Eger sitemize yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz. Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar forumumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz; Konu açamaz, Mesaj yazamaz, Eklenti indiremez, Özel mesajlasamaz. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için üye olabilirsiniz...
IPEKE İpek Doğal Enerji Kaynakları Araştırma ve Üretim A.Ş.
***IPMAT*** Ipek Matbaacilik Sanayi ve Ticaret A.S.'nden gelen yazi: Bagli Ortakligimiz Koza Altin Isletmeleri A.S. ile ilgili basinda cikan Ovacik Altin Madeni CED belgesi icin Yeniden iptal davasi acildi haberine iliskin aciklamamizdir. Sirketimiz ile ilgili basin aciklamasinda iddia edilenler gercegi yansitmamaktadir. Bilindigi gibi Bergama ovacikta faaliyet gosteren isletmemiz Danistay 6.Dairesi tarafindan cevre yonetmeliginin 6.Maddesini iptal edilmesinden sonra,, 6.Maddeye gore verilmis olan cevre durum degerlendirme raporumuzun usulen eksik olmasi sebebi ile yururlugunu durdurmus ve isletmemizin faaliyetleri de yargi karari sebebi ile bir sure durdurulmustu. Danistay karariyla iptal edilen 6.Madde, yonetmelik yururluge girmeden once faaliyetine baslamis olan isletmeleri, zaten faaliyette olmalari nedeni ile halkin katilimi toplantisindan muaf tutmakta idi. Teknik ve icerik olarak hicbir farki olmayan cevre degerlendirme raporunun, halkin katilimi toplantisi yapmayan sirketlere verilen adi cevresel durum degerlendirme raporu (CDD) halkin katilimi toplantisi yapan sirketlere verilen adi cevresel etki degerlendirme raporudur. (CED).Cevre durum degerlendirme raporu ile, cevre etki degerlendirme raporu arasinda tek fark, halkin katilimi toplantisinin yapilip yapilmamasidir. CED raporumuz bilindigi gibi bilirkisi ve yargi denetiminden gecmis ve icerisgi ile ilgili olarak hicbir eksiklik tespit edilmemistir. Sirketimiz tarafindan Danistay karari ile tespit edilen usulu eksiklik, halkin katilimi toplantisi yapilarak giderilmis, yonetmeligin son ve yururlukte olan haline gore tum yasal zorunluluklar yerine getirilmek suretiyle CED olumlu gorusu alinmistir. Islem Yargi kararlari dogrultusunda duzeltilerek yenilenmistir. Sirketimizin hicbir surette yargi kararlarina uymama gibi bir tutumu olmadigi gibi; Devlet otoritelerinin de zaten buna izinvermeyecegi toplumumuz tarafindan bilinmektedir. Yillardan beri maksatli bazi kisi ve gruplarin ayni tur asilsiz iddialarla halkimizi yanlis bilgilendirerek gereksiz tedirginlik yarattigi ve bunun nedenleri kamuoyuna yansimistir. Bu sahislari kullanan bazi marjinal gruplar ise, Devletin ve kurumlarinin gorevlerini yapmadigi, mahkeme kararlarini yerine getirmedigi gibi bir izlenim olusturularak devlete olan guveni sarsmaya calisilmaktadirlar. ***IPMAT*** (20/04/2009 - 14:52:52)
Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.
***IPMAT****HABERIN DEVAMI Yargimiz, bu tur asilsiz iddialari one surenler hakkinda yakin gecmiste hapis kamu gorevlerinden men ve para gibi onemli cezalar vermistir. Sirket itibarimizi bu tur asilsiz iddialarla zedelemeye calisanlar hakkinda yasal haklarimizi kullanacagimizi bir kez daha yinelemek isteriz. Konunun takipcisi olacagini ilan eden samimi cevrelere isletmemizin kapilarinin daimi acik oldugunu her turlu denetime acik oldugumuzu ve istedikleri her bilgiyi vermekten memnuniyet duyacagimizi bu vesile ile bir kez daha ifade ederiz. ***IPMAT**** (20/04/2009 - 14:52:54)
Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.
Petrol çıkmadı diye kapatılan kuyuları özel sektör açacak
Ham petrolün varilinin geçen yıl tarihinin en yüksek seviyesi olan 147 dolara çıkması, özel şirketlerin iştahını kabarttı. Resmi verilere göre süpermarket işleten holdingden beyaz eşya üreticisine, GSM hizmeti veren gruptan tekstil işiyle uğraşan birçok holding ve şirket, petrol aramak için ruhsat aldı.
