ODTÜ'lü robotlar mayın avlayacak

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Yeşil Zeytin
    Tecrübeli
    • 11 Mart 2007
    • 527

    #46
    Kopya koyun ‘Oyalı’ basınla tanıştı

    İstanbul Üniversitesi (İÜ) Veterinerlik Fakültesinde dünyaya getirilen Türkiye’nin ilk kopya koyunu “Oyalı”nın sağlık durumu iyi...



    Sezaryenle dünyaya getirilen ''Oyalı'' 5 kilo 600 gram ağırlığında...

    Sezaryenle dün dünyaya gelen “Oyalı”, fakültede düzenlenen basın toplantısının ardından ilk kez basının ve kamuoyunun karşısına çıkarıldı.

    İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şafak Ural, kopya koyunun üniversitenin akademik araştırmaya olan eğitim ve katkısının bir sonucu olduğunu söyledi. Proje sorumlusu Prof. Dr. Sema Birler ve ekibine teşekkür eden Ural, “Oyalı”nın dün hafif ateş yükselmesi sorunu yaşadığını kaydetti.

    Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBİTAK destekli projeler kapsamında yer alan “Kopya Koyun Projesi”nin sorumlusu Prof. Dr. Sema Birler de kopya koyuna “Oyalı” adını Prof. Dr. Ural’ın koyduğunu söyledi.

    Birler, klonlamanın bir canlının genetik olarak aynı kopyalarının üretilmesi anlamına geldiğini ifade ederek, bir hayvandan yumurta hücreleri elde edildiğini, diğer klonlanacak olan canlıdan da bir vücut hücresinin alındığını anlattı.

    Yumurta hücresinin tüm genetik materyali dışarı alındıktan sonra yumurta hücresine bir vücut hücresi ilave edildiğini ve bu iki hücrenin kaynaştırılmasıyla bir embriyonun üretiminin başlatıldığını dile getiren Prof. Dr. Birler, oluşan embriyonunun taşıyıcı anneye transfer edilmesiyle klon yavruların dünyaya getirildiğini kaydetti. Prof. Dr. Birler, konuşmasını şöyle sürdürdü:
    “Biz, transfer çalışmamızda 69 adet bölünmüş klon embriyoyu 8 koyuna transfer etmiştik. Bu 8 koyundan 5 tanesinin 18’inci günde yaptığımız hormon analizleri ile gebe olduğunu öğrendik. 40’ıncı günden sonra yaptığımız ultrason uygulamalarında 2 koyunun gebeliğinin devam ettiğini gördük. Klonlama çalışması sonucu gebe kalan koyundan bir tanesi dün doğum yaptı ve Türkiye’nin ilk klon kuzusunu dünyaya getirdi. Diğerinin halen gebeliği devam ediyor.


    Klonlama bizim için bir sonuç değil, bir başlangıçtır. Planlandığımız yolda ilk birkaç basamağı çıkmış olarak görüyoruz kendimizi ve çok yakın bir dönemde ‘Transcenin’ koyun üretimiyle devam ederek, hayvanlarda kök hücre çalışmalarına da kısa sürede geçmeyi düşünüyoruz. Ulaştığımız sonuçların, bilgi ve deneyimlerin gerek hayvancılık, gerek insan sağlığı konusunda çalışan meslektaşlarımıza da yardımcı olacağı umudunu taşıyoruz.”

    KLONLAMANIN AMACI

    Klonlamanın amaçlarından bir tanesinin hayvancılık ve insan sağlığını ilgilendiren konularda gen transferi yapılmış hayvanların “biyofabrikalar” olarak kullanılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Birler, hemofili, diyabet gibi hastalıklarda kullanılmak üzere sütünden bazı proteinleri üretebilen koyun oluşturmak ve bu şekilde bu sütün ilaç endüstrisinden kullanılmasını sağlamak olduğunu belirtti.

    Prof. Dr. Birler, gebeliği devam eden diğer koyunun 5-6 gün içinde doğum yapabileceğine işaret ederek, “İlk ultrason incelemelerinde 4-5 yavru gördük. Bunlardan hepsi yaşamıyor olabilir. Yavru büyüdükçe tek tek saymak zorlaşıyor. Ama en az 3 bekliyoruz” diye konuştu.

    “Oyalı”nın tek olarak dünyaya geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Birler, doğum yaklaştıkça hem kendilerinin, hem de taşıcıyı annenin strese girdiğini, bu nedenle sezaryeni tercih ettiklerini söyledi.

    Prof. Dr. Birler, “5 kilo 600 gram ağırlığında dün sezaryenle dünyaya getirilen ‘Oyalı’nın sağlık durumu iyi” dedi.

    Birler, mezbaha materyalinden yani mezbahada kesilen koyunlardan hücre alarak bunu klonlama işleminde kullandıklarını dile getirerek, bu nedenle ilk kopya koyunun çok özel bir cins olmadığını, daha çok Trakya bölgesindeki yerli koyun melezi gibi durduğunu, ancak bir kaç ay sonra daha kesin olarak ırkının ortaya çıkacağını belirtti.

    HASSAS “OYALI”
    Ortalamanın 2 katından biraz daha fazla büyüklükte dünyaya gelen “Oyalı”nın çok hassas olduğunu ifade eden Prof. Birler, bazı vitamin ve antibiyotikler verildiğini anlattı.

    Birler, kopya kuzuyu önce biberonla beslediklerini, hayvan biraz daha güçlenince anne sütü alabileceğini dile getirerek, bir hafta geçtiğinde rahatlayacaklarını belirtti.

    Daha önce keçilerde uygulanan, ancak koyunlarda ilk uygulanan bir yöntemi kullandıklarını anlatan Sema Birler, şunları kaydetti:
    “Erken dönemde biz transferleri gerçekleştirdik. Embriyolar henüz bölünmeye başladıkları 48’inci saatte 2-6 hücreye bölündükten sonra transferleri gerçekleştirdik. Böyle olunca biraz fazla embriyo verdik, çünkü bu embriyoların yavru oluşturacakları düzeye gelme olasılıkları çok yüksek değildi. İkinci anneden yüzde 50 oranında embriyo annenin uterusuna implante oldu ve büyüme şansını yakaladı. Bu da dünyada bir ilk olacak. Hepsi sağlıklı doğarsa çok büyük bir yüzde yakalamış olacağız.”

