Servet YILDIRIM

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • simurg
    Administrator
    • 10 Mart 2007
    • 9248

    #1

    Servet YILDIRIM



    'Herşey geçti' diyebilmek için erken

    18.08.2007 / Servet Yıldırım / Yorum


    Trend mi değişiyor, yoksa yıllardır şişen piyasalar bir düzeltme sürecinden mi geçiyor? Batılıların deyimiyle geçen hafta piyasalardaki bir milyon dolarlık soruydu bu. Herkes bu sorunun yanıtını aradı ve hâlâ arıyor. Doğruyu öngörebilen çok büyük paralar kazanabilir çünkü son haftalarda piyasalarda yaşananlar bir trend değişikliği değil de bir düzeltmeyse önümüzdeki kısa ve orta vadede “iyi kâr fırsatları var” demektir. Bu düzeltmenin ardından ucuzlayan varlıklardan bazıları, piyasalar tekrar ralliye başladığında yatırımcısına iyi paralar kazandırabilir. Peki ya bu bir düzeltme değil de bir trend değişikliğiyse ne olacak?
    Amerikan Merkez Bankası dalgalanmanın önüne geçebilmek için piyasaların kendisinden beklediğini yaparak harekete geçti. Önce piyasaya likidite pompaladı. Bu da yetmeyince iskonto faiz oranını yarım puan indirdi. Bu arada bir de açıklama yaparak “finans piyasası koşulları bozuldu ve sıkı kredi koşulları ve artan belirsizliğin ekonomik büyümeyi sınırlandırma potansiyeli mevcuttur” dedi. İşte bu açıklamanın içinde trend değişimi riskinin ne kadar yüksek olduğu var. Çünkü Amerikan ekonomik büyümesinin yavaşlaması demek dünyada ekonomik yavaşlama demektir. Dünyadaki ekonomik yavaşlama ise trend değişimi demektir. Eğer ABD ve dünya ekonomileri belirgin bir şekilde yavaşlarsa global piyasalar gelecek birkaç yılda son birkaç yılda olduğundan daha farklı bir tablo çizecektir. Piyasa deyimiyle boğa piyasası yerini ayı piyasasına bırakacaktır. Bu tablo da hem bizim gibi yükselen hem de ABD gibi yükselmiş piyasaların ve ekonomilerin aleyhine olacaktır. İşte bu nedenle Fed enflasyon gibi bir endişesi olmasına rağmen bu kadar süratle harekete geçip önce piyasaları nakde boğdu, ardından iskonto borç verme faiz oranını yarım puan indirdi.

    Piyasa ikna olmazsa kayıp sürer
    Fed’in dünkü hareketi piyasaları rahatlatan bir hareket ama aynı zamanda durumun ciddiyetini de gösteren bir hareket. Fed’in açıklamasından sonra artık son bir haftalık harekete hiç kimse kolay kolay düzeltme diyemez. Eğer piyasa Fed’in kaygısını görüp herşeyin düzeldiğine ikna olmazsa önümüzdeki hafta da aşağı yönlü hareketin devam ettiğini görebiliriz. Dolayısıyla “Fed harekete geçti herşey bitti” diyebilecek konumda olduğumuzu sanmıyorum. Bir süre daha bekleyip görmek gerekiyor. Özellikle bizim gibi piyasaların fon kaynağı olan carry trade’in çözülüp çözülmediğini görmek gerekiyor. Bu nedenle geçen hafta son 10 yılın en sert haftalık düşüşünü yaşayan Asya piyasalarının önümüzdeki hafta ne yapacağını izlemek gerekiyor. Fed şimdilik “gerektiği kadar hareket etme” kararında olduğunu ortaya koydu ve bunu dillendirdi. Gereken hareket bundan daha da ötesi olabilir mi? Bunu önümüzdeki hafta göreceğiz. Çünkü Fed’in işi de kolay değil. Bir tarafta enflasyon gibi öngördüğü aralığın üstünde seyreden bir belası var, diğer tarafta 2008 yılında yapılacak seçimler öncesi yavaşlama ve hatta daralma riskiyle karşı karşıya bulunan bir ekonomi var.
    https://twitter.com/keyborsa_simurg
  • simurg
    Administrator
    • 10 Mart 2007
    • 9248

    #2
    Brezilya "yatırım'a yaklaştı biz hala spekülatifiz

    Brezilya "yatırım'a yaklaştı biz hala spekülatifiz25.08.2007 / Brezilya ve Türkiye yatırımcılar tarafından aynı kategoride değerlendirilen ve benzer özellikler gösteren iki ülke olarak görülürler. Geçmişte bu ülkelerden birine karşı yatırımcıların algılamalarını değiştirecek bir gelişmenin diğerine bakışı da aynı yönde etkileyebildiğini görmüştük. Ama son dönemde Brezilya ile Türkiye arasındaki fark Brezilya lehine artıyor. Bunun en son adımı da bu hafta atıldı. Moody’s Brezilya’nın Ba2 olan tahvil notunu Ba1’e yükseltti. Böylece Brezilya tahvilleri “yatırım yapılabilir” kategorisinin bir basamak altına kadar yükseldi.
    Çok büyük ihtimalle 2008 yılındaki bir kademelik artışla birlikte Brezilya’nın ihraç edeceği tahviller “yatırım yapılabilir” kategorisine ulaşmış olacak. Bizim notumuzdaki en son artış ise bundan yaklaşık iki yıl önce olmuştu. 2005 Aralık ayında B1 olan derecemiz Ba3’e yükseltilmişti. O günden bugüne hala aynı nota sahibiz. Aşağı yukarı bizim Ba3’e yükseldiğimiz sıralarda (bizden iki ay kadar önce) Brezilya’da B1’den Ba3’e yükselme mutluluğunu yaşamıştı. Ama onların mutluluğu daha sonra da devam etti.

    IMF ile yolu ayırdı

    Hem kredi notundaki değişmeler hem ekonomideki göstergeler ortaya koyuyor ki ekonomideki serüvenlerimiz hem zamanlama hem de algılama olarak birbirine benzeyen Brezilya’nın performansı bizden daha parlak olmuş. Onlarda da 2002’de radikal bir iktidar değişikliği oldu. Solcu İşçi Partisi iktidara geldi, bizde ise AKP. Global piyasa koşulları her ikisine de bu süreçte yardımcı oldu ama Brezilya daha iyi bir görüntü çizdi. O da bizim gibi IMF destekli programlar yürütüyordu ama daha sonra krediye dayalı ilişkilerine son vererek, yoluna IMF desteği olmadan devam etme kararı aldı.
    Ardından IMF’ye olan borcunu vadesinden önce ödedi. Bu arada yabancı yatırımcıların önünü açmak için bazı vergi düzenlemeleri yaptı. Tüm bu adımlar ve dış dengesinde verdiği fazlalık Brezilya’nın kredi notundaki artışı hızlandırdı. Türkiye’nin borç yapısı ve yüksek dış açıkları ise onu Brezilya ile aynı adımları atmaktan alıkoydu. IMF’ye “hoşçakal” diyemedik, erken borç ödeme operasyonuna giremedik.

    Ufukta artırım yok

    Sonuçta her ne kadar uluslararası yatırımcılar tarafından aynı kategoride ele alınsak da Brezilya bizden farklı hale geldi. Bizim borç rasyolarımız ve dış kaynak girişine olan bağımlılık derecemiz, sanayimizin ithal bağımlılığı kredi notumuzun düşük kalmasına neden oldu. Burada kredi kuruluşlarına kızmanın da anlamı yok. Kredi kuruluşlarının değerlendirmelerinin eksik ya da yanlış olduğu öne sürülebilir ve bu iddialar kısmen haklı da olabilir.
    Ancak sonuçta bir derecelendirme kuruluşunun görevi bir ülkenin ya da firmanın borç ödeme kabiliyetine ilişkin tüm gelişmeleri izlemek ve değerlendirmektir. Borç ödeme kabiliyeti ise ülkenin makro ekonomik durumundan borçlanma maliyetlerine kadar pek çok şeyden etkilenir.
    Bu noktada dış kaynak girişine aşırı bağımlı olan bir ekonominin notunu dünyadaki global finansal istikrarının sıklıkla sarsıldığı bir dönemde artırmak zor bir adım gibi görünüyor. Şu an için ufukta bir not artışı görünmüyor.
    https://twitter.com/keyborsa_simurg

    Yorum

    • simurg
      Administrator
      • 10 Mart 2007
      • 9248

      #3
      2008 zor yıl olabilir

      2008 zor yıl olabilir08.09.2007 / - Yazar Seçiniz / Haber
      Ağustos ayında yaşanan dalgalanmanın ekonomik temeller üzerindeki etkisi bundan sonra hissedilmeye başlanacak. Bu durumda bizim gibi dış kaynak girişine bağımlı olan ekonomilerin biraz daha dikkatli olması gerekiyor.


