Ekonomi & Para Piyasalarıdan Haberler/Yorumlar

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • PEHLİVAN
    Çalışkan
    • 13 Şubat 2009
    • 1138

    #16
    Borç ödemek için borç alınmaz

    Veya başka bir başlık atalım; Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) alalım, içeride ve dışarıda "dağıtalım"! ABD'de de öyle yapmıyorlar mı! Değerli dostlar, içeride ve dışarıda "Türkiye daha daha da borçlansın lobisi" iş başında. Tek bildikleri birşey var; IMF'den yeni kaynak alalım, yüksek faizle borçlanalım ve eski alacaklılarımıza ödeyelim. Ticarette net bir kural vardır; piyasa bozuksa "borcunu yeni borçla çevirmek yerine yapılandırırsın"! Aynen daha önce Rusya, Arjantin ve Brezilya'nın yaptığı gibi. Sanmayın ki onlara şimdi kimse borç vermiyor, bizden ucuz borçlanıyorlar.

    Çalış, didin ve borç öde
    IMF'den "alalım, dağıtalım" lobisinin bir de tezi var; 2003-2007 arası farklıydı! Türkiye "borca çalışmadı"! Gerçek öyle değil değerli dostlarım, 2003 sonrası tamamen 2001 krizi sonrası küresel sermayenin temsilcisi Derviş'in koyduğu kurallara uygun geçti. Kural çok basitti; ne olursa olsun; çalış, didin, borcunu öde ve asla "bu borcunu ödemek uğruna" varlığını ertelediğin bu yapının dışına çıkmayı düşünme! Yılda 40-55 milyar dolar arasında bir varlığı her yıl "faiz" adı altında "sahiplere" aktar! Bu da yetmez ise varlıklarını yok pahasına özelleştirme adı altında devret! Sevgili dostlar, "Türkiye'nin içine düşürüldüğü" tuzağa sert bir vurgu yapmak ve bu döngüden kurtulamadığımız sürece daha kaç yıl geçerse geçsin ülke olarak hiçbir yere gelemeyeceğimizi belirtmek istiyorum. Türkiye'nin ekonomik gerçeklerine gelince:

    Benzeri görülmemiş faiz
    1- 2001 Şubat krizi öncesinde Merkez Bankası tarafından kontrol edilen kur, Derviş sistemi içinde sıcak para tarafından kontrol edilir hale geldi. 2000-2001 arasında kuru, Merkez Bankamıza kontrol ettirerek, kârını en üst noktasına getiren sıcak para, 2001-2007 arasında kuru doğrudan etkilemeye başladı. Bu sistem çalışırken, Pakistan'ın bile dolar bazında yüzde 6,5 ile borçlandığı bir yapıda hatta iki haneli borçlanmanın dünya üzerinde kalmadığı son 5 yılda, Türkiye, TL bazında yüzde 20 ortalama üstünde borçlandı. Düşen kuru da dikkate alırsak, dolar bazında yıllık yüzde 30-36 üzerinde net kar borç verene transfer edildi.
    2- "Sürdürülebilir borç dinamiği" Türkiye'nin "başına geçirilmiş" bir çuval ve içinde bulunduğumuz durum, daha doğrusu sürdürme adı altında ödediğimiz faiz, dünyada eşi benzeri olmayan ve ne ülke riski, ne de başka bir finansal gerçekle açıklanabilecek bir durum!

    Bütçenin yarısı faize
    3- Peki bu döngüyü Türk halkı ne uğruna sürdürüyor? 2004 yılında ödediğimiz bir yıllık faiz tam 52 milyar dolar veya 70 katrilyon. Konsolide bütçenin tam yarısı. Bir ülke düşünün insanları çalışıyor, çabalıyor daha yolun başında bütçesinin yarısını dünya genelindeki "5.000'den az gerçek-tüzel kişiye" faiz diye aktarıyor. Esarete bakın! Daha doğrusu kurulan sistemin, kuran adına "mükemmelliğine"! Bu ülkenin tamamını zincire vurup "köle" olarak çalıştırsanız; 52 milyar dolar kazanamazsınız!
    4- Bir ülkede yerel para birimi üzerinden dünyanın en yüksek faizi ödeniyorsa ve o ülkede dolar kuru da aynı dönemde aşağı gidiyorsa; orada sadece yerel para birimi cinsinden yüksek değil, dolar bazında katlamalı bir faiz ödeniyor demektir. Dışarıdan giren para dünyada matematiksel benzeri olmayan bir getiri elde ederken, düşen kurun yarattığı "kur farkı" ile bu getiri "inanılmaz" boyutlara ulaşır. Aradaki fark o ülkenin halkının çoluğuna, çocuğuna bırakacağı varlıklarını sıcak efendilere teslim ettiği bir yapıdan karşılanır! Halk çalışır, birileri de yer!

    Bu gömleği yırtmalıyız
    Sonuç: Bu sabah IMF "lobisini" dinlerken geriye dönüp baktığımda sadece şunu görüyorum; bir ekonomik "tetikçinin" Türkiye'ye gönderilmesi ile başlayan döngü içinde Türkiye, son 6 yıl içinde, tarihinde görmediği bir finansal sömürüye maruz kaldı. Bu sömürünün gerektirdiği kaynağı bulmak için bu ülke Cumhuriyet tarihinin yarattığı bütün kamu değerlerini satmak zorunda kaldı. İnsanlarımız yıllarca çalışıp ürettikleri katma değerin her sene yarısını daha yolun başında bu tuzağı kuranlara faiz adı altında aktardılar.
    Son söz: "Sürdürülebilir borç dinamiği" ülkelerin başına geçirilmiş çuvaldır. Ülke halkları çalışır, didinir ve kendine harcaması gereken kaynakları bu sistemin kurucularına aktarırlar. Sürdürülebilir borç dinamiği içinde kalmak; varlığı ertelemek ve sadece aman sistem patlamasın kaygısı içinde sadece sahiplere hizmet etmektir. Türkiye bu gömleği yırtıp, üreten-kazanan-kendi emeği ile yarattığını tüketen bir sisteme sahip olmadıkça daha çok kayıp yılları geride bırakırız! Uzun lafın kısası; yabancılar Türkiye'den paralarını almak istiyorlarsa; bize yeni borç dayatmak yerine, "sistemin dönmesine" katkıda bulunsunlar, yoksa bu sefer alamayabilirler!
    NOT: 1980-2009 başı arasında 1.3 trilyon dolar faiz ve anapara ödedik. Buna rağmen son 6 yılda borcumuz dolar bazında içeride beşe, dışarıda ikiye katlandı.