    Prof. Dr. Birler, dişi hayvandan alınan hücreler kullanıldığı için “Oyalı”nın dişi olduğunu, taşıyıcı annenin karnındakilerin de dişi olacaklarını vurgulayarak, hepsinin de çekirdek kromozomları olarak hücresinin alındığı hayvanın özelliklerini taşıyacaklarını bildirdi.

    Birler, “tüp bebek” yönteminde alınan yumurta ve sprem hücrelerinin dışarıda bir araya getirildiğini ifade ederek, burada ise erişkin vücut hücresinin kullanılarak embriyo üretildiğini ve o erişkin vücut hücresinin alındığı hayvanın bire bir aynısının yapıldığını, yani baba faktörü olmadığını vurguladı.

    İNSANIN KOPYALANMASI
    Prof. Dr. Birler, insanın kopyalanması konusundaki bir soru üzerine de 2 tür klonlama olduğunu, yavru oluşturacak klonlamanın hayvanlar üzerinde uygulandığını, insanlar için böyle bir yöntemin dünyada yasaklanmış durumda olduğunu anlattı.

    Teropötik uygulamada ise embriyonun hücrelerinden embriyonik kök hücreler elde edilmesinin amaçlandığını ifade eden Prof. Dr. Birler, bunun insanlar üzerinde uygulanmaya başlanmadığını, üzerinde yoğun şekilde çalışmaların sürdürüldüğünü kaydetti.

    Prof. Dr. Birler, klonlama için koyun seçilmesinin nedeninin Türkiye’de koyunun sayısının fazla olması ve üretim açısından büyük bir potansiyele sahip olduğu için seçtiklerini anlattı.

    Türkiye’nin mezbaha materyalinden elde edilmiş yumurta hücreleri ile çalışan 4. ülke durumunda olduğunu dile getiren Prof. Dr. Birler, koyunlarda erken transfer tekniğini kullanan ilk ülke durumunda olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Birler, klonlama işlemi için laboratuvar alt yapısı kurulduğunu, bazı cihazların alındığını belirterek, bunların maliyetinin 250 bin YTL civarında olduğunu, ancak bu maliyetin bir kere yapılmasının yeterli olduğunu bildirdi.

    “Dolly”in üzerinden 11 yıl geçtiğini anımsatan Prof. Dr. Birler, bununla beraber yaşlanma ile ilgili sorunlar olup olmadığına dair soruların ortaya çıktığını anlattı.

    Prof. Dr. Birler, yaşlanmasının uygulamalarda hayvan türleri ve hayvan hücrelerine göre değiştiğini, bunların araştırılacağını vurgulayarak, “Dolly’de gebelik oranı yüzde 7 iken biz de yüzde 25 oldu. Yine bölünmüş embriyolardan yavruya ulaşma oranı yüzde 3’lerdeyken diğer gebe koyunumuzun da doğumunu gerçekleştirmesiyle bizim yüzde 6’larda olacak en az” şeklinde konuştu.

    Yorum

    • Yeşil Zeytin
      Tecrübeli
      • 11 Mart 2007
      • 527

      #47
      Mars 3 hafta geceleri parlayacak

      Dünya ile Mars'ın geçici bir süreliğine birbirlerine yakınlaşmalarından ötürü bu gece ve gelecek 3 hafta boyunca Kızıl Gezegen, geceleri gökyüzündeki en parlak gökcisimlerinden biri olacak ve bulutsuz olması durumunda çıplak gözle görülebilecek.

      Gökbilimciler, Mars'ın 18 Aralık'ta Dünya'ya yaklaşık 90 milyon km yaklaşarak, en yakın mesafeye ulaşacağını belirterek, gezegenin Nisan 2016'ya kadar bu derece yakınlaşmayacağını ve bu kadar parlak olmayacağını kaydetti.

      Bu gece yarısından ve Salı sabah gün doğumundan hemen önce Mars'ı gözlemlemek için en uygun zamanın olacağını belirten astronomlar, Kızıl Gezegen'in Ay'ın hemen yakınında batı istikametinde kolayca görülebileceğine işaret ediyor.

      Mars gezegeninin hemen hemen tüm Aralık boyunca, gökyüzünün en parlak yıldızı Sirius'tan bile daha parlak olacağı belirtiliyor.

      New Scientist'te yayımlanan bir makaleye göre, NASA, Mars'a 3 aylığına gönderdiği, ancak yaklaşık 4 yıldır çalışan robotlarda beliren arıza ve sorunları gidermeye çalışıyor.

      Opportunity adlı robotun, gezegendeki kızılötesi radyasyonu ölçen spektrometresinin toz yüzünden çalışmaz hale gelmesinden ötürü mühendisler, buradaki tozu nasıl temizleyeceklerini ve cihazı nasıl eski haline getireceklerini araştırırken, robotun taş ve kaya kırma aleti bilgisayar arızası yüzünden görevini yapamıyor.

      Bilgisayar programcılarının bu sorunu gidermek için yeni bir yazılım hazırlamakta oldukları belirtiliyor.Victoria Krateri'ndeki kaya katmanları üzerinde araştırmalarını sürdüren Opportunity'nin ayrıca sağ tekerleğinin çalışmadığı, bir vinç kolunun eklem noktasının da normalden daha az güçle çalıştığı kaydediliyor.

      Kışı geçirmek üzere bir tepeye tırmanmakta olan diğer robot Spirit'in de sağ ön tekerleğine güç ileten motorun arızalandığı, tekerleğin sadece geriye döndüğü ve robotun manevra kabiliyetini olumsuz etkilediği belirtiliyor.

