Ömer Hayyam

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • yagmur
    Kıdemli
    • 29 Nisan 2008
    • 4717

    #1

    Ömer Hayyam

    Birçok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.
    Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır.

    Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır.

    Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp gün be gün doğru bulmasına dayanmaktadır.
    Rubailerinde, dünya, varoluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşayan toplumların kabul ettiği hiçbir kurala/tabuya bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, varoluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hakettiği ilgiyi gördüğü,Selçuklu saraylarında ise sentez bir Ortadoğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.
    Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk rasathanesini kurmuştur. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astroloji konularında dünyanın önde gelen en büyük bilim adamlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.

    Pek çok Rûbai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158dir. Fakat kendisine maledilenler binin üzerindedir.
    Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.


    Rubailerinin Türkçe'ye çevirisi farklı birçok çevirmen tarafından yapılmışsa da rubaileri Türk halkına sevdiren çeviri Sebahattin Eyuboğlu tarafından yapılmıştır.




    " Ey kara cübbeli!
    Taş atma bu dünyayı bilmek isteyenlere.
    Onlar yaradanın sanatı peşindeler;
    Seninse aklın fikrin abdest bozan şeylerde..."


    Şarap sonsuz hayat kaynağıdir, iç;
    Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
    Gamı yakar eritir ateş gibi,
    Sağlık sularından şifalıdır, iç.

    Can bir şaraptır, insan onun destisi;
    Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.
    Hayyam, bilir misin nedir bu ölümü varlık:
    Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.



    Dünyada akla değer veren yok madem,
    Aklı az olanın parası çok madem,
    Getir şu şarabı, alın aklımızı:
    Belki böyle beğenir bizi el alem!

    Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;
    Halden anlar bir dost gelip falı görünce;
    Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
    Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.

    Gök yaban gülleri döküyor eteğinden
    Bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen
    Gül şarap dolsun kadehimin lalesine
    Mor buluttan yere yaseminler düşerken.

    Saki, gökler, denizlerce dolgunum;
    İçime sığmaz oldu coşkunluğum;
    Ak saçlarımla sarhoş ettin beni,
    Kış ortasında bahar bulutuyum!
    Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.
  • yagmur
    Kıdemli
    • 29 Nisan 2008
    • 4717

    #2
    Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
    Sana soracaklarım var, dedim;
    Sen ki her bilginin temelisin,
    Bana yol göstermelisin.
    Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
    Birkaç yıl daha katlan, dedi.
    Nedir; dedim bu yaşamak?
    Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
    Evi barkı olmak nedir? dedim;
    Biraz keyfetmek için
    Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
    Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
    Kurt, köpek, çakal, makal, dedi.
    Ne dersin bu adamlara, dedim;
    Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
    Benim bu deli gönlüm, dedim;
    Ne zaman akıllanacak?
    Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
    Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
    Dizmiş alt alta sözleri,
    Hoşbeş etmiş derim, dedi.
    Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

    Yorum

    • yagmur
      Kıdemli
      • 29 Nisan 2008
      • 4717

      #3
      Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
      Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
      Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
      Umudumu rahmetine bağlamışım ben.
      Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
      Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
      Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
      Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.
      Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
      Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
      Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
      Haberim olmasın gelen dertten başıma.
      Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
      Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
      Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
      Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.
      Derde gama yatkın yüreğime acı;
      Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
      Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
      Kızıl kadehi tutan elime acı.
      Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

      Yorum

      • yagmur
        Kıdemli
        • 29 Nisan 2008
        • 4717

        #4
        Öklit’in paralel postulatı üzerine çalışmaları ile matematik dünyasında oldukça iyi bilinen Ömer Hayyam (1048-1131), ülkemizde ve Fitzgerald’ın çevirisi (1859) ile Batı dünyasında Rubaiyat’ın şairi olarak da meşhurdur. Hayyam’a olan ilgi oldukça yoğundur; sözgelimi, Batı Felsefesi Tarihi adlı çalışmasında Bertrand Russell (1945: s. 423), Fars kültürünün entelektüel ve sanatsal başarılarını teslim ettikten sonra, Hayyam hakkında “matematikçi ve şair olarak bildiğim yegane kişi” diye övgü ile bahsedecektir.
        Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