2008 yılında alınan ruhsatlarla Antalya'dan Edirne'ye, Ankara'dan İstanbul'a hemen hemen her ilde petrol-doğalgaz araması yapılacak. Enerji Bakanlığı verilerine göre geçen yıl 19 şirket, 50 ilde petrol aramak için 73 yeni arama ruhsatı aldı. Şirketlerin petrole olan ilgisini yorumlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, "Son derece sevindirici bir durum. Ülkenin her tarafında petrol aranacak. Geçmişte petrol aranıp da kapanan kuyular da açılacak." değerlendirmesini yaptı. Eski başvurularla birlikte Ocak 2009 itibarıyla yerli-yabancı 51 şirkete kara ve denizlerde 431 arama ruhsatı verildi. Ruhsat alan şirketlerin, en geç 4 yıl içinde çalışmalara başlaması gerekiyor.
Dünyada ham petrol varil fiyatları uzun bir süre 20-30 dolar bandında gerçekleşti. 2005'ten itibaren artışa geçen fiyatlar 2007'de ortalama 60 dolara çıkmıştı. 2008'de zirve yapan fiyatlar, rekor kırarak varili 147 dolara kadar yükseldi. Anormal artış, petrol üreten şirketleri de yeni arama sahalarına yöneltti. Geçmişte maliyetler yüksek olduğu için arama yapılmayan derin deniz ve karalar, yeniden şirketlerin ilgi alanına girdi. Fiyatların 100 dolara çıkması ve 3-4 bin metrelerde de petrol aramaların kârlı hale gelmesi Chevron, Exxonmobil, Petrobras gibi birçok uluslararası dev şirketin Türkiye'de de çalışmalara başlamasına neden oldu. Kamu şirketi Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) da fiyat artışına paralel arama çalışmalarını hızlandırdı.
'VAR, AMA ÜSTÜ KAPATILDI' TARTIŞMASI BİTECEK
Özel şirketlerin petrol aramalarına gösterdiği ilgi, en çok Enerji Bakanlığı'nı heyecanlandırıyor. İlgiyi samimi bulan Bakan Hilmi Güler, çalışmalar sonucunda hiç tahmin edilemeyen yerlerde bile petrol bulunacağını söyledi. Hemen hemen her ilde arama için başvuruların yapıldığını ifade eden Güler, Zaman'a şu bilgileri verdi: "Türkiye'de petrol aranmayan yer kalmayacak gibi gözüküyor. Ege, İç Anadolu, Karadeniz her bölgeye arama başvurusu var. Zaten devlet olarak TPAO'nun bütçesini 8 kat artırdık ve yapılan çalışmaların semereleri de alınmaya başladı. Özel sektör ayrı bir heyecan oluşturacak." Güler'e göre özel şirketlerin ruhsat almaları, daha önceleri tartışma konusu olan "petrol vardı, yoktu; vardı kuyular kapatıldı" tartışmalarına da son verecek. Çünkü tamamen kârlılık üzerine çalışacak şirketler en küçük bir emareyi dahi önemseyecek.
Holdingler petrolün peşinde
İpek Matbaacılık, Doğan Grubu, Çalık, Kiler Holding, Park Teknik, Çukurova Grubu, Sanko Holding, Zorlu Grubu, başta olmak üzere birçok yerli şirket petrol-doğalgaz arama ruhsatı aldı veya ruhsat başvurusu yaptı. Altın üretimi ve matbaacılık hizmetleriyle öne çıkan İpek Matbaacılık Ankara ve Siirt, medya sektörüyle öne çıkan Doğan Grubu Düzce; televizyon ve buzdolabı üreticiliğiyle bilinen Zorlu Denizli ve Aydın; GSM hizmetleriyle adını duyuran Çukurova Grubu Mersin; süpermarketçiliğiyle bilinen Kiler, Kayseri ve Adana illerindeki petrolle ilgilenecek. Eski ve yeni başvurular dikkate alındığında Türkiye'nin tüm illerinde petrol araması söz konusu. Halen başta TPAO olmak üzere kamu-özel şirketler yerli-yabancı ortaklık şeklinde Adıyaman'dan Edirne'ye değişik bölgelerde irili-ufaklı üretim yapıyor. Petrol arama ruhsatlarını Enerji Bakanlığı'na bağlı Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (PİGM) veriyor. PİGM, Ocak 2009 itibarıyla daha önceki başvurular dahil yerli-yabancı 51 şirkete toplam 431 arama ruhsatı verdi (kara ve denizler dahil). Ruhsat alan şirketlerin mevzuata göre 4 yıl içinde kuyu açmaları gerekiyor. Denizlerde bu süre talep halinde iki yıl daha uzatılabiliyor. Şirketler bunun için de ruhsat başvurusu sırasında 3 yıllık bir çalışma programı taahhüt ediyor (jeolojik, sismik araştırma vb. için).