      Opportunity gibi kaya kırma aleti bilgisayar arızası yüzünden çalışmayan Spirit için de yeni bir yazılım hazırlanıyor.Mars'taki güç koşullar ve ilerleyen yaşları yüzünden, ikiz robotlarda giderek arızalar ortaya çıkmasına karşın, NASA'nın proje müdürü John Callas, robotların bir süre daha çalışmalarını umduklarını belirtiyor.

      Callas, "Robotların birkaç yıl daha çalışmalarını umuyorum. Hala çok yararlı jeolojik keşifler yapıyorlar" diye konuşuyor.

      Kızıl Gezegen'in zorlu koşullarında kum fırtınalarını atlatan ve bataryaları tamamen boşalmadan hayatta kalmayı başaran robotlardan Spirit'in kışı geçirmeyi planladığı tepenin, elektrik üreten güneş panellerinin Temmuz ve Ağustos'taki küresel toz fırtınalarında tozla kaplanan aracın azami güneş ışığı almasına yardımcı olması düşünülüyor.

      Volkanik püskürme sonucu oluştuğu sanılan 90 metre genişliğindeki Home Plate'de 4 aydır araştırmalar yapan Spirit'in kışı sağsalim atlatması için 60 metre ötedeki 25 derece eğimli tepeye çıkması hayati görülüyor.

      NASA, Spirit ve Opportunity'nin görev süresini önceki ay beşinci kez uzatmıştı.

      Kızıl Gezegen'in zorlu koşullarında küresel kum fırtınalarını atlatan ve bataryaları tamamen boşalmadan hayatta kalmayı başaran robot kaşifler, 2009 yılı boyunca da görevlerini sürdürecekler.

      Opportunity, 12 kilometreye yakın yol katetti, 94 binden fazla görüntüyü Dünya'ya geçti, Spirit de 7 kilometreden fazla yol katetti ve 102 binden fazla görüntü geçti.

      Yorum

      • Yeşil Zeytin
        Tecrübeli
        • 11 Mart 2007
        • 527

        #48
        Japonlardan 'güvenlikçi' robot

        Japonya'da bir güvenlik şirketi, aranan kişileri tanıyabilen ve yüz tanıma yazılımı sayesinde yetkilileri uyarabilen bir 'güvenlikçi' robotun tanıtımını yaptı.

        Alsok şirketi, veriler temelinde önceden fizyonomisi kaydedilen bir bireyi kalabalık içinde tanıyabilen robotun, devriye sırasında yüzünü tanıdığı aranan kişinin fotoğrafını çektiğini ve bunu kablosuz ağ aracılığıyla güvenlik güçlerine derhal ilettiğini açıkladı.

        Robotun özellikle teröristler, sabıkalı hırsızlar veya güvenlik güçlerince bilinen ve aranan diğer şahısların yakalanmasında kolaylık sağlayacağı umuluyor.

        'Güvenlikçi' robotun çok yakında testlere tabi tutulacağını açıklayan Alsok firması, yeni robotu gelecek yıl havaalanları ve alışveriş merkezlerinde kullanmayı planlıyor.

        Alsok şirketi, Japonya'da birçok kamu kuruluşu ve özel şirketin güvenliğini sağlıyor.

        Capon yapıyor abi.. Geri kaldık sanmayın! Bizimkiler de göbek atan robot yapıyor

        Yorum

        • Yeşil Zeytin
          Tecrübeli
          • 11 Mart 2007
          • 527

          #49
          Türkiye’nin ikinci kopya koyunu da doğdu

          İstanbul Üniversitesi’nde yürütülen çalışmalar sonucu Türkiye’nin ikinci kopya koyunu dünyaya geldi.

          İstanbul Üniversitesi (İÜ) Veteriner Fakültesi Döllenme ve Suni Tohumlama Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Sema Birler, yönetiminde 2005 yılında başlayan klonlama çalışmalarının meyvelerini vermeye devam ettiği belirtildi.

          Başarılı bir operasyonun ardından klon çalışmalarında hamile kalan ikinci koyunun da dün sezaryenle doğum yaptığı bildirilen açıklamada, Türkiye’nin ikinci kopya koyununa Rektör Prof. Dr. Mesut Parlak tarafından “Zarife” ismi verildiği kaydedildi.

          Türkiye’nin ilk kopya koyunu doğdu

          Açıklamada, bir süre kuvözde kalan ve annesi sezaryen nedeniyle biraz rahatsız olduğu için annesinden alınan ilk sütünü biberondan içen “Zarife”nin sağlık durumunun iyi olduğu ifade edildi.

          Türkiye’nin ilk kopya koyunu 22 Kasım’da dünyaya gelmiş ve “Oyalı” ismi verilmişti.

          YAVRULARDAN DİĞER 2’Sİ ÖLDÜ
          Prof. Dr. Sema Birler, klonlama yöntemiyle hamile kalan koyundan 3 yavru beklediklerini ancak birinin sağlıklı, diğerlerinin ölü doğduğunu belirtti. İkinci koyunun 3 yavru doğurmasını beklediklerini ifade eden Birler, şöyle konuştu:
          “Son aylarda hamile koyunları rahatsız etmemek için ultrasonla bakmamıştık. Doğumda yavrulardan birinin sağlıklı, diğer 2’sinin ölü olduğunu gördük. Ölü doğan yavruların gelişmelerinin erken dönemde durduğu anlaşıldı ama ölü olan kardeşler, sağlıklı olana hiç zarar vermemiş.”

          Bu arada, konuya ilişkin 30 Kasım’da, İÜ Veteriner Fakültesinde bir basın toplantısı yapılacağı bildirildi.

          Yorum

          • Yeşil Zeytin
            Tecrübeli
            • 11 Mart 2007
            • 527

            #50
            Caponya ve robotları

            Japonya, robot endüstrisindeki öncülüğünü başkent Tokyo’da başlayan Uluslarası Robot Fuarı’nda bir kez daha gözler önüne serdi. Fuarda endüstriyel amaçla üretilen robotların yanı sıra müzisyen, dansçı hatta hasta robotlar da sergilendi.

            Japonya’nın başkenti Tokyo’da başlayan Robot Fuarı’nda en son teknolojiyle üretilen robotlar sergileniyor.

