sn. Apunçurtigin, bir hukukçu olarak iddianameyi okumuşsunuzdur. Dava dosyasında öne sürülen deliller parti kapatmak için yeterli midir sizce ?
gündem2008+apruncurtigin+
Collapse
This topic is closed.
X
X
-
-
yukarida kisaca sürecin nasill isledigi izah ettim. Aslinda bu konuda hukukcu bir kimsenin yukarida belirtilen hususlarin disinda fazala birsey söylemesi mümkün olmaz. eger söylerse hukuk siniri disina cikar.
Anayasanin temel ilkeleri sadece bir tane degildir, laikligin yaninda demokratik, sosyal, hukuk bir devletidir. aslinda bu ilkelerden birinin digere hicbir üstünlügü yoktur. lakin bu ilkelerin varolsuna kaynaklik eden bir ilke vardir. bu da DEMOKRASIDIR.piyasadaki tüm anayasa hukukculari bunu böyle bilmektedir. Prof. Özbudunun Anayasa adli kitabinda anayasanin temel ilkeleri konusunu anlatirken Demokrasi kavrami su üc baslik altinda isler.
1- Milli egemenlik ve demokratik devlet
2- serbest secimler
3- cok partili siyasi hayat
bu basliklari altinda vurgulanan tek sey bana göre Milli irade dir.
Kisaca ; biliyoruzkki devletin varligi, anayasa, üc asil kuvvet(yasama, yürütme ve yargi ) gücünü halkindan alir.
bu zaviyeden bakildiginda bu güncel olay yarginin milli iradeye yaptigi darbe olarak adlandirilabilir.
Eger yanlis hatirlamiyorsam - sadece ilginc olmasindan dolayi örnek gösterioyrum- hollanda devlet baskani söyle diyor: " eger halkim seriatla yöneltilmekle isterse seriat sistemi ülkemize getiririz"
MILLI IRADEYE SAYGI BUDUR.
Son olarak bence türkiye gundeminden hic dusmeyen parti kapatma davalarina partilerin oy nisabi esas alinarak bir sinirlama getirilebilir. mesala 10%. bunun üzerindekilere ise kapatma disinda baska yaptririmlar yapilabilir. tekrarlanmasi halinde ise onlarinda kapatilmasi belki gündeme gelebilir.Borsacıların ve borsanın yeni adresi
[url] www.keyborsa.com[/url]
Yorum
-
Meclis'e artık silahla gireceğim
Meclis'e artık silahla gireceğim
Meclis'te Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a hakaret ederek arbede yaşanmasına sebep olan Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç dün kendisini savundu.
Can güvenliği olmadığını ifade eden Genç ilginç ifadeler kullandı: "Beni öldürecekler diye korktum. Ya can güvenliğim sağlansın ya da Meclis'e silahla gireceğim. Ben bu işi sokağa dökmek istemiyorum. Benim de arkamda güç var." AK Partili bazı vekiller, hakaret içerikli sözleri üzerine Genç'in üzerine yürümüştü. Basın toplantısı düzenleyen Genç, Meclis Başkanlığı ve savcılığa müracaat ederek koruma isteyeceğini söyledi. Genç, önceki gece yaşanan kavgayı şöyle anlattı: "Çevremde o kadar insan belirince beni öldürecekler diye şüpheye kapıldım. Tayyip Erdoğan cebinde bıçak taşıyor. Bunlarda da olduğu kesin. Böyle arbedelerde birisi bıçak saplar, kimin yaptığı belli olmaz. Ben ejderha değilim, 20 kişi saldırdı. Dağ başında ayıları taklit etseydim dağlara giderdik, ayılar gibi dövüşürdük. Bugün yaşıyorsam MHP ve CHP'li dostlarım sayesindedir." Meclis'teki olaylı oturumda AK Parti Milletvekili Halil Aydoğdu, "Halikarnas'ta ne oldu?" sorusunu yöneltmişti. Genç bu soruya dün şu cevabı verdi: "Yaz günü dışarıda oturduk, içki içtik. Oraya herkes gidiyor." Genç'in geçen bayramda Bodrum'da ünlü bir diskoya gittiği medyaya yansımıştı.