    Yiğit Bulut

    Yorum

    • PEHLİVAN
      Çalışkan
      • 13 Şubat 2009
      • 1138

      #17
      ABD HAZİNE BAKANI GEITHNER: ''KRİZİ GÖĞÜSLEMEK İÇİN ŞİMDİ HEP BİRLİKTE ÇALIŞMAK GEREKİYOR''

      ABD Hazine Bakanı
      Timothy Geithner, küresel ekonomik krize çözüm bulabilmek için tüm ülkelerin
      beraberce çalışmaları gerektiğini savundu.
      Timothy Geithner, G-7 toplantısının ardından Roma'da yaptığı
      değerlendirmede, küresel ekonomik krize çözüm üretmek için G-7 ve G-20
      ülkelerinin ortak çaba sarfetmelerinin önemine işaret ederek, ''Krizi göğüslemek
      için şimdi hep birlikte çalışmak gerekiyor. Beraberce mümkün olan herşeyi
      yapmalıyız. Bu konuda hiçbir kuşkum yok'' dedi.
      Geithner, ''Daha titiz standartlar belirleme suretiyle, güveni yeniden
      tesis edecek bir süreç başlatmak durumundayız'' diye konuştu.
      Standartları belirlerken ABD'nin mi yoksa Avrupa'nın mı örnek
      alınacağının fazla önemli olmadığını belirten Geithner, ''Önemli olan etkin
      standartları belirleme konusunda bir ortak yol bulmaktır. Bu da tüm ülkelerin
      işbirliğini gerektirmektedir'' dedi.
      Geithner, mali piyasaları çalıştırma ve de özel sermayenin akışını
      sağlayacak saydamlığı güvence altına alma konusunda ''doğru yolları belirleme''
      konusunun da önemli olduğunu kaydetti.



      (16/02/2009 - 07:42:00)

      Yorum

      • PEHLİVAN
        Çalışkan
        • 13 Şubat 2009
        • 1138

        #18
        LEHMAN'DAN BORSAYA BAŞKAN ATAMASI İNGİLTERE'Yİ KARIŞTIRDI-SABAH

        Avrupa'nın ikinci büyük borsası olan Londra Borsası'nın başkanı
        değişti.
        Sabah Gazetesi'nin haberine göre, sekiz yıldır başkanlık görevini
        yürüten ve borsa tarihinin ilk kadın başkanı olarak tarihe geçen Clare
        Furse'nin yerine Lehman Brothers'ın Fransa Operasyonunu yöneten Xavier
        Rolet (49) atandı. Geçtiğimiz eylül ayında 644 milyar dolar zararla
        batan uluslararası yatırım bankasından bir ismin borsanın tepesine
        atanması ise tartışmalara neden oldu. İngiliz basınında yer alan
        haberlere göre, 'Şövalye' unvanına sahip Kanada asıllı eski başkanın
        yerine Fransız asıllı Rolet'in atanması bazı tepkilere neden oldu.
        Bazı uzmanlar atama kararının yatırımcıları ürkütebileceği yönünde
        görüş bildirirken, büyük fonların yöneticileri atamanın doğru olduğu
        görüşünde. Son yıllarda ciddi bir atılım yapan ve 2.2 milyar dolara
        Milano Borsasını satın alarak dikkatleri üzerine çeken Londra Borsası,
        dünya piyasalarını sarsan küresel ekonomik krizden ciddi anlamda
        etkilendi.
        İngiliz Borsası geçen yıl haziran ayından bu yana dolar bazında
        yüzde 49 değer kaybına uğradı. Buna rağmen Dünya Borsalar Federasyonu
        (WFE) verilerine göre 1.75 trilyon dolarlık piyasa değeri ile
        Avrupa'nın en değerli ikinci borsası unvanını elinde bulunduruyor.
        Uzmanlar, Amerika'dan sonra yabancı yatırımcıların en çok ilgi
        gösterdiği ikinci borsa konumundaki İngiliz piyasasının yeniden cazibe
        merkezi haline gelebilmesi için yeni başkana büyük görevler düştüğünün
        altını çiziyor.

        Foreks Haber Merkezi




        (16/02/2009 - 07:43:24)

        Yorum

        • PEHLİVAN
          Çalışkan
          • 13 Şubat 2009
          • 1138

          #19
          Dolar haftaya nasıl başladı?

          İstanbul serbest piyasada dolar 1,6530 TL, avro 2,1080 TL'den haftaya başladı.

          AA

          Kapalıçarşı'da 1,6480 TL'den alınan dolar 1,6530 TL'den satılıyor. 2,1000 TL'den alınan avronun satış fiyatı ise 2,1080 TL olarak belirlendi.

          Serbest piyasada cuma günü kapanışta doların satış fiyatı 1,6460 TL, avronun satış fiyatı ise 2,1160 TL olmuştu.

          Yorum

          • PEHLİVAN
            Çalışkan
            • 13 Şubat 2009
            • 1138

            #20
            İşsizlik oranında rekor artış!!!

            Türkiye'de Kasım 2008 dönemi itibariyle işsizlik oranı yüzde 12,3 olarak hesaplandı.

            Geçen yılın aynı döneminde işsizlik oranı yüzde 10,1 düzeyinde bulunuyordu.

            Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) üçer aylık dönemler itibarıyla her ay açıkladığı Hanehalkı İşgücü Anketinin, “Ekim-Kasım-Aralık 2008” dönemini kapsayan, “Kasım” sonuçlarına göre, bu dönemde iş gücüne katılım oranı ise yüzde 48,4 olarak hesaplandı.

            İşsizlik oranı kentlerde yüzde 14,2, kırsal kesimde yüzde 9,3 olarak belirlendi.

            2005 yılından itibaren Hanehalkı İşgücü Anketinin tahminleri, hareketli üçer aylık dönem ortalamaları esas alınmak kaydıyla aylık olarak yayınlanıyor.

            Bu seride ilgili üç aylık dönemin ağırlıkları, dönem ortası aya ilişkin nüfus projeksiyonları esas alınarak hesaplanırken, ifade kolaylığı açısından tahminler de dönem ortası ay adıyla ifade ediliyor.

            Yorum

            • PEHLİVAN
              Çalışkan
              • 13 Şubat 2009
              • 1138

              #21
              Dolari Kimse Tutamaz

              Prof. Dr. Osman Altuğ: "ABD, tüm şirketlere dünyadaki dolarlarınızı toplayın getirin mesajı verdi"
              Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Osman Altuğ, ABD ve Avrupa'nın küresel ekonomik krize yönelik tedbirlerinin kayıtlı ekonomide, işleyen bir yapıya uygun olduğunu belirterek, ''Seninki ters, senin ekonomin kayıt dışı, hiçbir şey belli değil. Sen onların uyguladığı tedbirleri uygularsan, ters sonuç verir'' dedi.