            Fuarda her ne kadar endüstriyel robotlar çoğunluğu oluştursa da dans etmek, davul çalmak gibi farklı fonksiyonları olan robotlar da var.

            Diş hekimliği öğrencileri için üretilen hasta simulasyonu robot ise aralarında en çok dikkat çekeni. “Simroid” ismi verilen robot sayesinde öğrenciler acemiliklerini kolayca giderebiliyor. Zira robotun ağızındaki sensörler, hassas bölgeye temas edilmesiyle birlikte harekete geçiyor ve robot gerçek bir insan gibi acı hissini dile getiriyor.

            Japon Diş Hekimi Satoshi Uzuka, “Öğrencilerin derste kullandığı araçlarla bu robot arasında büyük farklılıklar var. Bu robot sayesinde öğrenciler hastanın hassas olduğu bölgeleri öğreniyor ve tedaviyi sanki gerçek bir insana yapıyor gibi uygulayabiliyorlar” dedi.

            Fuar, dünyadaki robotların yüzde 40’ını kullanan Japonya’nın bu konudaki üstünlüğünü de bir kez daha ortaya koyuyor. Ülkede üretim yapan her bin işçiye 32 robot düşerken, evlerde de robotların kullanılmaya başlandığı belirtiliyor.

            1 Aralık’a kadar devam etmesi beklenen fuarın son gününde ise iki ayaklı robotlar arasında bir dövüş turnuvası düzenlenmesi planlanıyor.

            Yorum

            • Yeşil Zeytin
              Tecrübeli
              • 11 Mart 2007
              • 527

              #51
              Tuz Gölü’nün 7 yıllık ömrü kaldı

              Kaçak kuyular ve iklim değişikliğinin Tuz Gölü’nü 18 yılda yüzde 60 küçülttüğü; bugünkü koşulların devam etmesi durumunda 2015 yılında Tuz Gölü’nün tamamen kuruyacağı bildirildi.

              Aksaray Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Semih Ekercin, İstanbul Teknik Üniversitesinden Prof. Dr. Cankut Örmeci danışmanlığında “Tuz Gölünde Kuraklık ve Kirlilik” konulu doktora tezi hazırladığını; ayrıca, aynı konu üzerinde TÜBİTAK ve Fransız Uzay Ajansı tarafından desteklenen projeyi tamamladıklarını söyledi.

              Çalışmaları sonunda Tuz Gölü’nün 18 yıl içinde yüzde 60 küçüldüğünü tespit ettiklerini belirten Ekercin, şunları kaydetti: “Tuz Gölü’nün küçülmesinde iki faktör var. Bunlardan birincisi iklim değişikliğine bağlı kuraklık etkisidir. Tuz Gölü Havzası’nda son yıllarda yaz kuraklığı artarken, yer altı sularını besleyen yağışlar da azaldı. İkinci faktör ise bilinçsiz yer altı suyu çekilmesidir. Bölgedeki kaçak kuyular ve iklim değişikliği, Tuz Gölü’nü 18 yılda yüzde 60 küçülttü. 1987 ve 2005 yıllarının 17 Mayıs saat 08.45’te alınan iki uydu fotoğrafında Tuz Gölü’nün küçülmesini görmekteyiz. Uydu fotoğrafları üzerinden; 1987 yılında Tuz Gölü’nün alanı 92 bin 562 hektarken, 2005 yılında 32 bin 552 hektara düşmüştür.”

              Tuz Gölü Havzası’nın son 35 yılda ortalama 2 dereceye yakın ısındığını vurgulayan Ekercin, şöyle devam etti: “Havzayı çevreleyen 9 meteoroloji istasyonunun 35 yıllık günlük verileri üzerinde yaptığımız çalışmada, iki periyodun karşılaştırmasını yaptık. Sonuç olarak yer altı sularını besleyen kış aylarındaki yağış miktarında iki periyot arasında yüzde 30 azalma; yaz aylarında ise temmuz ayı sıcaklıklarında 2 dereceye yakın bir artış var. Tuz Gölü Havzasında yaz kuraklılığı son yıllarda artış gösteriyor. Arazide oluşan gölcükler gözümüzün önünde kuruyor. Bilimsel verilere göre, sıcaklıklardaki 1 derecelik artış, iklime bağlı afetlerin meydana gelme ihtimalini de yüzde 30 oranında artırmaktadır.”

              TBMM araştırma komisyonunun 2005 yılı raporuna göre, Tuz Gölü Havzası’nda 16 bin yer altı su kuyusu olduğunu ifade eden Ekercin, “Rapora göre, Tuz Gölü Havzası’nda 6 bin ruhsatlı, 10 bin civarında kaçak kuyu var” dedi.

              1975 yılından bugüne kadar çekilen uydu fotoğraflarından Tuz Gölü’nün küçülmesini ayrıntılı incelediklerini; küçülmenin iki aşamalı olarak meydana geldiğini belirten Ekecik, şunları kaydetti: “1975 yılından itibaren Tuz Gölü’nün suyu azalıyor. 1990 yılına kadar oluşan küçülmedeki en önemli faktör, iklimde meydana gelen değişmelerdir. Bunun sonunda yağışlar azalırken, yaz sıcaklıkları artmıştır. 1990 yıllara geldiğimizde göl, alanını büyük oranda korurken, 1990’lı yıllardan itibaren açılan ruhsatlı ve kaçak kuyular nedeniyle hızla Tuz Gölü su kaybı yaşamış ve küçülmüştür. 2006 yılında 7 Ağustosta çekilen uydu fotoğrafında, sadece Tuz Gölü’nün güney batısında küçük bir alanda su görülüyor. Bu suyun kaynağını da Konya Drenaj Kanalı’nın getirdiği atık su oluşturuyor. Bugünkü koşullar devam ederse 2015 yılında Tuz Gölü’nün tamamen kurumasını bekliyoruz. Benim öngörüm bu.Kaçak kuyuların önlenememesi halinde, bu süre daha da öne çekilebilir.”

