Sağlık Haberleri..

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • naz
    Aktif
    • 17 Ağustos 2008
    • 373

    #61
    Kadınla erkek arasında 35 fark...

    ''Kadınla erkeğin farkı mı? Bundan basit ne var, biri göğüslü kalçalıdır, öteki bıyıklı sakallı...'' diye kestirip atanlardansanız, çok yanılıyorsunuz. Çünkü bilim dünyası yıllardır inceleyip arıyor bu
    farklılıkları. Her geçen gün de yenilerini buluyorlar. Ancak şu 35 fark hiç değişmiyor. Buyurun okuyun...

    1) Ergenlik Sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır.Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yağ bezlerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına,dolayısıyla da sivilceye neden olur.
    2) Vücut Kokusu: Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.
    3) Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler.Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır.Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.
    4) Spor: Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdırlar.
    5) Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır.Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır.Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88.Bu değer kadınlarda 130/80'dir.
    6) AIDS: Her dört AIDS hastasından sadece biri kadındır. Nedeni ise kadınların baskın olan X krozomundan iki tane taşımasıdır. Çünkü bir sağlıklı, bir hasta gene sahip olsalar bile sağlıklı gen hasta gene />baskın çıkar ve hasta değil taşıyıcı olurlar. Erkeklerde ise Y geni hastalıklı X genini baskılayamaz.
    7) Yüzme Yeteneği: Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.
    8) Yaş Dönümü: Kadınlar menopoz döneminde ateş basması, uykusuzluk, şişmanlama, gece
    terlemeleri ve vajina kuruluğu gibi belirtiler yaşarlar. Erkekler andropoz denen yaş döneminde hemen hemen hiçbir bedensel belirti yaşamazlar.
    9) Vücut Isısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.
    10) Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70'i sudan ibarettir.Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.

    11) İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır,
    eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri daha esnektir.
    12) Ses Telleri: Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.
    13) Vücudun Ağırlık Noktası: Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası
    erkeklerinkinden daha aşağıdadır.
    14) Duyu Organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşı daha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.
    15) Enerji Harcaması: Erkekler hareketsiz halde,vücudun metrekaresi başına ortalama 39,5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2700 kalori, kadınınki 2000 kaloridir.
    16) Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27'sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15'tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3,5 kg daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça,
    baldır ve göbekte yoğunlaşır.
    17) Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.
    19) Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.
    20) Kromozomlar: Erkek ve dişilerde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinden iki tane cinsiyet hormonu vardır ki; bu erkekte XY, kadında XX olarak bulunur.
    21) Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.
    22) Deri: Erkeklerin toplam 1,8 metrekare, kadınların 1,6 metrekare derileri vardır. Kadını derisi daha ince ve kuru,bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla
    olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.
    23) Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.
    24) Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar; çünkü metabolizmaları daha hızlıdır.
    25) Antikorlar: Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.
    26) Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar.Genellikle de saat 19.00-22.00 arası.
    27) Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha ağırdır. Buna karşılık kadınlarda iki yarım küre arasındaki iletişim daha iyidir.
    28) Safrakesesi Taşı: Kadınların yüzde 20'sinde, erkeklerin yüzde 8'inde safrakesesi taşı oluşur.
    29) Kalp Atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar: Dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80'dir.
    30) Gelişme: Buluğ çağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10'a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız
    çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşında bu gelişme durur.
    31) Sıcaklık Duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soğuğa daha dayanıklıdırlar.
    32) Yaşlanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün
    yüzde 90'ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70'ine sahiptir. 35 yaşındaki
    bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadınınkine eşdeğerdir. Buna karşılık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanıp kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını pmikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.
    33) Kaslar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas gücüne sahiptir.Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha
    güçlüdürler.
    34) Yaşam Süresi: Erkeklerin ortalama omrü 71,5 yıl, kadınların 78 yıldır.
    35) Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup 12 bin litredir.
    istedigini soyleyen istemedigini isitir

    Yorum

    • teselli
      Tecrübeli
      • 16 Nisan 2009
      • 355

      #62
      Kalın Bağırsak, Karaciğer ve Safra Kesesi Temizleme Usulleri

      Kalın Bağırsak, Karaciğer ve Safra Kesesi Temizleme Usulleri




      İnsanlar yaşam enerjilerini devam ettirebilmek için beslenir ve nefes alır. Günümüzde tüketilen gıdalar ve solunan hava sağlıklı değil. Aynı zamanda hayat ritmini günlük yaşam içinde düzenleyememenin tesiriyle stresin de etkisi altında kalınıyor.



      Bu nedenle vücudun, metabolizma ritmi bozulur. Bu durum insan vücudunu psikolojik ve metabolik toksin içinde bırakır. İşte bu gibi nedenlerden dolayı insanlar hastalanmamak veya hastalıklardan korunmak için kendi vücudunu temizlemeye mecburdur.



      30 yaşından sonra insan vücudunun temizlenme ihtiyacı daha fazla artırmaktadır. Bunun sebebi bu dönemde koruma direncinin zayıflaması nedeniyle hastalık, rahatsızlık ve diğer olumsuzlukların oluşma oranının daha fazla olmasıdır. İnsan vücudunu koruma ve tedavi için psikolojik ve metabolik olarak temizlemek gerekir.



      İnsan vücudunda fizyolojik temizleme sıralamasında ilk olarak kalın bağırsak, karaciğer ve safra kesesi gelmektedir.



      Kalın Bağırsak






      Kalın bağırsak insan vücudunda emme, boşaltma, ayırma, mikroflora, ısıtma, enerji oluşturma, stimüle etme gibi birçok fonksiyona sahiptir. İnsanların genel olarak algıladıkları gibi kalın bağırsağın sadece boşaltım fonksiyonu yoktur. Ayni zamanda kalın bağırsak bir gaita deposu değildir. İnsanlar doğru beslenmedikleri için metabolizmalarının diğer fonksiyonel özelliklerini azaltmakta veya tamamen yok etmektedirler. Bu özellikleri tekrar kazanmak için kalın bağırsağı temizlemeye mecburdurlar. Kalın bağırsak temizlenmeden karaciğer temizliği yapılamaz.



      Kalin Bağirsak Stimüle Sistem:



      1-Tiroid Bez

      2-Karaciğer,

      3-Safra Kesesi,

      4-Kalp,

      5-Akciğer,

      6- Mide,

      7-Dalak,

      8-Pankreas,

      9-Böbrek Üstü Bezi,

      10-Böbrek,

      11-Cinsel Bezi,

      12-Yumurtalık,

      13-İdrar Kesesi,

      14-Prostat,

      15-Cinsel Organlar



      Kalın bağırsak kirliliği üzerine oluşan hastalıklar: Boyalı alanlar kalın bağırsakta pisliklerin birikim yerlerini, fekal taşları, balgam ve karazar dokusunu göstermektedir.