İSMAİL ALTUNSOY ENERJİ MUHABİRİ
26 Nisan 2009, Pazar / ZAMAN
***IPMAT*** Ipek Matbaacilik Sanayi ve Ticaret A.S.'nin 24.04.2009 tarihli haberine iliskin Kar Dagitim Tablosu ayni tarihli Gunluk Bulten ekinde ve internet sitemizin "Sirketler" bolumunde yayinlanmistir. ***IPMAT*** (27/04/2009 - 09:16:44)
Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.
marulcumuzda buradaymış
nerde kaldık macera devam ediyor...
diğer topikte cezalı duruma durumdayım af çıkmazsa mübbbet yedik
ANIL kardeşimizin tavsiyesiyle bu forumda ve özellikle bu topikte aranızdayım
herkese selamlar bol kazançlar olsunk25...
Karşındakinin Kral Olması, Senin Soytarı Olmanı Gerektirmez...
HISSE DEGERLENDIRMESI-IS YATIRIM, KOZA ALTIN'I 4.07 TL HEDEF FIYATLA ÖNERI LISTESINE EKLEDI
Is Yatirim, Koza Altin'i 4.07 TL hedef fiyatla öneri listesine
ekledi.
Is Yatirim (www.isyatirim.com.tr) konu ile ilgili raporunda,
artan altin fiyatlari ve güvenli liman olarak algilanmasi nedeniyle
altina yatirim yatirimcilarin ilgisini çeken Koza Altin'i 4.07
TL hedef fiyatla öneri listesine eklediklerini belirtti.
Raporda su degerlendirme yapildi:
"KOZAA’yi öneri listemize ekledik. Özellikle ekonomiye dair
belirsizliklerin hâkim oldugu mevcut konjonktürde, artan altin
fiyatlari ve güvenli liman olarak algilanmasi nedeniyle altina
yatirim yatirimcilarin ilgisini çekiyor. Ayrica, benzer sirketlere
kiyasla çarpanlarinin daha ucuz oldugu görülüyor. Hisse basina 4,07TL
ile KOZAA %116 artis potansiyeli sunuyor."
Foreks Haber Merkezi
kozaa'nın rüzgarıyla belki bizde hareketleniriz hoş bu raporlarda genelde mal boşaltmak için hazırlanıyor ancak iş invest'in yabancılara hazırladığı 29 nisandaki raporundan sonra iş yatirimin sürekli alımları var şu an ipmat 1,06 kozaa 2,08 parite neredeyse ikiye katladı bu arada bakalım n'olacak
AL SAT TUT TAVSİYESİ DEĞİLDİR!
Karşındakinin Kral Olması, Senin Soytarı Olmanı Gerektirmez...
30 Mayıs itibariyle;
-Altın 980 dolar ve daha yukarılara gideceği tahmin ediliyor.
-Maden ihalelerinin başalayacağı ilgili tüm sitelerde duyuruluyor.
ve üstelik
-Dow 8500 e yükselmiş, Euro/Dolar 1,4140'da ve 1,50'lerin hedeflendiği ekonomi yorumcularının dillerinde,
Bu arada, İPMAT önemli bir yükselişle 1,8 i zirve gördükten sonra 30 Mayıs tarihi itibariyle 1,63 kapanış fiyatında.
Bütün bunlar İPMAT'ın uygun alım koşullarında olduğunu belirtir mi? Diğer hisselere göre daha avantajlı mı?... Yoksa tersi mi geçerli?
