Yiğit Bulut

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ilker
    Tecrübeli
    • 02 Haziran 2007
    • 196

    #16
    yiğit bulut çıldıracak heralde, makaleye ne başlık atmış öyle....

    Yorum

    • ilker
      Tecrübeli
      • 02 Haziran 2007
      • 196

      #17
      Her şey başladığı noktaya döner mi

      Her şey başladığı noktaya döner mi
      01.10.2007 / Yiğit Bulut / Yorum





      Uzun bir aradan sonra yeniden birlikteyiz. Birlikteyiz ama hemen “Piyasalarda ne olacak” sorusuna cevap aramaya geçmeyeceğiz. Özellikle son bir haftadır piyasadan uzak kaldığım için bu soruyla yarın ilgilenmemiz daha doğru.

      Peki neden bahsedeceğiz?

      Başlığı biraz daha açarak soruyu yeniden soralım: Piyasa dediğimiz devinen her yapı "tepe" olarak nitelenen daha önce test etmediği noktalarına varsa dahi mutlaka geri döner mi?

      Cevabı birçok somut ve soyut teori eşliğinde inceleyebileceğinizi belirterek size bırakıyor ve konuyu sorgularken gözüme çarpan bir matematiksel gerçeği aktarmak istiyorum.



      3 katından 1 fazla yukarı

      Değerli dostlar, "X" olarak adlandırabileceğimiz bir piyasa göstergemiz, daha güncel ifadesi ile endeksimiz olduğunu varsayalım ve bu piyasanın belli bir noktadan yola çıkarak her alım dalgasında 3 katına çıkıp, tepede kalmayı ifade etmesi açısından üstüne 1 eklendiğini, her geri çekilmede de yüzde 50 geri geldiğini varsayalım.

      Bu noktada soralım: Her dalgada 3 katından 1 fazla yukarı giden ama buna karşılık yarısına kadar geri çekilen bu piyasa, sizce başladığı noktaya hatta altına gelir mi?

      İlk cevabınızı duyar gibiyim: 3 kat gidip, yarısına kadar geldiği için gelmez.

      Kim bilir, belki de gelir hatta her deneme, çan eğrisi uyarınca tepe yaptıktan sonra yeniden yatay dediğimiz uçlara varabilir.

      Değerli dostlar, bu noktada matematikte "3N+1" veya "Collatz Problemi" olarak adlandırılan dinamik eşliğinde, endeksin değerini belli bir noktadan başlatmak ve birkaç örneği size aktarmak istiyorum.

      Örnek 1: Endeksimizin başlangıç değeri 3 olsun. Yukarıdaki mantığı uygulayalım ve tek sayıları, 3 katına çıkan endeksi ifade etmek için, 3 ile çarpıp 1 ekleyelim. Çift sayıları da yüzde 50 geri çekilme prensibi ile 2'ye bölelim. Elde ettiğimiz sayılar şöyle oluşur: 3, 10, 5, 16, 8, 4, 2, 4, 2, 1. Sonuç çok açık: Trend 3 noktasından başlıyor, tepe yapıyor ve 4, 2, 1 döngüsüne, yani piyasa ağzı ile yatay dinamiğe kavuşuyor.

      Örnek 2: "Yukarıdaki deneme tesadüf eseri böyle oldu" diyorsanız, 7 ile başlayalım. Elde ettiğimiz sayılar şöyle: 7, 22, 11, 34, 17, 52, 26, 13, 40, 20, 10, 5, 16, 8, 4, 2, 1, 4, 2, 1. Sonuç yine çok açık: Trend, 7 noktasından başlıyor, 52 zirvesini zorluyor ve yeniden yatay dinamiğe kavuşuyor. Sayıları grafik üzerinde dağıtırsanız çan eğrisi prensibine uyan, tepe yapıp salınan bir trend elde edebilirsiniz.

      Örnek 3: "Yine tesadüf oldu" diyorsanız, sizi yormadan bizi küçük sayılar içinde en tepe noktasına götürecek sayı olan 27 ile başlayalım. Elde ettiğimiz sayıların hepsini burada yazmam mümkün değil ama bazılarını atlayarak aktarıyorum: 27, 82, 124, 9232, 4616, 4, 2, 1, 4. Sonuç yine çok açık: 9232 noktası test edilmesine hatta hepimiz "Geri dönmez" diye umutlanmamıza rağmen, belli bir noktada sert düşüşler geliyor ve yeniden kaçınılmaz sona ulaşıyoruz.



      Sonuç hep aynı
      Sonuç: Bilgisayarınızda yaptığınız denemeleri çoğaltıp 1 trilyon başlangıç olana kadar deneyebilirsiniz. Yorulmak istemeyenler için ben sonucu aktarayım: Her denemeniz için kaçınılmaz son 4, 2, 1, 4 yani dibe yakın salınan yatay dinamik.

      Son söz: Yukarıdaki çok basit matematiksel çıkarım sonrası başlığı da hatırlatarak piyasa kavramı eşliğinde soralım: "Her piyasa başladığı noktaya döner mi?" Matematik, "Evrende her şey başladığı noktaya döner" gibi hâlâ kesin olarak kanıtlanmamış çıkarımlara imkân verirken, bizler de piyasa için şunu söyleyebiliriz: Orta ve uzun vadede dönüş kesin olmakla birlikte gözlem aralığı kısa tutulursa 1980 sonrası DOW endeksinin durumu gibi istisnalar olabilir. Bu noktada çok tartışılması gereken finansal mutasyon kavramı ortaya çıkar. Yer kalmadığı için ileride devam edeceğiz.



      Dolar 1 YTL olur mu
      Not 1: Daha önce paylaştığımız “1 dolar 1 YTL olur mu” başlıklı yazıda ve diğer bütün yazılarımda hep aynı tezi savundum: Türkiye’de ve dünyada piyasalar yeni en noktaları deneyecekse petrol fiyatı mutlaka ve mutlaka yüksek kalmalı. Bu bağlamda sizlerle doların 1 YTL’ye doğru kayması için petrolün kırması gereken 77-79 dolar bandını da uzun uzun tartışmıştık. Türkiye’de çok kişi bu görüşe her zaman karşı çıktı ve yüksek petrol fiyatının dünya piyasalarını bozacağını iddia ettiler. Geldiğimiz nokta çok açık: Brent petrol 77-79 dolar bandı üzerinde ve dünya piyasaları eski zirveleri ve yeni enleri zorluyor.

      Not 2: 2001 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti’nin imzaladığı anlaşmalar gereği özellikle bazı meslek gruplarından olanların, Avrupa Birliği'nde (AB) serbest dolaşabileceğini iddia ediyorum ve bu konuda sizlerle birçok yazı paylaştık. Geçen hafta Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ATAD) 20 Eylül 2007 tarihinde Veli Tüm ve Mehmet Darı’ya ilişkin aldığı karar doğrultusunda; AB ülkelerine hizmet sunumu ya da edinimi için giden Türk işadamı, esnaf, öğrenci, sporcu, gazeteci, avukat, doktor, şoför ve diğer meslek gruplarının vizesiz seyahat edebileceği açıklaması, -Türk Dışişleri halen aksini iddia etse bile- tezimizi güçlendirdi. Bu konuda daha fazla kamuoyu oluşturmamız gerekli. Kazanılmış hakkımızı alalım, desteğinizi bekliyorum.

      Matematik, 'Her şey başladığı noktaya döner' gibi hâlâ kesin olarak kanıtlanmamış çıkarımlara imkân veriyor. Orta ve uzun vadede dönüş kesin olmakla birlikte gözlem aralığı kısa tutulursa bazı istisnalar olabilir. Bu noktada çok tartışılması gereken finansal mutasyon kavramı ortaya çıkar.

      Yorum

      • simurg
        Administrator
        • 10 Mart 2007
        • 9248

        #18
        'Sıcak para babalarının' istediği olacak
        05.10.2007 / Yiğit Bulut / Yorum





        Alternatif bir başlık daha atalım: "Sıcak paracılar Türkiye’de her zaman biliyorlardı." Neyi biliyorlardı? Gayet basit. Bugüne kadar paylaştığımız grafikleri, 2000 yılında alınamayan (ne hikmetse yabancı portföyleri boşalınca Şubat 2001'de alınan) doları serbest dalgalanmaya bırakma kararını, Bülent Ecevit'in CNN Türk'te Finans Analiz programında anlattığı "10 gün boyunca Başbakan'ın ulaşamadığı Bakan Kemal Derviş" gerçeğini, son 6 yıl içinde "acaba" noktasına gelinmesine rağmen, Uluslararası Para Fonu'na (IMF) verilen her sözün tavizsiz tutulmasını ve son olarak IMF’nin Türkiye’den “yabancının parasını ödeme rahatlığı sağlama” isteklerini, birazdan size aktaracağım satırlar ile birleştirince, rahatlıkla söyleyebileceksiniz: "Sıcakçılar her zaman neyi biliyorlardı?"



        IMF ile devam garantisi


        Giriş ilginç oldu ama piyasalar açısından çok önemli detaylar içeren aşağıdaki satırlar konuyu girişten de ilginç hale getirecek. Bu satırlar bir kitaptan alınma, kitabın adı: Çuvallayan İttifak. Yazarı, Turan Yavuz. Türk-Amerikan ilişkilerini detaylandırmak üzerine kurgulanmış kitabın içinde özellikle işbaşına gelen-gelmesi düşünülen hükümetlerin Amerika temaslarında nelere değindiklerine ve kimler ile temas ettiklerine dair notlar var.