      Karaciğer

      Karaciğerin, sindirim, kan dolaşımı, metabolizma ve detoksikasyon gibi görevleri vardır. Bütün damarlarda dolaşan kan karaciğerden geçer ve burada kontrol edilir. Sadece kalın bağırsağın alt rectus collum parçasının kanı karaciğerden geçmemektedir. Karaciğer, kalın bağırsak içindeki zehirli maddelerin zararlı etkilerini azaltmakta veya tamamen yok etmektedir. Aynı zamanda kan, lenf ve safra hücresi üretildiği; karbonhidrat, protein, yağ, su, mineral, pigment, vitamin ve hormonların sentezlerinin son aşamasının yapıldığı organdır. Bu sentezlerin son aşamasında insan vücudu için zararlı olan üre meydana gelmektedir. Oluşan üreyi laktik aside çeviren ve böbreklerden atılmasını sağlayan organ karaciğerdir. Karaciğer insan metabolizmasının iç dengesini tutmaktadır. Karaciğer oluşturduğu safranın bir bölümünü safra kesesi içinde, diğer bölümünü ise onikiparmak bağırsağından sindirime vermektedir.

      Safra Kesesi

      Safra kesesi karaciğerde üretilen safrayı depo eder. Safra bağırsaklardan sindirime katıldığında:

      Sindirilmekte olan gıdaların asit seviyesini nötralize eder.

      Yağların formatını değiştirir ve emilim için hazırlar.

      Kalın bağırsağın peristaltik hareketini sağlar.

      Fazla kollestrinin dışarı atılmasını sağlar.

      Karaciğerin safra üretimi, beslenmeye göre değişiklik gösterir. Açlık ve vücut sıcaklığının artması üretilen safra miktarını azaltır. Bunun tam tersi şeklinde vücut sıcaklığı azalınca ya da protein ve yağ bakımından zengin gıdalar alındığında safra üretimi yükselir. En fazla yükselmeye yağlı yiyecekler neden olur. Bu yüzden safranın üretimi insan metabolizması için önemlidir. Ne zaman karaciğer fonksiyonlarında bozukluk meydana gelirse safra üretimi de bozulur ve vücudun diğer fonksiyonları da bundan olumsuz yönde etkilenir.

      Her insan doğru beslendiğini düşünebilir ama beslenme ne kadar sağlıklı olsa da vücutta devamlı toksin oluştuğu için bu organları her sene 1 defa olmak üzere temizlemek gerekir. Bu temizleme belli bir usulle ve sıralama ile yapılır. Bu usul ve sıralamaya dikkat edilerek yapılan vücut temizliğiyle insan sağlığı korunabilir ve sahip olunan bazı hastalıklardan kurtulma söz konusu olur.
      http://www.maranki.com/31_Kalin-Bagirsak,-Karaciger-ve-Safra-Kesesi-Temizleme-Usulleri.html
      "Şerefli bir ölüm yaşamanın en güzel ifadesidir."

      'Tecrübe;istediklerinizi elde edemediginizde kazandıklarınızdır..'

      Yorum

      • mehmetcengiz
        Katılımcı
        • 15 Nisan 2009
        • 112

        #63
        Kayıp molekülü Türk doktoru buldu


        Bilim, varlığını bildiği ama bulamadığı bir genin peşinde idi. Harvard Üniversitesi doktorlarından Prof. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi, bu geni buldu. İşte genin özellikleri.




        Şişmanlık , şeker ve kalp hastalıkları üzerine araştırma yapan Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi, besinlerin vücutta tahribat yapan etkilerini ortadan kaldıran "STAMP2" geninin, kanserle de ilişkisi olduğunu tespit etti.

        Hotamışlıgil, "STAMP2" adı verilen molekülün, en fazla, karın içi yağında üretildiğini ve yemek yendikten sonra arttığını ve öğün aralarında ise düştüğünü tespit ettiklerini söyledi. Sadece karın içindeki yağlarda bulunan bir molekül olan STAMP2’nin düzeyinin yemek yendiği zaman arttığına dikkat çeken Hotamışlıgil, şöyle konuştu:

        "Sanki vücudu, gelen besinlere karşı hazırlıyor. Yemekten 1-2 saatten sonra tekrar normal düzeye dönen ilginç bir molekül. Bir öğrencim, bir yeni hayvan modeli geliştirdi. Fareden bu geni çıkardı. Bu gen olmayınca hayvanda, hiçbir ek müdahale yapmadan, yüksek kalorili gıda vermeden, normal günlük gıdasını aldığı halde 3 ay içinde karaciğer yağlanması, şeker hastalığı, kalp hastalığı ve yüksek kolesterol ortaya çıktı. O da bize gösterdi ki, çok uzun yıllardır bilimin aradığı gizemli bir molekül ortaya çıktı."

        KANSER VE ŞİŞMANLIK

        Bu çalışmalar sırasında, Oslo Üniversitesi’nde kanser alanında uzmanlaşmış Prof. Fahri Saatçioğlu’nun da aynı geni bulduğunu öğrendiklerini belirten Hotamışlıgil şunları söyledi: "Prof. Dr. Saatçioğlu, aynı geni prostat kanseri üzerine çalışırken ortaya çıkardı. Birlikte çalışmamızın nedeni, iki ayrı noktadan gelip aynı geni bulmuş olmamız. Şişmanlayınca kanser riski çok yükseliyor. Karaciğer kanseri riski 5-6 misline çıkabiliyor, sindirim sistemini ilgilendiren kanserlerin riski 2-4 kat artabiliyor. Kadında meme erkekte prostat kanseri riski yükseliyor. Neden şişmanlık kanser gelişimini tetikliyor bu bilinmiyor."

        "Biz STAMP2 genin bununla ilgili çok önemli bir ipucu olacağını düşünüyoruz" diyen Hotamışlıgil, "Çünkü metabolizmayı kontrol eden bir molekül, aynı zamanda tümörleri de kontrol ediyor. Sanki tümörlerin enerji sayacı gibi çalışan bir molekül bu. Onu kapatabilirsek, enerjisizlikten tümörleri öldürmek belki mümkün olabilecek" diye konuştu.

        aLINTI
        ''Taşı delen suyun kuvveti değil,DAMLALARIN sürekliliğidir.''

        Yorum

        • simurg
          Administrator
          • 10 Mart 2007
          • 9248

          #64
          Salgın artık durdurulamaz

          Salgın artık durdurulamaz



          Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Başkanı Margaret Chan, "domuz gribinin yayılmasının artık durdurulamaz bir hal aldığını" bildirdi.