19.Nisan.2008 07:33:57Borsacıların ve borsanın yeni adresi
[url] www.keyborsa.com[/url]
Yorum
-
bordo bereliler Kuzey Irak'a girdi
Ve bordo bereliler Kuzey Irak'a girdi
Kuzey Irak'ın sıfır noktasında bulunan Aktütün Jandarma Karakolu'na yapılan saldırının ardında bölgede operasyonlar süreken bordo bereliler bir grup PKK'lıyı etkisiz hale getirdi.
Şemdinli Aktütün, Yeşilova bölgelerinde Kuzey Irak'a 4 ayrı koldan giriş yapan bordu bereliler ile teröristler arasında sıcak çatışmaların yaşandığı ve bir grup teröristin bu bölgelerde etkisiz hale getirildiği belirtildi.
Karada yapılan operasyonlara Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı'ndan kalkan helikopterler ile savaş uçaklarının ise destek verdiği bildirildi. Ayrıca Kuzey Irak'ın sıfır noktasında bulunan Hakkari'nin Çukurca ilçesi 49. nolu sınır taşı ile Üzümlü köyü bölgesinde 2 ayrı koldan komando birliklerinin Irak'ın Kanimesi bölgesine girdiği iddia edildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kanimesi bölgesine yapılan operasyon nedeninin ise Türk sınırının hakim tepelerinde kurulan termal kameralar tarafından bir grup teröristin giriş yapmak istemesi ve bu grubun geri püskürtüldüğü belirtildi. Terörist grubun peşini bırakmayan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin operasyonlarının devam ettiği belirtildi.
Ayrıca 49. Nolu sınır taşı bölgesinde konuşlandırılan askerlerin ise Kanimesi yakınlarına havan ve obüs topları ile 4 el ateş açtığı bildirildi. Bu arada, keşif uçaklarının ise sürekli Irak sımalarında dolaşarak terör yuvalarını belirlemeye çalıştığı bildirildi.Borsacıların ve borsanın yeni adresi
[url] www.keyborsa.com[/url]
Yorum
-
6. uluslararası Türkçe olimpiyatları
Azeri kızın yorumuyla 'Ben seni sevdiğimi' adlı şarkı
Borsacıların ve borsanın yeni adresi
[url] www.keyborsa.com[/url]
Yorum
-
"AKP klonlansın"Devlet Bahçeli'nin kapatma davası formülü..
07.06.2008 08:52
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, önündeki beyaz káğıda dolmakalemiyle ufak bir daire çiziyor ve "Bu AKP" diyor. Ardından bu daireden iki ok çıkartıyor ve "AKP’nin hükümeti ve parlamenter çoğunluğu var" diye ekliyor.
Dairenin içine koyduğu "340" rakamı AKP’li vekil sayısına işaret ediyor. Devlet Bahçeli hatırlatıyor: "Ama Anayasa Mahkemesi’ndeki davada Başbakan dahil 39 milletvekiline siyasi yasak isteniyor."
MHP lideri bu noktada soluklanıyor ve "Dün gece sabaha kadar düşündüm ve hayali senaryo diye algılanmazsa, AKP’nin normalleşme süreci için atması gereken bir adım olduğunu gördüm" ifadesini kullanıyor. Devlet Bey, "Ben buna siyasi klonlama adını verdim" diyerek isim babalığını yaptığı formülünü adım adım izah ediyor:
1) AKP’de Genel Başkan ve Başbakan dahil 39 vekil için siyasi yasak istendiğine göre... AKP kapatılsa da, kapatılmasa da bugünden başka bir parti kurmalı.
2) AKP’de sadece siyasi yasak istenilen 39 isim kalmalı. Diğer milletvekilleri yeni partiye geçmeli, yeni başbakan ile yeni hükümet kurulmalı.
3) AKP’den çıkacak yeni parti, 301 milletvekili ile parlamentoda çoğunluğu devam edeceği için normalleşme sürecine hizmet etmeli.