              Türkiye'nin bu süreci, ancak kendine özgü tedbirlerle aşabileceğini kaydeden Altuğ, vergi oranları düşürülerek, ekonominin kayıt altına alınmasının önemini vurguladı ve tedbirlerde önceliğin tarımsal üretime verilmesi gerektiğini söyledi.

              Küresel ekonomik krize ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Altuğ, kriz için dönüm noktasını, Lehman Brothers'ın 15 Eylül 2008'deki iflasının oluşturduğunu belirterek, öncelikle 14 Eylül 2008 tarihi itibariyle Türkiye ekonomisinin panoramasına bakmak gerektiğini belirtti.

              ''14 Eylül 2008 itibariyle bütçe açık, ödemeler dengesi açık, dış ticaret dengesi açık, istihdam dengesi işsizlik dolayısıyla açık, bankaların pozisyonu açık, hazinenin pozisyonu açık, Merkez Bankasının pozisyonu açık'' diyen Altuğ, böyle bir ekonominin 15 Eylül 2008'de ABD'ye endekslenemeyeceğini kaydetti.

              ''ABD'DEKİ KRİZ CAN SİMİDİ, TÜRKİYE ZATEN KRİZDEYDİ''

              Altuğ, şöyle devam etti:

              ''ABD'de kriz çıktı, onun için halimiz böyle diyemezsiniz. Demek ki Amerika'daki krizi, Türkiye'deki politikacı günah keçisi olarak kullanmayı tercih etti. ABD'deki kriz, adeta can simidi olarak sarılan bir mazeret. Türkiye zaten krizdeydi.

              Türk insanı zaten işsiz, yani 15 Eylül'den sonra işsiz kalmadı, 15 Eylül'den sonra bir miktar daha işsiz oldu ancak 13 milyon insan, 15 Eylül'den önce işsizdi. 18 milyon genç de bekar. İktisadi sistem, insanları mutlu etmek için kurulur. Türk insanı mutlu mu?''


              ''SADECE 250 BİN İŞLETMEDEN HESAP SORABİLECEK DURUMDAYIZ''

              İktisadi sistemin bir ''sosyal organizasyon'' olduğunu ve temel görevinin insanlara ''iş bulmak'' olduğunu vurgulayan Altuğ, şöyle konuştu:

              ''Helalinden iş bulmayı da kime havale etmişsin; özel sektöre. Özel sektörü de suçluyorsun, suçluyorsun; Diyorsun ki (Bunlar vergi kaçırıyor, kaçırmasa bütçemiz denk gelecek.) Peki kaç tane Gelir Vergisi mükellefi var? 70 milyon da 3,5 milyon. Bunun ne kadarı defter tutar? 250 bin tanesi bilanço esasına göre defter tutar. Yani topu topu Türkiye, sadece 250 bin işletmeden, banka, holding vs. hesap sorabilecek durumda. Geri kalanlarda hesap kitap yok. Ne yer, ne içer bilmiyorsun.''

              ''DOLARI KİMSE TUTAMAZ''

              Kriz sonrası alınan tedbirlere yönelik soru üzerine Altuğ, doların biraz yükseldiğini ancak hala manipüle edildiğini ve Merkez Bankası politikalarıyla daha fazla yükselmesine izin verilmediği söyledi.

              ABD'deki şirketlerin dünyadaki dolarlarını toplamaya başladığını, bu nedenle ''doları kimsenin tutamayacağını'' savunan Altuğ, şunları kaydetti:

              ''ABD'nin uyguladığı politika şu; kendi ülkesindeki şirketler zor durumda kalınca onlara borç verdi. 'Şimdi gidin bakalım dünyada ne kadar dolarınız varsa getirin, ben size bu borcu bağış olarak, yardım olarak vermedim. Dünyadaki dolarlarınızı toplayın gelin) dedi. Onlar da çıktılar dünya pazarına, dolarlarını topluyorlar. Türkiye'den de dolarlarını çekiyorlar. Dolayısıyla doları kimse tutamaz ama bunu kademeli olarak çekiyorlar.''

              ''IMF'İN DÜNYAYA VERDİĞİ MESAJ ÖNEMLİ''

              Ülkeden dolar çekildikçe, dolara ihtiyacın arttığını ve borç için IMF'e yönelindiğini öne süren Altuğ, IMF'nin borç veren bir banka veya şirket değil, kısa vadeli finansman açıklarını gidermeye yönelik bir fon olduğuna dikkati çekti.

              IMF'nin derecelendirme kuruluşu gibi de görev yaptığını ve bunun, borçlanmayı kolaylaştırdığını ifade eden Altuğ, şöyle konuştu:

              ''Onun verdiği bir mesaj var, siz borç talep ediyorsunuz ya, dünyaya yeşil ışık yakıyor. Dünya finans çevrelerine, 'Türkiye borcunu ödeyebilir bir ülkedir' diyor, bir tür derecelendirme kuruluşu olarak da görev yapıyor. Yani IMF'nin bizi kapıdan kovması veya bizim IMF'ye sen de kim oluyorsun falan dememiz, bizim alacağımız yeni borçların alınmasını güçleştirir bir, maliyetini artırır iki.''



              ''İLK ETAPTA TARIM DESTEKLENMELİ''


              Altuğ, Türkiye'nin ekonomik krizle mücadelesine yönelik soruyu yanıtlarken de, ''Türkiye yeniden yapılanma sürecine girecek. Bu da kayıtlı ekonomiye geçişle mümkün. Her anlamda kayıtlı ekonomiye geçmesi lazım'' diye konuştu.

              Bu çerçevede vergilerin, sigorta primlerinin aşağıya çekilmesi gerektiğini belirten Altuğ, ''Vergi alamadıkça insanlara ve ödeyenlere yüklenmemek lazım, dolaylı vergilerle millete zulüm yapmamak lazım. Bu iki yakayı biraraya getirmek lazım şimdi'' dedi.

              Her ülkenin kendi özel durumuna, koşullarına uygun tedbir üretmek zorunda olduğunu, ''konfeksiyon tedbirlerle'' sürecin aşılamayacağını vurgulayan Altuğ, şöyle devam etti:

              ''Avrupa'nın aldığı tedbirler, ABD'nin aldığı tedbirler, kayıtlı ekonomide şıkır şıkır işleyen bir ekonomik yapı içindir. Seninki ters, senin ekonomin kayıt dışı, hiçbir şey belli değil. Sen onların uyguladığı tedbirleri uygularsan, ters sonuç verir. Türkiye'nin kendine özgü durumu var ve bu özellikleri dikkate alarak, önlemler geliştirmemiz lazım.

              Örneğin en önce, ilk etapta tarımı teşvik etmeliyiz. İnsanların üretmesini sağlamamız lazım, tarım ürünlerinde ithale dayalı olmamız lazım.''