      Son 4-5 yılda olduğundan daha farklı bir döneme giriyoruz. Uluslararası koşullar son beş yılda olduğu gibi bize yardımcı olmayabilir. Böylesi bir döneme girerken meseleyi ABD Merkez Bankası'nın (FED) ya da Batılı merkez bankalarının bir sorunu olarak görmememiz gerekiyor. Bizim de yapmamız gerekenler var. Reformları ve bütçe disiplinini atlamamamız gerektiğini neredeyse artık hepimiz biliyoruz. Bunun da ötesinde yapılması gerekenler var. Mesela Hazine borçlanırken itfaları belli bir tarihe yığmaktan kaçınmalı. Oysa son açıklanan veriler gösteriyor ki 2008 yılının Temmuz ayı yüklü ödemelerin olduğu bir ay. Temmuzda nasıl bir uluslararası konjonktürle karşı karşıya kalacağımızı şimdiden kestirmek zor ama olumsuz bir hava olasılığı da artıyor.

      Tedirginlik sürüyor

      Global piyasalarda ağustos dalgası büyük ölçüde yatıştı. Piyasalar ağustosta verdiklerinin bir kısmını geri aldılar, ama görülüyor ki yatırımcılar ve piyasa oyuncuları korkuyu kolay kolay atamayacaklar. Her ne kadar Amerikan para ve ekonomi otoriteleri emlak piyasasında yaşanan sorunun ve daralmanın ekonominin diğer taraflarına yansımayacağını söyleseler de kimse Amerika’nın önümüzdeki dönemde bir durgunluk yaşamayacağından tam olarak emin olamıyor.
      Bu tedirginliği her alanda görüyoruz. Mesela Japon para birimine bakalım. Hâlâ 1 dolar 115 yen dolayında seyrediyor. Oysa temmuz ayında 1 dolar verip 120’nin üzerinde yen alınabiliyordu. Çünkü Türkiye gibi yüksek reel faizin verildiği piyasalardaki cazip getirilerden faydalanmak isteyenler için ellerindeki yeni bozdurup daha yüksek gelir getiren diğer paralara, mesela Türk Lirası'na geçiyorlardı. Aylardır dilimize doladığımız “carry trade” sayesinde bizim gibi piyasalara bu yolla kaynak yağarken Japon Yeni de değer kaybediyordu. Sonra ortalık karıştı, yatırımcılar ürktü ve tekrar başlangıç para birimi olan yen satın almaya başladılar. Haliyle yen değer kazandı.
      Aynı şekilde Amerikan hazine bonoları da tedirginliğin sürdüğünü gösteriyor. Dünya borsaları ağustosta dalgalanmaya başlayınca riskli enstrümanlardan kaçan yatırımcılar güvenli liman arayışı için Amerikan hazine kâğıtlarına yöneldiler. Böylece Amerikan hazine bonolarının faizi geriledi. Mesela yüzde 5’in üzerinde olan 10 yıllık ABD tahvillerinin fiyatı artan taleple yükseldi ve getiriler yüzde 5’in altına indi. Altın fiyatlarındaki artış da bu tedirginliğin bir parçası.

      IMF ve FED farkı

      Makro ekonomik veriler de tedirginliği besliyor. IMF son dalgalanmanın ardından daha önceki büyüme tahminlerinde aşağı yönlü revizyon yapma ihtiyacı duydu. En büyük revizyon da ABD ekonomisine ilişkin tahminlerde yapılacak. Oysa ABD Merkez Bankası bu hafta açıkladığı ünlü “Bej Kitap”ta piyasadaki dalgalanmalardan kaynaklanan olumsuzlukların ekonominin genelini etkilemediğini, emlak sektörünün hissedilir derecede zarar gördüğünü, ancak diğer sektörler üzerinde sınırlı bir etki yarattığını iddia etti. Ama IMF, FED ile aynı görüşü çok fazla paylaşmıyor. Aynı şekilde OECD de ABD ve Avrupa ekonomilerinin bu yıl daha önce öngörülenden daha yavaş bir hızla büyüyeceğini düşünüyor. Bu arada belirtelim IMF’ye göre ağustos dalgalanmasının ekonomik büyüme hızları üzerindeki olumsuz etkisi çok büyük ölçüde 2008 yılında hissedilecek.
      Bu tahminlerden de görülüyor ki borsalardaki kısmi toparlanmaya rağmen “bu iş atlatıldı” denilemiyor. Aksine dalganın ekonomik temeller üzerindeki etkisi bundan sonra hissedilmeye başlanacak. Bu durumda bizim gibi dış kaynak girişine bağımlı olan ekonomilerin biraz daha dikkatli olması gerekmiyor mu? Mesela IMF'nin olumsuzluğun en fazla hissedileceği yıl olan 2008’in ortasına yüklü iç borç itfası yığacak şekilde borçlanmak yanlış değil mi?
      https://twitter.com/keyborsa_simurg

      Yorum

      • simurg
        Administrator
        • 10 Mart 2007
        • 9248

        #4
        Faiz iniyor ama kur yükselmiyor17.11.2007 / Servet Yıldırım / YorumMerkez Bankası üzerindeki “mahalle baskısı”nı biliyorsunuz. Faiz indiriminde yavaş davrandığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Aslında son günlere özgü bir mesele de değil bu. Yaklaşık dört yıldır Merkez Bankası ile mahalle arasında bu tartışma sürüp gidiyor. Merkez Bankası'nın derdi malüm: Enflasyon. Yasa ona fiyat istikrarını sağla diye emretmiş, o da uğraşıp duruyor.
        Mahallenin derdi ise kur. Aşırı değerli Türk lirası nedeniyle zor anlar yaşıyor ve Türk lirasının böylesine değerlenmesinin sorumlusu olarak Merkez Bankası'nın faiz indiriminde yavaş davranmasını görüyor. Oysa Merkez Bankası faizleri ile döviz kuru arasındaki ilişki şu ana kadar hiç de sanıldığı gibi yürümedi.

        Mekanizma farklı çalıştı
        İşin teorisine göre Merkez Bankası faizleri indirdiği zaman yerli para cinsinden aktiflerin getirilerinin de inmesi beklenir. Bu durumda yabancı para ve yabancı para cinsinden aktiflere ilgi artar. Yani döviz talebi canlanır. Sonuçta yerli para değer yitirir. Oysa bu mekanizma bizde 2002 yılından bu yana farklı yönde çalıştı. Piyasada Merkez Bankası'nın borç veren değil, borçlanan konumda olması gibi Merkez Bankası faizleri ile piyasa faizleri ve kur arasındaki ilişkiyi zayıflatan birçok nedeni burada sıralayabiliriz. Ama biraz daha eskiye gidelim önce. Merkez Bankası faizleri 2002 yılında kademeli olarak indirmeye başladığında faizler yüzde 57 dolayındaydı. Kur ise 1.70 YTL civarındaydı. Faizler 2006 baharında yüzde 13,25’e kadar geriledi. Yani tam 44 puan gibi hiç de küçümsenmeyecek bir oranda indi. “Türk lirasına ne oldu?” derseniz? O da hiç küçümsenmeyecek bir oranda değerlendi ve 1.30 YTL'ye kadar geriledi. Sonra 2006 Mayıs ayındaki dalgalanma ile faiz tekrar yükseldi, aynı anda YTL de değer kaybetti. Sonra YTL değerlenmeye başladı. Faizlerden biraz arkadan gelmekle birlikte inmeye başladı. Eylül ayından bu yana olan faiz indirimlerinde de aynı şekilde YTL’nin değer kaybetmek bir yana değerlendiğini görüyoruz.