        Bu noktada bazı bölümleri sizlere aktarmak istiyorum:

        "Tayyip Erdoğan hem bir yandan Davos çerçevesinde toplantılara katılacak, hem de ABD sermayesinin önemli liderleri ile ikili görüşmelerde bulunarak iktidara geldiği takdirde Türk ekonomisi konusunda yapmak istediklerini anlatacaktı. Görüşülen çevrelerin başında Merrill Lynch ve Morgan Stanley geliyordu. AK Parti gezisinin sponsorlarından olan Raymond James aracı kurumunun ayarladığı bu görüşmelerde, Erdoğan iktidarlarında IMF kararları ve politikalarının aynen uygulanacağına ve devam edileceğine vurgu yaptı."



        Kimlerle temasa geçildi


        İlk bölüm sonrası bir hatırlatma yapalım. Aynı dönemde Erdoğan, Türkiye'de yaptığı konuşmalarda "İktidara geldiğimizde IMF'yi göndereceğiz" diyordu.

        Alıntılara devam edelim. "Toplantıya katılan bir şirket yetkilisi yanındakilere hayretini gizlemiyor, yahu elimizdeki haberlerde IMF'ye uyulmayacağına ve programların devam etmeyeceğine dair Türkiye'de çıkan demeçler var. Biraz önce sonuna kadar uyulacağı sözünü verdi, bu işi anlamadım diyordu."

        Sonuç: Kitabın daha birçok ilginç noktası olmasına rağmen alıntı yapmayı burada kesiyor ve Türk kamuoyunun, sadece son iktidar için değil, 1946 sonrası bütün iktidarlar için şu sorulara cevap araması gerektiğini düşünüyorum:

        Soru 1: Türkiye'de 1946-2001 arasında kur rejimi değişmeden önce dışarıdan kimler ile temas edildi ve bu değişiklikleri çok kısa süre içinde kimler öğrendi?



        Niçin yüksek rezerv


        Soru 2: İktidar olmadan, Türk ekonomisinin lehine olmasa bile sözler verilen bu tip görüşmeler yapıldı mı? Kaç yıldır yapılıyor?

        Soru 3: 2000 yılı 17 Ocak sabahı sıcakçıların borsa ve bono portföyleri "en" noktasından dönerken, bu çıkışı adeta Merkez Bankası eli ile besleyen kuru dalgalanmaya bırakmama kararı 57. Hükümet içinde kimler tarafından alındı? Bu çıkışın, kuru 2001 Şubat'ından 13 ay önce dalgalanmaya bırakarak çözülebileceğini o zamanlar Dünya Bankası görevlisi olan Derviş ve IMF yetkilileri göremedi mi? Bu konu hakkında yurtdışında kimlere bilgi verildi? Kuru belli bir süre dalgalanmaya bırakmayacağız sözü verildi mi?

        Soru 4: Yabancı bir finans kurumunun bağrından kopup Türkiye’nin böğrüne bakan olarak transfer olan Mehmet Şimşek’in de bilgisi dahilinde, IMF Türkiye’den son olarak ne istiyor? Yüksek rezerv tutun baskısının altında ne gibi bir amaç var?

        Sonuç: Yukarıdaki satırları yazmamın amacı, "ülkeye para sokmayalım, yabancı para kötüdür" demek değil. Mesaj çok net, küreselleşen dünya gerçeklerinde yatırım çekme dinamiğini yerine getirirken, halkın birikimlerini birilerine transfer edecek ilişkilere girmek ve bazı sözler vermek hükümetlerin kendini refaha taşıyacağını saflıkla bekleyen halk gerçeği ile acaba ne kadar uyumlu? Veya daha değişik ifade edelim, sıcak para baronlarının bilgisi dahilinde bu halkın varlıkları finansal yöntemler ile hangi noktaya kadar transfer edilmeye devam edilecek!

        Not: Bu ifadeler sadece varolan siyasi otorite için geçerli değil, 1946 sonrası bütün yönetimler için geçerli. 1946-2007 arasını veriler ile sorgularsanız, ödediğimiz faiz gibi birçok dehşete düşüren detaya rastlarsınız.
        https://twitter.com/keyborsa_simurg

        Yorum

        • simurg
          Administrator
          • 10 Mart 2007
          • 9248

          #19
          Destek olmayan hatta köstek olanlar 'utansın'
          15.10.2007 / Yiğit Bulut / Yorum





          İngiltere, Türk vatandaşlarının Avrupa ülkelerinde bireysel girişim ve yerleşim haklarını düzenleyen Ankara Anlaşması ile ilgili kararını, 'ilke olarak' uygulamaya karar verdi. Bu kararla Türkiye’de yaşayanlar AB ülkesine vizesiz seyahat edebilir ve aslında yerleşebilir.



          Değerli dostlar, bu köşede ve imkân bulduğum her yerde kısacası Türk kamuoyunda; son birkaç yıldır “Avrupa’dan vermediği her hakkımızı alacağız” başlıklı “Avrupa’da serbest dolaşabiliriz” tezimi her ortaya attığımda, inanın çok ciddi tepkiler aldım.

          Beni, “hayal satmakla, bilmediği konulara girmekle” suçlayan ve “orta vadede kendi menfaatlerine” dokunduğu için konu hakkında “olumsuz” tepki veren çok oldu. Hatta Türkiye’deki bazı sivil toplum örgütleri ve resmi makamlar, hiç destek vermedikleri gibi, bazı “sivil toplum fedaileri” bana yönelik “olayı dalgaya vurma, hakaret ve suçlama” dahil her türlü teşebbüste bulundular. Akıllarınca konuyla “alay edip” köstek olan köşe yazarları da işin ayrı bir rengiydi. Şimdi daha rahat gülmeleri için hepsine birer “ayna göndereceğim.”

          Bu sabah itibariyle geldiğimiz nokta çok açık ve bunu ben size kendi cümlelerimle değil İngiltere’den yapılan resmi açıklamanın Türkiye’de Anadolu Ajansı haberlerine yansımış haliyle aktaracağım: “...İngiltere İçişleri Bakanlığı, Avrupa Adalet Divanı'nın, 1963’te imzalanan

          ve 1973 yılında uygulama hükümlerini içeren ek protokolle Türk vatandaşlarının Avrupa ülkelerinde bireysel girişim ve yerleşim haklarını düzenleyen Ankara Anlaşması ile ilgili kararını, 'ilke olarak' uygulamaya karar verdi...”



          Elde edilen haklar hâlâ geçerli


          Değerli dostlar, gördüğünüz gibi açıklama çok açık ve net; iddia ettiğimiz gibi 1963 yılında üzerinde anlaşılan ve 1973 yılında protokol imza edilene kadar geçen sürede elde ettiğimiz bütün haklar, bugün aynen geçerli ve kesinlikle sonradan değiştirilemez.

          Peki bu karar ne anlama geliyor? Hayatın içinde ne gibi uygulamaları olabilir?

          Sonuç aslında son derece anlaşılabilir ve sade; herhangi bir Türk vatandaşı, iyi hazırlanmış bir fizibilite planı, yeterli sermayenin varlığı ve sermayenin yasal yollardan edinildiğini kanıtlayarak Türkiye'deki İngiliz konsolosluklarına bireysel girişim ve oturum başvurusu yapabilir, buraya kadar işin birinci kısmı...

          İşin bir başka yüzü daha var ki, o da başvuruları reddedilmiş vatandaşlarımızı ilgilendiriyor: İngiltere'ye hangi yolla girmiş olurlarsa olsunlar, bu ülkede iş kurmuş ancak oturum başvuruları reddedilmiş, kaçak durumuna düşmüş kişilerin de tutuklanma ya da sınır dışı edilme durumu ortaya çıkmadan, aynı başvuruyu yapma hakları var.



          Karar İngiltere'yle sınırlı değil


          Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir: Bu karar sadece İngiltere ile mi sınırlı? Hayır kesinlikle değil, karar bütün AB ülkeleri için geçerli. Sebebini de hemen arz edeyim: Avrupa Adalet Divanı kararının Türk vatandaşlarına diğer bütün AB ülkelerinde de aynı başvuruyu yapma imkânı tanıdı ve aslında tüm AB ülkeleri içişleri bakanlıkları, “İngiltere gibi bu kararı tanıdığı”nı açıklamalı. Diğer ülkelerin de Adalet Divanı kararını tanıdıklarını ilan etmelerini bekliyoruz ve beklerken bu konuda kamuoyu baskısı yaratmamız gerekli...

          Sonuç: Geçmişte birçok mahkeme kararı var ve bunları sizlere daha önceki yazılarımda aktardım. Yukarıda bahsettiğim son karar ise Avrupa Adalet Divanı tarafından 20 Eylül 2007 tarihinde alındı.

          Adalet Divanı, İngiltere'ye iltica başvurusunda bulunan ve bu ülkede bulundukları süre içinde işyeri sahibi olan iki Türk vatandaşı Mehmet Darı ve Veli Tüm'ün, Ankara Anlaşması gereği oturum sahibi olma talebini haklı bularak, durumun İngiltere’ye bildirilmesine karar verdi.

