Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ÇAKAL
    Ağa'nın Adamı
    • 27 Haziran 2007
    • 2545

    #226
    Yuh yani.Soymuşlar resmen memleketi.

    Özkan'ı yakacak trilyonluk belge
    Ergenekon'da şok bir belge var. Bu belge Hüsamettin Özkan'a ait ve içinde çok ilginç ayrıntılar var.

    5 Ağustos 2008

    Egebank soruşturması sırasında bankadan 69 milyar lira aldığı belgelenen dönemin Devlet Bankalarından Sorumlu Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan'ın kayınvalidesi Hatice Betül Özbay'ın iki farklı bankadan daha 3 trilyon ve 1.9 trilyon lira çektiği ortaya çıktı. Para trafiğine ilişkin kayıtlar ise Zekeriya Temizel'in elinde bulunuyor.


    Egebank'ın avukatı Aydoğan Semizer, Egebank'tan EFT yapılarak Taksim Vakıfbank şubesinden Hatice Betül Özbay'ca 29 Eylül 1998'de çekilen 69 milyar liranın, bir emlak satımından kaynaklanan para olduğunu iddia etmişti.


    Ergenekon iddianamesine dayanak oluşturan belge klasörlerinden birinde (10. klasör 216. sayfa), Hüsamettin Özkan'ın para trafiğiğne ilişkin uzun bir rapor bulunuyor. Bu raporda, Hatice Betül Özbay'a sadece Egebank'tan değil, başka bankalardan da ciddi ödemeler yapıldığı iddia edildi.


    Bu iddia raporda şöyle yer aldı: “Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan'ın kayınvalidesi Hatice Betül Özbay'ın para aldığı Gold Bis şirketine sadece 69 milyar lira kredi çıkarılmadı. Özbay'ın ilişkisi Egebank'la sınırlı değil. Bir bankadan 3 trilyon, başka bir bankadan da 1.9 trilyon lira çektiğinin kayıtları, Zekeriya Temizel'in elinde bulunuyor.”
    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

    Yorum

    • ÇAKAL
      Ağa'nın Adamı
      • 27 Haziran 2007
      • 2545

      #227
      Üçünü de çok sarsacak belge ortaya çıktı


      Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde yer alan bir raporda, Büyükçekmece'deki arazi yolsuzluğuna orgeneral rütbesinde askerlerin, vali, hakim, savcı ve emniyet görevlilerinin de karıştığı belirtiliyor.



      Önemli iddiaların yer aldığı raporda, Yakuplu Limanı'na taşımacılık kooperatifi başkanı olarak jandarma tarafından getirilen kişinin uyuşturucu işinde kullanıldığı kaydediliyor. Raporda, yolsuzluklara adı karışan isimler arasında
      Süleyman Demirel'in yakınları,
      Emekli Orgeneral Çevik Bir,
      Emekli Orgeneral Teoman Koman,
      Ahmet Özal,
      dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır da yer alıyor.

      Yolsuzlukla ilgili soruşturma yapan emniyet personelinin ise dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın talimatıyla görevden alındığı belirtiliyor.

      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

      Yorum

      • ÇAKAL
        Ağa'nın Adamı
        • 27 Haziran 2007
        • 2545

        #228
        Oktay Ekşi'yi bile çıldırtmışlar.

        Oktay EKŞİ

        Bizim (...) ile geçiştirdiğimiz kısım, son Yüksek Askeri Şûra’dan (YAŞ) "irticai hareketleri" nedeniyle hiçbir subay ve astsubayın ihraç edilmeyişinin CHP tarafından eleştirilmesine ilişkin.

        İyi de her YAŞ’tan "Şu kadar subayla şu kadar astsubay -sözde- disiplinsizlik nedeniyle meslekten ihraç edilmiştir" diye bir karar çıkması zorunludur diye bir şey mi var?

        Bildiğimize göre daha önce yani 1996’da da böyle "kimsenin ordudan atılmadığı" YAŞ toplantısı yapılmıştı. Bunu da dikkate alınca şimdi, "Demek ki Silahlı Kuvvetlerin Komuta kademesi -pratikte bu Genelkurmay Başkanı Büyükanıt anlamına gelir- irticai eylemleri koruyan hükümetle uyum içine girdi" demeye kimin hakkı var?

        Ya "İrticai eylemleri nedeniyle ihraç edilecek" hiçbir subay ve astsubay gerçekten yoksa?

        Bu durumda CHP dahil hepimizin sevinmesi gerekmez mi?

        Tabii bu noktada Genelkurmay Başkanlığı’nın da kusurunu açıkça ifade etmek lazım:

        En ufak nedenlerle hatta "Genelkurmay Başkanının eşi hanımefendinin aşırı masrafı seven bir kişi olduğuna ilişkin bir rapordan" söz eden bir haberi tekzip için resmi açıklama yayınlayan bir kurumdan, "YAŞ’ın bu toplantısında hakkında disiplinsizlik (!?) nedeniyle ihraç kararı verilmesini gerektiren hiçbir subay ve astsubayımızın bulunmadığı memnuniyetle kamuoyuna duyurulur" gibisinden bir açıklama çıksa fena mı olurdu?

        Yeri gelmişken tekrar vurgulayalım:

        Bu ülkede Cumhurbaşkanlığından en uç noktadaki kamu kurumuna kadar hiçbir kurum -belki de en başta Türk Silahlı Kuvvetleri- ne "halkla ilişkiler" kavramını bilir ne de basınla ilişkilerini medeni bir şekilde düzenleme becerisine sahiptir.

        Bu dangıl-dungulluk, bu ilkellik sürer gider.

        http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/....asp?yazarid=1
        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

        Yorum

        • ÇAKAL
          Ağa'nın Adamı
          • 27 Haziran 2007
          • 2545

          #229
          [Dinç Bilgin]
          Nuriye AKMAN
          CHP gibiyim; her şeyi tenkit ediyor, hiçbir şey yapmıyorum


          Dinç Bilgin, Bebek'te Eliyeşil korusu içindeki villalardan birinde oturuyor. Oğlu Önay Bilgin, babasının bu evi çok sevmediğini söylerken Dinç Bey, eskiden beri göçebe yaşadığını, eşi, kedileri ve bir yardımcı ile birlikte kaldığı bu evle ilgili sıkıntısı olmadığını belirtti. Ancak bahçede, hatta arka planda denizin göründüğü pencere önünde fotoğraflanmak istemedi.