          BBC'nin haberine göre, hastalığı geçirenlerin büyük bölümünün hafif belirtiler gösterdiğine dikkat çeken Margaret Chan, risk taşıyan grupların zaten sağlık sorunları olan kişiler ve hamile kadınlar olduğunu kaydetti. Chan, bu gruptaki kişilerin kendilerini kötü hissetmeleri durumunda, derhal hekim gözetimine girmeleri uyarısında bulundu. Margaret Chan, hastalığa neden olan A tipi H1N1 virüsünün şu ana kadar 100 ülkede saptandığını açıkladı.
          İngiltere Sağlık Bakanı Andy Burnham da, İngiltere genelinde domuz gribi vakalarının hızla artmakta olduğunu dile getirdi. Burnham, "Eğer bu hızla devam ederse, Ağustos ayına kadar günde 100 bin yeni vaka yaşanabilir" diye konuştu. Şu ana kadar 7 bin 500'e yakın vakanın saptandığı İngiltere'de üç ölüm olayı yaşandı.
          Dünya genelinde 77 bin domuz gribi vakası saptandı ve 332 kişi hastalık nedeniyle hayatını kaybetti.
          ''H1N1 VİRÜSÜNÜN YAKINDAN İZLENMESİ GEREKİYOR''
          Bilimsel araştırmalar, Türkiye dahil birçok ülkede görülen ve domuz gribine yol açan H1N1 Influenza A virüsünün mevsim değişikliklerinde ortaya çıkan normal grip virüsü gibi yayılamayacağını gösteriyor.
          ABD'de yapılan konuya ilişkin genetik analiz ve laboratuvar deneyleri normal virüsün geçişkenliğini (kolayca yayılmasını) sağlayan yapısına nazaran H1N1 virüsünün genetik yapısında eksiklik bulunduğu, bu nedenle geçişkenliğinin normal grip virüsü kadar olmadığını ortaya koydu.
          Hollandalı araştırmacılar ise, H1N1 virüsüyle ilgili çalışmalarında, burunda virüsün uzun süre kalabileceği uygun bir ortam bulunduğunu, buradaki kalış süresi uzadıkça daha kötü sonuçlara yol açma ve yayılma olasılığının arttığını belirledi
          ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkeziden (CDC) Dr.Terrence Tumpey, ''makaleleri yayımlanan her iki araştırmanın da H1N1 virüsünü yakından takip edilmesi gerektiğini gösterdiğini'' söyledi.
          *DOMUZ GRİBİ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLER İÇİN TIKLAYINIZ...
          Çalışmalarında, hayvanlardan birindeki normal grip virüsünün aynı ortamı paylaşan tüm hayvanlara geçtiğinin, H1N1 virüsünün ise aynı durumda 9 hayvandan 6'sına geçebildiğinin belirlendiğini söyleyen araştırmacılar, benzer şekilde bir aile ortamında da normal gribin diğer aile üyelerine bulaşmasının yüzde 20 ila 30 oranında olduğunu, H1N1 virüsünde ise bu oranın çok daha düşük olduğunu kaydetti.
          Virüsle ilgili araştırma grubunun başkanlığını yapan Dr. Tempey, 1918, 1957 ve 1968 yıllarındaki grip salgınlarındaki virüslerde 'PB2' olarak adlandıran özel bir gen bulunduğunu anımsatarak, H1N1'de bu genin bulunmadığına da dikkati çekti.
          Virüsün yakından izlenmesi gerektiğini vurgulayan Tempey, mutasyona (değişime) uğrayarak daha hızlı ve kolay yayılabileceği olasılığının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Tempey, Japonya ve Danimarka'daki iyi ayrı vakada mutasyona uğrayan virüsün kullanılan ilaçtan etkilenmeyecek hale dönüştüğünün belirlendiğini anımsattı.
          Araştırmalarda, H1N1 virüsünün ince bağırsakta yaşayabileceğini, normal grip virüsünün ise bunu yapamadığını dile getiren Tempey, bunun da birçok H1N1 vakasında görülen mide bulantısı ve ishalin neden kaynaklandığına açıklık getirdiğini kaydetti.
          Harvard Üniversitesi ile Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Sağlık Bilimleri ve Teknolojisi Bölümü tarafından yapılan ortak çalışmada ise, H1N1 virüsünün yüzeyinde bulunan ve yeni ulaştığı bölgeye (insan solunum yolları) yapışmasını sağlayan proteinin çok etkili olmadığı tespit edildi. Araştırmacılar, virüsün, insanın solunum yolunda yüzeye yapışmaya çalıştığını, ancak bunun çok kısıtlı olarak yapabildiğini kaydetti.
          Grip virüslerinin çok çabuk mutasyon geçirebildiğine de işaret eden araştırmacılar, bu nedenle benzeri araştırmalardaki ''virüsün yakından izlenmesi gerektiği'' yönündeki tespiti teyit etti.
          "VİRÜSÜN KONTROL ALTINA ALINMASI İHTİMALLER ARASINDA BULUNMUYOR"
          İngiliz hükümeti, domuz gribi vakalarının sürekli artmasının ardından, virüsün kontrol altına alınmasının ve yayılmasının sınırlandırılmasının artık ihtimaller arasında bulunmadığını açıkladı.
          İngiltere Sağlık Bakanı Andy Burnham konuyla ilgili açıklamasında, virüsün yayılmasını önlemek ve hastalananların tedavisiyle ilgili yaklaşımın değişeceğini belirterek, ülkede virüsün Ağustos ayı sonu itibariyle günde 100 bin kişiyi etkileyebilecek bir hızla yayılır hale gelmesi ihtimaline dikkati çekti.
          Burnham, hastalığın yayılımının bu hıza ulaşması halinde, hastalık belirtileri gösteren kişilere domuz gribi virüsü taşıyıp taşımadıklarını anlamak için test yapılması ya da bu kişilerin yakınlarına antiviral ilaç kullandırılması gibi önlemlerin söz konusu olamayacağını söyledi.
          Böylelikle Milli Sağlık Sistemi (NHS) üzerinde oluşan aşırı iş yükü ve baskının hafifletilmiş olacağını ifade eden Burnham, bu açıklamanın, virüsün daha öldürücü hale geldiğini göstermediğini, sadece ''artık kontrol altında tutulamadığını'' vurgulamak üzere yapıldığını bildirdi.
          Bu çerçevede NHS'nin ilgili telefon hatlarını arayarak, hastalık belirtileri gösterdiğini söyleyen kişilere test yapılıp, hastalığın varlığı kesinleştirilmeye çalışılmayacak. Bunun yerine NHS'nin ilgili birimleri harekete geçerek, başvuran kişiye antiviral ilaçlar gönderecek ve hastanın evinden çıkmadan tedavi edilmesine çalışılacak.
          Söz konusu uygulamanın öncelikle Londra ve Glasgow'da başlatıldığını belirten yetkililer, ülkenin diğer bölgelerinde ise şimdilik test ve hasta yakınlarına antiviral ilaç kullandırılması uygulamasına devam edildiğini kaydetti.Bu arada hastalığın görüldüğü okulların kapatılması uygulamasının da süreceği ifade edildi.
          Öte yandan İngiltere'de domuz gribine karşı kullanılacak aşının üretim çalışmalarının sürdüğü, yıl sonuna kadar 60 milyon domuz gribi aşısının kullanıma hazır hale getirilmesinin beklendiği bildirildi.
          Birleşik Krallık'ta salgının başladığı Nisan ayından bugüne kadar kesinleşmiş vaka sayısı 7 bine ulaştı. Dün sadece İngiltere'de doğrulanan vaka sayısı 458 olarak belirlendi. Ülkede bugüne kadar domuz gribinden ölenlerin sayısı ise üç oldu.
          British Medical Journal adlı tıp dergisinin bin yetişkin arasında yaptırdığı anketin sonuçları, ülkede nüfusun sadece yüzde 2'sinin hastalıkla ilgili olarak ''büyük korku yaşadığı'', nüfusun yüzde 24'ünün de hastalığın hızla yayılmasından ''endişe duyduğu'' bildirildi.
          Nüfusun yüzde 75'i ise salgının ortaya çıkmasından bu yana el yıkamak dahil, hiçbir günlük alışkanlığını değiştirmediğini, yani yapılan hiçbir hijyen uyarısını dikkate almadığını söyledi.
          Sabah
          https://twitter.com/keyborsa_simurg

