Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ÇAKAL
    Ağa'nın Adamı
    • 27 Haziran 2007
    • 2545

    #241
    Başbakan'ın 'açıklarım' dediği şey...

    erhancelik@bugun.com.tr
    Aydın Doğan'ın, Başbakan'a bir mektup göndererek 'Ayağını denk al yoksa başına iş gelir' kabilinden bir şeyler yazdığı biliniyor. Bu mektuptan çıkan iki enteresan sonuç var; Birincisi, Aydın Doğan, AKP hakkında açılacak kapatma davasının ayrıntılarından haftalar önce haberdar olmuş.


    İkincisi, Başbakan, Aydın Doğan tarafından 'Ayağını denk al' şeklinde bir tehdide maruz kalmış. Bugüne kadar ne Aydın Doğan yalanladı bunu ne de Başbakan...

    Bilakis, 17 Şubat 2008 tarihinde ATV'de yayımlanan bir programın reklam arasında Başbakan stüdyoda bulunan dört gazeteciye bizzat kendisi anlattı mektup olayını. Ama hepsi bu kadar. Mektupta neler yazıyor; işte bu, tam bir sır.

    İçeriğe dair en ufak başka bir bilgi yok. Aydın Doğan'ın Başbakan'a 'Ayağını denk al' diyebilecek cesareti nereden bulduğu sorusunun yanıtını içeren mektup hâlâ Başbakan'ın elinde ve açıklanmayı bekliyor.

    İşte... Son günlerde Deniz Feneri e.V. davasıyla ilgili yaptırdığı maksatlı haberlerin altında ne olduğunu söylemesi için Başbakanın, Aydın Doğan'a verdiği sürenin bitiminde kamuoyuna açıklayacaklarından biri de yukarıda bahsettiğim o 'sır' mektubun içeriğidir!

    Bu durumda Aydın Doğan, haftalar öncesinden AKP için açılan kapatma davasından hangi yolla haberdar olduğunu ve Başbakan'ı tehdit edecek cüreti nereden bulduğunu açıklamak zorunda kalacak! Günlerdir kendi grubunun gazetelerinde Başbakan'ın sözlerine cevap olarak yaptığı açıklamalarda en ufak bir şekilde değinmediği bu mektup, şu günlerde Doğan'ın en büyük karın ağrısı olmalı! Bakalım bu 'ağrı' neye dönüşecek?!
    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

    Yorum

    • ÇAKAL
      Ağa'nın Adamı
      • 27 Haziran 2007
      • 2545

      #242
      İbrahim Kahveci


      09 Eylül 2008 Salı

      Doğan'ın gazeteciliğini 'Petrol Ofisi'nden biliriz

      Tarih 24 Ağustos 2005

      Hürriyet: Sanatçı Bülent Ersoy, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın 12 Eylül sonrası kendisine uygulanan sahne yasağının kaldırılması için 100 milyon lira avukatlık ücreti istediğini belirtiyor. Bu açıklamalar sanatçının basın toplantısı yolu ile yapılırken aslında haftalardır süren Deniz Baykal'ın rüşvet haberlerine de son nokta koyulmuş oluyordu.

      Tarih 29 Ağustos 2005 İMKB:

      İş Bankası ile Doğan Grubu arasında İş Bankası'nın elinde bulunan yüzde 44 oranındaki Petrol Ofisi hisselerinin Doğan Grubu tarafından alım görüşmeleri başladığı bildirilmiştir.

      Aynı tarihlerde malumunuz ki bağımsız gazete olan Vatan Gazetesi İş Bankası Genel Kurulu önünde yatıp kalkarak Yönetim Kurulu Başkanı hakkında sadece gazetecilik yapıyordu. Bağımsız gazetenin sonradan ne kadar bağımsız olduğu Doğan Grubu'na olan borç yükü ve satışı ile görülebildi.

      Doğan Grubu gazetelerinde 2005 yaz aylarında Deniz Baykal'ı hedef alan rüşvet haberlerinin trilyonlarca liralık Petrol Ofisi hisse satışı arifesine rastlaması ilginçti. Nitekim İş Bankası elinde bulundurduğu yüzde 44 oranındaki Petrol Ofisi hisselerini 5 Eylül 2005 günü 616 milyon dolar karşılığında vadeli olarak Doğan Grubu'na sattığını açıkladı.

      Doğan Grubu İş Bankası'ndan aldığı hisselerden yüzde 34'ünü altı ay sonra OMW'ye 1 milyar 54 milyon dolar karşılığında sattığını açıkladı. Basit bir hesap ile durumu açıklayalım. İş Bankası hisseleri Doğan'a değil de OMW'ye satsaydı 616 milyon dolar değil 1 milyar 364 milyon dolar alacaktı. İş Bankası'nın alternatif zararı 748 milyon dolardı.

      Deniz Baykal'la rüşvet skandalına neden olan sanatçı bu davadan 11 bin dolar tazminat ödedi. Ama İş Bankası 748 milyon dolar hisse satışından alternatif zarar etti. İş Bankası'nda bu zararlı satışa kimler imza attı? İşte asıl soru ve sorun burada. İş Bankası Yönetim Kurulu'nda CHP'li üyeler de bulunuyor.

      Deniz Baykal ve CHP'nin o günlerde maruz kaldığı durumu iyi analiz etmeleri gerekiyor. Bu baskı karşısında halka açık olan ve ortaklarını iyi bir kârdan mahrum bırakan İş Bankası da ders almalıdır. Hatta bu satışları sonradan birbiri ile ilişkili olarak değerlendirmeyen o dönem SPK yetkilileri de düşünmelidir. Bu satış gösterdi ki SPK'nın halka çağrı tebliğinde küçük yatırımcılar büyük hisse satış kârlarından yararlanamayabiliyorlar. Çünkü OMW'nın 3 milyar 100 milyon dolar üzerinden Petrol Ofisi hisse alımından diğer hissedarlar yararlanamadı. Hatta bu satıştan haberdar borsa işlemleri gerçekleştirenler de tam fiyatı göremedi.

      Başbakan önceki gün Doğan Grubu yayınları hakkında açıklamalarda bulunurken aklıma Deniz Baykal ve CHP üzerinden İş Bankası'nın Petrol Ofisi'ne hisse satış serüveni geçti. Acaba aynı senaryo tekrar mı edilmek isteniyordu. Biliyoruz ki Petrol Ofisi ve yer aldığı sektör, kaçakçılık alanında büyük cezaları barındırıyorlar. Hatta sektör yeni bir denetim ve inceleme altında. Önceki gün Yeni Şafak'ta yer alan habere göre akaryakıt ithalatı fiyat artışları yüzünden yüzde 71 artmıştı. Oysa vergi gelirleri nerede ise aynı düzeyde kalmış. Rakamlar akaryakıt sektöründe büyük bir kaçakçılık olduğunu gösteriyor.

      Mesele rakamların ortaya çıkardığı kaçakçıyı yakalamak!
      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

      Yorum

      • ÇAKAL
        Ağa'nın Adamı
        • 27 Haziran 2007
        • 2545

        #243
        Yıllardır imamlık yapan kim acaba!!!

