Gelişmeler - Akıl Oyunları - Strateji - Komplo Teorileri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • bgdispo
    Yeni üye
    • 17 Mart 2008
    • 13

    #136
    Tamer Korkmaz
    Yenisafak
    Bu hadise burada bitmez; finali görmeden kimse paçaları sıvamasın!Anayasa Mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu.

    Mahkemenin açıklamasında “Anayasa'nın 2, 4. ve 148. maddeleri gözetilerek” iptal yönünde karar verildiği vurgulanıyor.

    Bu ifadeler, her şeyden önce Anayasa Mahkemesi'nin yetkilerini aştığını gösteriyor!

    Anayasa'nın 148. maddesi diyor ki:

    “Anayasa Mahkemesi kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü'nün Anayasa'ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.”

    Anayasa Mahkemesi Raportörü de raporunda mahkemenin “esasa giremeyeceğinin” altını çizmişti…

    Ne var ki, Anayasa Mahkemesi dünkü kararıyla şekil denetimiyle yetinmedi ve “esasa girerek” anayasa değişikliği düzenlemesini reddetti:

    Böyle bir “içtihat” Anayasa'ya aykırıdır!

    Mahkeme, bir yandan yetkilerini aşarken; diğer taraftan da Anayasa'nın “laik devlet ilkesi ile ilgili” 2. maddesine ve 4. maddedeki “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler” hükmüne gönderme yaparak 10. ve 42. maddeler kapsamındaki anayasa değişikliği arasında fevkalade zorlama bir bağ kurdu!

    Ezcümle, Anayasa Mahkemesi'nin üniversitelerde türbana geçit vermeyen kararı hukuka aykırıdır…

    Dahası, bu kesinlikle siyasi bir karardır.


    * * *
    “Mahkemenin türbana hayır” diyen kararı, sözünü ettiğim özellikler açısından 1 Mayıs 2007'deki 367 kararının tıpkıbasımıdır…

    Anayasa Mahkemesi, “367 Hurafesi”ni 9-2'lik oylamayla “şart haline getirmiş”ti…

    Dikkat buyurunuz, bu siyasi karar Gül'ün Çankaya'ya çıkması sürecini geciktirmiş, ancak engelleyememişti!

    Ayrıca, Anayasa Mahkemesi 367 lehindeki kararından sadece iki ay sonra anayasa değişikliği paketi hakkındaki başvuruyu reddederken paketin içindeki 367'nin “aleyhine” bir karar vermişti!


    * * *
    Dünkü netice hakkında derinlemesine ve daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için elbette Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararını görmek gerekiyor.

    Yine de mahkemeden yapılan kısa açıklama gerekçe hakkında kabaca bir çerçeve çizmiş bulunuyor.

    Türban aleyhindeki karardan yola çıkarak Anayasa Mahkemesi'nin AK Parti hakkında da kapatma kararı vereceğini öngörenlerin sayısı dün itibarıyla biraz daha arttı…

    Bununla birlikte bir kez daha hiç kimseye “garanti kapatılacak” gibi yorumları tavsiye etmiyorum!

    Anayasa Mahkemesi üyelerinin “Kaybeden Statüko”ya nefes aldırmayı amaçlayan siyasi kararları, 367 örneğinde alasını yaşadığımız üzere sürpriz değil…

    Unutmayınız, bu sürecin bir de finali var!

    Bu sütunda daha önce “Eğer Türkiye'nin yeni gidişatını tersine çevirmekte ısrar ederlerse Bir Millet Uyanıyor adlı yerli film gösterime girer” demiştim. Bugün bu cümlemi daha da kuvvetli bir vurguyla hatırlatıyorum.

    Son türban kararına imza atanların gücü Türkiye'yi geriye döndürmeye yetmez…

    Filmin sonunu bekleyin, ne dediğimi göreceksiniz!


    Yorum

    • ÇAKAL
      Ağa'nın Adamı
      • 27 Haziran 2007
      • 2545

      #137
      Türkiye inadının bedeli 5milyar euro

      Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğini referanduma götürme fikrindeki ısrarı, Fransız şirketlerinin Türkiye'de 5 milyar Euro tutarındaki iş anlaşması yapmasına engel oldu.

      Fransa'nın Eylül 2007'den bu yana Türkiye'de 5 milyar Euro tutarında kontrat kaybettiği bildirildi. Le Monde gazetesi, "Fransa, Ankara'nın misilleme yapmasından korkuyor" derken iktidardaki Halkın Hareketi Birliği'nin (UMP) Türkiye'nin AB üyeliği yanlısı milletvekili Pierre Lellouche de Türkiye için referandum koşulunu "felaket ve korkunç" olarak nitelendirdi.

      Le Monde gazetesi, "Fransa, Ankara'nın misilleme yapmasından korkuyor" başlıklı haberinde Fransa Cumhurbaşkanı "Nicolas Sarkozy tarafından "Küçük Asya'ya sürülen Türkiye, 1 Temmuz'da başlayacak AB Dönem Başkanlığı sırasında Fransa'ya hiçbir hediye yapmamaya hazırlanıyor. Başka enerji ve savunma konularında olmak üzere, Avrupa'nın önemli bir ortağı olan Türkiye, Paris'in önceliklerinin bazılarına engel koyabilir" diye yazdı.

      Gazete şöyle devam etti: "Gaz de France, hâlâ Türkiye'den geçecek Avrupa gaz boru hattı Nabucco projesinden dışlanıyor. Başka projeler de olumsuz etkilendi. Sayın Lellouche, Fransa'nın Türkiye'de 'toplam 5 milyar Euro'luk kontrat' kaybettiğini tahmin ediyor."

      'Referandum kararı korkunç ve felaket'

      Le Monde, Sarkozy'nin Mart ayında, Türkiye'nin AB üyeliği yanlısı UMP milletvekili Pierre Lellouche'yi görevlendirdiğini belirterek Lellouche'nin 13 Mayıs'ta Ankara'ya yaptığı ve üst düzeyde kabul edildiği bir ziyaretten sonra referandum koşulunu "felaket ve korkunç" olarak nitelendirdiğine dikkat çekti. Gazete, krizden çıkılması için Paris'ten Ankara'ya gönderilen temsilcilerin de fayda etmediğini güvensizliğin sürdüğünü yazdı.



      (Sabah)
      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

      Yorum

      • ÇAKAL
        Ağa'nın Adamı
        • 27 Haziran 2007
        • 2545

        #138
        Sultanhamam’a geçince krallığa ilk adımı attım



        İstanbul Paşabahçe’de babasının manifaturacı dükkanında iş yaşamına başlayan Özden’e hayat “borsa bankerliği” rolünü verdi ve 15 yıl içinde ünlü işadamları, şirketler ve holdingler onunla iş yapmak için sıraya girdi...

        27 Mart 1957 yılında tezkeremi aldım, terhis oldum. Paşabahçe’de babamın “her şey satan dükkan-mağazasında” işe başladım. Burada işe başlarken de kafamda büyük hayallerim, ulaşmak istediğim hedeflerim vardı.

        Paşabahçe bana yetmezdi.

        Sultanhamam’a girmeliydim.

        Sultanhamam, işadamlığının birinci ligi... Ben ise babamın yanında başlıyorum...