        Para park edecek yer arıyor
        Dolayısıyla teori işlemiyor. Peki ne oluyor? Merkez Bankası faiz indirdikçe piyasaya ekonominin gidişi ile ilgili olumlu sinyal veriyor. Piyasa ve özellikle getiri avcısı yabancılar bu sinyali doğru algılayıp, Türkiye’ye karşı duydukları güveni tazeliyorlar ve ülkeye döviz girişi hızlanıyor. Hızlanan döviz girişi ise YTL’nin değerlenmesi sonucunu doğuruyor. Yani asıl belirleyici olan faizin seviyesi değil bekleyişler oluyor.
        Çünkü son beş yıldaki konjonktür bunu gerektiriyor. Bu dönemin özelliği likidite bolluğu. Bu likidite kendisine park edecek yüksek getirili alanlar bulmak zorunda. Bunu bulabileceği önemli piyasalardan biri de bizim gibi yükselen piyasalar.

        Faizde % 13 kritik sınır
        Eğer o piyasa ekonomisi çok belirgin bir yanlış yapmıyorsa ve ekonomik temelleri az-çok sağlamsa bu para bolluğunda iyi bir kazanç kapısı olabiliyor. Faiz her ne kadar gerilese de yine de klasik gelişmiş piyasaların üzerinde. Bu durumda faiz düşüşünü olumlu bir sinyal olarak algılayıp daha fazla kaynakla o piyasaya girmekten başka yol var mı?
        Var ama bunun da bir seviyesi var. Faizler belli bir noktaya ininceye kadar biz teorideki etkiyi değil, bekleyişlerin yarattığı etkiyi görmeye devam edebiliriz. Yani faiz indikçe YTL değerlenmeye devam edebilir. Bu seviye ise diğer piyasalardaki faizlerin düzeyine bağlı ama şu anki şartlarla konuşursak faizler yüzde 13’ün altına inmedikçe biz indirimlerin YTL’nin değer kaybına yol açmadığını görmeye devam edebiliriz.
        https://twitter.com/keyborsa_simurg

        Yorum

        • simurg
          Administrator
          • 10 Mart 2007
          • 9248

          #5
          2007 iyi bir yıl olmadı 2008 de zor geçebilir


          2007 iyi bir yıl olmadı 2008 de zor geçebilir

          29.12.2007 | Servet Yıldırım |



          Bu yıl ekonomi öngörülenden daha az büyüdü, enflasyon beklenenin çok daha üstüne çıktı ve cari işlemler dengesi ise planlanandan fazla açık verdi. 2008'de likidite bolluğunda da daralma bekleniyor. Bu, 2008’de hayatı bizim için biraz daha zorlaştıracak.


          Geçen yılın sonunda, “2006 iyi bir yıl olmadı, 2007 daha da zor olabilir” demişiz. Yıl sonuna geldik ve gördük ki bu yıl ekonominin performansı açısından tahmin edildiği gibi iyi bir yıl olmamış. YTL’nin aşırı değerli olması ekonominin gerçek performansına ilişkin yanıltıcı bir rol oynuyor, ancak temel büyüklükler itibariyle “ekonomi yönetimi yılın başında ne hedeflemiş, yıl sonunda ne olmuş” diye baktığımızda gerçek resmi biraz daha iyi görebiliriz. Öyleyse bakalım:

          Başarısız bir tablo


          Hedef
          Gerçekleşme
          Sapma (Yüzde)
          Büyüme
          5%
          4%
          -20
          TÜFE yıl sonu
          4%
          8,50%
          112,5
          İhracat (Milyar $)
          95
          107
          12,6
          İthalat (Milyar $)
          149.7
          168
          12,2
          Dış Tic.Açığı (Milyar $)
          54.7
          61
          11,5
          Cari İşlemler Açık (Milyar $)
          30.4t
          38
          25

          Bu rakamlar gösteriyor ki bu yıl ekonomi öngörülenden daha az büyümüş, enflasyon öngörülenden çok daha yüksek olmuş ve cari işlemler dengesi ise planlanandan daha fazla açık vermiş. Buna ek olarak işsizlik oranı geçen yılın üzerinde kalmış. Ve tüm bunlar aşırı değerli bir Türk lirası ile gerçekleşmiş. Bu tablo genel olarak başarısız bir tablodur.

          Topu Merkez'e attılar
          Başarısızlığı açıklayacak faktörleri de az çok biliyoruz. Hem cumhurbaşkanının, hem de meclisin yenilendiği bir yılda hükümetin harcamaları artırması ve politikaları gevşetmesi zaten beklenen bir gelişmeydi. Bu anlamda hep farklı olduğunu iddia eden AKP hükümeti de önceki hükümetler gibi seçim öncesi seçim ekonomisi reaksiyonunu gösterdi. Cari işlemler açığı ve bazı sektörlerdeki sorunları Para Politikası'nın bir sonucu gibi göstererek, topu zaten enflasyon hedeflemesinde başarısız olan Merkez Bankası'na attı. Oysa dünyanın her yerinde cari işlemler açığı başta olmak üzere tüm ekonomik göstergelerdeki olumsuzlukların birinci dereceden sorumlusu hükümetlerdir.
          Yukarıdaki tablo 2008 ve izleyen yıllara ilişkin bazı riskleri içeren bir tablodur.
          Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği'nden (TÜSİAD) İstanbul Sanayi Odası’na kadar iş dünyasından birçok kuruluşunun tepe yöneticilerinin büyümede görülen yavaşlamaya ilişkin uyarıları bu risklerden dolayıdır. Aynı şekilde Türk mallarının uluslararası pazarlarda rekabet gücünü kaybetmekte olduğu uyarıları da arttı. Özellikle kurun birçok sektörü zorladığını biliyoruz. Ama Harvard’dan Dani Rodrik’in dediği gibi Türkiye’nin kura müdahale lüksü olmadığını da biliyoruz. Eğer YTL’nin yabancı paralar karşısında değeri rekabetçi bir düzeyde tutulabilseydi sanayide kârlılık en az beşte bir oranında daha yüksek olabilirdi ama bu noktada ekonomi yönetiminin elini bağlayan enflasyon gibi bir neden var. Oysa AKP hükümetinin elinde iyi bir fırsat vardı. Güçlü bir meclis çoğunluğu ile geçen son beş yıllık iktidar döneminde ciddi bir sanayi politikası oluşturulabilirdi.

          Dalgalanma krize çevirmez
          Finansçılar son beş yıla damgasını vuran ve bizim gibi ekonomiler için hayatı kolaylaştıran likidite bolluğunun da eskisi gibi olmayacağını ve dış finansman maliyetlerinin bu nedenle biraz daha artabileceğni söylüyorlar. Bu, 2008’de hayatı bizim için biraz daha zorlaştırabilecek bir faktör. Ancak tüm bunlara rağmen 2008’de Türkiye ekonomisi krizin uzağında görünüyor. Ani piyasa dalgalanmaları olabilir ama bu oynaklıkların kriz boyutuna varması beklenmiyor.
          https://twitter.com/keyborsa_simurg

