Cafe ELİT

Collapse
This topic is closed.
X
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • tarık37
    Yasaklı
    • 07 Mayıs 2009
    • 9126

    #4726

    Yorum

    • tarık37
      Yasaklı
      • 07 Mayıs 2009
      • 9126

      #4727


      Peki diğer ülkelere nazaran İsrail’de kanser vakalarının bu kadar az olmasının sebebi nedir?

      İsrail’de kanser vakalarına kemoterapi ya da radyoterapi uygulanmadığına dair güçlü iddialar var. Bu uygulamaların insan sağlığını daha fazla tehdit ettiği ve hastayı zayıf düşürdüğü düşünülüyor. Ülkede kanser nedeniyle ölüm oranının düşük olması iddiaları güçlendiriyor.

      İSRAİL’DE KANSER NASIL TEDAVİ EDİLİR?

      İsrail’de kanser hastalarının, alternatif tıp yöntemleri ile tedavi edildiği söyleniyor. Bunlardan birkaçı:

      – Bitkisel kürler ve kolloidial gümüş suyu ile vücudun zehirlerden tamamen arındırılması (detoksifikasyon)

      – Sağlıklı beslenme (hayvansal gıdalar olmaksızın bazik besinler diyeti)

      – Bioenerji tedavisi ile vücudun titreşim ve elektromanyetik akımı dengelenerek ruh ve beden sağlığının onarılması.

      İSRAİL’İN TEDAVİ KONSEPTİ BİZLERDE NEDEN UYGULANMIYOR?

      Bu sorunun cevabı geleneksel tıbbın, ilaç lobisinin ve dünya politikasının kemoterapi + radyoterapi + cerrahi uygulamalar + morfin gibi yöntemleri, dünyadaki Yahudi olmayan nüfusa dayatma olarak veriliyor. İlaç lobisinin tedavi yöntemlerine tüm zamanların en devasa ticaret kaynağı olarak bakılıyor. Zararsız, etkili ve bütüncül onarıcı tedavilere karşı olan ilgisizliğin ana sebebi bu devasa ticaret olarak görülüyor. Çünkü kalıcı ve ilaç lobisine bağımlı hastalıklar olmazsa, bu devasa ticaret yok olur deniyor.

      “KELİME OYUNLARIYLA “TEDAVİ EDİLDİ” ALDATMACASI”

      Kemoterapi ve radyoterapi ile tedavi gören hastaların aslında tedavi olmadığı belirli kelime oyunlarıyla aldatıldığı iddialar arasında. Konu şu örneklerle anlatılıyor:

      “‘İyileşme’ ya da ‘kansersiz’ tanımı istatistiklerde şu şekilde yazılarak yeniden tanımlanıyor: “Kanser teşhisinden sonra 5 yıl yaşadı”. Fakat bu durumda hasta 5 yıl içerisinde yine de kanser olabilir. Hastalara kanser tedavisinin sözde başarısını sunan bu tür istatistiklerde, hastanın kaç yıl yaşadığından ziyade, tedavinin gerçek başarısını tespit etmek için “kaç yıl kansersiz“ kaldığını bilmesi son derece önemli bir unsur değil midir?

      Yorum

      • tarık37
        Yasaklı
        • 07 Mayıs 2009
        • 9126

        #4728


        Ağız birliği etmişçesine insanımız diyor ki;

        "Rüya mı gördük biz, hayal mi, yoksa bir karabasan mı?"

        Hayır, bu bir rüya, karabasan filan değil. Acısı sonradan ortaya çıkacak ağır gerçektir. Sadece bireylere özgü de değildir.Halkta, devlette, ordu da, gelecekte ve bekadadır. Bu kadar ağır bir travma, duygusal hezeyanlarla, sosyal medya kurgularıyla geçmez dostlar.

        VAKUM artık ortadadır.Hem fiziki varlıkta, hem komuta kontrol, planlamada ve uygulamada, hem de ruh ve moralde.

        Hasar tespiti acilen yapılmalıdır.Bir de gereği.Nasıl Iraklı yaşaya yaşaya geliştirdiği travmalarla, şüphelerle, zanlarla, inançsızlıklarla, güvensizliklerle ve düşmanlıklarla, birbirine ordusuna ve devletine inanmayı ve güvenmeyi bir tarafa bırakmış, sonra da IŞİD'in önünden kaçmışsa, bir kısmıyla da aynı IŞİD'e katılmışsa, darmaduman dağılmışsa, kurda kuşa yem olmuşsa, bir gecede yaşadığımız bir travma üzerinden, ağır büyük ve hızlı tehlikeler dibimizde ve içimizde beklemektedir.

