günaydınlar,iyi hafta sonları
Cafe Borsa & Muhabbet
Collapse
This topic is closed.
X
Bu konu sabit bir konudur.
X
X
-
-
FIKRA : )))
Doktorun bekleme odasında, son derece hasta oldukları her hallerinden
belli üç adam oturuyormuş.Hastalardan birisi 24 saatin 24'ünde de içen bir alkolikmiş.İkincisi, sigaraları birbirine ekleyen bir tiryaki.. Üçüncü ise sevişmeden duramayan azgın bir eşcinsel.Üçünü de uzun uzun muayene eden doktor,
sonuçları açıklamak için adamları odasına çağırmış.
- “Haberler kötü demiş”... “Üçünüz de uçurumun kenarındasınız. Bu alışkanlığınızı derhal bırakmanız gerek.Sen bir yudum daha içersen, sen bir nefes daha çekersen, sen bir daha bir erkekle ilişkiye girersen bittiniz. Orada kalırsınız. Bakın tane tane tekrar ediyorum.. Aranızdan herhangi biri bu alışkanlığı bir defa, sadece bir defa dahi tekrarlarsa ölecektir.. Hepsi bu kadar..”
Üç kafadar muayenehaneden birlikte çıkmışlar, Yürürlerken bir barın parlak ışıkları ve yüksek müzik alkoliği kandırmış..
- “Bütün doktorlar palavracıdır. Bayılırlar yasaklamaya” demiş ve dalmış içeriye... Ötekiler de peşinden..
Alkolik bir duble viskiyi kafasına dikmesiyle oraya yığılmış kalmış.. Diğer ikisi dehşet içinde bardan fırlamışlar. .
Karmakarışık duygularla yürürlerken kaldırımda yeni yakılmış, dumanı tüten kocaman bir puro görmüşler..
Tiryaki aniden durmuş.. Derin derin bakmaya başlamış yerdeki puroya.. Eşcinsel tiryakiyi dürtmüş..
- “Eğer onu almak için eğilirsen... Bil ki, ikimiz de öldük!” : )))))))DÖVÜNMEYİN. NEYE LAYIKSANIZ O ŞEKİLDE YÖNETİLİRSİNİZ
Yorum
-

“Kuk”umuzu elletmeyiz…
Aslında yazının başlığı “hukuk”tur…
“Hu”yu çeke çeke…
“Kuk” kaldı…
*
Mesele “kuk”umuz işlemiyor…
*
Çünkü:
Bu ülkenin rejimi, kuvvetler ayrılığına dayanır:
Yürütme, yargı, yasama…
Bu üç güç birbirini denetler… Böylece bütün çağdaş rejimlerde özenle kurulmuş ve özenle işleyen o müthiş düzen ortaya çıkar…
Demokrasinin mükemmelliğidir bu…
*
Bizim yürütme:
Tek kişidir…
Gerçi yürütmenin, yani hükümetin başı doğal olarak Başbakan’dır… Ama diğer üyelerin, yani bakanların hiçbir hikmeti harbiyesi yoktur…
O ne derse o…
Hatta laf dinlemeyen bakanları patakladığı iddiası dahi vardır, masanın etrafında dolana dolana…
Ki kimse “öyle şey yapmaz” demedi…
Bakanlar da zaten “Kuk’umu elletmem” demediler…
*
Yasama:
TBMM’de 550 milletvekili yok mu?..
Size öyle gelir, ama Meclis tek kişiliktir…
Parlamento çoğunluğu O’dur…
Gerisi teferruattır…
On senedir aksi bir oy, bir söz, bir önerge, bir teklif vermeye, başını kaldırıp itiraz etmeye, kimsenin “kuk”u yemedi…
*
Yargı:
Normalde savcı ve hakimler suçluları kovalamaz mı?…
Bunlar hakim ve savcıları kovalıyorlar…
Suçlarına bakmaya niyetlenen, kirli dosyaların kapağını açmaya kalkan savcı ya da hakimlerin tümü uçup gitmedi mi?…
Çünkü HSYK’nın başı, bunun bakanı…
Yargı da kendisi kısacası…
*
İşte dün Anayasa Mahkemesi nasıl olduysa, bunu bozmaya çalıştı…
Boşuna…
*
Çünkü hukuk, biraz olsun bilinç, akıl, kültür ister…
“Hu”nun iktidar olduğu bir toplumda hukuk işlemez…
*
“Kuk”umuzu elletmeyelim diyoruz işte…
Olmuyor…"Bu işler binaçço ohumanla,ihi paralel çiziyi birbirine deymeyeceh şehilde çizmehlen ossaydu; herkeşler paracuhlarun dibine dibine furardu." ncavus
Yorum
-

