Abdurrahman Yildirim

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Timur
    Tecrübeli
    • 22 Mayıs 2007
    • 352

    #1

    Abdurrahman Yildirim

    Dalgada yabancı nereden kaçar?

    Bu yılın ikinci küçük küresel dalgasını yaşadık. Perşembe ve özellikle cuma günkü enflasyon verilerinden sonra küresel piyasalar ve Türkiye piyasalarında kayda değer toparlanmalar gerçekleşti.
    Küresel dalgalanmaların meydana gelmesi, yüksek cari açık veren ve buna karşılık dışarıdan yüksek portföy yatırımı çekmeye başlayan Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor.

    - IMF ne dedi? -

    İşte böyle bir dalganmanın yaşandığı geçen hafta IMF, İcra Direktörleri Kurulu değerlendirmesinde "Ekonominin büyük sermaye girişlerine olan bağımlılığı, Türkiye'yi yatırımcı hissiyatındaki değişikliklere karşı açık hale getiriyor" dedi. Türkiye'nin küresel dalgalanmalara karşı çok hassas hale geldiğini 2006'dan itibaren gayet iyi biliyoruz. Ancak bunu IMF gibi bir kuruluşun vurgulaması ilginç ve uyarıcı.
    Türkiye'nin yüksek cari açığından ve finansal piyasalarındaki yüksek yabancı payından dolayı küresel yatırımcıların tutumuna bağımlı hale geldiği bir gerçek. Hisse senedinde yüzde 71, banka dışı kesimin sahipliği açısından bonoda yüzde 38 yabancılara ait. Bu oranlar ve özellikle de borsaki payları çok yüksek.
    Ancak bu bağımlılık önemli ölçüde karşılıklı. En azından hisse senedi tarafında olay böyle yürüyor.

    - Sıcak para 87.4 milyar $ -

    Solda yer alan tabloda Türkiye'deki portföy yatırımlarının veya sıcak para stokunun mayıs sonunda 87.5 milyar doları bulduğunu gösteriyor. Son bir yıllık artışı da yüzde 75'e yükseldi. Yani sıcak paranın büyümesi ivmelenmiş. Bu miktarın 50 milyar dolarını hisse senedi, 33 milyar dolarını bono yatırımı oluşturuyor. Hisse senedinde yabancı payı ve yabancı varlığı daha büyük olmasına karşılık, küresel dalgalanmalar karşısında bu piyasadan yurtdışına çıkan para miktarı çok daha küçük. Bunun tablosunu da sağda görüyorsunuz. Burada Türkiye kaynaklı üç dalgalanma da yer alıyor. Ama 2003'ten sonrakiler küresel kaynaklı. 2000-2007 Nisan arasındaki 7 yılı aşkın zamanda Türkiye'den hisse senedi yoluyla 3.6 milyar dolarlık kaynak çıkmış. Bonodan çıkan para ise 20.4 milyar doları bulmuş. En büyük çıkışlar 5 milyar dolara yakın rakamlarla 2000, 2001 krizleri ile 2006 dalgalanmasında meydana gelmiş. Hisse senedi ve bonodan çıkan toplam para ise 24 milyar dolar . Hesaplamaya sadece ödemeler dengesinde yer alan ve dalgalanmalara denk düşen ayların sermaye çıkışlarını dahil ettik.

    - Bono piyasasının yapısı -

    Bu iki piyasadan bono piyasası hacim olarak daha büyük ve derin, borsaya göre daha istikrarlı. Çünkü kurumsal yatırımcıları daha güçlü. Yabancıların büyük bölümü kurumsal yatırımcılar veya fonlar. Yerlilerde ise en büyük grup bankalar ve şirketler. Yerli yatırım fonları da var. Yerli bireysel yatırımcıların payı ise 15 milyar dolarla en küçük grubu oluşturuyor. Böyle bir yatırımcı yapısında yabancıdan satış baskısı geldiğinde yerli bankalar ve kurumsal yatırımcılar alıcı oluyor. Zaten bonoda büyük ve etkili 10 banka piyasa yapıcısı olarak görev yapıyor. Kaleyi savunuyor. Portföylerinin dalgadan zarar görmesini önlüyorlar. Bu açıdan piyasanın likiditesi de kaybolmuyor. Bono piyasası daha istikrarlı, daha likit ve yabancıya da satış imkanı veriyor.