        Yorum

        • yagmur
          Kıdemli
          • 29 Nisan 2008
          • 4717

          #5
          Yaşamanın sırlarını bileydin
          Ölümün sırlarını da çözerdin;
          Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
          Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

          İçin temiz olmadıksan sonra
          Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
          Hırka, tespih, post, seccade güzel;
          Ama Tanrı kanar mı bunlara?

          Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
          Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
          Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
          Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

          Her sabah yeni bir gün doğarken,
          Bir gün de eksilir ömürden;
          Her şafak bir hırsız gibidir
          Elinde bir fenerle gelen.


          Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

          Yorum

          • yagmur
            Kıdemli
            • 29 Nisan 2008
            • 4717

            #6
            Gül verme istersen, diken yeter bize.
            Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
            Hırka, tekke, post most olasa da olur,
            Kilise çanları bile yeter bize.

            Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
            Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
            Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
            Onlar gibi olmayana adam demezler.


            Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
            Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
            Demek günah işleten de sensin bana:
            Öyleyse nedir o cennet cehennem?


            Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
            İki başımız var, bir tek bedenimiz.
            Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
            Er geç baş başa verecek değil miyiz?

            Dünyada akla değer veren yok madem,
            Aklı az olanın parası çok madem,
            Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
            Belki böyle beğenir bizi el alem!

            Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

            Yorum

            • yagmur
              Kıdemli
              • 29 Nisan 2008
              • 4717

              #7
              Varlığın sırları saklı, benden;
              Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
              Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
              Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.

              Bir geldi mi derin ölüm uykusu,
              Biter bu dünyanın dedi-kodusu.
              Ölenden bir haber bekler insanlar:
              Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu!

              Yel eser, umutlar savrulur gider;
              Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;
              Altın gümüş nen varsa harcamaya bak!
              Ölür gidersin, düşmanın gelir yer.


              Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama;
              Senden benden başka düşünen yok, arama!
              Vaz geç ötelerden, yorma kendini:
              O var sandığın şey yok mu, o yok arama!
              Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

              Yorum

              • yagmur
                Kıdemli
                • 29 Nisan 2008
                • 4717

                #8
                Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
                Senden ayığız bu sarhoş halimizde.
                Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
                İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde?

                Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
                Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
                Ev mi dayanır, bu sel yatağına?
                Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?

                Adam olduysan hesap ver kendine:
                Getirdiğin ne? Götüreceğin ne?
                Şarap içersem ölürüm diyorsun:
                İçsen de öleceksin, içmesen de!

                Camiye gittim, ama Allah bilir niye:
                Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.
                Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:
                O eskidi gittim yenisini yürütmeye.
                Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                Yorum

                • yagmur
                  Kıdemli
                  • 29 Nisan 2008
                  • 4717

                  #9
                  Ömer Hayyam, “Binom açılımı” olarak bilinen formülün katsayılarının kolayca elde edilmesine yarayan Pascal Üçgeni’ni Pascal'dan önce keşfedenler arasındadır. Pascal ise Ömer Hayyam’dan yaklaşık 400 yıl sonra aynı üçgen ile karşımıza çıkar. Zaten bu üçgeni “Hayyam Üçgeni” adıyla ananlar da yok değil.

                  Öklid(Euclid) aksiyomları üzerinde de çalışmalar yürüten Ömer Hayyam, Paralellik Aksiyomunu başka bir önerme kümesiyle değiştirerek Öklid dışı geometrinin(Non-Euclidean Geometry) temellerini atmıştır. Bugün kullanılan “dar, geniş ve dik açı hipotezleri” bu bakımdan Ömer Hayyam’ın eseri olarak sayılabilir.

