Sağlık Haberleri..

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Timur
    Tecrübeli
    • 22 Mayıs 2007
    • 352

    #16
    Ton balığının stresi nasıl çıkar?



    Kuvvetli bir balık olan ton, yakalandığında haddinden fazla çırpınıyor ve bilim adamları bunun balığın vücut ısısını artırarak etinin beyazlaşmasına yol açtığını, bunun sonucunda da etin lezzeti ve değerinin azaldığını düşünüyor.

    Balığın stresini azaltma projesini yürüten Hokkaido Üniversitesinden Prof. Kunihiko Konno, "İnsanlar tonu mümkün olduğunca taze yemek istiyorlar, ancak balık mücadele edince tazeliği azalıyor" dedi.

    Ton balığının, özellikle ağda çok fazla balık varsa ve balık çiftliklerinde kalabalık havuzlarda tutulursa daha çok çırpındığı belirtiliyor.

    Araştırmacılar, stres düzeyini nasıl azaltacaklarını henüz saptamasalar da Konno, bunun en kısa yolunun balığı hemencecik öldürmek olduğunu söylüyor.

    AA

    ton ton lar stres yapmayın

    Yorum

    • MAGGGMA
      ...................
      • 12 Haziran 2007
      • 1375

      #17
      Timur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster


      Kuvvetli bir balık olan ton, yakalandığında haddinden fazla çırpınıyor ve bilim adamları bunun balığın vücut ısısını artırarak etinin beyazlaşmasına yol açtığını, bunun sonucunda da etin lezzeti ve değerinin azaldığını düşünüyor.

      Balığın stresini azaltma projesini yürüten Hokkaido Üniversitesinden Prof. Kunihiko Konno, "İnsanlar tonu mümkün olduğunca taze yemek istiyorlar, ancak balık mücadele edince tazeliği azalıyor" dedi.

      Ton balığının, özellikle ağda çok fazla balık varsa ve balık çiftliklerinde kalabalık havuzlarda tutulursa daha çok çırpındığı belirtiliyor.

      Araştırmacılar, stres düzeyini nasıl azaltacaklarını henüz saptamasalar da Konno, bunun en kısa yolunun balığı hemencecik öldürmek olduğunu söylüyor.

      AA

      ton ton lar stres yapmayın
      ben çok severr, çokta yerim,stresinden anlamam ;)

      Yorum

      • Timur
        Tecrübeli
        • 22 Mayıs 2007
        • 352

        #18
        arasıra tadı biraz bozuk gelirdi meğer stres yaptığından mış
        yerin onu ben

        Yorum

        • MAGGGMA
          ...................
          • 12 Haziran 2007
          • 1375

          #19
          Timur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
          arasıra tadı biraz bozuk gelirdi meğer stres yaptığından mış
          yerin onu ben
          hah hah
          sizin ağzınızın tadı bozuk oluyordur belki bazen...i

          Yorum

          • Timur
            Tecrübeli
            • 22 Mayıs 2007
            • 352

            #20
            MAGGGMA Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
            hah hah
            sizin ağzınızın tadı bozuk oluyordur belki bazen...i

            Yorum

            • Yeşil Zeytin
              Tecrübeli
              • 11 Mart 2007
              • 527

              #21
              Kalp hastalıklarında kök hücre umudu

              ABD’de geliştirilen ve fareler üzerinde denenen yeni bir ilaç kokteylinin, embriyonik kök hücrelerinin gelişmesini sağlayarak, hasarlı kalp hücrelerini onardığı açıklandı.

              ABD’de ciddi tartışmalara neden olan kök hücre tedavisinde, kalp hastaları için umut ışığı doğdu.

              Ülkede yaygın olarak görülen kalp hastalıklarının önüne geçebilmek için yapılan ‘Survival Coctail’ adlı yeni bir ilaç karışımı ile embriyonik kök hücrelerinin gelişimi sağlandı ve kalp kası hücreleri yaratıldı.

              İlaç, hücrelerin ölmemesini sağlayacak farklı proteinler içeriyor. Farelerin hasar görmüş kalplerine enjekte edilen yeni hücreler yaşamayı başardı; farelerin kalp atışlarının hızlandığı ve ritminin düzeldiği görüldü.