    - Borsanın yapısı -

    Hisse senedi tarafında ise aynı kurumsal yatırımcılar yok. Yerli yatırım fonları da son derece küçük. Yabancılar karşısında sadece yerli büyük bireysel oyuncular yer alıyor. Onlar da, yabancılardan daha çabuk davranıyor, daha önca satışa koşuyor, alıcı olmuyor, piyasanın likiditesini azaltıyor. Sonunda piyasa hızla düşüyor ve yabancı satamıyor. 1994, 1998 ve 2001 ve 2006'da olan bu. Büyük agresif oyuncuları nedeniyle borsa çok daha oynak, gerekirse illikit ve yabancıya satış imkanı vermiyor.

    - Para nereden kaçar? -

    Yerli-yabancı arasındaki mücadelede iki piyasanın temel farkı da burada. Bono piyasasının kötü çocukları yok. Piyasaların iyi zamanlarında Türkiye Borsası'ndan yabancı para çıkabilir. Bunun dışında küresel dalgalanma sırasında Türkiye'den ciddi bir sermaye kaçışı olacaksa, bu geçmişin gösterdiği gibi, hisse senedinden değil, asıl bono piyasasından olacak.

    - Sonuç - "Suratı ekşi olanın vereceği bal da ekşi olur" Sadi
  • simurg
    Administrator
    • 10 Mart 2007
    • 9248

    #2
    Timur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Dalgada yabancı nereden kaçar?

    Bu yılın ikinci küçük küresel dalgasını yaşadık. Perşembe ve özellikle cuma günkü enflasyon verilerinden sonra küresel piyasalar ve Türkiye piyasalarında kayda değer toparlanmalar gerçekleşti.
    Küresel dalgalanmaların meydana gelmesi, yüksek cari açık veren ve buna karşılık dışarıdan yüksek portföy yatırımı çekmeye başlayan Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor.

    - IMF ne dedi? -

    İşte böyle bir dalganmanın yaşandığı geçen hafta IMF, İcra Direktörleri Kurulu değerlendirmesinde "Ekonominin büyük sermaye girişlerine olan bağımlılığı, Türkiye'yi yatırımcı hissiyatındaki değişikliklere karşı açık hale getiriyor" dedi. Türkiye'nin küresel dalgalanmalara karşı çok hassas hale geldiğini 2006'dan itibaren gayet iyi biliyoruz. Ancak bunu IMF gibi bir kuruluşun vurgulaması ilginç ve uyarıcı.
    Türkiye'nin yüksek cari açığından ve finansal piyasalarındaki yüksek yabancı payından dolayı küresel yatırımcıların tutumuna bağımlı hale geldiği bir gerçek. Hisse senedinde yüzde 71, banka dışı kesimin sahipliği açısından bonoda yüzde 38 yabancılara ait. Bu oranlar ve özellikle de borsaki payları çok yüksek.
    Ancak bu bağımlılık önemli ölçüde karşılıklı. En azından hisse senedi tarafında olay böyle yürüyor.