Özellikle bu kağıdı uzun süredir takip edenlerin beklentilerini kısa ve uzun vadeli yazarak (tabi dayanaklarıyla) bilgilenmemizi sağlarlarsa sevinirim.
30 Mayıs itibariyle;
-Altın 980 dolar ve daha yukarılara gideceği tahmin ediliyor.
-Maden ihalelerinin başalayacağı ilgili tüm sitelerde duyuruluyor.
ve üstelik
-Dow 8500 e yükselmiş, Euro/Dolar 1,4140'da ve 1,50'lerin hedeflendiği ekonomi yorumcularının dillerinde,
Bu arada, İPMAT önemli bir yükselişle 1,8 i zirve gördükten sonra 30 Mayıs tarihi itibariyle 1,63 kapanış fiyatında.
Bütün bunlar İPMAT'ın uygun alım koşullarında olduğunu belirtir mi? Diğer hisselere göre daha avantajlı mı?... Yoksa tersi mi geçerli?
Özellikle bu kağıdı uzun süredir takip edenlerin beklentilerini kısa ve uzun vadeli yazarak (tabi dayanaklarıyla) bilgilenmemizi sağlarlarsa sevinirim.
Şimdiden teşekkürler.
Pek çok forum sitesini dolanıyorum. Hisse hakkında çıkan yorumları tek tek okuyorum ve genelde çok olumlu görüşler hakim. Kozaa ve İpek için hedef yukarılar...
Bu sorunun cevabı son bir ayda İpmat olarak şekilleniyor. Bazı forumlarda Koza ve ipmat ın birleşerek tek şirket olarak enerji ve madencilik alanında faaliyet göstereceği dillendiriliyor. Ancak bu konuda resmi hiçbir emare yok. Ancak olası bir birleşmede Defter değerleri üzerinden İpmat lehine bir durum olduğu görülüyor. Birleşme ihtimalinin varlığı İpmatın yaptığı hareketi ve koza nın kayıtsız kalmasını mantıklı kılıyor diyebiliriz.
yatırım tavsiyesi değildir.
ALTIN MADENCİLERİ DERNEĞİ/AKDUR, "MADENCİLİĞİ GELİŞTİRMEK İÇİN ARAMA FAALİYETLERİNİ DESTEKLEMEK, TEŞVİK ETMEK GEREKİYOR" Altın Madencileri Derneği Başkanı Ümit Akdur, madenciliği geliştirmek için arama faaliyetlerini desteklemek ve teşvik etmek gerektiğini bildirerek, ''ülke olarak bizim 85 yılda yaptığımız sondajı Kanada tek başına 1,5 yılda yapmaktadır'' dedi. Akdur, Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenen ''Gümüşhane Madenlerinin Ülke Ekonomisine Katkısı ve Madencilik Sektöründe Gümüşhane'nin Yeri'' konulu panelde yaptığı konuşmada, Gümüşhane'nin altın ve diğer maden potansiyelinin Sivas'tan aşağı olmadığını, hatta Sivas'tan da daha zengin olabileceğini ümit ettiklerini belirerek, ''Gümüşhane'deki maden potansiyelinin ortaya çıkarılıp, ekonominin hizmetine sokulması durumunda kent göç veren değil, göç alan konuma gelecektir'' dedi. Altın Madencileri Derneğinin büyük kısmı yabancı olan 20 üyesi bulunduğunu ifade eden Akdur, ''Madencilik çok riskli bir sanayi dalı. Yatırdığınız paranın, harcadığınız emeğin geri dönüşümü çok zor. Hiçbir sanayi işletmesinde bu kadar uzun bir yatırım, hazırlık dönemi olamaz. Dünyada belli başlı, kuşaklardır cevher işiyle uğraşan firmalar var. Bu firmalar, birikimlerini madencilikten elde etmişler, dolayısıyla başka iş bilmiyorlar. Madencilikten kazandığı parayı tekstil ya da turizme yatırmıyor. Ülkesinde maden imkanı yoksa, yatırımını risk edeceği ülkeleri buluyor. Türkiye de bunlardan biri olma yolunda ama maalesef henüz bu ülkelerden biri olamadı'' diye konuştu. Akdur, Kanada'nın 2007 yılında sadece Meksika'ya maden aramaları için 1 milyar dolarlık para gönderdiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti: ''Türkiye'de ise yerli ve yabancı bütün firmaların bir araya gelerek harcadığı paranın toplamı sadece 30 milyon dolar. Türkiye maalesef