4) 61. Hükümet sıfatıyla parlamentodaki diğer partilerle MHP ve CHP ile görüşmeli, geçmişten ders çıkarılarak Anayasa değişikliği tasarlanmalı, ekonomik kriz önlemleri gündeme alınmalı.
Bahçeli her zamanki sakin üslubuyla, "Bence yeni hükümet özellikle CHP ile ilişkilerini geliştirmeli, çünkü sorun oradan kaynaklanıyor" tespitini de ilave ediyor.
Bu formülü dinlerken aklıma takılan soruyu hemen yöneltiyorum:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ne olacak?
Efendim, eğer AKP kapatılmaz ve Başbakan’a siyasi yasak gelmezse, Anayasa Mahkemesi kararından sonra partiler birleşebilir.
Peki yeni parti niçin şimdi kurulmalı, acele neden?
Çünkü kapatma kararı alındıktan sonra yeni partiye geçen milletvekilleri de yeni bir dava konusu olabilir.
MHP Genel Başkanı, bu formülü Türkiye’nin normalleşme projesi için gündeme getirdiğini tekrarlıyor, AKP liderliğine "gerilimi derinleştirme" çağrısı yapıyor. Bahçeli’nin formülü ilk bakışta Erdoğan ve siyasi yasak istenilen isimlere dönük "feda hamlesi" gibi gözükse de... Ülkenin önümüzdeki süreci en az hasarla atlatması mantığına dayanıyor.
Bakalım AKP daha önce çok kez yardımına başvurduğu MHP’den gelen bu yeni açılıma ne diyecek?
Kılıç: Gerekçeli karar uzun olacak
ANAYASA Mahkemesi yeniden AKP’nin eleştirilerine hedef oldu. Karardan saatler sonra Yüksek Mahkeme’nin kapısında "Birlik" çağrısı yapan Başkan Haşim Kılıç’ı aradım:
- Sayın Başkan bu çağrınız neden?
Ben her şeye rağmen birlikte yaşamanın zorunluluğuna inandığım için bütün davranış ve konuşmalarımı bunun üzerine bina ediyorum. Bu ülkede birlikte yaşamanın koşullarını mutlaka zorlamalıyız. Ama yani hoş şeyler olmuyor, tabii bütün bunlara rağmen.
- Anayasa Mahkemesi’nin yetkisini aştığı yönündeki yorumlar gibi mi?
Şimdi o konu bir-iki cümle ile ifade edilecek bir konu değil. Bunu dün özellikle vurgulaya vurgulaya çok tekrar ettim. Bunun anlaşılabilmesi için gerekçeli kararın mutlaka okunması gerekiyor. Öyle tahmin ediyorum ki uzun bir gerekçeli karar olacak. Ve bu gerekçeli kararda bunların hepsinin cevabı verilecek ve sonuçta buraya nasıl gelindiği izah edilecek.
Haşim Kılıç’la sohbetimiz bu kadar... Ama aklıma takılan iki sorunun yanıtını da Yüksek Mahkeme çevrelerinden aldım sayılır: 1) Türban davasıyla kapatma davası arasında irtibat kurmak yanlış. Karar aksi yönde çıksaydı da, dava etkilenmezdi. 2) Yüksek Mahkeme, yükselen sosyal ve ekonomik beklentilerin farkında, kararı mümkün olduğu kadar çabuk verecek.
Enis Berberoğlu/Hürriyet
Yorum
-
AK Parti kapansın; Sümerbank açılsın!
A.Turhan ALKAN
Sabih Bey bu işi biliyor ve adamın dediği çıkıyor; Anayasa Mahkemesi üyeleri işten çıkarılsın, maaşlarından tasarruf edilsin. Sabih Bey'in emekli maaşına zam yapılsın; anayasayla ilgili davalara Sabih Bey baksın.
Meclis'in bir işe yaradığı yok; maaşları asgari ücret seviyesine düşürülsün. Kanun yapma ve yasama yetkileri ellerinden alınsın, Sabih Bey'e verilsin; Sabih Bey kendi çıkardığı kanunların anayasaya uygunluğunu denetlesin.