          Yorum

          • simurg
            Administrator
            • 10 Mart 2007
            • 9248

            #65
            Bilim dünyasını sarsan keşif

            Bilim dünyasını sarsan keşif



            İnsanın kan ve doku DNA’sı aynı değil





            Kanadalı bilimadamları, insan vücudundaki kan ve doku hücrelerinde bulunan DNA’ların farklı olduğunu keşfetti. McGill Üniversitesi’nden Dr Morris Schweitzer liderliğindeki bir ekip tarafından yapılan araştırma “Human Mutation” dergisinde yayınlandı.
            Bilimadamları, abdominal aort anevrizması (AAA) hastalığının genetik nedenlerini araştırıyordu. Hücrenin ölümünde rol oynayan BAK genini inceleyen uzmanlar, bu genin, kan hücrelerinde ve doku hücrelerinde iki farklı yapıda olduğunu farketti. Bunun üzerine sağlıklı kişilerden de kan ve doku hücreleri alındı. Bu kişilerde de iki farklı DNA yapısı saptandı.
            Hastalıkların genetiği, canlılardan doku almak zor olduğu için kan üzerinden yürütülüyordu. Kan ve doku DNA’sının aynı olduğu varsayılıyordu. Araştırmanın doğrulanması halinde, genetik konusunda tüm araştırmaların ve verilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir. Bu durumda adli tıp DNA testleri de şüphe uyandırıyor. Doku ve kandan alınan DNA karşılaştırmaları geçerliliğini koruyacak mı, yoksa yeni testler geliştirilmesi mi gerekecek.
            Hürriyet
            https://twitter.com/keyborsa_simurg

            Yorum

            • MAGGGMA
              ...................
              • 12 Haziran 2007
              • 1375

              #66
              simurg Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
              Bilim dünyasını sarsan keşif



              İnsanın kan ve doku DNA’sı aynı değil





              Kanadalı bilimadamları, insan vücudundaki kan ve doku hücrelerinde bulunan DNA’ların farklı olduğunu keşfetti. McGill Üniversitesi’nden Dr Morris Schweitzer liderliğindeki bir ekip tarafından yapılan araştırma “Human Mutation” dergisinde yayınlandı.
              Bilimadamları, abdominal aort anevrizması (AAA) hastalığının genetik nedenlerini araştırıyordu. Hücrenin ölümünde rol oynayan BAK genini inceleyen uzmanlar, bu genin, kan hücrelerinde ve doku hücrelerinde iki farklı yapıda olduğunu farketti. Bunun üzerine sağlıklı kişilerden de kan ve doku hücreleri alındı. Bu kişilerde de iki farklı DNA yapısı saptandı.
              Hastalıkların genetiği, canlılardan doku almak zor olduğu için kan üzerinden yürütülüyordu. Kan ve doku DNA’sının aynı olduğu varsayılıyordu. Araştırmanın doğrulanması halinde, genetik konusunda tüm araştırmaların ve verilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir. Bu durumda adli tıp DNA testleri de şüphe uyandırıyor. Doku ve kandan alınan DNA karşılaştırmaları geçerliliğini koruyacak mı, yoksa yeni testler geliştirilmesi mi gerekecek.
              Hürriyet
              Anlaşılan ceplerimiz daha fazla yanacakDaha fazla test daha fazla para;)

              Yorum

              • kemal erdem
                Aktif
                • 15 Mayıs 2009
                • 224

                #67
                Semizotunun sağlığımız için yararlarını biliyor musunuz?


                Prof. Dr. Erdem YEŞİLADA
                eyesilada@yeditepe.edu.tr
                alinti:star