        Günün gerçeğini yansıtan güzel bir örnek





        Köyün birinde camiye bir hırsız dadanır.
        Köylüler namaza durup "Allahüekber" dediğinde hırsız faaliyete geçer ve camide beğendiği ayakkabıları çalar kaçarmış.
        Bir gün-iki gün derken nihayet köylünün birisi hırsızı yakalar ve köy ihtiyar heyetinin karşısına çıkarır. Heyet hırsıza verilecek cezayı düşünürlerken, içlerinden bir tanesi;

        "-İmam yapalım. Hem nadim olur, hem de gözümüzün önünde olur" der.

        Ve hırsızı imam yaparlar. Uzun zaman sonra köyden ayrı kalan bir köylü döndüğünde bir arkadaşına sorar.

        "-Hırsız ne yapıyor, imam olunca hırsızlık bitti mi?"

        "- Ne gezeeeer. Kendisi hala imamlığa devam. İki adam tuttu onlara çaldırtıyor. Kendisi de "hırsızlık günahtır" diye vaaz veriyor.
        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

        Yorum

        • ÇAKAL
          Ağa'nın Adamı
          • 27 Haziran 2007
          • 2545

          #244
          NİHAL B. KARACA

          Ama biz devletten kaçıyorduk...



          Acı ama gerçek: Büyük prodüksiyonlu hayırseverlik işlerinin önemli bir kısmı meşru mutabakatların dışına çıkarak, en hafifiyle etrafından dolaşarak mümkün hale gelir. Bu acı gerçeği 'cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir' ile dengelemezseniz, durumun kontrolden çıkması an meselesi olur.

          Ne tuhaftır ki, söz konusu kontrolden çıkış da çoğunlukla hayırseverin yönlendirmesi ile olur. Bugün, 'Yoksa kandırıldık mı?' diye mahzun olan kimselerdir çoğunlukla yardım organizasyonlarını haydutluğun raconuna vâkıf olmaya yönelten. Aksi ihtimalde, en büyük hayduda, devlete sürgit haraç vermen gerekir, şu bankaya komisyon, buraya kesinti. Oysa yardım verenler, verdikleri paranın hiçbir eksilmeye maruz kalmadan direkt yardım alacak kişiye, yoksula ulaşmasını isterler.

          Diyeceğim o ki, yardım paralarının, elden para çekmelerle, bavullarla, sırt çantalarıyla taşınması Kemal Kılıçdaroğlu'nun sandığı kadar ilginç bir şey değildir. 'Bavullarla para taşımışlar' köpürtmesi, 80'li, 90'lı yıllar boyunca Bosna'ya, Afganistan'a, Çeçenistan'a, deprem bölgelerine yapılan yardım çabalarının bir şekilde içinde olan cemiyete/cemaate/mütedeyyin kitleye tuhaf gelmez.

          O kitle, modern ulus devletin 'kurban derilerini THY'ye vereceksin' baskısı altında, başörtülü eşini ve namazını sakladığı gibi, hayrını hasenatını da gizli saklı yapmak durumunda kalmış olan bir neslin çocuklarından oluşur. Camianın 'hayır-hasenat' öyküsü 'sivil itaatsizlik' çalışmalarına konu olacak denli velûddur. Ne büyük miktarda paralar, ne çelimsiz insanların omuzuna yüklenip binlerce kilometre öteye gönderilmişti de, kimsenin aklına en ufak bir şüphe düşmemişti. Kelle koltukta yardım ulaştıran kişiler sağ dönsün, kâfiydi. Kimsenin aklına makbuz, alındı-ulaştı belgesi sormak gelmezdi. İnsanların güven ilişkisini zedeleyecek sınıfsal göstergeler, ani zenginleşmelerle oluşan şüphe bulutları oluşmamıştı henüz; Renault'ya binen biri, bir gün aniden Volvo'ya geçiş yapmıyordu mesela.

          Güven konusunda yekdiğerini devlete ve onun gözetimine oranla daha emniyetli buluyor olmamızın bir sebebi vardı: 'Devlet, kimliğini dinî aidiyet üzerinden kuran vatandaşını karşısına almıştır, onun madden ve manen bir avantaj sahibi olmasına, yardıma ihtiyacı olanlara iyilik yapmaktan kaynaklanan bir moral üstünlük avantajına bile izin verecek değildir, bunu engellemeye çalışır' bilgisinin yarattığı bir halet-i ruhiye. On kişi bir araya gelip namaz kılsa sorun olabiliyor, 'dinî ayin yaparken yakalandılar' diye haberler çıkabiliyordu zira; işin içinde 'para' olduğunda ne yapmazdı ki bu sistem? Bu devlet?

          Yardım faaliyetlerinin profesyonelleşmesi de peyderpey oldu; daha çok imkân, daha iyi bir network. Yardımların etkin dağılımı sağlandı, Deniz Feneri ismi öne çıktı, parayla ölçülemeyecek değerdeki işlerin, yoksun bir yüzü güldürebilmenin markası oldu. Fakat işin özüne güzellik veren amatör ruh, bir Türk hastalığı olan evrak soğukluğuna, belge düzenleme, kayıt tutma özrüne eşlik edince arıza çıktı. Muhtemeldir ki bünyesine sızan Ali Cengiz'lere direnecek malî disiplinden yoksundu. Dahası 'evraka mugayirliğim vallahi tembellikten' diyebilme, 'ama biz devletten kaçıyorduk' mevzuunu dile getirme lüksü de yoktur konjonktür gereği. İç siyasetin itham edici ağızlarında elverişli bir malzemeye dönüşmüş olması; Alman mahkemesinin verdiği kararı, sanıkların suçlarını ikrar edişini, ortaya çıkan verileri önümüze koyup düşünmemize, 'neden bu noktaya gelindi'yi sorgulamaya engel değil, olmamalı.

          Öte yandan meselenin uluslararası bir boyutu olduğu da kesin; bu davanın Avrupa'nın Türkiye ile ilişkilerindeki yeni ve sancılı bir döneme işaret ettiği, yahut sopaya bağlı havuç siyasetlerinden birinin eskortu olduğu hemen akla geliyor.

          Ezcümle, iktidar aynı anda farklı yönlerden, değişik şiddetlerde esen rüzgârların tamamına mukavemet etmek durumunda.

          Son olarak, gazete boykotu gibi yöntemlerin bu yolda bir fayda sağlamadığını düşündüğümü de belirtmek isterim.


          24 Eylül 2008, Çarşamba
          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

          Yorum

          • ÇAKAL
            Ağa'nın Adamı
            • 27 Haziran 2007
            • 2545

            #245
            Uğur Dündar'ın Eymür'e soramadığı soru...
            Kim nasıl zengin olmuş, kim nerede, nasıl korunmuş...

            29 Ekim 2008
            Aykut IŞIKLAR

            Anlat anlat severim masalı

            Önceki akşam, eski MİT Kontrgerilla Daire Başkanı Mehmet Eymür, hem Star TV Ana Haberleri'nde hem de Arena programında idi. Bir zamanların efsane MİT 'cisi yeraltı dünyasını en iyi bilen kişidir. Kim nasıl zengin olmuş, kim nerede-nasıl ölmüş, kim nasıl sıyrılmış, korunmuş kitabını yazacak tek kişi...