Milletvekilleri, zaten mevcut olan kamu personeli havuzuna dahil edilsin; isteyen bir başka kamu kurumuna yan geçiş yapsın; çalışıp bir işe yarasınlar. "Olmaz, milletim beni vekil seçti, buradan bir yere ayrılmam" diyenlere Meclis bünyesinde yararlı işler verilsin.
Ne bileyim; bahçıvan, tesisatçı, kütüphane memurluğu...

Hükümet hemen istifa etsin; emaneti götürüp Cumhurbaşkanı'na versin.
Cumhurbaşkanı ise hemen, "iyi ama ben sizden beş dakika önce istifa ettim. Bavulları topluyoruz, gidin istifanızı vekilime verin" desin. Meclis Başkanı hükümetin istifasını alıp evirip çevirdikten sonra Sabih Bey'e göndersin. Sabih Bey, "iyi ama anayasada böyle bir şey yazmıyor" desin (der mi der; belli olmaz!) ve dilekçeyi CHP'ye göndersin. Deniz Bey istifa dilekçesini parafe edip Önder Bey'e havale etsin. Önder Bey cep telefonunu kontrol ettikten sonra evrakı genel saymana, genel sayman da yeniden Sabih Bey'e göndersin.
AK Parti kendi kendine intihar etsin; binayı boşaltıp süpermarkete kiraya versinler. MHP dursun, lâzım olur.
Üniversitelerde laikliğe karşı odak olma ihtimâli fikirler taşıyan erkek öğrencileri tesbit etmek için tahkikat komisyonları kurulsun; bu kerataların soyları sopları araştırılsın, ailede çürük elma var mı, yok mu, bakkala, muhtara, tüpçüye sorulsun. "Yaşasın, imtihanı kazandım" diye her ipini kıran okuyamasın; gitsin sanayide kaportacı çırağı olsun.
Başörtüsü ile gezmek, kamu-mamu alanı polemiklerine girilmeden hepten yasaklansın; hacıemmi takkesiyle gezenlere de Şapka kanunu uygulansın.
Ha, ezan... Ezan Türkçe okunsun; karşı devrimciler çatlasın.
"Netekim ben demiştim" diye kos kos gezinen fırsat düşkünü takımından eski ve eskimez siyasetçilere kına istihkakı verilsin; ayrıca her sene iki çift pabuç, bir takım elbiselik kumaş da unutulmasın.
Türkiye'deki AB temsilcileri kovulsun; ordaki memurlarımız geri çağrılsın; bunların yarısını İran'a, yarısını Rusya'ya, artanını Hindistan ve Çin'e gönderelim; Türkiye'ye yeni ufuklar açsınlar.
Döviz yasaklansın, Dolar, Euro dolaşımdan kalksın.
Murat 124'ler yeniden imâl edilsin. :he::he:
Türkiye'nin tek beyaz eşyacısı Koç olsun. :beurk::beurk:
Sümerbank açılsın, özelleştirilen KİT'ler yeniden kamulaştırılsın; halkımız buralarda işe girsin.
Özel televizyon ve radyolar kapatılsın; TRT'de sonradan işe alınan kim varsa kovulsun; yerine "bizim eski çocuklar", başlarına ise Tuncay Abi gelsin.
TRT'de her akşam yine "köy saati" programı olsun; orada öğretmenin imamı nasıl perişan ettiğine dair skeçler yapılsın.
Süpermarketler kapatılsın, Belediyeler tanzim satış mağazaları açsınlar.
İnternet kapatılsın,
6. Filo defolsun;
Halkevleri açılsın.
Bir Türk lirası onbin yüz milyon dolar olsun.
Kıbrıs'ın hepsini alalım,
Amerikalıları Kuzey Irak'tan kovalım,
yeni bir Saddam bulalım.
Ha, az kalsın unutuyordum;
Sabih Bey AB'yi, IMF'yi, OECD'yi kapatsın; bizi gözleyen ve dinleyen uyduları tüfekle vurup düşürelim.
Yağmur yağsın, barajlar dolsun, yerli malı kullanalım, yargıya saygı duyalım.Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)
Yorum
-
Türk esnaflar Alman televizyonunda
Türk esnaflar Alman televizyonunda nasıl rezil oldu.