              Yorum

              • Yeşil Zeytin
                Tecrübeli
                • 11 Mart 2007
                • 527

                #52
                Türk araştırmacılar ‘gen tabancası’ yaptı

                Türk bilim adamları, dünyada sadece birkaç üreticisi bulunan bitki ve hayvan biyoteknolojisi çalışmalarında kullanılacak son teknoloji ürünü “gen tabancası” üretti.

                Yeni teknoloji, bitkilere ve hayvanlara gen transferi yoluyla direnç kazandırmaktan, “yenilebilen aşı” çalışmalarına kadar pek çok çalışmada kullanılacak.

                Cihaz ile ilgili soruları yanıtlayan ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem, projelerinin üç yıl önce başladığını ve TÜBİTAK-TEYDEB (Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı) ve KOSGEB tarafından da desteklendiğini söyledi.

                Gen silahının, canlı hücrelere gen aktarabilmeye yaradığını anlatan Öktem, silahın tek ya da çok hücreli organizmalarda başarıya ulaştığını bildirdi.

                Gen tabancasının BİOLAB Firması ile ortak yürütülen bir çalışma sonucunda iki yıl süren AR-GE çalışmaları ile 10 kişilik bir ekip tarafından üretildiğini anlatan Öktem, gen tabancasının ticarileşmesi için ODTÜ Teknopark’ta bir firma kurduklarını belirtti.

                Gen tabancasının dünyada sadece bir kaç firma tarafından, Türkiye’de ise ilk kez ODTÜ ve BİOLAB şirketi ortaklığı ile üretildiğini ifade eden Öktem, şunları kaydetti:
                “Yaklaşık iki yıl önce, kendi aramızda konuşurken, dedik ki ‘Bu aleti dünyada bir firma üretiyor biz neden üretmiyoruz’. Başladık ve 6 ay içerisinde ilk prototip ortaya çıkardık. Kendisi de ODTÜ’lü olan, Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun Sinan Vasfi beyle ODTÜ Teknopark’ta OBİTEK firmasını kurduk. Tabancayı geliştirdik ve ticari hale getirdik. Yurt içinden iki araştırma merkezine satışını yaparken, yurt dışından da Rusya ve Çin ile bağlantıya geçtik. Halen sistem bir İngiliz firması tarafından da dünya çapında pazarlanmaktadır. Teknolojiyi BİOLAB ve OBİTEK Firmaları ile geliştirirken gen transferi çalışmaların da ODTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Meral Yücel’in katkıları olmuştur.”

                “SU DOLU BALONA GENLE KAPLI MİSKET ATMAK”

                Canlı hücrelere istenilen geni aktarmayı başardıklarına işaret eden Öktem, milimetrenin binde biri oranında çalıştıklarını söyledi. Öktem, sözlerini şöyle sürdürdü:
                “Gen tabancasıyla yaptığımız, su dolu bir balona misket atmak. Gen tabancası ile yapılan basit olarak, su dolu balon olarak tasvir ettiğimiz bir hücreye, genle kaplanmış misketlerle ateş etmeye benziyor. Söz konusu gen kaplı misketler hücrenin içine girerek istenilen değişiklikleri yaratıyor. Böylece yeni genler yerleştirerek ya yeni karakterler yaratıyoruz ya da yeni ürünler elde ediyoruz. Şu an yürüttüğümüz projelerden birinde buğday bitkisine tuz ve kuraklık direnci sağlayan genlerin aktarılması üzerinde çalışmaktayız. Geliştirilen bu tip bitkiler tuzlanmaya ve kuraklığa çok daha yüksek oranda tolerans göstermektedirler.”

                “YENİLEBİLİR AŞI”
                Gen tabancasının, yeni araştırmalar yapma noktasında bir araç olduğunu anlatan Öktem, normal aşılar yerine “yenilebilir aşılar”ın yakın bir gelecekte insanların kullanımına sunulabileceğini bildirdi. Öktem, şöyle konuştu:
                “Çok çeşitli kullanım alanına sahip gen tabancısıyla geliştirilebilecek muzu yiyen çocuklar, sabah kalktıklarında örneğin Hepatit-B aşısı olmuş olacaklar. Çocuklar için iğne kabus olmaktan çıkacak. Afrika’da özellikle kolera aşısının taşınması ve saklanması ile ilgili sorunlar olabiliyor. Bu yöntemle bu sorun ortadan kalkacak. Ya da ineklerin süt sağlayan hücreleri gen tabancasıyla mutasyona uğratılarak gene aşılı ya da bol proteinli-vitaminli süt elde edilebilecek. Örneğin, büyükbaş hayvanların yediği yoncalara şap aşısı enjekte edilecek, onu yiyen hayvanlar otomatik olarak aşılanmış olacak. Çiftlik balıkları çeşitli hastalıklara karşı son derece duyarlılar. Bu teknoloji ile balıkların yemleme ile aşılanması da mümkün olacaktır.”

                Öktem, gen tabancasının, TÜBİTAK, TTGV (Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı) ve TÜSİAD tarafından organize edilmekte olan 7. Teknoloji Ödülleri kapsamında Biyoteknoloji, Nanoteknoloji ve Nanobioteknoloji Özel Ödülü kategorisinde birincilik ödülü aldığını da sözlerine ekledi.

                CİHAZ NASIL ÇALIŞIYOR?
                Gen tabancası, bir kontrol ünitesi ve atış kutusundan oluşuyor. Aşılanacak hücre plakaya yerleştiriliyor ve elektronik kontrol ünitesine gerekli atış bilgiler giriliyor.

                Üzeri istenilen genlerle kaplanmış olan mikron boyutundaki altın veya tungsten parçacıklar atış başlığına yüklenmekte ve sıkıştırılmış azot veya helyum gazı ile hızlandırılarak hedef dokulara püskürtülüyor.

                Yorum

                • Yeşil Zeytin
                  Tecrübeli
                  • 11 Mart 2007
                  • 527

                  #53
                  Bozuk Süt ve Çürük Denizanasından Biyoyakıt

                  Japonya Nigata Teknoloji Enstitüsü’nde bilim insanları bozulmuş süte ve çürümüş denizanasına yeniden hayat verdi.