          Yorum

          • simurg
            Administrator
            • 10 Mart 2007
            • 9248

            #6
            Resesyon olacak ama uzun sürmeyecek

            Resesyon olacak ama uzun sürmeyecek

            26.01.2008 | Servet Yıldırım | Haber



            Davos'a katılan CEO'ların ve iktisatçıların ağırlıklı görüşü ABD'de olası bir resesyonun uzun sürmeyeceği yönünde. Dolar önümüzdeki aylarda euro karşısında biraz daha değer kaybedebilir ama yılın geri kalanında güçlenebilir.
            Başlıktaki iddia Davos'ta çarşamba günü başlayan Dünya Ekonomik Forumu'na katılan CEO'ların ve iktisatçıların ağırlıklı görüşünü yansıtıyor. İsviçre'nin bu dağ kasabasında CNBC-e'nin hafta boyunca konuştuğu Forum katılımcıları arasında ABD ekonomisinin bir resesyona girmeden bu krizi atlatacağına inananlar var. Yani Amerikan ekonomisi önceki yıllara göre daha düşük olmakla birlikte yine de büyüyecek. Bu tahmini paylaşanlar arasında bizim merkez bankamızın başkanı Durmuş Yılmaz, UNDP başkanı Kemal Derviş ve 1 Temmuzda Coca Cola CEO'luğunu devralacak Muhtar Kent de yer alıyor. Örneğin Kemal Derviş'e göre ABD ekonomisi sıfıra yakın bir oranda da olsa büyümesini sürdürecek. Ancak özellikle ekonomistler bir resesyonun kaçınılmaz olduğunu düşünüyorlar. Hatta bazılarına göre Amerikan ekonomisi aralık ayından bu yana fiilen resesyonda. Bu kötü haberdi. Bir de iyi haber var: "Resesyon olacak" diyenlerin önemli bir bölümü bunun geçmişteki bazı derin resesyonların aksine çok uzun süreli olmayacağını düşünüyorlar.

            Yeni önlemler gelebilir
            Hatta bu yıl içinde resesyonun olup, toparlanmanın başlayacağı bile senaryolar arasında. ABD'de başkanlık seçimlerinin yapılacağı ve istatistiklere göre seçim yıllarında da derin bir ekonomik durgunluk yaşanmadığı akla getirildiğinde Roubini gibi iktisatçıların ya da Soros gibi yatırımcıların dillendirdiği türden uzun süreli bir resesyon senaryosu çok itibar görmüyor. Bu kanıyı güçlendiren önemli bir adım ise her ne kadar piyasalar çok itibar etmese de Bush'un 150 milyar dolarlık kurtarma paketi. Eğer bu paket gelmezse emin olun ki yeni bir paket daha devreye sokulacaktır. Yeter ki ABD ekonomisi seçim yılında resesyona girmesin, girecekse de uzun süre kalmasın. Tabii eğer böylesi bir toparlanma olacaksa bunun pariteler üzerinde de etkisi olacaktır. Doların yıl sonu itibariyle şu andaki değerinin üzerinde olmasına yol açabilir. Aslında uzunca bir süredir böyle bir beklenti içindeydim.

            Dolar toparlanabilir
            Bu hafta izlediğim Dünya Ekonomik Forumu'ndaki tartışmalar bu kanımı daha da güçlendirdi. Dolar önümüzdeki haftalarda ya da aylarda euro karşısında biraz daha değer kaybedebilir ama yılın geri kalan döneminde Amerikan ekonomisindeki toparlanma beklentileri ve ABD'deki yavaşlamanın Avrupa'ya ve dünyanın geri kalan bölümündeki gecikmeli etkileri nedeniyle üç yıldır karşısında zayıf bir konumda olduğu euro karşısında güçlenebilir.
            Davos'taki tartışmalardan edindiğim iki izlenimi tekrar özetlemek gerekirse ABD ekonomisinde uzun süreli bir resesyon olasılığı çok fazla görülmüyor ve dolar euro karşısında yılın geri kalan dönemlerinde toparlanabilir.
            Peki Türkiye'ye ilişkin Davos'ta neler konuşuldu? Bu yılki gala gecesini özel sektör girişimiyle Türkiye'nin üstlenmesi dışında Türkiye Davos'ta önemli bir gündem maddesi değildi. Ne Çin kadar konuşuldu, ne Körfez kadar analizlere konu oldu. Oysa geçmiş yıllarda Türkiye'nin önemli gündem maddelerinden biri olduğu yılları hatırlıyoruz.
            https://twitter.com/keyborsa_simurg

            Yorum

            • simurg
              Administrator
              • 10 Mart 2007
              • 9248

              #7
              Krize açıkta yakalanma korkusu

              16.02.2008 | Servet Yıldırım | Yorum




              Global ekonomilerde ilginç gelişmeler oluyor. Biz de haftalardır bu gelişmelri yazıyor, çiziyoruz. Tabii bu makro gelişmelerin bir de mikro etkileri var ki onu da firmaların davranışlarından gözleyebiliyoruz. Bu ortamda firmalarda son dönemde artan eğilim her an bir terslik çıkacakmış gibi hazırlık yapmak. Aylar süren görüşmelerden sonra Koç Holding Migros'u kimine göre iyi kimine göre ise düşük olarak nitelenen bir fiyatla BC Partners tarafından kontrol edilen Moonlight Capital'e satma kararı aldı.
              Koç Holding CEO'su Bülent Bulgurlu, buradan gelecek para ile grubun açık pozisyonunun kapatılacağını söyledi. Koç Grubu 4.1 milyar dolarlık Tüpraş alımının finansmanı nedeniyle dışarıdan borçlanmak zorunda kalmıştı. Haliyle önemli boyutta da döviz pozisyon açığı taşımak zorunda kalmıştı. Eminim 2006 ortasındaki o sert global dalgada doların kurunun 1.70 YTL'nin üzerine tırmandığı günlerde Holding yöneticileri sıkıntılı anlar yaşamıştır.
              Açıkla yakalanmak risk
              Aradaki bu tip sıçramalara rağmen geriye dönüp bakıldığında Türk firmaları açık pozisyon taşımak nedeniyle çok fazla acı çekmediler, hatta mutlu bile oldular. Ancak bundan sonraki dönem geçmiş beş yıldan biraz daha farklı olacak gibi görünüyor. Dünyadaki mevcut kredi krizinin önümüzdeki dönemde ne şekil alacağını kimse bilmiyor. Bizim gibi ekonomilerin bu dalgadan nasıl etkileneceği de muamma. Ama derecesi ne olursa olsun olumsuz bir etki olabileceğini en yetkili ağız bile söylüyor. Son 3-4 yıllık dönemde ciddi bir değerlenme hatta aşırı değerlenme içinde olan Türk lirasının aynı seyri önümüzdeki dönemde sürdürüp sürdürmeyeceği de belirsiz.
              İşte böylesi önemli belirsizliklerin olduğu bir ortamda daha sert bir olumsuzluğa yüksek döviz borcu ve pozisyon açığı ile yakalanmak ciddi bir risk. Bu riski göze alan birçok firmanın 2001 krizinde başına gelenler de aslında hafızlardan henüz silinmiş değil. Böylesi bir durumda yüksek döviz açığı olan grupların kur riskinden kurtulmaya çalışmaları doğal bir reaksiyon olmalı. Ben Koç'un tavrını böylesi bir reaksiyon olarak görüyorum.
              Paran varsa büyürsün
              Bir de döviz açık pozisyonu bir yana fazla döviz likiditesi olanlar var. Oyak Bank'ı satarak nakdi kasasına koyan Oyak'ın CEO'su Coşkun Ulusoy Hürriyet'ten Vahap Munyar'a diyor ki, "Bütün dünya krizde kıvranırken, biz elimizde 3.5 milyar dolar nakit ile dolaşıyoruz. Yurtdışında bazı görüşmeler yaptım. 3.5 milyar dolar nakdin farkını daha iyi gördüm." Oyak şimdi dünya çapında bir alım ya da yatırım yapmak için fırsat kolluyor. Çünkü kredi krizinin yaşandığı dünyada elindeki nakdin gücünün Oyakbank'ı sattıkları günkü gücünün üzerinde olduğunu biliyor.
              Çalkantılar ve krizler hem fırsattır, hem de tehdit. Eğer krize elinizde nakit ile girerseniz, çok uygun fırsatlar yakalayıp krizden büyüyerek çıkarsınız. Eğer krize nakit sıkışıklığı ve açık pozisyon ile yakalanırsanız krizden çıkamama olasılığı bile var. Bu herkesin bildiği bir doğru. Peki firmaları adım atmaktan alıkoyan ne? O da "ya kriz olmazsa" düşüncesidir. Eğer siz krize göre firmanızı konumlandırır, ama kriz olmazsa o zaman kaçırdığınız imkanlar ve fırsat maliyeti nedeniyle bir bedel ödemek zorunda kalırsınız.
              https://twitter.com/keyborsa_simurg