henüz yeteri kadar ilgi çekememiş durumda. Arama olmadan maden bulunamıyor. Bu iş, uzun süreli ve büyük masraflı bir iş. Türkiye'de 21 değil, 200 şirket olması lazım. Harcanan para 30 milyon dolar değil, en az başlangıç için 300 milyon dolar olmalı. Ülke olarak ihtiyacımız olan malların çoğunu ithal ediyoruz. Halbuki bunlar ülkemizde var. Aslında hiçbirini ithal etmek zorunda değiliz.'' Avrupa'da maden arama çalışmalarında derinliğin 1500 metre seviyelerine indiğini, ancak Türkiye'de bu rakamın 120 metre seviyesinde olduğunu vurgulayan Akdur, şunları kaydetti: ''Madencilikte önemli bir gösterge de kişi başına çıkarılan maden oranıdır. Türkiye'de bir yılda kişi başına üretilen maden 5 ton, Avrupa'da 15 ton, ABD'de ise 21 ton. Madenciliğin bir çok meşakkatli yanı var. Madenciliğin bir organize sanayi bölgesi yok, olamaz da zaten. Rezerv neredeyse oralara gidip, yolumuzu yapıp, elektriğimizi, suyumuzu getirip çalışmak zorundayız. Bazı yer orman, tarım alanı oluyor. Bu gibi nedenlerle bir takım engellerle karşılaşıyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde bu engeller yok. Belli nedenlerle, belli grupların Türkiye'de madencilik yapılmasına karşı çok ciddi bilinçli muhalefeti var.'' Akdur, madenciliği geliştirmek için arama faaliyetlerini desteklemek, teşvik etmek gerektiğini anlatarak, şöyle devam etti: ''Kanada'da yılda 14 milyon metre sondaj yapılıyor, Türkiye'de ise 85 yılda yapılan maden sondajı 20 milyon metreyi ancak buluyor. Bizim 85 yılda yaptığımız sondajı Kanada 1,5 yılda yapmaktadır. Çıkarılan madenler her sektörde kullanılıyor, kullanılmayan sektör yok. Bu madenler olmasaydı kullandığımız hiçbir şey olmaz, ilkel insanlar seviyesinde olurduk. Madencilik olmazsa olmaz faaliyetlerin başındadır. Dünyada 2007 yılında 31 milyar dolarlık madencilik yatırımı yapılmış. Yüzde 19'unu Kanada tek başına yapmış. Dünyada 2008'de altın aramaya 5 milyar dolar harcandı. Dünyada altın arama için harcanan paranın binde 6'sını biz harcamışız.'' Akdur, Gümüşhane de dahil ülkedeki altın rezervini bulabilme, potansiyeli rezerv yapabilmek için ciddi miktarda risk sermayesi bulmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. -MADEN RUHSATLARIYLA İLGİLİ KANUN TEKLİFİ HAZIRLANDI- AK Parti Gümüşhane Milletvekili Yahya Doğan, madenciliğin yüksek katma değer ve istihdam sağlanmasıyla ülke kalkınmasında da birinci derecede önem taşıyan bir sektör olduğunu söyledi. Türkiye'nin son yıllara kadar madencilik alanında istenilen noktaya gelemediğini, son yıllarda bu alanda ciddi bir hareketlilik yaşandığını belirten Doğan, ''Desteklerin artması ve teşviklerle madenciliğimiz, ciddi bir ivme kazanmıştır. Türkiye'de 1994-2004 yılları arasında 5 bin 528 maden ruhsatı müracaatı yapılmış. 2005-2008 yılları arasında yapılan müracaat sayısı ise 67 bin 726'dır. Aradaki fark sektöre olan ilginin nasıl arttığını göstermektedir. İlginin artışıyla hükümetin verdiği destek ve teşvik arasında bir paralellik vardır. Hükümetimiz madenciliğe son derece önem vermektedir'' dedi. Doğan, gerek maden, gerek enerji konusunda alınmış olan ruhsatların adeta bir yatırım, rant aracına dönüşmesinin kendisini son derece rahatsız ettiğini vurgulayarak, şunları söyledi: ''Maden ruhsatlarıyla ilgili hazırlık süresinin makul bir seviyeye çekilmesiyle ilgili kanun teklifi