Süleyman YAŞAR

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • simurg
    Administrator
    • 10 Mart 2007
    • 9248

    #1

    Süleyman YAŞAR

    Dolar niçin değer kazanıyor16.08.2007 / Süleyman Yaşar / YorumREFERANSGelişmiş dünyada merkez bankaları, artan enflasyon beklentileri karşısında faiz oranlarını kademeli olarak artırınca, Amerika’da dargelirliler aldıkları konut kredilerini geri ödeyemedi. Sorunun açığa çıkması üzerine dünya piyasalarında dalgalanma başladı. Konut kredileri karşılığı çıkartılan menkul kıymetlerin değeri bütün dünyada düştü. Bankalar, kredi risklerini yeniden değerlendirerek yatırım fonlarına eskisi gibi kolay para vermeyi durdurdu. Ellerindeki menkul kıymetlerin değerini tespit edemeyen yatırım fonları faaliyetlerine ara verdi. Bunun üzerine geçen perşembe gününden beri merkez bankaları nakit para enjeksiyonu yaparak küresel piyasaları rahatlatmaya çalışıyor ama piyasalar bir türlü düzelemiyor.
    Piyasaların sinirlerini geren faktör “belirsizlik” oldu. Piyasalar tam olarak tespiti yapılamayan zararlardan hoşlanmazlar. Geçen beş işgününde dünya hisse senedi piyasalarında yaşanan sert düşüşler işte bu tespit edilemeyen yatırım fonu zararlarının belirsizliğinden kaynaklanıyor. Dalgalanmanın başladığı dört hafta önce, Amerikan Merkez Bankası konut kredilerinden doğan zararı 100 milyar dolar olarak tahmin edip kamuya açıkladı. Oysa dalgalanma Avrupa’ya da sıçrayınca hasarın miktarının daha büyük olduğu ortaya çıktı. Sanki aşırı fiyatlanmış varlıkların küçük bir düzeltme yaşayacağı düşünülürken piyasalarda ortaya çıkan dalganın küçük değil büyük bir dalga hatta bir kriz olduğu ortaya çıktı.
    Piyasalarda meydana gelen dalgalanma Amerika'da başladı ve diğer ülkelere yayıldı. Buna karşın geçen beş işgünü içinde Amerikan Doları diğer ülke paralarına karşı değer kazanmaya başladı. Amerikan Doları değerinin Avrupa para birimi euro karşısında bu hafta 1.3600-1.3820 bandı arasında hareket etmesi beklenirken aksine dolar değerlendi ve bir euro 1.3476 dolara kadar geriledi. İngiliz Sterlini de dolara karşı değer kaybetti. İngiliz Sterlini dolar karşısında 2.04 düzeyinden 1.9886 seviyesine indi.
    Peki dalgalanma Amerika’da çıkmasına rağmen niye Amerika’nın parası dolar, değer kazanıyor? Dalgalı denizlerde sığınılacak en güvenli liman hâlâ dolar olduğu için. Dalgalanan piyasalarda menkul kıymetlerini satanlar dolar alır ve piyasalardaki dalga geçinceye kadar dolarda kalırlar. Dolar talebi arttığı için doların değeri yükselir. Fakat şu sıralar doların değerini artıran farklı olaylar var gündemde. Japon Yeni’nin dolar ve euro karşısında değer kazanması taşıma ticareti (carry trade) aksatacak korkusu ortaya çıktı.
    Ayrıca euronun değer kaybetmesinin bir diğer nedeni de yüksek faiz veren Avrupa Merkez Bankası’nın daralan piyasalara nakit enjekte ederken eylül ayında faiz artırımına gitmesi artık pek beklenmiyor. Avrupa Merkez Bankası yaptığı son açıklamalarda, artan enflasyon beklentisi karşısında eylül ayında politika faiz oranlarını yüzde 4’ten yüzde 4,25 düzeyine çıkaracağı sinyalini vermişti. Yaşanan son dalgalanmalar faiz artırımı olasılığını zayıflatmış görünüyor. Buna karşın Japonya Merkez Bankası’nın faiz artırma olasılığının yüksek olduğu anlaşılıyor. Böyle bir durumda Japon Yeni’nin “taşıma ticaret” için pek de kârlı olmadığı düşüncesinin yaygınlaşması, Avrupa parası euroya talebi azaltıyor ve değerini düşürüyor.
    Bu arada Amerika’nın büyük dış ticaret açığı ve zayıf ekonomik büyüme oranına rağmen geçen salı günü açıklanan temmuz ayı dış ticaret açığındaki yüzde 1.7 oranındaki daralmanın da doların diğer ülke para birimlerine göre değer kazanmasında payı var. Farklı bir yaklaşım ise Amerikan Doları’nın euro ve sterlin karşısında düşük değerli olması sonucunda yükseldiğini ileri sürüyor ki dolar, euro karşısında hâlâ yüzde 4, sterline göre ise yüzde 3 düşük değerli bulunuyor. Bu açıdan bakılınca piyasalarda belirsizliğin süreceği anlaşılıyor. Önümüzdeki günlerde doların daha da değer kazanması olasılığı artıyor.
    https://twitter.com/keyborsa_simurg
  • simurg
    Administrator
    • 10 Mart 2007
    • 9248