    - Sıcak para 87.4 milyar $ -

    Solda yer alan tabloda Türkiye'deki portföy yatırımlarının veya sıcak para stokunun mayıs sonunda 87.5 milyar doları bulduğunu gösteriyor. Son bir yıllık artışı da yüzde 75'e yükseldi. Yani sıcak paranın büyümesi ivmelenmiş. Bu miktarın 50 milyar dolarını hisse senedi, 33 milyar dolarını bono yatırımı oluşturuyor. Hisse senedinde yabancı payı ve yabancı varlığı daha büyük olmasına karşılık, küresel dalgalanmalar karşısında bu piyasadan yurtdışına çıkan para miktarı çok daha küçük. Bunun tablosunu da sağda görüyorsunuz. Burada Türkiye kaynaklı üç dalgalanma da yer alıyor. Ama 2003'ten sonrakiler küresel kaynaklı. 2000-2007 Nisan arasındaki 7 yılı aşkın zamanda Türkiye'den hisse senedi yoluyla 3.6 milyar dolarlık kaynak çıkmış. Bonodan çıkan para ise 20.4 milyar doları bulmuş. En büyük çıkışlar 5 milyar dolara yakın rakamlarla 2000, 2001 krizleri ile 2006 dalgalanmasında meydana gelmiş. Hisse senedi ve bonodan çıkan toplam para ise 24 milyar dolar . Hesaplamaya sadece ödemeler dengesinde yer alan ve dalgalanmalara denk düşen ayların sermaye çıkışlarını dahil ettik.

    - Bono piyasasının yapısı -

    Bu iki piyasadan bono piyasası hacim olarak daha büyük ve derin, borsaya göre daha istikrarlı. Çünkü kurumsal yatırımcıları daha güçlü. Yabancıların büyük bölümü kurumsal yatırımcılar veya fonlar. Yerlilerde ise en büyük grup bankalar ve şirketler. Yerli yatırım fonları da var. Yerli bireysel yatırımcıların payı ise 15 milyar dolarla en küçük grubu oluşturuyor. Böyle bir yatırımcı yapısında yabancıdan satış baskısı geldiğinde yerli bankalar ve kurumsal yatırımcılar alıcı oluyor. Zaten bonoda büyük ve etkili 10 banka piyasa yapıcısı olarak görev yapıyor. Kaleyi savunuyor. Portföylerinin dalgadan zarar görmesini önlüyorlar. Bu açıdan piyasanın likiditesi de kaybolmuyor. Bono piyasası daha istikrarlı, daha likit ve yabancıya da satış imkanı veriyor.

    - Borsanın yapısı -

    Hisse senedi tarafında ise aynı kurumsal yatırımcılar yok. Yerli yatırım fonları da son derece küçük. Yabancılar karşısında sadece yerli büyük bireysel oyuncular yer alıyor. Onlar da, yabancılardan daha çabuk davranıyor, daha önca satışa koşuyor, alıcı olmuyor, piyasanın likiditesini azaltıyor. Sonunda piyasa hızla düşüyor ve yabancı satamıyor. 1994, 1998 ve 2001 ve 2006'da olan bu. Büyük agresif oyuncuları nedeniyle borsa çok daha oynak, gerekirse illikit ve yabancıya satış imkanı vermiyor.

    - Para nereden kaçar? -

    Yerli-yabancı arasındaki mücadelede iki piyasanın temel farkı da burada. Bono piyasasının kötü çocukları yok. Piyasaların iyi zamanlarında Türkiye Borsası'ndan yabancı para çıkabilir. Bunun dışında küresel dalgalanma sırasında Türkiye'den ciddi bir sermaye kaçışı olacaksa, bu geçmişin gösterdiği gibi, hisse senedinden değil, asıl bono piyasasından olacak.

    - Sonuç - "Suratı ekşi olanın vereceği bal da ekşi olur" Sadi
    Kesinlikle katılıyorum. Ayrıca bu yartıtımcılar Türkiye için kısa vade yatırım yaptıklarını asla düşünmüyorum.
    https://twitter.com/keyborsa_simurg

    Yorum

    • Timur
      Tecrübeli
      • 22 Mayıs 2007
      • 352

      #3
      Abdurrahman Yildirim

      Bankacılıkta yabancılaşmanın nedeni ne?
      Oyakbank 2.673 milyon dolara Hollanda sermayeli ING Bank'a satıldı. Ordu ile ilişkilerinden dolayı Oyak'ın bankacılıktan çıkması ve seçim öncesinde Türkiye'ye yabancı sermayenin güveni açısından bu satış iyi bir gelişme olarak yorumlanabilir. Ancak madalyonun öteki yüzünde bir bankanın daha yabancılar tarafından satın alındığı ve bankacılık sektöründe yabancı payı nın halka açık kısım ile birlikte yüzde 42'ye yükseldiği gerçeği var.