                  On bölümden meydana gelen Cebir Risalesi(Fil-Berâhin Alâ Mesâil-il-Cebr vel-Mukâbele)'ni kaleme alan Ömer Hayyam, bu kitabında kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri gruplara ayırmıştır. Bu matematik tarihinde bir ilktir.

                  Kitabında sık sık cebirsel denklemleri geometrik yöntemlerle çözme yoluna başvurmuştur. Bir örnek verecek olursak; x3+a2x=b denkleminin çözümünde Hayyam şöyle bir yöntem izler: Önce x2=ay parabolünü daha sonra merkezi x ekseninde olan bir çember çizer. Çemberin çapı şu durumda |AC|’dir. Parabol ile çemberin kesişim noktasından(P) çemberin çapına bir dik indirir. İndirilen dikmenin x eksenini kestiği noktayı(Q) alır ve kübik denklemimizin çözümünü |AQ| doğru parçası olarak bulmuş olur. Bu çözüm yöntemi Hayyam’ın Descartes’den 600 yıl önce analitik geometride ne denli derinleşebilineceğini göstermesi açısından da önemlidir.

                  Cebir ve geometrinin yanında astronomi ile de ilgilenen Ömer Hayyam, Sultan Melikşah tarafından Fars takvimini düzenlemesi için görevlendirilmiş. Görevi kabul eden Hayyam ise, “Ömer Hayyam Takvimi” “Melikşah Takvimi” veya “Celali Takvimi” olarak isimlendirilen güneş yılına dayalı bir takvim meydana getirmiştir. Bu takvimin hata payı her 5000 yılda bir gün kadardı. Bugün kullanılan Gregoryen takviminin 3330 yılda bir gün hata verdiğini hatırladığımızda Ömer Hayyam’ın bu konudaki başarısını daha iyi anlamış oluruz.





                  alıntıdır.




                  hayyam-ucgeni.


                  Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                  Yorum

                  • yagmur
                    Kıdemli
                    • 29 Nisan 2008
                    • 4717

                    #10
                    HAYYAM VE FELSEFE

                    Hayyam; Fitzgerald'ın üstün çevirisiyle Batı dünyasına yayıldıktan sonra, rubailerin taşıdığı felsefî görüşler hakkında çok çeşitli ve yaygın yorumlar, incelemeler yapılmıştır. Hatta bizde de İkbal kitabevi eliyle yayımlanan, Hüseyin Daniş ve Rıza Tevfik'in ortaklaşa hazırladığı "Rubaiyyat-ı Ömer Hayyam" adlı eserin ikinci bölümünde, Rıza Tevfik Bölükbaşı, bu alanda derin bir araştırmaya girişmiştir.
                    Felsefenin zamanımızdaki kavramı ile geçmişteki anlamı açısından Hayyam'ı, onlardan farklı olarak ele almamız gerekiyor. Felsefe artık bir felsefe tarihi değildir. Bir takım düşünce, sanat ve bilimadamlarının, akıl sinirlerini zorlayarak doğaya, topluma, doğaötesine ve Allah kavramına kesin bir sonuç aramaları; önce kendilerini sonra da bizleri inanış rahatlığına kavuşturmak için bazı varsayımlar üzerinden yürüyüp ilkeler ortaya atmaları çağı, geçmişte kalmıştır. Felsefe;günümüzde olumlu bilimlerle birlikte yol almakta, olayların akışına kişisel bakışlarla bakmaktadır. Olumlu bilimlerin desteği altında toplumların, insanların mutluluğu için bilinç ve sezgi kapılarını zorlamaktadır.

                    Hayyam'ı, eski felsefe anlayışı içinde ele almak yanılgıya düşmektir. Çünkü O hiçbir çözüme ulaşamadan, hiçbir şeye, çözüm bulunamayacağını bilmenin burukluğu içinde, yine de karamsarlığa yuvarlanmadan yaşayıp gitmiştir. Eğer kendisini ve toplumu doyurabilecek bir dala yapışabilseydi, bu yolu tutsaydı, tarihin çeşitli çağlarını dolduran büyük filozoflar arasında ele alınabilir, O'nunda felsefesi işlenebilirdi.