        Bu ikinci lig bile değil...

        Üçüncü lig bile değil...

        Mahalle takımı...

        Yerimde duramıyorum.

        Sabah erkenden babamın dükkanını ben açıyor, işe başlıyorum.

        Süpürüyor, siliyorum.

        Müşteriyle ilgileniyorum.

        Paşabahçe’deki manifatura mağazamız için Sultanhamam’da toptancıdan alışverişi ben yapmaya başladım. Sultanhamam’da piştim.

        İş Bankası’ndaki müdürü Ahmet Nedim Akcen’in borsa şirketindeki Yahudi ortağı Alber Uzuyer, kalp krizden öldü. Ve Mösyö Alber’in yerine ben 25 Nisan 1960‘da borsa acentası oldum. Sağ kalan ikinci ortak, bana 50 lira verdi.

        Yüzde 50 pay Nedim Akçer.

        Yüzde 50 pay Abidin Cevher....

        Borsa acentası şirketin ortağı oldum ama ne yapılır bilmiyorum.

        Borsa salonu saat 10’da açılıyor.

        12’de kapanıyor.

        Orada muamele yapıyoruz.

        Fiş kesiyoruz.

        Ne güzel iş...

        Kokmaz, bozulmaz...
        Hep kazanırsın.

        Yeter ki alım-satım olsun.

        Aylığım 600 liraydı.

        Borsada 1 günde 600 lira kazandım. İşte o gün; sanki kanım alev aldı, blorsa için yanmaya başladı.

        1960 yılının Temmuz ayıydı.

        Yüzde 6 faizli Hürriyet tahvilleri ihraç edildi. Halk tahvilleri kapıştı.15 günde bitti. Aradan bir ay geçti Hürriyet tahvillerini alanlar, 10 yıl vadeli tahvilleri, geri satmaya başladılar. Liberalizm kalın gelmişti halka! Bir gün ayağı topal bir adam benim yazıhaneme Dördüncü Vakıf Han’a geldi.

        Aksıyor ayağı...

        Malatya’dan gelmiş...

        Ağam “Sen Hürriyet tahvili ile ilgilenirsin... Bende 32 bin liralık Hürriyet tahvili var... Alır mısın?”

        Bu tahviller hamiline yazılı.

        Fakat hiç fiyat yok.

        Kaça alınır?

        Alınınca kime satılır?

        Elimde 50 bin lira param var.

        Malatyalı Hürriyet tahvili satıcısı gelince Dördüncü Vakıf Han’da suntacılık yapan Hacı Baba’ya; bunları teklif ettim.

        “Ula onun 100 liralık kupürlü tahviline vereyim 90 lira” dedi.

        Ben de büroda oturan Malatyalı’ya gelip “85 lira vereyim 100 liralık kupürüne...” diye teklif açtım.

        Malatyalı kabul etti.

        Aldım 85’e...

        Üç metre ötede Hacıbaba’ya sattım 90’a... Bir günde 1500 lira kâr ettim... O günün kuruyla 10 bin dolar...Yaşasın 27 Mayıs! Yaşasın Hürriyet! Duyuldu, tahviller bana akmaya başladı.

        Merkez Bankası’ndan Tahsilat Servis Şefi Muhittin Erker, “1 Ekim’den itibaren Merkez Bankası Hürriyet tahvillerine müdahale edecek. Başa baş olacak. 100 liralık Hürriyet tahvili, 100 liradan Merkez Bankası’na istenildiği anda satılabilecek. Ne paran varsa yatır” diye ekledi. Hürriyet tahvilleri de 100 liralık kupürü, 40 liraya-50 liraya kadar düşmüştü.

        40 liraya alacağım.

        İki gün sonra...

        100 liraya satacağım.

        Alıcısı da devlet...

        Yüzde yüz garanti.

        1 Ekim geldi.

        Sabah saat 9’da Merkez Bankası açıklamayı yaptı. O günün parasıyla çok kazandım .

        1961 yılına geldik.

        Kemal Kurdaş Maliye bakanı oldu. Renkli bir adam. Askerler, 27 Mayıs ihtilalini yapmışlar. Türkiye yeni bir döneme geçmiş. Tasarruf Bonoları olayı, çok hızlı başladı.

        Tasarruf bonosu ne?

        Kemal Kurdaş bunu icat etti. Esası halkı tasarrufa zorlamak.

        Bonolandı memleket!

        Fakat hiçbir hareket kabilyeti yok. Yavaştan Borsa’ya “Tasarruf bonosu” düşmeye başladı.

        Ben yine tek başına girdim bu işe... Yıl oldu 1967... O gece servetim 250 milyon liraydı, yattım. Sabah 150 milyon lira yitirmiş olarak kalktım. Hükümet, o gece saat 2’de karar aldı. Tasarruf bonosunun haksız bir şekilde iktibas (yani kendi ismine yazılı olmadığı halde bulunduranlar) yüzde 40’a kadar vergi alınacak.

        Ve ertesi gün düşüş...

        Borsayı sevmiştim.

        Liderliğe çıkmıştım.

        O tarihte özel sektör büyümek istiyor ama parası yok.

        Bankaya gidiyor.

        Yüzde 150 faiz istiyorlar.

        Tahvil çıkartıyor, satamıyorlar.

        Biz bunlara gitsek; desek ki, “Siz A şirketi çıkartın tahvilinizi, bana 100 liralık kupürü 70 liraya verin, ayrıca yüzde 14 de yıllık faizi verin. Böylece ben 70 lirayı 44 liraya almış oluyorum. Yani 100 lirayı 65’e alıyorum. Bunun bir kısmını halka verirsem onu enflasyondan korurum, o da bana gelir.”

        Açtım Deva Holding’in Başkan Yardımcısı İhsan Serin’e “Tahvil çıkartma limitin var mı?” dedim.

        Var dedi.

        Deva’nın. 150 milyon liralık tahvilini, bu saydığım şartlarda kabul ettiler, ihraç ettik.

        İlan verdim gazeteye:

        “Yüzde 25 net faiz.

        Ve isteyene aylık ödeme”

        Düşünsene Bankalar yüzde 10. 5 bürüt faiz veriyor, bunun yüzde 20’i stopaja gidiyor. Yani neti yüzde 7.5’e geliyor. Koca bankalar 100 liraya 7.5 lira net gelir veriyor.

        Kastelli 25 lira net veriyor.

        İsteyene de aylık ödeme yapmaya söz veriyor.

        Kuyruk oldu. 15 günde bitti.

        Kastelli sistemi ana rahmine düşmüştü. Sabancı-Koç-Profilo , üç en büyük holdingin ortak olduğu televizyon tüpü üreten TÜPKO şirketinin 5 milyon dolar tahvilini ihraç etmiştik. TÜPKO battı. Halka ben ödedim. Sistemi kurdum, büyüttüm. Ben zirvedeyim.

        Pamukbank, Yapı Kredi, Uluslararası, Vakıfbank, biz dört bankanın mevduat sertifikalarını alıp, ha babam satıyoruz.