        Ordusuna güvenmeyen ve inanmayan bir halk.

        Halkına inanmayan ve güvenmeyen bir ordu.Kendine inanmayan ve güvenmeyen bir Silahlı Kuvvetler.Benim bugün en büyük korkum budur.Ve bu korkumun altı boş değildir.

        Bugün Türk askerinin üniformasını sırtına geçirmiş silahını gasp etmiş Fetocu çeteleri dövmekle, küfretmekle, elinden silahını almakla başlayan süreç, başta terörle mücadele görevlerindeki aksaklıklar, görev konvoyunun önünü kesmek, markete giden askere ekmek vermemek, kıtasına giden askeri geciktirmek gibi örneklerle, bir başka şekilde kendini göstermiştir.

        Bir başka tarafıyla, 'gerekçe, maske ve mazeretler üzerinden' TSK ve Mehmetçik bir linç harekatıyla karşı karşıyadır.

        Bütün bu yaşananlar asimetrik veya doğrusal, bilinçli ya da bilinçsiz, karşılıklı bir güven ve inanç bunalımına gebedir.

        "Şu andaki gözaltı ve tutuklamalara göre" 650 binlik Türk ordusunun ancak % 1'ini kendine angaje ederek ortaya çıkan Fetocu darbe girişiminin asli iradesi, darbeyi başaramasa bile ürettiği etki ile zafer kazanma derdindedir.

        Kamu diplomasisi, psikolojik savaş, algı operasyonları, etki ajanlığı, nüfuz casusluğu, bilgisizlik, bilinçsizlik ve şuursuzluk sosyal medya ve sokak devrededir.

        Bir de ekstıralar var, tavanın diğer balıkları yani: PKK'sı, IŞİD'i, HBDH'sı ve daha nicesi. Milli gücü hedef alan ya da alacak içimizden, bölgeden ve küreden olası saldırılar.

        Dedim, ama tekrar diyeceğim: Görevinin başında duran, dağları taşları sınırları, vatanı ve geleceği tutan % 99 Mehmetçik zan altında bırakılmıştır, asker güven ve inanç bunalımının eşiğindedir.

        Mehmetçiklerin üreyen kırgınlığını, uyanan hislerini çok detaylandırmayacağım, ama siz sadece şunu bilin dostlar.

        Çok üzgünler, çok yılgınlar.

        Fetocu pisliğin üzerlerine yığılmasına da çok kırgınlar.

        Siz duydunuz sadece, yaşamadınız, etkilerini tam da anlamadınız, ama onlar canlarını vererek yaptıkları bir mücadelede, başta FTÖ olmak üzere nice saldırıya maruz kaldılar.

        Tek başına şu yeter: Kumpaslarla 650 bini birden koca bir hapishaneye tıkıldılar.

        Yalnızlıklarını, üzüntülerini, sahipsizliklerini sineye çekip; "Ne olursa olsun 'Vatan için, devlet için, millet için, bayrak için, inanç için, onur ve şeref için, silah arkadaşlığı için, Allah hakkı için' mücadeleye devam" dediler.

        Sürekli, ama sürekli şüphelerle, zanlarla, iftiralarla, itibarsızlaştırmalarla, etkisizleştirmelerle karşı karşıya kaldılar.Gene sineye çektiler, gene yılmadılar.

        Küresel iradeler ve çeteleri sistematik saldırılarla, güçlerini, morallerini, savaşma azim ve iradelerini kaybetmesini istedi.

        En sonra yığınaklı 'sözde' isyan günleriydi.

        Türkiye'yi bölünmekten beter edecek, kırsal ve kırsala dayalı şehir terörü başladı.

        Polis kardeşleriyle birlikte, merminin, roketin, el bombasının, karpuzun önden mi, arkadan mı, sağdan mı, soldan mı, çaprazdan mı, alttan mı, üsten mi geleceği, bubinin mayının EYP'nin hangi adımda patlayacağı bilmeden ölüm alanlara daldılar.

        Mermi yediler, havalara uçtular.Deşilmiş bedenleriyle şehit düştüler, parçalanmış kafaları kolları bacaklarıyla havalara uçuştular.