          Sakindi. Alçak sesle konuştu. Cümleleri çok kısaydı. Siz okurken fark etmeyeceksiniz ama onları bir paragraf haline getirebilmek için çok soru sormak durumunda kaldım. Yeni bir polemik konusu çıkarmaktan özenle kaçındı. Sükûnetinin altında fırtınalar varsa bile onu hissettirmedi. Kendiyle de kamuoyuyla da hesaplaşmasını bitirdiğini düşünüyordu. Medyada yeniden var olmayı arzuluyor ama hayal ile gerçek arasındaki farkı biliyor görünüyordu. Bu konudaki planlarını paylaşmadı. Geçimini nasıl sağladığını da öğrenemedim. Çünkü bu sorunun kendisini aşağıladığını düşünerek cevaplamak istemedi. Bir de Turgay Ciner'le davalık oldukları şu meşhur gizli belge meselesini tam konuşamadık. Kalp kırık olunca, diyalog da kırılıyor. Dokuz yıl boyunca ekmeğini yediğim patronumla daha iyi koşullarda görüşmek isterdim. Umarım bir gün o da olur...


          Efendim son sekiz yılı nasıl geçirdiniz? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

          Biraz geçmişin muhasebesini yaptım. Rahat özeleştiri yaptığım için fazla sorunum olmadı kendimle hesaplaşırken. Çok hareketli bir hayattan sonra durağan bir hayata geçtim. Tembelliği bir miktar sevdim.

          Kendinizi patron gibi hissediyor musunuz yine de.

          Evet yani insan kendisini alıkoyamıyor o duygudan. Tabii ara sıra gerçeklerle karşılaşıp hayal kırıklığına uğradığım oluyor. Gazete sahibi olmak dehşet keyifli bir şey. Ama eski gazete sahibi olmak da o derece fena bir şey. Yani herkesin hesabı olan bir adam oluyorsunuz. Hoş bir şey değil.

          Bir dönem medya patronlarının kamu ihaleleri başta olmak üzere her şeye köpek balıkları gibi saldırdıklarını söylemiştiniz. Köpek balığı olmayı özlediniz mi?

          Bunu bir özeleştiri gibi görün. Kimseye söz söyleme hakkımı bulamıyorum kendimde. Böyle bir özlemim de yok.

          Sabah ve atv'yi yeniden almayı istemiyor musunuz?

          Bu arzu hep vardı. Hiçbir zaman azalmadı. Ama geçen zamanda daha realist oldum. Yani bu işin benden çok fazla uzaklaştığını gördüm. Şimdiki ilgim, her ikisini de ben kurdum. İnsanın kendi çocuğunun geleceği gibi. İlgim profesyonel düzeyde. atv'nin haberlerine, programlarına iyi mi yapmışlar, kötü mü yapmışlar diye bakıyorum. Sabah'a bakışımda yine aynı şekilde gazete ne kadar özünden kaybediyor, ne kadar özüne ilave yapılıyor şeklinde. Tabii tarafsız olmam mümkün değil. Ben olsaydım çok daha iyi yapardım.

          Mesela neresi size batıyor?

          Gazetenin yeni sahiplerini de kırmak istemiyorum. Benim gazete sahipliği anlayışımla şimdi yeni gelenlerin anlayışı arasında çok derin farklılıklar var. Sabah sıfırdan başladı, büyüdü, gelişti, olgunlaştı, karakteri de bu arada meydana geldi. Bu işlemin içinde, bu yeni gelenlerin hiçbirisi yok. Profesyonel anlamda hiçbiri gazeteci değil. Şimdi meslekten olmayanların çıkarttığı bir Sabah var. Benim büyük eleştirim o. Niyetleri iyi olabilir. Ama meslekten değiller.

          Bu, Sabah'ı ne hale getiriyor?

          İşte nasıl oluyor, gazete satış erozyonuna uğruyor. Sabah uzun yıllar Türkiye'nin en çok satan gazetesiydi. Hoş, benim başıma gelen felaketlerden sonra yani el değiştirmeden önce birinciliğini kaybetti. Şimdi orada gazeteyi yapan profesyonel arkadaşlar var. Onları da kırmak arzusunda değilim. Onlar da ellerinden geldiği kadar yapıyorlar. Sorun orada çalışan profesyonellerde değil. Bu iş lokanta sahipliği gibi bir şey. Hangi yemeğin o lokantaya gideceği, gitmeyeceğini bilecek. Gazete sahibi bir miktar tattan, lezzetten anlayan adam olacak. Onlar şimdi yok tabii.

          Sıfırdan başlayarak yeniden bir medya imparatorluğu kurma gibi bir hayaliniz var mı?

          Realist olarak bakarsak böyle bir şey mümkün değil. Ama hayalim tabii var.

          Bu hayal mi sizi yaşatıyor?

          Yok öyle bir şey. Kendimle barışığım.

          Alaattin Kaya ile yeni bir gazete çıkaracağınız doğru mu?

          Hayır.

          Erken öten horozun başı kesilir diye mi böyle söylüyorsunuz?

          Yok canım öyle bir şey. Uydurmasyon bu haberler. Yanlış anlamayın Alaattin Bey'i severim. Arkadaşım, dostumdur yani. (NA'nın notu: Bu haberler uydurmasyon değil. Var böyle bir şey. Ancak olgunlaşmadı henüz.)

          Bu hayatta oynadığınız rol güç savaşçılığı oldu. Bundan vazgeçemezsiniz diye düşünüyorum.

          O doğru değil. Ben üçüncü kuşak gazeteciyim. Benim dedem de, babam da gazete sahibi. Gazetecilik bizim için bir meslek. Ben güce meraklı değildim. Ankara'ya gidip gelen, devlet erkanı ile konuşan bir insan olmadım.

          Siz olmadınız ama Zafer Bey ,Sabah adına böyle oldu.

          Evet yani. Belki işleri icap etti. Ama bakarsanız o dönemde siyasiler de medyacı olmuştur. İşi karıştıran yalnız gazeteciler değildi.

          Yoksa güçten yoruldunuz mu?

          Dediğim gibi benim güç merakım yoktu. Ama gazete sahipliğinin doğal sonucu da güç. Hatta zaman zaman kontrolsüz güç. O da doğru. Gazetedeki arkadaşlarım gücün belki bir miktar şehvetine kapılmışlardır. Kapılmamaları da mümkün değil. Ama öyle bir şeyim olmadı benim. O gücü kaybettiğimden dolayı bir üzüntü duyduğum da söylenemez. Hatta bundan bir ay önceki Türkiye'yi düşündüğüm zaman iyi ki gazete sahibi değilim dediğim oldu.

          Ne bakımdan?