        Ve o sırada Türkiye’nin her yerinde “Bir adam çıktı, dürtükledi uyuyan devi uyandırdı...” diye benzetmeler yapıyor.
        Uyuyan dev: Mevduat sahibi halk.
        Dürtükleyen adam: Kastelli....
        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

        Yorum

        • MAGGGMA
          ...................
          • 12 Haziran 2007
          • 1375

          #139
          ÇAKAL Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
          Ucuz meyve ve sebze geliyor







          Bende Çinden geliyor sanmıştım

          Yorum

          • ÇAKAL
            Ağa'nın Adamı
            • 27 Haziran 2007
            • 2545

            #140
            MAGGGMA Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
            Bende Çinden geliyor sanmıştım
            Rusya'nın koyduğu ambargo yüzünden 300 kamyon elde kalmıştı cuma günü.
            Domates 400-500 B.düzün'de pazarda.
            Adresi ver yollayayım 2 kasa.
            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

            Yorum

            • bgdispo
              Yeni üye
              • 17 Mart 2008
              • 13

              #141
              MAĞARA ADAMLARINA KARŞI HALKA ÇAĞRI

              Cevabınız EVET Mİ? HAYIR MI?
              Peki, şimdi ne yapacaksınız? Ne yapmalıyız? Sizin bir planınız var mı? Yıldıray Oğur'dan gidişattan rahatsız olanlara ilginç çağrı.

              Demokrasilerde çare tükenmez, emin misiniz? Bakın bizim demokrasimizde şimdiden çareler tükendi bile. Daha bir yıl önce son çare diyerek seçime gitmiştik. O da çare olmadı derdimize. O seçimlerde oyların yarıya yakınını alan parti şimdi kapatılıyor. Demek ki sadece beş yılda bir oy vererek demokrasi olunmuyor. Medeni oy sandıklarıyla bu mağara adamlarıyla baş edilemiyor.

              Peki demokrasi, memokrasi, seçim meçim, oy moy, yasa masa dinlemeyen ali kıran baş kesen bu mağara adamlarıyla nasıl baş edeceğiz şimdi?

              Beş yılda bir oy verme konforunda mı? Artık bu mümkün değil, farkındasınız değil mi?

              Peki, şimdi ne yapacaksınız? Ne yapmalıyız? Sizin bir planınız var mı?

              Oylarınızın arkasında duracak mısınız? Yoksa, pardon deyip önümüzdeki maçlara mı bakacaksınız? “Zaten oy dediğin ne ki bir kâğıt parçasına vurulmuş bir tane mühür. Beş yıl sonra sandık gelir, yine bir kâğıda bir mühür vurulur. Bu büyük köşe yazarları, bu büyük yargıçlar, bu kudretli paşalar, çokbilmiş rektörler dünyasında zaten bizim ne hükmünüz var ki.” Yine böyle mi düşüneceksiniz?

              Yoksa elinde güç olanın, silah olanın, kanun olanın haklı olduğunu sessizce kabul edip, öfkenizi yine içinize mi atacaksınız?

              Tıpkı bundan 48 yıl önce yaptığınız gibi.

              Bir Başbakanın idam haberini gözyaşlarıyla radyodan dinleyip bir sonraki seçimde Süleyman Demirel’e oyunuzu vererek hâlâ çocuklarınıza güzel bir gelecek bırakabileceğinizi düşünmüyorsunuz değil mi?

              Bakın hiç de öyle olmadı. İdam sehpasına yürüyen Başbakan için sesinizi çıkarmadığınız gün doğan çocuklar gençliklerinin en güzel yıllarını 12 Eylül’ün işkence tezgâhlarında geçirdiler.

              Suç biraz da sizindi.

              Ders almadınız. 12 Eylül rezaletini sessizce izleyip seçimleri beklediniz.

              Ama seçimler yine bir fayda etmedi derdinize.

              12 Eylül’ün o kahredici sessizliğinin bedelini o günlerde doğan genç kızlar 28 Şubat’ta üniversite kapılarından çevrilerek ödedi.

              Ve artık kimse için sürpriz değildi; o gün de yeterince sesinizi çıkartmamanız, medyanın gürültülerine teslim olmanız, demokrasiyi, adaleti ve vicdanı mağara adamları karşısında savunmamanız, tevekkül etmeniz, seçimleri beklemeniz...

              Ama seçimlerden yine size bir fayda gelmedi. Deprem oldu, çamur içinde bırakıldınız. Krizler çıktı, işsiz kaldınız. Susurluk oldu, arkanızdan karanlık işler çevrildi. Şemdinli oldu, üzerinize bombalar atıldı. Bir savcı sesini çıkaracak oldu, sonsuza kadar susturuldu gözlerinizin önünde. Çocuklarınıza bile acımadılar, Uğur Kaymaz vuruldu. Güvercine bile kıydılar, arkadan vurdular.

              Siz yine seçimleri beklediniz. Bir oy vererek, her şey düzelir sanmaktan bir türlü vazgeçmediniz. Mağara adamları da insafa gelir, onlar da vicdanlarının sesini dinler, hukuku gözetir, tutarlı olur, demokrasiye saygı gösterir, Ergenekon’u yazar, haksızlığa haksızlık der diye diye safiyane duygular içine girdiniz.

              Şimdi televizyonlarınızın karşısında olan biten haksızlıklara, apaçık haksızlıklara bir kılıf bulup onları savunanlara bağırıp çağırıyor, mağara adamlarına öfkelenip “Sandık önümüze gelmeyecek mi” diye meydan okuyorsunuz. Onlar mağara adamı, umurlarında mı bunlar zannediyorsunuz?

              Merak etmeyin, şartlar uygun olduğunda sandık yine önünüze gelecek. Tonlarca kirli bilgi, çarpıtma haber, manipülasyon, provokasyondan sonra sandık önünüze getirilecek. Çok sevdiğiniz sandığınıza kavuşup, medenice ve konfor içinde istediğiniz yere basacaksınız mührünüzü.

              Ama unutmayın o sonuçlar yine o mağara adamlarının önüne gidecek. Oy pusulalarınızı ısıracaklar yine, seçim sandıklarınızı yakıp ısınacaklar. Siz efendice, kibarca “hukuk, kanun, demokrasi, falan” diye itiraz edeceksiniz. Onlar arkanızdan küfrü basacak “Yürü git işine seni şeriatçı, seni bölücü, seni komünist” diyecekler. Onlar mağara adamları.

              Bu döngü, siz demokrasilerde tek çarenin sandık olmadığını anladığınız gün tersine dönecek. Sorumluluk ahlakıyla hesap vermeye, isyan ahlakıyla hesap sormaya cesaret ettiğiniz gün. Meşruiyetin dışına çıkanlara karşı anayasal isyan hakkınızı hatırladığınız gün.

              Konforunuzdan taviz verip, demokrasi için, Türkiye’yi mağara adamlarının elinden kurtarmak için fedakârlık yapmaya hazır olduğunuz gün.

              Neden o günler önümüzdeki bu uzun ve sıcak yaz günleri olmasın.

              Plaja inmek, tembellik yapmak, dizilerin tekrar bölümlerini izlemek yerine sokağa çıkarak, oyunuzun peşini bırakmayarak, Ergenekon’un hesabını sorarak geçirilecek bir yaza ne dersiniz?

              Yoksa uğruna bir yaz bile feda edilmemiş bir demokrasiden ne bekliyorsunuz ki?