hazırladık. Bu konuyu Enerji Bakanımızı ziyaretim sırasında kendisine ilettim. Kanun teklifini partimin ilgili kuruluşlarıyla, grupla görüşmeden vermek istemedim. Konunun önemini biliyoruz, bu konuda yakında bir sürpriz duyabileceksiniz. Elinde ruhsatı olanlar ya yatırımlarını yapsınlar veyahutta bunları satıp büyük rant elde edeceğiz sevdasından vazgeçsinler. Ruhsatını alıp ilimiz, ülke ekonomisine katkısı olan müteşebbislerimize teşekkür ediyorum. Gümüşhane'nin taşını, toprağını, havasını, suyunu ilimizin ve ülkemizin zenginleşmesi için kullanacağız. Hiçbir zenginliğimiz boş yere durmayacak, insanlarımızın istifadesine sunulacaktır.'' -GÜMÜŞHANE'YE MADENCİLİK MÜZESİ KURULMASI İSTEĞİ- Gümüşhane Belediye Başkanı Mustafa Canlı, Gümüşhane'nin maden zenginliğinin irdelenmesi, yer altı zenginliklerinin ortaya çıkarılması zorunlu ender illerden biri olduğunu söyledi. Canlı, madenlerin ilin vizyonu, geleceği olacağını, insanlara iş ve aş sağlayacağını belirterek, ''İnanıyorum ki bu faaliyetler sırasında firmalarımız çevreye olan saygıyı göz önünde bulunduracaklar. Zaten çevreye dikkat etmeyen müessesenin yaşaması mümkün değil'' dedi. Mustafa Canlı, kentte madencilik faaliyetinde bulunan firma yetkililerinden, Gümüşhane'ye 2009 yılı içinde madencilik müzesi kurulması talebinde bulundu. -''ÜLKEMİZ ÇOK ÇEŞİTLİ MADEN YATAKLARINA SAHİP''- Gümüşhane Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Sofuoğlu, hayatın her alanında kullanılan araç ve gereçlerin yüzde 95'inin doğal kaynaklardan, özellikle madenlerden sağlandığını belirtti. Toplumların refah ve gelişmişlik düzeyleri ile madencilik faaliyetleri arasında bir paralellik olduğunu vurgulayan Sofuoğlu, ''Ülkemiz çok çeşitli maden yataklarına sahiptir. Dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almaktadır. Ülkemizin maden rezervlerinin zengin olduğu bölgelerden birinin de Gümüşhane olduğu, geçmişten beri bilinmektedir. Bu madenlerin Gümüşhane ekonomisi ve bölgedeki madenciliğe katkısı olacağını düşünüyoruz'' diye konuştu. Sofuoğlu, Gümüşhane'deki madenler ile terk edilmiş madenlerin yeniden ele alınıp değerlendirilip işletmeye açılması için arama çalışmalarının yoğunlaşması ile bölgeye yerli ve yabancı yatırımcıların akın edeceğini tahmin ettiklerini anlatarak, ''Bununla birlikte bölgede gittikçe artan işsizliğin ve göçün azaltılmasında etkili olacaktır. Gümüşhane tarih boyunca hep maden şehri olarak anılmıştır'' dedi. MTA Doğu Karadeniz Proje Başkanı Sebahattin Güner, MTA'nın kentte yürüttüğü çalışmalar, Gümüşhane Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Orhan Karslı ''Geçmişten Günümüze Gümüşhane Madenleri'', Öğretim Görevlisi İbrahim Akpınar ''Gümüşhane'nin Maden Potansiyeli ve Reel Ekonomiye Katkısı'', Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfından Dündar Ergunalp madenciliğin önemi, Gümüşhane İktisadi ve Kültürel Kalkınma Derneği Başkanı Selim Nas ise Gümüşhane için madenciliğin önemiyle ilgili sunum yaptı. (08/07/2009 - 17:07:50)