              Araştırmayla ilgili açıklama yapan Bioteknoloji Firması Geron Corp’un Başkanı Dr Thomas Okarma, embriyonik kök hücrelerin her türlü hücre üretiminde kullanılabileceğini; ancak ilk defa kalp kası hücresi ürettiklerini söyledi.

              Kök hücreler vücudun ana hücreleri, vücuda farklı hücrelerin ve dokuların kaynağını sağlıyor. Sadece bir kaç günlük embriyodan alınan hücrelerden, bütün farklı hücreler elde edilebiyor.

              Fakat embroyonik hücreler daha gelişmemiş olduklarından dolayı, nasıl hücreler oluşturacaklarını kontrol etmek çok zor ve araştırmacıların korkusu kalbin içinde bir ‘diş’in bile gelişebileceği olasılığı.

              Bush yönetimi, kök hücre araştırmalarıyla ilgili ABD’de ciddi kısıtlamalara gidiyor. Bush geçen ay da, yaşama hakkı adına, cenin kök hücreleriyle ilgili araştırmaların finansmanını teşvik eden yasayı veto etmişti. Uzmanlar ise, kök hücre kullanılarak şeker hastalığından Alzheimer’a kadar birçok rahatsızlığın tedavi edilebileceğini belirtiyor.

              Yorum

              • Yeşil Zeytin
                Tecrübeli
                • 11 Mart 2007
                • 527

                #22
                'Obezite, ciddi sağlık riski'


                ABD'de gençler arasında artan orandaki obezliğin, 2035 yılına kadar ülkede kalp hastalığı vakalarında artışa neden olabileceği bildirildi.


                New England Journal of Medicine'de yayımlanan bir araştırmada, yaşam tarzına bağlı olan obezliğin halk sağlığında ciddi kriz yaratabileceği belirtildi.

                Araştırma, ülkede 2035'e kadar kalp hastası olan insan sayısının yüzde 16 oranında artabileceğini, bunun da fazladan 100 bin hastaya denk geldiğini ve obezliğin neden olduğu kalp hastalıklarına bağlı ölümlerinse yüzde 19 artabileceğini ortaya koydu.

                San Francisco Üniversitesinden biyo istatistik ve salgın hastalıkları uzmanı Kirsten Bibbins-Domingo, yaptıkları araştırmanın, gençlerin büyük bölümünün 30-35 yaşlarında kalp hastası olacaklarını gösterdiğini söyledi.

                Bu durumun da daha fazla kişinin hastaneye yatması anlamına geldiğini ifade eden Bibbins-Domingo, bunun da daha fazla tıbbi prosedür, kronik hastalıklar için daha fazla tedavi ihtiyacı, hastalık dolayısıyla rapor alma ve ortalama hayat süresindeki azalış sonucunu doğuracağını belirtti.

                ABD istatistiklerine göre, yaklaşık 9 milyon genç aşırı kilolu,çocuklarda obezlik oranı 1970'lere oranla üç katına çıktı.

                Yorum

                • Yeşil Zeytin
                  Tecrübeli
                  • 11 Mart 2007
                  • 527

                  #23
                  Antidepresanlara alternatif aranıyor

                  Bilim adamları, depresyonla mücadelede olumlu etkisi bilinen düzenli egzersizin beyinde neden olduğu fiili yapısal değişikliği sağlayacak yeni bir ilacın peşinde

                  Uzmanlar egzersizlerin etkisinin depresyon tedavisinde nasıl kullanılacağını araştırıyor.

                  BBC'de yayımlanan habere göre, Yale Üniversitesinden uzmanlar, düzenli egzersizin depresyon rahatsızlığı bulunanlara olumlu etkisinin arkasındaki nedenlerin saptanması için çalışıyorlar.

                  Uzmanlar, Nature Medicine dergisinde yayınlanan makalede, egzersizin beyin fonksiyonlarında yol açtığı yapısal değişikliğin saptanmasının depresyona karşı daha etkili ilaçların bulunmasını sağlayacağını ifade ediyorlar.

                  Egzersiz ile duygudurumda iyileşme hali arasında bağlantı bulunduğu bilinirken, bunun arkasındaki neden henüz tam olarak belirlenemedi.

                  Son araştırmalarda, şimdi de zaten anti depresan ilaçların odaklandığı beynin hipokampüs olarak adlandırılan bölgesi üzerine yoğunlaşılarak bu bölgedeki hangi genlerin egzersiz sırasında daha aktif olduğu saptanmaya çalışılıyor.