    #2
    Dolar iki lira olabilir

    Dolar iki lira olabilir
    15.10.2007 / Süleyman Yaşar / Yorum





    Başbakan R. Tayyip Erdoğan, Şeker Bayramı’nın birinci günü ABD’ye haklı olarak tepki gösterip ”Birilerinin kalkıp da bize Kuzey Irak’la alakalı veya buraya yapılacak bir operasyonla ilgili akıl vermesine ihtiyacımız yok” dedi. Bu mesaj Amerika’da alınınca, ham petrolün varil fiyatları rekor düzeyde arttı. Petrolün varili 84.05 dolara çıktı. Daha önce görülen en yüksek ham petrol varil fiyatı ise 83.90 dolardı.
    Petrol fiyatlarının geçen cuma günü birdenbire artmasının nedeni petrol tacirleri tarafından, “Türkiye’nin yapacağı bir sınır ötesi operasyonun ülkenin en istikrarlı bölgesi sayılan Kuzey Irak’ta istikrarı bozacağı” şeklinde açıklandı. Ayrıca şu var: Gelişmekte olan ülkelerin petrol stoklarının azalması da böyle bir sınır ötesi operasyon nedeniyle fiyatların yukarı doğru çıkmasını hızlandıracaktır. Çünkü Türkiye ve Irak, petrol rezervi ve ulaşımı için en önemli iki ülke olarak görülüyor.

    Irak, eylül ayında günde 2.18 milyon varil petrol ihraç etti. Ülkenin güneyi daha çok petrol üretmesine rağmen Kuzey Irak ihmal edilemeyecek bir petrol potansiyeline sahip. Kuzey Irak’tan eylülde günde 230 bin varil petrol ihraç edildi.

    Türkiye ise Bakü-Ceyhan ham petrol boru hattıyla önemli bir petrol taşıyıcısı durumunda. Bakü-Ceyhan petrol boru hattından günde 700 bin varil ham petrol taşıması yapılıyor. Petrol üretim ve taşımasında böylesine önemli olan iki ülke arasında oluşacak bir sıcak çatışma petrol tacirlerini korkutuyor.

    Ham petrol fiyatlarının yükselmesi küresel ekonomide en büyük endişe edilen konulardan birincisi. Çünkü, Amerika’da yaşanan konut sektörü krizinin gelişmiş ülkelere olumsuz etkilerine rağmen, gelişmekte olan ülkelerin hızlı büyümelerini sürdürmeleri dünya ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Böylece dünya ekonomisinin büyüme hızı gelişmekte olan ülkeler sayesinde düşmüyor.

    Küresel ekonominin büyüme hızını kesecek en önemli konu ham petrol fiyatlarının hızla yükselmesi. Böyle bir gelişme bütün ülke ekonomilerini durgunluğa götürebilir. Bu yüzden petrol fiyatlarındaki yükselme, Amerikan ekonomisi ve diğer gelişmiş ülkelerin büyüme hızlarının düşmesinden daha önemli bir konu olarak görünüyor.

    Türkiye ekonomisi için de petrol fiyatlarının yükselmesi en önemli risklerden birini oluşturuyor. Çünkü, Türkiye ekonomisinin talebi esnek olmayan bir ham petrol ihtiyacı var. Bu nedenle artan ham petrol fiyatları cari açığı yüksek düzeyde olan Türkiye’nin riskini daha da artıracak. Artan risk Türkiye’ye sermaye girişinde bir daralmaya neden olursa, Türk Lirası hızla değer kaybedebilir.

    Yılbaşına göre lira nominal olarak yüzde 16 oranında değerlendi. Amerika ile gergin bir ortamda Kuzey Irak bölgesine yapılacak bir sınır ötesi operasyon Türkiye’den sermaye çıkışına neden olduğu takdirde lira hızla değer kaybedip bir doların iki lira olabileceği seviye görülebilir. Çünkü Merkez Bankası’nın tüketici fiyat endeksine göre hazırladığı reel kur endeksi, nominal kurla kıyaslandığında tarihinin en yüksek seviyesine çıktı.

    Bu arada Türkiye yedi yıldır uyguladığı istikrar politikasıyla güçlü bir ekonomik yapıya ulaştı. Kamu maliyesi son kırk yılda görülmedik şekilde düzeldi. Kamu borç yükü azaldı. Bu olumlu gelişmelere karşın özel sektörün dış borcu arttı. Özel sektör dış borç tutarı 138.5 milyar dolara ulaştı. İşte böyle bir özel sektör borç yüküyle Amerikan ilişkileri dikkatli götürülmediği takdirde, bir Amerikan bankasının Türkiye’den çıkması birçok firmayı zor durumda bırakabilir. Duygusallıktan kurtulup daha gerçekçi bir dış politika izlemekte ve uzun vadeli çıkarlara odaklanmakta fayda var.
    https://twitter.com/keyborsa_simurg

    Yorum

    • stockbroker
      Master
      • 28 Temmuz 2008
      • 4807

      #3
      30 Ocak 2013

      Moody's IMF hastanesindeki ülkeye iyi not verirken, Türkiye'ye niçin vermiyor?