          Kapatma davaları, Ergenekon davaları falan. O sırada gazete sahibi olmak pek tatlı bir iş olmasa gerek. Haberleri iyi veremediler gazeteler. Ama haberleri iyi verenin de başı derde girerdi. Bir kısmı bazı olaylardan çok sevinir göründü. Bir kısım da çok üzülür göründü. Benim gazetecilik anlayışıma göre gazeteci ne sevinecek, ne üzülecek. Haber verecek o. New York Times gibi davranacak. Washington Post gibi davranacak.

          Ama sizin döneminizde de böyle değildi ki. Şimdi dışarıdan bunu söylemek kolay.

          Doğru. Ben Cumhuriyet Halk Partisi muhalefeti gibiyim. Çok rahat her şeyi tenkit ediyorum. Ama hiçbir şey yapmıyorum. Bir sorumluluğum yok yani.

          Parti kapatmayla ilgili bir değerlendirme yapmak ister misiniz?

          Yedi oy olsaydı parti kapatılacaktı. Yedi kişi bir tarafta, yetmiş milyon kişi bir tarafta. Böyle bir gücün kimsede olmaması lazım. Bu bakımdan sonuç hayırlı oldu. Türkiye yeni bir anayasa yapmalı. Daha demokrat, daha liberal olmalı. Avrupa'ya dönük olmalı yüzü.

          Şirketlerinize el konulması bir statü kaybına yol açtı mı? Çevreniz değişti mi?

          Tabii tabii. Bunu bir hayal kırıklığı olarak görmeyin bende. Eskiden daha fazla dışarıda dolaşan birisiydim. Daha böyle içime kapandım. Ama güçlü zamanımda hep beni davet ederlerdi, şimdi etmiyorlar gibi bir duygu içinde değilim. Dostlardan ihanet görmedim.

          Bir söyleşinizde iyi yaşama hastalığına yakalanmıştım, işte kırk metre yatım, özel uçağım vardı diyordunuz. Bu hastalığı nasıl kaptınız?

          Gerçekten çok çalışıp, çok para kazanan insanların iyi yaşama özgürlüklerinin olması lazım. Ben sonunda başarısız olduğum için, sonunda işimi kötüye götürdüğüm için kendime özeleştiri yapacağım. Başkasına değil. Yani şimdiki aklım olsaydı yaptıklarımı yapmazdım. Değişim var tabii bende. İyi yaşama hastalığı insanı daha dalgacı, daha birazcık tembel yapıyor. İşinde gerektiği şekilde ilgilenmekten alıkoyuyor. Yani daha fazla işimle ilgilenirdim. Kırk metre yatla gezecek yerde daha çok İstanbul'da olurdum. Öyle söyleyeyim.

          Şu anda bir kira evinde oturuyorsunuz değil mi?

          Evet.

          Ne kadar ödeniyor buraya? Sorabilir miyim?

          Sormasanız daha iyi olur.

          En pahalı şarapları içerken şimdi fiyatına dikkat mi ediyorsunuz?

          Beni Ertuğrul Özkök ile karıştırmayın. Böyle güzel şarap içmeye merakım hiç olmadı. Özel hayatı renkli olan birisi değilim. Eskiden eve gelip kitap okur, televizyon seyrederdim. Şimdi de eve gelip televizyon seyrediyorum. Hayatımın o kısmında pek bir fark olmadı.

          Pahalılık ve ucuzluk kavramlarınızda bir değişiklik oldu mu?

          Hayır. Eskiden de böyle sürekli cebinde para taşıyan, para harcayan birisi değildim. Şimdi de öyleyim.

          Şimdi geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

          Buna da cevap vermesem daha iyi.

          Neden?

          Kendimi biraz aşağılanmış hissediyorum.

          Bir yerden size bağlanan bir şey, elinizde hâlâ tuttuğunuz bir şirket var mı?

          Hayır hayır öyle bir şirket yok.

          Gazeteciliğin dışında size para getirebilecek beceriniz var mı?

          Hayır hayır.

          Zor günler için yurtiçinde, yurtdışında birtakım zulalar?

          Hayır, zor duruma geleceğim hiç aklıma gelmedi.

          O zaman borçla yaşadığınızı yazabilir miyim?

          Hayır hayır.

          Nesim Malki'nin alacak listesinde adınız geçiyor.

          Ben adamı hiç hayatımda görmedim. Öldürülene kadar adını da duymadım. Tamamen uydurma. 28 milyar dolardan bahsediliyor. İsrail'den gelen para diye. İsrail'i satsanız o para etmez. Deli saçması.

          Maaş verdiğiniz insanlar var mı?

          Şoförüm var. Bir de evdeki yardımcımız.

          Bir röportajınızda kızınızın ve eşinizin namaz kıldığını öğrendik. Sizin namazla ilişkiniz nasıldır?

          Yoktur benim. Allah'a inancım var ama dindar birisi değilim.

          Sizin için hep Sabetaycı, dönme derler. Aslı nedir?

          Onlar Yalçın Küçük'ün hikâyesi. Valla o konuda hiç bilgim yok kendimle ilgili. Sabetaycı bilmem ne hikayesini İstanbul'a gelene kadar hiç duymamıştım. Böyle bir şey bilmiyorum. Ama Sırp dönmesi olduğumuz doğru. Sokullu'nun ben 101. torunuyum. Vakıflar'dan 110 kuruş mu ne, öyle bir maaşım var. Tabii almıyorum.

          Peki Sırp dönmesi ne demek?

          Sokullu öyle canım, ne yapayım yani. 15. yüzyılda devşirilmiş. Sırp dönmesi dediğim devşirme yani. Onun dışında Yahudi dönmesi; onu bilmiyorum. Etimolojik köklerimi araştırmadım. Ama Yalçın Küçük ne bileyim, büyük dedesi Viking bile diyebilirdi. Eskimo diyebilirdi.

          Bir hikâye anlatılır. Yunanlılar İzmir'e geldiğinde Yunan bayrağı çekilmiş Yeni Asır'a filan.

          O sırada Mehmet Barlas bize kızmıştı. Onun söylediği bir şey. Yunanlılar bildiğim 1920'de mi girdiler, kaçta girdiler. O zaman daha ne Yeni Asır var, ne bir şey var. Ben 40 doğumluyum. Nasıl Yunan bayrağı sallayayım. Ne diyeyim başka?

          Dedenizin gazetesi var mıydı İzmir'de o zaman?

          Hayır yok. Selanik'te 1895'te çıkmış Asır diye. 1925'tir zannediyorum Yeni Asır'ın İzmir'de çıkmaya başlaması.

          Peki Mason musunuz?

          Hayır.

          Neden değilsiniz?

          Hiç teklif etmediler valla.

          Etselerdi olur muydunuz?

          Hayır. Bir tarihte İzmir'de genç gazete patronuyken Rotaryen olmuştum. Fakat hiç toplantılara iştirak etmediğim için ihraç ettiler. Onun dışında öyle bir şeye girip ayin yapmak çok komik gelir bana.


