cümleten günaydın
Hisse_Trade 8
Collapse
Bu konu sabit bir konudur.
X
X
-
-
06:36 : *RHEA GİRİŞİM SERMAYESİ YO NUN 9 AYLIK KONSOLİDE NET DÖNEM KARI 24.578.190 TL(ÖNCEKİ -2.541.183 TL)_deniz_ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı gösterkrtek ve rheag bugün güzel senetler olabilir hedefleri gözü yukardalar
*RHEA GİRİŞİM SERMAYESİ YO NUN 9 AYLIK KONSOLİDE NET DÖNEM KARI 24.578.190 TL(ÖNCEKİ -2.541.183 TL)
ğüzel kar açıklamış
Yorum
-
Euro bölgesindeki gelişmeler geçtiğimiz hafta da global piyasaları domine etti. Makro tarafta, EFSF'in ateş gücünü kuvvetlendirmede ve ECB'nin tahvil alım stratejisinde halen bir konsensüsün sağlanamaması, mali ve yapısal reform adımları atılmadıkça parasal istikrarın AB periferisini kurtarmaya feda edilemeyeceğini teyit etti. Siyasi tarafta ise Yunanistan ve İtalya'daki gelişmeler sözkonusu reformlarda uygulama sürecine geçişin ne kadar zor olduğunu gözler önüne serdi. Bu noktada, piyasalar her iki ülkeyi de zor siyasi ve iktisadi kararlar alabilecek teknokrat hükümetleri kurmaya veya en azından teknokrat isimleri başbakanlık koltuğuna oturtmaya zorladı. Yalnız, böyle bir siyasi ortamın uzun soluklu olamayacağı ve belki de birkaç ayla ifade edilebilecek bir zaman diliminde bu ülkeleri erken seçime götürebileceği akıllardan çıkarılmamalı. Daha önemlisi, seçimlerin sonucunda kurulacak (koalisyon) hükümetlerin şu ankinden daha zayıf karar alma mekanizmalarına sahip olabileceği riski de göz ardı edilmemeli. Piyasaların arzusu, muhtemel erken seçimler öncesinde gerek Yunanistan'da ve gerekse İtalya'da teknokratların zor kararlar alarak AB içindeki çatlağın kapatılması yönünde.
Evvela İtalya'ya bakalım. Bardağın dolu tarafında siyasetteki son gelişmeler cesaret ilk etapta verici. Ekonomi profesörü ve eski AB Komiseri Mario Monti gibi saygın bir ismin başbakanlığında birkaç gün içinde kurulacak yeni hükümet piyasalarda olumlu algılanıyor. Zira, Monti hükümetinin toplumun her kesiminde can yakacak sert reform adımları atacağı umut ediliyor. Bardağın boş tarafında ise son 30-35 yılın sorunlarını 17 yıllık iktidarında Berlusconi çözemezken, siyasi tabanı olmayan teknokrat Monti hükümetinin nasıl başarıya ulaşacağı merak konusu. Kaldı ki bir süredir halkın hedef tahtasına yerleştirdiği siyasilerin üzerlerine gelen okları teknokratlara çevirmek için manevra yapmış olmaları da gayet muhtemel.
Yunanistan'da da benzer durum var. Eski ECB başkan yardımcısı Lucas Papademos'un başbakanlığında kurulan milli mutabakat hükümetinin öncelikle 26 Ekim'de alınan AB kararlarını oynaylaması bekleniyor. Ardından da ülke Şubat'ta erken seçime gidecek. Seçim sürecinde yaşanacak belirsizliği dengeleyecek tek unsur AB kararlarının onaylanması; zira bir sonraki AB/IMF/ECB kredi diliminin serbest bırakılması buna bağlı. Bu noktada, ana muhalefet lideri Samaras'ın halihazırda destek sözü olumlu, ancak yazılı bir taahhütnameden kaçınması ise soru işareti. AB liderleri Samaras'ın bu tutumuna şüpheyle yaklaşıyor. Oysa ki AB liderleri kurtama paketine karşılık Yunanistan'dan istenen reformların acilen uygulamaya konmasını, 2012 bütçesinin onaylanmasını ve 2012-2015 mali hedeflerin daha da sıkılaştırıcı tedbirlerle revize edilmesini bekliyor. İstenen tüm tedbirler eksiksiz onaylansa dahi milli mutabakat hükümetinin bu adımları uygulamaya geçirecek kadar iktidarda kalamayabileceği ve uygulamanın yeni (koalisyon) hükümetin omuzlarına yıkılabileceği dikkatlerden kaçırılmamalı. Yeni (koalisyon) hükümetin halkı daha fazla cendere altına sokacak bu kararları uygulamada ne kadar istekli olacağı da ciddi bir soru işareti. Papademos hükümeti Çarşamba günü Yunanistan parlamentosundan güven oyu almaya çalışacak. Bu arada AB/IMF/ECB troykası yeni dilim kredi için bu hafta Yunanistan'a bir heyet gönderecek ve heyetin yeni hükümetten mali ve yapısal reformlar için yazılı taahhütname isteyeceği gelen haberler arasında.