        Harp tarihinde görülmemiş bir meskun mahallin talimnamesini kanlarıyla yazdılar. Gidenler gitti ya, kalanlar deşilmiş bedenlerle havalara uçuşan kollarla, bacaklarla, kafalarla yaşıyorlar hala.

        Hala o yaşadıklarıyla, dağlardalar, taşlardalar.

        Mücadeleye devamlardalar.Ama bu darbe yok mu!Sonrasında yaşananlar yok mu!

        Feto'nun darbe girişimi üzerinden üreyen zan, şüphe, inançsızlık ve güvensizlik Mehmetçik'i artık çok kötü vurmuştur.

        Yıllardır türlü türlü tezgahlarla böğründen hançerlenen Mehmetçik, şimdi tam kalbinden vurulmuştur.

        Ve bunun Mehmetçik'te bir karşılığı vardır.Hem de çok çok çok tehlikeli bir karşılık.Kumpaslarla başlayan bu yılgınlık, bu darbenin asimetrik etkileri üzerinden bir dağ olup milletin üzerine yıkılır.* *****

        "Fitne katilden beterdir" der, büyükler.Bir kötü bin iyiyi bozar.Ricat bir kişiyle başlar.

        Mehmetçik'in kendini sahipsiz hissetmesi bizi bozar beyler, hanımefendiler.

        Dirliği, birliği, varlığı, vatanı ve devleti bozar.

        Çil yavrusu gibi dağıtır bizi.Ağlarsın Iraklı, Suriyeli gibi.Ama artık geri getiremezsin.

        "Bitti artık" dersin, Iraklı general gibi.

        Son; "Ayağına sıkma" derim.


        Ama yetmez bu söz.

        Namluyu kafamıza dayayıp, bence tetiğe asılmayalım.

        ***Peki ya sen Mehmetçik!Her sahipsiz bırakmamıza, her zannımıza, her şüphemize, her inançsızlığımıza, her güvensizliğimize rağmen.

        BİZİ BIRAKMAZSIN DEĞİL Mİ

        Yorum

        • tarık37
          Yasaklı
          • 07 Mayıs 2009
          • 9126

          #4729

          Yorum

          • tarık37
            Yasaklı
            • 07 Mayıs 2009
            • 9126

            #4730

            http://www.ensonhaber.com/hdpli-sirr...016-07-20.html

            Yorum

            • tarık37
              Yasaklı
              • 07 Mayıs 2009
              • 9126

              #4731


              Artık ne kadar kolay kullanılıyor bu 'iç savaş' kavramı...
              Bu öylesine tehlikeli bir kavram ki, kullandıkça daha çok yaklaşırsınız, daha çabuk olağanlaşır...
              Zaten sosyal anlamda son derece kırılgan bir zeminde yaşıyoruz...
              Sadece 'sismik' değil, kaşınması son derece müsait 'etnik' fay hatlarına da sahibiz...
              Ayrıca bu kırılganlığı tetikleyebilecek bir bölgenin kıyısında yer alıyoruz...
              Şimdi her zamankinden daha fazla akla ve o akla uygun dile ihtiyacımız var...
              Siyasî iktidarın bir artık şımarıklığa dönen bir zafer sarhoşluğu içinde davranması ülkeyi normalleştirmez, tam tersine daha da uzağa savurur...

              PKK hem İmralı'dan hem Kandil'den hep aynı mesajları verdi yıllarca...
              Bu sütunlara da taşımıştık: "Ya darbe, ya iç savaş!.." 6-7-8 Ekim olayları 'iç savaş' için çok önemli bir provaydı...Bunun içerdiği en kestirme mesaj şuydu: "Bizimle anlaşmak mecburiyetindesiniz!.." Anlaşma dedikleri, 'demokratik cumhuriyet'ti, 'özerklik'ti... Bunun bir sonraki adımı da çok net belliydi... PKK yöneticilerinin diline bakarsanız 'iç savaş ve darbe' tehdidinin ne kadar yaygın ve yerleşik olduğunu görebilirsiniz...


              *Ülkeyi yakıp yıkan olayları, bizim her şeyi küçültmeye hazır güvenlik siyasetimiz 'vandallık' olarak değerlendirmişti...

