu mu “sermayeyi tabana yayan” sermaye piyasası adaleti?

                      Yorum

                      • PEHLİVAN
                        Çalışkan
                        • 13 Şubat 2009
                        • 1138

                        #56
                        Hani dolar uçacaktı, 1.9-2 TL olacaktı

                        21.03.2009 | Yiğit Bulut |

                        Detaya geçmeden 1,3069'u kıran euro-dolar paritesinin analizini aktaralım.


                        Bu köşede "kırılınca yeni trend oluşacak" dediğimiz 96 günlük ortalama geçildi ve euro-dolar paritesi 1,35 seviyesindeki direncini de kırarak yeni hedefi olan 1,38-1,40 hedefine doğru ilerliyor. Kısa vadede 1,38 seviyesinin üstünde saatlik kapanışlar yapamaz ise 1,35 bölgesi "destek" olarak karşımıza çıkacak! Kısa vadede Stoch "aşırı alım" bölgesinde.


                        Yanlış yönlendirdiler

                        Bu detaydan sonra dönelim, içeride "uçurucuların" sık sık el attığı dolara. Hani "dünya yeni diplere gidiyordu"! İçeride dolar 1.70-1.77 TL'yi kırmıştı! Dolar uçacaktı, patlayacaktı! Değerli yatırımcılar, bugün piyasalar hakkında hiçbirşey yazmayacağım. Ama bir noktanın altını çizmem gerekli; bu platformda ve özellikle basında birçok isim "haftalardır dünya çöküyor, Türkiye'de dolar 1.77 TL sınırını geçti, çökecek, kopacak" diye alkış tutuyorlar. Özellikle "dolar konusunda" bazıları vatandaşa çok büyük hatalar yaptırdılar!


                        Merkez Bankası da "sağolsun" doların speküle edildiği daha doğrusu edilmeye başlandığı perşembe öğleden sonradan itibaren "ortadan kayboldu" ve bu arkadaşların vatandaşlara "1.77-1.83" bandında dolar aldırmalarına "seyirci" kaldı! 50 milyon dolar gibi küçük paralarla "piyasayı manipüle" ettiler, "gazcılar" gaz döktü ve sonuç vatandaş için kötü oldu!


                        Sağduyudan ayrılmayın

                        Ne oldu! 1.77 TL'nin üstünde dolar alanlar kazandı mı! Uzun lafın kısası; "bilimden, teknik göstergelerin" ne dediğinden ve en önemlisi "akılla yorumlanmış" sağduyunuzdan asla ayrılmayın. Bu tip olumsuz trendlere peçete tutanlardan da hangi platforma, hangi basın kuruluşuna sızmış olurlarsa olsunlar; uzak dursun!

                        Sonuç: 1.70-1.77 arasında dikkatli olmaya devam etmekte yarar var. 1.77 TL seviyesinin bir önceki gibi değil de "gerçekçi" bir trend oluşumu ile kırılması için dünya genelinde "3. bir olumsuz dalga" oluşmalı. Bu olmadığı takdirde "özellikle maliyet" yaparken detaylara bakmadan karar vermemek lazım!

                        Bu noktada aşağıdaki grafiğe bakalım ve son bir çıkarım yapalım. Doların rahatlaması için 96 günlük ortalamanın altına gelmesi gerekli. 1.61 TL'nin altında kapanan kurlar görürsek dolarda "düşüş trendi" güçlenir!

                        Yorum

                        • PEHLİVAN
                          Çalışkan
                          • 13 Şubat 2009
                          • 1138

                          #57
                          Dolarda 1.70-1.77 arasında daha dikkatli olması gerekenler
                          Doların 1.70-1.77 TL aralığını geçmesi kolay değil. Burada çok ciddi bir satıcı maliyet. 1.77 TL üstünde alınan dolar, kime-kaça satılabilir ki?
                          Değerli dostlar, dolarda yaşadığımız son spekülasyon öncesi hatırlarsanız, "Dolar 2 TL olur mu" sorgusu başlamış ve bu toz bulutu içinde bazı köşe yazarlarının gazı-bir yabancı fonun zorlaması ve Merkez Bankası'nın pasif kamasıyla; 1.77 TL üstü saatler ile zorlanmıştı.
                          Bu hareket "Ben gelişmiş bir ülkeyim" diyen bir sistem için tarihe kara bir gün olarak geçti. Aynı şekilde kararsız Merkez Bankamız için de!
                          Peki bundan sonra neler olabilir? Bir daha aynı aralık denenebilir mi?
                          Bu soruları hep birlikte soralım ama değişen dünya piyasalarını ve geçmişte yaşananları da dikkate alarak bazı çıkarımları da unutmayalım. Unutursak yanlış yaparız.