                  Bilim adamlarının çalışmalarında geliştirdikleri testte öne çıkan VGF adı verilen genin, sinir hücrelerinin gelişiminde yer alan kimyasalın"oluşma faktörü"yle bağlantısı bulunuyor.

                  Uzmanların teorisine göre, depresyonun yok edilmesi için sadece beyin hücreleri çevresindeki kimyasallarda değil, beyin hücreleri arasındaki bağlantıda ve fiili yapısında da değişiklikler gerekiyor.

                  Bunun için de bir sonraki adım olarak bu kimyasalın benzerinin geliştirilip fareler üzerinde denenmesi planlanıyor. Çalışmayı yürüten bilim adamları, VGF genine yönelik bir ilacın, kullanılmakta olan antidepresanlardan çok daha etkili olabileceğini düşünüyor.

                  Yorum

                  • KUTERO
                    Beybaba
                    • 19 Temmuz 2007
                    • 437

                    #24
                    Sağlık hizmetlerinde 'elektronik' devrim


                    ANKARA (İHA) - Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerinde Avrupa devletlerinin yıllardır uyguladığı 'elektronik hizmet dönemini nihayet başlatıyor.

                    Bakanlık bütün vatandaşların hastalık bilgilerini elektronik ortamda topluyor. İlk etapta yaklaşık 10 milyon kişinin rahatsızlıkları, kullandığı ilaçları ve röntgen sonuçları Ulusal Sağlık Bilgi Sistemi'nde bir araya getirildi. Nüfusun geriye kalan kısmı için hastanelerdeki hasta dosyaları tek tek bilgisayar ortamına atılıyor. Elektronik sağlık kayıtları gereksiz kan ve idrar tahlili istenmesinin önüne geçerek her geçen yıl artan sağlık giderlerini de azaltacak. Uygulama en çok vatandaşı sevindirecek. Bir gün arayla bile farklı hastaneye giden hastadan aynı tahliller alınmayacak. Doktorlar da 'geçmişte ne gibi rahatsızlar geçirdin, ailende kronik hastalığı olan var mı?' diye sormayacak. Ayrıca hastanelerin Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin hastaneleriyle de uyumlu çalışması sağlanacak.

                    Aile hekimliği uygulanan illerde tamamlanan hasta veri toplama işlemleri bu yıl devlet hastaneleri ve üniversite hastanelerinde yapılıyor. Bakanlığın görevlendirdiği ekipler, hasta dosyalarını ortak havuzda bir araya getiriyor. Sağlık Bakanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanı Nihat Akpınar, koruyucu sağlık hizmetlerinin yürüyebilmesi için büyük önem taşıyan sistemi anlattı.

                    Gerekli alt yapıyı tamamladıklarını belirten Akpınar, kronik ve bulaşıcı hastalıkların anlık takip edileceğini söyledi. Hasta kayıtlarının e- sağlık projesinin yürüyebilmesi için hayati önem taşıdığını ifade eden Akpınar, "Hastaneler arası hastaların veri alışverişi olacağı için bir hastanenin istediği tahlil tetkik başka yerde istenmeyecek." dedi. Başkan, söz konusu tabloyu şu örnekle açıkladı:

                    "Van Devlet Hastanesi'nde muayene olan hasta diyelim ki İstanbul'da yakınını ziyaret etti. Ve burada rahatsızlandı. Bu ildeki doktor elektronik hasta kayıtlarından vatandaşa daha önce yapılan bütün tıbbı müdahalelerden haberdar olacak. Böylece bir hafta önce çekilen röntgen tekrar istenmeyecek".

                    Hasta kayıtlarının poliklinikler önündeki gereksiz yığılmaları da önleyeceğini ifade eden Akpınar, vatandaşın hiç gerek olmadığı halde tahlil ve tomografi kuyruklarında beklemesinin engelleneceğine işaret etti. Hastalıklara erken tanı koymakta hekimlere yardımcı olacağını vurgulayan Akpınar, sağlık hizmetlerinin hız ve kalitesini yükselteceğini aktardı.