            Bütün Mafya babalarını (bence) en iyi tanıyan kişidir. Susurluk ve Ergenekon ile ilgili düşüncelerini üstü kapalı geçti, Deniz Feneri olayı ile şüphelerini dile getirdi. Pek çok eski devlet memurunun ismi geçti. Pardon Başbakan bile bir iki cümlede anıldı. Hep Uğur Dündar'dan şu soruyu sormasını bekledim.

            'Sayın Mehmet Eymür siz son yıllarda hangi patronun en üst düzeyde yöneticisi olarak çalışıyorsunuz? Veya kimin otelinde patron temsilcisi olarak bulunuyorsunuz?'

            Ama gelmedi böyle bir soru. Niye acaba? Dündar, Deniz Feneri ve Başbakan hakkında ilginç bir cümle kaparım hesabı yaparken kelimeleri o kadar güzel seçiyor ve laf almaya çalışıyordu ki...

            Belki de bu arada Eymür'ün bir zamanlar Casino'lar Kralı olan Sudi Özkan'ın en önemli kişisi olduğunu soramadı. Eymür, Türel'in Türkiye deki otellerini yönetiyor. O günlerde iki büyük Casino grubu vardı. Birinin patronu Ömer Topal, diğerinin ise Sudi Özkan idiÖ Topal öldürüldü, Özkan ise tam zamanında yurt dışına kaçtı. Yıllardır yurt dışında yaşıyor. Ne hikmetse Tuncay Özkan'ın hep bir numaralı hedefi olmştu..

            Aylarca yazdı- çizdi. Sonra bir gün ekranda ne göreyim... Tuncay Özkan ile Sudi Özkan çok şık bir limanda karşı karşıya konuşuyorlar. Abi-kardeş gibi. Etliye sütlüye dokunmayan bir röportajdan sonra Özkanlar'ın aralarından su sızmadı. Ya Sudi Özkan'ı iyi tanıyıp, yazdıklarını hak etmediğini anladı, ya da gereksiz tartışmaya son vermeyi daha uygun buldu. Ama günlerce ekranlardan 'Bilet paramı kendim aldım, davetli gitmedim' diye anons ederek.

            Emekli paşaların holdinglerde, bankalarda yönetim kurlu üyesi olmasını ve iş bitirmesini çok eleştirdik. Peki bir emekli MİT müdürünün, Casino patronunun müdürü olmasına ne diyorsunuz? Yorumu size bırakıyorum. Ve hemen bir başka gazeteci Güler Kömürcü'ye dönüyorum. Neden eksik veya yanlış konuşuyor? Güler'in bu saatten sonra kimseden korkacağını sanmıyorum.

            32. Gün programında Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtlarken konu bir ara Akşam'ın Genel Yayın Müdürü Serdar Turgut'a geldi.. Güler, 'Bir arkadaşımızın eşi de cezaevinde idi. Ama çalıştığı Hürriyet Gazetesi bu konu ile ilgili en küçük baskı yapmadı' dedi. (Turgut daha sonra 'Onun eşi solcu idi. Sen ise pis faşistsin' demiş). Ertesi gün aranıp durdum. Bir arkadaş çıkar da bu teknik yanlışı düzeltir diye...

            O gazeteci halen NTV grubunda genel müdür yardımcısı olan Neyyire Özkan'dır. Eşi gerçekten efsane solcudur. Kimi için olumlu, kimi için çok kötü efsane... Bin yıl hapis ile yargılanarak rekor kırmıştı. Hakkında o kadar çok iddia vardır ki, neden kitap olmadı bunlar şaşarım. Ve Neyyire Özkan, Güler'in dediği gibi yıllarca cezaevindeki eşine temiz çamaşır götürdü.

            Çocuğunu büyüttü ve gazetecilikte en üst noktaya sadece ve sadece çalışarak geldi. Ama ona bu fırsatı tanıyan Hürriyet değil, Sabah Gazetesi'nin patronu Dinç Bilgin'dir. Neyyire Özkan Hürriyet'e geçtiği zaman eşi zaten vefat etmişti. Daha önemlisi gazetelerin ilaveleri hakkında en birinci otorite olmuştu. Özür dilerim yerim bitti. Yoksa iş yerlerinde masada oturarak çalışan...

            Motosiklet ve kask kullanmayan, sesi tenor değil karga gibi olan ama... evine ekmek parası götürmek için çalışan kızlara 'dediklerimi yapmazsan seni işten atarım' diyen manyakları anlatırdım. Birini Ankara polis yakalayıp, hücreye gönderdi ne değişti. Modern iş yerlerinde bile onlardan o kadar çok var ki...
            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

            Yorum

            • simurg
              Administrator
              • 10 Mart 2007
              • 9248

              #246
              Güney'in arkasındaki dış güçler kim?

              Güney'in arkasındaki dış güçler kim?



              Görev yaptığı, onca yıl kendisine gelen istihbarata rağmen, Tuncay Güney kadar ’daldan dala’ bilgi sahibi olmadığını söyleyen Kıvrıkoğlu, bakın Güney hakkında nasıl bir iddia da bulundu...