                    Zamanında felsefe dersleri de veren ozanımız, bugünkü çağdaş felsefe anlayışına, insanların mutluluğunu istemesi bakımından yakın olabilir. Aslında olumlu bir bilimadamı olması da onu, yeni felsefecilerin arasına yaklaştırır gibi olur.
                    Ama hemen söyleyelim: Hayyam, felsefeyle birlikte her şeyden, hatta bilimden de önce ozandır. Bu yanının ağır basması nedeniyle belli bir felsefe sınırı içine yerleştirilemez. Buna rağmen pek çok filozofun yer yuvarlağı kurulalı beri kafasını kurcalayan sorunlara felsefe yapmak için değil, şiirin havasıyla sürüklenerek, şiir diliyle dokunup dokunup geçmiştir.
                    Tek bilinmesi gerekli nokta şu olmalı: Düşünce dünyasını, bilinçaltını ve sezgilerini yoğun bir araştırmaya yatıran ozan, bizi hiçbir zaman bir düşünsel yorgunluğa, hatta derin bir duygu çalkantısına götürmez. Böyle bir yorgunluğa düşmemizi önler.
                    Bizler için kafası burgu gibi oyulan; beyni vakit vakit bunalımlar içinde çıkar yol arayan O'dur.
                    Ama biz, bu rengi ve tadı bir daha zor yaratabilecek olan benzersiz rubailerle, yorucu bir düşüncenin, sarsıcı bir duygunun sınırına, hiç mi hiç yaklaşamayız.

                    Kaynak: Rüştü Şardağ, Bütün Yönleriyle Hayyam Rubaileri, Özgür Yayınları, S.29-32
                    Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                    Yorum

                    • yagmur
                      Kıdemli
                      • 29 Nisan 2008
                      • 4717

                      #11
                      HAYYAM'IN FELSEFESİ
                      Hayyam'ın kendine haz orijinal felsefesini şöylece özetlemek mümkündür:
                      İnsan, yaşadığı anın kıymetini bilmeli ve zamanını hoşça geçirmeğe bakmalıdır. Çünkü mazi bir hiç olmuştur, istikbalin de ne olacağı belli değildir.
                      "Dereden akan su, ovada esen yel gibi ömrümüzden bir gün daha geçip gitti. Ömrüm oldukça iki günün gamını yemiyeceğim: Gelmiyen gün, geçip giden gün!"

                      (Hayyam'ın Rübaileri, A. Gölpınarlı tercümesi, Remzi Kitabevi 953, sh. 70)

                      Dünyada şarap içmekten, saz dinlemekten, güzel ve güzelliği sevmekten daha değerli bir şey yoktur. Hayatın bütün manası bu dünya nimetlerinden bol bol faydalanmaktır:

                      "Hep zevkederim şarapla, ben lale çağı,
                      Kah koklıyarak gülleri, kah gül yanağı,
                      İçtim, içerim, içmedeyim, içmeliyim,
                      Ağzımda durur bardağın elmas dudağı."

                      (Hayyam Rübaileri ve manzum tercümeleri, Feyzullah Sacit, 1929, Cihan K., sh. 15)

                      Bu, Birbirinden güzel dünya nimetlerinden uzak yaşamak, hayatı hiçe indirmektir. hayatı, boşuna geçirmek istemiyen kimse bütün bunlarla mest olmalıdır:
                      ...
                      "Saki ve şarapsız bu cihan hiçtir hiç!
                      Elbet sesi olmazsa keman hiçtir hiç!
                      Gördüm ki hayatta zevk imiş sermaye,
                      Maksut budur alemde, kalan hiçtir hiç!"