                    Başkan Akpınar, 70 milyon vatandaşın hastalık verilerinin bilgisayar ortamında bulunmasının mahremiyet sorunlarına yol açıp açmayacağına da açıklık getirdi. Hasta bilgilerine vatandaşın isteği üzerine sadece doktorların ulaşabileceğini dile getiren Akpınar, vatandaşlık numarasının yanı sıra her hastanın ayrı bir referans numarasının olacağını söyledi. Bu numaralarla Türkiye'nin herhangi bir yerindeki hastanede sağlık hizmeti alınabileceğine vurgu yapan Akpınar, sistemin AB hastaneleriyle de uyumlu çalışacağını söyledi. Akpınar, "AB üyelik sürecinde Sağlık Bakanlığı'ndan istenen zorunluluklar arasında. Yurt dışındaki hastanelerle entegrasyon bu şekilde sağlanacak" şeklinde konuştu.

                    #diger .igg:link,#diger .igg:active,#diger .igg:visited{font-family:tahoma;font-size:12px;font-weight:bold;color:#446aca;text-decoration:underline}#diger .igg:hover{font-family:tahoma;font-size:12px;font-weight:bold;color:#cb1717;text-decoration:underline}#diger .nA:link,#diger .nA:active,#diger .nA:visited{font-family:tahoma;font-size:10px;font-weight:bold;color:#a9a9a9;text-decoration:none}#diger .nA:hover{font-family:tahoma;font-size:10px;font-weight:bold;color:#a9a9a9;text-decoration:none}#diger .nD:link,#diger .nD:active,#diger .nD:visited{font-family:tahoma;font-size:12px;font-weight:bold;color:#666;text-decoration:none}#diger .nD:hover{font-family:tahoma;font-size:12px;font-weight:bold;color:#666;text-decoration:none}#diger .i{border-bottom:1px solid #cecece;margin:0 20px 0 20px;padding:0 10px 0 10px;color:#666}#diger .iG{padding:0 10px 0 10px;color:#666}
                    İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                    İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                    [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                    [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                    Yorum

                    • apruncurtigin
                      Tecrübeli
                      • 13 Mart 2007
                      • 613

                      #25
                      Yüksek Tansiyon

                      YÜKSEK TANSİYON

                      YÜKSEK TANSİYON KALP KRİZİNE YOL AÇABİLİR
                      Çok sık rastlanan ve çok önemli bir hastalıktır. Bir çok organda onarılmaz hasarlara yol açan yüksek tansiyon, beyin kanaması, göz bozuklukları, görme kaybı, felç olasılığı, böbrek hastalıkları ve daha az olmak kaydıyla kalp krizlerine yol açabilir. Tansiyon, kanın atardamar üzerindeki kuvvetidir. İki sayı ile kaydedilir. Kalp çarptığı andaki basınç yüksek tansiyonu oluşturur, küçük tansiyon ise, kalbin dinlendiği andaki kuvvettir. İki kere veya daha fazla yapılan ölçümlerde, 140/90 mmHg'nin üstünde çıkan rakamlar yüksek tansiyona işaret eder. Yüksek tansiyonun zamanla damar sertliğini hızlandırması söz konusudur.

                      Yüksek tansiyonda genetik faktörlerin rolü olduğu sanılıyor. Yaş ve kilo da nedenler arasındadır. Şişmanlıkla yüksek tansiyon arasında bağlantı olduğu iyi bilinir. Genelde hasta zayıflayınca, tansiyonu da düşer ve başka tedaviye gerek kalmaz. Çok tuzlu ve potasyumdan zayıf gıdalar yemenin tansiyonun çıkmasına etki ettiği ileri sürülmektedir. Potasyum kaybını önlemek için, sebzeleri buharda ya da az suda ve içine tuz koymadan pişirmek gerekmektedir.

                      Vejetaryenlerin tansiyonu genelde düşüktür. Bunun nedeni bol sebze tüketmeleri ve bu sayede bol potasyum almaları olabilir. Tuzun azaltılmasıyla beraber, yukarda bahsedilen doğru yöntemle yemek pişirmek, hafif yüksek tansiyonu ilaçsız da tedavi etmeye yetebilir.