İşte ilginç test:
Alman televizyon kanalı RTL'de pazartesi akşamı yayınlanan Ekstra Magazin (Extra-Das RTL-Magazin) adlı program, bir Türk ve bir Alman kadını Türkiye'ye tatile gönderdi ve yaşadıklarını başından sonuna gizli kameraya çekti.
Hürriyet yazarı Cengiz Semercioğlu köşesinde bu olayı anlattı. Beş ayrı yere gitti kadınlar ve bakın başlarından neler geçti...
1- Hamburgercide
Herkesin görebildiği yerde asılı olan fiyatları Türk kadına lira, Alman kadına euro olarak söylediler.
Yani Türk kadın hamburgeri 6 liraya, Alman kadın 6 euroya aldı.
Üstelik çok ünlü bir fast food zinciriydi bunu yapan, markayı buzlayarak vermelerine rağmen ne olduğu anlaşılıyordu.
Kameralar geldiğinde bütün satış görevlileri bir yerlere kaçıştı, sonra bir görevli çıktı pişkince "Alman kadına sattığımız fiyatlar pahalı değil" dedi.
2- Takside
Türk kadınla Alman kadın aynı yerden taksiye bindiler aynı mesafeyi gidip aynı yerde indiler.
Türk kadın 20 euro ödedi, Alman kadın 30 euro...
Kameralar Alman'ı taşıyan taksiciyi bulup sordu.
"Anlaşamadık, çok dolaştık yol uzadı" falan dedi.
Sonradan anlaşıldı, gece tarifesi açmış.
3- Mağazada
Alman kadın bir mağazaya girip çanta satın aldı, 70 euro ödedi.
Bunların hepsi gizli kamerayla çekiliyor.
Bir süre sonra Türk kadın aynı mağazaya girip aynı çantayı aldı, 30 euroya...
Sonra kameralar geldi, neden böyle yaptığını sordular bizim uyanığa...
Neyse ki bu satıcı insaflı çıktı, özür dileyip 40 eurosunu iade etti Alman'ın.
4- Kuyumcuda
Alman kadın kuyumcuya girip 170 euroya bir kolye aldı.
Ardından dükkana giden Türk kadın aynı kolyeye 130 euroya ödedi.
Kameralar gelip "Bu fark turist olmasından mı kaynaklanıyor" diye sorunca dükkan sahibi sinirlendi.
Başladı bağırmaya; "Serbest piyasa bu, istediğimi istediğim fiyata satarım size ne oluyor, kimse karışamaz bana" diye...
Almanlar neye uğradıklarını şaşırıp çıktılar dükkandan.
5- Restoranda
Alman kadın bir restorana girip, mezeler, yemekler sipariş etti.
Ardından Türk kadın girdi, aynı yemekleri yiyip aynı şeyleri içti...
Sıkı durun!
İkisi de kuruşu kuruşuna aynı parayı ödedi.
Kameralar mikrofon uzatınca da restoran sahibi; "Bizim için din, dil, ırk fark etmez. Her müşterimiz önemlidir, her müşteriye aynı hizmeti aynı fiyata sunarız" dedi.
Derin bir ohh çektik, nihayet dürüst bir satıcı çıktı diye...
Bu anlattıklarım aynı sırayla salı akşamı RTL'de yayınlandı.
Her bölümün arasında da Türk bayrakları dalgalandı, sahillerden görüntüler yayınlandı.
Sonunda da toplu bir hesap çıkardılar.
"Bir Almanla bir Türk'ün Türkiye'de yaptıkları günlük harcamalar arasındaki fark 108-110 euro civarında" sonucuna vardılar...
Yani açıkça "Bu Türkler bizi kazıklıyor" dediler.
Şimdi siz Almanya'da istediğiniz kadar turizm reklamı yapın, salı gecesi RTL'yi izleyen milyonlarca Alman'ın kafasındaki "Kazıkçı Türkler" imajını silebilir misiniz?
Hem her şey dahil sistemlerle en ucuz tatil cenneti ol hem de kazıkçı olarak anıl...