          10 Ağustos 2008, Pazar
          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

          Yorum

          • ÇAKAL
            Ağa'nın Adamı
            • 27 Haziran 2007
            • 2545

            #230
            Bu memleket yine iyi ayakta duruyor.

            Ergenekon'un Sabetayistleri listesi

            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

            Yorum

            • ÇAKAL
              Ağa'nın Adamı
              • 27 Haziran 2007
              • 2545

              #231
              Hesaplarınızı iyi yapın,aracı kurumlarınızı iyi seçin.

              Yerli aracı kurumlar zor günler geçiriyor
              Hisse senedi piyasalarının şahdamarı olan aracı kurumlar sancılı bir süreç yaşıyor. Sektördeki hakimiyetin yabancının eline geçmesi, vahşi rekabet ortamı ve kâr sorunu nedeniyle aracılar birer birer faaliyetlerini durduruyor.
              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

              Yorum

              • ÇAKAL
                Ağa'nın Adamı
                • 27 Haziran 2007
                • 2545

                #232
                İbrahim Kahveci


                İzne çıkmadan önce bugün son günüm. Karadeniz hırçınlığının durgunlaşması için yine Karadeniz'e çıkmak gerekiyor. Çivi çiviyi söker mi bilmem ama piyasanın çivisi çıkmış durumda bırakıyorum ortalığı. İMKB Uzel'i kottan da çıkartı ya! Türkiye'nin aynasıdır Uzel. Dar bakışlı, kısa hesaplı, hep ben tarzı oyunların sonunda çöken milyonlarca dolarlık bir şirkettir Uzel. Binlerce işçisi sokaklara atıldı. O işçilerin aileleri, çocukları artık yoksullar kesimine girdi. Binlerce yatırımcı savunmasız ve beş parasız bırakıldı Uzel'de. Hani küçük yatırımcının hakkı savunulurdu, korunurdu. Keza bayiler, tedarikçiler ve orada çalışan işçilerle aileleri de perişan edildi Uzel'de.

                Dar bakışlı bir ülkeyiz vesselam. Başbakanımız geniş açıdan bakıyor; ama birileri “Ulusal olsun, bizim olsun” diyor. Ama biliriz ki Mercedes'e binerler, dolarlarla euroları biriktirirler ama millidirler, ulusalcı geçinirler. Mesele nereden baktıkları değil, başkalarının görmesini engellemektir aslında.
                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                Yorum

                • ÇAKAL
                  Ağa'nın Adamı
                  • 27 Haziran 2007
                  • 2545

                  #233



                  Ergenekon'da yeni dalga operasyonu

                  14 Ağustos 2008

                  DHA

                  “Ergenekon” soruşturması kapsamında İstanbul ve Ankara'da düzenlenen operasyonlarda, biri emekli albay 3 kişi gözaltına alındı.


                  Edinilen bilgilere göre emekli Jandarma Albay Arif Doğan’a ait olduğu ileri sürülen Beykoz Çavuşbaşı’nda bulunan bir işyerine yapılan baskında 3 adet uzun namlulu silah, 3 adet tabanca, bu silahlara ait çok sayıda mermi, 280 adet el bombası ve çok sayıda doküman ele geçirildi.

                  Baskında ele geçilen silahlar ve el bombaları ile dokümanlar Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürüldü. Silahlar, el bombaları ve dokümanların incelemesi sürdürülüyor. Olayla ilgili emekli Albay Arif Doğan ve kimlikleri öğrenilemeyen 2 kişi Ankara’da gözaltına alındı. Doğan’ın Ankara’da işlemlerinin ardından İstanbul’a gönderileceği öğrenildi.

                  http://www.hurriyet.com.tr/gundem/96...d=229&sz=39335
                  Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                  Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                  Yorum

                  • MAGGGMA
                    ...................
                    • 12 Haziran 2007
                    • 1375

                    #234
                    İranlı general tehdit etti
                    İran Silahlı Kuvvetler Genel Komutanı Tümgeneral Ataullah Salihi, ABD ve İsrail'in İran'a saldırmamaları halinde, "bölgeden sağ çıkamayacaklarını" söyledi.

                    Salı, 19 Ağustos 2008 22:32

                    Salihi, İran'ın yurt dışındaki askeri ataşelerine hitaben yaptığı konuşmada, İran'a yönelik askeri saldırı tehditlerini değerlendirdi. İran ordusunun her türlü saldırıya karşı hazırlıklı ve donanımlı olduğunu belirten Salihi, "Düşmanlar, tehditlerini hayata geçirirlerse bölgeden sağ çıkamazlar" ifadesini kullandı.

                    Tümgeneral Salihi, bölgedeki tüm hareketliliği takip ettiklerini, olası bir saldırıya tüm imkanların kullanılarak cevap verileceğini kaydetti.

                    ABD ve İsrail'den zaman zaman İran'a karşı askeri saldırı dahil tüm seçeneklerin masada olduğu şeklinde açıklamalar geliyor.

                    Washington ve Tel Aviv'in tehditlerini "psikolojik harp" olarak niteleyen İran, askeri bir saldırıyı ihtimal dışı olarak görüyor.

                    AA

                    Yorum

                    • MAGGGMA
                      ...................
                      • 12 Haziran 2007
                      • 1375

                      #235
                      İranı vurmak için Gürcistana ihtiyaçları var...

                      'İran’ı vurmak için Gürcistan’a ihtiyaçları var'
                      Politika uzmanı Ian Brockwell, American Chronicle’daki köşesinde “dünya savaşı çıkaran aklını yitirmiş” ABD ve İsrail ikilisinin Gürcistan'daki çıkarlarını yazdı.

                      Salı, 26 Ağustos 2008 22:01


                      Haber Merkezi / TIMETURK

                      Politika uzmanı Ian Brockwell, American Chronicle’daki köşesinde ABD ve İsrail’in İran’ı vurmak için Gürcistan’ı kullanmayı planladığını yazdı. Brockwell, Büyük Medya’nın Gürcistan’ı mazlum ve Rusya’yı da zalim olarak gösterdiğini ve kimsenin gerçekleri söylemeye cesaret edemediğini öne sürdü. Ian Brockwell’in makalesini TIMETURK okuyucularının istifadesine sunuyoruz.

                      ABD RUSYA’DAN GÜRCİSTAN’DAN ÇABUK ÇIKMASINI İSTİYOR ÇÜNKÜ GÜRCİSTAN İRAN'A SALDIRMAK İÇİN LAZIM!