                      BELİRTİLERİ
                      Çoğu zaman belirti vermeyen sinsi bir hastalıktır. Zaman zaman ense kökünde şiddetli baş ağrısı, bulantı-kusma, burun kanaması, yorgunluk, tatlıya düşkünlük, kulak çınlaması, bulanık görme, fazla idrar çıkarma gibi belirtiler gösterebilir.
                      Borsacıların ve borsanın yeni adresi
                      [url] www.keyborsa.com[/url]

                      Yorum

                      • apruncurtigin
                        Tecrübeli
                        • 13 Mart 2007
                        • 613

                        #26
                        Hipotansiyon, Düşük tansiyon

                        Hipotansiyon, Düşük tansiyon

                        tansiyon düşüklüğü
                        Büyük tansiyon, 11'den aşağı düştüğü zaman tansiyon düşüklüğü vardır. Bu duruma tıp dilinde hipotansiyon denir. tansiyon, ateşli hastalıklar sırasında, büyük kanamalardan sonra, iç salgı bezi bozukluklarında veya herhangi bir hastalıktan sonraki iyileşme döneminde düşer. Bazı kadınların aybaşı hallerinde, veya sıcakta fazla ter kaybından sonra veya sinirli kimselerde de tansiyon düştüğü görülür. Devamlı olarak tansiyon düşüklüğü önemli bir hastalığın işareti olabilir.

                        başdönmeleri
                        Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Kulak ağrısı. Araç tutmaları. Ani hava değişimi. Bazı göz hastalıkları. İlaç zehirlenmeleri. düşük veya yüksek tansiyon. Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları. Kansızlık ve kan hastalıkları. Mikrobik hastalıklar. Beyin hastalıkları. Sara ve bazı ruh hastalıkları. Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.

                        kulak çınlaması
                        Kulak çınlaması, kulak uğultusu veya kulak vızıltısına, tıp dilinde tinnitus denir. Çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlar arasında, kulak kiri, içkulak iltihabı, ortakulak iltihabı, menier hastalığı, ateşli hastalıklar, yorgunluk, zafiyet, bazı ilaçlar, yüksek veya düşük tansiyon sayılabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir.

                        tansiyon
                        Kan basıncına tansiyon denir. Kalp her kasılışında belirli miktardaki kanı atardamarlara pompalar. Bu sırada da, kan basıncı en yüksek seviyeye çıkar. Buna büyük tansiyon denir. Kalbin iki kasılışı arasında geçen zaman içinde ise, kan basıncı en düşük seviyeye iner. Buna da küçük tansiyon denir. Büyük tansiyon ile küçük tansiyon arasındaki fark da nabız basıncını gösterir. tansiyon yaşa bünyeye ve tansiyon ölçüldüğü andaki ruhi veya bedeni duruma göre farklılık gösterir. Yaşlandıkça tansiyon yükselmesi normaldir.
                        Borsacıların ve borsanın yeni adresi
                        [url] www.keyborsa.com[/url]

                        Yorum

                        • efem
                          Yeni üye
                          • 28 Temmuz 2007
                          • 19

                          #27
                          Alternatif tıp - adaçayı -

                          Adaçayı sıkça içildiğinde tüm bedeni güçlendirir, kalp krizi tehlikesini azaltır ve kötürümlüklerde çok yaralıdır. Gece terlemelerinde ve aşırı terlemelerde, lavanta çiçeğinin yanı sıra, yardımcı olabilecek tek bitkidir. Gece terlemesine neden olan hastalığı iyileştirir ve bu hastalıkla el ele giden aşırı güçsüzlüğe, canlandırıcı etkisi sayesinde son verir. Hastalık sonrası güçsüzlük hallerinde başarıyla kullanılabilir.

                          Kanı temizler, karaciğere dosttur.

                          omuz kramplarda, omurilik rahatsızlıklarında, beze hastalıklarında ve organ titrekliklerinde büyük bir başarıyla kullanıyorlar. Yukarda belirtilen hastalıklarda, günde 2 su bardağı çay yudumlanarak içilmelidir. Adaçayı, hasta karaciğeri de çok olumlu etkiler, onunla ilgili tüm rahatsızlıkları giderir ve gazları yok eder. Kan temizleyici etkisi vardır. Solunum organlarını ve mideyi balgamsı salgılardan temizler, iştah açıcıdır. Mideyi ve bağırsakları rahatlatır, gazların dışkılanmasını sağlar. Kramp çözücü etkisi sayesinde, ishalde çok rahatlatıcıdır. Böcek sokmalarında, sokulan bölgeye adaçayı yaprağının tozu uygulanır. Adaçayı, dıştan uygulandığında, yaprağın tozu uygulanır.