                          Kaybeden Avrupa olacak
                          Peki nedir dikkate almamız gereken önemli detaylar?
                          Bunlara geçmeden tezi de tarif edelim; bazı kamuoyu oluşturucuların gazı, Merkez Bankası'nın pasif kalmasının tozu gibi etkenler birleşince zorlama bir seviye denendi ama henüz 1.70-1.77 TL aralığı kalıcı olarak kırılmadı.
                          Detaylara gelince...
                          Kısa ve net şekilde arz edeyim:
                          1- Dünyanın içinde bulunduğu ekonomik krizde ABD her ne kadar çöktü gibi görünse bile bana göre ABD, bu krizden çok hızlı çıkarken, kaybeden Avrupa olacak.
                          2- Yukarıdaki dinamik gereği euro-dolar dengesinde kısa vadede spekülatif olarak euronun, ama orta ve uzun vadede doların güçlenmesi gayet doğal. Ama euroya karşı güçlenen doların, kalıcı olarak TL'ye karşı güçlenmesi gerekmiyor. Ve en önemlisi Türkiye, Avrupa gibi kaybeden olmaktan hâlâ uzak. Bu krizden Türkiye kazanan olarak çıkabilir.

                          Altın fiyatları desteklemedi
                          3- Dolar içeride 1.70-1.77 TL'yi test ederken şu soruya cevap aramamız gerekli; dünya genelinde altın fiyatları ve euro-doların seyri bu çıkışı destekliyor mu? Son harekette de bu soruyu özellikle yazmıştım. Desteklemedi, dolar geri döndü.
                          4- Aynı mantık içinde altın ve euro-dolar, DOW'un 7.000 altındaki düşüşünü de doğrulamıyordu. DOW da bizdeki doların düşüşü gibi, 6.500 desteğinden tepki verdi.
                          5- İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), son 3 aylık "DOW-XU-100 denkleminden" kopmuş durumda. DOW daha önce 7.500 altını test ederken, İMKB 21.000 altını test ediyordu, oysa DOW 7.000 altını zorladı, İMKB hâlâ 23.500 bölgesinden kopmadı. Bunun içerideki kur açısından çok büyük bir sinyal değeri var; 1.70-1.77 TL aralığının geçilmesi için içeride bütün piyasa dinamikelerinin bozulmayı desteklemesi gerekli.
                          6- 1.70-1.77 TL aralığı 2003-2009 bugün arasında defalarca test edilen ve aşılamayan zirve. Burada maliyet yapmış çok ciddi miktarda satıcı var ve buranın aşılamaması durumunda satışlar sertleşebilir.
                          Değerli dostlar, bu noktada doların grafiğine de bakalım ve sonuçlar ile bitirelim.
                          Panik halde sorgulamayın
                          Grafik üzerinde doların 2003 Mart ayından itibaren yaptığı zirve bölgelerini daha doğrusu 1.70-1.77 TL aralığını balonların içinde görüyorsunuz. Dikkat ederseniz burası geçilemedikten sonra oluşan gerilemelerde test edilen dipler 1.15 TL bölgesine kadar kayıyor. 1.70 TL üstü test edilirken panik halinde "Her şey bitti" diyenler, sonrasında 1.15 TL'leri gördüklerinde yaşananlara inanamamışlardı.
                          Sonuçlar:
                          1- Doları panik halinde sorgulamayın.
                          2- 1.70-1.77 TL aralığının geçilmesi öyle köşe yazarlarının yazdığı kadar kolay değil. Denediler, zorladılar, Merkez Bankası da pasif kaldı saatler süren bir çalışmada 1.77 TL'nin üstünü gösterebildiler !
                          3- Burada çok ciddi bir satıcı maliyet var herşeyin ötesinde ancak ve ancak dışarıdan-içeriye birçok şart biraraya gelirse burası atlanabilir.
                          Son söz: Bir de şu soruyu sormak gerekli; "İçeride 1.70 TL üstünde dolar talep edecek yeterli TL var mı acaba?" Ve en önemlisi yukarıda saydığım diğer şarlar desteklemez ise 1.77 TL üstünde alınan doları, kime-kaça satacaksınız?