                  Bilim insanları yeni enerji kaynakları için yaptıkları deneyler sonucunda bu keşfe ulaştıklarını, atıkların dünya üzerinde yeni bir kuvvet olabileceğini söyledi. Keşifle şekerkamışı ve tarım ürünleri gibi bilinen biyoyakıt hammaddeleri dışında ilk kez farklı materyallere ulaşıldı.

                  Kuzeybatı Pasifik Laboratuar Merkezi araştırmacıları da, bölgedeki atıkların yüzde 15’inin biyoyakıta dönüştürülebileceğini öne sürdü.

                  Dünya atmosferine daha az karbondioksit salan biyoyakıtlar pek çok ülkede kullanılıyor. Brezilya’da şekerkamışı, ABD’de mısır ve soya fasulyesi, Avrupa’da keten tohumu ve Asya’da hurma yağı en sık kullanılan biyoyakıt hammaddelerinden.

                  Avrupa Birliği, 2020 yılına kadar araçların kullandığı yakıtların yüzde 10’unu bitkilerden elde etmeyi hedefliyor. Ancak gelişmiş ülkelerin biyoyakıt arayışının fakir ülkeleri zor durumda bıraktığı belirtiliyor.

                  UCUZ HİDROJEN ARAYIŞI


                  Hidrojen ve metan gibi atık biyogazlardan elektrik ve ısı elde edilebiliyor. Metan gazının küresel ısınmanın sebebi olduğu iddia edilse de gazın yanması halinde daha az karbondioksit ürettiği biliniyor. Öte yandan hidrojenin ekonomik yollardan nasıl üretilebileceği henüz bilinmiyor.

                  Yorum

                  • Yeşil Zeytin
                    Tecrübeli
                    • 11 Mart 2007
                    • 527

                    #54
                    yazın bi ara kamiloba'ya kamyonla gidip denizanası toplayalım bekleyelim bozulsunlar sonra da japonlara satalım .

                    hep bu caponlar ya..

                    Yorum

                    • Yeşil Zeytin
                      Tecrübeli
                      • 11 Mart 2007
                      • 527

                      #55
                      Gelecek, bilgisayar oyununu bilenlerde...

                      Haberlerde izlemiştim buraya da koyayım dedim.

                      ODTÜ uluslararası ticaret hacmi 40 milyar dolar olan bilgisayar oyun pazarına Türkiye’nin de girmesi için harekete geçti. Liseliler kampa alındı, lisans, master ve doktora programı açılıyor. ODTÜ Rektörü, “Gelecek, bilgisayar oyununu bilenlerde” diyor.

                      Rektör Akbulut, oyuncu öğrencilerle.

                      ANKARA - ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, sinema ve müzik sektörlerinden daha büyük bir iş hacmine ulaşan bilgisayar oyun sektörünün, sadece eğlence değil, eğitim ve tedavi gibi değişik amaçlar için de kullanıcılara hizmet ettiğini söyledi. Elektronik oyun sektörünün dünya genelinde inanılmaz rakamlara ulaştığını ifade eden Akbulut, oyun sektörünün analizlerinin yapıldığı çok sayıda rapor yayınlandığını dile getirerek, “Güncel bir çalışmada DFC Intelligence şirketi sektörün 2003 yılı toplamını 23,5 milyar dolar olarak değerlendirdi ve 2008 yılı kestirimini ise 40 milyar dolar olarak açıkladı” dedi.

                      ABD ve Japonya’nın ardından Güney Kore’nin de elektronik oyunlara yatırım yapmaya ve sektörü teşvik etmeye karar verdiğini anımsatan Akbulut, son dönemde 100 milyon doların üzerinde ciro yapan Güney Kore firmalarının başarı öykülerinin ve World of Warcraft’ın çevirim içi oyununun, dünyada 10 milyon oynayan müşterisi sayesinde yaklaşık 1,5 milyar dolar ciroya yaklaşmasının üzerinde dikkatle durulması gerektiğini söyledi.

                      Konunun ekonomik boyutunun ötesindeki etkilerine de değinen Akbulut, bilgisayar oyunları üzerine yapılan çalışmaların, bilgisayar oyunlarının özellikle çocukların kişisel gelişimleri, öğrenme durumları, eleştirel düşünmeleri, yaratıcılıkları, kavramsal öğrenmeleri gibi bir çok konuda olumlu etkiler oluşturduğunun belirlendiğini dile getirdi.

                      “Eğitim amaçlı kullanılan eğitsel oyunların okullarda kullanımının her geçen gün yaygınlaşması, bilgisayar oyunlarının çocukların gelişimlerine katkı sağladığının bir göstergesi” diyen Akbulut, okullardaki en büyük sorunlardan birisi olan öğrencilerin dikkat ve motivasyonlarının bir ders süresi boyunca en yüksek seviyede tutulmasının bilgisayar oyunlarının derslerde kullanılması ile aşılabileceğini söyledi.

                      AMERİKAN ORDUSU DA KULLANIYOR
                      Amerikan ordusunun askere alımları teşvik etmek, kışla yaşamını tanıtmak, temel eğitimi görselleştirmek, tanıtımını yapmak ve diğer pek çok nedenden dolayı America’s Army isimli oyunun geliştirilmesine destek olduğunu anımsatan Akbulut, 2003 yılında West Point Askeri Akademisine giren subay adayı öğrencilerin yüzde 19’unun bu oyunu oynadığını aktardı.

                      Akbulut, şunları kaydetti:

                      “Geleceğin F-16’lardan sonraki en modern savaş uçağı JSF’lerin en son pilotlu uçak olacağı düşünülüyor. Bu uçakların pilotları uçaklar tek kişilik olduğundan eğitimlerini uçağın içinde alamayacaklar. Pilotlar tüm eğitimlerini yerde bir simülatörde aldıktan sonra uçmak zorunda kalacaklar. Bu da bilgisayar oyunlarının ve simülasyonların önemini gösteriyor. Bundan sonraki askeri uçakların da pilotsuz olması bekleniyor. Bilgisayar oyunları ve simülasyona hakim olanlar bu alanda çok başarılı olacaklar.”