TÜRKİYE'NİN YAKLAŞIK 6 BİN 500 TON OLAN ALTIN POTANSİYELİNİN PARASAL KARŞILIĞI 200 MİLYAR DOLAR Türkiye'nin yaklaşık 6 bin 500 ton olan ve parasal karşılığı 200 milyar dolar civarındaki altın potansiyelinin, işlenmesi durumunda ekonomiye kazandıracağı katma değerin 1 trilyon dolar civarında olacağı bildirildi. Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Akdur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin enerji, hammadde ve ara mal ithalatına her yıl 50 milyar dolardan fazla bedel ödediğini, kullanılan doğalgazın yüzde 97'sinin, petrolün yüzde 93'ünün, kömürün yüzde 20'sinin, altının yüzde 95'inin, bakır ve alüminyumun ise yüzde 80'inin ithal edildiğini söyledi. Türkiye'nin enerji ve maden tüketimi açısından her geçen yıl dışa bağımlılığının arttığını belirten Akdur, ''İhtiyacımız olan maden ve minerallerin sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda yerli kaynaklardan temini mümkün olmasına rağmen, Türkiye kendi potansiyelini yeterince değerlendirememektedir. Türkiye yer altı kaynaklarını değerlendirmek zorundadır. Ülke olarak ihtiyacımız olan malların çoğunu ithal ediyoruz. Halbuki bunlar ülkemizde var. Aslında hiçbirini ithal etmek zorunda değiliz'' dedi. Akdur, Türkiye'nin maden zenginliklerinin keşfedilmeyi beklediğini ifade ederek, şöyle devam etti: ''Avrupa'da bin 500 metre derinlikten, Güney Afrika'da 3 bin 600 metreden madenler çıkarılırken, Türkiye'de henüz ortalama 120 metrede madencilik yapılmaktadır. Ülkemizde madencilik daha, ortalama 35 kilometre kalınlığındaki yer kabuğumuzun ilk 120 metresinde yürütülmektedir. Türkiye'de petrol, doğalgaz, altın, bakır, demir, kömür var mı, yok mu? Bu soruya doğru cevap verebilmemiz için yer altı zenginliklerimizi keşfedebilmek amacıyla bugüne kadar kaç metre sondaj yaptığımıza veya risk sermayesi harcadığımıza bakıp, bu rakamların gelişmiş ülkelerle bir mukayesesini yapmamız gerekmektedir.'' -''MADENCİLİĞİ GELİŞTİRMEK İÇİN ARAMA FAALİYETLERİNİ DESTEKLEMELİYİZ''- Türkiye'nin sanayileşmesini sağlayacak maden üretiminde çok gerilerde olduğunu vurgulayan Akdur, ''402 milyon ton toplam maden üretimimizin 238 milyon tonu yani yüzde 60'ı taş ocağı kapsamındaki kalker, kum, çakıl, tras, marn, kil gibi inşaat sektörünün kullandığı maden üretimidir. Taş ocağı kapsamındaki üretim ayrı değerlendirildiğinde Türkiye'de yılda yaklaşık 164 milyon ton maden üretimi yapılmaktadır. Türkiye'nin metalik maden üretimi sadece 16 milyon ton. Bu kadar az üretimle gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkı kapatmamız söz konusu olamaz'' diye konuştu. Akdur, Türkiye'nin linyit rezervinin 14 milyar ton olmasına rağmen, yıllık kömür üretiminin sadece 70 milyon ton olduğuna dikkati çekerek, ''70 milyonluk Türkiye'nin linyit üretimi 12 milyon nüfusa sahip Yunanistan kadardır. Sanayileşmenin temelinde hep madencilik üretimindeki gelişme olmuştur. Kanada'da yılda 14 milyon metre, Avustralya'da ise yılda 6,5 milyon metre maden sondajı yapılmaktadır. Türkiye'de ise 85 yılda yapılan maden sondajı 20 milyon metreyi, ancak bulmaktadır. Bir başka ifadeyle bizim 85 yılda yaptığımız maden sondajı Kanada'da 1,5 yılda yapılmaktadır. Madenciliği geliştirmek için arama faaliyetlerini desteklemek, teşvik etmek gerekmektedir'' dedi. -''2011'DE ALTIN ÜRETİMİ 38 TONA ÇIKACAKTIR'' Ümit Akdur, Türkiye'de altın arama çalışmalarına yeterli kaynak bulunamadığını, dünyada altın madeni aramaları için yılda 5 milyar dolar risk sermayesi harcandığını belirtti. Türkiye'de altın madeni aramalarına harcanan risk sermayesinin yılda 30 milyon dolar civarında olduğunu ifade eden Akdur, şunları söyledi: ''Dünyada metal madenlerini keşfetmek