              Yorum

              • simurg
                Administrator
                • 10 Mart 2007
                • 9248

                #8
                Kriz bitmiş diyorlar, hemen inanmayın

                Kriz bitmiş diyorlar, hemen inanmayın

                22.03.2008 | Servet Yıldırım | Yorum


                Wall Street'te finansal krizin sona ermekte olduğuna inanların sayısı her geçen gün artıyor. Belki hala çoğunluk "kriz var" diyenlerden oluşuyor ama sayıları gözle görülür bir şekilde azalıyor. Hemen hatırlatalım, son bir yıl boyunca birçok defa "Kriz ya da dalgalanmanın sonuna geldik" diyenler oldu ve her defasında yanıldılar. Kriz biraz daha derinleşti. O nedenle bu defa da ciddi bir yanılma payları olduğunu hesaba katmak gerekiyor. Nitekim salı günü New York Borsası'nda görülen toparlanmanın ardından çarşamba günü gelen düşüş "kriz bitti" diyenlere şüpheyle bakılması gerektiğini doğruluyor. Peki "kriz bitticiler"in temel argümanları ne?
                ABD borsası çökmedi
                En önemli neden Bear Stern gibi dünyanın önde gelen yatırım bankalarından birinin batma noktasına gelmesine rağmen borsanın çökmemesi ve aksine yukarı yönlü hareketine başlaması. Çünkü bırakın krizi normal zamanlarda bile böylesine bir batış haberi piyasalar için ciddi şok olup, fiyatları hızla aşağı çekerdi. Gerçi bu batışın farklı bir yanı da yok değil, çünkü ardında dev bir kurtarma operasyonu yatıyor. Yine de Bears Sterns hikayesinin olabilecek en ucuz şekilde atlatılması Wall Street'te pek çokları tarafından krizin artık dip noktayı gördüğü ve toparlanmanın başladığı şeklinde yorumlanıyor.
                Yine geçen haftanın son günü yabancı ajanslardan birinde, MarketWatch'da, yeralan benzer bir yorum vardı. Yorumu yapan Punk Ziegel adlı kuruluşun analistlerinden Dick Bove. Özetle, "Müjde ey yatırımcılar. Finansal kriz sona erdi. Sizin için ucuzlamış fiyatlardan bankacılık sektörü hissesi almak için oldukça uygun fırsatlar var. Böyle fırsatlar insanın ayağına kolay kolay gelmiyor. Eğer alırsanız kazanırsınız" diyor. Tabii ben Bove'un sözlerini kendimce özetledim ama inanın bu kadar açık olmasa bile aynı anlamda sözler sarfediyor Bow müşterilerine gönderdiği notta.
                Hasarlar bilinmiyor
                Yetmedi ardından hazine kağıtları dışındaki enstürmanları teminat olarak kabul edeceğini açıkladı ve elindeki milyarlarca dolarlık toksik kağıtları piyasada kullanamadığı için zorda olan finans kuruluşlarını rahatlattı. O da yetmedi, iskonto penceresinden yatırım bankalarının da yararlanmalarını sağladı. Yetmedi, iskonto oranını düşürdü. O da yetmedi, gösterge faizi hızla aşağı çekti. Yani ne gerekiyorsa yaptı ve daha da önemlisi yatırımcıları daha gereken ne varsa yapılacağına ikna yolunda önemli adımlar attı.
                Bence finansal kriz bitti demek için henüz erken. Hala birçok finans kuruluşunun bilançosundaki hasarlar net olarak bilinmiyor ama Bear Sterns olayı gösterdi ki FED ve Amerikan yönetimi büyüklerin batmasına izin vermeyecek. Ancak yeni şoklar ve buna bağlı yeni piyasa hareketleri görülebilir. Bu arada bir ayrım yapmak şart. Bu yazıda sözü edilen finansal krizin dibinin görülüp görülmediğidir. ABD ekonomisinin durgunluğa ya da resesyona girip girmediği ve bu resesyonda dip noktanın görülüp görülmediği farklı bir konu. O konuda da diyecek çok söz var ama başka bir yazıya
                https://twitter.com/keyborsa_simurg

                Yorum

                • simurg
                  Administrator
                  • 10 Mart 2007
                  • 9248

                  #9
                  Dünyada enflasyon artıyor

                  29.03.2008 | Servet Yıldırım | Yorum

                  Japonya neredeyse yıllarca eksi enflasyonla yaşadı ancak son dönemde o da enflasyon endişesine kapılan ülkelerden biri oldu. Cuma günü şubat ayı enflasyon rakamı açıklandı ve görüldü ki Japonya'da enflasyon son 10 yılın en yüksek seviyesine yükselmiş. Yıllık enflasyonun geldiği yüzde 1'lik seviyeyi bizim yüzde 9 ile karşılaştırdığımızda çok düşük gelebilir ama Japonya'ya kendi içinde bakmak en doğrusu. Böyle bakılınca görülüyor ki, Japonya'da enflasyon bir süredir artış eğiliminde aynı diğer onlarca ülkede olduğu gibi.

                  devamı...
                  situs judi bola online KOKOBOLA terbaik dan bandar bola terpercaya di Indonesia Nomor 1 Tahun 2024. Para pecinta taruhan judi bola yang memang ingin mengikuti taruhan, sekarang anda sudah bisa bergabung bersama situs kami sebagai tempat bermain yang aman, nyaman dan dijamin 100% dibayar.
                  https://twitter.com/keyborsa_simurg

                  Yorum

                  • simurg
                    Administrator
                    • 10 Mart 2007
                    • 9248

                    #10
                    Petrol, dolar ve pirinç

                    23.04.2008 | Servet Yıldırım | Yorum


                    Piyasalarda son günlerde asıl hareket petrolde yaşanıyor. Ham petrol fiyatları sık sık rekorlar kırıyor. Hafta başında 117.83 dolarla rekor kıran ABD ham petrolü 117 seviyesinin üzerinde tutunmaya devam ediyor. Brent petrol de 114.86 dolarlık varil fiyatının civarında seyrediyor. Piyasa profesyonelleri arasındaki düşünce dolardaki düşüş duruncaya ya da dünya petrolünün üçte birini kontrol eden kartel konumundaki OPEC üretimi ciddi bir şekilde artırıncaya kadar fiyatlardaki yukarı yönlü hareketin devam edeceği şeklinde. Şu anda 118 doların hemen altında seyreden ABD hafif petrolünün fiyatı koşullarda bir değişme olmazsa çok uzak olmayan bir gelecekte 125 dolar seviyesini de görebilir.

                    Fiyat ikiye katlandı
                    Böylece bir zamanlar çok abartılı bulunan tahminler de birer birer gerçekleşiş oluyor. Mesela 100 dolar aşılması zor ve önemli bir seviye olarak görülüyordu. Kolayca aşıldı. 115 dolar seviyesi iyi bir psikolojik sınır olarak algılanıyordu ama o da kolayca aşıldı. Aynı şeyler önce 125 dolar ve ardından 150 dolar gibi bir zamanlar abartılı bulunan seviyeler için de geçerli olabilir. Son hareketle fiyatlar bir yılda neredeyse tam iki katına çıkmış oldu. Peki bu tırmanışın durması için ne gerekiyor. Petrole güçlü bir talep var. Bu talep sadece bugünün konusu değil. Son 5-6 yıldır piyasalar bu talebin baskısı altında bulunuyor. Özellikle Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya gibi yükselen piyasa kategorisinde yer alan ve hızlı büyüyen ekonomilerden gelen bir talep bu. Görünen o ki bu ülkelerde, özellikle Çin ve Hindistan'da talep bir anda kesilmeyecek.