Bir de üstüne böyle rezil ol...
Esnafından otelcisine kadar hálá turizmi öğrenemedik ya ona yanıyorum. (Cengiz Semercioğlu,Hürriyet)Borsacıların ve borsanın yeni adresi
[url] www.keyborsa.com[/url]
Yorum
-
Avrupalilar avrupada yasayan Türkler den bikmisti zaten, herhalde bir umut bir de türkiyedekilere bakalim dediler: belki oradakiler buradakilere benzemez diye.. sonuc yine ayni....insanimiz kendini cakal saniyor, fakat bununla ne kaybediyorlar bilmiyorlar...Borsacıların ve borsanın yeni adresi
[url] www.keyborsa.com[/url]
Yorum
-
TL
İlber Ortaylı beğenmedi: Yanlış seçim
Ünlü tarihçi İlber Ortaylı, yenilenen banknotların üzerine basılacak portrelerin doğru seçilmediğini iddia etti. İşte o yazı.
Paralardaki seçimleri kabul etmek imkansız
Geçen cuma günü Başbakanımız Tayyip Erdoğan ve Merkez Bankası Başkanımız Durmuş Yılmaz yeni banknotları basına tanıttılar. Şunu belirtmeliyim, Merkez Bankası Başkanımız seçildiği günlerde kendisine yapılan hücumların aksine mesleğini bilen, sorumluluk sahibi, doğruları ifade eden ve daima uzmanlara saygı gösteren bir kişiliği olduğunu göstermiştir.
Banknotların üzerine basılacak portrelerin tespiti için de bir kurul görevlendirmiştir. Bendenize de şeflerden bir hanımefendi telefon etti ve fikrimi sordu, ancak yanılmıyorsam bu sırada hem seçim hem basım işi bitmişti. Bununla birlikte seçilen portreler üzerinde fikir beyan etmek hakkım ve görevimdir.
Muhterem biriydi ama dünya tarihçiliğine mal olmamıştı
Dolaşımda en çok kullanılacak Beş Türk Lirası üzerindeki Ordinaryüs Profesör Aydın Sayılı'yı ele alalım. Seçkin bilim adamımızdı, Atatürk tarafından zekası dolayısıyla yurtdışına gönderildiği söyleniyordu, Harvard'da bilim tarihi doktorası yapmıştır. Bunun dünyadaki ilk bilim tarihi doktorası olduğu iddiası vardır.
Hoca muhteremdi, derindi, Türk tarih bilginlerinde maalesef eksik olan filolojik bilgi birikimi son derecede yüksekti. Bazı meşhur monografileri dışında büyük bir ilim tarihi sentezi yoktur, olması da gerekmiyor. Sevim Tekeli ve Esin Kahya gibi bu dalda hizmet veren seçkin talebeleri vardır. Lakin banknotların üstüne portresi basılacak kadar dünya tarihçiliğine mal olmuş bir isim değildir.
Matematik alanından isimlerle ortaya çıkmamızın anlamı yok
On Türk Lirası üzerindeki Ordinaryüs Profesör Cahit Arf matematikteki bazı katkıları ile bilinir. Ama bizim tarihimizde dahi lineer cebir üzerinde o zaman bile isim yapan Vidinli Tevfik Paşa ve gene Fransızca da okunan Erzurum müdafii Gazi Ahmet Muhtar Paşa vardır. Tarihimizde Öklit, Riemann. Lobaçevski veya Gauss olmadığına göre; bu alanlarda bazı isimlerle ortaya çıkmanın fazla bir anlamı yoktur.
Allah hocalarımıza rahmet eylesin. Piri Reis'in portresi yok, onu hiç değilse herkes biliyor. 17'nci asır mütebahhiri Katip Çelebi de kimsenin hatırına gelmemiş.