              Mağara adamlarının çirkinleştirilmeye ve yalnızlaştırmaya çalıştığı ülkenizin bu yaz size çok ihtiyacı var.

              Bu kavgada kimsenin hesaba katmadığı, tüm planlarda yine sesini çıkarmayacağı, izleyici kalacağı zannedilen size. Bu kez sesini çıkararak tüm hesapları, tüm ezberleri bozabilecek size.

              Peki, siz kimsiniz? Ya da şöyle sorayım: Sahi biz kaç kişiyiz.

              En başta siz varsınız.

              Dişimizi sıkarsak, azıcık fedakârlık yaparsak yazın sonuna kadar Soros’tan bile bir kuruş para almadan modern dünyanın ayakta kalmış son mağara adamları iktidarlarından birine okkalı bir medeniyet dersi verebiliriz. Eğer varsanız, hazırlıklara başlayalım. Rengimiz ne olsun? Turuncu kullanıldı, kırmızı kullanıldı. Beyaz’a ne dersiniz?


              YILDIRAY OĞUR/TARAF

              Yorum

              • güneşş
                Tecrübeli
                • 08 Ocak 2008
                • 742

                #142
                bgdispo Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                MAĞARA ADAMLARINA KARŞI HALKA ÇAĞRI





                YILDIRAY OĞUR/TARAF

                http://www.samanyoluhaber.com/haber-104632.html
                madem suçlu arıyoruz suçlu kim?

                bence partilele düzelecek bir sorunun içerisinde değiliz...
                Last edited by MAGGGMA; 10 Haziran 2008, 23:42.

                Yorum

                • ÇAKAL
                  Ağa'nın Adamı
                  • 27 Haziran 2007
                  • 2545

                  #143
                  Loğoğlu’nun evinde ilginç buluşma
                  ANKARA Milliyet / Fotoğraf: ALTAN BURGUCU

                  Türkiye’nin eski Washington Büyükelçisi ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Başkanı Faruk Loğoğlu, dün ilginç bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.


                  Loğoğlu, Ankara Hoşdere Caddesi’ndeki evinde 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ve eski TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in de aralarında bulunduğu isimleri ağırladı.

                  ‘Futbol konuştuk’

                  AKP’ye kapatma davası, türban serbestisi sağlamaya yönelik anayasa değişikliğinin iptali gibi kritik konulara odaklanan başkent, dün ilginç bir buluşmaya sahne oldu. Loğoğlu, Hoşdere Caddesi Piyade Sokak’taki evinde dün akşam bir yemek düzenledi.
                  Yemeğe,
                  Sezer ve eşi Semra Sezer,
                  Kanadoğlu ve eşi Bilge Kanadoğlu,
                  eski TBMM Başkanı Hikmet Çetin,
                  Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Nusret Aras,
                  eski Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Tunçalp Özgen ile
                  İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker katıldı.
                  Konuklar, yemeğin sadece bir araya gelmek amacıyla düzenlendiğini belirterek, “Türkiye’nin Avrupa Futbol Şampiyonası’ndaki performansı konuşuldu” dedi.
                  Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                  Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                  Yorum

                  • ÇAKAL
                    Ağa'nın Adamı
                    • 27 Haziran 2007
                    • 2545

                    #144
                    İran, Avrupa'daki 35 milyar doları çekiyor, yeni rotası Türkiye olabilir


                    ABD ile Avrupa Birliği'nin, nükleer faaliyetlerine son vermemesi durumunda İran'a daha fazla yaptırım uygulanması konusunda mutabakata varması Tahran yönetimini harekete geçirdi.


                    Batılı ülkelerin ağır yaptırım tehdidiyle karşı karşıya bulunan İran'ın, hesaplarının bloke edilmesi ihtimaline karşı Avrupa bankalarındaki paralarını çekme kararı aldığı bildirildi. Reformcu İtimad-ı Milli ve Kargüzaran gazetelerinde yer alan habere göre, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad yetkililere, Avrupa'daki büyük bankalarda bulunan hesapların İran Merkez Bankası'na aktarılması yönünde talimat verdi. İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki'nin yardımcılarından Muhsin Telai, söz konusu haberi teyit ederken, İran'ın Avrupa'daki büyük bankalarla ilişkisini keseceğini ve bundan sonra 'dünyadaki küçük bankalarla' çalışacağını söyledi. Hükümetin konuya ilişkin özel bir çalışma grubu oluşturduğunu, döviz rezervlerinin bir bölümünün altın ve hisse senedine dönüştürülmesi, bir bölümünün de Asya bankalarına aktarılmasının kararlaştırıldığını ifade eden Telai, bunu döviz rezervlerinin güvenliğini sağlamak için yaptıklarını belirtti. Kararı 'tam zamanında atılmış bir adım' olarak değerlendiren muhafazakar Keyhan gazetesi ise kararın uygulamaya geçirildiğini ve paraların çekildiğini yazdı. Hükümet tarafındansa konuya ilişkin henüz net bir açıklama yapılmadı. İran'ın 80 milyar dolar civarındaki döviz rezervinin 35 milyar dolarının yurtdışında olduğu ifade ediliyor. Gelişmeleri değerlendiren bankacılık uzmanları, yaşanan son mortgage krizi ve yüksek petrol fiyatları nedeniyle zor günler geçiren Avrupa ülkelerinin sermaye çıkışı halinde zor duruma düşebileceğini dile getiriyor. Mahmud Ahmedinejad yönetiminin 'finansal şantajla' Slovenya'nın başkenti Ljubljana'daki Amerika-Avrupa Birliği zirvesinden ülkesi aleyhine bir karar çıkmasını engellemeye çalıştığına dikkat çeken uzmanlar, "İranlılar bu parayı çekmek zorunda kalırsa bunu bir yere yatırmak isteyecektir. Türkiye bu açıdan önemli bir liman olabilir." yorumunu yapıyor.

                    ABD'den Türkiye'ye uyarı

                    Amerikan yönetimi ile İran arasında geçen ekimden bu yana finansal anlamda bir 'soğuk savaş' yaşanıyor. Washington'un ekim sonunda İran'ın en önemli üç bankası Milli, Mellat ve Sederat'ı 'teröre destekle' suçlayıp kara listeye alması ülkenin finans sistemini sarstı.
                    Önce İsviçreli finans devleri UBS ve Credit Suisse Amerikan baskısından ötürü İran'la iş ilişkilerini kesmek zorunda kaldı.
                    Bu kervana Alman Deutsche Bank, Commerzbank ile Fransız BNP Paribas'ın da katılması Tahran rejiminin uluslararası ticaret kabiliyetinin ciddi anlamda azalmasına sebep oldu.
                    İranlı bankacılar, 'yaptırımların sonucunun ciddi biçimde hissedildiğini' söylerken, adının açıklanmasını istemeyen bir bankacı "Yabancı bankalar, kredi mektuplarını ve en basit para transferi işlemlerini dâhi reddediyor." açıklamasını yaptı.
                    Asya bankalarının da ABD'deki ticarî çıkarlarını düşünerek sınırlamaya gitmeye başlamasıyla finansal çember giderek daralmaya başladı.
                    İran'ın bir numaralı ticaret ortağı Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Arap Yarımadası'ndaki bankaların da her an sırt çevirebileceği endişesi, Mahmud Ahmedinejad ve ekibini yeni güvenli limanlar aramaya zorluyor.
                    Bankacılık çevreleri jeo-politik gelişmelerin İran'ı Türk, Çin veya Rus bankalarıyla çalışmaya zorlayabileceği görüşünde birleşirken, bu ihtimali göz ardı etmeyen ABD, bu konuda Türkiye'ye sert mesajlar iletiyor. Bush ve şahinler ekibi, Türkiye'den İran'a yönelik yaptırımlara destek vermesini ve İran devlet bankalarıyla işbirliğini asgariye indirmesini istiyor.