                      Ian Brockwell

                      ABD’nin neden Gürcistan’la bu kadar ilgilendiğine dair elimizde iki neden var. İlki bir petrol boru hattı ve ikinci Rusya’ya sınırı olan bir ülkeyi daha ele geçirmek.

                      Ancak üçüncü bir neden daha var ve bu sadece ABD’yi değil İsrail’i de ilgilendiriyor.

                      Bush yönetimi uzun zamandır İran’a saldırmak bir bahane arıyor, tıpkı Irak’ta yaptıkları gibi, amaçları da daha fazla petrol çalabilmek. Ancak İsrail bundan ayrıca bir pay istiyor. (Gürcistan’daki boru hattı İsrail’e petrol tedariki sağlama amacı taşıyordu ki başka ülkelere satabilsin.) Tabi ki, İran’dan petrol daha da iyi olurdu (ve daha fazlası).

                      İran’a saldırarak ve zorla rejim değişimi umuduyla, İsrail petrolden aldığı paydan (Irak’ta olduğu gibi paylaşıldığında) kar edecek ve Orta Doğu’da ihtiraslarını engelleme potansiyeli olan yegane ülkeyi de silmiş olacak.

                      İsrail’in Gürcistan’la güçlü askeri ilişkiler var ve İran’a saldırmak için bu ülkeyi kullanma planları yaptı. (Savaş uçakları yakıt ikmali yapmadan saldırı yapabilir) İsrail’den silahları senelerdir Gürcistan’a giriyor. Bunlardan bir kısmını yakın zamandaki Rusya’yla olan savaşta izledik.

                      Ancak Gürcistan’daki birçok askeri bölgeyle birlikte kullanılacak ekipmanı da yok eden Rusya’nın karşılığı İsrail/ABD planlarını bozdu.

                      Açıkça ABD ve İsrail’in İran saldırısı için kesinleştirilmiş bir tarihleri var ve programa yetişebilmek için kaybedilen teçhizatın mümkün olan en kısa sürede yerine konulması (ve havaalanlarının tamirinin) bir mecburiyet.

                      Halihazırdaki Gürcistan hükümetindeki kişilerin birçoğu Yahudi ve ekserisi (tümü değilse) çifte pasaport taşıyor. İki pasaport taşıyanların “sadakatlerinin” nereye olduğu sorgulanır ancak eğer bu pasaportlardan birisi İsrail’se cevap basittir. Sadakatleri öncelikle İsrail’edir!

                      ABD hükümetini İran’a saldırmaya zorlayanların çifte vatandaş olmaları (İsrail/ABD) da belki de bir tesadüf değil. Bunu Amerikalıları ve Birleşik Devletleri korumak için mi yoksa İsrail’e getireceği kazanımlarla daha çok mu ilgilendiklerini sorma ihtiyacını bile duyuyor muyuz?

                      Tabi ki durumun bu olmadığı rolüne yatabiliriz (ki genelde bunu yaparız) çünkü “İsrail karşıtı” ya da “Anti-Semitik” olarak yaftalanmaktan korkarız. Ne kadar süre daha boğazımızda bu bıçakla yaşamaya devam edeceğiz? Ne zaman her şeyi olduğu gibi anlatma cesareti bulabileceğiz?

                      Büyük Medya’da “küçük zavallı Gürcistan’a” saldıran Rusya’nın ne kadar kötü olduğunu dinlemek yerine, III. Dünya Savaşı’nı başlatan bu aklını kaçırmış insanları durdurmaya çalıştıkları için onlara teşekkür etmeliyiz. Eğer Büyük Medya bu kadar yozlaşmış ve hakikatte sorunları çıkaran kişiler tarafından yönetilmeseydi, ABD ve İsrail’in neden Gürcistan’da bu kadar büyük bir askeri varlığı olduğunu ve dünyanın neden ABD’nin Irak ve Afganistan’dan çekilmesini istemediğini sorgulayacak haberler yer alırdı. Ancak bunlar yok.

                      Rusya olmasaydı, Bush yönetimi ve İsrail’in frenleyecek hiç kimse olmayacaktı ve bu ikisinin daha fazla güç (ve petrol) elde etmesi için sonu gelmez savaşlarla yüzleşecektik. Onların ihtiraslarından hiçbir ülke güvenlikte olmayacaktı hatta onların “müttefiki” olduğunu iddia edenler bile. Başlarda ABD/İsrail’i desteklemek için kullanılacak ancak zamanla, onlar da köleleştirilecekti (onların oyununda tek bir efendi olabilir).

                      Rusya ve Çin (ve diğerleri) gibi ülkeler kolayca satın alınamaz, köle olmaktansa savaşmayı (eğer zorunda kalırlarsa nükleer silahlarla) tercih ederler.

                      Amerika kölelerin zincirlerinden kurtulduğunu bizzat yaşadı ve bu tüm özgürlükleri ellerinden alınan insanlar için de doğru. Her zaman savaşacaklar!

                      Başlamadan önce bunu durdurarak kendimizi büyük bir acı ve ıstıraptan kurtarabiliriz. İlk adım gözlerimizi açmak ve gerçeği görmektir. Bunu yönlendirilen Büyük Medya’dan duyamazsınız ancak ne olduğunu anlamak için “sağduyuyu” kullanmanız gerekir. Elinizde ne varsa bırakın, derin bir nefes alın ve olaylara mantıklı bir şekilde bakın.

                      Gerçeği bir kere gördüğünüzde sonraki adım bunun için bir şeyler yapmaktır. Sinirli mektuplar yazmakla, arkadaşlarınıza şikayet etmekle ya da birilerinin çıkıp gelip bir şeyler yapmasını beklemekle zaman kaybetmeyin. O kişi sizsiniz! Eğer herkes sadece “Hayır! Bunu artık istemiyorum” derse ve harekete geçerse, duracaktır.

                      Tabii ki bunu yapmayacaksınız çünkü korkuyorsunuz, köle olmaktan ve diğer insanların size ne yapmanız gerektiğini söylemesinden mutlusunuz. Bu yüzden bu makaleyi şimdi okudunuz artık TV’de favori programınızı seyretmeye gidebilir, Büyük Medya’dan biraz daha propaganda dinleyebilir ve sizin için seçilmiş bir siyasetçiye oy verebilir ve bu yeni liderin fark yaratacağına ve tüm kötü şeyleri değiştireceğine inanabilirsiniz. Son gelen ne değiştirdi? Mutlu rüyalar!

                      Yorum

                      • MAGGGMA
                        ...................
                        • 12 Haziran 2007
                        • 1375

                        #236
                        ülkeyi Soyanlar....

                        Demirel'in yeğenine TMSF'den ikinci şok
                        TMSF, Murat Demirel'in gizli hesaplarının peşinde. Demirel'in 30 milyon doları bloke edildi.