              Yorum

              • PEHLİVAN
                Çalışkan
                • 13 Şubat 2009
                • 1138

                #22
                Bankalar Altini Keşfetti

                Küresel finans kriziyle birlikte piyasalarda gözlenen belirsizlik yatırımcıları ''güvenli limanlar'' aramaya yöneltirken, son dönemlerde en çok kazanan yatırım araçlarından biri olan altına Türk bankaları da ilgi göstermeye başladı.


                Türkiye'de de güvenilir yatırım araçlarının başında gelen altın, artık birçok bankanın fonları ve mevduat hesapları arasına girmiş durumda. Yatırımcılar, her geçen gün değeri artan altına artık sadece ''yastık altı'' şeklinde değil, bankalarda hesap açarak ya da altın yatırım fonları alarak yatırım yapmayı tercih ediyor.

                AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye'de bankalar aracılığıyla yapılan altın yatırımları son yıllarda artış gösterdi. Bazı bankalar vasıtasıyla gram altın alım satımı yapılabilirken, altına dayalı hesaplar ile Türkiye'de binlerce ton olduğu ifade edilen yastık altı altının ekonomiye kazandırılması da amaçlanıyor.



                -İŞ BANKASI ALTINLA İLGİLİ YENİ ÜRÜN ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRMEYİ PLANLIYOR-



                İş Bankası nezdinde müşterilerin altın yatırımı yapabileceği Yatırım Hesabı Altın İşlemleri ve Altın Depo Hesabı olmak üzere iki farklı ürün bulunuyor. Hem altın depo hesapları hem de yatırım hesapları aracılığıyla kaydi ve fiziki alım satım işlemleri gerçekleştirilebiliyor.

                Altın depo hesaplarının 50 bin TL'si Tasarruf Mevduatı Sigortasına tabi olurken, yatırım hesapları aracılığıyla üç çeşit (5 gramlık, tam altın eşdeğeri ve yarım altın eşdeğeri) altın ürünü kaydi olarak alınıp satılabiliyor.

                İş Bankası yetkilileri, dünyanın ve Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik konjonktür dikkate alındığında, altın bankacılığı ile altına dayalı yatırım enstrümanların ve bu enstrümanlara olan ilginin önümüzdeki dönemde de artarak devam edeceğinin düşünüldüğünü ifade ederek, ''Bu ilgiye paralel olarak, altın ile ilgili yeni ürün çalışmalarımızın sürdürülmesi planlanmaktadır'' dedi.

                2008'in son çeyreği ve bu yılın Ocak ayında altın fiyatlarının geldiği seviyenin, altına olan ilgiyi ve altın piyasasındaki hareketliliği ''görülmemiş noktalara'' çıkardığını belirten yetkililer, şu görüşleri dile getirdi:

                ''Öyle ki, altın TL bazında tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Altın fiyatlarının geldiği yüksek seviyelere rağmen alternatif yatırım araçlarının getirisinin düşük olmasının, yatırımcıların altınlarını satma konusunda isteksiz davranmalarına neden olduğu gözleniyor. Altın fiyatlarındaki yükseliş hem bireysel hem kurumsal müşterilerin bu ürüne olan ilgilerinin artmasını sağladı. Altın yatırımı yapan müşteri sayısı yükseldi. Ancak bankalar aracılığıyla altına yatırım yapan müşteri sayısı henüz istenen düzeye gelmiş değil.''

                Yetkililer, altın fiyatlarındaki yükselişe karşın altını fiziken elde bulundurma geleneğinin bireylere kendilerini güvende hissettirmesi ve bankalarda para/kıymet bulundurma alışkanlığının yeteri kadar yerleşmemiş olması nedenleriyle ekonomiye kazandırılabilecek yastık altı altın tutarının sınırlı kalabileceğinin düşünüldüğünü kaydetti.



                -''BANKALARIN, ALTIN İŞLEMLERİNDE DAHA YOĞUN KULLANILACAĞI İNANCINDAYIZ''-



                Yapı Kredi'nin vadesiz ve vadeli altın mevduat hesabı bulunuyor. Ayrıca altınların çalınması gibi risklerden korumak amaçlı da bu hesaptan yararlanılabiliniyor.

                Güvenli bir şekilde miligram bazında döviz alır satar gibi altın alınmasını sağlayan vadesiz mevduat hesabı ile minimum 1 TL karşılığı miligram bazında altın işlemi gerçekleştirilebiliyor. Vadesiz altın hesabından Yapı Kredi'nin diğer tüm altın hesaplarına altın havalesi yapılabiliyor. Altınların çalınma riskinin bulunmadığı, altının gramajının az, düşük ayarlı ya da eski tarihli olması gibi durumlarla karşılaşılmadığı, ayrıca işçilik maliyeti ödemek gerekmediği belirtildi.

                Altın birikimlerine faiz alabilen vadeli mevduat hesabı ise, minimum 10 gram altın ile açılabiliyor.

                Yapı Kredi yetkilileri, banka olarak altın işlemlerinde önümüzdeki yıllarda da aktif bir şekilde yer almaya devam edeceklerini, mevcut durumda gerek fiziksel altın işlemlerinde gerekse kaydı işlemlerde piyasa paylarını artırmayı hedeflediklerini, hali hazırda altın hesapları ile ilgili yeni bir çalışmalarının bulunmamakla beraber değişen ve gelişen piyasa ihtiyaçlarına göre gerekli girişimleri yapabileceklerini söyledi.

                Yetkililer, Yapı Kredi'nin altın işlemlerinin diğer yatırım araçları gibi rahat ve anlaşılabilir şekilde gerçekleştirilebilmesi için gerekli her türlü teknolojik altyapıyı ve kolaylığı müşterilerine sağladığını kaydederek, ''Mevcut piyasa şartları göz önünde bulundurulacak olursa önümüzdeki dönem içerisinde bankaların, altın işlemlerinde daha yoğun olarak kullanılacağı inancındayız'' dedi.

                Son dönemde altın fiyatlarındaki artışın başlıca sebeplerinden biri olarak yatırımcıların küresel ekonomik kriz sebebiyle altına yatırımı güvenli bir liman olarak algılamasının gösterilebileceğini ifade eden yetkililer, bu noktadan hareketle önümüzdeki dönem içerisinde altın yatırımları için bankaların daha sıklıkla kullanılması ile halk arasında yastık altı yatırımı olarak tabir edilen yatırımların ekonomiye kazandırılmasının daha efektif bir şekilde gerçekleştirilebileceğini kaydetti.