                          23.03.2009 | Yiğit Bulut

                          Yorum

                          • PEHLİVAN
                            Çalışkan
                            • 13 Şubat 2009
                            • 1138

                            #58
                            İMKB'de neden DOW kadar tepki yok
                            İMKB'de 26.500'e doğru hareket hedeflenebilir ama iç siyasi risk yüzünden fazla da hayale kapılmamak gerekli. Piyasalar açısından en iyi sonuç AKP'nin aşırı güçlenip sertleşemeyeceği ve aşırı oy kaybedip erken seçime gitmek zorunda kalmayacağı sonuç olacak.

                            Sebebi erken seçim olma ihtimali mi? Yoksa "demokrasi karnesi" çöken Türkiye algılaması mı. Değerli dostlarım, tek bir cümle ile başlayayım, Türkiye'de yaşanan özellikle "özgürlüklere" yönelik kısıtlamalar, son iki gün içinde Avrupa Birliği (AB) adına Barosso tarafından da açıklandığı gibi "yabancıları tedirgin" ediyor ve daha da etkilisi seçim yeni bir seçim getirebilir. Değerli dostlar, bu haftaki Dow Jones (DOW) yorumlarında özellikle DOW 7.500 tabanından tepki denemesi yaparken, "DOW'un aşağıdaki 5 dakikalık" grafiğini sizlere aktarmış ve şu cümleyi kullanmıştım; "7.500 bölgesinden başlayan 5 dakikalık yeni hareket realizasyonun sindirildiğini ve oluşan taban sonrasında "hedefin 7.800-8.000 bandına girmek olduğunu gösteriyor."



                            Evet, görünen böyleydi ve öyle oldu. Bu yazıyı yazdığım saatte DOW 7.800 üzerinde. Peki DOW'da oluşan ve 8.000 sınırına dayanan bu "ikincil" hareket diğer piyasalar tarafından destekleniyor mu? Altın fiyatlarında oluşan "hareket" piyasalar açısından "destekler" nitelikte değil dün sabahta söylediğim gibi hala "950-936 dolar bandı altında" kaldıkça "olumsuz da" denemez. Şu dakikalarda 935'in altında!



                            Euro-dolar parikesinde 1,35 seviyesinin üstündeki "taban formasyonu" devam ediyor. Kısa vadede 1,35 seviyesinin altında oluşan denemeler "başarısız" oldu! 1,35 tabanı güçlenmeye başladı denebilir. Kısa vadede 1,35 seviyesini birkaç kez daha test edeceğiz. Aşağıdaki grafikte gördüğümüz formasyon bozulmaz ise 1,35 "olumlu" sonuç üretmeye devam edecek.



                            Peki bu veriler ile bu sabah ne sonuçlar çıkarabiliriz? DOW'daki "dinamizm" 8.000 sınırında! Çok önemli bir direnç bölgesi. Euro-dolar paritesi 1,35 tabanını test etmeye hazırlanıyor, altın fiyatları 935 doların altında. Sonuçlar:

                            İMKB DOW'a göre düşük kaldı
                            1- İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (İMKB'de) "25,000 üstü" tezimiz devam ediyor. Hedef 25.500-26.500 bandında yukarı doğru dirençleri zorlamak! DOW'a göre "İMKB düşük kaldı" diyebiliriz! 7.500-6.500 bandında DOW düşerken İMKB aynı "olumsuz" tepkiyi vermedi, şimdi de aynı "olumlu" tepkiyi veremiyor. Sebep "Türkiye nereye gidiyor" ve "seçim ne olacak" soruları!



                            2- Dolarda 1.65 TL seviyesinin altını zorlamaya devam edeceğiz. 1.65-1.62 TL bandında sarkmalar devam edecek! Eldeki veriler ile "kesin kırarız" diyemeyiz.