                          Bademcik iltihaplarına ve ülsere yardımcı

                          Adaçayı dıştan uygulandığında (Çalkalama ve Gargara), bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları, diş iltihaplanmaları, yutak ve ağız boşluğu iltihaplanmalarında veya ülserlerinde özellikle önerilir. Eğer zamanında adaçayı kullanılmış olsaydı, pek çok çocukta ve yetişkinde bademcik ameliyatına gerek kalmayabilirdi. Bedenimizin polisleri olarak, zehirli maddeleri yakalayan ve zararsız hale getiren bademcikler alındığında, ağızdan giren zararlı maddeler doğruca böbreklere ulaşırlar. Adaçayı, sallanan dişlere, dişeti çekilmesine ve kanamasına karşı da (Çalkalama ve Gargara) başarıyla kullanılabilir veya bitki çayına batırılan pamuk hasta bölgelere uygulanır. Ayrıca dıştan kullanımda da, gargara ve çalkalamaların yanısıra yara kompresi olarak da kullanılabilir. Sinirli ve yorgun olan kişiler ve dölyatağı (rahim) hastalığı çeken kadınlar arada sırada adaçayı oturma banyoları almalıdırlar. Zayıf ve güçsüz çocuklara balla tatlandırılarak içirilir. Bu çay, tahriş kaynaklı öksürüklerde de başarılıdır. Şifalı bitki olarak kullanılmasının yanı sıra, adaçayının çok değerli bir baharat olduğunu ve böylece mutfaklara girdiğini de unutmamak gerekir.

                          Kullanış şekilleri

                          Çay hazırlamak : Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kuru yaprak, bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır ve üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak içilir. Taze bitki kullanılması durumunda 4-5 dakika demleme süresi yeterlidir.

                          Çalkalama/Gargara: 2-3 tatlı kaşığı kurutlmuş ve ince kıyılmış yaprak, 2 bardak soğuk suya eklenir ve ateşe konur. kaynamaya başlayınca ocaktan indirilir ve üstü kapalı olarak 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde pek çok kere 5-10 dakika süreli gargaralar yapılır.

                          Tentür Kullanımı : Günde 3 kere, 15-20 damla kadar D2 inceltisindeki tentür, yarım kahve fincanı suya eklenerek alınır. Çay olarak kullanılabildiği her yerde tentür de kullanılabilir.

                          Karışımlar: Gargaralarda ve çalkalamalarda kekikle, sindirim sorunlarında ise Mayıs papatyası ile eşit oranda karıştırılır.

                          Adaçayı Sirkesi : Geniş ağızlı bir şişe, çayır adaçayı çiçeği ile doldurulur, çiçeklerin üstüne çıkacak kadar doğal üzüm sirkesi eklenir ve şişe 14 gün güneşte veya sıcak bir ortamda, arada bir çalkalanarak bekletilir ve süzülür.

                          Oturma banyosu : İki avuç dolusu yaprak soğuk suda gece boyunca bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir.

                          Bu uyarılara dikkat!

                          Adaçayının aşırı kullanımında kan basıncı (tansiyon) yükselebilir. Dölyatağı (Rahim) kaslarını uyardığı için, gebelik sürecinde kullanılmaz. Annelerin süt üretimini durdurur. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen başka bir yan etkisi yoktur.... efe

                          Yorum

                          • efem
                            Yeni üye
                            • 28 Temmuz 2007
                            • 19

                            #28
                            Bağişiklik Sistemini Güçlendiren Besinler

                            BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİREN BESİNLER

                            Vitamin A :
                            Balık karaciğer yağı, karaciğer
                            Beta karoten (proVitamin A) :
                            Havuç, ıspanak, kavun, kayısı

                            Vitamin B2 (Riboflavin) :
                            Tüm hububat, yağsız et, süt, yumurta, karaciğer, kuru maya

                            Vitamin B6 (Pyridoxine) :
                            Tüm hububat, yağsız et, süt, yumurta, karaciğer, kuru maya ve muz

                            Folik Asit :
                            Yeşil yapraklı sebzeler, etler

                            Pantotenik asit :
                            Bira mayası, baklagiller, alabalık, tüm hububat

                            Vitamin C :
                            turunçgiller, çilek, karnabahar

                            Vitamin E :
                            Yeşil yapraklı sebzeler, yumurta sarısı, karaciğer, buğday

                            Selenyum :
                            sarımsak, baklagiller, balık, kuşkonmaz

                            Demir :
                            Karaciğer, bezelye, yumurta sarısı, kuşkonmaz