                -''BANKALAR DAHA ÇOK DOLAYLI YÖNDEN YASTIK ALTI ALTINLARA ULAŞABİLİYOR''-



                DenizBank Ürün Geliştirme ve Yönetimi Bölüm Müdürü Ercüment Başkaya, banka bünyesindeki altın hesabı ile 10 gram ve katları şeklinde müşterilerine altın satışı yaptıklarını, söz konusu hesap ile müşterilerin düşük ayar riski ve saklama sorunu olmadan güvenle yatırım yapma imkanı bulduğunu söyledi.

                Başkaya, bankalar aracılığıyla yapılan altın yatırımlarının son yıllarda gözle görülür oranda artış gösterdiğini kaydederek, bankaların yatırımcılara sunduğu altın mevduatı ürününün aynı zamanda mevduat sigortası kapsamı dahilinde yer aldığını, yatırımcıların piyasaya oranla daha karlı alım satım imkanı bulabildiğini belirtti.

                Bankaların yatırımcılara altın mevduat hesabı gibi bir seçenek sunması ve avantajlarının, altın yatırımına ilgi duyan yatırımcıları cezbettiğini dile getiren Başkaya, Eylül ayından bu yana altının, TL karşısında yüzde 60'a yakın değer kazandığını, artışla birlikte krizin de etkisiyle yastık altı altınların kuyumcular aracılığıyla piyasaya girdiğini anlattı.

                Darphane yöntemiyle basılan çeyrek ve cumhuriyet ya da ziynet eşyası olarak kullanılan altınların bankalar aracılığıyla ekonomiye kazandırılmasının kuyumcular vasıtasıyla dolaylı yoldan gerçekleştiğini belirten Başkaya, şöyle devam etti:

                ''Kuyumcular, satın aldıkları hurda gibi altınları Türkiye'de bulunan rafineriler yardımıyla külçe haline getirip Kapalıçarşı piyasasında ya da bankalar aracılığıyla ellerinden çıkarıyorlar. Bu altınlar da İstanbul Altın Borsası üyesi banka ya da döviz büfesi şirketleri aracılığıyla Borsada işlem görüyor. Yani bankalar daha çok dolaylı yönden yastık altı altınlara ulaşabiliyor.''



                -AKBANK DA ALTIN HESABI DÜŞÜNÜYOR-



                Akbank Bireysel ve Şirket Bankacılığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Galip Tözge ise, Akbank B Tipi Altın Fonunun içeriğinde yüzde 95-100 arasında altın bulunduğunu ifade ederek, fon büyüklüğünün, yatırımcıların beğenisine sunulduğu tarihten itibaren devamlı artan bir trend izlediğini, bugün Akbank B Tipi altın fonundaki yatırımcı sayısının 3 bin civarında ve fon büyüklüğünün 25 milyon TL olduğunu bildirdi.

                Tözge, geçen yıl fonun getirisinin yüzde 29,11 olduğunu, 4 Şubat 2009 itibariyle ise son bir yıllık getirinin yüzde 35'e ulaştığını kaydederek, ''Kriz döneminde altın fonuna olan ilgide hem büyüklük hem müşteri sayısı olarak bir artış gözlemliyoruz. Örneğin; 4 Şubat itibariyle son bir yılda altın fonu yatırımcı sayımız yüzde 91, büyüklüğü ise yüzde 103 artış gösterdi'' diye konuştu.

                Altının sadece kriz dönemlerinde değil, her dönemde talep göreceğini ve Türk yatırımcılarının bu araca yönelik ilgilerinin azalmayacağını, bu nedenle altın ve altına dayalı enstrümanlara ilişkin ürün yelpazelerini genişletmeyi düşündüklerini, altın hesabının da bunlardan biri olduğunu belirten Tözge, Türkiye'de altın hesabı/fonları yatırımcılarının sayısının arttığını vurguladı.



                -''ALTINA DAYALI YATIRIM FONLARINDA 10 BİNE YAKIN YATIRIMCI MEVCUT''



                Galip Tözge, ''En azından halka açık verilerden Türkiye'deki altına dayalı yatırım fonları büyüklüğünün ve yatırımcı sayısının 2 katına yakın arttığını görüyoruz. Türkiye'de altına dayalı yatırım fonlarında 10 bine yakın yatırımcı mevcut. Ancak bu rakam Türkiye gibi altına yatırımın çok yaygın olduğu bir ülke için yine de çok küçük. Alışkanlıklar gereği, altına yatırım halen fiziken yapılıyor. Bu durum, uzun vadede altına dayalı finansal enstrümanlar açısından ciddi bir potansiyel olduğunu gösteriyor'' şeklinde konuştu.



                -HALKBANK TASARLAMA AŞAMASINDA-



                Şu anda altın hesabı olmayan Halkbank ise altın ile ilgili yeni bir mevduat ürünü tasarlama aşamasında. Banka, söz konusu ürünü bu yılın ilk yarısında uygulamaya almayı hedefliyor.

                Halkbank yetkilileri, iyi bir kampanya, pazarlama faaliyeti ile altına ilişkin bankacılık ürünlerinin ön plana çıkarılmasının mümkün olabileceğini kaydetti.

                Yorum

                • PEHLİVAN
                  Çalışkan
                  • 13 Şubat 2009
                  • 1138

                  #23
                  Yine Not Spekülasyonu

                  Geçen hafta ortasında Güney Afrika'nın kredi notunun kırılabileceği endişeleriyle başlayan ve TL dahil Avrupa gelişen ülke para birimlerine sıçrayan spekülasyon, cuma günü durulduktan sonra bu sabah yeniden hızlandı.


                  Hareket bu kez Polonya Zlotisi üzerinde yoğunlaşırken TL'de dolar karşısında değer kaybediyor. % 3 ile en hızlı gerileyen zlotinin ardından Macar Forinti ve Güney Afrika Randı % 1,5-2 ile izliyor. Hareketlilik önce ruble ve Çek Kronu'na, ardından İsveç ve Norveç Kronu'na da sıçradı.

                  Dolar-TL ise 1,67'ye çıktı.

                  Geçen hafta istikrar kazanmaya başlayan rublede önce hafif bir değer kaybı vardı. Ruble-dolar 35'in altındaydı, ancak öğle saatlerinde de Rusya'da da devalüasyon hızlandı ve ruble-dolar 35'in üzerine çıktı.

                  ABD'nin tatil olmasıyla borsalar daha sakin bir seyir izliyor ancak ABD bankalarıyla ilgili kaygılar, cuma günü Wall Street'te gelen satışların ardından bugün de endeksler üzerinde baskı yaratıyor.

                  İMKB-100 Endeksi ilk seans 25 bin puanın altına geriledi. Endeks ilk seansı 24,905 puanla % 1,17 kayıpla kapadı.

                  Avrupa borsalarında endeksler % 0,5-1 civarında ekside. Kamulaştırma korkuları bankacılık sektörüne geri dönerken, Daimler hisseleri düşerken Avrupa hisseleri de düşüş gösterdi.