              Bu kadar basit değildi oysa, arkasından Sur gelecekti, Cizre gelecekti, Yüksekova gelecekti, Silvan gelecekti, Nusaybin ve diğerleri gelecekti...'İç savaş' şayiaları ve Ankara'daki 'devlet otoritesi'ni sarsma girişimlerini BOP'un 'sınır değişiklikleri' hedefinden ayrı düşünmek bir zekâ problemi olacağına göre Ankara'ya tarihinin en büyük görevlerinden birisi düşüyor...

              'Darbe'yi atlatmayı sadece kendi gücü olarak görebilecek ve buna göre davranabilecek bir siyasî iktidar, gelişmeleri Türkiye lehine çevirmeyi becerebilir mi?

              Önce de vurgulamaya çalışmıştım, Şam ve Bağdat'taki otoritelerin sarsılmasıyla elde edilen 'iki parça'ya, Türkiye'den koparılmaya çalışılan 'üçüncü' parçanın eklenmesi için yıllardır büyük oyunlar oynanıyor...Ankara defalarca aldatıldı bu konuda... Birlikte oturulan masalarda zafer nârâları bizimkilere attırıldı...

              Halkın önemli bir kesimi ikna da oldu, 'terör problemi bitiyor, analar ağlamayacak' diye... Bugün sonuç ortada...Karşımızda artık 'terör üretme ve iç savaş çıkarma' potansiyeli daha artmış bir PKK var... Üstelik bu tehdide son dönemde IŞİD de eklendi... Burada artık iktidara düşen, zaten kırılgan olan zemini güçlendirmek adına 'taraftar bloke etmek' değil, toplumsal bütünleşmeye hizmet edecek adımlar atmak ve ona uygun dil kullanmaktır... Kalkışma karşısındaki ortak tavır fırsat bilinip buna uygun davranılmazsa, endişemiz o ki, kitleler arasındaki 'etnik, mezhebi, siyasî vs gerginlikler' mevcut duvarları daha da kalınlaştıracaktır...***Bu arada bir hatırlatmada bulunalım: 'Meral Akşener tehlikesi'ni bertaraf etmek ve 'fırsat bu fırsat' diyen ve şu puslu havadan yararlanmak isteyen kimileri akıllarınca Akşener'le cuntacılar arasında bağ kurmaya yönelik iftiralar atıyorlar..."Ben Başbakan olacağım" demiş ya, büyük suç burada işte!.. Öyle dediğine göre herhalde darbecilerin Başbakanı olacakmış!.. Bu kafaya göre Meral Akşener, dünya darbeler tarihinde Başbakan olacağını aylar önce ilân etmiş ilk darbe Başbakanı olacaktı herhalde!..Müfteriler 'kendisini aylar önceden ihbar eden Başbakan' komedisinde düştükleri rezilliğe bile aldırış etmiyorlar... Bu iftira kampanyası yeni değil zaten, aylardır var ve 'kendilerince haklı' siyasî gerekçelere dayanıyor...

              Endişe ediyorlar ve bu en ciddi siyasî rakibi, konjonktürün etkisiyle itibarsızlaştırmayı umuyorlar...Bütün müfteri ve ispiyonculara şu soruyu soralım yine: Madem Akşener cemaate yakın bir isimdi, tıpkı Tuğrul Türkeş'e olduğu gibi Meral Akşener'e neden Başbakan Yardımcılığı teklif edildi?Şurası kesin: Talihin varsa rakibin mert olacak... Çünkü rekabetin en alt derecesi müfterilik ve ispiyonculuktur... Utanmazlığa bir standart getirilmeli ve bir dibi olmalı artık!..

              Yorum

              • tarık37
                Yasaklı
                • 07 Mayıs 2009
                • 9126

                #4732

                Yorum

                • tarık37
                  Yasaklı
                  • 07 Mayıs 2009
                  • 9126

                  #4733

                  Yorum

                  • tarık37
                    Yasaklı
                    • 07 Mayıs 2009
                    • 9126

                    #4734

                    Yorum

                    • tarık37
                      Yasaklı
                      • 07 Mayıs 2009
                      • 9126

                      #4735
                      Neden tek bir siyasetçi yok?

                      15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasından sonra Türk Silahlı Kuvvetleri'nden, Türk polis teşkilatından, Diyanet'ten, bakanlılardan, belediyelerden, üniversitelerden, hastanelerden, eğitim kurumlarından, medyadan, yargıdan hatta yüksek yargıdan binlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı.