                        4 yıldır İsviçre, İngiltere, Ürdün, ABD, Almanya, Polonya, Kazakistan başta olmak üzere 15 ülkede iz süren TMSF Başkanı Ertürk, sayıları 100'ü geçen hukukçu ve araştırmacı kadrosuyla, tahsilat miktarını artırmak için tatil nedir bilmeden gece gündüz çalışıyor.

                        Halkın cebini soyanların peşine düşen ve bugüne kadar 15'in üzerinde ülkede hukukî mücadele veren TMSF, 20 milyar doları aşan toplam tahsilat hedefini bir bir gerçekleştiriyor.

                        TMSF timleri son olarak Murat Demirel'in Cayman Adası'nda bir bankada faiziyle birlikte 30 milyon doları bulan hesabına el koydurttu. Bir başka ekip ise ağırlıklı olarak ABD'de Uzanlara ait banka hesaplarıyla ilgili detaylı bir araştırma içinde. Daha önceki araştırmalarında Uzanlar'ın İsviçre bankalarındaki 200 milyon dolar civarındaki varlıklarına bloke koyduran Ertürk'ün ekibi, bu defa Egebank Davası’nın sanığı Murat Demirel'in yurt dışına kaçırdığı paralarla ilgili önemli ipuçlarını değerlendirip 30 milyon dolarlık bir banka hesabını ortaya çıkardı. Hukuki mücadele sonucu paranın TMSF'nin kasasına girmesi hedefleniyor.

                        30 MİLYON DOLAR BLOKE

                        TMSF'nin Merrill Lynch'ten aylardır beklediği cevap, geçtiğimiz günlerde Londra'daki mahkemeden geldi. Egebank davasının sanığı Murat Demirel'in Merril Lynch Bankası'nın başta Cayman Adası olmak üzere çeşitli şubelerinde toplam 30 milyon dolar parası olduğu ortaya çıktı. TMSF'nin başvurusu üzerine Londra'daki mahkeme, Murat Demirel'in gizli hesaplarındaki 30 milyon doları bloke etti.

                        Bir TMSF yetkilisi, mahkemenin verdiği 'TMSF'nin Demirel'den alacaklı' olduğuna dair karanının önemli bir aşama olduğunu ancak söz konusu paranın en kısa zamanda TMSF'nin kasasına girebilmesi için itirazın sonuçlarının önem taşıdığına dikkat çekti.

                        İKİ YILDIR İZ SÜRÜLÜYOR

                        TMSF'nin başvurusu üzerine Londra'daki mahkeme tarafından bloke edilen paralar 2006 yılının başından beri TMSF timinin sürdüğü iz sonucu olarak değerlendiriyor. Demirel ile kara para aklama cenneti olarak bilinen Cayman Adası'ndaki Merril Lynch yetkilileri arasında imzalanan 13 sayfalık gizli hesap sözleşmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan hesaplarda Murat Demirel'in eşine hesaptaki paranın tamamını kullanabilme yetkisini verdiğinin ortaya çıkması dikkat çekici.

                        TMSF timleri, ellerine geçen dekontları bir bir incelediklerinde Demirel'in Merril Lynch'in İngiltere'nin güneyindeki Isle Of Man ile Singapur şubelerine de para havale ettiği sonucuna vardılar. Fon avukatları, önce Türkiye'de yargıya başvurarak bu hesapların dondurulmasına ilişkin mahkeme kararı çıkarttı. Daha sonra Londra'da ki hukuk büroları aracığıyla uluslararası yargı süreci başlatıldı. Londra'daki mahkemeden, Murat Demirel'e ait Merril Lynch şubelerindeki hesapların bloke edilmesi istendi. Talep yerinde bulundu ve Demirel'in Merril Lynch'teki yaklaşık 30 milyon dolarını dondurdu.

                        ORTAKLARIN TÜMÜ TMSF TARAFINDAN iZLENiYOR

                        TMSF, söz konusu parayı Türkiye'ye getirmek için muhtemel itiraz mekanizmasının sonuçlarını beklemek zorunda. İster yaptığı sözlşemeler uymayıp borçlarını ötelemeye çalışan ister yurtdışına para kaçıran tüm hakim ortakları birbir gözetim altına almaktan kaçınmayan TMSF'nin takip ettiği bir diğer grup ise Uzanlar. 2 yıl önce Uzanların İsviçre bankalarındaki 200 milyon dolar civarındaki varlıklarına bloke koyduran TMSF'nin, bu konudaki mücadelesi de sürüyor.

                        Bu miktarın artış gösterdiği yönünde bilgilere ulaşıldığı belirtiliyor. Bir grup timi başta ABD'de olmak üzere bir çok batılı ülkede Uzanlarla ilgili araştırmalarını sürdürüyor. Araştırmaların yoğunlaştığı diğer ülkeler ise, İngiltere, Ürdün, Polonya, Kıbrıs, Almanya ve İsviçre.

                        Bugün

                        Yorum

                        • simurg
                          Administrator
                          • 10 Mart 2007
                          • 9248

                          #237
                          Cengiz Çandar
                          Soğuk savaşa geri mi dönüyoruz?

                          01.09.2008 | Cengiz Çandar | Yorum

                          • Yazıları tatile çıkarttık, Akdeniz'e yollandık; ertesi günü Rusya-Gürcistan çatışması patlak verdi, Karadeniz bir "kriz havzası"na dönüştü. Aradan geçen süre içinde, Karadeniz ve Güney Kafkasya, Soğuk Savaş'ın bitiminden (1989), Sovyetler Birliği'nin ortadan kalkışından (1991) bu yana uluslararası sistemin karşılaştığı sonuçları itibarıyla itibarıyla- en önemli ‘kriz" olmaya aday.
                          Sebebi basit, bu "kriz", esas olarak, Amerika-Rusya ilişkilerinin yeniden tanımlanması gereğini ifade ediyor. Yani, işin boyutları Rusya-Gürcistan ve Karadeniz-Kafkasya ekseninin ötesine geçiyor ve taşıyor.
                          İşin bu özelliği, Türkiye'nin geleceğini de birebir biçimlendirecek ölçüde önem taşıyor.
                          Soğuk Savaş dönemi, uluslararası sistemin "iki-kutuplu", kutup başlarının ABD ile Sovyetler Birliği olduğu, termonükleer bir "dehşet dengesi"ne dayalı bulunduğu yapıdaydı. Sistem analizi, nisbeten daha kolaydı. Ulus-devletler, iki kutup başının çevresinde kümelenmişlerdi. "Üçüncü Dünya", her ikisinin "acentaları" yoluyla "dünya iktidarı" mücadelesi yaptıkları "gri bölge"nin adıydı.
                          Soğuk Savaş'ın kestirme özeti, Sovyetler Birliği'nin (ve onun belkemiği olan Rusya'nın) küresel ölçekteki savaşı kaybetmiş olmasıdır. Sovyetler Birliği dağıldı, onunla birlikte "sosyalist blok" çöktü, onun güvenlik örgütlenmesi Varşova Paktı ortadan kalktı.