      - Sektörde durum ne? - Yüzde 42 oranı yüzde 50'nin altında denilerek hâlâ sektörde yabancı sermayenin değil yerli sermayenin hakim olduğu düşünülebilir. Ama durum pek öyle değil. Bir kere mevduat toplamaya yetkili 33 bankadan üç kamu bankasını hariç tutarsak 19'u yabancı sermayeli, 11'i yerli sermayeli. 10 büyük banka arasında kamu bankalarını hariç tuttuğumuzda yabancı sermayenin bulaşmadığı bir banka kaldı . Diğer altı bankaya yabancı sermaye ya hakim ya da Akbank örneğinde olduğu gibi, yönetici hissedar durumunda. Sürecin 2-3 yıl önce başladığı dikkate alınırsa devamında yabancı payının daha da yükseleceğini beklemek gerekiyor. Bu süreç ne kadar devam eder bilinmez ama bu aşamadan sonra tersine dönmesi bir hayli zor. Böyle bir beklenti de yok. Olsa olsa yabancı payının daha da artacağı beklentisi var.

      - Yerli satıyor yabancı alıyor - Çünkü yüzde 42 yabancı payının üzerine yeni halka açılmalarla eklenme gelebilir. Halk Bankası'nı yabancı alabilir. Vakıflar Bankası'nın yeni halka arzında paylarını daha artırabilir. Ziraat Bankası bir gün özelleştirilir veya halka açılırsa yabancılar talip olabilir. Çünkü şimdiye kadar satışa çıkan bankaları hep yabancılar alıyor.
      Yerliler ise kamuözel ayrımı olmadan satıyor. Bu açıdan kamunun elinde bulunan üç bankanın halka açılmaları ve özelleştirilmeleri, bankacılık sektöründeki yabancı hakimiyetini pekiştirme açısından son derece belirleyici. Bu bankalar satışa çıktığında büyük olasılıkla yabancılar en yüksek teklifi verecek.

      - 1 ve 2'cinin durumu - Diyelim ki, kamu bankalarında yabancı payının artması sınırlı kaldı. Yabancıların ortak olduğu özel bankalarda paylarını artması da bir olasılık.
      Daha da ilginci özel sektöre ait iki büyük bankanın arasındaki ilişki ve rekabet. İkinci bankada yabancı ortaklığın payı yükselir ve sermaye takviyesi ile atak yaparsa buna birinci banka nasıl yanıt verecek? Sermaye artırabilecek mi? Artıramazsa yabancı ortak alacak mı? Yoksa sektördeki payını ve öncülüğünü kaybetmeyi içine sindirecek mi? Sindirdiğinde aynı kapıya çıkacak. Yerli bankaların pazar payı gerileyecek. Yabancı ortak alımına giderse bu kez en büyük özel bankada da aynı süreç başlayacak.

      - Küreselleşme süreci - Hem kamu bankalarının hem de özel bankaların durumu bu. Süreç yabancıların payını artırmaktan yana işliyor. Küreselleşme böyle bir sonucu getiriyor. Küresel oyuncu ancak böyle olunuyor. Sen dışarıda banka alamazsan gelip seni alıyorlar.
      Yerli bankalar yabancı banka alamayıp neden küresel oyuncu olamadılar, sorusuna çeşitli yanıtlar bulunabilir. 1990'larda yapılan hatalar gelip 2001 krizinde patladı. Ekonomik kriz, zayıf bankacılık yapısı, yerlilerin teşvik edilmeyişi, aracılık maliyetlerinin yüksek oluşu, yeterince kaynak yaratamamaları bu nedenler arasında sayılabilir.