                      Peki, neden tek bir siyasetçi yok?

                      Adına Cemaat deyin, Paralel Yapı deyin, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) deyin yani ne derseniz deyin bu darbe girişiminin arkasından binlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı ve işten atıldı.Türkiye'de Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi, darbeci vatan hainlerinin mal varlıklarına el konuldu.Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yüzlerce özel okul, hastane, üniversite kapatıldı.İş adamları da paylarını aldı ve FETÖ'ye himmet adı altında bağışlar yapan, yardım ve yataklık eden iş adamları da gözaltına alındı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 17-25 Aralık darbe girişiminden bu yana FETÖ'nün üzerine büyük bir cesaret ve kararlılıkla gidiyor.15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında da kuşku yok ki Erdoğan'ın korkusuz tepkisi var.FETÖ mensubu teröristler yıllardır Türkiye'nin güvenlik kurumları başta olmak üzere örgütlenmişler.Bu örgütlenme 30-35 yıl öncesinden başlamış."Abi" kod adlı örgüt liderleri özellikle fakir ailelerin çocuklarına el atmışlar. Onları örgüte ihtiyaç olduğu anda biat edecek bir şekilde din ile iman ile kandırarak eğitmişler.

                      PKK teröristleri dağlarda eğitirken FETÖ, teröristlerini devlet kurumları içinde, özel sektörde de kurumlar kurarak bunların bünyesinde eğitmiş.PKK terör örgütünün tüm teröristleri Türk askeri, Türk polisi ve MİT gibi kurumlar tarafından adım adım takip edilirken, "Abi" liderliğinde örgütlenen FETÖ'den ne siyasetçilerin ne de istihbarat kuruluşlarının haberi olmuş.

                      Peki, bir başına Fethullah Gülen Türkiye'de yaklaşık 150 milyar dolarlık bir serveti ve darbe girişimine kalkışacak bir örgütlenmeyi yakalanmadan nasıl başarmış?Bugün Fethullah Gülen'in hamisi olan Amerika'nın açık desteği varken bu sorunun yanıtı da açık değil mi?Peki, bir daha düşünün bakalım hangi siyasetçi gözaltına alındı?Ben yanıt vereyim tek bir siyasetçi yok bu FETÖ'cülere destek verdiği için gözaltına alınan.Tek bir siyasetçi desteği olmadan Cemaat nasıl oluyor da Türkiye'de bu kadar geniş bir yelpazede hele hele Türk Silahlı Kuvvetleri gibi bir kurum içinde de bu denli güçlü yer alabiliyor?İşte tüm bu gelişmeler doğrultusunda FETÖ'ye destek veren, koruyan kollayan hatta onların hukuk dışı Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Fenerbahçe, ODA TV gibi operasyonlarını radyo ve televizyonlarda savunan siyasetçiler bugün neredeler?

                      Bırakın medya yayınlarında desteklemeyi, kitaplar yazarak FETÖ'nün hukuk dışı operasyonlarının tetikçiliğini yapan siyasiler neden ellerini kollarını sallayarak aramızda geziyorlar?Eğer FETÖ ile mücadelede kesin sonuç alınmak, Türkiye'de bu kalleş, kahpe darbeci örgütün kökü kazınmak isteniyorsa, öncelikle bu siyasilerin de yargıya hesap vermeleri gerekmektedir.

                      Yorum

                      • METE99
                        Aktif
                        • 29 Mart 2014
                        • 224

                        #4736
                        Kürtlerin yüzde onu terörist. Kalan yüzde doksanı terörü lanetliyor,onun için de gidip PKK'ya oy veriyor.!!..
                        Her terör haberinden sonra bu yalandan bir draje içelim.
                        Sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalı..

                        Yorum

                        • tarık37
                          Yasaklı
                          • 07 Mayıs 2009
                          • 9126

                          #4737

                          http://www.ensonhaber.com/orduda-ask...016-07-31.html

                          Yorum

                          • tarık37
                            Yasaklı
                            • 07 Mayıs 2009
                            • 9126

                            #4738

                            http://www.ensonhaber.com/imrali-hey...016-07-31.html

                            Yorum

                            • tarık37
                              Yasaklı
                              • 07 Mayıs 2009
                              • 9126

                              #4739

                              Yorum

                              • tarık37
                                Yasaklı
                                • 07 Mayıs 2009
                                • 9126

                                #4740

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information