          Son söz: Hakkımızı aramaya devam edelim. Bu karar daha da genişleyecek. Benim iddiamın sınırları daha da derin noktalara kadar gidiyor. 1973 sonrası Türkiye Cumhuriyeti aleyhine ve Türk vatandaşlarını mağdur edecek hiçbir karar alınamaz. Bunun anlamı da çok açık: 1973 sonrasında AB tarafından Türkiye’ye yönelik uygulanan bütün yaptırımlar geçersizdir. Şimdi sıra bizde, sesimizi duyuralım ve gasp edilen haklarımızı alalım. "Bu karar Türkiye’de yaşayanları neden ilgilendirsin" derseniz, onu da çok kısa ve öz arz edeyim: İstediğiniz AB ülkesine vizesiz seyahat edebilirsiniz ve aslında yerleşebilirsiniz.



          Not: Konuyu unutanlar için detayları bir kez daha aktarayım:

          “...Normal şartlar altında AB ülkeleri 1970’te imzalanan ve 1973’te
          yürürlük kazanan Katma Protokol gereği Türk vatandaşlarına vize uygulayamaz. Vize 1980 sonrası konulan ve imzalanan protokol
          şartlarını imzacı ülke aleyhine değiştirdiği için kanunsuz olan bir
          uygulama. Türkiye, katma protokolleri imzalayarak sonradan
          eklenebilecek maddelere karşı kendini korumuş olmasına rağmen
          bu hak nedense bugüne kadar gündeme gelmedi.

          *Gümrük Birliği (GB) kavramı gereği AB ülkeleri, doğrudan ve dolaylı
          olarak GB kavramı içinde kalan Türk vatandaşlarına vize uygulayamaz,
          AB ülkelerinde çalışma ve yerleşme haklarına engel olamaz. 'Bunun kanıtı ne' derseniz. AB Adalet Divanı’nın 11.5.2000 tarihli kararı çok açık: “Türk vatandaşı olan işveren ve serbest meslek sahiplerinin Katma Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1973 tarihinden itibaren ’haklarına kısıtlama getirilmesine' imkân yoktur."

          *Ankara Anlaşması madde 13 ve madde 14’e göre karşılıklı yerleşme serbestliği hakkını Türkiye de kazanmış oldu.

          * Hem Ankara anlaşması hem “1970-73 Katma Protokolü” hem de “GB kavramı” gereği AB ülkeleri, bırakın orada yaşan ve birçok “hak elde etmiş Türkleri”, burada yerleşik Türk vatandaşlarına dahi vize uygulayamaz, iş edinmelerini ve kurmalarını engelleyemez...”
          https://twitter.com/keyborsa_simurg

          Yorum

          • simurg
            Administrator
            • 10 Mart 2007
            • 9248

            #20
            Borsadan kesinlikle çıkamazlar12.11.2007 / Yiğit Bulut / Yorum
            Tamamı yabancı bir bankanın 'denetim' ve 'gözetim' açısından borsada işlem görmeye devam etmesi ülke menfaatleri açısından önemli bir ayrıntı. Finansbank ve Denizbank’ın sahipleri aldıkları bankaları borsa dışına çıkarıp en azından borsada olmanın gerektirdiği denetim olmadan çalışmak istiyorlar.

            Kimler çıkamaz? Daha detaylı bir şekilde başlığı yeniden atayım: Yabancı bankalar hisselerinin tamamını toplamış dahi olsalar “borsadan çekilemezler” yani “kottan çıkamazlar.” Nedenlerine gelince...
            Değerli dostlar, son günlerde tamamı yabancılar tarafından sahiplenilen bankaların, “borsadan çekilmek üzere adım attığını” ve başındaki yöneticilerin “Borsadan çıkabilmeliyiz” yönünde açıklamalar yaptığını görüyoruz. Bazı köşe yazarları da onları eleştiriyorlar. Bugün ben de konuya dahil olmak ve teknik olarak fazla ayrıntıya girerek sizi sıkmadan, sadece bir detayı, kamuoyu oluşması amacıyla aktarmak istiyorum.

            Kottan çıkmak için çabalıyorlar

            Bankacılık sektörünün yabancılaşmasının ülke ekonomileri için ne gibi sonuçlar doğurabileceğini daha önceki yazılarda tartışmıştık. Bu çekincelerimin tamamını koruduğumu da belirterek anafikri hemen arz edeyim: Tamamı yabancı bir bankanın “denetim” ve “gözetim” açısından “borsada işlem görmeye” devam etmesi “ülke menfaatleri açısından” önemli bir ayrıntıdır. Tamamı yabancı bankaların “borsadan ayrılmak” veya teknik tabiriyle “kottan çıkmak” için gösterdikleri çabaya bakarsanız sözlerimin daha anlamlı hale geldiğini anlayacaksınız. Değerli dostlar, bu noktada bana “Daha açık konuş kardeşim, lafı dolandırma” derseniz, sizi kırmam ve daha açık da yazarım: Finansbank ve Denizbank’ın yeni sahipleri “aldıkları bankaları” borsa dışına çıkarıp “en azından borsada olmanın gerektirdiği denetim olmadan” çalışmak istiyorlar.

            Kendilerince haklı olabilirler

            Kendilerine göre haklı olabilirler ama kısa vadede “bankacılık sektörünün yabancılaşmasının küreselleşen dünyada ne gibi net sonuçlar doğurabileceği” görülmeden “Türk bankacılık sektöründe” daha fazla “serbest hareket etme” imkânı tanınması, kesinlikle ve kesinlikle “doğru” olmayacaktır. Sonuç: Kottan çıkmak isteyen “tamamı yabancı bankalara” küreselleşmenin “orta ve uzun vadeli yan etkileri görülmeden”, daha doğrusu “küreselleşme sanarak her şeyimizi satmamamızın bize nasıl zarar vereceği hayatımıza yansımadan”; içinden geçtiğimiz süreçte “bu izinler” kesinlikle verilmemeli. Ayrıca “bu bankaların kottan çıkmak için neden bu kadar yanıp tutuştuğunu da anlayabilmiş” değilim. Not: Aynı konuyu Vahap Munyar da Hürriyet’te “köşesine taşıdı” ve Finansbank yetkilileri ile yaptığı konuşmadan bazı bölümleri aktardı. Bu yazıdan bazı satırları sizlere aktarıyor ve soruyorum: Siz banka yetkililerinin söyledikleri ile “tatmin oldunuz mu?”

            İşte Vahap Munyar’ın yazısından bir bölüm:

            “...Madem öyle, bırakın, Finansbank İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'da işlem görmeye devam etsin; biz de her bilanço döneminde bilgilerinizi şeffaf bir şekilde görelim.
            - Halka açıklık oranının yüzde 0,5’in altına inmesinin ardından hisse senetlerimizle ilgili sağlıklı piyasa oluşması şartları ortadan kalkabilir. Bundan küçük yatırımcı zarar görür. Biz bunun için Finansbank’ın borsadan çıkmasına izin verilmesini istiyoruz. Ayrıca, halka açılmanın kuralları varsa, yeniden kapanmayı istemenin de kuralları konulmalı, bunun yolu açılmalı. Ömer Aras’ın anlattığına göre Finansbank’ı aldığı sırada National Bank of Greece'in (NBG) hisse başına değeri 29 euroymuş, şimdi 47 euroya kadar çıkmış, toplam değeri 27 milyar euroyu bulmuş. Ömer Aras’a bakılırsa Finansbank’ın bu değer artışında önemli payı var: Finansbank’ın NBG içindeki ağırlığı yüzde 30 düzeyinde. Dolayısıyla NBG’nin değerinin artışında Finansbank’ın etkisi var."

            Yabancıların hedefi belli

            Bu noktada konu ile organik alakası açısından Halk Bankası örneğine geçmek istiyorum. Diğer gazetelerde daha önceki yazılarımda özellikle yabancı kurumlar “Halk Bankası 6 milyar dolar eder” açıklamasını yaptıklarında her zaman şu fikri savundum: En az 12 milyar dolar eder. Bu rakamı da o gün işlem gören Akbank ve İş Bankası’nın piyasa değerleri ortalamasından hesaplamış ve formülü de aktarmıştım. Geldiğimiz noktada bu rakama eriştik ve 10-12 milyar dolar arasında işlem gören bir Halk Bankası var. Şimdi yabancıların hedefi belli: Halka arz sonrası kalan kısmı “blok olarak satın almak” ve “daha az hisseyle bankayı kontrol etmek...”