              Görev yaptığı, onca yıl kendisine gelen istihbarata rağmen, Tuncay Güney kadar ’daldan dala’ bilgi sahibi olmadığını söyleyen Kıvrıkoğlu, Encümen-i Daniş raporları için de şöyle konuştu: "Tayyip Bey’e göndermedik, ama başbakan olduğu dönemde Abdullah Bey’e gönderdik."
              GENELKURMAY eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, son günlerde tartışma konusu yapılan Encümen-i Daniş toplantılarının sonuç raporlarını, Başbakan Tayip Erdoğan’a göndermediklerini, ancak Başbakan olduğu dönemde Abdullah Gül’e gönderdiklerini açıkladı. Kıvrıkoğlu’nun Ergenekon operasyonu ile ilgili değerlendirmeleri şöyle:
              Akli dengesi kaybolmuş biri
              (Ergenekon soruşturması) Türkiye’nin enerjisini, gücünü, her şeyi aldı götürdü. Herkes buraya dikkat kesildi, bu son derece kötü oldu. Bu ifadeleri veren kişi kim; aklî dengesi kaybolmuş, hayál gücü son derece geniş, daldan dala konan biri. İfadelerini okudum. Kulaktan dolma, sanki empoze edilmiş şeyleri söylüyor. Bu kadar yıl hizmet yaptım. Her türlü istihbarat bilgisi geldi önüme. Genelkurmay Başkanı olarak da dört yıl geldi. Bunca bilgime rağmen, daldan dala bilgi sahibi olmadım.
              Dış güçler arkasında demektir
              Diyor ki, Veli Küçük’ü Bilecik’te ilk ben ziyaret etmişim. Veli Küçük ile hiç tanışmadım, hiç karşılaşmadım. Cumhuriyet Gazetesi’nin satışı konusu varmış da, Veli Küçük almak istemiş, ’Yukardan’ demiş. ’Yukarıdan’ dediği kişi de benmişim. Şaşırdım kaldım. ’Ergenekon’un çekirdeğidir, 1 Numarası’dır diyorlar. Ergenekon adını bu operasyonlardan sonra öğrendim. Genelkurmay Başkanı olarak hiç duymadım. Birçok değerli komutan bu işlere bulaştırıldı. İsmail Hakkı Karadayı Paşa, 19 yıl önce emekli olmuş Necip Torumtay Paşa, Teoman Koman, birçok arkadaş. Saçma sapan açıklamalar; ama maalesef Türk halkını TV’lere kilitlediler. İstenen; herkesin aklını o istikamete yöneltmek, kargaşa yaratmaktır. Bu kişinin Türkiye’den kaçıp gittiği bir daha da dönmediği dikkate alınırsa, arkasında Türkiye dışı bazı güçler olduğunu kabul etmek gerek. "O da gözaltına alınacaktı" diye benimle ilgili dedikodular da yapılıyor. Yok; böyle bir şey.
              Herşeyi konuşuruz
              Encümen-i Daniş toplantıları konuşuluyor. Karadayı Paşa da (İsmail Hakkı) açıkladı. Buradaki her kişi, devletin en üst kurumlarında, en üst makamlara yükselmişler. Komutanlar, meclis başkanları, profesörler, bakanlar, v.s. Orada bütün dünya meselelerini konuşuruz. Gürcistan savaşını, Kosova’yı, Gazze’yi, PKK ile mücadeleyi, petrol konusunu da. Bu toplantıların gündemi yok; o gün konuşur, konuyu belirler sonra rapor yapar cumhurbaşkanlarına, başbakanlara göndeririz. Tayyip Bey’e (Erdoğan) göndermedik; ama başbakan olduğu dönemde Abdullah Bey’e (Gül) gönderdik.
              TSK adım adım hedef alınıyor
              Susurluk döneminde Ankara’da değildim; basından izledim. Bildiğim konu değil. Hurşit Tolon ve Şener Eruygur Paşalar’ın eşleri ile görüşüyor, moral veriyoruz. Bu arkadaşlarımın komutanlığını yaptım. Son derece başarılı işler yapmışlar. Böylesi olaylarla bir ilişkileri olacakları kanısında değilim. Zaten uzun zamandır TSK’ya karşı yıpratma kampanyası var. Özellikle Irak’a ABD müdahalesinden sonra başlatılmıştır. İşte çuval geçirme falan. Adım adım TSK hedef alınıyor. Bir kısım gazeteler, bir sürü dinci cemaatler, tarikatlar var. Hepsi TSK’yı kendilerine karşı düşman ve hedef seçmiş. TSK olmasa her şeyi yapabileceklerini düşünüyorlar.
              Darbeler dönemi kapandı
              Türkiye’nin tek silahlı kuvvetleri var, onu da yok ederlerse Türkiye, Türkiye olmaktan çıkmış olur. Darbeler dönemi bitmiştir. Buna gerek de yok. Her hafta başbakanlara gidiliyor; sıkıntılı durum varsa başbakan, cumhurbaşkanı ile görüşülüyor. MGK’da gündemi, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı tarafından belirleniyor.
              Kayıp silah birliğin lekesidir
              TSK’nın en fazla önem verdiği konu silahtır. Sık sık sayım yapılır; silah kaybı, eksikliği olduğu zaman o birlik, subayı, astsubayı ile beraber bütünüyle ne izne gider, ne dışarı çıkarılır. Bu durum o birlik için leke kabul edilir. TSK büyük bir kuvvet; yüz binlerce subayı, astsubayı var. Bunlar içinde her kesimden insan var; aralarında düzgün karakter sahibi olan da zaafı olan da bulunur. Böylesi zaafı olanlar da çıkabilir. Ama bu TSK’ya mal edilemez.
              Kılınç Paşa da konuşur
              Tuncer Kılınç Paşa, MGK Genel Sekreteri olarak herkesle görüşmek, her yere gitmek gibi bir özelliğe sahip biri. Açık sözlü biri. Hep en iyi hizmeti verme çabasında oldu. Zaman zaman konuşur, ters düşebilir. Emeklilik sonrası çeşitli konferanslar verdi, rahatsız etmiş olabilir; ama ifade özgürlüğü varsa herkes rahatça konuşmalı. Ben böylesi görevleri üstlenmiş insanların ihanet etmesini asla düşünmem, zaten yargı da her şeyi ortaya koyacaktır."
              https://twitter.com/keyborsa_simurg

              Yorum

              • simurg
                Administrator
                • 10 Mart 2007
                • 9248

                #247
                16 Ocak 2009



                Başbuğ Ergenekon'u sildi


                Genelkurmay Başkanlığı, Ergenekon'la ilgili tavrını açıkça ortaya koydu. Üç önemli adım var. En önemlisi Yarbay Dönmez'in Ergenekon savcısına teslimi...