                Yol kenarları, hatta boş kalmış saksılar, hemen her yerde bitiveren arsız bir bitki, semizotu. Peki son derece bildik bu bitkiyi siz ne derecede biliyorsunuz, tanıyorsunuz? Sağlığımız için ne kadar yararlı? Semizotunun Doğu Akdeniz ülkelerinden Hindistan’a uzanan coğrafyada halk arasında yüzyıllardır çok çeşitli hastalık ya da sağlık sorunlarının giderilmesinde yararlı olduğu görülüyor. Bitkinin topraküstü kısımlarının ateş düşürücü, kurt düşürücü, spazm giderici, idrar artırıcı, mide ülserlerini tedavi edici, cinsel gücü artırıcı, ağrı kesici, iltihap giderici, karaciğer yetmezliğinde, diyarelerde ve astım krizlerinin önlenmesinde; tohumlarının ise yatıştırıcı ve susuzluğu giderici olarak kullanıldığı bildiriliyor. Peki bu kullanılışlar ne derecede bilimsel olarak destekleniyor? Semizotu bitkisinin sebze olarak yararlanılan bitkiler arasında şimdiye kadar bilinen en yüksek alfa-linolenik asit (ALA) kaynağı olduğu bildirilmektedir. Yüz miligram taze semizotu yaprağında (bir porsiyon) 300-400 mg ALA’nın yanı sıra oldukça yüksek miktarlarda çeşitli antioksidanlar bulunduğu tespit edilmiş; E vitamini (12,2 mg), C vitamini (26,6 mg), beta-karoten (1,9 mg), glutatyon (14,8 mg). Ayrıca son yılların en dikkati çeken maddelerinden biri olan “melatonin” miktarı diğer meyve ve sebzelere göre kat kat fazla. Mesela, en yakın kaynaklardan tatlı mısırdan 15 kat, havuçtan ise 345 kat daha fazla. Melatonin, vücudun biyoritmini düzenleyen, yorgunluğu giderici, yaşlanmayı geciktirici gibi bir çok önemli faydaları bulunan bir hormon. Melatonin ve ALA’nın birlikte bulunması nedeniyle semizotunun kanserlerin önlenmesinde yararlı olabileceği savunulmaktadır.
                SUYU DA ÇOK FAYDALI
                Bitki üzerindeki bilimsel çalışmaların özellikle 2000’li yıllardan sonra önemli ölçüde artış gösterdiği görülüyor. Taze bitki ezilerek elde edilen usarenin şakaklara konulması ile ateşi düşürdüğü ve ağrıyı giderdiği, yılancık (erisipelas) gibi iltihaplı durumlarda ise şişen kısmın üzerine konarak cildi serinletmek ve iltihabı indirmek için kullanıldığı kayıtlıdır. Yapılan bir deneysel çalışmada ağrı kesici (opioid reseptörler üzerinden) ve iltihap giderici etkileri gösterilmiştir. Bilimsel ölçekte bir klinik çalışmada, ağız mukozasında temre benzeri enfeksiyon bulunan (oral lichen planus) 37 hastada üç ay süre ile semizotu özütü (sulu alkol özütü) verilmesi ile hastaların yüzde 83’ünde yaraların iyileştiği, boş ilaç verilen hastalarda ise yüzde 73’ünde herhangi bir gelişme görülmezken, yüzde 10’unda şikayetlerin daha da şiddetlendiği görülmüş.
                Semizotunun yapraklarının sinir sistemi üzerinde de etkisi bulunduğu; iskelet kaslarını gevşettiği, kaslarda istem dışı kasılmaları giderdiği tespit edilmiştir. Bazen bitkileri kaynatmak ile etkisinin kaybolduğunu düşünürüz. Bir çalışmada semizotu yaprakları su içerisinde üç saat kaynatıldıktan sonra yoğunlaştırılarak deneysel olarak sinir harabiyeti oluşturulan deney hayvanlarına uygulandığında sinirleri koruyucu (nöroprotektif) etkisi bulunduğu gösterilmiş. Yani semizotu yemeğinin suyunu tüketmek de son derece yararlı.
                YAN ETKİSİ GÖRÜLMEMİŞ
                Araştırıcılar bitkinin bu etkisini vücuttaki antioksidan enzimlerin etkinliğini kuvvetlendirerek gösterdiği savını ortaya atıyor. Bir başka çalışmada, yine su ile uzun süreli (dokuz saat) kaynatılarak hazırlanan polisakarit özütünün diyabetik deney hayvanlarında kan şekerini belirgin bir şekilde düşürdüğü gözlenmiş.
                Semizotu yapraklarının yine 15 dakika kaynatılması ile hazırlanan çayın (yüzde 5’lik) astım hastalarında bronşları genişletici etkisinin aynı amaçla kullanılan teofilin kadar kuvvetli olduğu, ancak etki süresinin daha kısa sürdüğü bildirilmektedir. Yapılan bir deneysel çalışmada hem sulu ve hem de alkollü özütünün hayvanlarda ülser oluşumunu belirgin bir şekilde önlediği tespit edilmiştir.
                Gerek deneysel gerekse klinik çalışmalarla etkinliği ortaya konulan semizotunun sulu özütünün yüksek miktarlarda uzun süreli (kronik) kullanılması ile bile herhangi bir yan etki ya da toksisite gözlenmemiş. Sonuç olarak, semizotunun sağlığımız için hem salata olarak pişmemiş halde ve hem de yemek olarak pişirildikten sonra farklı yararları bulunduğu görülüyor. Günlük beslenme programlarımızda layık olduğu yeri almasını öneririm.
                Ilim ilim bilmektir. ilim kendin bilmektir.
                Sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktir.
                Yunus Emre der hoca, gerekse var bin hacca.
                Hepisinden iyice, bir gonule girmektir.
                Yunus Emre

                Yorum

                • ibrahimd
                  Tecrübeli
                  • 31 Mayıs 2009
                  • 220

                  #68
                  Hepimizin başına gelebilecek acı bir olay APRANAX isimli ilaç ile ilgili... Vatandaşın biri, hafta sonu arkadaşının evine gidiyor. Çok başı ağrıdığından, arkadaşı ona bir Apranax veriyor. Vatandaş yutmadan önce ilacı ağzında çiğniyor, bir kaç dk. Sonra şuurunu kaybediyor. Çevresindekileri tanımamaya başlıyor. Apar topar hastaneye kaldırıyorlar ve orada anlaşılıyor ki; sebep beyin kanaması. Nedeni ise, doktorların açıklamalarına göre; ağrı kesicilerin özellikle Apranax ve türevlerinin çiğnenmesi ya da ağızda bekletilmesi apranax,aprol, aprowell, naprosyn, napradol, kapnax, apraljin, aleve, synax, oprax

                  (kisaca etken maddesi naproksen sodyum olanlar)
                  çiğnenince; etken madde beyne çok hızlı nüfuz ediyor ve ölümcül Sonuçlara yol açabiliyormuş. Aman dikkat...


                  Ayrıca ramazan bayramında majezik adlı ilacı sıcak suda eritip içen bir öğrt o akşam hayatını kaybetti LÜTFEN DİKKATTTTTTT..........
                  Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
                  *Hz.Mevlana*

                  Yorum

                  • ibrahimd
                    Tecrübeli
                    • 31 Mayıs 2009
                    • 220

                    #69
                    Mangal yaparken aniden Sinem'in ayağı takılır ve düşer. Hemen Ambulans'a haber vermek istedilerse de Sinem buna karşı çıkar...
                    – kendisini iyi hissettiğini ve düşmesine sepeb olarak da ayakkabılarının yeni olduğunu söyler.

                    Biraz titrek ve solgun göründüğünden, arkadaşları üstünü başını temizlemeye yardımcı olurlar ve önüne dolu bir tabak koyarlar, çünkü elindeki tabağı düşürmüştür. Sinem akşama kadar diğerleriyle birlikte eğlenmeye devam eder.

                    Eşi aksam olduğunda arkadaşlarını arayıp Sinem'in hastan eye kaldırıldığını haber verir.

                    Akşam saat 23:00'te Sinem vefat etmiştir. Meğer Mangal yaparken Beyin Kanaması geçirmiş.

                    - Eğer herhangi biri bunun bir Beyin kanamasi oldugunu anlasaydı Sinem bugün hayatta olabilirdi.