                      (Feyzullah Sacit ter. sh. 18)

                      Hayyam'a göre bir daha dünyaya dönüş olmıyacağına göre insan doyasıya bütün arzusunu bu dünyadan almalıdır. Zira son pişmanlık fayda vermez:

                      "Madem gidecek, dönmiyeceksin ebedi,
                      Hiç kalmasın arzun bu yıkık evde sakın!"

                      (Feyzullah Sacit ter. sh. 10)

                      Ona göre cennet ve cehennem bir masaldan ibarettir. Ne varsa hepsi bu dünyadadır. Uhrevi alem dedikleri yerden hiç gelen olmadığına göre bu dünyaya bakmalı ve eldeki imkanları sonuna kadar kullanmalı:

                      "Çayırlığın kıyısında bir kadeh, bir güzel ve bir saki... Peşin olarak bu üçü benim olsun, veresiye cennet de senin olsun! Bırak, kimsenin cennete, cehenneme ait sözlerini dinleme... Cehenneme giden kim, cennetten kim geldi?"

                      (A. Gölpınarlı tercümesi, sh. 76-77)
                      ...
                      Hayyam için hakiki cehennem, insanın kötü kimselerle, tahammül edilmez kimselerle geçirmek zorunda kaldığı zamanlardır:

                      "Cehennemi gerçekten bilmek mi istersin? Dünyada cehennem, ehil olmayanla konuşmandır."

                      (A. Gölpınarlı tercümesi, sh. 53-54)
                      ...
                      Kainatın sırrını, bu alemin manasını anlamıya imkan yoktur. Hayyam, bütün ömrü boyunca bu sırrı çözmek için uğraşmış, fakat en ufak bir ipucu bile elde edememiştir:

                      "Kimse kaza perdesi ardında yol bulmadı,
                      Allah'ın sırlarını hiç bir bilen olmadı,
                      Tamam yetmişiki yıl düşündüm
                      Zifiri karanlığın rengi asla solmadı."

                      İbadet adına kurulan her mabet, yapılan her hareket birer kulluk nişanesidir. Her din mensubu aynı gayeye yönelmiş birer kuldan başka bir şey değildir:

                      Kabe de puthane de birer ibadethanedir,
                      Çan çalmak da kalblerin Hakka giden sesidir.
                      Mihrap, kilise, tesbih, haç deyip şekle bakma,
                      Hakikatte hapsi de kulluk nişanesidir.

                      (Feyzullah Sacit ter., sh. 84)
                      ...
                      Bu dünya sadece şarap ve dilberden ibarettir. İnsan bunlara kavuşmak için yaşar ve hayat bunlarla tamam olur:

                      Bu toprak alemini baştan bir başa kadar,
                      Elesinler, süzsünler alimler, filozoflar:
                      Güzeller yanağiyle yakut şaraptan başka
                      Hiç bir şey bulamazlar cana yakın vefakar!
                      Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                      Yorum

                      • yagmur
                        Kıdemli
                        • 29 Nisan 2008
                        • 4717

                        #12
                        Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
                        Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
                        Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
                        Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

                        Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
                        Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
                        Kendini satmıyan adama akmek yok:
                        Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!
                        Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                        Yorum

                        • yagmur
                          Kıdemli
                          • 29 Nisan 2008
                          • 4717

                          #13
                          Bilgenin yüreğinde her dilek,
                          Anka kuşu gibi gizli gerek.
                          Damla nasıl inci olur denizde:
                          Sedefler içinde gizlenerek.
                          Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                          Yorum

                          • yagmur
                            Kıdemli
                            • 29 Nisan 2008
                            • 4717

                            #14
                            Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
                            Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
                            Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
                            Onlar gibi olmayana adam demezler.
                            Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                            Yorum

                            • yagmur
                              Kıdemli
                              • 29 Nisan 2008
                              • 4717

                              #15
                              Gül verme istersen, diken yeter bize.
                              Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
                              Hırka, tekke, post most olasa da olur,
                              Kilise çanları bile yeter bize.
                              Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                              Yorum

                              Working...
                              X

                              Debug Information