                  HBOS'un Cuma günü 2008'de beklenenden daha çok zarar açıklayacağını açıklamasından sonra bankanın İngiltere hükümeti tarafından tamamen kamulaştırılacak olması kaygısı, Lloyds hisselerinin %10.6 düşmesine neden oldu. Lloyds, HBOS'u devralmıştı.

                  Barclays'in hisseleri %5.8 düşerken Royal Bank of Scotland'ın hisseleri %3.2 geriledi. Sunday Times, RBS'in ciddi maliyet azaltma önlemleri açıklayacağını duyurdu.

                  Deutsche Bank hisseleri ise %3.3 düştü. J.P Morgan analistleri bankanın ek 5 milyar euro sermayeye ihtiyaç duyabileceğini ve net varlık değerinin, Deutsche Postbank'ta gerçekleşmemiş kayıpları ya da yapılandırılmış kredileri yansıtıyormuş gibi görünmediğini belirtti.

                  Daimler hisseleri %3 gerilerken bunda UBS'in tavsiyesini aldan nötre indirmesi etkili oldu.

                  Öte yandan petrol üreticileri baskı altındaydı. Total hisseleri %1.1 düştü.

                  Asya borsaları da kötü gelen Japon GSYİH'nın güveni sarsmasıyla genelde düşüşle kapanmıştı.

                  ABD borsaları bugün tatil.

                  Yorum

                  • PEHLİVAN
                    Çalışkan
                    • 13 Şubat 2009
                    • 1138

                    #24
                    ASO Başkanı: `Kriz derinleşiyor`

                    Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, Kasım 2008 döneminde yüzde 12.3’e yükselen işsizlik oranını değerlendirdi. “Kriz derinleşiyor, yangın biran önce kontrol altına alınmalı” diyen Özdebir, iç talebi canlandırıcı adımlar atılması gerektiğini söyledi.

                    Aysel ALP / HÜRRİYET

                    Yüzde 12.3’lük işsizlik rakamının kayıtlı işsizleri ifade ettiğini ve bir de iş bulmaktan ümidini kesenler bulunduğuna dikkat çeken Özdebir; işsizliğin bugünkü boyuta geleceğinin belli olduğunu anlattı.

                    Kasım’da kapasite kullanım oranlarının yüzde 72.9’a; Aralık’ta yüzde 64.7’ye Ocak’ta 63.8’e düştüğünü anımsattı. İmalat sanayi ağırlıklı sanayi üretim endeksinin Aralık ayında yüzde 20 küçüldüğünü belirten Özdebir; “İstihdamın ağırlıklı kısmı sanayide. Dolayısıyla burada rakamlar kötüleştikçe işsizlik rakamları da kötüleşiyor. Sanayi üretimi Kasım’da yüzde 13.9 küçüldü. Bu küçülmeler sürdükçe işsizlik de o oranda artacak. Kriz gittikçe derinleşiyor. Her geçen gün krizin telafisi zorlaşıyor, maliyetleri artıyor” dedi.

                    Belediye harcamalarına dikkat

                    Hükümetin öncelikle yangını kontrol altına alması gerektiğini vurgulayan Özdebir; bugüne kadar BDDK ve Merkez Bankası’nın para politikasıyla ilgili doğru adımları attıklarını ancak krizin sadece para politikası önlemleriyle atlatılamayacağını söyledi.

                    Bunun için maliye politikalarının devreye girmesi gerektiğinin altını çizen Özdebir, “Hükümet bütçe olanaklarıyla ilgili siyasi tercihler yapabilmeli. Ancak orada bazı noktalar var; IMF’den siyasi mülazahalara kadar çeşitli faktörler var. Bütçe imkanları yerel yönetimlere kontrolsüz kullandırılmamalı. Geri dönüşümü hızlı, gerçekten katma değer yaratacak; genel ekonomiye destek olacak projeler desteklensin. Yoksa kaldırım taşı değiştirmenin ekonomiye ciddi katkısı olmaz ama taşı değiştirene katkısı olur” dedi.

                    Ümidimizi kaybetmeyelim

                    Türkiye’nin genç ve dinamik bir nüfusa sahip olduğunu, bu nedenle de ümidin kaybedilmemesi gerektiğinin altını çizen Özdebir; “İş hacminin yüzde 90’ını iç talep oluşturuyor. Bunu canlandırabilirsek krizden az etkilenerek çıkabiliriz. İnsanları satın almaya teşvik edecek düzenlemeler yapılmalı. Örneğin 2001 krizinde otomotivde ÖTV ve KDV indirimi yapılmıştı. Daha dar zaman aralıkları için, benzer düzenlemeler çeşitli sektörler için de yapılabilir” dedi.

                    Ankara’da işsizlik sayısında son dönemde artış olduğunu; büyük işyerlerinin toplu işten çıkarmalar için ilgili yerlere başvurduklarını ancak işlemlerin biraz uzun sürdüğünü belirten Özdebir; kendi üyeleri içinde bazı köklü firmaların ‘pes etme’ noktasına yaklaştıklarını söyledi.

                    Nefes aldırır

                    Kısa çalışma ödeneğine ilişkin düzenlemenin bir nebze nefes aldıracağını da belirten Özdebir, bürokrasiden şikayet etti. Yaklaşık bir ay önce Çalışma Bakanlığı ile ücretli meslek edindirme kursları konusunda bir protokol imzaladıklarını anımsatan Özdebir; tüm hazırlıkların bitmiş olmasına karşın hala kursları açamadıklarını söyledi. Söz konusu kurslarla kişilerin vasıflarını artırarak daha kolay iş bulmalarını sağlamayı hedeflediklerini anlatan Özdebir; beyaz yakalılar için de kurs açacaklarını duyurdu.

                    Yorum

                    • PEHLİVAN
                      Çalışkan
                      • 13 Şubat 2009
                      • 1138

                      #25
                      Rusya Daha Tehlikeli Olabilir

                      Amerikalı milyarder George Soros, petrol fiyatlarının düşmesinin yeni bir jeopolitik durum oluşturduğunu, petrol üreten ülkelerin kaderinin bir anda değiştiğini söyledi.