            Blok satış değeri 22 milyar dolar

            Blok satılması kesin olarak “yanlış” olmakla birlikte bugün diyorum ki aynı formül yani “Akbank ve İş Bankası’nın” piyasa değerleri ortalaması mantığı hâlâ geçerli. Bu bankayı “blok olarak alacaksanız” bugünkü değeri en az 20-22 milyar dolar. Bu rakamın altında yapılacak her satış “bu ülkenin malını” yabancıya “kıyak çekmektir”.
            Sonuç 2: Halk Bankası diğer bankalar gibi değerlendirilemez. Bu bankanın içinde Türk ekonomisinin DNA'sı var ve bu banka hepimizin. Bugüne kadar birçok bankamız satıldı ama hiçbiri diğerine üstünlük sağlayabilecek bir gelişme göstermedi. Bu açıdan bakınca Halk Bankası’nı alanın sağlayacağı üstünlük ve ülke ekonomisinin kodlarını ele geçirmesi gibi detaylar bankamızı "çok daha değerli" hale getiriyor. Sizlerden tek bir ricam var: Destek olun, malımıza sahip çıkalım. Hem bizim olan bizim kalsın hem de "banka amacına uygun işlemeye ve küçük esnafın kalbi olmaya" devam etsin. Hükümet ille de satacağım derse de en azından “değerine” gitsin...
            Son söz: Halk Bankası “bu halkın” elde kalan “son malı”. Hepimizin malı, lütfen “ses vermeme” yardım edin. Malınız gidiyor.
            https://twitter.com/keyborsa_simurg

            Yorum

            • simurg
              Administrator
              • 10 Mart 2007
              • 9248

              #21
              Bankalarımızı satıp, dağlarda savaşmamız mümkün değil…

              23.10.2007 / Yiğit Bulut / Yorum

              Değerli dostlar, konunun detaylarını farklı bakış açılarından sizlere daha önce aktarmış ve ülkemizde bankacılık dinamiklerinin tamamen elimizden çıkması” tehlikesine dikkat çekmiştim. Geldiğimiz noktada özellikle Kuzey Irak operasyonu tartışması içinde aklıma ilginç bir soru geldi: Piyasalarında 100 milyar dolardan fazla sıcak para bulunan ve en önemlisi bankacılık sektörü artık kendisine ait olmayan bir ülke, askeri operasyonlarda ne kadar bağımsız hareket edebilir? Acı ama sormamız gereken bir soru.
              Soruya cevap aramaya geçmeden, sektörün son durumuna birlikte bakalım. Bu arada bir not düşeyim, bu yazıyı yazmadan birkaç gün önce biri özel sektöre, ikisi kamuya ait üç bankamızın daha satılması ile ilgili net hazırlık olduğunu öğrendim. Müşterileri söylememe gerek var mı! Yabancı bankalar.

              Avrupa'da yabancı payı düşük

              Bu noktada nasıl bir hata yaptığımızı özellikle finansal bağımsızlık kavramını tartıştığımız şu günlerde bazı detaylar eşliğinde bir daha sorgulayalım. Acaba biz böyle yaptık ama dünya genelinde durum nasıl?
              1- Gelişmiş Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki yabancı payları şöyle: Avusturya yüzde 19, Fransa yüzde 19, Danimarka yüzde 17, İspanya yüzde 10, İtalya yüzde 8, Almanya yüzde 5. Hatta Yunanistan’da bile yüzde 20.
              2- Bankaların toptan bir şekilde yabancılara satılması iyi bir şey ise, Almanya başta olmak üzere gelişmiş Avrupa dediğimiz ülkeler çok mu aptal ki, bankalarının milli sermaye elinde kalması için uğraşıyor. Onlar bu işi bilmiyor da yalnızca biz mi biliyoruz!
              3- Hangi ülkelerde Türkiye’deki gibi kontrolsüz bir "önüne gelene sat" politikası uygulandı ve o ülkelerde yabancı payları hangi oranda? Cevap çok zor değil. Meksika’da bugün sistemin yüzde 82’si yabancıların elinde, Arjantin yüzde 48, Şili yüzde 42, Peru yüzde 47, Macaristan ve Polonya yüzde 65, Çek Cumhuriyeti yüzde 95, Slovakya yüzde 93, Estonya yüzde 100.

              Sektörde yabancılaşma süreci

              Bu tespitler sonrası soralım: Bankacılıkta yabancılaşma süreci nasıl gelişti? Bugünlere nasıl geldiğimizi de isterseniz birlikte hatırlayalım.
              * Demirbank’a el konularak (Devlet Denetleme Kurulu’nun raporları “milli banka olarak yaşatılabilirdi” ibaresini içeriyor) 350 milyon dolara HSBC’ye satıldı.
              * Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Sitebank’ı Yunan Novabank’a sattı.
              * Türk Ekonomi Bankası'nın (TEB) yüzde 50’si Fransız BNP’ye satıldı.
              * Yapı Kredi, TMSF tarafından Unicredito-Koç ortaklığına satıldı.
              * Dışbank Fortis’e satıldı.
              * Garanti Bankası’nın kontrol hissesinin yarısı GE Finance’a satıldı.
              * C Bank’ın kontrol hissesinin tamamı İsrail Bank Hapoalim’e satıldı.
              * Finansbank Yunan NBG’ye satıldı
              * Tekfenbank Yunan EFG’ye satıldı.
              * Denizbank Dexia’ya satıldı.
              * Şekerbank’ın kontrolü Kazakistan’dan Bank Turan’a geçti.
              * Adabank, bir Kuveyt finans kuruluşuna satıldı.
              * Oyakbank, ING Grubu’na satıldı ama banka hakkında basında çıkan haberlere de yansıyan sebeplerden dolayı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'ndan (BDDK) hâlâ izin çıkmadı.

              Türkiye için bir felaket

              Sonuç 1: Bankacılıkta yabancı payı yüksek olan birçok ülke var, Türkiye’de de pay yüksek olsa ne olur! Türkiye’yi Arjantin, Şili veya Litvanya olarak görüyorsanız, sorun yok. Türkiye, bölgesinde iddiası olan, bu iddiayı kamu ve özel sektör şirketleriyle desteklenmesi gereken bir ülke. Böyle bir dinamik içinde reel sektörün de can damarı olan bankacılığımızın yabancıların eline geçmesi, Türkiye açısından tam bir felaket.
              Sonuç 2: Sorun sadece Türkiye’nin iş dünyasındaki iddiası değil. Türkiye, içinde bulunduğu zor bölgede “varolmak” zorunda ve bunu yaparken bankacılık gibi nefes borularından birini, “başkalarının” eline bırakamaz.

              Oyakbank'a dikkat

              Sonuç 3: En çarpıcı tartışma konularından biri de Oyakbank’ın satışı. Son dönemde yüzlerce telefon aldım. Beni arayanlar içinde şehit yakınları da var. Feryat ediyorlar, her gün çocuklarımızı toprağa gönderip “vatan sağ olsun” derken, nasıl oluyor da askerin bankası olarak bilinen bankamız satılıyor! Sonuna kadar haklılar! Hem de kime satılıyor? Kime mi satılıyor? Ben yorum yapmayayım, Hürriyet’in haberinden size aktarayım, siz karar verin:
              “Oyakbank'ın Hollandalı ING'ye satışı için BDDK'dan beklenen onayın kaderini, ING'nin, PKK'nın kullandığı mayınları ürettiği belirtilen Singapore Technologies Engineering (STE) firmasıyla finansal ilişkisinin olup olmadığı bilgisi belirleyecek. BDDK, MİT'e, ING'nin STE ile finansal ilişkisi olup olmadığını sordu. Hürriyet, BDDK'nın Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan (MİT), ING Grubu'nun ilişkisini sorduğu firmanın adına ulaştı. Kurul MİT'ten STE ile onun mayın üreten yan şirketi Singapoure Technologies Kinetics (STK) ile kredi, yatırım, hissedarlık bağı olup olmadığının araştırılmasını talep etti. MİT'in yanısıra, satışın iç ve dış güvenlik açısından sakıncalı olup olmadığını Genelkurmay Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı'ndan da soran Kurul, şu anda her üç kurumdan da yanıt bekliyor.”
              Son söz: BDDK’ya bir kez daha çağrı yapmak istiyorum. Bu noktadan sonra kontrolün yabancıların eline geçeceği satışlara izin verilmesi konusunda ülke ve millet olarak düşünme noktasına geldik, geçiyoruz. Sizler “noter” değilsiniz ve bu milletin geleceğinin önemli bir bölümü size emanet, bunu asla unutmayın!
              https://twitter.com/keyborsa_simurg

              Yorum

              • anibal
                Yeni üye
                • 28 Temmuz 2007
                • 14

                #22
                23.11.2007 / Yiğit Bulut / Yorum

                Dünya piyasalarında neler oluyor

                2003 sonrasında piyasaları 'yukarı götüren ana motorun yakıtı olan yüksek petrol fiyatı' artık 'piyasalara eskisi kadar marjinal fayda' sağlamıyor. 1 litre ek yakıt ile 100 birim yol alan piyasalar şimdi 'yakıtın fazla konmasına eskisi kadar olumlu' tepki vermiyor.



                Sevgili dostlar, son saatlerde aldığım bütün mesajlarda aynı soru var: Ne oluyor? Olan aslında çok açık ve sizlerle bu köşede olacakları, “olmadan” paylaştık. Ne olduğunu ve ne olacağını bugün daha iyi şekilde anlatamayacağım için kendi yazımdan alıntılar ve yine o tarihte yaptığım yorumlardan örneklerle yaşananların özüne bir kez değinmek istiyorum. Ayın 13’ünde, yani İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) 54.000-55.000 bandını, dolar 1.18 YTL'yi aşağı zorlarken, “Bu iş bitiyor” demek belki çok inandırıcı değildi. Ama son günlerde yaşananlar sonrası şimdi herkes özü sorgulama yolunda, olanı detaylandırmaya daha meraklı hale geldi. Kısacası o gün “dikkat” dediğimizde dikkate almayanlar, şimdi daha dikkatli hale geldi.