                    11 Haziran 2008, Çarşamba
                    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                    Yorum

                    • ÇAKAL
                      Ağa'nın Adamı
                      • 27 Haziran 2007
                      • 2545

                      #145
                      Son vasiyeti: Türk dünyası yeniden yapılanmalı


                      Türk halkının Cengiz Aytmatov ile tanışıklığı Yeşilçam klasiği 'Selvi Boylum Al Yazmalım' filmiyle başladı. Önceki gün kaybettiğimiz Aytmatov, dünyanın kabul ettiği romancılığının yanında Türk dünyasına yönelik vizyonu ile de unutulmayacak bir isim.


                      İki ay önce Ömer Erdem'e verdiği röportaj, Aytmatov'un fikir dünyasına dönük önemli ipuçları içeriyor. Türkçenin çağdaşlaştırılması yolunda Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'nın örnek bir organizasyon olduğuna dikkat çeken ünlü yazar "Kendi dilini ve diğer dilleri iyi bilen bireyler 21. asırda kendilerini ispatlayabilir." diyor. Azeri Türkçesi ile Türkiye Türkçesinin aynı ve Kazak dili ile Kırgız dilinin ikiz dil olduğunu ifade eden Aytmatov, Türk dünyasının anlaşması için yeni bir yapılanmanın gerekliliğine işaret etti.

                      Kırgızistan'da yas var

                      Cengiz Aytmatov için Kırgızistan'da cenaze töreninin yapılacağı 14 Haziran'da bir günlük yas ilan edildi. Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev'in imzaladığı kararname uyarınca cumartesi günü ülkede bayraklar yarıya indirilecek ve eğlence programları ve önemli etkinlikler iptal edilecek. Önceki akşam Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev başkanlığında yapılan acil toplantıda, yazarın cenaze ve defin işlerini takip edecek komite kuruldu. Komiteye, Kırgızistan Devlet Genel Sekreteri Dosbol Nuroğlu başkanlık edecek.

                      Anıtmezara, babasının yanına defnedilecek

                      Cengiz Aytmatov, vasiyeti üzerine, babasının kabrinin bulunduğu Ata-Beyit Anıt Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Cenaze 13 Haziran'da Kırgızistan'a getirilecek. Aytmatov'un cenazesini getirmek için Almanya'ya giden heyete Dışişleri Bakanı Ednan Karabayev ve Bişkek Belediye Başkanı Daniyar Üsönov başkanlık edecek. Cenaze törenine çok sayıda ülkeden devlet başkanı, başbakan ve bakan düzeyinde katılım bekleniyor. Aytmatov'un cenazesi, 14 Haziran Cumartesi günü resmi törenle Bişkek yakınlarındaki Ata-Beyit Anıt Mezarlığı'nda defnedilecek. Ata-Beyit Anıt Mezarlığı, 1938 yılında Stalin döneminde ülkenin önde gelen aydınlarının kurşuna dizildiği yer. 1990'da ortaya çıkarılan toplu mezarlıktaki aydınlar arasında, Aytmatov'un babası Törökul Aytmatov da bulunuyor. Kırgızistan hükümeti bağımsızlıktan sonra Ata-Beyit'teki katliam kurbanları için anıt yaptırdı. Aytmatov, Ata-Beyit'te defnedilecek ilk kişi olacak.

                      Ülkesinde en son Türk Lisesi'ni ziyaret etmişti

                      Aytmatov, ülkesinde en son Bişkek'teki Uluslararası Sebat Eğitim Kurumları'na bağlı Cengiz Aytmatov Kırgız Türk Erkek Lisesi'ni ziyaret etmişti. 7 Mayıs'ta, doğumunun 80. yılı münasebetiyle düzenlenen programa katılan yazar, gençlerin, ellerindeki imkânları en iyi şekilde değerlendirmeleri ve en az iki yabancı dili iyi derecede konuşmaları gerektiğini söylemişti.


                      [AYTMATOV'UN ARDINDAN... ]

                      Abdullah Gül (Cumhurbaşkanı)

                      "Cengiz Aytmatov'un vefatı sadece Türk dünyası için değil, tüm dünya için büyük bir kayıp olmuştur. Türk kültürünün tanıtılmasına ve gelişmesine önemli hizmetlerde bulunan Aytmatov, Türk dünyasını oluşturan ülke ve topluluklar arasında adeta bir köprü görevi üstlenmiştir.''

                      Vladimir Putin (Rusya Başbakanı)

                      "Cengiz Aytmatov hepimiz için yeri doldurulamaz bir kayıp. Hepimizin hatırasında büyük bir yazar, düşünür, entelektüel olarak kalacak."

                      Kurmanbek Bakiyev (Kırgızistan Devlet Başkanı)

                      "Aytmatov, tüm dünyada büyük ilgiyle takip edilen eserlerinde okuyucularını akıl ve iyiliğin zaferine inandırdı, milli değerleri en iyi şekilde yansıttı. Bıraktığı eserler en iyi şekilde korunacak."

                      Asker Akayev (Kırgızistan Eski Cumhurbaşkanı)

                      "Kaybımız ölçüsüz, üzüntümüz sınırsız. 'Cengiz Ata' Kırgızların günümüzdeki Manas'ıdır. Gün geçtikçe daha iyi anlaşılacak ve yıldızı daha da parlayacaktır."

                      Türk Dil Kurumu (TDK)

                      "Cengiz Aytmatov, Türk soylu halkların efsanelerinde, destanlarında, türkülerinde dile getirilmiş birikimleri, Türk dilinin en güzel kullanımıyla bugünün okuyucularına ulaştırmış, eserleriyle hem Türk soylu halkların kültürel miraslarının zenginliğine katkıda bulunmuş hem de eserlerinin çevrildiği 150 dilin okuyucularının bu mirasa tanıklık etmelerini sağlamıştır."

                      Ertuğrul Günay (Kültür ve Turizm Bakanı)

                      "Cengiz Aytmatov, Türk kültür dünyası için özel bir isim, gerçek bir kültür elçisiydi. Türk dilinin ve kültürünün gelişimi ve tanıtılması yönünde büyük başarılar gösteren bu önemli kültür adamını tanımak ve eserlerini okumak hepimiz için büyük bir mutluluktu. Bu yıl bu büyük yazarı Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday göstermeyi kararlaştırmıştık."

                      Elçin Efendiyev (Azeri yazar)

                      "Aytmatov benim gençliğimin yazarıydı. Kırgızistan'da büyümüştü ama sadece kendi ülkesinin yazarı değildi. Türk dünyasının da değil, tüm dünyanın en büyük yazarlarındandı. Ölümü tüm Türk edebiyatını ve Türk dünyasını üzmüştür."