için harcanan risk sermayesinin sadece binde 6'sı Türkiye'de harcanmaktadır. Türkiye'nin altın potansiyeli 6 bin 500 tondur. Kısa sürede bu potansiyelin 700 tonu rezerv oldu, yani yeri belli, üretime her an hazır hale getirildi. Geri kalanının yerini, arama çalışmalarına ağırlık vererek belirleyeceğiz. Aramalar devam ettikçe bu rakam artacaktır. Potansiyel çok büyük. Potansiyele bir de harcanan paraya bakınca devede kulak misali kalıyor, işte tamda sorunumuz bu. Ülkemizin parasal karşılığı 200 milyar dolar civarındaki altın potansiyelinin, işlenmesi durumunda ekonomiye kazandıracağı katma değer 1 trilyon dolar civarındadır.'' Akdur, aramalara paralel olarak altın rezervinde artış yaşandığını vurgulayarak, ''Rezerv 1990 yılında 16 ton iken 2000'de 340 tona, 2008 yılında ise 700 tona ulaşmıştır. Türkiye'nin 2000 yılında altın üretimi yokken 2001 yılında bu rakam 1.4 tona, 2008 yılında 11 tona ulaştı. 2009 yılı sonu için öngörümüz 16 tondur. 2011'de planlanan madenlerin üretime geçmesiyle altın üretimi 38 tona çıkacaktır'' diye konuştu. Çin, Avustralya, Güney Afrika, Rusya, ABD ve Kanada'nın, dünya altın üretimindeki payının yüzde 54 olduğunu anlatan Akdur, ''Altın tüketiminde ise Hindistan, Çin, ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ilk 5 sırayı paylaşıyor. Bu 5 ülkenin altın tüketimindeki payı, yüzde 74 seviyesinde. Türkiye altın üreten ilk 5 ülke içinde değil, ama tüketen 5 ülke içinde. Yıllık 6-7 milyar dolar sadece altın ithalatına harcıyoruz. Doğalgaza ödediğimiz rakama yakın bir rakamı altına ödüyoruz. Niye ödüyoruz? Halbuki topraklarımızda var. Bu rezervlerimiz potansiyele dönüşünce altına 6-7 milyar doları ödeyen değil, ihraç eden ülke olacağız'' dedi. -''MADENCİLİĞİN EN TEMEL SORUNU GÜVEN''- Akdur, madenlerin, ülkeler için adeta yer kabuğunda bulunan saklı bir umut olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti: ''Kanada'yı Kanada, Amerika'yı Amerika yapan yer altı kaynaklarını işleyebilmeleridir. Bunu ülke olarak biz de başarabiliriz, çünkü gerekli potansiyele sahibiz. Bu ülkelerin hepsi yer altı kaynaklarını işleyerek servet birikimi elde ettiler. Servet birikiminin tek kaynağı budur. Maden ürünü ihraç ettiğinizde yüzde 100'ü ekonomiye katma değer olarak giriyor. Madenciliğin en temel sorunu güven. Şirketler alacakları ruhsatların bir süre sonra iptal edilmeyeceğine güvenmek istiyor. Altın madeni açmak için, biraz abartılı şekilde Milli Eğitim Bakanlığı dışında bütün bakanlıklardan izin almanız gerekir.'' Madencilik faaliyetlerinin sürekli ilgili kurumlarca denetlendiğini, sivil toplum örgütlerinin de sürekli denetleme yetkisine sahip olduklarını belirten Ümit Akdur, şunları kaydetti: ''Madencilik kalıcı bir faaliyet değil. O alanda madencilik öncesi, sırasında ve sonrasındaki durum önemli. Ruhsat alırken yönetmelik gereği, madencilik faaliyeti tamamlanınca orada nasıl bir rehabilitasyon çalışması yapacağınıza dair proje vermek ve sonrasında bunu uygulamak zorundasınız. Hepimiz çevre standartlarına harfiyen uymak durumundayız. Çevreye, insan sağlığına tam itinayla uyuyoruz. Türkiye'de madencilik alanında yatırım ortamını iyileştirmemiz gerekiyor. Hem yerli hem de yabancı sermayeyi madenciliğin içine çekmek istiyorsak, yatırım ortamını güvenli hale getirmemiz birinci şart.'' AA (13/07/2009 - 11:18:50)
Yorum