                          Kaybettiğini kabullenmemek
                          Rusya Cumhurbaşkanı Dimitri Medvedev, Soğuk Savaş'ın kazananı kaybedeni olmadığını söyledi. Yanlış. Rusya, kaybetti.
                          Sorun da bir nebze buradan kaynaklanıyor. Rusya, kaybettiğini kabullenmek istemiyor ve eski Sovyetler Birliği'ni ve kendisinin "süperdevlet" statüsünü, buna gücü olmasa da, bir şekilde ihya etmeye çalışıyor.
                          Bu da, İkinci Dünya Savaşı sonrası Stalin ile Batı arasında çizilmiş, Soğuk Savaş sonrasında Sovyetler Birliği'nn dağılması, Sosyalist Blok'un yok olması ve Yugoslavya'nın sona ermesiyle bir kez daha çizilmiş olan Avrupa sınırlarının, Moskova tarafından gereğinde kuvvet kullanılarak bir kez daha çizilmesi ve dolayısıyla Amerika-Rusya ilişkilerinin yeniden tanımlanması girişimlerine yol açıyor.
                          Nereye doğru yol alıyoruz. Yeni bir "Soğuk Savaş"a mı? Soğuk Savaş'a geri mi dönüyoruz?
                          Bugünlerde sıkça ve çokça telaffuz edilmeye başlanan bir kavram Soğuk Savaş ama ona geri dönüş imkansız gibi. Zira, Rusya, Sovyetler Birliği değil; üstelik ABD, Soğuk Savaş dönemine kıyasla Rusya karşısında çok daha güçlü. "Asimetrik" ölçüde güçlü.
                          Düşünsenize, Rusya'nın yıllık askeri harcamaları 40 milyar dolar; Amerika'nın ise 600 milyar dolar. Dahası, Rus silahlı kuvvetleri teknolojik anlamda dökülüyor. Gürcistan şehirlerine giren tankları 1980'li yıllardan kalma. Karşısında doğru dürüst bir askeri güç ve direnme olsa, Rusya, bu "askeri teknolojik geriliği" ile yüz kızartıcı bir askeri yenilgiye uğrardı.

                          Enerjinin verdiği güç
                          Rusya, artık Amerika'yı dengeleyebilecek bir askeri güç değil ama dünyanın bir büyük "hidrokarbon" yani "petrol ve doğal gaz gücü." Bir tanımlamaya göre de, "ormanları olan bir Suudi Arabistan."
                          Bu özellikleriyle, Rusya Sovyetler Birliği gibi bir "süpergüç" olmasa da, tartışmasız bir "bölgesel güç."
                          Zaten, "tek süpergüç" Amerika'nın da, uluslararası politikada başının belası "petrol sahibi" olan "bölgesel güçler". Fareed Zakaria, "The Post-American World" adlı son kitabında, "ABD ve Batı'nın uluslararası düzen anlayışına yönelik başlıca siyasi meydan okumalar"a örnek olarak, "Ortadoğu'da İran, Latin Amerika'da Venezuela ve Avrasya'da Rusya"yı sıralıyor ve ekliyor "Tümünün kazanılmış yeni gücü petrole dayanıyor. Sudan'ın bile Darfur konusunda dünyaya meydan okuması, eğer zengin petrol rezervlerine sahip olmasaydı, tasavvur edilemezdi."
                          Rusya'nın "toprak bütünlüğü" kavramını ayaklar altına alarak ve Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlığını tanıyarak, Gürcistan'ı ezmeye kalkışması, "enerji transit yolları üzerinde jeopolitik kontrolü"nü kurma hedefini ifade ediyor.
                          İşte Türkiye'nin "stratejik çıkarları"na ters, ayrıca onu "siyasi tercihleri" bakımından açmaza sokan ve "Karadeniz bunalımı"nın birinci derecede "ilgili tarafı" haline getiren de, Rusya'nın bu hedefi.
                          Türkiye'nin Soğuk Savaş sonrası "jeopolitik önemi" de, "toprak bütünlüğü"nün güvencesi de, Orta Asya-Hazar havzası ile Avrupa arasındaki enerji nakil yolları üzerinde bulunmasıyla, yani Rusya'nın Avrupa üzerindeki "enerji nakil tekeli"ni kırma alternatifi oluşturan bir NATO ve AB aday üyesi olmasıyla bağlantılıydı.

                          https://twitter.com/keyborsa_simurg

                          Yorum

                          • simurg
                            Administrator
                            • 10 Mart 2007
                            • 9248

                            #238
                            Erdoğan'dan Aydın Doğan'a ağır ithamlar
                            "Aydın Doğan'a sesleniyorum: Bunu ispat edemezseniz ahlaki değerler konusunda nasibini almamış birisiniz. Sen böyle çamurları kabul edebilirsin ama biz etmeyiz"

                            06.09.2008 14:32


                            Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti'nin Güngören İlçe Teşkilatı'nın 3. Olağan Kongresi'nde konuştu. Erdoğan, konuşmasının büyük bölümünü Aydın Doğan'a ayırdı ve ağır suçlamalarda bulundu. Aydın Doğan'ın elindeki medya gücünü ticaret için şantaj amaçlı kullanmakla itham eden Başbakan Deniz Feneri davasında adının geçirildiğinden bahsettiği bölümde şunları söyledi:
                            İşte Başbakan'ın o sözleri:
                            Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, adının Almanya'daki Deniz Feneri davasına karıştırılmasına sert tepki gösterdi. Aydın Doğan'ı suçlayan Erdoğan, "Başbakan Erdoğan Deniz Feneri'nden para mı almıştır? Eğer bunu ispat edemezseniz ahlaki değerler noktasında nasibini almamış birisisiniz." dedi. Erdoğan, "Bu tür çamurları sen kabul edebilirsin ama biz kabul edemeyiz" dedi.
                            Erdoğan, Aydın Doğan'ın Hilton Oteli konusunda kendisinden ve belediye başkanından isteklerde bulunduğunu, bu isteklerin yerine getirilmemesi üzerine iftira kampanyası başlattığını söyledi.
                            Erdoğan, Deniz Feneri Derneği davasına ilişkin kendisi ve AK Parti hakkında çıkan iddiaları da, "Başbakan Erdoğan Deniz Feneri'nden para mı almıştır? Eğer bunu ispat edemezseniz ahlaki değerler noktasında nasibini almamış birisisiniz. Tayyip Erdoğan ne böyle bir para almıştır, ne böyle bir paranın sahibiyle tanışmıştır. Asla! Tsunami alakalı Tayyip Erdoğan'ın eli akçeli paraya dokunmamıştır. Başbakanlığın hesabı vardır, Başbakanlığın hesabına paralarını yatırmak isteyenler paralarını yatırmışlardır. Ve oradan da Kızılay'a gitmiştir, Kızılay eliyle yardım Açe'ye ulaştırılmıştır." şeklinde cevapladı.
                            https://twitter.com/keyborsa_simurg