                      Anar (Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı)

                      "Cengiz Aytmatov'un vefatı edebiyat, Türk dünyası ve dostları için büyük bir kayıptır. Çok büyük bir yazar ve çok büyük bir insandı. Onu son kez Bakü'de gördük. Cumhurbaşkanımız ona yüksek madalya verdi. Onun için etkinlikler hazırlanırken üzücü haberini aldık."

                      Ali Akbaş (Şair)

                      "Türk dünyasının yaşayan en büyük yazarı vefat etti. Haberi alınca o hüzünle bir dörtlük yazdım:
                      'İki Cengiz'im var, biri gurbette /
                      Biri Tanrı Dağlarında nöbette /
                      O da gitti şimdi /
                      Başımız dertte.'
                      Gönlümüzde izleri devam edecek. Üzüntümüz çok büyük. Allah yerini boş bırakmasın. Türkçeyle güzel yazan insanlar doğsun, onun eserleri ona ışık olsun."

                      Doç. Dr. Ali İhsan Kolcu

                      "Cengiz Aytmatov, Türk dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği en büyük yazardı. Onun Nobel ödülü alamamış olması dünyanın ayıbıdır. Türk dünyasının Dede Korkut'uydu. Türk dünyasını bir çatıda birleştirebilecek bir bilgindi. Kıymetini son zamanlarda ancak anlayabildik. Eserleri yazarlarımız için örnek teşkil etmeli. Yerel hayattan evrensele nasıl ulaşılabileceğini, o zengin mirasın nasıl aktarılabileceğini yeniden gösterdi."

                      Doç. Dr. Orhan Söylemez

                      "Sadece Türk dünyası için değil, edebiyat dünyası için büyük bir kayıp. Kalemi çok güçlü bir yazardı. İnsanın acılarını, hasretlerini, özlemlerini, duygularını anlattı. Merkeze insanı koyduğu için evrensele ulaşmayı başarmıştı."

                      Atıf Ala, Taşkent; Marat Ömürov, Bişkek, Cihan
                      12 Haziran 2008, Perşembe
                      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                      Yorum

                      • ÇAKAL
                        Ağa'nın Adamı
                        • 27 Haziran 2007
                        • 2545

                        #146
                        Entellektüel Boyut
                        Rahim Er
                        12 Haziran 2008 Perşembe

                        Öpülesi kalemler

                        Öpülesi ellerde, öpülesi kalemler, bereketli mahsuller harmanlarlar. Tenhalık ikliminde zehirle pişmiş aşı yerler. Yüzlerinde tebessüm yakamozları açsa da gözyaşları içlerine akar.

                        Cengiz Aytmatov’u kaybettik. Büyük Türk kültürü, ufka şahsiyetli bir kale inşa etti. Fani beden öldü, fakat ruh ebediyete ağdı, eser, zaman ırmağına nakışlandı.

                        1977 olmalı, Türkiye’yi bugün hatıraları ızdırapla tutuşturan sol-sağ kavgaları kasıp kavurmakta. Ortaköy Sinemasında Kopar Zincirlerini Gülsarı diye bir Sovyet filminin oynadığını öğrendik. Cengiz Aytmatov ismini yeni yeni işitmekteydik. Gün, yeni yeni uzayıp yüzyıl olmaktaydı, gün henüz asra bedel oluyordu. Orta Asya Türklüğünden bir çiselti yakalarız ümidiyle o filme gittik. Seyirci olarak 20-25 kişi vardı, parkalı, postallı, sarkık bıyıklı oğlanlar ve erkek kılıklı kızlar. Biraz da saklanarak arkalarda bir koltuğa iliştik. Merak içinde bir yalnız genç ve ideolojilerinin hayallerinde sosyalist olduğunu sanan gençler. Film başladı. Eser, Cengiz Aytmatov’un. Atlar, şiir gibi koşmakta, esen yeli arkada bırakmakta, doru ve al atlar rüyada gibi. Fakat o da ne? Ne bir propaganda var, ne de bayat ideoloji. O ân saplantılı ham hayalin gerçeklerden kopardığı gençlerin yüzünü görmeye beyaz perdenin ışığı yetmiyordu. Bir yere gelince filmde bir erkek ses, Manas Destanı okurcasına şöyle dedi “bu toprakları bize bırakan ecdada rahmet olsun”.
                        Bu cümleden anladık vaziyet başka. Bizim sezgilerimiz, çoğunluğun ideolojik yaklaşımına galip gelmişti.
                        Cengiz Aytmatov, 1992’de Süleymaniye’deki Dar’üz Ziyafe’de konuğumuz iken sohbet ediyorduk. “Cengiz Bey, yazmaya başlama sebebiniz ne?” diye sorduk. “Ruslar, babamı gözümün önünde öldürdüler. Ya duvarlarla konuşacaktım, veya kâğıtlarla” dedi.
                        Babası inşallah şehit olmuştur. Fakat kaderdeki giriftliğe bakınız. Bir çocuğun yaşadığı facia, 300 milyonluk bir milletin kazancı oluyor. Bir şerden bir büyük yazar yontulup çıkıyor.
                        Otomobille dönerken şunu da sorduk “Cengiz Aytmatoğlu” dersek mahzuru var mı? Diye “hayır, dedi, hiçbir mahzuru yok, fakat böyle tanındım”.
                        Gıyabında iki Cengiz tanıdık. İlkin Cengiz Dağcı’nın Onlar da İnsandı romanıyla tanıştık, 21 yaşındaydık. Kırım aşkını anlatan daüssıla sevdasıyla yalımlanmış bu eserin sonra kasetini ve filmini yaptık. Fakat, şimdi o da yaşının kemâl noktasında olan Cengiz Dağcı’yla yalnızca bir kere telefonla görüşebildik. Cengiz Dağcı’dan 21 yıl sonra ise Cengiz Aytmatov’la aynı fikir ve nimet sofrasını paylaşmıştık.
                        Cengiz Aytmatov vak’asıyla Hazreti Mevlana’yla İmamı Rabbani Hazretlerinin dil tercihlerindeki sırrı çözdük. “Neden Farsça yazmışlar?” diye düşünürdük.
                        Aytmatov neden Rusça yazmıştı?
                        Şayet Kırgızca yazsaydı kaç kişinin haberi olurdu? Eserlerini devrinin en yaygın dillerinden biriyle kaleme aldığı için yeryüzü onu tanıdı.
                        Dünya büyük bir edebiyatçıyı, Türk milleti, müstesna bir yerli değerini kaybetti. Lisanın yerli olması eseri ve kişiyi yerlileştirmiyor. Cengiz Aytmatoğlu’nda dil cihanşümul iken her şey yerlidir...
                        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                        Yorum

                        • ÇAKAL
                          Ağa'nın Adamı
                          • 27 Haziran 2007
                          • 2545

                          #147
                          Asker Papaz: Konuşursam çok kötü olur!

                          İstihbaratçı Papaz, Malatya katliamıyla ilgili ne dedi?


                          Eski papaz İlker Çınar'ın askeri istihbaratın elemanı olduğunun ortaya çıkması gündeme bomba gibi düştü. Çınar "Konuşursam çok kötü olur. Ülkenin gündemi değişir" dedi.