                            İç siyasi riske dikkat
                            3- Faizde yüzde 13,80-14,00 bandı üstünde dün "normal olmayan" bir tepki gördük, bu banda geri dönmemiz gerekiyordu ama "nasıl İstanbul Menkul Kıymetler Borsası alınmıyorsa, faizde de olması gereken dün olmadı". Aynı tedirginliği orada da görüyoruz!
                            Son söz: DOW 7.500 tabanı üstünde durduğu sürece 7.800-8.000 bandına "girebilir mi" sorusunu sorduk, cevabını aynı gün aldık. Dow Jones Endeksi'nde artık hedef 8.000 seviyesini devirmek! Bu yazıyı yazdığım dakikalarda 7.800 üzerinde ama kapanışı henüz görmedik. Bu dinamik içinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda 25.500 seviyesinden 26.500 seviyesine doğru hareket "hedeflenebilir" ama "iç siyasi risk" yüzünden fazla da hayale kapılmamak gerekli! DOW 8.000 seviyesini geçemezse "realizasyon gelebilir" detayı da dikkate alınmalı!!
                            Not: Piyasalar açısından "en iyi sonuç" AKP'nin "aşırı güçlenip" sertleşemeyeceği ve aşırı oy kaybedip "erken seçime gitmek zorunda" kalmayacağı sonuç olacak!!
                            İMKB'de 26.500'e doğru hareket hedeflenebilir ama iç siyasi risk yüzünden fazla da hayale kapılmamak gerekli. Piyasalar açısından en iyi sonuç AKP'nin...
                            28.03.2009 | Yiğit Bulut

                            Yorum

                            • PEHLİVAN
                              Çalışkan
                              • 13 Şubat 2009
                              • 1138

                              #59
                              'Aşırı iyimsersin, dolar 2 TL olacak' diyenler, şimdi neden mesaj atmıyorlar!

                              Doların bazı köşe yazarları ve televizyon dolaşan banka ekonomistlerinin gazı önderliğinde, bir yabancı fonun "güdük parası" eşliğinde ve en önemlisi Merkez Bankası'nın "pasif kalması" desteğinde 1.77 TL seviyesinin üstünü "saatlerle ölçülebilecek" bir zaman diliminde yukarı zorlamasında "bana hani Dow Jones'ta (DOW) dönüş sinyali vardı, dolar 1.77 üstünde asla alınmazdı" gibi mesajlar atan birkaç dostumuz acaba özür mesajı da atmayı düşünüyorlar mı. Onlar adına ben şunu düşünüyorum; umarım 1.70'lerden ve üstünden dolar almamışlardır.

                              Hep olumlu kaldım
                              Değerli dostlar, DOW 6.500 bölgesini test ederken dahi hep olumlu kaldım ve pozisyonlar anlamında bu görüşümü detaylandırarak sizlere aktardım. Şimdi bakınca soruyorum, kendini aşırı olumsuzluğa kaptırıp İMKB'de 22.800-23.300 bandı altında mallarını kaptıranlar ve 1.70 üstünde panik halinde dolar alanlar ne kazandı. Hatta konuyu daha da detaylandıralım. Ekonomideki gelişmeleri olduğundan daha pozitif algılıyorsun diyenlere! Evet, onlara da girişte başladığım kıvamda birkaç sözüm var.
                              * Türkiye'de herkes her şeyi toz pembe görürken, 2007 Kasım başından itibaren hatta ABD'de krizi bildiği iddia edilenlerden 6 ay önce, dünya büyük bir krize-büzüşmeye gidiyor diyerek nakit kraldır demedim mi!
                              * 55.000 üstünde "İMKB'de hisselerinizi satın bu iş bitti, nakite geçin" demedim mi!

                              1.15'in altı hayal
                              * Dolarda 1.15'in altı hayal sakın daha da düşer diyenlere inanıp satmayın, hatta alım için uygun demedim mi!
                              * 2003-2007 arasında Türkiye'deki büyüme yalan, dünya büzüşecek, burada bir şey olmadığı ortaya çıkacak diye kendimi parçalamadım mı!
                              * Kriz başladıktan sonra özellikle İMKB'de 23.000 altı ve dolarda 1.50-1.75 bandı test edilirken hatta herkes dolar 2 YTL olacak derken, en kötüsü geride kaldı, şimdi doları satma zamanı diyerek 1.50 üstünde kademeli satın çağrısını her TV kanalında ve bu köşede yapmadım mı!