                            Yorum

                            • simurg
                              Administrator
                              • 10 Mart 2007
                              • 9248

                              #239
                              "Tarih Erdoğan'ı diktatörler sayfasına yazar"Aydın Doğan'dan Başbakan Erdoğan'a rest

                              06.09.2008 21:20





                              Aydın Doğan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ağır ithamlarının ardından resti çekti.
                              Aydın Doğan'ın yazılı bir açıklama yapmasıyla Başbakan-Doğan savaşı kızıştı.
                              Aydın Doğan "Tarihin Erdoğan'ı diktatörler sayfasına yazacağını" söyledi. Doğan'ın açıklamasından ilgili bölümü şöyle:
                              “Başbakan'ın konuşmasını hayretle dinledim. Sadece hayretle değil, aynı zamanda Türkiye’de basın özgürlüğünün geleceği açısından da çok derin bir endişeyle dinledim. Deniz Feneri ile ilgili haberleri gazetelerden, televizyonlardan izliyorum. Neymiş olay?
                              İnsani yardım toplama amacıyla kurulmuş bir dernek, topladığı paraları, birtakım şirketler aracılığıyla şahıslara vermiş.Tabii bu çok önemli bir olay.
                              Çağımızda insani dayanışmayı, yardımlaşmayı sağlayan kuruluşların büyük sorumlulukları var. İnsanlardaki yardım duygusunu istismar etmek, bana göre günahların en büyüğüdür.
                              Çünkü o duyguyu yok ettiğiniz, yardımlaşma amacıyla çalışan insanlara ve kuruluşlara olan güveni sarstığınız takdirde, insanlığa çok büyük zarar vermiş olursunuz. Bu olayı kim ortaya çıkarmış? Alman polisi ve makamları.
                              Kim yargılıyor? Alman yargısı. Peki bizim gazetelerimiz, televizyonlarımız ne yapıyor? Mahkemenin safahatı hakkında bilgi veriyor. Başbakan kime kızıyor?
                              Bu haberleri veren gazetelere ve televizyonlara. Hatta onlara da değil, direkt beni hedef alıp bana kızıyor. Bunun bir mantığı var mı? Şahsıma karşı bu saldırıyı mantıkla, vicdanla, adalet duygusuyla izahı mümkün mü?
                              Sanıklardan biri, toplanan paraların Başbakan’a verilmek üzere birisi tarafından alındığını söylüyor. Bu ifade tutanağa da geçmiş. Peki bu ifadeyi kim dile getiriyor? Ana Muhalefet Partisi Başkanı. Hem de nerede? Televizyonlarda canlı yayında. Tekrarlayayım. İddia sahibi Alman yargısı.
                              İddiayı Türkiye’de dile getiren, Ana Muhalefet Partisi Başkanı. Bunun yayınlayan NTV Televizyonu. Söyler misiniz ben bunun neresindeyim? Kendi gazetelerime bakıyorum, hepsi bunu Deniz Baykal’a atfen vermişler. Başbakan bize yükleniyor. Herhalde bu yolla susturmak istiyorlar. Devlet bütün kurumlarıyla ellerinde. Bize yapmadıkları kötülüğü bırakmayabilirler. Zaten yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Ama hür basını susturmaya tam teşebbüs eden bir başbakanı tarih, demokrasi defterine değil, diktatörler sayfasına yazar" dedi.
                              https://twitter.com/keyborsa_simurg

                              Yorum

                              • MAGGGMA
                                ...................
                                • 12 Haziran 2007
                                • 1375

                                #240
                                [IMG] [/IMG]
                                233 BİN METREKAREYE İNŞAAT
                                2-Aydın Doğan'ın istediği plan tadilatı değişikliği Şişli Belediyesi tarafından yapıldı. Böylece 63 dönümlük arazi üzerindeki 43 bin metrekarelik yerüstü inşaat alanı, emsalin 3.5 kat artırılması sonucu 233 bin metrekareye çıkartılmış oldu. Uzmanlara göre bu plan değişikliği, Aydın Doğan için 3 milyar dolar değerinde bir kazanç anlamına geliyordu.

                                3-Şişli Belediyesi, Hilton Oteli ile ilgili plan tadilatı değişikliği teklifini hazırladıktan sonra Şişli Merkez ve Çevresi Nazım İmar Planı içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) sundu. Planlama Müdürlüğü'nün 5545 no'lu teklifi ile Hilton planı İBB Meclisi'ne ilk kez Ocak 2007 tarihinde geldi.

                                TEMASLARINI SIKLAŞTIRDI
                                4-İBB Meclisi, kendilerine gelen ve 3.5 kat fazla yapılaşma istenen plan tadilatı teklif dosyasını, 444 gündem numarasıyla İmar Komisyonu'na havale etti. İmar Komisyonu ise dosyayı değerlendirmek için İBB Planlama Müdürlüğü'ne gönderdi. Bu arada Aydın Doğan da Hilton Oteli planını hayata geçirebilmek adına, seçim sürecinde Büyükşehir Belediyesi İmar Müdürlüğü nezdinde yürüttüğü temaslarını daha da sıklaştırdı.

                                NİSAN 2007'DE RESMEN SİT OLDU
                                5-Bu sırada İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu bazı sivil toplum kuruluşlarının müracaatını değerlendirerek, Hilton Oteli'nin de bulunduğu bölgeyi SİT alanı ilan etti. Hilton Oteli binasını da taşınmaz kültür varlığı olarak tescil etti. Bu da, arazi üzerinde hiçbir şey yapılamayacağı gibi otel binasına da dokunulamaması gerektiği anlamını taşıyor. Dolayısıyla Doğan'ın planı da hayata geçemiyor.

                                6-Planların İBB'ye gönderilmesinden ve detayların ortaya çıkmasından hemen sonra itirazları değerlendiren İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, bölgeyi 1759 No'lu Yapı Adası Kültür Varlığı olarak 11 Nisan 2007'de onayladı.

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information