                    Tek çözüm güçlü dolar
                    Arz tarafında ise OPEC üretim artışına sıcak bakmıyor. OPEC'e göre fiyatlardaki artışın ana nedeni arz-talep dengesizliği değil. Yani arz artsa bile fiyatlar yumuşamayacak. OPEC'e göre suçlu hedge fonların ve diğer yatırımcıların yaptığı kâr amaçlı spekülatif hareketler ve düşük rafinaj kapasitesi. O halde geriye bir tek doların değer kazanması kalıyor. Bunun için de haftalardır konuştuğumuz gibi ABD Merkez Bankası'nın (FED) ağustosta başladığı faiz indirim sürecine bir son vermesi gerekiyor. Aslında FED de son zamanlar bunun, yani faiz indiriminde frene basmanın sinyallerini veriyor. Bazı FED bölge başkanlarının son bir haftada yaptığı açıklamalar bu yöndeydi. FED bu ay sonunda yapacağı toplantıda belki bir çeyrek puanlık indirim daha yapabilir ama anketlere göre bu son indirim olabilir. Ve ondan sonra FED durur. Eğer bu senaryo tutarsa, o zaman petroldeki tırmanışın da son bulduğunu görebiliriz. Bu noktada akla petrol için makul fiyat seviyesinin ne olduğu sorusu geliyor.

                    Pirinç bin dolara ulaştı
                    Makul olan aslında zamana göre değişiyor. Bundan bir yıl önce makul için 40-50 dolar aralığından bahsediyorduk, ama şimdi piyasa 80-85 dolar dolayını konuşuyor. Bu, bir anlamda ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi bir şey. Daha önce çok yüksek bulunan 80-85 dolar aralığı fiyatları 117 doların üzerine taşıyan son hareketinin ardından makul bir seviye olarak görülmeye başlandı. Aslında sadece petrol değil diğer emtialarda doların değer kaybından etkileniyor. Önce metaller bu hareketten olumsuz etkilendi, altın, platin gibi emtialar rekor seviyelere yükseldiler. Ardından gıda maddeleri payını aldı. Örneğin buğday, mısır ve tabii ki son günlerin popüler ürünü olan pirinç. Bundan 1-1.5 ay önce ton başına 300 dolar dolayında olan pirincin uluslararası piyasalardaki fiyatı 1.000 doları buldu.
                    Geçmişe baktığımızda görüyoruz ki, ne zamanki petrol fiyatları tırmanmış pirincin fiyatı da ona paralel bir seyir izlemiş. Çünkü üretim maliyeti enerji nedeniyle artmış. Mesela 1970 başlarındaki OPEC petrol krizi sırasında pirincin ton fiyatı bugünkü fiyatlarla 1.300-1.400 doları görmüş. Bugün hala bu seviyenin altındayız. Sadece pirinç değil diğer gıda maddelerinin fiyatlarında da artış var. Mesela kırmızı mercimek son bir yılda yüzde 130, bulgur yüzde 100, makarna yüzde 100, fasulye yüzde 60'ın üzerinde artmış.

                    Eski seviyelere dönülmez
                    Hemen kötümser olmayalım. Bu yıl dünya hububat rekoltesinde yüzde 2,6'lık bir artış bekleniyor. Bu artış fiyatları yumuşatır mı? Yumuşatabilir ancak kimse 2007 başlarındaki seviyelere dönülmesini beklemiyor. Bu hafta pazartesi günü NTV ekonomi yayınında konuştuğumuz Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis de şu andaki fiyatların aşırı yüksek olduğunu ve yakın zamanda düşüşün başlayacağını düşünüyor ancak o da eski normal seviyelerin artık görülmeyebileceğini söylüyor. Dünyadaki pek çok profesyonelin de aşağı yukarı aynı görüşte olduğunu görüyoruz. İşte galiba bu nedenle Birleşmiş Milletler açlık sorununa karşı patates gibi hem kolay yetişen hem besleyici değeri yüksek yeni ürünlere yönelinmesini teşvik ediyor.
                    https://twitter.com/keyborsa_simurg

                    Yorum

                    • simurg
                      Administrator
                      • 10 Mart 2007
                      • 9248

                      #11
                      Diyarbakır'da da Frankfurt'ta da aynı endişe

                      07.06.2008 | Servet Yıldırım | Yorum
                      Haftanın son gününü Anayasa Mahkemesi'nin türban kararını konuşarak geçirdik ama aslında bu hafta piyasalara damgasını vuran enflasyon oldu. Sadece bizde değil dünyanın neresine bakarsanız bakın herkes enflasyona karşı yüksek seviyede alarm pozisyonuna geçmiş, bekliyor. Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası'nın karar vericileri Frankfurt'ta toplandı ve enflasyonun ne kadar tehlikeli bir tehdit haline geldiğini konuştularHaftanın son gününü Anayasa Mahkemesi'nin türban kararını konuşarak geçirdik ama aslında bu hafta piyasalara damgasını vuran enflasyon oldu. Sadece bizde değil dünyanın neresine bakarsanız bakın herkes enflasyona karşı yüksek seviyede alarm pozisyonuna geçmiş, bekliyor. Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası'nın karar vericileri Frankfurt'ta toplandı ve enflasyonun ne kadar tehlikeli bir tehdit haline geldiğini konuştular.


                      situs judi bola online KOKOBOLA terbaik dan bandar bola terpercaya di Indonesia Nomor 1 Tahun 2024. Para pecinta taruhan judi bola yang memang ingin mengikuti taruhan, sekarang anda sudah bisa bergabung bersama situs kami sebagai tempat bermain yang aman, nyaman dan dijamin 100% dibayar.
                      https://twitter.com/keyborsa_simurg

                      Yorum

                      • simurg
                        Administrator
                        • 10 Mart 2007
                        • 9248

                        #12
                        Lehman'ı kurtarmak

                        13.09.2008 | Servet Yıldırım | Yorum


                        İnsan bir kere düşmeye görsün. Ondan sonra toparlanmak gerçekten de zor oluyor. ABD'nin dört dev yatırım bankasından biri olan Lehman Brothers'ın hali de biraz bu deyişe uyuyor. Bir zamanların gözdesi, herkesin çalışmak için can attığı kuruluştu. Yatırımcılar dört gözle onun raporlarını bekler ve ona göre yatırımlarına yön verirdi. Oysa şimdi Lehman "Dünya yuvarlaktır" dese herkes şüpheyle bakıyor. Geçen hafta CNBC-e New York muhabiri Selim Atalay'dan dinledim. Lehman Brothers'ın araştırma bölümü 22 Ağustosta bir rapor yayımlamış. Konu Arjantin ekonomisi. Kelimeler farklı olabilir ama Lehman içerik olarak demiş ki: "Emtia fiyatları düşüyor. Arjantin ekonomisi de emtialara dayalı bir ekonomi. Dolayısıyla emtia fiyatlarındaki düşüş nedeniyle Arjantin dış borçlarını ödemekte zorlanabilir."
                        Arjantinlileri kızdıracak bir rapor. Hatırlayın, 2000'li yılların başında Türkiye üzerine yazılan bu tip raporlar bizi ve ekonomimizi yönetenleri nasıl deli ederdi. Aynı şekilde Arjantilileri de deli etmiş ve ülkenin devlet başkanı çıkıp "Lehman Brothers Arjantin ile uğraşacağına kendi hesaplarına baksın" demiş. Ve kuruluşun bundan yedi yıl önceki raporunu hatırlatmış. O raporda Lehman Arjantin'in kamu maliyesini övmüş, ancak bu raporun kısa bir süre ardından Arjantin ekonomisi çok derin bir krize girmişti. Sonuçta Lehman'ın "Kamu maliyesinde sorun yok" dediği Arjantin, dış borçlarını ödeyemez duruma düşmüştü.