                      PATATES EKİMİ YERİNE OYUN DAHA KAZANÇLI
                      Dünyadaki bütün bu gelişmelere karşın Türkiye’nin sektörden hiçbir getiri elde edemediğini ifade eden Akbulut, Türkiye’de oyun sektöründen kazanılan gelirin donanım ve yazılımın dahil edildiğinde 1 milyon doları bulmadığını söyledi.
                      Rektör Akbulut, oyun merkezinde...

                      Akbulut, “Teorik olarak bir ilçenin tüm sene patates ekerek ülkeye kazandırdığı rakamı 15-20 kişinin çalıştığı bir ofisten beyin gücüne dayanarak geliştirilmiş bir çevrim içi oyun ile kazanmak mümkün iken pratikte bu yönde adımlar atılmaması ülkemiz adına büyük bir eksikliktir” diye konuştu.

                      Türkiye’deki oyun üzerine yapılan geliştirme çalışmalarının ancak son birkaç yıla dayandırılabileceğini anlatan Akbulut, bu çalışmaların çok kısıtlı düzeyde kaldığını kaydederek, “Türkiye’nin dünyada etkin olması için hala şansı bulunuyor, henüz trenin kaçmadığı söylenebilir. Matbaa devrimini kaçırdık ve 300 yıl kaybettik. Bilgisayar oyunları çağını Türkiye’nin kaçırmaması gerekiyor” dedi.

                      OYUNCU AKADEMİSYENLER YETİŞTİRİLİYOR
                      ODTÜ’nün sektöre Türkiye’nin dahil edilmesi için uzun süredir pek çok alanda çaba gösterdiğini dile getiren Akbulut, üniversitede lisans, master ve doktora düzeyinde dersler açıldığını, ayrıca bilgisayar grafiği yapay zeka gibi derslerde de çok sayıda oyun projesinin dönem ödevi olarak yapıldığını ve bu derslerde öğrencilerin 7 oyun geliştirdiğini söyledi.

                      “Bilgisayar Grafiği ve Görselleştirme Araştırma Grubu” “Oyunlar ve Simülasyon ile Eğitim Araştırma Grubu” gibi grupların da konu hakkında çalışmalar yürüttüğünü anlatan Akbulut, üniversitede uluslararası hakemli dergilerde ve saygın konferanslarda 20’nin üzerinde yayın yapıldığını belirtti.

                      ODTÜ Teknokent’te açılan Animasyon Teknolojileri ve Oyun Geliştirme Merkezi’nin bir aylık bir sürede 700 başvurunun yapıldığını bildiren Akbulut, Merkez’de eğitimlerin ve seminerlerin devam ettiğini kaydetti.

                      Yoğun talep üzerine, bu yıl oyun geliştirme ve teknolojileri alanında master ve doktora programlarının açılmasının planlandığını dile getiren Akbulut, “Böylece tüm Türkiye’de bilgisayar oyunları derslerini verecek akademisyen açığı da giderilecek. Bu konuda ODTÜ’nün çabaları sürecek” diye konuştu.

                      LİSE ÖĞRENCİLERİ KAMPA ALINDI
                      ODTÜ’de, oyun kültürünü orta öğretim çağından itibaren öğrencilere aşılamak amacıyla yeni bir projeye imza atıldığını anlatan Akbulut, bu amaçla liselilere yönelik bilgisayar oyunları geliştirme yaz kampını düzenlediklerini ve kampa katılan öğrencilerden çok verimli sonuçlar aldıklarını söyledi.

                      Kamp hakkında bilgiler veren ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Veysi İşler de kampta bilgisayar programlamasına ve oyunların genel konseptine hakim olan Aydın, İstanbul, İzmir, Adıyaman, Ankara, Manisa, Kayseri ve Konya’dan 18 lise öğrencisine ODTÜ yerleşkesinde bir haftalık oyun geliştirme kursu verildiğini belirterek öğrencilerin yemek ve ulaşım masraflarının da ODTÜ tarafından karşılandığını kaydetti.

                      Öğrencilerin kampın ardından oluşturacakları gruplarla oyunlarını şehirlerinde geliştirmeye devam edeceklerini bildiren İşler, 20 Ağustos’ta da 18 öğrenciden en başarılı seçilen 3’ünün ODTÜ’ye davet edileceğini ve en iyi çalışma grubunun da ödüllendirileceğini açıkladı.

                      TÜRKİYE NE YAPMALI?

                      Türkiye’nin bilgisayar oyunları pazarına girebilmesi için ilköğretim okulları ve lise müdürlerine, Milli Eğitim Bakanlığı’na ve TÜBİTAK’a büyük görevler düştüğünü söyleyen ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, şöyle konuştu:

                      “Şu anda pek çok aile, çocuğunun bilgisayar oyunu oynamasından hoşlanmıyor. Madem ki çocuklar bilgisayar oyununa meraklı; annenin, babanın ve öğretmenin bir araya gelip çocuğun çok daha iyi eğitim almasını ve hayata atıldığında, simülasyonla iş yaşamanı birleştirerek başarısını arttıracak yolları bulması gerekiyor. Bu oyunlarla muhatap olmayanların bundan 10 sene sonra işlerinde başarılı olmaları mümkün olmayacak. Ancak aşırı miktarda oyun oynamak da onları başarısız kılacaktır. Her ne kadar Türkiye’de oyun alanında yapılan çalışmalar sınırlı sayıda kalsa da, önümüzdeki yıllarda bilgisayar oyunları mevcut popülaritelerinin de ötesinde, hayatımızın her alanının vazgeçilmezi haline gelecek ve dolayısıyla oyunlar üzerine yapılan çalışmalar da artarak devam edecek. ODTÜ’de bu alandaki çalışmalarını arttıracak ve bu sektörü kalkındırabilecek nitelikli elemanları yetiştirmek için yeni projelere ilerleyen senelerde imza atacak. Ancak, bu önemli alanda ülke olarak başarılı olabilmek için devletin bu alana özel önem göstermesi gerekiyor. Bu alanda önemli pay alan ülkelerin yaptığı gibi, devlet, bu alana özel teşvikler sağlamalı ve büyük projeler geliştirmeli.”