                      Vedomosti'de yer alan Soros'un makalesine göre, petrol fiyatlarında yaşanan düşüş İran ve Venezüella gibi ülkeleri daha az tehlikeli hale getirecek. Rusya ise zor günler geçirecek

                      Yorum

                      • PEHLİVAN
                        Çalışkan
                        • 13 Şubat 2009
                        • 1138

                        #26
                        Dolar üç haftanın, faiz bir ayın zirvesinde

                        Küresel riskten kaçınma eğilimine bağlı olarak gelişmekte olan para birimlerinden sermaye çıkışı Türkiye'de de finansal piyasaları olumsuz etkiledi. Dolar son 3 haftanın en yüksek seviyesi olan 1.67 TL'ye yükselirken, gösterge tahvilde işlem bazında bileşik faiz ise valörlü işlemlerde son 1 ayın en yüksek seviyesi olan yüzde 15,55 seviyesini gördü. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası da (İMKB), günü yüzde 1,14 düşüşle 24.911 puandan tamamladı. Hafta sonu gerçekleşen G-7 zirvesinden çıkan sonuçların beklentileri karşılamaması sonucunda dün gelişmekte olan ülke borsaları gerilerken, yurtiçinde de bankacılık sektöründe geri dönmeyen kredilerle ilgili endişeler ve IMF anlaşması ile ilgili belisizlik, borsanın düşmesinde etkili oldu.

                        Dövizde tansiyon yüksek
                        Yurtdışında yaşanan gelişmeler sonucu iç payasada döviz piyasasında tansiyon yükseliyor. Banakalararası piyasada cuma günü 1.64 TL seviyesinde olan dolar, dün 1.67 TL'nin üzerine yükseldikten sonra 1.66 TL'li seviyelere geriledi. Dolar, yaklaşık 3 hafta önce 26 Ocak'ta 1.6725 lira seviyesinden işlem görmüştü. Cuma günü yüzde 15,20 seviyesinde olan 3 Kasım 2010 vadeli gösterge kıymetin ortalama bileşik faizi ise dün yüzde 15,33 seviyesine yükseldi. Gösterge tahvilde valörlü işlemlerde ise bileşik faiz en son 15 Ocak tarihinde gördüğü yüzde 15,50 seviyesinin üzerine çıktı.

                        Yorum

                        • PEHLİVAN
                          Çalışkan
                          • 13 Şubat 2009
                          • 1138

                          #27
                          Yabancı Türkiye'den çıkmayı planlamıyor

                          Yatırımcıların yüzde 92'si kendilerini önümüzdeki 6 ay içinde net alıcı olarak konumladırırken, yüzde 88'i de gelecek 6 ay içinde Türkiye'den çıkmayı planlamıyor.

                          Küresel ekonomideki bozulmayla birlikte beklentileri kötüleşen yabancı yatırımcıların Türkiye'ye ilgisi devam ediyor. Deloitte Türkiye tarafından yayınlanan "2009 İlk Yarı Yıl Girişim Sermayesi Güven Araştırması", araştırmaya katılan yabancı yatırımcıların yüzde 92'sinin önümüzdeki 6 ay içinde kendilerini net alıcı olarak konumlandırdıklarını, yüzde 88'inin de Türkiye'den çıkmayı planlamadığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, Türkiye'ye yatırım yapanların yüzde 46'sı 2009'un ilk yarısında yapacakları yatırımın 100 milyon dolar ve üzerinde gerçekleşeceğini, yüzde 17'lik kesim ise yatırım miktarının 25 milyon dolar ve altında kalacağını söyledi. Araştırmaya katılanların yüzde 21'i önümüzdeki altı ayda satın alımların artacağını düşünürken, yüzde 67'si ise azalacağını söyledi.

                          Kısa dönemde iyimserlik zor
                          Yatırımcıların yüzde 79'u yılın ilk yarısında ekonomik koşulların kötüleşeceğini düşünürken, yüzde 63'ü ise yatırım yapılan şirketlerin performansında azalma bekliyor. Araştırmaya göre, borç finansmanı sağlama veya yeni fon bulma konusunda iyimser yanıt verenlerin oranı yüzde 4 seviyesinde kaldı. Önümüzdeki kısa dönem için iyimser olmanın çok zor olduğunu belirten Deloitte Türkiye Kurumsal Finansman Sorumlu Ortağı Anthony Wilson, "Belirsizliklerden dolayı yatırımcılar işletmeler için iyi fiyat teklifleri yapmaya gönüllü değiller ve aynı zamanda şirket sahipleri de işletmelerini ucuza satmaktan korkar durumdalar. Yine de yatırımcıların Türkiye'deki işletmelere uzun vadede güven duydukları ve belirsizlik azaldığı zaman yatırıma tekrar başlayacakları çok açık" dedi.

                          Yorum

                          • PEHLİVAN
                            Çalışkan
                            • 13 Şubat 2009
                            • 1138

                            #28
                            Krizde hangi noktadayız

                            Söz verdiğimiz gibi, Türkiye ekonomisinin krizde hangi noktada olduğuna bakmak istiyoruz. Çok önceden 2008 yılının son çeyreği ve 2009 yılının ilk yarısında ekonomimizin sert bir daralma sürecinden geçeceğini söylemiştik. Dolayısı ile, bu döneme ait veriler beklediğimiz yönde gelirken bugünkü yazımızda özellikle daralmanın hangi boyutta olduğuna ve bir dip yapma sinyali verip vermediğine bakacağız. İlk tespitimiz, üretim daralmasının 2001 krizindeki düzeyine henüz ulaşmadığı (veya ulaşmayabileceği) yönündedir. Sanayi üretimi aralıkta yıllık bazda yüzde 17,9 düşerken, mevsimsel düzeltilmiş verilere göre de önceki aya göre yüzde 4 gerilemiştir.

                            Düşüş hız kesebilir
                            Mevsimsel düzeltilmiş sanayi üretim endeksinin Temmuz 2008'deki tepe noktasına göre toplam düşüş yüzde 13,7'ye ulaşmıştır. 2001 krizi sırasında sanayi üretim endeksinin tepe ve dip noktası arasındaki değişim yüzde 16 ile daha yüksek seviyedeydi. İkinci tespitimiz ise, ocak ayında sanayi üretimindeki yıllık bazda düşüşün hız kesebileceği şeklindedir. Zira, ocak ayı kapasite kullanım oranı geçen yılın aynı ayına göre 16.5 puan düşerek yüzde 63,8 ile ekonomik aktivitedeki zayıflığın altını çizmekle birlikte, mevsimsellikten arındırıldığında buradaki bozulmanın hız kestiği izlenmektedir. Ankette, bizim öncü olarak kabul ettiğimiz ocak ayı üretim durumuna ilişkin değerlendirmeler aylık bir üretim artışına işaret etmekte, yani ocak ayında sanayi üretimindeki yıllık bazda düşüşün hız kesebileceğini düşündürmektedir. Bu da ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın 2009'un ilk çeyreğinde daha da derinleşmeme ihtimaline yönelik olumlu bir sinyal olmuştur. Ancak, bu gelişmelerin ikna edici olması için hem diğer verilerin de destekleyici olduğunu hem de bu eğilimin önümüzdeki aylarda da devam ettiğini görmek gerekir.