                              Doğru bildiğimi söylerim
                              Şimdi soruyorum size, ben kötümser oldum 2007 Kasım'ında "kime yaradı"! Ben iyimser oldum Ekim 2008'den itibaren kime yaradı! Ben iyimser oldum da Erdoğan'a mı yaradı! Yoksa yabancı logolu bir ekonomi kanalında "dolar alın 1.7 geçilirse 2 olur" denirken, "hayır satın" dediğimde "satanlara" ve "yüksek maliyet yapmayanlara mı" yaradı! Değerli dostlar, ben doğru bildiğimi söylerim. Fikirlerim kimseye göre değişmez. Bilim insanlara göre eğilip, bükülmez. Doğru bildiğimi söyleyemediğim gün de bu işi bırakırım. Siyasetçilerle de hiç ama hiç işim olmaz. Bir şey daha söyleyeyim sevgili dostlar; krizin en kötü gününde yanında 10.000-20.000 kişi çalışan insanlarla görüşmelerimde hep şunu söyledim, sıkın dişinizi en kötüsü geçti. O gün o şirketler 1.7'den kredi kapatsalardı bugün çok insan işsizdi. O riski aldım, kendim için değil! Şimdi tekrar soruyorum, ben kötümserdim kime yaradı, ben iyimserdim kime yaradı! DOW Endeksi bugün nerede! Dolar kuru hangi seviyede!
                              Son söz: Algılamasını "başkalarına" kaptıranlar, paralarını da kaptırırlar !!

                              02.04.2009 | Yiğit Bulut

                              Yorum

                              • PEHLİVAN
                                Çalışkan
                                • 13 Şubat 2009
                                • 1138

                                #60
                                Hilmi Güler ve Nabucco cevapları

                                04.04.2009 | Yiğit Bulut |

                                Değerli dostlar, bu köşede "Nabucco Projesi" ile ilgili birçok detayı ele almış ve sizlere aktarmıştım. Konu hakkında yazılarımızı referans alan bir soru önergesi Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk tarafından Hilmi Güler'e iletilmiş ve cevap verilmiş. Bu soruları ve cevapları aynen sizlere aktarmak ve son bir yorum yapmak istiyorum. Ne diyor soru önergesi?

                                "Yiğit Bulut'un gazetesindeki köşesinde yazdığı, Enerji Bakanlığı'ndaki üst düzey çalışandan aldığı bilgiye dayanarak Avrupa'nın, gaz geçişi konusunda Türkiye'yi tehdit ettiğini belirtmiştir. Yazıda 'Bütün gaz taşıma projelerinde Avrupa Birliği yetkililerinin doğrudan hükümete ve Enerji Bakanlığı'na karar mekanizmalarında yer alamayacaksınız, sadece geçiş ücreti ile yetinin' diye baskı yaptığı şeklinde iddialar ve buna benzer başka iddialar yer almaktadır. Bu çerçevede:

                                Avrupa baskı yapıyor mu
                                * Gerçekten gaz geçişi konusunda Avrupa tarafından ülkemize baskı ve tehdit yapıldığı doğru mudur? Şayet doğru ise Avrupa'nın yaptığı bu baskı ve tehdit karşısında Hükümet ya da Bakanlık tarafından ne yanıt verilmiştir? Hangi işlem yapılmıştır? Yoksa Avrupa'nın baskı ve tehdidi karşısında suskun mu kalınmıştır?
                                * Ülkemizden gaz geçişi projeleri ile ilgili olarak hükümetin, Türkiye'nin tarihinde aldığı kararlara ve uyguladığı politikalara tamamen ters yeniden yapılanma çalışması doğru mudur?
                                * Hükümetin, Rusya ve Orta Asya'dan gelen petrol ve doğal gazın, boru hatları ile İsrail üstünden Hindistan'a kadar taşınacak bir projeye sıcak baktığı, olumlu karşıladığı iddiası doğru mudur? Bu gaz ve petrol geçişi karşısında Türkiye'ye ne vermeyi önermişlerdir? Çevreyi ve topraklarımızı kirleten, insanlarımızı risk ve pisliklerle yaşamak zorunda bırakan bu tip projelerde sadece düşük miktarlı geçiş ücreti ile yetinecek miyiz?