Bu toplumun ebediyen iftihar edeceği mimar, Sinan'dır
Yirmi Türk Lirası üzerinde Mimar Kemalettin Bey var. 19'uncu ve 20'nci yüzyıl kavşağı mimaride neoklasik denen devirdir. Bütün ülkelerin mimarları içinde klasik Yunan'ı, ortaçağ Gotik'ini, Bizans ve Morik (kuzey Afrika) geleneğini, Rusya'da olduğu gibi Novgorod-Moskova mimarisini taklit eden büyük mimarlar vardır. Mimar Kemalettin?Bey'in nereye oturtulacağı tartışılır. Bu toplumun ebediyen iftihar edeceği bütün dünyada tanınan mimar Sinan'dır.
Halide Edip Adıvar ve Sabiha Gökçen niye ihmal edildi?
Elli Türk Lirası üzerinde Fatma Aliye Hanım var. Ahmet Cevdet Paşamızın kızıdır. Bu banknota büyük tarihçi ve büyük hukukçu Ahmet Cevdet Paşa'nın resmini koysalar anlaşılabilirdi. Kızı merhume, babası tarafından tam bir Batılı-Doğulu hanımefendi olarak yetiştirilmişti. Şüphesiz Türk kadınının tarihinde öbür öncülerin arasında yeri vardır ama en önde değildir.
Beynelmilel bir entelektüel kişiliğe sahip, Hindistan kurtuluş mücadelesinde bile adı geçen Halide Edip hanımı niye ihmal ediyoruz? Niçin ilk pilot Sabiha Gökçen, ilk akademik ressamlarımızdan Mihri Müşfik hanım düşünülmemiş?
Sadece Yunus Emre ve Itri seçimlerinde hemfikirim
Bence beynelmilel şöhretleri henüz olmasa da ve yeterince dünyaya tanıtamasak da, sağcı-solcu, genç-yaşlı insanların üstünde birleştikleri iki değerimiz, bestekar Itri ve Yunus Emre'dir. Bu ikisinin dışındaki seçimle hemfikir olmadığımı söylemeliyim.
Kanunlarımızın ve gönüllerimizin ebediyen lider olarak benimsediği Atatürk'ün portreleri bütün banknotlarda tabii ki bulunacak. Fatih Sultan Mehmet gibi büyük bir mareşal ve hakiki anlamda bir Rönesans entelektüeli ve senyörü banknotlarda yok. Bir ara enflasyon banknotlarından birine basılmıştı. Mimar Sinan da öyle.
Muhteşem Süleyman'ın yani Kanuni'nin kocaman heykelini Macarlar Zigetvar sahrasına diktiler. Kudüs'te surboyu caddesi onun adını taşıyor. Bu memlekette ise Kanuni'nin doğru dürüst bir heykeli dikilmedi. Paralarda da ismi yok.
Böyle seçimleri kabul etmemiz mümkün değildir. Gelecek sefer daha dikkatli olmak gerekiyor. Zira banknotlara basılan portrelerin
sadece millet değil, dünya tarafından tanınan ve o halkın ulusal kimliğini ören anıtsal şahsiyetler olması gerekir.
Metin And 1927 doğumlu, Galatasaraylı. Benim bildiğim kadarıyla hukuk fakültesi mezunu ama hiçbir zaman avukatlık veya yargıçlık yapmadı. 1957 ve 58'de o zaman Demokrat Parti iktidarına karşı çıkan liberal siyasi hareket mensuplarının toplandığı Forum dergisindeki pek siyasi olmayan yazıları dışında, hiçbir parti ve siyasal grubun içinde görülmedi.
Forum'daki yazıları ilginçti; bu yazıların bazılarını "Bizans Tiyatrosu" adlı kitabında bir araya getirdi. 1950'lerde bir Türkün Bizantinist olmadığı halde bu başlık altında yayın yapması daha da ilginçti. Kuşkusuz Batı dillerindeki ikincil kaynaklara dayanarak yapılan bir çalışmaydı. Bu çalışmayı niye yaptığını bir seminerde kendisine sorduğumuzda "Kitaptan çıkan sonuç açık, Bizans tiyatrosu yok. Ama Bizans tiyatrosu dediğimiz gösteri faaliyetlerinin Roma ve Yunan ile ne ilgisi var ve kendisinden sonraki Anadolu Türk tiyatrosuna ne etkisi olabilir? Bunu araştırmak ve yorumlamak istedim. Benim saham ve sorunsalım Türk tiyatrosu" demişti.