                        İtibar krizi dorukta
                        Lehman'ın itibar krizi şu anda dorukta. Şirket geçen hafta içine girdiği krizden kurtulabilmek için bir kurtarma ya da yeniden yapılanma planı açıkladı ama yatırımcıların neredeyse hiçbiri bu planı ciddiye almadı. İş geldi dayandı, klasik kurtulma noktasına. Klasik diyoruz çünkü tarihin her döneminde bu yönteme başvurulmuş ve bu yöntem de çalışmıştır. Dışarıdan biri gelip, diplere düşmüş olan şirketin kontrolünü alır ve şirket biraz da otorite zoruyla kurtarılır. Şimdi de Bank of America'dan Nomura'ya, Kore Kalkınma Bankası'ndan Barclays'e kadar birçok bankanın sadecec yılın ikinci çeyreğinde 3.9 milyar dolar zarar eden Lehman'ın kurtarıcı adayı olarak adı geçiyor. Bu yazıyı yazıdığım sırada yani cuma günü öğleden sonra isimler havada uçuşuyor ancak belirgin bir isim yoktu. Fakat tahminler pazartesi gününe kadar bu arayışın sonuçlanarak Asya piyasalarının açıldığı pazartesi sabahı bir kurtarıcı bulunması yönündeydi.

                        Batmasına izin verilmez
                        Bank of America'nın adının biraz daha öne çıktığını da belirteyim. New York Borsası'nda hisseleri 33 dolar dolayındaki fiyattan işlem gören Bank of America'nın, hissesi 4 dolara kadar düşen Lehman'ı alması sadece sorunlu bankayı değil, sorunlu Amerikan finans sistemini de kurtaracak. Sistem Bear Sterns, Freddie Mac ve Fannie Mae gibi şokları bu yöntemle aştı. Lehman'ı da aynı şekilde aşmak zorunda. Batmasına kolay kolay izin veremez, çünkü sistemik bir risk haline dönüşmesini Amerikan otoriteleri kolay kolay göze alamaz. 1844 yılında Henry Lehman adlı bir Alman göçmeninin açtığı küçük bir dükkan olarak hayata başlayan ve 2007 yılında rekor düzeyde kâr eden bir kuruluş mertebesine ulaşan Lehman giderken yanında başkanlarını da götürür. Bahsedilen kuruluş 2004-2007 döneminde Londra Borsası'nda en yüksek işlem hacmini gerçekleştiren yatırım bankasıydı. Onun yokluğu sadece ABD'de değil Avrupa'da, Asya'da ve hatta bizim gibi piyasalarda bile rahatsızlık yaratır. Lehman Brothers Amerikan yönetiminin yanlış poilitkaları ve kontrol eksikliği ile global ekonomiye bıraktığı bir bombadır.
                        https://twitter.com/keyborsa_simurg

                        Yorum

                        • simurg
                          Administrator
                          • 10 Mart 2007
                          • 9248

                          #13
                          Daha çok şirket batar mı

                          20.09.2008 | Servet Yıldırım | Yorum


                          Amerikan Hazinesi her krizde, her otoritenin duvara çarpma anında yapmak zorunda olduğu şeyi yaptı. Elini taşın altına koydu. Maliyeti üstlendi. Yapılmakta olan şey, birçok üyesi batma noktasına gelen finans sistemindeki sorunlu alacakları devralmak. Böylece hem bu bankaların bilançoları rahatlamış olacak hem de karşılık ayırmak zorunda kaldıkları kötü kredilerden, moda deyimiyle "zehirli aktifler"den kurtulunca yeni kredi açma imkanına kavuşacaklar. Bu ilk defa yapılmıyor, daha önce de çok kez başvuruldu. Türkiye'den İsveç'e kadar daha önceki benzeri bir çok örnekte görülmüştür ki, böylesi bir manevra sistemi ciddi şekilde rahatlatabiliyor.

                          Cerrahi müdahale yapıldı
                          Amerikan bankaları emlak balonunun sürdüğü uzun dönem boyunca ciddi boyutta ipoteğe dayalı araçlar çıkardılar. Zamanında çok kârlı olan bu araçlarla rekor kârlar elde ettiler ama aynı zamanda farkında olmadan zehirlendiler. Zehiri bünyeden atmak ise o kadar kolay değil. İşte Amerikan Hazinesi şu anda, kendi bünyelerini kendileri temizlemekten aciz duruma düşen ABD finans sistemine dışarıdan cerrahi bir müdahale yapıyor. Sistemin başarısızlığını kabul ediyor. Kısa bir süre öncesine kadar herkese örnek gösterilen gelişmişlik sıralamasında ilk sırada yer alan Amerikan finans sisteminin aslında ne kadar aciz durumda olduğunu ortaya koydu bu müdahale. Bu yapılanın önceki çözümlerden farkı daha çok sistemik krizi önlemeye yönelik olmasıdır. Yani daha kalıcı ve doz olarak daha şiddetli. Oysa bugüne kadar atılan adımların çoğu geçici nitelikteydiler. Geçici önlemlerle finansal sisteme kaybolan güvenin tekrar sağlanması mümkün olamazdı, bu adım bile o güveni kısa sürede geri getiremeyecektir.

                          Öncelikli hedef istikrar
                          ABD'de bunlar olurken, diğer ülkelerde de olağanüstü kriz adımları atıldı. İngiltere açığa satışı sınırladı. Düşünebiliyor musunuz, Avrupa'nın en gelişmiş finans merkezinde dört ay süreyle açığa satış yasak. Aynı şeyi ABD de yaptı, ama o ilk etapta bu yasağa 10 günlük bir süre için başladı. Rusya 130 milyar dolarlık bir önlemler paketi devreye soktu. Japonya ve Uzakdoğu'daki diğer ülkelerde merkez bankaları sisteme para pompaladılar. Çin borsaya destek için hareket geçti. Hepsinin amacı aynı: Yeter ki finansal piyasalar istikrara kavuşsun, ödemeler sistemi aksamadan çalışsın. Çünkü biliyorlar ki, bunlar sağlanamazsa ekonomileri düzeltmek mümkün olmaz.
                          Sonuçta cuma günü itibariyle önlemlerin piyasalardaki serbest düşüşü durdurmaya yettiğini görüyoruz.

                          Yeni iflaslar sürpriz olmaz
                          Ancak başlıktaki sorunun yanıtı o kadar kolay değil. Sırf bu adımlar atıldı diye "Daha yeni şirket batışlarını artık görmeyiz" diyebilecek babayiğit şu anda yok. Çünkü krizin hem finans hem de reel sektörde yarattığı zararın boyutunu hala bilmiyoruz. Daha kısa bir süre öncesine kadar krizden göreli olarak en az etkilendiği yorumları yapılan Morgan Stanley harıl harıl ortak arıyor. Goldman Sachs'ın adı bile ortak arayanlar arasında dolaşıyor. Oysa herkes Goldman'a en güçlü yatırım bankası gözüyle bakıyordu. Havacılık sektöründe Alitaia gibi başka zorda olan firmalar olduğu tahmin ediliyor. Ekonomilerin yavaşlamakta olduğu, finans kuruluşlarının kredi verme kapasitelerinin zayıfladığı bir dönemde reel sektörün hiçbir şey olmamış gibi faaliyetlerini sürdürmelerini beklemek yanlış olur. Daha yeni iflaslar sürpriz olmamalı.
                          https://twitter.com/keyborsa_simurg

                          Yorum

                          • simurg
                            Administrator
                            • 10 Mart 2007
                            • 9248

                            #14
                            Japonya'ya dikkat

                            27.09.2008 | Servet Yıldırım | Yorum



                            Dünya finans sisteminde taşlar yerinden oynuyor. Amerika'da Wall Street tarzı yatırım bankacılığının sonuna gelinirken, bundan birkaç yıl öncesine kadar batış senaryoları yazılıp çizilen Japon finans şirketleri şimdi New York'ta uygun fiyatlı banka arıyorlar. Thomson Financial'ın verilerine göre Japon finans şirketlerinin denizaşırı yatırımlarının toplamı bu yıl 2007'yi dörde katlayarak 12.5 milyar dolara yükseldi. Japonya'nın en büyük bankası Mitsubishi, Japon bankacılık tarihinin en büyük denizaşırı yatırımını gerçekleştirerek Morgan Stanley'in yüzde 20'ye kadar hissesini 8.5 milyar dolara satın alacağını açıkladı.