                            Cari açık geriliyor
                            Büyüme görünümü bu şekilde gelişirken, makro görünüm açısından önemli diğer alanlarda hakim eğilimlerin korunduğu izlenmektedir. Kısacası, cari açıkta iyileşme sürerken, cari açığın finansmanında ve bütçe dengelerinde kötüleşme eğilimi devam etmektedir. 2008 yılında cari açık 41.4 milyar dolar olmuş ve GSYH'ye oranla önceki yıla göre 0.3 puan azalarak yüzde 5,5'e gerilemiştir. Bu eğilimin bu yıl da korunarak cari açığı 12.9 milyar dolar veya GSYH'ye oranla yüzde 2,1'e kadar geriletmesini bekliyoruz. Finansman tarafında ise, son üç ayda kaynağı saptanamayan döviz girişleri resmi ve banka döviz rezervlerindeki azalışı sınırlarken, kredi kanalında beklediğimiz gelişmeler gözlenmeye devam etmiştir. Burada, şirketlerin uzun vadeli kredi geri ödemelerinin ancak yüzde 89'unu borçlanabildikleri ve toplamda uzun zamandır ilk defa net borç ödeyicisi (0.6 milyar dolar) oldukları görülüyor. Bankalar ise kasımda olduğu gibi aralıkta da yüklü miktarda geri ödeme yapmaya (kasım-aralıkta net geri ödeme 4.1 milyar dolar) devam etmişlerdir. Önümüzdeki dönemde dış borç çevirme oranının hangi düzeye kadar gerileyeceği, bu yıl finansman açığının ne boyutta oluşacağı konusunda kritik önemde olmaya devam etmektedir.

                            Borçlanma ihtiyacı artar
                            2009 yılı bütçe performansı için ilk gösterge olan ocak ayı bütçe sonuçları ise, hedefler açısından sarsıcı ancak mevcut eğilimlerin devamı açısından sürpriz olmayan gelişmelere sahne olmuştur. Kamu sektörü faiz dışı fazlası GSYH'ye oranla yüzde 1,7'ye gerileyerek 2009 yılı hedefi olan yüzde 3'ün çok uzağında kalmıştır. Daha kötüsü, herhangi bir önlem alınmadığı durumda, bu oranın yüzde 1'e, hatta bunun altına doğru düşmesi ihtimalini yüksek görmemiz, mali performans göstergelerinde en kötüyü henüz görmediğimizi düşündürmüştür. Sonuçta bu gelişmelerin kısa vadedeki en önemli yansıması, Hazine'nin borçlanma programı üzerinde görülecektir. Mayıs ayına kadar Hazine'nin itfalarının düşük olması bu anlamda rahatlatıcı olsa da, orta vadede iç borç çevirme oranlarının yükselmesi, piyasa faizleri üzerinde baskı yapabilir. Mali performanstaki bozulmayı telafi edecek önlemlerin alınmamasının, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile anlaşmayı da zora sokacağını düşünürsek, buradan sağlanacak kredi imkanının ortadan kalkması da borç çevirme oranlarında yukarı yönlü baskıyı artıracaktır. Ayrıca, Hazine'nin borçlanma ihtiyacındaki artış, mali baskınlığın artması ile aynı zamanda bankaların kredi verme imkanlarını da azaltabilir.

                            Bir program uygulanmalı
                            Sonuç olarak, ABD'de uzun zamandır beklenen destek paketlerine verilen ilk tepkinin olumsuz olmasına bu aşamada fazla bir önem verilmemesinden yanayız. Ancak, paketin zaman içinde uygulamayla beraber ileriye yönelik beklentileri olumlu etkilemesi küresel resesyondan çıkış için ilk şartlardan biri olacaktır. Geçen hafta Türkiye ekonomisinden gelen olumlu sinyalin (ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın 2009'un ilk çeyreğinde daha da derinleşmeme ihtimali) güç kazanması da bir ölçüde buradaki olumlu gelişmelere bağlı olacaktır. Elbette bir şartla. Cari açıktaki iyileşmeyi bir fırsata dönüştürürken, cari açığın finansmanında ve mali performansta olumsuz gidişatı tersine çevirebilecek bir programın uygulamaya konmasıyla.

                            Yorum

                            • PEHLİVAN
                              Çalışkan
                              • 13 Şubat 2009
                              • 1138

                              #29
                              Moskova'da 300 Banka Kapanabilir

                              RUSYA parlamentosu alt kanadı Duma bankaların sermayelerinin 180 milyon ruble (yaklaşık 5 milyon dolar) çıkartılmasını ön gören yasayı kabul etti.

                              Böylece, Rusya’da bini aşkın bankadan 300’ü piyasadan çekilecek. Merkez Bankası’na göre bu şekilde bankacılık sektöründe istikrarın oluşması için önemli bir adım atılmış olacak. Ria Novosti ekonomi uzmanlarından Anatoli Gorev, konu ile ilgili kaleme aldığı analizde, yeni yasanın 1 Ocak 2010 yılına kadar bankaların sermayelerini 90 milyon rubleye (2.5 milyon dolar), 1 Ocak 2012 yılına kadar da 180 milyon rubleye (5 milyon dolar) çıkarmalarını istediğini, bu sermaye artışına en az 300 bankanın dayanamayacağını yazdı.

                              KARAR ÜLKEDE TARTIŞILIYOR

                              GOREV’E gore, Merkez Bankası’nın talebi ile alınan karara göre yüzlerce banka kapanacaK. Yapılan değişiklikle 150 banka yıl sonuna kadar, 2012’ye kadar da yine 150 banka piyasadan çekilecek. Bölge Bankaları Kurulu Başkanı Anatoli Aksakov, yasanın olumsuz sonuçları olduğunu belirtti. Aksakov ‘Küçük bankalar kalkınmamış bölgelere destek sağlıyor. Piyasanın oluşması için ekonomilerine katkıları büyük. Sermaye sınırı konulmasının ardından bu bankalar kapanacak. Bu kimin işine yarayacak anlamıyorum’ itirazını dile getirdi.

                              Yorum

                              • PEHLİVAN
                                Çalışkan
                                • 13 Şubat 2009
                                • 1138

                                #30
                                Kötü krediler Türk bankalarını vurdu

                                Financial Times (FT) gazetesi, 2008’in son çeyreğinde kötü kredilerdeki büyük artışın Türk bankalarını vurduğunu belirtirken, ‘Türk bankaları, kötü kredilerin sıcağını hissediyor’ dedi

                                MİLLİYET

                                Bankaların, kârları azaldığı 4. çeyrek sonuçlarına dikkat çekilen haberde Türk bankalarının, Batılı bankaların sorunlarını yaşamadıkları ve hâlâ sağlıklı kredi-mevduat ve sermaye yeterlilik oranlarına sahip oldukları kaydedildi.

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information