                            Çinko :
                            Karaciğer, soya fasulyesi, ayçiçeği tohumları

                            Magnezyum :
                            Yeşil yapraklı sebzeler, fındık, deniz ürünleri

                            Manganez :
                            Muz, kepek, ananas, fındık

                            Protein :
                            Yağsız et, kümes hayvanları, balık, yumurta, baklagiller, karnabahar, ayçiçeği tohumları

                            Antioksidanlar :
                            turunçgiller, baklagiller, tüm hububat

                            Botanik Faktörler (Phytonutrients) :
                            Tüm bitkisel besinler

                            Yorum

                            • efem
                              Yeni üye
                              • 28 Temmuz 2007
                              • 19

                              #29
                              BALIK VE DEPRESYON - omega 3 -

                              BALIK VE DEPRESYON


                              Yapılan araştırma sonuçlarına göre omega 3 açısından zengin balıkların tüketimi depresyon belirtilerini azaltıyor ve mutluluk hormonu olarak bilinen seratonin hormonunun üretimini artırıyor...


                              Hamile kadınların doğum öncesi ve sonrası olası depresyon riskini önlemelerinin yolu, omega 3 içeren balık yemekten geçiyor.


                              Britanyalı araştırmacıların 11 bin 721 kadın üzerinde yürüttüğü bir çalışmanın sonucuna göre, hamile kadınlar gebelikleri sırasında ne kadar çok omega 3 yağ asiti tüketirse, hamilelik süresince ve doğumdan sekiz ay sonraya kadar gösterdikleri depresyon belirtileri de o kadar düşüyor.

                              Omega 3 asitleri en çok deniz ürünleri ve aynı değerde besin içeren destekleyici ilaçlarda bulunuyor. Her ne kadar hamile kadınların, içerdiği civa nedeniyle balık tüketmesi sakıncalı bulunsa da, ton balığı, sardalya, som balığı ve ringa balıklarının hem omega 3 açısından zengin hem de civa açısından daha az riskli olduğu açıklandı.

                              Haftada iki-üç kez yenebilir

                              Beynin yapıtaşları olarak görülen omega 3 asitleri, depresyonu engelleyen seretonin adlı kimyasalın üretimine destek oluyor. Omega 3 bu açıdan sadece hamile kadınlarda değil, depresyon geçiren herkes üzerinde etkili kabul ediliyor.... efe

                              Yorum

                              • apruncurtigin
                                Tecrübeli
                                • 13 Mart 2007
                                • 613

                                #30
                                Doktorları şaşkına çeviren olay

                                Doktorları şaşkına çeviren olay


                                Karaciğer nakli yapılan 9 yaşındaki bir kız çocuğunun 0 RH negatif olan kan grubu, ameliyattan 9 ay sonra 0 RH pozitife döndü. Böyle bir şeye ilk kez şahit olan doktorlar şaşkın.

                                Avustralya'nın Sidney kentinde ameliyatın yapıldığı hastanenin uzmanları, ameliyat sırasında 9 yaşında olan kız çocuğunun 0 RH negatif olan kan grubunun, ameliyattan dokuz ay sonra 0 RH pozitife döndüğünün tespit edildiğini, böyle bir şeyin ilk kez görüldüğünü açıkladı. Hastayı takip eden doktor Michael Stormon, bugün 15 yaşında olan genç kızın sağlığının mükemmel olduğunu belirtti. Doktorlara göre, hasta çocuk ameliyattan sonra 12 yaşındaki vericisi erkek çocuğunun kan grubu ve bağışıklık sistemine sahip oldu. Yeni karaciğerin kök hücrelerinin kan hücresi üreten kemik iliğine bir şekilde "üşüşmesi" sonucu kan grubu değişti. Stormon, bu vakanın benzersiz olduğunu ve bunu tıp literatürüne geçirdiklerini bildirdi, ancak bu durumu kamuoyuna sunmak için niçin bu kadar beklediklerine açıklık getirmedi. "New England" tıp dergisinin son sayısında bu konuda makale yayınlandığı da belirtildi. Organ nakli ameliyatlarından sonra en çok korkulan şey, vücudun yeni organı reddetmesidir.


                                AA
                                Borsacıların ve borsanın yeni adresi
                                [url] www.keyborsa.com[/url]

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information