                            Japonya'nın en büyük brokeri Nomura Holdings, Lehman Brothers'in Asya birimini 525 milyon dolara satın almak için anlaştı. Nomura ayrıca Lehman'ın Avrupa'daki hisse senedi ve yatırım bankacılığı faaliyetlerini de alacak. Japon finans şirketlerinin ABD şirketlerine gösterdiği ilgi, Goldman Sachs-Sumitomo yakınlaşmasını da gündeme getirdi. Japon basını, Japonya'nın üçüncü büyük bankası Sumitomo'nun Goldman Sachs'a yatırım yapmayı planladığını yazıyor.

                            Japonya hala sorunlu
                            Bundan bir kaç ay öncesine kadar, bırakın Amerikalıları Japonların kendileri bile Amerikanın finans devlerininin kısmen de olsa Japonların eline geçeceğine ihtmal vermiyorlardı. Peki ne oldu da böyle oldu? Japonya'nın ABD'deki yatırımlarının artması Japon bankalarının güçlenmesinden değil, Amerikalıların zayıflamasından kaynaklandı. Yoksa Japonya hala aynı sorunlu Japonya ve Japon finans sistemi hala aynı sorunlu sistem.
                            Japon bankalarının şansı ABD'deki krizden henüz çok fazla etkilenmemiş olmak. Bu da aslında şanstan çok Japonların son dönemde yüksek riskli yatırımlardan kaçınmalarından kaynaklanıyor. Oysa aynı dönemde Amerikan bankacılık devleri yüksek risk-yüksek getiri cazibesine kapılarak çok iyi kârlar elde ettiler. Japon bankaları bu dönemde yüksek riskten kaçındılar çünkü Japonya'nın kendi finansal krizi sırasında ayakta kalabilmek için zoraki sermaye artırımları yapıldı, muazzam boyutta kamu fonları kullanıldı. Bu deneyim hafızalarda taptaze olduğu için Japonlar riske mesafeli durdular. Aynı bizim bankacılık sistemimizin bu dönemde yaptığı gibi.

                            Resesyon tehlikesi var
                            Tüm bu gelişmeler Japon ekonomisinin hala sorunlu bir ekonomi olduğu gerçeğini değiştirmedi. Japonya hala resesyonun kıyısında dolaşan bir ekonomiye sahip. Yüksek petrol ve emtia fiyatlarından olumsuz etkileniyorlar. Gayri safi yurtiçi hasılanın 1.5 katına ulaşan kamu borcu hala önemli bir tehdit. Ekonomi yılın ikinci çeyreğinde yıllık bazda yüzde 3,3 daraldığı için bozulan kamu maliyesi ve borç rasyosunu düzeltmek amacıyla kemer sıkma esneklikleri de yok. Enflasyon ise Japon ölçeklerine göre yüksek ama bu durum karşısında kolay kolay faiz artıramayan bir ülke Japonya. Çünkü resesyon tehlikesi var. Dolayısıyla Japon bankalarının sorunlu Amerikan bankalarına yatırım yapmalarına bakıp Japonya'nın iyi bir durumda olduğunu sanmayın. Japonya ekonomisi de Amerikan bankacılık sistemi kadar sorunlu.
                            https://twitter.com/keyborsa_simurg

                            Yorum

                            • simurg
                              Administrator
                              • 10 Mart 2007
                              • 9248

                              #15
                              Piyasalarda düzeltme sürecek

                              11.10.2008 | Servet Yıldırım | Yorum



                              Hiçbir kriz sonsuza kadar sürmez. Son küresel kredi krizi de bir noktada son bulacak bulmasına ama ne zaman? Ve sonrasında neler olacak? Yaşananları basitleştirelim: 2002 yılından sonra likidite bolluğunun da etkisiyle her alanda balonlar oluştu, fiyatlar artmanın ötesinde şişti. Amerika'daki bir konuttan Ukrayna'daki bir şirket hissesine kadar neredeyse yeryüzündeki tüm varlıkların fiyatları arttı ve kimsenin öngöremeyeceği seviyelere yükseldi. Finans sisteminde karşılığı olmayan "birşeylere dayalı menkul kıymetler" çıkarıldı. Kısacası her alanda balonlor oluşturuldu. Yüksek prim avcısı yatırım bankacılarının icatlarıyla bu balonlar daha da şişti. Şiştikçe onlar daha fazla prim sarhoşu oldular. Şimdi sıra geldi bu balonların sönmesine.


                              Dow Jones çok önemli
                              Bu sürecin yaşanılması kaçınılmazdı. Nasıl ki hiçbir kriz sonsuza kadar sürmez, aynı şekilde hiçbir balon da sonsuza kadar şişmezdi. Arzulanan bu düzeltmenin zamana yaygın ve yumuşak bir şekilde olmasaydı, kriz şeklinde değil. Ancak öyle olmadı. Sert bir düzeltme görüyoruz. Şimdi dünya beş-altı yıl süren bir şişme sürecinin ardından ciddi bir düzeltme yaşıyor. Mesele bu düzeltmenin nereye kadar süreceği. Farklı değerlendirmeler var. Mesela yıl başından bu yana yüzde 35 dolayında düşen Dow Jones Endeksi'nin daha ne kadar düşeceği önemli. Dow Jones'daki serbest düşüşün durduğu nokta bence küresel kredi krizinin dip noktasının tesbitinde önemli bir aşamadır. Endeksin 8.300 dolayında istikrar kazanacağını öngörenler var ama ben 7.500 gibi bir Dow Jones seviyesini de çok uzak ihtimal görmüyorum.

                              İMKB'de panik hareketi yok
                              Bu arada bizim para ve sermaye piyasalarımızda da önemli düzeltme yaşanıyor. İMKB Endeksi geçen hafta yüzde 10,6 geriledi. Bu düşüş diğer birçok piyasa ile karşılaştırıldığında düşük kalıyor. Mesela Rusya yüzde 26, Japonya yüzde 24,2, Macaristan yüzde 21,3, Brezilya yüzde 16,7 gerilemiş. Şansımız bizdeki hareketin bir panik hareketi değil, global hareketin bir parçası şeklinde gelişmesi. Aslında bu tür bir düzeltmenin olması eğer işin ucu paniğe varmazsa çok olumsuz bir gelişme olarak da görülmemeli. Örneğin YTL'nin değer kaybı Güngör Uras'ın dediği gibi "hazmediliebilir boyutta" kaldığı sürece dış dengesizliğin düzeltilmesi ve zordaki bazı sektörlerinin önünün açılması anlamında işimize yarayabilir. Piyasaların sağlığı açısından düzeltmeler gerekiyordu. Ama içerideki yatırımcıların bir panik havasına girmemeleri önemli. İçerideki yatırımcıları panikten uzak tutacak davranış ise otoritelerin tavrı ve atacakları adım olacaktır.

                              IMF işimizi kolaylaştırır
                              Bu nedenle Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi bir kuruluşu yanımıza almanın bu aşamada işimizi kolaylaştıracağını söylüyoruz. Bu nedenle yerel seçimler öncesi yerel yönetim harcamalarının şişirilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Bu nedenle kamu maliyesinde dikkatli davranmanın önemini vurguluyoruz. Bir de geçmiş birikimlerden ve derslerden faydalanmak gerektiğini tavsiye ediyoruz.
                              Türkiye ekonomisi 2001 krizinde ciddi tecrübeler kazandı ama bunun da ötesinde krizden çıkmak ve bir daha krize girmemek için her alanda önemli adımlar atıldı. Mesela, Ecevit hükümeti döneminde atılan bu adımların faydasını bugün görüyoruz. Ve o dönemi yaşayanlar hatırlarlar; bu adımların çoğu dönemin bürokratları, ekonomi bakanı Kemal Derviş ve IMF'nin zorlamasıyla atılmıştı. Türkiye bugün krizin uzağındaysa bugün neredeyse hiçbiri görevde olmayan bu teknisynelerin çok büyük katkısı var.
                              https://twitter.com/keyborsa_simurg

                              Yorum

                              Working...
                              X

                              Debug Information