                Varan - 1 : Levent Ersöz Ergenekon Savcısına Gönderildi
                Varan - 2 Atabeyler Çetesi'nin asker üyeleri ihraç edildi
                Varan - 3 Karargah Evleri hakkında Hava Kuvvetleri işlem yürütüyor.
                ORB BAŞBUĞ ERGENEKON'A GÖZ AÇTIRMIYOR
                Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, Ankara'da gözaltına alınan Yarbay Mustafa Dönmez'in İstanbul'a sevk edildiğini belirterek, “TSK kendisine intikal eden ve tespit ettiği tüm adli olayları titizlikle araştırmakta ve gecikmeden yasal gereğini yapmaktadır” dedi.
                Tuğgeneral Gürak, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'ndaki haftalık basın bilgilendirme toplantısında, TSK'ya intikal eden ve tespit edilen adli olaylarla ilgili bilgi verdi.
                Kamuoyunda “Sauna Çetesi” olarak bilinen olayda, 17 Şubat 2006 tarihinde göz altına alınan bir yüzbaşının, Ankara 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 20 Şubat 2006 tarihinde tutuklandığını hatırlatan Tuğgeneral Gürak, olayla ilgili bilgi ve belgelerin 24 Şubat 2006 tarihli yazıyla gönderilmesinin ardından Genelkurmay Başkanlığı'nca 28 Şubat 2006 tarihinde soruşturma emri verildiğini söyledi.
                Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından 13 Mart 2006 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığını belirten Tuğgeneral Gürak, yapılan yargılama neticesinde Genelkurmay Askeri Mahkemesinin, sanık hakkında üç yıl bir ay on beş gün hapis cezasına ve TSK'dan çıkarılmasına hükmettiğini ayrıca YAŞ kararı ile de TSK'dan ilişiklerinin kesildiğini bildirdi.
                “Atabeyler Çetesi” olarak bilinen olay kapsamında ise 4 Haziran 2006 tarihinde tutuklanan 3 personel hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 10 Temmuz 2006 tarihinde görevsizlik kararı verildiğini ifade eden Tuğgeneral Gürak, soruşturma dosyasının Genelkurmay Başkanlığına gönderildiğini ve bu kararın Genelkurmay Başkanlığına ulaşmasının ardından derhal 17 Temmuz 2006 tarihinde, soruşturma emri verildiğini anlattı.
                Tuğgeneral Gürak, “Şüpheliler hakkında yapılan soruşturma sonucunda Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından 18 Ağustos 2006 tarihli iddianame ile kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılama neticesinde, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, 29 Mayıs 2007 tarihinde, sanıklara 5 yıl 7 ay 15 gün, 5 ay 10 gün ve 5 ay 10 gün hapis cezaları vermiştir. Bu karar Askeri Yargıtayda temyiz aşamasındadır. Ayrıca, anılan personelin YAŞ kararı ile de TSK'dan ilişikleri kesilmiştir” dedi.
                Tuğgeneral Gürak, Emekli Binbaşı Fikret Emek'in annesinin Eskişehir'de bulunan evinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 26 Haziran 2007 tarihinde yapılan arama sonunda, çeşitli çapta silah, patlayıcı ve mühimmatların bulunması olayına da değindi.
                Bu kapsamda Genelkurmay Başkanlığı tarafından, bir gün içerisinde askeri eşyayı gizlemek suçundan 27 Haziran 2007 tarihli soruşturma emri verildiğini hatırlatan Tuğgeneral Gürak, yapılan soruşturma neticesinde Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından 22 Ocak 2008 tarihli iddianame ile askeri eşyayı gizlemek suçundan kamu davası açıldığını belirtti.
                Tuğgeneral Gürak, yapılan yargılama neticesinde Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin, 25 Aralık 2008 tarihinde bu kişinin 1 yıl 8 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdiğini ancak 5271 Sayılı CMK'da yapılan değişiklik sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakıldığını kaydetti.
                Kamuoyunda “Karargah evleri” olarak bilinen olaya ilişkin olarak da Tuğgeneral Gürak, alınan istihbari nitelikteki bilgiler için öncelikle ilgili Kuvvet Komutanlığınca geniş kapsamlı bir idari soruşturma başlatıldığını ve gerekli idari tedbirler alındığını söyledi.
                İdari soruşturmanın tamamlanmasının ardından, 31 Mayıs 2008 tarihinde, adli soruşturma emri verildiğini dile getiren Tuğgeneral Gürak, soruşturma kapsamında 1 yarbayın tutuklandığını, soruşturmanın Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığınca bütün boyutlarıyla yürütüldüğünü bildirdi.
                YARBAY DÖNMEZ İSTANBUL'DA
                Tuğgeneral Gürak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma ile ilgili olarak Yarbay Mustafa Dönmez'in evlerinde 7 Ocak 2009 tarihinde yapılan adli aramalarda silah ve mühimmat bulunması üzerine, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 9 Ocak 2009 tarihinde şüpheli hakkında askeri yargı görev alanı kapsamında, derhal soruşturma emri verildiğini hatırlattı.
                Dönmez'in 12 Ocak 2009 tarihinde saat 10.30'da Ankara Merkez Komutanlığına teslim olduğunu ifade eden Tuğgeneral Gürak, daha sonra askeri savcılıkça sevk edildiği Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanununun 131'inci maddesi uyarınca saat 11.00'de tutuklandığını söyledi.
                Tutuklama işleminin Genelkurmay Askeri Savcısı tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına saat 17.00'da bildirildiğini belirten Tuğgeneral Gürak, şüphelinin Kara Kuvvetleri 1'inci Sınıf Askeri Ceza ve Tutukevine (Mamak) gönderildiğini dile getirdi.
                Tuğgeneral Gürak, şunları kaydetti:
                “Genelkurmay Askeri Savcılığı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki koordine neticesinde oluşturulan beş kişilik bir bilirkişi heyeti 14 Ocak 2009 tarihinde ele geçirilen malzemeler üzerinde gerekli incelemeleri yapmak üzere görevlendirilmiştir.
                Şüpheli, bulunan silah ve mühimmatın askeri malzeme olma ihtimaline istinaden tutuklanmış olup, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında verilen gözaltı veya olabilecek tutuklama kararlarına bir etkisi bulunmamaktadır. Ceza usul hukuku çerçevesinde bir kişi birden fazla nedenle tutuklanabilir, ilgili yargı yerleri, aralarında koordinasyon ile yasal işlemleri yürütürler.
                Bu son derece açık yasal bir işlem olup, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında da şüphelinin ifadesi istendiğinde alınabilecektir. Dün akşam İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından gelen talimat gereği, şüpheli bugün İstanbul'a sevk edilmiştir”
                “HASSAS ORTAM, DEVLETE DE BÜYÜK ZARARLAR VERMEKTEDİR”
                Tuğgeneral Gürak, Ceza Muhakemesi Kanununun 157'nci maddesine göre, soruşturmaların gizli yürütülmesi gerektiğine de işaret ederek, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülmekte olan soruşturmaya ilişkin olarak yetkili mahkemece, “Konunun hassas olması ve sürekli ifadelerin medyada yer almasının adil yargılamayı etkileme ve delilleri karartma şüphesini oluşturduğu” gerekçesiyle soruşturma dosyasının incelenmesi ve belgelerden suret alınmasına bile kısıtlama kararı verildiğini hatırlattı.
                Tuğgeneral Gürak, “Buna rağmen, temel insan hakları, Anayasanın 38'inci maddesinde yer alan 'suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimsenin suçlu sayılamayacağı' hükmü, 'masuniyet karinesi', 'adil yargılanma hakkı' gibi en temel hukuk ilkelerinin ihlal edildiği görülmektedir. Sorumlu olması beklenen kesimlerin yarattığı bu hassas ortam, kişilere, kurumlara, yargıya ve nihayetinde devlete de büyük zararlar vermektedir” dedi.
                Genelkurmay Başkanlığı'nın Yarbay Mustafa DÖNMEZ'le ilgili internet sitesinden yaptığı açıklama ise şöyle:
                07 Ocak 2009 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma ile ilgili olarak Yarbay Mustafa DÖNMEZ'in evlerinde yapılan adli aramalarda, silah ve mühimmat bulunması üzerine, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 09 Ocak 2009 tarihinde şüpheli hakkında, askeri yargı görev alanı kapsamında, derhal soruşturma emri verilmiştir.
                Şüpheli 12 Ocak 2009 tarihinde saat 10:30'da Ankara Merkez Komutanlığına teslim olmuş, müteakiben askeri savcılıkça sevk edildiği Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 131'inci maddesi uyarınca saat 17:00'de tutuklanmıştır.
                Tutuklama işlemi Genelkurmay Askeri Savcısı tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına saat 17:40'da bildirilmiş ve şüpheli, Kara Kuvvetleri 1'inci Sınıf Askeri Ceza ve Tutukevine (Mamak) gönderilmiştir.
                Şüpheli ve ele geçirilen malzemelerle ilgili olarak adli soruşturma bütün boyutları ile devam etmektedir.
                Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
                aktif haber
                https://twitter.com/keyborsa_simurg

                Yorum

                • simurg
                  Administrator
                  • 10 Mart 2007
                  • 9248

                  #248
                  17 Ocak 2009



                  Mahir Kaynak: Konjonktür neye uygun?


                  Türkiye kabuğunu kırmaya çok yakın. Peki ona engel olan şey ne?