Kendisinden bir sonraki kuşağa mensubum. Bununla beraber genç bir öğrenciyken de, orta yaşlı bir meslektaşı olarak da her zaman aynı samimi diyaloğu kurabildik. Mütevazıydı.Sanatın toplumla olan bağlarını inceledi. Gözbağcılığı, illüzyonistlik hayatının bir döneminde tutkusu haline geldi. Bu tutkunun başlangıcı, gösteri sanatlarının temelinde gözbağcılığın yattığı şeklindeki kuramdı. Bu alanda sadece ilgili yayınları okumakla kalmadığı anlaşılıyor, bu zenaati yakından izledi; hem de sonunda seçkin seyirci gruplara gönüllü olarak gözbağcılığı seansları yapacak kadar.
Yurtdışındaki ustalarla temas ettiği gibi, ünlü Zati Sungur'la da dost olmuş ve sonunda ondan icazet ve kuşak alma derecesinde bu işi öğrenmişti. "Oyun ve Büyü" kitabı böyle bir faaliyetin sonunda doğdu. Dionysos ve Anadolu şenliklerinde Türk köy tiyatrosunun kökenleri üzerinde düşündü.
Metin And'ı en çok Osmanlı İmparatorluk protokolü, geçit resimleri, şenlikler ve bununla ilgili seyahatname ve gravürler ilgilendiriyordu. Paris National Bibliotheque ve Viyana'daki Avusturya Milli Kütüphanesi'ndeki baskı eserler ve seyahatnameler üzerinde çalıştı. Yazı hayatının son 20 yılında bu çalışmalarını "Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları", "40 Gün 40 Gece: Osmanlı Düğünleri, Şenlikleri, Geçit Alayları" gibi eserlerde ortaya koydu.
Doğrusu bunların baskısı da fevkaladeydi. Oysa yazı hayatının ilk evresinde bu dallara duyulan kısıtlı ilgi dolayısıyla birçok malzemeyi ihtiva eden "Gönlü Yüce Türk", "Tiyatro, Opera ve Bale Sahnelerinde Kanuni Süleyman İmgesi" gibi kitaplarının iyi imkanlarla basıldığını söylemek mümkün değildir. Baskıları yenilemeli.
Türk tiyatro tarihine 20'yi aşkın eserle yeni bir yorum getirmiştir. Ama asıl önemlisi ortaoyunu üzerindeki yorumlarıdır. Karagöz hakkında yazdı. Bu alanda kendinden önce Helmuth Ritter'in ünlü derlemesi ve Cevdet Kudret'in yine "Karagöz" başlıklı geniş derlemesinin üzerine metin olarak bir şey getirmedi ama Karagöz denen gölge tiyatrosunun kaynakları, sanatçıları ve toplumdaki rolü üzerinde derlediği bilgiler ve ilginç yorumları vardır.
Zaten Metin And'ın Türk tiyatro tarihinde ve gösteri sanatlarındaki asıl yönelimi o sanatın toplumla olan bağlarını incelemek; Karagöz, ortaoyunu ve Türk tiyatrosunun doğuşu üzerindeki yanlış bilgileri tashih etmek gibi açılımlar olmuştur.
81 yıllık ömründe son zamanlara kadar yazması, araştırmalarını yeniden gözden geçirmesi ve icabında kendisini de tashih etmesi göze çarpan bir özelliktir.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Metin And'ın verimli çalışmalarının ve verimli öğretim hayatının geçtiği bir bölümdü. Bu bölümde Sevda Şener, Özdemir Nutku ve Melahat Özgüç gibi hocalarla kuvvetli bir öğretim kadrosu ve araştırma ekibi oluşturuyorlardı. Bu nedenledir ki arkalarından gelen genç kuşak da tiyatro ve tiyatro tarihi alanında başka dalları kıskandıracak bir düzey yaratmıştır.Borsacıların ve borsanın yeni adresi
[url] www.keyborsa.com[/url]
Yorum
Yorum