                Peki neler oluyor? Son bir ay içinde kaleme aldıklarımdan ve yorumlarımdan bazı bölümleri o gün yazdığım gibi, özet halinde aktarıyorum: “Son günlerde ortaya çıkan değişikliklerden yaptığım bir gözlemi size aklımdan geçtiği gibi aktarmak istiyorum. Biliyorsunuz bugüne kadar finans piyasalarımızdaki genleşmeyi sorgularken yüksek petrol fiyatından ortaya çıkan yeni düzeni her zaman merkez olarak dikkate aldık ve sonuçları birlikte tahmin etmeyi denedik."



                Değişim sorgulanmalı
                "Kullandığımız net iki tez, daha doğrusu tez ve anti-tez vardı:

                1- Yüksek petrol fiyatından ortaya çıkan marjinal para dünya genelinde finansal genleşmeye yol açıyor.

                2- Sebebi ne olursa olsun; sonsuza kadar her şey aynı anda yukarı gidemez. Denklemin bütün bileşenlerinin aynı anda değerlendiği yapı sınırlı bir süre devam ettirilebilir."

                "Sevgili dostlar, yukarıdaki tez ve anti-tezi son birkaç gün içinde yaptığım gözlemlerle, yeni bir açılımla genişletmek istiyorum. Bu yeni bir tez değil, anti-tez olan yapının hayata geçip geçmediğinin sorgulanmasında öncü sinyal olarak değerlendirilebilecek bir gelişmeler bileşkesi. Peki nedir gözüme çarpan değişim? Kısa ve net olarak ifade etmek gerekirse 2003 sonrası finans piyasalarını yukarı götüren ana motorun yakıtı olan yüksek petrol fiyatı son dönemde piyasalara eskisi kadar marjinal fayda sağlamıyor. Daha değişik bir ifadeyle 1 litre ek yakıtla 100 birim yol alan piyasalar şimdi yakıtın fazla konmasına eskisi kadar olumlu tepki vermiyor. Bu geçici olabilir, ama var olan yapı devam edemez tezi dikkate alındığında çok dikkatli sorgulanması gereken bir değişimdir.



                Sistemin çöktüğü söylenemez
                "Sonuç 1: Kesin olarak "Sistem çöküyor, var olan yapı bozuluyor" demek için henüz çok erken. Fakat sistemin gelişimini çok iyi takip edenlerin son dönemde ortaya çıkan yeni değişimi, yani yükselen petrol fiyatının eskisi kadar piyasalara marjinal fayda sağlamadığını fark etmiş ve dikkate almış olmaları gerekir. Sonuç 2: Burada hemen bir karşıt görüş belirtmek gerekir: Sistem ne kadar genleşirse sistemi kaosa sürüklememek için konulması gereken güç miktarı da artar. Bu cümle entropinin en basit tarifidir. Bu kuralı piyasalara uyarlarsak; piyasalar ne kadar yüksek seviyelerde ise onları daha yukarı götürmek için her dakika daha fazla güç gerekir. Bu aynen bir ağırlığı dağın tepesine taşırken her metrede daha zorlanacağımızla özdeşleştirilebilir. Bu karşı görüş piyasalardaki yüksek petrol fiyatının düşen marjinal faydasını aklileştirir. Yani yaşananlar normaldir."



                Petrol fiyatı artabilir
                "Bu noktada aklıma yeni bir soru geliyor: Bu yapıyı 2001 sonrası tesis edip, askeri-endüstriyel yapı merkezli finansal genleşmeyi sağlayanlar sistem çökmesin diye bu noktadan sonra ne yapabilir? Yapabilecekleri çok açık: İkinci maddede belirttiğim karşı görüşü dikkate alarak kaosun derecesini artırmayı, yani petrol fiyatını daha da yukarı itmeyi deneyebilirler. Bu noktada ana soruyu soralım: Bunu nasıl yapabilirler? Sadece şunu söyleyebilirim: Sistemin zorlanmaya başladığı ve özellikle bu yapıyı kuranların zarar görmeye başladığı her durumda, İran operasyonunun her geçen gün daha mümkün hale geldiğini, daha açıkçası kaos'un Irak-İran-Afganistan çizgisinde yayıldığını görebiliriz. Son söz: 2001 sonrası değişen tehdit algılamasıyla ortaya çıkan yapı kendini devam ettirme, geliştirme noktasında zorlanıyor ve bu zorlanma hem finansal sonuçları hem de siyasi zorlamaları açısından çok dikkatli takip edilmeli...”

                Değerli dostlar, yukarıdaki satırlar, yaşananlar, yaşanmadan önce yazılmış tespitler. Bugün geldiğimiz noktada ABD Merkez Bankası'nın (FED) suni teneffüsüne muhtaç hale gelmiş piyasalar gerçeğini daha net görüyoruz. Şimdi ana soru şu: FED, bu hareketi yapacak mı? Yoksa kırılan yapılar yeni bir transfer mekanizması mı?

                24/11/2007

                Amerika’da ve Avrupa’da emlak fiyatlarında yüzde 20’ye varan fiyat düşüşleri oluşmaya başladı. Türkiye’de de fiyatlar olgunluk noktasına ulaştı. Dünya genelindeki sitemde bir değişim oluşursa; bu dinamik Türkiye’de de emlak fiyatlarını çok olumsuz etkileyecektir.



                Değerli dostlar, cuma günü “dünya genelinde piyasalarda neler oluyor” sorusunu para-sermaye piyasa dinamikleri odaklı olarak ele almış ve sistemi sorgulamıştık. Konu hakkında birçok okuyucumuzdan mesaj geldi. Soruları ortaktı; "Bizim borsalarda paramız yok ama aldığımız evimiz, bankaya kredi borcumuz var. Bu anlatılanlar acaba emlak değerlerini nasıl etkiler?"

                Değerli dostlar, biliyorsunuz bugüne kadar finans piyasalarımızdaki genleşmeyi sorgularken; yüksek petrol fiyatından ortaya çıkan yeni düzeni her zaman merkez olarak dikkate aldık ve sonuçları özellikle emlak dinamiklerine yansımalarını birlikte tahmin etmeyi denedik.



                Marjinal fayda azaldı
                Kullandığımız net iki tez, daha doğrusu tez ve antitez vardı:

                1- Yüksek petrol fiyatından ortaya çıkan marjinal para dünya genelinde finansal genleşmeye yol açıyor.

                2- Sebebi ne olursa olsun; sonsuza kadar her şey aynı anda yukarı gidemez. Denklemin bütün bileşenlerinin aynı anda değerlendiği yapı sınırlı bir süre devam ettirilebilir. Genel kırılmaya paralel olarak emlak değerlerinde de değişimler gelecektir.

                Yukarıdaki tez ve antitezi son birkaç gün içinde yaptığım gözlemlerle özellikle emlak piyasalarının dinamiklerine yeni bir açılım getirmeyi deneyerek genişletmek istiyorum.

                Kısa ve net olarak ifade etmek gerekirse; 2003 sonrası finans piyasalarını yukarı götüren ana motorun yakıtı olan yüksek petrol fiyatı son dönemde piyasalara eskisi kadar marjinal fayda sağlamıyor.



                Geçici olabilir
                Daha değişik bir ifadeyle; 2003 sonrası hatta birkaç hafta öncesine kadar "X litre ek yakıt ile Y birim olan piyasalar" şimdi yakıtın fazla konmasına eskisi kadar olumlu tepki vermiyor. Bu geçici olabilir ama "Varolan yapı devam edemez" tezi dikkate alındığında çok dikkatli sorgulanması gereken özellikle emlak değerlerinde ciddi düşüşlere yol açabilecek bir değişimdir.

                Sonuç 1: Kesin olarak "Sistem çöküyor, varolan yapı bozuluyor" demek için henüz çok erken. Fakat sistemin gelişimini çok iyi takip edenlerin son dönemde ortaya çıkan yeni değişimi, yani yükselen petrol fiyatının eskisi kadar piyasalara marjinal fayda sağlamadığını fark etmiş ve dikkate almış olmaları gerekir. Bu gerçeğe dünya genelinde sorunlu kredi dinamiği de eklenince karşımıza "dikkat yazısı" daha net çıkar.

                Sonuç 2: Burada hemen bir karşıt görüş belirtmek gerekir; sistem ne kadar genleşirse; sistemi kaos’a sürüklememek için konulması gereken güç miktarı da artar. Bu cümle Entropi'nin en basit tarifidir. Bu kuralı piyasalara uyarlarsak; piyasalar ne kadar yüksek seviyelerde ise onları daha yukarı götürmek için her dakika daha fazla güç gerekir. Bu aynen bir ağırlığı dağın tepesine taşırken her metrede daha zorlanacağımız ile özdeşleştirilebilir. Bu karşı görüş piyasalardaki yüksek petrol fiyatının düşen marjinal faydasını aklileştirir. Yani yaşananlar normaldir ve bu tez kabul edilirse; emlak piyasalarında herhangi bir çöküş gelmeyecek ve yapı aynen devam edecektir.



                Dikkatli olma dönemi
                Sonuç 3: Bana hangi teze inanıyorsun derseniz; ben bozulma sinyallerinin oluşmaya başladığını ama kesin bir bozulma var demek için elimizde henüz yeterli veri olmadığını düşünüyorum. Ne yaparsın derseniz; yapacağım çok açık: Fiyatları yeniden gözden geçiririm.