                  Mahir Kaynak / Star
                  Doğruyu yalana dönüştürmek
                  Doğru bir haberi yalana ya da iftiraya dönüştürmenin sık kullanılan etkin bir yolu vardır. Bu haberi sahteliği kolayca ispatlanabilen bir raporun içine koyarsınız ya da güvenilmez bir kişiye söyletirsiniz. Raporun sahteliği, iddiayı dile getiren kişinin güvenilmezliği haberin yanlış olduğu kanaatini uyandır. Oysa haber doğrudur ama artık haber ikinci plana düşmüş, dillendirenin değeri haberin önüne çıkmıştır.
                  Ergenekon soruşturmasında bir yandan adalet mekanizması görevini yapmaya çalışırken süreci etkilemeye çalışan güçler de boş durmamaktadır. Ergenekon’un kara kutusu olarak adlandırılan Tuncay Güney her konuda iddialar ileri sürmektedir. Bu kişinin yaşantısı, ilişkileri, bugün yaşadığı yer sözlerinin doğru olmayabileceği intibaı yaratmaktadır. Ayrıca sözlerinin içinde saptanan tutarsızlıklar, mesela 2001 yılındaki bir sorgulamada daha ileri tarihlerdeki olaylardan söz etmesi, sözlerinin yalan olduğuna delil sayılmaktadır. Söyleyen güvenilmez ise söyledikleri yalandır denecektir.
                  Konunun siyasi oluşu yargılamanın da siyasetin etkisinde kaldığı iddialarına sebep olmaktadır. Yıllar önce öğrenilen olayların bugün gün ışığına çıkarılması olayın hukuki boyutuna siyasi bir boyut eklemektedir. Ancak bu soruşturmanın yapılması için bir engel değildir.
                  Siyasi sonuçlar yaratacak bir yargılamanın herhangi bir dış etki olmadan yapılması zordur. Taraflar sonucun kendi lehlerine çıkması için sadece hukuk yollarını kullanmakla yetinmez kamuoyunu da etkilemeye çalışırlar. Her iki taraf da önceden kararını vermiş, biri iddiaların iftira olduğunu söylerken diğeri suçun ispat edildiğini söylemektedir.
                  Şu konularda bir uzlaşmaya varmamız gerekir: Ülke bir tehlikeye maruzsa bu tehlikeyi devletten başkası bertaraf edemez. Bir avuç insanın kendini devletin yerine koyması, düşman saydıklarını yok etmesi, tüm ülkenin faili meçhul cinayetlerde öldürülenlerin mezarlığı haline getirilmesi kabul edilemez ve hiç kimse bunu savunamaz. Devlet kuralsız ve kanunsuz eylem yapamaz. Hangi amaçla olursa olsun bunu yapanlar derhal cezalandırılır ve devlet görevinden uzaklaştırılır. Devlet hata yapıyorsa onun yerine geçerek bu hatanın sonuçları telafi edilemez ve daha büyük hatalara düşülür. Onun için herkes bu hataların düzeltilmesi yönünde gayret sarf etmelidir.
                  Bugün ülkemizde birbirini tamamlayan iki akım gözlenmektedir. Bir kanat devletin halkın karşısında olduğunu söylerken diğer kanat, bunu doğrularcasına, devletin gücünü kendi amaçları için kullanmaktadır. Tüm siyasi kanatların ve etkin güçlerin ortak hedefi güçlü ama kurallara göre davranan bir devlet yapısını oluşturma olmalıdır. Tarafsız olmayan bir adalet, lehimize davransa da savunulmamalıdır.
                  Türkiye son yılların en uygun konjonktürünü yaşamaktadır ve ideolojik saplantılardan sıyrılıp rasyonel davranırsa hem kendisine hem de insanlığa hizmet edecek bir konuma gelebilir. Bu sonuca Tuncay Güney düzeyine inerek ya da eşkıyalığı ve mafya özentiliğini devlete hizmet gibi göstererek varılmaz.
                  https://twitter.com/keyborsa_simurg

                  Yorum

                  • KUTERO
                    Beybaba
                    • 19 Temmuz 2007
                    • 437

                    #249
                    Rusya-Türkiye: 'Kalp krizi' kadar ciddi!

                    iyibilgi Ankara
                    Ankara’nın Kremlin çıkarması, Moskova’nın Türk karşılaması, uzun süredir Batı’ya kalp krizleri geçirten sürecin en önemli aşaması olacak gibi.
                    Hayli zamandır, AB ve ABD tarafından Türkiye’nin doğuya doğru tektonik bir kayma yaşadığına ilişkin kaygılar, bu “devlet ziyareti” ile bambaşka bir anlama kavuşabilir.
                    Batı’nın resmi söylemlerine “mümkün olduğu” kadar yansımasa da, saklansa da, kimi “Avrasyacılar”ın müstehzi gülümsemeleri “dışında”, Rusya-Türkiye yakınlaşması ne anlama geliyor?
                    ....
                    Şimdiki gezi ise bizzat Moskova'nın isteğiyle "Devlet ziyareti" olarak tanımlandı. Halbuki buluşma ayarlanırken diplomatik kategorisi, "resmi ziyaret" olarak biçimlendirilmişti.
                    Bu, en üst düzeyde ağırlama anlamına geliyor. Konuk askeri törenle karşılanıyor, tüm devlet protokolünün katıldığı resmi akşam yemeği veriliyor. Bu tondaki karşılama ancak, ilişkileri çok iyi ülkeler arasında yapılıyor.
                    İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                    İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                    [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                    [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                    Yorum

                    • KUTERO
                      Beybaba
                      • 19 Temmuz 2007
                      • 437

                      #250
                      Bu ziyarete çok dikkat edin!
                      'Türkiye ile Rusya ilişkilerinde bugünden sonra yeni bir safhaya geçilmiştir...'
                      Ekrem Dumanlı / Zaman
                      İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                      İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                      [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                      [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                      Yorum

                      • EDY
                        Yasaklı
                        • 15 Aralık 2008
                        • 1381

                        #251
                        KUTERO Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                        Bu ziyarete çok dikkat edin!
                        'Türkiye ile Rusya ilişkilerinde bugünden sonra yeni bir safhaya geçilmiştir...'
                        Ekrem Dumanlı / Zaman
                        http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=109766
                        Haberin detayi.....

                        Rusya ile yeni bir sayfa

                        Konuyu bilmeyenler için iki ziyaret arasında çok büyük bir fark yok; ama yıllarını Rusya'da geçiren diplomatlar açısından ikisi arasında çok büyük fark var. Bu ziyareti önemli kılan ikinci belirgin bir özellik de ortak bir bildiri yayınlanması. İkili görüşme planlanandan iki saat fazla sürdü. Bu da çok önemli bir olgu. Rusya devletinin ziyarete verdiği önem, yakın ilgiyi daha değerli kılıyor. Karşılamadaki samimiyet, program boyunca gösterilen ihtimam, Türkiye ile Rusya arasında yeni bir dönemin başladığını açıkça gösteriyor.

                        Program boyunca şahit olduğumuz manzara şu: Her ülkenin bürokratları da bu programın detayı üzerine bir hayli emek vermiş. Bazı programların ileri saatlere sarkması, planlama hatasından kaynaklanmıyor; her iki ülkenin de ilişkileri daha kalıcı hale getirmek için gösterdiği çabayı ortaya koyuyor. Bürokratların yüzü gülüyor. Uzun süren görüşmeleri çok yakından izleyen bir yetkiliyle konuştuğumda 'Harika! Sanki iki profesyonel şirket yöneticileri gibiyiz. Her meseleye çözüm bulmak için oturuluyor ve somut konular üzerine somut öneriler getiriliyor.' dedi. Bu çok önemli; çünkü Türkiye'nin Rusya ile ilgili ticari münasebetlerinde bazı sıkıntılar yaşanıyor. Bu tıkanıklıkların aşılması için yoğun bir gayret sarf edildiğini bu gezi boyunca görüyoruz.