                          Gazetemizde dün "Provokatör Uzman Çavuş" başlığıyla yayımladığı haberin kahramanı eski papaz İlker Çınar'ın askeri istihbarat bağlantısı gündeme bomba gibi düştü. Çınar, "Konuşursam herkes açısından çok kötü olur" derken, eski istihbaratçı Bülent Orakoğlu, Çınar'ın, "Cunta (darbe) grubu içinde ülkede darbe şartları yaratmakla görevlendirilmiş olabileceğini" söyledi.

                          Kamuoyunun eski "papaz" olarak tanıdığı, ancak Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda "uzman çavuş" olarak görev yaptığı ortaya çıkan Çınar, Hilal TV'ye çarpıcı açıklamalarda bulundu. "Konuşursam herkes açısından kötü olur" diyen Çınar'ın şok açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

                          ABD’nin ölüm listesindeyim

                          Ben devletim için birçok standartımdan vazgeçtim. Devletin aleyhine hiçbir şey yapmadım hiçbir illegal oluşumda bulunmadım. Devletime hizmet ettiğim için ömür boyu hapse atacaklarsa razıyım.

                          Ben ABD'nin ölüm listesindeyim. Bunun içinde rektörler var, vatanseverler var.

                          Bana akıl vermek isteyen maaşlı satılmışlar önce kendilerine baksınlar.

                          Konuşursam bu ülkenin gündemi değişir.Kimsenin öldürülmesine razı olamam. Ben Malatya'nın yolundan dahi geçmedim. O çocukları tanımam bile. Yapılanlar açığa çıksın diye dua ediyorum. İstihbarat elemanı olmadığını söyleyen Çınar, Emekli Sandığı'ndaki kaydı için ise "Yok da demiyorum, var da demiyorum" diye konuştu.

                          Eski istihbaratçı Orakoğlu, Türk milletini savunduklarını iddia edenlerin ülkeyi karıştırdıklarını öne sürerek, Çınar'ın 28 Şubat sürecinde kurulan ve hale uygulamada olan "EMASYA" grubunun da bir üyesi olabileceğini belirtti. Çınar'ın "papaz" kılığında provokatör olduğunu iddia eden Orakoğlu şöyle konuştu:

                          EMASYA içinde olabilir

                          "Ergenekon'da olduğu gibi cunta grubu vatan, millet sevgisi deyip birtakım oluşumlara yöneliyorlar. Savundukları değerlere zarar veriyorlar. Bu adam neden böyle bir kılığa girdi? Ya da sokuldu? TSK'nın özellikle Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın böyle bir görevi yok. Bu şahıs MİT, Jandarma İstihbarat gibi bir istihbarat biriminde çalışsa o zaman anlarım. Ona öyle bir görev verilmiş denilebilir. Yabancı ülkelerin Türkiye'yi kamplara bölme projesi var. Bu gruplar da onlara hizmet ediyor. Türkiye'de işlenen misyoner bağlantılı ve diğer siyasi cinayetlerin arka amacı da var."

                          Orakoğlu, Çınar'ın "cunta" grubu içinde ülkede darbe şartları yaratmakla görevlendirilmiş olabileceğini belirterek, "Adam bugüne kadar herkesi papazım diye uyutmuş. Ya bu adam cunta ya da EMASYA grubu içindedir. O zaman bu görevi kendisine EMASYA Komutanı vermiştir" dedi.

                          Türkiye Protestan Kiliseler Birliği Basın Danışmanı İsa Karataş ise, "İlker Çınar ve benzerlerinden, bizim hakkımızda yalan yanlış ve iftiraya varan yanlış bilgiler yaymadıkları sürece kaygı duymuyoruz" derken devlet doğruları ortaya çıkarmasını istedi.

                          ZAMAN BiZi HAKLI ÇIKARDI

                          Büyük Birlik Partisi’nin Genel Sekreteri Yalçın Topçu ise askeri birimlerin harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Topçu, ‘Birileri bir taraftan bir siyasi partinin içine birilerini sızdırıyorlar ondan sonra birtakım kıymetli köşe yazarları kalemi ele alıyor, bu işlerin müsebbibi olarak partimiz gösteriliyor. Soğan yemedik ağzımız koksun. Nihayetinde zaman bizi haklı çıkardı. Partimize iftira atan basın, şu anda suçüstü yakalanmış oldu. Haberde bahse konu şahısla ilgili umarız Genelkurmayımız harekete geçer" dedi.

                          GLADYONUN ŞİFRELERİ

                          Dink ailesinin avukatlarından Erdal Doğan ise konu hakkında şunları söyledi: Zirve Yayınevi cinayetinin dosyasına bile MGK raporları girdi. 'Vatan, din elden gidiyor' fobisinin 'Türklük elden gidiyor' sloganıyla birleştirildiği gladyo yapılanmasının hedefleri bir bir ortaya çıkıyor. Bu gibi ajanların ortaya çıkmış olmasını şaşırtıcı bulmuyorum. Bu gerçekten sonra, önemli olan ordu içindeki bu gibi eylemleri yapanların tümünün ortaya çıkarılmasıdır. Ordunun bu yönden temizlenmesi şarttır."

                          ANKARA (Bugün)
                          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                          Yorum

                          • ÇAKAL
                            Ağa'nın Adamı
                            • 27 Haziran 2007
                            • 2545

                            #148
                            Hesap işletim ücretine son

                            Mahkeme, bankaların vatandaştan aldığı hesap işletim ücretinin yasal olmadığına karar verdi.

                            Yalova Vali Yardımcısı Şakir Özdikici, bankaların vadeli ve vadesiz hesap sahiplerinden ''Hesap işletim ücreti'' adı altında aldıkları ücretin ''yasal dayanağının bulunmadığını'' mahkeme kararıyla belgeledi.


                            Özdikici, yaptığı yazılı açıklamada, bankaların yürüttükleri iş ve işlemlerdeki uygulamalarla ilgili kamuoyunda şikayet ve memnuniyetsizliklerin olduğunun herkes tarafından bilindiğini kaydetti.


                            Bankalar tarafından yapılan ''kanunsuz ve haksız'' uygulamalardan birinin de tüm vadeli ve vadesiz hesaplardan kesilen ''Hesap işletim ücreti'' olduğuna değinen Özdikici, bu şekilde bir bankadaki vadeli ve vadesiz hesaplarından bilgisi dışında toplam 42 YTL'nin kesilmesi üzerine Yalova İl Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığına yazılı başvuruda bulunduğunu bildirdi.


                            Özdikici, hakem heyetinin bankanın uyguladığı hesap işletim ücretinin iptaline ve kesilen paranın iadesine karar verdiğini vurguladı. Bu karar üzerine bankanın, Yalova Tüketici Mahkemesi görevini yürüten Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesine itirazda bulunduğunu belirten Özdikici, mahkemenin 7 Mayısta bankanın itirazını reddettiğini ifade etti.


                            Bankaların hesap işletim ücreti adı altında hesap sahiplerinden para kesilemeyeceğini mahkeme kararıyla belgelendirdiğine işaret eden Özdikici, ''Hesap işletim ücretine ilişkin bu kara, sanırım Yalova'da alınan ilk karardır. Mahkeme kararının, kamuoyunda tüketicilerin haklarının korunması ve tüketici bilincinin geliştirilmesine katkıda bulunacağına inanıyorum'' dedi.