                Sonuç 4: Amerika’da ve Avrupa’da bazı bölgelerde yüzde 20’ye varan fiyat düşüşleri oluşmaya başladı. Türkiye’de de fiyatlar olgunluk-durgunluk noktasına ulaşmış durumda. Yukarıda bahsettiğim gibi dünya genelindeki sitemde bir değişim oluşursa; bu dinamik Türkiye’de de emlak fiyatlarını çok olumsuz etkileyecektir. Uzun lafın kısası, çok dikkatli olma dönemi geldi. Bizden uyarması, sizden tedbir alması.

                Son söz: Trend değişirse bütün denklemler aynı anda etkilenir. "Ana yapı değişiyor mu ?” sorusu çok dikkatli takip edilmeli.



                REFERANS GAZETESİ....

                Yorum

                • simurg
                  Administrator
                  • 10 Mart 2007
                  • 9248

                  #23
                  Davos'a gidip ne söyleyeceğiz

                  26.01.2008 | Yiğit Bulut | Yorum






                  Dünya piyasalarında 'büzüşme' geldiği tezini Kasım 2007'den beri net olarak aktarıyoruz. Hatta 2003'ten beri aynı cümleyi tekrarlıyorum; Türkiye'nin kendine özgü, yarattığı bir mucize yok! Dünya çalarsa biz 'oynarız'. İşte yaşananlar 'takke düştü, kel göründü'.

                  Türkiye'de birkaç gündür tartışılıyor; Başbakan Erdoğan, Davos'a neden gitmiyor? Sizce neden gitmiyor? Nedenlerini kendi algılamama göre sizlere aktaracağım... Ancak bunu yapmadan önce içeriye de bir göz atalım ve bazı tespitlerde bulunalım...
                  Davos ile ilgili kamuoyumuzda neler söyleniyor?
                  Değerli dostlar, Türkiye'de bu seneki toplantı algılatılırken; "zirveye damgasını vuracak ülke" iddiası ortaya atılıyor ama maalesef gerçek biraz farklı... İşin özü; Türkiye "konu dahi" edilmiyor... Bir gala yemeği düzenlenecek, ona da Türkiye'den gelenler katılacak, kısacası toplantının adı: "Kendin pişir, kendin ye!" Her neyse, uçan kuşun kanadı kırılmaz, büyüklerimiz ne diyor; Davos'a, Türkiye damgasını vuracak!
                  Başbakan'ın neden gelmediğine gelince...
                  2006 yılındaki konuşmasını hatırlayalım Sayın Erdoğan'ın. Ne demişti; "Türkiye'de ekonomik mucize yarattık, bakın borsa endeksi bile nerelere geldi, 46.000'i de gördük..."
                  O zaman itiraz etmiştim; bu yükselişin iktidarla alakası yok, yüksek petrol fiyatının sağladığı marjinal faydayla dünya piyasaları genleşiyor, Türkiye'de bundan bir miktar nemalanıyor!

                  Başbakan'ın borsa mucizesi
                  Aradan 24 ay geçti, dünya piyasaları Kasım 2007'ye kadar genleşti. Kasım başından itibaren "yüksek petrol fiyatı piyasalara marjinal fayda sağlamaz" oldu ve genleşemeyen sistem; "büzüşmeye" başladı. Bir baktık "bizim ekonomik mucize de" uçtu, gitti! Dünya borsaları zirvelerine göre yüzde 10-15 geri çekilirken, İstanbul Borsası gördüğü zirve olan 58.000-60.000 bandından 42.000'e kadar geri çekildi. 16.000 puan üstünde "sert ve çok hızlı" düşüşle şirket değerleri "dörtte birden fazla eridi..." Dünya durdu, Türk sermaye piyasası durmadı, uçurumdan yuvarlandı...
                  Bu noktada soralım; bütün dünya borsalarının şaha kalktığı, dünyanın en ücra köşesine bile para yağdığı bir dönemde "borsayı 46.000 yaptık" diyen Başbakanımız, şimdi Davos'a gelip ne diyecek! Adama "ne oldu mucize" demezler mi?
                  Değerli dostlar, dünya piyasalarında "büzüşme" geldiği tezini "Kasım 2007'den beri net olarak sizlere" aktarmaya çalışan bir "can" olarak, uzun süredir hatta 2003'ten beri aynı cümleyi tekrarlıyorum; Türkiye'nin kendine özgü, yarattığı bir mucize yok! Dünya çalarsa biz "oynarız". İşte yaşananlar "takke düştü, kel göründü".

                  Dolar neden hızlı yükselmiyor
                  Sonuç 1: 16.000 puanlık bir düşüş, şirket değerlerinin dörtte birden fazlasının "erimesi"... Anlayana aslında nasıl bir kaygan zemin üzerinde durduğumuzu "gösteren", korkunç bir gelişme. "Ne olmuş, borsa düşmüş, kaç kişinin kağıdı var ki" demeyin. Şöyle düşünün; 100 birim değerden kendi hisselerinin rehin vererek borçlanmış bir şirketimiz, piyasa değeri 70 birime gerileyince, teminat açığına düşecek. Böyle bir yapı içinde "krediyi" geri çağırmak artık tamamen borçlandığı yabancı bankanın insafına kalmış. Onun kredisi geri çağrıldığında "içeride yaratabileceği" zincirleme reaksiyon da "işin ikincil" kısmı. Aşağıdaki grafik üzerinde "son düşüş" ile dramatik şekilde gerileyen "önemli bir şirketimizin" piyasa değerini sorgulayabilirsiniz...

                  GRAFİK

                  Bu noktada "ama dolara" bir şey olmuyor demek ki; ekonomi sağlam diyenlerin tezine gelelim. Dünyanın en yüksek faizini ödediğiniz için "dolar kurunda olayları" fazla hissetmiyoruz. Dolara bir şey olmuyor ama "bunun karşılığını" Türk Devleti ve Türk halkı, milyar dolarlık faturayla ödüyor. Bu noktada "yönetim işi bilse" kura bir şey olsun tercihini yapıp, "faturayı düşürmeyi" dahi düşünebilir. Olayın nasıl akacağı "tercih meselesidir"...
                  Sonuç 2: Bir dağ düşünün, tepesinde bir adam var. Uzaktan bakınca orada sağlam duruyor görünüyor. Aslında "kemikleri eriyor". Kemikler yok olana kadar uzaktan hep "iyi" görünecek. "Döviz piyasamızda" dalga boyunun küçük olması da bu mantık. Dışarıdan "sağlam" duruyoruz ama "ödediğimiz maliyet" eriyen kemiklerimizi temsil ediyor.
                  Son söz: 2006'da dünya piyasalarındaki konjonktür ile "Davos'a gelip hava yapanları" şimdi de bekliyorum. Gelin "borsayı 42.000 yaptık" deyiverin... Veya hiç bir şey demeyin ve susarak şunu kabullenin; artıştan sizden değildi, düşüş de sizden değil... Konjonktürel yapı "içinde sizler etkisiz" elemansınız...

                  https://twitter.com/keyborsa_simurg

                  Yorum

                  • simurg
                    Administrator
                    • 10 Mart 2007
                    • 9248

                    #24
                    Yaklaşan ekonomik kriz, Türkiye'deki siyasi tabloyu değiştirecek

                    07.02.2008 | Yiğit Bulut | Yorum


                    Dünyadaki likidite ekonominin gerçeklerini gölgelemeye devam ettiği sürece AK Parti'nin rakibi olmayacaktır. Ama bu 'ekonomik illüzyon' bir finansal dalga sonucu bitecek. Bu bitişin geldiği gün, herkes için hesap günü olacak.

                    Tez: Türkiye'de 1946 sonrası dönemi sorgularsanız, özellikle 1994-2001 arasına bakarsanız, şunu net olarak görebilirsiniz: Siyasi tablodaki büyük paradigma kaymaları ekonomik tabanlı gelişmeler sonrası ortaya çıkıyor. Buna askeri müdahaleler de dahil.
                    "Tezi anladık ama bunu bir de örnekle" derseniz, yakın dönemden devam edebilirim. 1999 yılında, 57. hükümeti oluşturan 3 parti Türkiye'ye gündem olarak tam hâkimdi ve iki ana dinamik Türk kamuoyuna sunulmuştu: Avrupa Birliği (AB) üyeliği ve IMF ile yeni anlaşma.
                    1999'un 6. ayından 2000 yılının ocak ayına kadar tabiri caizse bu gazla Türk sermaye ve para piyasaları tam olarak coştu. 2000 yılı ocak ayında borsada o güne kadar görülmemiş tarihi zirve test edilirken dolar kuru da kontrol edilen yapı içinde yoluna devam etti.

                    57. hükümet 13 ayda bitti
                    Sorunlar 2000 yılının 18 Ocak sabahı başladı ve 2001 Şubat ayına kadar sermaye piyasası aldığının tamamını geri verdiği gibi, makro-ekonomik göstergeler de tek tek dip yapmaya başladı.
                    Şimdi sıkı durun; 2000 yılı ocak ayında anketlerde yüzde 55'in üzerinde çıkan 57. hükümeti oluşturan partilerin desteği, sadece 13 ay içinde, daha dolar kuru dahi patlamadan, toplamda yüzde 20 altına düştü. 2001 Şubat ayından itibaren 3 Kasım seçimlerine kadar da 3 partinin oyları, baraj altında kalacakları şekilde düşmeye devam etti.
                    Sonuç çok açık ve netti: Türkiye'nin en büyük 3 partisi 13 aylık bir finansal dalga içinde boğulup gittiler.