                        Cumhurbaşkanı Gül, Rusya gezisine tam da bu nedenle işadamlarıyla beraber çıktı. Uçakta yer alan işadamlarına Moskova'da yaşayan Türk işadamları da katıldı. Anlaşılan o ki Sayın Cumhurbaşkanı, Moskova gezisine çıkmadan çok büyük bir hazırlık yapmış ve konu ile ilgili detaylı bilgiler almış. Çünkü resmî heyetin kaldığı otelde düzenlenen toplantıda işadamları Cumhurbaşkanı ile uzun uzun konuşma imkanı buldu. Görüşmeler başlamadan yapılan ilk işadamları toplantısında hemen herkes söze 'Size daha önce de bilgi verdiğimiz gibi' ya da 'sizi ziyaretimizde sunduğumuz raporda ifade edildiği gibi' türü cümlelerle başladılar. Verilen cevaplardan ve konuşmacılara isimleriyle hitabından da anlaşılıyordu ki Sayın Cumhurbaşkanı, Rusya ile iş yapan şirketlerin sorunlarına son derece vâkıf. Belki de bu yüzden işadamlarının görüşmelerden beklentisi de büyük.

                        Karşılıklı imzaların atılmasından hemen sonra sınırlı davetlinin de yer aldığı yemeğe katıldı liderler. Görkemli bir salonda yemekler yendi, sıcak sohbetler yapıldı. Rus kabinesi de yemekteydi. Bakanların yemekte olması da devlet protokolünün yansıması olarak kabul edildi. Yemekten kalkınca Cumhurbaşkanı, işadamlarını tek tek Medvedev'le tanıştırdı. Bu sırada işadamları Medvedev'e problemlerini bizzat anlatma fırsatını yakaladı. Sayın Cumhurbaşkanı bu arada gazetecileri de davet etti ve iki devlet başkanı ile gazeteciler fotoğraf çektirdi.

                        Her iki ülke devlet başkanı, Kremlin Sarayı'nda düzenlenen bir sergiye katıldı. Bab-ı Âli sergisi adı verilen çalışma, Osmanlı döneminde çara gönderilen hediyelerden oluşuyor. Aslında sergiye alınamayan daha çok eser varmış. Bu serginin benzeri Türkiye'de de açılacak. 2010'da İstanbul'da yapılacak sergide de padişaha Ruslar tarafından gönderilen hediyeler yer alacakmış.

                        Bu gezinin en önemli özelliği şu: Görüşülen konular sadece iyi niyet bildirimi ve temenniden oluşmuyor; somut konular konuşuluyor ve o sorunların çözümü için adım atılıyor. Her halükârda şunu söylemek mümkün: Türkiye ile Rusya ilişkilerinde bugünden sonra yeni bir safhaya geçilmiştir...

                        XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

                        Bu da sabah saatlerinde Sn Apruncurtigin´in paylasmis oldugu yazi... Dikkat cekmek istedigim husus IMF´ye nederece muhtaciz olgusu....

                        apruncurtigin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                        IMF'den Türkiye'ye ahlaksız teklif
                        Hükümetle IMF ilişkilerindeki gerginliğin nedeni belli oldu.

                        Stand-by müzakerelerinin bir anda kesilmesine IMF’nin, Türkiye’yi yeni sıkıntılara sokacak isteklerde bulunmasının yol açtığı anlaşıldı. BUGÜN’ün, ekonomi kurmaylarından edindiği bilgilere göre IMF, 2 Temmuz 2008’de çıkarılan kanunla belediyelere bütçeden aktarılacak payın arttırılmış olmasını kabul etmedi. IMF, bu düzenlemeye karşı Türkiye’ye, “Ya yasayı iptal edip belediyelere aktarılacak payı eski haline düşürürsünüz ya da orada oluşan gider artışını karşılayacak şekilde genel KDV oranını en az 1 puan yükseltirsiniz” teklifini sundu. Türkiye, her iki şartı da “kabul edilemez” bulduğunu IMF’ye iletti.

                        VERGİ TARTIŞMASI

                        IMF ile bir diğer anlaşmazlık ise birikmiş vergi borçlarının 18 taksitte ödenmesini öngören düzenleme konusunda yaşandı. IMF, bu yolla elde edilecek paranın, “bir defalık gelir” olması nedeniyle faiz dışı fazla (FDF) hesabında kullanılmasına karşı çıktı. Türkiye ise söz konusu gelirin normal vergi geliri olduğunu savunup, FDF hesabında kullanılacağını bildirdi. IMF’nin dediğinin olması halinde Türkiye’nin 2009 bütçesinde yaklaşık 4-5 milyar TL’lik bir tasarruf yapması ya da bu düzeyde ilave taze gelir bulması gerekecekti.

                        TURİZM VE TEKSTİLE DARBE

                        IMF, turizm ve tekstilde yüzde 8’e düşürülen KDV’nin yeniden yüzde 18’e çıkarılmasını da tavizsiz kabul edilmesini istedi. Bu teklifin kabul edilmesi halinde, özellikle bağlantılarını önceden yapmış olan turizmcilere büyük bir darbe inecekti. IMF ayrıca, emeklilik fonlarından kısmi yerine tam oranlı vergi alınması ve emekli maaşlarından da yüzde 8 gelir vergisi alınmasını pazarlık masasına getirdi.

                        KURALLARI BİRLEŞTİRİN

                        IMF'nin Türkiye'ye ilettiği diğer talepler arasında 3 madde daha bulunuyor. BDDK, Rekabet Kurulu, SPK gibi kurulları birleştirip tek yapı altında toplayın. n Maliye müfettişi, hesap uzmanı ve gelirler kontrolörlerinden oluşan tek çatı altında denetim birimi oluşturun. n Gelir İdaresi Başkanlığı'nı özerk yapıya kavuşturup ayrı müsteşarlık haline dönüştürün.

                        IMF'CİLER ÇÖMEZ

                        Görüşmeleri değerlendiren üst düzey bir bürokrat, IMF’nin Türkiye’ye gönderdiği heyetin “çömez” ve düşük teknik bilgiye sahip kişilerden oluştuğu tespitinde bulundu. Bu durumun bir çok konuda kilitlenmelere yol açtığını ifade eden bürokrat, “Kendilerince doğru kabul ettiklerinin dışında hiçbir yaklaşımı, teknik hesabı kabul etmiyorlar. Çoğu hesap ve öngörüleri yanlış çıktığı halde, yanlışta ısrar ediyorlar” diye konuştu.

                        BUGÜN

                        Yorum

                        • KUTERO
                          Beybaba
                          • 19 Temmuz 2007
                          • 437

                          #252
                          TSK'dan İsrail'e sert tepki
                          Genelkurmay Başkanlığından yazılı açıklama...
                          Genelkurmay Başkanlığı, İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı'nın uluslararası bir toplantıda yaptığı konuşmaya ilişkin basında yer alan bazı sözlerin ''gerçekleri saptıran, maksadını aşan, talihsiz, hiçbir şekilde kabul edilemez, bulunduğu görevin yetki ve sorumluluklarıyla bağdaşmayan ve en önemlisi de iki ülke arasındaki milli menfaatlere zarar verebilecek boyutta ifadeler olduğunun değerlendirildiğini'' bildirdi.