                    Lütfen aşagıdaki yazıyı dikkatle okuyunuz:


                    Beyin kanaması oldugunu anlamak için asağıdaki dört adımı uygulamak gerekir:

                    Beyin kanamasi semptonlarını anlamak çok zor olabilir. Fakat bu konuda bilgisiz olup beyin kanaması geçiren kişiye müdahale edilmezse, beyini çok ciddi zararlar görebilir.

                    Doktorlar, artık herkesin aşağıdaki 4 adımı uygulama kla, bunu kolayca anlayabileceğini söylemektedir.
                    1=Kişinin gülümsemesini istemek (eğer yapamazsa = Felç demektir)

                    2=Kişinin çok basit bir cümle söylemesini istemek ('Bugün çok güzel bir gün') gibi.

                    3=Kişiden her iki kolunu birden kaldırmasını istemek.

                    4=Kişiden dilini dışarı çıkartmasını istemek. Eger yamulmuşsa bu da felç geçirdiğine işarettir.


                    Eğer kişi bu dört adımdan birini yerine getiremiyorsa – 'lütfen' derhal a cil Servise haber veriniz ve Doktora telefonda durumu izah ediniz.

                    Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
                    *Hz.Mevlana*

                    Yorum

                    • ibrahimd
                      Tecrübeli
                      • 31 Mayıs 2009
                      • 220

                      #70
                      Sirkenin sıradışı kullanım alanları
                      Sağlık bakımından bir ilaç, temizlik bakımından da çok faydalı olan sirke ve özellikle elma sirkesinin evinizde nerelerde kullanabileceğinizi biliyor musunuz? Reader's Digest dergisi, sirkenin birbirinden farklı kullanım alanlarını ve faydalarını kısa kısa maddeler halinde açıkladı. İşte bunlardan bazıları:

                      Bilgisayar ve çevre birimleri temizler: Bilgisayarınız, yazıcınız, faks makineniz ve diğer ev ofis araçlarını tozdan uzak tutarsanız daha iyi çalışacaktır. Temizliğe başlamadan önce tüm ekipmanların kapalı olduğundan emin olun. Bir kaba eşit miktarlarda su ve sirke koyun. Temiz bir bezi bu karışımın içinde nemlendirin, asla sprey şişesi kullanmayın. Silmeye başlayın. Klavyenizin tuşları gibi dar yerleri silmek için ise elinizde birkaç pamuk tomarı bulundurun.
                      Bilgisayarınızın faresini temizler: Eski model toplu farenizi temizlemek için yarı yarıya sirke-su karışımı kullanın. Öncelikle, topu farenin altından çıkarın. Karışıma batırarak nemlendirdiğiniz bezi sıktıktan sonra topu temizleyin ve fare üzerindeki parmak izlerini ve kirleri çıkarmak için farenin kendisini de silin. Topun yuvasını temizlemek için bir parça nemlendirilmiş pamuk kullanın, topu yerine takmadan önce birkaç saat kurumasını bekleyin.
                      Duman kokusunu giderir: Eğer eti pişirirken yaktıysanız ya da evinizde ard arda sigara içiliyorsa, kokunun en yoğun olduğu dörtte üçünü sirke ya da elma sirkesiyle doldurduğunu bir kase koyarak duman kokusunu giderebilirsiniz. Koku evinizin tümüne dağıldıysa farklı odalarda birkaç kase kullanabilirsiniz. Koku bir günden daha kısa sürede çıkacaktır.
                      Küf lekesini yok eder: Küf lekelerini çıkarmak için sirkeye başvurun. Sirkeyi ilave havalandırma olmaksızın güvenle kullanabilir ve her yüzeye uygulayabilirsiniz. Sirkeyi banyonun demirbaş eşyalarında, fayanslarda, mobilyalarda, boyalı yüzeylerde, plastik perdelerde ve buna benzer birçok yüzeyde kullanabilirsiniz. Hafif lekeler için, sirkeyi eşit miktarda suyla seyreltin.
                      Krom ve paslanmaz çeliği temizler: Evinizdeki krom ve paslanmaz çeliği temizlemek için, sprey şişesine koyduğunuz seyreltilmiş sirkeyle ve yumuşak bir bezle parlatabilirsiniz.
                      Gümüşlerinizi parlatır: Gümüş bilezik, yüzük ve diğer takılarınızın yanında evdeki gümüş eşyalarınızın yeni gibi parlaması için yarım bardak sirke ve 2 yemek kaşığı karbonat karıştırdığınız suyun içinde 2-3 saat bekletin. Sonra soğuk suyun altında durulayın ve yumuşak bir bezle kurutun.
                      Tükenmez kalem lekelerini siler: Tükenmez kalem lekesi olan yere kumaş ya da sünger kullanarak biraz sirke bastırın. Leke çıkana kadar bu işlemi tekrarlayın.
                      Yapıştırıcıları, fiyat etiketlerini çıkarır: Çocuğunuzun mobilyanıza ya da duvarınıza yapıştırdığı etiketileri çıkarmak için, kenarlarına ve köşelerine biraz sirkeyi emdirin ve dikkatlice kredi kartı ya da plastik telefon kartıyla kazıyın. Cam, plastik gibi yüzeylerdeki fiyat etiketlerini çıkarmak için üzerine biraz daha fazla sirke dökün, birkaç dakika bekleyin ve temiz bir kumaşla çıkarın.
                      Makasınızı parlatır: Makasınız kirlendiğinde ve yapışkan olduğunda yıkamak için su kullanmayın. Bunun yerine makasınızın keskin kısmını sirkeye batırılmış bir bezle temizleyin ve sonra kurutun.
                      Kokan tuvaletinizi tazeler: Öncelikle banyonuzdaki eşyaları dışarı çıkarın, sonra duvarları, tavanı ve zemini, 4 litre suya karıştıracağınız 1 fincan sirke ve 1 fincan amonyak ve ¼ fincan karbonat ile yıkayın. Tuvaletin kapısını açık bırakın ve eşyalarınızı içeriye yerleştirmeden önce içerinin kurumasına izin verin.
                      Halılarınızı eski haline getirir: Eğer halılarınız eskimiş ve kirli görünüyorsa, eskisi gibi parlak ve canlı görünmeleri için 4 litre suyun için 1 fincan sirke kattığınız suya çalı süpürgeyi daldırın ve bununla halınızı süpürün. Halınızın ucundaki rengi atmış iplikler de ışıldayacak ve bu solüsyonu durulamanıza gerek yok.
                      Halıdaki lekeleri çıkarır: Halınızdaki lekeleri sirkeyle çıkarmak için,
                      Hafif lekeler için yarım fincan sirke içinde 2 çorba kaşığı tuzu eritin, bu suyla lekeli yeri ovalayın, kurumasını bekleyip, elektrik süpürgesiyle süpürün.
                      Daha büyük ve koyu lekeler için, karışıma 2 çorba kaşığı boraks ekleyin ve aynı şekilde temizleyin.
                      Daha inatçı ve halının içine işlemiş kir ve lekeler için, 1 yemek kaşığı sirke ile bir yemek kaşığı mısır nişastasından macun yapın ve kuru biz bez kullanarak lekenin içine iyice ovalayarak yedirin ve 2 gün bu şekilde bekleyin, sonra süpürün.
                      Leke çıkarıcı sprey hazırlamak için, şişeyi 5 ölçü su ve 1 ölçü sirkeyle doldurun. İkinci bir şişeyi de 1 ölçü köpüksüz amonyak ve 5 ölçü suyla doldurun. Lekeye bu karışımı yedirin. Birkaç dakika bekleyin sonra temiz, kuru bir bezle kurutun. Leke çıkana kadar bunu tekrar edin.
                      Mum lekesini yok eder: Romantik bir gecenin ışıltısı olan mumlar, ahşap mobilyalarınızda genellikle leke bırakır. Bu lekeyi çıkarırken, lekeyi yumuşatmak için fön makinesini en sıcak ayarına getirin ve kağıt havluyla kurutabildiğiniz kadar kurutun. Sonra, eşit miktardaki su-sirke karışımına batırılmış kumaş ile ovalayın. Yumuşak ve emici bir bezle kurulayın.
                      Mobilyalardaki su lekesini çıkarır: Ahşap mobilyalar üzerine bırakılan ıslak bardakların bıraktığı beyaz halkaları çıkarmak için eşit oranda sirke, zeytinyağını karıştırın ve bu karışımı yumuşak bir bezle lekeye uygulayın. Parlatmak için ise başka temiz ve yumuşak bez kullanın.
                      Mutfakta ve yemek pişirirken
                      Buzdolabınızı temizler: Kapının sızdırmaz contası ve sebze-meyve gözleri de dahil buzdolabınızın içini ve dışını temizlemek için eşit miktarlarda su ve sirkeyi karıştırın. Küf oluşumunu önlemek için, iç kapıları ve içteki gözleri bez üzerine sirke dökerek silin. Ayrıca, buzdolabınızın üzerinde birikmiş toz ve kirleri silmek için seyreltilmiş sirke kullanabilirsiniz.
                      Mikrodalga fırınınızı buharla temizler: İçi ¼ fincan sirke ve 1 fincan suyla dolu cam kaseyi fırının içine yerleştirin ve en yüksek ısıda 5 dakika bekleyin. Kase soğuduğunda, bir kumaş ya da süngeri bu sıvıya batırın ve iç yüzeydeki lekeleri temizleyin.
                      Kesme tahtasını mikroplardan temizler: Her kullanımdan sonra, tahtaları doğrudan sirkeyle silip temizleyebilirsiniz. Sirkenin içindeki asetik asit, E.coli, Salmonella, and Staphylococcus gibi zararlı mikroplara karşı iyi bir dezenfektandır. Asla su ve bulaşık deterjanı kullanmayın. Çünkü, bu tahtanın liflerini zayıflatır.
                      Bulaşık makinenizi yıkayabilirsiniz: Bulaşık makinenizin performansını yüksek düzeyde tutmak ve sabun tabakası oluşumunu yok etmek için, ünitenin altına seyreltilmiş 1 fincan sirke dökün ya da üstteki rafa bir kasenin içine sirke koyun. Sonra bulaşık makinenizi bulaşık ya da detarjan koymadan tam devir çalıştırın. Özellikle suyunuz sertse, bunu ayda bir tekrarlayın. Ancak, bu işlemi uygulamadan önce bulaşık makinenizin kullanım klavuzuna bir göz atın.
                      Porselen, kristal ve çam eşyalarınızı temizler: Cam eşyalarınızı parlatmak için durulama suyuna sirke ekleyebilirsiniz. Cam eşyalarınızı her gün parlaması için, bulaşık makinenizin durulama devrine ¼ fincan sirke ekleyin.
                      Kristal eşyalarınızı parlatmak için bulaşık makinenizi durulama suyuna 2 yemek kaşığı sirke ekleyin. Sonra, bunları 3 ölçü su ve 1 ölçü sirke ile hazırladığınız su ile durulayın ve açık havada kurutun.
                      Fincanlardan çay, kahve lekelerini çıkarır: Bunun için, eşit miktarda sirke ve tuzla ovalamayı deneyin, sonra bunları ılık suyun altında durulayın.
                      Su ısıtıcınızı (kettle) temizlemek için: Makinenizde biriken kireç ve mineral kalıntılarını temizlemek için, 3 fincan sirkeyi 5 dakika süreyle iyice kaynatın ve sirkeyi gece boyunca içinde bırakın. Ertesi gün soğuk suyla durulayın.
                      Kızartma sonrası temizlik yapar: Kızartma işini bitirdiğinizde ocağın üstüne, duvarlara sıçrayan yağ damlacıklarını temizlemek için, bunları seyreltilmiş sirkeye batırılmış sünger ile silebilirsiniz. Durulamak için soğuk suyla ıslatılmış başka bir sünger kullanın, sonra da yumuşak bir bezle kurutun.
                      Kızartma tavanızı korur: Kızartma tavanızda 10 dakika boyunca 2 fincan sirke kaynatmak, birkaç ay boyunca yiyeceklerinizin yapışmasını önler.
                      Mutfağınızın havasını temizler: Mutfağınıza dün pişirdiğiniz yemeğin kokusu sindiyse, 1 fincan suya yarım fincan sirke karıştırın. Ve karışım buharlaşana kadar kaynatın.
                      Yumurtanızı daha iyi haşlamanıza yardım eder: Yumurta haşladığınız suya litre başına 2 yemek kaşığı sirke ekleyerek, yumurtanızın çatlamasını önleyebilir ve kabuğunun daha kolay soyulmasını sağlayabilirsiniz.
                      Sebze ve meyvelerinizi temizler: Meyve ve sebzelerinizi yemeden önce, gizli kirleri, tarım ilaçlarını ve hatta küçük böcekleri yok etmek için, 4 litre soğuk suyun içine 4 yemek kaşığı elma sirkesi koyun, sebze ve meyvelerinizi bunun içinde durulayın.
                      Elinizdeki kokuları çıkarır: Yemek hazırladıktan sonra ellerinize sinen soğan, sarımsak ve balık kokusunu çıkarmak çok zordur. Sebzelerinizi dilimlemeden ya da balıkları temizlemeden önce biraz saf sirkeyle ellerinizi ovalamanız işe yarayacaktır.
                      Nefesinizi tazeler: Soğanlı ya da sarımsaklı bir yemekten sonra nefesinizin kısa sürede güzel kokmasının ve tazelenmesinin yolu, bir bardak ılık suyun içine 2 yemek kaşığı elma sirkesi ve 1 çay kaşığı tuzu eritip bununla ağzınızı durulamaktır.
                      Boğaz ağrısını hafifletir: 3 şekilde boğaz ağrısına iyi gelir;
                      Boğazınız öksürükten dolayı tahriş olduysa ya da konuşmaktan ve şarkı söylemekten dolayı ağrıyorsa, bir bardak ılık suda 1 yemek kaşığı elma sirkesiyle 1 çay kaşığı tuzu eritin ve bununla günde birkaç kez gargara yapın.
                      Boğazınız grip ya da soğuk algınlığından dolayı ağrıyorsa, bir ¼ elma sirkesi ile ¼ balı karıştırın ve 4 saatte bir, 1 yemek kaşığı yutun.
                      Öksürük ve boğaz ağrısını hafifletmek için, yarım fincan sirke, yarım fincan su, 4 çay kaşığı bal ile 1 çay kaşığı acı sosu karıştırın. Günde 4-5 kez, 1 yemek kaşığı için. Birini özellikle yatmadan önce için. 1 yaşın altındaki bebeklerinize bal vermemeniz gerektiğini unutmayın.