                            Açıklamaya göre, bankanın aldığı hesap işletim ücretinin 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 6. maddesinde tanımlanan haksız şart niteliğinde olduğunun, sözleşmenin aynı yasanın 6. maddesinin 6. fıkrasına uygun tanzim edilmediğinin anlaşıldığı kanaatine varan mahkeme, tüketicinin hesabından 'resen' hesap işletim ücreti tahsil edilmesinin yasal dayanağının olmadığını bildirdi.


                            Kararın gerekçe metninde, ''Davacının, Yalova Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığının 10 Aralık 2007 tarihli kararına itirazının reddine ve tüm mahkeme ve avukatlık masraflarının banka üzerine bırakılmasına karar verilmiştir'' denildi.
                            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                            Yorum

                            • volkandede
                              Aktif
                              • 28 Nisan 2008
                              • 218

                              #149
                              I love Humeyni!
                              Hürriyet Gazetesi Yılmaz Özdil'in köşe yazısı...

                              "Humeyni’yi seviyorum.

                              Atatürk’ü sevmiyorum.

                              Maraş’ta Fransız askerleri Nene Hatun’un başörtüsüne uzandı. Sütçü İmam ilk ateşi açtı, böylelikle Kurtuluş Savaşı başladı. O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanlar hep Müslüman... Atatürk olmasaydı, İngilizler olsaydı, haklarım daha geniş olacaktı."

                              *

                              Böyle dedi.

                              *

                              "Türbanlı böyle dedi" demiyorum; çünkü bütün türbanlılar böyle düşünmediği gibi, böyle düşünen türbansızlar da var.

                              Demem şu...

                              *

                              Nene Hatun, Maraşlı değil.

                              Erzurumlu.

                              Savaştığı düşman, Fransız değil.

                              Rus.

                              Rus başörtüsüne saldırmadı.

                              Aziziye Tabyası’na saldırdı.

                              Milli mücadelenin mangal yürekli evladıdır ama, milli mücadelenin ilk kurşununu Sütçü İmam sıkmadı.

                              Hasan Tahsin sıktı.

                              Maraş’ta değil, İzmir’de.

                              Takvime bak.. Hasan Tahsin’in tetiğe basmasıyla, Sütçü İmam’ın tetiğe basması arasında 6 ay var...

                              Sütçü İmam, Fransız vurmadı.

                              Ermeni vurdu.

                              Maraş’ta düşmana ilk müdahaleyi yapan da, aslında Sütçü İmam değil.

                              Çakmakçı Sait.

                              Silahı yoktu.

                              Yumruğuyla saldırdı.

                              Şehit oldu.

                              Maraş’ı önce kim işgal etti?

                              Arkadaşın İngilteresi!

                              Kim sesini çıkarmadı?

                              Arkadaşın padişah efendisi!

                              Kim kurtardı?

                              Arkadaşa daha geniş haklar tanıyacak olan İngilizlerin gemisiyle kaçan padişah efendinin idam etmek için arattığı Atatürk!

                              *

                              O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanların hep Müslüman olmadığını da görürsünüz...

                              Bizzat Ordinaryüs Profesör Mazhar Osman’ın ağlayarak okuduğu "şehit listesi"ne göre, bu toprakları İngilizler işgal etmesin diye savaşan, can veren İstanbullu hekimler arasında, 140 Türk, 32 Ermeni, 25 Rum, 18 Yahudi var.

                              Ve, dikkatinizi çekerim, hepsine birden "şehit" demişler... Çünkü şehitlik kavramı, "o dönemin sosyolojik yapısı"na göre, dinle alakalı değil, yurtseverlikle alakalı.

                              *

                              Uzatmayayım.

                              Tehlike ne İran’dır, ne İngiltere...

                              Kara cehalettir.
                              rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır...

                              Yorum

                              • ÇAKAL
                                Ağa'nın Adamı
                                • 27 Haziran 2007
                                • 2545

                                #150
                                Zeyno, analist değil profesyonel militan



                                ANKARA (AA)
                                AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış, “Bütün dünyanın profesyonel militanları 'analist' örtüsü altında Türkiye'ye, Türk seçmenine ve Hükümetimize dış medyada saldırmaya başladı” dedi.




                                Egemen Bağış, Hudson Institute uzmanlarından Zeyno Baran'ın International Herald Tribune gazetesinde yayımlanan makalesi ile ilgili bir açıklama yaptı.



                                “Bütün dünyanın profesyonel militanları 'analist' örtüsü altında Türkiye'ye, Türk seçmenine ve Hükümetimize dış medyada saldırmaya başladı” diyen Bağış, “bu insanların nereden cesaret aldıklarını” düşünmek gerektiğini dile getirdi.



                                Bu tür yazılardan birinin de International Herald Tribune gazetesinde çıktığını belirten Egemen Bağış, şöyle konuştu:



                                “Bakmışlar ki Türkiye'de siyasi muhalefette iş yok, CHP muhalefetini korumaya almışlar. Diyorlar ki (Tamam Türkiye'de muhalefet yani CHP batı karşıtıdır, AB karşıtıdır, ABD karşıtıdır, ama bunu kalpleri kırık olduğu için yapıyorlar). Sayın Baykal, kalbiniz kırıkmış, bakın öyle yazıyorlar. Kalbiniz neden kırık? Kırık kalple AB karşıtı olmuşsunuz.

                                Allah kimsenin başına vermesin. Yazıda diyor ki 'batı dünyası, her kimse CHP'ye dikkatle baksın, CHP'nin de yandan üstten tutulur tarafları vardır'. Yani bu bir bavul, çanta tarifi gibi geldi. Üzerini silip bir de boya atarsak, nasıl başka bir şey gibi pazarlarız? Pazarlamaya kalkarsınız, ama Türk halkı bu saçmalığa inanır mı?




                                Maşallah, 'Siyasette ABD desteği gerekli' diye konuşulurdu ama ABD'den CHP'ye bu kadar kuvvetli destek görmemiştik. Yani CHP'ye akıl veriyorlar. 'Şöyle yapın, böyle yapın' diye. CHP'ye yandaş medya yoluyla tüyo, formül geliyor. 'Şöyle yapın, böyle yapın' diye.


                                CHP ve Baykal, ABD'den gelen bu formüle bir baksın. Biz de izleyeceğiz, CHP bu önerileri nasıl uygulamaya koyacak diye. Ama bu akıl hocaları bir de tespitte bulunmuşlar. Yazıda diyor ki 'Batıda kimse Türkiye'deki mevcut hükümetin faşist ve laik bir hükümetle değiştirilmesini istemez'.


                                Hükümetimize faşist ve laik hükümet alternatifi mi varmış? Bu Türkiye içinden mi bulunacak, yoksa dışarıdan mı ithal edilecek? Faşist ve laik hükümet nedir, kimdir? Faşist ve laik hükümet nasıl geliyormuş? Baykal kimlerle ne çeviriyor, bunu bize bir anlatsın”

                                12.06.2008

                                "İşte Zeyno'nun olay yaratan yazısı"
                                "Hudson senaryosu doğru"
                                "Yasemin Çongar: Hudson'daki Amerikalılar test edildiklerini hissetmiş"
                                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information