                          Türkiye, İsrail'e nota verdi
                          Ankara, İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı general Avi Mizrahi'nin sözlerine sert tepki gösterdi.
                          İsrail'e nota veren Dışişleri Bakanlığı, özür dilenmesini talep etti. İsrail Büyükelçisi Levy ise açıklamanın Kara Kuvvetleri Komutanı'nın şahsi düşüncesi olduğunu söyledi.
                          İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                          İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                          [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                          [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                          Yorum

                          • KUTERO
                            Beybaba
                            • 19 Temmuz 2007
                            • 437

                            #253


                            Gül’ün ziyareti en çok kimi kızdırır?



                            Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Rusya ziyareti ve altına imza atılan kapsamlı anlaşma kimleri daha çok kızdırır? ABD’yi mi, AB yi mi, İran’ı mı, İsrail’i mi? Yoksa Ergenekoncuları mı? İyibilgi Türkiye ile Rusya arasında yeni bir sayfa açan o ziyaretin “rahatsızlık haritasını” çıkarıyor… iyibilgi özel


                            Cumhurbaşkanı Gül’ün Rusya ziyareti neresinden bakarsanız bakın yeni kurulan dünya düzeni açısından önem arz ediyor. Bu ziyaret Türkiye için şu anlama geliyor: Ankara Soğuk Savaş sonrası dönemde çok taraflı olan politikalarını artık daha üst bir seviyeye çıkarıyor ve daha önce şüpheyle baktığı Rusya’yla gelişen ilişkilerini önemli bir antlaşmayla taçlandırıyor. Rusların “stratejik ortaklık belgesi” dediği bu anlaşma a’dan z’ye iki ülke arasındaki çok boyutlu ilişkilerin genel parametrelerini çiziyor.

                            Last edited by EDY; 14 Şubat 2009, 17:06.
                            İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                            İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                            [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                            [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                            Yorum

                            • EDY
                              Yasaklı
                              • 15 Aralık 2008
                              • 1381

                              #254
                              KUTERO Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                              TSK'dan İsrail'e sert tepki
                              Genelkurmay Başkanlığından yazılı açıklama...
                              Genelkurmay Başkanlığı, İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı'nın uluslararası bir toplantıda yaptığı konuşmaya ilişkin basında yer alan bazı sözlerin ''gerçekleri saptıran, maksadını aşan, talihsiz, hiçbir şekilde kabul edilemez, bulunduğu görevin yetki ve sorumluluklarıyla bağdaşmayan ve en önemlisi de iki ülke arasındaki milli menfaatlere zarar verebilecek boyutta ifadeler olduğunun değerlendirildiğini'' bildirdi.

                              Türkiye, İsrail'e nota verdi
                              Ankara, İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı general Avi Mizrahi'nin sözlerine sert tepki gösterdi.
                              İsrail'e nota veren Dışişleri Bakanlığı, özür dilenmesini talep etti. İsrail Büyükelçisi Levy ise açıklamanın Kara Kuvvetleri Komutanı'nın şahsi düşüncesi olduğunu söyledi.
                              http://www.samanyoluhaber.com/haber-137918.html

                              Karakuvvetleri komutani rütbesindeki biri ne zamandan beri alenen sahsi fikirlerini dile getirebiliyor derler adama....

                              Yorum

                              • KUTERO
                                Beybaba
                                • 19 Temmuz 2007
                                • 437

                                #255
                                Asker'den askere 'ilk kurşun' sıkıldı!
                                İ.Karagül

                                .....

                                Çünkü Türk-İsrail ilişkileri askeri karakterlidir. Siyasilerin nüfuz edemediği bir alandır. Neredeyse bilinmeyen bir el tarafından yönetilir. 23 Şubat 1996'da Çevik Bir'in imza koyduğu Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması'nda, 28 Ağustos 1996'da imzalanan Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması'nda, 14 Mart 1996'da imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması'nda sivillerin rolü yoktur. Diğer gizli anlaşmalarda, istihbarat anlaşmalarında, operasyon ortaklıklarında sivillerin rolü yoktur. Bu anlaşmaların yoğun olarak 1996'da yapılmasına ve 28 Şubat müdahalesindeki İsrail rolüne özellikle dikkat çekmek istiyorum. Konya'da İsrail uçaklarının uçmasından İran ve Suriye sınırlarında İsrail gözlem evleri kurulmasına kadar bilmediğimiz derin ortaklıklarda sivillerin belirleyici rolü yoktur.

                                Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması Meclis'ten ve Türk halkından gizlenmiştir. Meclis'e onaylatılmış ama tartıştırılmamıştır. Milyarlarca dolarlık askeri anlaşmalar ihalesiz, bilinmeyen bir el tarafından İsrail'e verilmiştir. 170 adet tankın modernizasyonu, hiç tecrübesi olmamasına rağmen tepeden bir emirle İsrail'e verilmiştir. Tankların tamamı 2003'te teslim edilecekti, 2009'da hâlâ teslim edilmedi. Proje 290 milyon dolardan 687.5 milyon dolara yükseltilmiş, bir tankın bakım maliyeti 4.5 milyon dolara çıkmıştır. Oysa bir Leopar-2 tankı Almanya'dan 1 milyon dolara alınmıştır. Bu tanklar artık işe yaramayacaktır. Gazze saldırılarının hemen öncesinde Aselsan ve Elbit Systems üzerinden 141 milyon dolarlık bir anlaşma yapılmıştır. Böylesine bağımlılık ilişkisi söz konusudur iki ülke arasında. Siz, vergi verenlerin milyarlarca doları birileri tarafından İsrail'e aktarılmış, vaat edilen teknoloji transferleri yapılmamıştır.

                                Türkiye şimdi İsrail dışında bir Ortadoğu vizyonuna sahip. Yukarıdaki bağımlı, tek taraflı ekseni kuranların bölge vizyonları iflas etti. Türkiye'yi çok dar bir alana hapsetti. Bu ülke, o dar sokaktan kurtulmalıdır ve kurtulacaktır.
                                Türkiye ile İsrail arasındaki ayrışmaya bugünlerde dikkat etmek gerekiyor. İdeolojik bir tercih değil, Türkiye'nin gelecek vizyonudur söz konusu olan. İsrail bu vizyona ağır darbe vurmaktadır ve Türkiye, iki ülke arasındaki "stratejik ortaklık" kalıbına sığmamaktadır.
                                Bu yüzden, Türkiye ve İsrail arasındaki ayrışmanın çok daha net örnekleriyle karşılaşacağız bundan sonra. Olay, bir siyasal çevrenin İsrail'e bakışının çok ötesinde geçmiştir. İlişkilerin niteliği ve algılanma biçimi de bu yüzden değişmeye devam edecektir. Eski cümleleri ve eski bölge algılamasını değiştirmeyenler en azından bu kadarını bir yere not etsin!

                                http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=...IbrahimKaragul
                                İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                                İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                                [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                                [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information