                    Algılama hızla değişecek
                    Bu noktada soralım: Bu örneği neden anlattım?
                    Çok açık ve net. AK Parti'nin ciddi şekilde rakibi olacak bir oluşum; ancak ve ancak AK Parti'nin içeriden veya dışarıdan gelecek bir finansal tabanlı dalga ile aldığı ağır darbeler sonucu ortaya çıkabilir. "Daha açık ol" derseniz; sıcak paranın, gerçek olmasa dahi geçici olumlu, hatta aşırı olumlu sonuçlar yarattığı bir yapı içinde; bunu yarattığı düşünülen partiye karşı şimdiden başlayacak herhangi bir karşı oluşumun başarı şansı henüz yok.
                    Peki; kısa vadede olumlu finansal algılamayı bozacak bir dalga oluşması mümkün mü? Önümüzdeki bir yıl içinde, en fazla bir yıl içinde; Türkiye'deki algılamayı değiştirecek, daha doğrusu dünya genelindeki finansal genleşmeyi tersine döndürecek net gelişmelerin olacağını düşünüyorum.
                    Sonuç: 57. hükümeti oluşturan partileri baraj altına iten finansal dalganın bir benzerini, dünya genelindeki genleşmeyi yaratan 2003 sonrası yapının değişmesiyle önümüzdeki aylarda yaşayabiliriz. Böyle bir kırılma oluştuğu zaman içerideki siyasi paradigma bu değişime paralel olarak kayacaktır. Bu devinim sırasında yeni bir siyasi tez ortaya çıkabilir. Bu olmadığı takdirde, daha açıkçası; dünyadaki likidite içeride ekonominin gerçeklerini, ürettiği sonuçlar ile gölgelemeye devam ettiği sürece AK Parti'nin rakibi olmayacaktır.

                    Herkes için hesap günü
                    Son söz: İçinde bulunduğumuz "ekonomik illüzyon", gerçek tabloları algılanır hale getirecek bir finansal dalga sonucu bitecek. Bu bitişin geldiği gün herkes için hesap günü olacak.
                    Not: Türbanla ilgili "Genç kızlarımız okul dışına itilmesin, din tacirlerinin eline düşmesin, bir çözüm bulalım" dediğim için her görüşten okuyucumdan; "Neden bizden değilsin" şeklinde mesajlar geliyor. Konu hakkında duruşumu bir kez daha altını çizerek aktarmak istiyorum: Sadece inancından dolayı başını bağlayanların sistem dışına itilerek, bu insan kaynağından kendine siyasi rant sağlayanların eline düşmemesi için önlem alınması gerektiğini düşünüyorum. Bunun haricinde laik düzene en küçük bir tehlike olabilecek hiçbir düzenlemeye taraf olmam, hatta sessiz kalmam mümkün değil. Benim görüşüm net: Lisans ve ön lisans öğrencileri için başın siyasi sembol olacak şekilde bağlanmadığı bir düzenlemenin yapılabileceği ama yüksek lisans, doktora, hemşirelik okulları, tıp fakülteleri, askeri okullar ve polis okullarının, öğrencilerin aynı zamanda hizmet veren de olmaları açısından, kesinlikle dışarıda bırakılması gerektiği yönünde.
                    https://twitter.com/keyborsa_simurg

                    Yorum

                    • simurg
                      Administrator
                      • 10 Mart 2007
                      • 9248

                      #25
                      Kaotik yapılarda fiyat, destek,direnç olmaz!
                      Kaotik yapılarda fiyat, destek,direnç olmaz!

                      13.02.2008 | Yiğit Bulut | Yorum
                      Öyle bir döneme girdik ki, bu dönemi tanımlayabileceğim tek bir terim var: Kuantum. Yani her şeyin aynı anda mümkün olduğu yapı. Artık ne kur için direnç var ne de borsa için destek. Her şey ama her şey mümkün.
                      Peki Kaos ne demek? Düzenden düzensizliğe akış.
                      Yerleşik olandan bilinmeyene yolculuk. Öngörülebilir



                      olan her şeyin determine yapıdan kopması. Herşeyin aynı andan mümkün olması ve en kötüsü yeniden belirli olan ortaya çıkana kadar sürecin devam etmesi ve süresinin ucu açık bir yapıda olması. Kısacası, hiçbir şeyin kalıcı bir şekilde formüle edilememesi. Değerli dostlar, yazdıklarımın hiçbiri abartılı değil.
                      1923 yılında yola koyulan ve iyisiyle kötüsüyle, inişiyle çıkışıyla, belli bir öngörülebilir ray üzerinde yola çıkan tren, artık raydan çıktı. Daha önce de çıkmadı mı? Çıkmadı. Raydan çıkma eğilimleri oldu, makinistler veya yolcuların bilinçsiz olmasından dolayı görev verilenler-görev çıkaranlar sert müdahaleler ile hatta zaman zaman trene küçük zararlar vererek, rayda kalmasını sağladılar. Bugün durum farklı.

                      Tren için yeni ray
                      Birileri tren için yeni bir ray döşediler. Adını Avrupa koydular oku Orta Doğu'ya hatta ortaçağ karanlığına çevirdiler. Adını özelleştirme koydular yönü Araplaştırmaya doğru zorladılar. Reklamında "kalkınma, ekonomik mucize dediler" içeriği sıcak para babalarına rant sağlamak ile doldurdular. Ve işin en vahimi treni, bir koca demiryolu şirketinin hurdasından yaratıp, yola koyanların, makine dairesindeki resimlerini indirip, her işleyen parçanın başına treni yaratanların kendisine, felsefesine düşman olanları, bizden diyerek doldurdular. Peki bu tren artık nereye gider? Gideceği tek bir yön var, bilinmez. Geçeceği duraklar da bariz, Ortaçağ karanlığı, taassup, gericilik, ekonomik sömürülme ve yolcularının artık vatandaş değil kul olduğu bir yapı.

                      Çatışma çok sert olur
                      Peki daha önceki denemelerde treni raya sokan bazı makinistler aynı şekilde davranamazlar mı? Davranırlar ama bu seferki raydan çıkış değil, yeni bir rayda başka bir yöne gidiş olduğu için tarafların çatışması çok sert, yolculara zarar veren hatta treni toptan deviren bir yapıda gelebilir. Ama mutlaka gelir.
                      Sonuç 1: Türkiye artık 1923-2007 Şubat Türkiye'si değil.
                      Sonuç 2: Artık başka bir yöne zorlanan, bilinmeyene doğru ivmelenen ve en iyi ihtimalle kaos durağında küçük molalar ile geri dönmeyi deneyebilecek bir Türkiye var.
                      Sonuç 3: Aslında kaos ve kaosa dair olan her şey bile artık iyi ihtimal.

                      Direnç ve destek kalmadı
                      Son söz: Bu yazıyı okuduktan sonra "piyasalarda ne olur" diyebilirsiniz. Bugüne kadar dünya genelindeki büzüşme sürecini ve Türkiye'ye özel dinamikleri, veriler, destekler, dirençler eşliğinde aktardım. Bugün sadece şunu söyleyeceğim. Öyle bir döneme girdik ki, bu dönemi tanımlayabileceğim tek bir terim var: Kuantum. Yani her şeyin aynı anda mümkün olduğu ve bütün olasılıkların "süperpose" (üst üste) olduğu yapı. Artık ne kur için direnç var ne de borsa için destek! Her şey ama her şey mümkün! Hoşgeldin KAOS!
                      Not: İçine girdiğimiz süreç dünya piyasalarında oluşan verileri analiz edip içeriye yansıttığımız yapının bittiği ve bize ait olan riskin dünya genelinde bozulma sınırlı kalsa bile bizi aşırı bölgelere iteceği bir dinamik. Çok dikkatli olmakta yarar var.
                      Öyle bir döneme girdik ki, bu dönemi tanımlayabileceğim tek bir terim var: Kuantum. Yani her şeyin aynı anda mümkün olduğu yapı. Artık ne kur için dir...
                      https://twitter.com/keyborsa_simurg

                      Yorum

                      • Dragon
                        Bağımlı
                        • 09 Haziran 2007
                        • 941

                        #26
                        Bayılıyorum bu adamın yorumlarına
                        Değişik yorum tarzı var sonuçta yazdıkları veya söyledikleri çıkıyor.
                        Ben ben değilim,Sen olmayınca
                        Sen sen değilsin,Ben olmayınca

                        Yorum

                        • simurg
                          Administrator
                          • 10 Mart 2007
                          • 9248

                          #27
                          Türkiye'nin düştüğü ilk büyük küresel tuzak

                          06.03.2008 | Yiğit Bulut | Yorum


                          Başlığa sığmayan soruyu yeniden yazmak ve birkaç soru daha eklemek istiyorum. Türkiye, 1946 devalüasyonu sonrası girdiği yolda küresel ilk büyük tuzağa ne zaman düştü? 1978'de dayatılan Dünya Bankası raporunda neler vardı? Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı neden zorla rafa kaldırıldı? Ana sorulara alt sorular eşliğinde cevap arayalım.