                      ADIYAMANLI YUSUF SAVAŞ OYUNU HAZIRLIYOR

                      ODTÜ’nün yaz kampına Adıyaman’dan gelen Yusuf Turan, teknolojiye çok yatkın olduğu için kursa katıldığını ve öğrendiği bilgilerle bir savaş oyunu hazırlamaya başladığını söyledi. Gelecekte yapay zeka ve modelleme üzerine çalışmak istediğini söyleyen Turan, “ODTÜ’nün bu programı bana pek çok kapıyı aralayacak” diye konuştu.

                      Kayseri’den kampa katılan Osman Aka ise bilgisayar mühendisliği alanında eğitim görmek istediğini dile getirerek, bilgisayar oyunlarının çok büyük teknolojik altyapı gerektirdiğini kursa geldikten sonra anladığını ve bu emeğe büyük saygı duyduğunu söyledi.

                      Kaynak

                      Yorum

                      • Yeşil Zeytin
                        Tecrübeli
                        • 11 Mart 2007
                        • 527

                        #56
                        Biyolojik beyinli robot

                        Fareden alınan sinir hücrelerinden meydana getirilen beyne sahip robot yapıldı.

                        İngiltere’deki Reading Üniversitesi’ndan Kevin Warwick başkanlığındaki ekip, “Gordon” adı verilen robotun beyninin fareden alınan sinir hücrelerinden meydana getirildiğini, önce solüsyona koyulan sinir hücrelerinin, daha sonra 60 kadar elektrottan oluşan bir “düzeneğe” yerleştirildiğini belirtti.

                        24 saat sonra bağlantıların meydana geldiğini ve normal beyin gibi bir “ağın” oluştuğunu belirten araştırmacılar, bunun sonucunda beynin robotu denetleyebildiğini söylediler.

                        Amaçlarının “bilgisayar beynine” göre biyolojik beyinde anıların nasıl arşivlendiğini anlamak olduğunu belirten ekibin başındaki Warwick, tekrarlatarak robota bazı şeylerin öğretilebildiğini, şimdi amaçlarının robota bazı davranışları öğretmek olduğunu ifade etti.

                        Uzayın derinliklerinde yuva arayan genç bir robotun öyküsünün anlatıldığı Wall.E filminin başkahramanı Wall.E’ye benzeyen “Gordon”ın, duvara çarptığında beyninin bir uyarı aldığı ve robotun edindiği alışkanlıkla “engeli aşabildiği” kaydedildi.

                        Çalışmaları Alzheimer, Parkinson gibi sinir hastalıklarının tedavisine, anıların nasıl depolandığına ve bu anıların nasıl güçlendirilebileceğine de ışık tutan ekibin başındaki Warwick, “Gordon’un beyni, insan beyninde ne olup bittiğinin basitleştirilmiş hali. Ancak Gordon’un beynine bakabiliyor, onu denetleyebiliyoruz” dedi.

                        Warwick, ayrıca şu an Gordon’un beyninde 50 bin ile 100 bin sinir hücresinin aktif olduğunu tahmin ettiklerini, farede bu sayının yaklaşık bir milyon, insandaysa yaklaşık 100 milyar olduğunu ifade etti.

                        Dünyada bu gibi biyolojik beyinler üzerinde çalışan 4-5 ekibin olduğunu söyleyen Warwick, ancak daha önce deneyim ve alışkanlıkla öğrenme konusunda çalışan bir gruba rastlamadığını da vurguladı.

                        “Gordon” için insan sinir hücrelerinin kullanılması konusundaysa Warwick, “engellerin bulunduğunu, bunun teknikten çok etik bir sorun olduğunu söyledi.

                        (Ntv)

                        Yorum

                        • emine03
                          Yeni üye
                          • 29 Ağustos 2008
                          • 2

                          #57
                          ya bunla ilgili başka araştrmalr varsa acaba bana yardmcı olur musunuz??

                          Yorum

                          • apruncurtigin
                            Tecrübeli
                            • 13 Mart 2007
                            • 613

                            #58
                            bu konuda google da arama yaparak bir cok adrese ulasabilirisniz. yabanci dillerde ararsaniz buraya listenemeyecek kadar cok adres var.. kolay gelsin
                            Borsacıların ve borsanın yeni adresi
                            [url] www.keyborsa.com[/url]

                            Yorum

                            • Yeşil Zeytin
                              Tecrübeli
                              • 11 Mart 2007
                              • 527

                              #59
                              emine03 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                              ya bunla ilgili başka araştrmalr varsa acaba bana yardmcı olur musunuz??
                              Aaa proje mi ne güzel ya arastırma yapmak zor iş umarım istediklerini bulur basarılı olursun ama benim pek bilgim yok bu konuyla ilgili suyun çok yogun ortamdan az yogun ortama zardan geçişidir benim bildiğim osmoz tuzla baglantısı pek bilemem kusura bakma öss de o çıkmıyor :P
                              Last edited by Yeşil Zeytin; 31 Ağustos 2008, 00:41.

                              Yorum

                              • apruncurtigin
                                Tecrübeli
                                • 13 Mart 2007
                                • 613

                                #60
                                Yeşil Zeytin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                                selam öncelikle sanırım bu konu için siteye üye oldun ama kusura bakma ben bu konuda normal bi lise hocasından fazla bilgiye sahip değilim yardımı başka yerde aramalısın dostum

                                Sn yesil zeytin, yanilmiyorsam siyahlasmak istiyorsun:a5: hic gelen misafire öyle denirmi? belki baska arkadalarin bilgisi vardir
                                Borsacıların ve borsanın yeni adresi
                                [url] www.keyborsa.com[/url]

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information