                      ZAMAN ONLİNE
                      Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
                      *Hz.Mevlana*

                      Yorum

                      • Bear_Bull
                        Spread Trader
                        • 09 Şubat 2009
                        • 773

                        #71
                        Mailime gelmiş..




                        SOLiTiN



                        Bu kadarına da pes artık, gıda firmaları birkaç kuruş için hayatlarımızı hiçe sayıyor ve halkımızı bu yönde bilinçlendiren bilimadamlarımızı tehdit etmeye kadar işi vardırdılar.


                        Ankara Hıfsızsıhha Gıda Denetim Bölüm Başkan Yrd.Gönül Özdeğer ve iki asistanı SOLİTİN adlı kimyasal ile ilgili çalışmaları ve yayınları dolayısı ile ölüm tehditleri aldıklarını açıkladılar ve savcılığa suç duyurusunda bulundular.

                        SOLİTİN aslında gıdalarda hiç bulunmaması gereken tamamen kimyasal bir ajan hatta basit olarak melaminimsi bir plastik,sütlere,yoğurt ve ayranlara ve sütün girdiği her çeşit besine katılıyor çünkü bu molekül su ile inanılmaz şekilde bağlanarak kıvam arttırıyor,bu hem imalat procesleri açısından zaman kazandırıyor,hem gıda doğallığını kaybettiğinden son kullanma tarihini uzatıyor ve firmaların stoklu çalışmasını sağlıyor,hem maliyeti inanılmaz düşürerek firmaların rekabet gücünü arttırıyor.

                        Çocuklarınıza beş kuruşa,yirmi kuruşa,elli kuruşa gofret,çikolata ve süt ürünleri alabilmemiz,evlerimize çeşit çeşit peynir,yoğurt,hazır sütlü tatlı vs girebilmesi hep bu yüzden.

                        SOLİTİN bir tricalcid bileşiği yani doğada en bol ve bedava bulabileceğiniz türden,tebeşir gibi,alçı taşı gibi,oysa bu bileşik böbreklerden atılırken renal tubuluslardaki glomerüllerde birikiyor ve filtrasyonu yani böbreklerin kanı süzmesini engelliyor,ve sonuç böbrek yetmezliğine kadar uzanan böbrek rahatsızlıkları serum üre ve kraetinin düzeylerinde artış ve bunun getirdiği devamlı yorgunluk hali, hafıza ve konsantrasyon bozuklukları ve hatta ciddi mental bozukluklar,Almanya Solingen üniversitesi Pskyatri bölümünce 2009 da 21.Europe Pscyhatry Society'e sunulan bildirgede Şizofreni ve SOLİTİN kullanımı arasında ilişkiler olması muhtemel olduğu,Özellikle Paranoid Şizofreni vakalarında kanda tricalciophospate bileşiklerinin normalden 16 kat yüksek olduğu belirtilmesine rağmen bildirge nedense Kongrede sunum için kabul edilmedi.


                        Üretici firmalar SOLİTİN'i hiç bir şekilde ürün etiketlerinde bildirmiyor,aldığımız ürünlerde SOLİTİN olup olmadığını yine de bir kaç basit deney ile anlayabiliriz,eğer bu yönde bir şüphe oluşursa derhal bulunduğunuz il Hıfsızsıhha Md.ile ilişkiye geçerek şüpheli gıdanın test edilmesini talep ediniz,bu şekilde binlerce hatta yüzbinlerce insanın sağlığını kurtarabilirsiniz,çevrenize baktığınızda ne kadar çok dializ merkezi ve böbrek hastası olduğunu siz de görüyorsunuz bu artışın sebebi bazı ahlaksız firmaların kar hırsından başka bir şey değil.

                        Aldığınız sıvı ürünler (süt,ayran,çikolatalı süt vs) için şu yolu izleyebilirsiniz bir metal'i (çatal,kaşık vs) el yakacak düzeyde ısıtın ve test etmek istediğiniz sıvıya batırarak çalkalama hareketi yapın,metali çıkardığınızda birbirinden ayrılmış öbekler halinde beyaz topaklar görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.


                        Peynir vs türü ürünlerde ise üründen bir parça alarak sirkeli suya koyunuz eğer sirkeli suyun üzerinde kalan beyazımsı bir tabaka görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.



                        Çikolata,gofret türü ürünlerde ise ürünü elinizle basitçe kırın,eğer kırığın her iki tarafında süt beyazı noktalar varsa o üründe de SOLİTİN vardır.




                        Sağlığımız için,geleceğimiz için,çocuklarımız ve sevdiklerimiz için bu bilgileri bütün çevremize yayalım ve toplumsal olarak tepkimizi ortaya koyarak AB Normlarında olmayan bu katkı maddesinin üretici firmalar tarafından daha fazla kullanılmasını engelleyelim.




                        Saygılarımla

                        Yrd.Dç.Dr Gülden Semavi
                        Ankara Üniversitesi Hacettepe Tıp Fakültesi Biyokimya Blm.
                        Meşhur bir filozofa: - "Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?" diye sorulduğunda: - "Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan" demiş. :)

                        Yorum

                        • eren@
                          Tecrübeli
                          • 24 Nisan 2008
                          • 2344

                          #72
                          Dünya'da en çok satılan 10 ilacın 3'ü Romatizma, 3'ü Kanser, 2'si Diyabet ve diğerleri Astım ve Kolesterol ilaçları...

                          Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

                          Yorum

                          Working...
                          X

                          Debug Information