      Moody's isimli kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye'nin notunu yatırım yapılabilir seviyenin altında tutmaya devam ediyor. Önceki gün halk arasında notçu olarak adı geçen bu kuruluş yaptığı açıklamada, Türkiye'nin notunun artması için özel sektörün dış borcunun azalması ya da resmi döviz rezervlerinin artmasını istedi.

      Halbuki Türkiye'nin resmi döviz rezervleri 122 milyar doları geçiyor. Ve 88.5 milyar doları özel sektöre ait 99.3 milyar dolarlık toplam kısa vadeli dış borç tutarının, resmi rezervler yaklaşık 20 milyar dolar üzerinde bulunuyor. Bir kıyaslama yaparsak, notu yatırım yapılabilir seviyede bulunan ülkelerden Hindistan'ın resmi döviz rezervleri kısa vadeli borçlarının yüzde 50'sini, Şili'nin ise yüzde 60'nı ancak karşılayabiliyor.

      Gelelim notlama yaparken Moody's tarafından objektif ilkelerin uygulanıp uygulanmadığına... Hemen bir örnek verelim 18 Ocak 2013'te IMF ile 33.8 milyar dolarlık esnek kredi anlaşması yapan ve sürekli IMF hastanesinde koruma altında tutulan Polonya'nın notu A2 seviyesinde bulunuyor.

      Moody's IMF hastanesindeki Polonya ekonomisini adeta mükemmel bir ekonomi olarak notluyor. Oysa Polonya'nın 2012 kamu borçlarının milli gelirine oranı yüzde 62.5, faiz dışı bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 0.6, büyüme hızı yüzde 2.2. Yine 2013 beklentileri ise kamu borç yükünde yüzde 63.3, faiz dışı açık yüzde 0.5, büyüme hızı yüzde 1.7 olarak tahmin ediliyor.

      Türkiye'nin 2012 verilerine göre kamu borç yükü yüzde 36.5, faiz dışı bütçe açığı yok hatta yüzde 1.2 fazlası var ve büyüme hızı yüzde 3 düzeyinde bulunuyor. 2013 beklentileri ise kamu borç yükünde yüzde 35, faiz dışı fazla yüzde 1.1, büyüme hızı yüzde 4 olarak tahmin ediliyor. Bu verilere göre hangi ülkenin kamu borçlarını daha kolay ödeyebileceği kıyaslandığında Türkiye'nin açıkça daha kolay ödeyebileceği ortaya çıkıyor. Ama bütün bu daha iyi verilere rağmen Türkiye, Moody's tarafından yatırım yapılamaz Ba1 seviyesinde tutulurken, Polonya, bırakın "yatırım yapılabilir"i çok iyi seviye olan A2 düzeyinde bulunuyor. Böylece Türkiye'ye yabancı sermaye girişi sınırlandırılarak, faizler yapay olarak yüksek tutulup Türkiye halkının soyulması kolaylaştırılıyor.

      Peki niçin böyle adaletsiz bir notlamayla karşı karşıya kalıyoruz? Bu adaletsiz notlamayı şöyle açıklayabiliriz: Reuters'in haberine göre önceki gün Abu Zubaydah isimli mağdurun avukatları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurdu. Ve avukatlar, AİHM'ye Polonya'da siyah bölgeler olarak bilinen Varşova'ya 180 kilometre uzaklıktaki Stare Kiejkuty köyünde bulunan CIA işkencehanesinde El Kaide şüphelisi olarak Zubaydah'ın işkence gördüğünü belirttiler. Ve Polonya hükümetinin 2008'de açılan CIA işkencesi davasını savsakladığı ve bugüne kadar hiçbir işlem yapmadığını bildirdiler.

      Niye anlattık bütün bunları? İşte Polonya'ya verileri Türkiye'den iyi olmadığı halde fevkalade ekonomi muamelesi yapılıp notunun A2 olmasının nedeni bu siyah bölgeler olabilir. Çünkü Avrupa'da Polonya, Litvanya ve Romanya CIA'ya küresel işkencehane açma izni veren ülkeler olarak biliniyor. Ve sağladıkları siyah bölge imkânıyla bu ülkeler CIA koruması altına alınıyor.

      Anlayacağınız, Moody's şimdi CIA'ya işkencehane açma izni veren bu ülkeye notlama yaparken acaba bir yerlerden emir alıp almadığını ya da menfaat sağlayıp sağlamadığını açıklamalı. Aksi takdirde CIA'nın siyah bölgelerini örtmekten sorumlu bir kredi derecelendirme kuruluşu olarak anılabilir. Çünkü Türkiye için önceki gün Moody's'in yaptığı not artırım önerileri hiç inandırıcı değil.

      Kaynak

      Yorum

      Working...
      X

      Debug Information