                          https://twitter.com/keyborsa_simurg

                          Yorum

                          • simurg
                            Administrator
                            • 10 Mart 2007
                            • 9248

                            #28
                            Yiğit Bulut

                            Yok ya! Bırakalım 'her yeri alsınlar'

                            15.03.2008 | Yiğit Bulut | Yorum

                            Bazı basın kuruluşları eleştiriyor. Anayasa Mahkemesi yabancıya satışı kesin durdurmuş. Kazın ayağı öyle değil, şirketlerin alımlarının sınırsız olmasını engelledi. Nasıl olsaydı, bıraksaydık her yeri yabancı şirketler ele mi geçirseydi! Her neyse fazla söze gerek yok, yaşasın HUKUK! Bir diğer olaya gelirsek. Bir gazetede dün yer alan bir haberin bir bölümü, "Ahmet Nazif Zorlu'nun 800 milyon dolar ödeyerek sahip olduğu 96 bin metrekarelik Karayolları arsası için 3 aile, 'Devlet burayı bizden 40 yıl önce köprü bağlantı yollarının yapımı için istimlak etti. Ancak amacının dışında kullanılmayan alanı, kâr amacıyla sattı' görüşünü savunarak dava açtı."

                            https://twitter.com/keyborsa_simurg

                            Yorum

                            • güneşş
                              Tecrübeli
                              • 08 Ocak 2008
                              • 742

                              #29
                              İMKB olması gereken yere doğru atak yapıyor, ama...
                              12.04.2008 | Yiğit Bulut | Yorum


                              Geçtiğimiz haftalarda, rating kuruluşlarının görünüm değişikliğine ve içerideki her türlü kötü siyasi yoruma rağmen piyasaların olması gereken yer konusunda ısrar etmiş ve özellikle Dow Jones'un altın bazındaki fiyat grafiğinden yola çıkarak, dolar için 1.30 YTL, faiz için yüzde 18,50'nin altını ve İstanbul Menkul Kımetler Borsası (İMKB) için 41.500 ve sonrasında 41.500-42.040 aralığının üstünü hedefler olarak savunmuştum. Cuma kapanışları, dolar için 1.30 altında hatta 1.28-1.30 bandının dibine doğru, faiz için yüzde 18,50 sınırının altında, İMKB içinde 42.000 destek bölgesi üstünde gerçekleşti.

                              Altın fiyatları önemli
                              Gelecek haftaya başlarken Dow Jones halâ 12.500-12.700 bandında ısrar ederek olumlu görünüyor, Uzak Doğu borsalarında alımlar var, bizde beklentiler olumlu. Yalnız denklemi yazdığımda, beni rahatsız eden bir gerçek var. Altın fiyatları yeniden 900 dolar üzerinde ve altın bazında Dow Jones grafiği yeniden aşağı dönme eğiliminde. Daha açık söylemek gerekirse, altın fiyatları yeniden 900 dolar altına dönerse umudum artacak, içim rahatlayacak.

                              Peki diğer göstergeler? Dow Jones 12.500-12.700 bandında iddiasını koruyor. Dolar-yen paritesinde 100 üstünde taban oluşumu devam ediyor. DAX 6.500 puanın üzerinde ama 7 binin üstüne çıkmadan pek bir anlamı yok. Euro-dolar paritesi 1.55 desteğinin güçlü olduğunu gösterdi. Uzak Doğu'da artış eğilimi var ama çok güçlü değil. Bu veriler ile neler olabileceğine gelince.

                              Kâr satışı gelebilir
                              1-İMKB: 41.500-42.040 arasını test etme eğilimi devam ediyor ama eldeki veri henüz oranın geçilmesi için yeterli değil. Buraya doğru ataklarda kâr satışları gelecektir. Buranın geçilemediği her durumda satışlar aratacaktır.
                              Tavsiyem Dow Jones 12.500-12.700 bandında patinaja devam eder, net bir sinyal üretemezse ve İMKB bu boşluk içinde bocalarsa, İMKB'de 42 bin bölgesi üstünde, özellikle yurtdışı bozulmalarda, gelebilecek satışa karşı dikkatli olmanız.
                              2- Dolarda 1.28-1.30 bandında hareket devam edecek. Dow Jones 12.700'ü, İMKB 42.040-42.900 bölgesini geçemediği sürece 1.28 YTL'nin altına kolay gidemeyen bir kur göreceğiz. Dow Jones'un ve İMKB'nin yeni zirve yaptığı bir dinamik içinde yaz aylarında 1.28 altı mümkün.

                              Yukarı yön kesin değil
                              3- Faizde kısa vadede 18,50-18,20 bandı destek. İMKB ve diğer piyasalar yukarıda saydığımız kriterleri yerine gelmediği sürece faizde 18,50-18,20 bandı altında kalıcı düşüş zor.
                              Sonuç: Dikkatli olmakta yarar var. Dow Jones 12.700 üstünde iki gece kapanmadıkça, altın bazında yukarı atak oluşmadıkça "kesin yukarı trend" başladı demek için zemin var ama erken.
                              Son söz: Dünya genelinde özellikle Dow Jones'da olumlu sinyaller üremeye başladı ama kesin karar için henüz erken. Erken açan çiçekler kar altında KALIR!

                              Yorum

                              • simurg
                                Administrator
                                • 10 Mart 2007
                                • 9248

                                #30
                                İMKB olması gereken yere doğru atak yapıyor, ama...

                                12.04.2008 | Yiğit Bulut | Yorum

                                Geçtiğimiz haftalarda, rating kuruluşlarının görünüm değişikliğine ve içerideki her türlü kötü siyasi yoruma rağmen piyasaların olması gereken yer konusunda ısrar etmiş ve özellikle Dow Jones'un altın bazındaki fiyat grafiğinden yola çıkarak, dolar için 1.30 YTL, faiz için yüzde 18,50'nin altını ve İstanbul Menkul Kımetler Borsası (İMKB) için 41.500 ve sonrasında 41.500-42.040 aralığının üstünü hedefler olarak savunmuştum. Cuma kapanışları, dolar için 1.30 altında hatta 1.28-1.30 bandının dibine doğru, faiz için yüzde 18,50 sınırının altında, İMKB içinde 42.000 destek bölgesi üstünde gerçekleşti.

                                Altın fiyatları önemli
                                Gelecek haftaya başlarken Dow Jones halâ 12.500-12.700 bandında ısrar ederek olumlu görünüyor, Uzak Doğu borsalarında alımlar var, bizde beklentiler olumlu. Yalnız denklemi yazdığımda, beni rahatsız eden bir gerçek var. Altın fiyatları yeniden 900 dolar üzerinde ve altın bazında Dow Jones grafiği yeniden aşağı dönme eğiliminde. Daha açık söylemek gerekirse, altın fiyatları yeniden 900 dolar altına dönerse umudum artacak, içim rahatlayacak.

                                Peki diğer göstergeler? Dow Jones 12.500-12.700 bandında iddiasını koruyor. Dolar-yen paritesinde 100 üstünde taban oluşumu devam ediyor. DAX 6.500 puanın üzerinde ama 7 binin üstüne çıkmadan pek bir anlamı yok. Euro-dolar paritesi 1.55 desteğinin güçlü olduğunu gösterdi. Uzak Doğu'da artış eğilimi var ama çok güçlü değil. Bu veriler ile neler olabileceğine gelince.

                                Kâr satışı gelebilir
                                1-İMKB: 41.500-42.040 arasını test etme eğilimi devam ediyor ama eldeki veri henüz oranın geçilmesi için yeterli değil. Buraya doğru ataklarda kâr satışları gelecektir. Buranın geçilemediği her durumda satışlar aratacaktır.
                                Tavsiyem Dow Jones 12.500-12.700 bandında patinaja devam eder, net bir sinyal üretemezse ve İMKB bu boşluk içinde bocalarsa, İMKB'de 42 bin bölgesi üstünde, özellikle yurtdışı bozulmalarda, gelebilecek satışa karşı dikkatli olmanız.
                                2- Dolarda 1.28-1.30 bandında hareket devam edecek. Dow Jones 12.700'ü, İMKB 42.040-42.900 bölgesini geçemediği sürece 1.28 YTL'nin altına kolay gidemeyen bir kur göreceğiz. Dow Jones'un ve İMKB'nin yeni zirve yaptığı bir dinamik içinde yaz aylarında 1.28 altı mümkün.

                                Yukarı yön kesin değil
                                3- Faizde kısa vadede 18,50-18,20 bandı destek. İMKB ve diğer piyasalar yukarıda saydığımız kriterleri yerine gelmediği sürece faizde 18,50-18,20 bandı altında kalıcı düşüş zor.
                                Sonuç: Dikkatli olmakta yarar var. Dow Jones 12.700 üstünde iki gece kapanmadıkça, altın bazında yukarı atak oluşmadıkça "kesin yukarı trend" başladı demek için zemin var ama erken.
                                Son söz: Dünya genelinde özellikle Dow Jones'da olumlu sinyaller üremeye başladı ama kesin karar için henüz erken. Erken açan çiçekler kar altında KALIR!
                                https://twitter.com/keyborsa_simurg

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information