Harika çocuklardan sabıkalı çocuklara…
Tarih derslerini Ordinaryüs Profesör Enver Ziya Karal veriyordu. Zooteknik derslerini Profesör Selahattin Batu, ekonomi derslerini Profesör Muhlis Ete, kültür-edebiyat derslerini Sabahattin Eyüboğlu, ziraat derslerini Profesör Kazım Köylü, coğrafya derslerini Profesör Ferruh Sanır.
*
Peki ya müzik derslerini?
Âşık Veysel ve Ruhi Su.
*
Ankara Konservatuvarı’nın saygın ustaları, klasik müzik öğretiyordu. 1945 senesinde…
Enstrüman demirbaşı şöyleydi: 259 mandolin, 55 keman, 37 bağlama, 8 akordeon, 3 piyano, 3 davul, 1 metronom, 1 pikap.
*
Harika çocuklar Suna Kan ve İdil Biret, misafir getiriliyor, köy çocuklarını teşvik için yaşıtlarından keman ve piyano dinletiliyordu. Âşık Veysel ile Ruhi Su, saz çalmasını öğretiyordu. Benim canım Veyselim, bahçeye kiraz fidanı dikmiş, seneler sonra ziyaret ettiğinde, göremediği için, kollarını açarak kiraz ağacına sarılmış, nasıl boy verdiğini hissetmişti.
*
Resim yapıyorlardı.
Voleybol oynuyorlardı.
Tenis kortu vardı.
Futbol sahası vardı.
Sinema salonu vardı.
Tiyatro salonu vardı; amfi.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, bir hatırasını Cumhuriyet gazetesinde yazmıştı: “Okulun hayvanlarını barındıran ahırda bir çocuk gördüm. Gece nöbeti ona düşmüş. Elinde kitap vardı, dalmıştı. Shakespeare okuyordu. Okuduğunu nasıl kavradığını, ertesi gün oynadıkları piyeste gördük.”
*
Mozart, Vivaldi, Beethoven dinliyorlar, Gorki, Tolstoy, Zola okuyorlardı. Her mezun en az 150 klasik okumuş halde diploma almalı diye, gelenek vardı. Moliere’in Kibarlık Budalası’nı, Sofokles’in Kral Oedipus’unu, Gogol’un Müfettiş’ini sahneliyorlardı. O senelerden, bir mezuniyet töreni programı, sırasıyla şöyleydi: İstiklal Marşı, bağlama konseri, türküler, mandolin konseri, şiirler, keman konseri, piyano konseri, koro, Anton Çehov’un Bir Evlenme Teklifi, diploma takdimi, hep beraber zeybek…
*
Bahçesi heykellerle donatılmış okul, beş yıldı. Yaz dahil, hiç kapanmazdı. Dolayısıyla, bugünkü sistemle 6-7 senelik öğretime denk düşüyordu. Öğrenciler, topluca tatile çıkmaz, sırayla, senede 1.5 ay tatile giderlerdi. Deney laboratuvarları vardı. Matematik, fizik, kimya, tarih, coğrafya, psikoloji derslerinin yanı sıra, uygulamalı olarak, kooperatifçilik, arıcılık, balıkçılık, bağcılık, demircilik, sağlıkçılık, terzilik, marangozluk öğreniyorlardı. Kazmayı küreği alıyor, tarlaya çıkıyor, alternatif tarım teknikleri üzerine çalışıyorlardı.
*
Bu eğitim modeline komünist damgası yapıştırılıyor, Sovyet maşası olmakla suçlanıyordu. Oysa, bu okulu ABD kongre heyetiyle birlikte bizzat gezen Amerikalı senatör Karl Mundt, çok beğendik, halkı siz de bizim gibi eğitimle kalkındırıyorsunuz demişti. Amerikan eğitim sisteminin efsane ismi, Profesör John Dewey, hayalimdeki okul işte bu demişti. Unesco inceledi, gelişmekte olan ülkelere rol model olarak tavsiye etti. ABD ve Avrupa’da 50’nin üzerinde üniversitede doktora tezi oldu. İsviçre pedagoji ansiklopedisine girdi.
*
Köy enstitüsü bu.
Hasanoğlan Köy Enstitüsü.
*
Mesela…
Bir şarkısın sen
ömür boyu sürecek
dudaklarımdan
yıllarca düşmeyecek
Tee 1938 senesinde, ker*** haneli köyde dünyaya gelen Berkant, ilkokuldayken akordeon çalmayı, ortaokuldayken piyano ve saksofon çalmayı nereden biliyordu? Henüz 14 yaşındayken, Frank Sinatra, Dean Martin, Nat King Cole şarkılarından oluşan repertuvara nasıl sahip olabilmişti? Çünkü… Babasının köy enstitülerindeki görevi nedeniyle Ankara Elmadağ’ın Hasanoğlan köyünde doğmuş, temel eğitimini Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde almış, o ruhla büyütülmüştü.
*
Ve, Kemal Kılıçdaroğlu’na yumruk vuran saldırgan…O da, Ankara Elmadağ’ın Hasanoğlan’ından…
Orada doğmuş, orada büyümüş.
*
Mustafa Kemal aydınlanmasına savaş açan zihniyet, köy enstitülerine kıymasaydı, kapatmasaydı, muhtemelen keman çalan, resim yapan, tenis oynayan bir öğretmen olacaktı. İşsiz, hapçı, sabıkalı olmuş.
*
Oysa tam da, kendisi gibi gariban çocukları kurtulsun diyeydi, Hasanoğlan.
*
Biliyorum, gözünüzde büyüyecek ama, taaa en başından başlamak zorundayız.
*
Böyle gelmiş, böyle gitmesine izin veremeyiz. Biz bu ülkede gün yüzü görmedik, bari çocuklarımızın, torunlarımızın görmesini istiyorsak… Eğitim koridorlarında sinsi sinsi dolaşan karanlık zihniyetle mücadele etmek zorundayız."Bu işler binaçço ohumanla,ihi paralel çiziyi birbirine deymeyeceh şehilde çizmehlen ossaydu; herkeşler paracuhlarun dibine dibine furardu." ncavus
Yorum







Yorum