                                Halktan neden gizlendi
                                * Bugüne kadar Ceyhan'a rakip olmasın diye "İsrail üstünden taşıma detayını" hayır dediğimiz halde şimdi ne oldu da İsrail üstünden taşıma detayını bir anda kabul ettik?
                                * Yukarıdaki proje ile Ceyhan'ın konumu, İsrail'e devredilmiş olmuyor mu?
                                * Türkiye bu tip projelerde proje başına yılda ne kadar almaktadır? Yazıda belirtildiği gibi proje başına yılda 30-200 milyon dolar mı? Gerçekten böyle ise, kirli boruların topraklarımızı işgal etmesine değer mi? Bu tip projeler, parasını yabancı şirketlerin cebine koyduğu kirliliğini ve riskini halkımızın çektiği yeni oyunlar mıdır?
                                * Hepsinden önemlisi adı geçen köşe yazısında belirtilen iddialar gerçek ise, bu durum halkımızdan neden gizlenmiştir? Halen neden gizlenmektedir? Yazının yayımlandığı 2 Aralık tarihinden beri hükümetçe bu iddialara neden bir açıklama yapılmamıştır?"

                                Bakanlığın cevapları
                                Değerli dostlar, sorular böyle. Cevaplara da birlikte göz atalım.
                                "CEVAPLAR (1,2,3,4,5,6,7): Ülkemiz; Orta Doğu, Hazar ve Kafkasya enerji kaynaklarının Avrupa'ya sevkinde son derece önemli bir konuma sahiptir. Bu bağlamda, konuya ilişkin müzakereler, ülkemizin çıkarları gözetilerek, kendi arz güvenliğimizin teminat altına alınmasına ve transit konumumuzun sağladığı stratejik ve ekonomik imkânlardan azami düzeyde faydalanılmasına yönelik hedefler çerçevesinde devam ettirilmektedir. Söz konusu politikalar, ülkemizi bölgede önemli bir enerji merkezi konumuna getirmeye yönelik olarak uluslararası çıkarlarımız doğrultusunda sürdürülmektedir. Hükümetimiz ve Bakanlığın bir enerji diplomasisi yürütmekte ve uluslararası ilişkilerin gereği olan "milli menfaat" ve "mütekabiliyet" ilkelerine bu süreçte titizlikle uymaktadır. Kuzey-Güney ekseninde gerçekleştirilmesi planlanan Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi ile Karadeniz'e gelen petrolün Akdeniz'e sevk edilerek boğazların yükünün hafifletilmesi amaçlanmaktadır.

                                Ceyhan'ın konumu güçlenecek
                                Türkiye-İsrail arasında inşa edilmesi öngörülen çoklu boru hattı ile petrolün İsrail'in Eilat-Ashkelon boru hattına daha sonra Kızıldeniz üzerinden tankerler ile Hindistan'a ulaştırılması planlanmaktadır. Söz konusu proje ile enerji talebi gittikçe artan Hindistan ve Uzak Doğu ülkelerine petrolün ülkemiz üzerinden ulaştırılması ve boru hattı işletmeciliğinden kaynaklana gelirin yanı sıra, ülkemizin bölgesindeki jeostratejik önemine paralel olarak enerji stratejik öneminin de artırılması hedeflenmektedir. Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi, öncelikle Ceyhan'ın konumu ve stratejik önemi dikkate alınarak planlanan bir projedir. İsrail'e kadar çoklu boru hatlarının inşasını öngören proje, Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi'nin devamı niteliğinde tasarlanmaktadır. Ana detaylarının müzakeresi devam eden projenin, Ceyhan'ın stratejik konumuna olumsuz bir etkisi olmayacağı gibi, aksine Ceyhan'ın konumunu daha da güçlendirecektir. Boru hatlarından elde edilen gelir, boru hattının sahibine, taşıtıcının boru hattında hissedar olup olmadığına, boru hattının teknik özelliklerine ve projenin genel yapısı gibi unsurlara bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Örneğin Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattında inşaat döneminde sağlanan dolaylı kazançların (istihdam, yatırım vs.) yanı sıra Türkiye, taşınacak kapasiteye bağlı olarak, "geçiş vergisi ve işletmecilik hizmetleri" karşılığında 1-16'ncı yıllar arasında 140-200 milyon dolar, 17-40'ncı yıllar arasında 200-300 milyon dolarlık yıllık gelir elde edecektir. Bu projeler ülkemize, maddi gelirin yanı sıra enerji arz güvenliğinin ve jeopolitik ve jeostratejik konumun güçlendirilmesi gibi katkılar da sağlamaktadır. Dr. Mehmet Hilmi Güler."
                                Değerli dostlar, cevaplar bu şekilde. Son yorum ve sentez size ait. Ne diyorsunuz; cevaplar sizi tatmin etti mi!

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information