Özetle, Yunanistan ve İtalya'daki son siyasi gelişmeler kısa vadede piyasaları sakinleştirmede olumlu ancak orta vadede Avrupa borç krizini aşmada yetersizdir. İtalya ve Yunanistan'da siyasi çalkantının durulduğunu varsaysak bile bu defa karşımıza EFSF sorunu çıkıyor. EFSF'in devreye girebilmesi için yapılacak çok iş var, çünkü planın altı henüz boş. Evvela, EFSF'in kaldıraçlandırılmasında kullanılacak mekanizma net şekilde ortaya konmalı; ardından bankalara uygulanacak hair-cut'ın CDS'leri (Kredi Temerrüd Takasları) tetiklememesi için emniyet subapları oluşturulmalı; uluslararası derecelendirme kurumları Yunanistan'da temerrüd durumunun oluşmayacağına ikna edilmeli; bankaların en %90 oranda borç takasına katılım sağlaması garanti altına alınmalı; PİİGS tahvillerine yeni bir saldırı ihtimalini minimize etmek için İtalya'da mali konsolidasyon derhal uygulamaya konmalı; kurtarma fonundan kaynak kullanan İrlanda ve Portekiz'in traşlamaya gitme yolları kapatılmalı; Avrupa Mali Birliği için somut adım atılmalı. Ve son olarak da Çin, Rusya ve Hindistan gibi rezerv zengini ülkeler EFSF tahvillerine (bir nevi teminatlandırılmış borçlanma kağıtlarına - CDO) yatırım yapamaya ve daha önemlisi bu kağıtları sübvanse etmeye ikna edilmeli. Bu ülkelerin Avrupa'dan siyasi/iktisadi taviz(ler) almadan EFSF tahvillerine yatırım yapması da beklenmemeli. Bu noktada, EFSF'in geçtiğimiz hafta İrlanda'ya finansman sağlamak üzere çıktığı 10 yıl vadeli 3 milyar euro'luk tahvil ihracında, 250-300 milyon euroluk kısmı fonun kendisi aldıktan sonra bankaların talep verebildiğini not edelim (kaynak: The Sunday Telegraph). EFSF'in yoğun tanıtım turlarına rağmen EFSF tahvillerine yatırım için Avrupa bankalarını dahi ikna etmekte zorlanması sonraki ihraçlar için hiç de iyi bir sinyal olmadı. Merkez AB ülkelerinin önünde sorunlar halen eritilemezken, birkaç haftadır Fransa'nın AAA notunu kaybedebileceği speküle ediliyor. Olası not indirimi EFSF'ye ağır darbe indirebilir.
Sonuç olarak, perifer ülkelerin Merkez AB tarafından dayatılan reformları yapabilecek kudrette siyasi iradeye kavuşması, EFSF'in etkin çalışmasında ve istikrar ortamının yakalanmasında olmazsa olmaz bir role sahiptir. Kritik soru, erken seçime giden yolda teknokrat hükümetlerin ve şimdilik onların arkasında görünen siyasilerin bu iradeyi gösterip gösteremeyeceğidir. Bu süreçte, ECB'nin ikincil piyasadan gerçekleştirdiği tahvil alım operasyonları piyasalar açısından büyük önem arz etmektedir. Geçtiğimiz haftaki gelişmeler de gösterdi ki, perifer ülkelerden kararlı siyasi adımlar geldikçe ECB tahvil alımlarıyla destek sağlamaya isteklidir. Nitekim, İtalyan siyasetinde durulma sinyallerinin ardından ECB'den gelen yüklü alımlarla İtalya tahvil faizleri (%7.45'den %6.48'e) gerileyebildi. Dolayısıyla, perifer ülkelerde siyaset yeniden yalpalarsa ECB piyasalara müdahalede şu anki kadar istekli olmayabilir. Bu noktada, Avrupa'daki siyasi çalkantının ve kötü haberlerin durulur gibi olmasından istifade edip Kasım ayını artıda kapatma arzusunda olan piyasaların, takip eden günlerde/haftalarda ECB'yi test etmekten geri kalmayabileceği de not edilmelidir.
Sertan KargınOnlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar...
Yorum
Yorum