      - Sermaye ve kural eksik - Ancak bankacılık öncelikle bir sermaye ve kural işi . Türkiye'de sermaye birikiminin yetersiz oluşu bankacılıkta küresel oyuncu olmanın önünde önemli bir engel. Kuralları sevmeyen bir toplum ve ekonomik yapı da ikinci önemli engeli oluşturuyor. Üzerine yukarıdaki nedenleri ve benim aklıma gelmeyenleri de koyun. Ortaya, Osmanlı İmparatorluğu'ndan sonra bankacılık ve finans işi yeniden yabancılaşıyor, sonucu çıkıyor. Osmanlı'nın yerini Cumhuriyet aldı, devletin yapısı ve etnik yapı önemli ölçüde değişti, ama 80 yıl sonra bile kapital işini yapanlar değişmedi. Döndük dolaştık yine aynı yere geldik.

      - Sonuç - "Gereksinimi kavramak tasarımın baş koşuludur" Sharles Eames

      Yorum

      • Timur
        Tecrübeli
        • 22 Mayıs 2007
        • 352

        #4
        Bankacılıkta yabancılaşma ne sonuçlar yaratır?
        Oyakbank'ı 2.7 milyar dolara almaya talip olan Hollanda'lı ING Bank'ın Türkiye macerası yeni değilmiş. 1997'de ülkemize gelmiş, 6 yıllık çalışmadan sonra 2003 ortasında faaliyetine son vermiş. Türkiye'de banka lisansı ve mevduat toplama yetkisi varken bunu tasfiye etmesinin ardından 4 yıl geçmesine karşılık geri dönüş için 2.7 milyar dolar vermeyi göze almış. Bu değişiklik ilginç.
        Bankaların yabancıların eline geçmesini irdelediğimiz dünkü yazımızı "Her sonuç bir neden haline gelir" sözüyle noktalamıştık. Yüzde 42'ye ulaşan yabancı payının, Ziraat ve Halk Bankası'nın özelleştirilmesi ile sıçrama yapması beklenebilir. Bankaların yabancılaşması veya küresel sermayeli hale gelmesi artık bir sonuç olarak karşımızda.

        - Zincirleme etki - Bunun yol açacağı gelişmeler ve yaratacağı yeni sonuçlar bugünkü yazı konumuz.
        - Bir kere bankaların yanına, aracı kurumları, sigorta ve leasing sektörünü de koyduğumuzda finansal sektörün ağırlıklı biçimde yabancı veya küresel sermayeli hale gelmesi, ekonominin diğer sektörlerine de bulaşır. Hatta finansal sektörle ilişkisi olan her alanı ve herkesi etkiler. Finansal sektörden başlayan yabancılaşma diğer sektörlerde hızlandırıcı etki yapar.
        - Bankalarda reel sektör, şirketler, hane halkı ve kişiler hakkında tam bir bilgi hazinesi var. Bu kuruluşlar kimin ne kadar geliri ve kazancı var, gideri ne kadar, serveti ne kadar, harcama eğilimi nasıl, tam olarak kişilerin ve kurumların finansal varlık rontgenine sahip. Bu bankaları alan küresel sermayeli bankalarda aynı bilgilere sahip olacaklar. Bu bilgiler şirket satın almalarda, Türkiye'ye ilişkin strateji belirlemede ve iş yapmada pekala kullanılacak.
        - Yabancı veya küresel sermayeli hale gelmesi bankaların davranışlarını da değiştirebilir. Verdiği hizmetler ve bunun karşılığında aldığı komisyonlar farklı olabilir. Yabancılar bedeva hizmet vermez . Maliyetlerini hizmetlerine yansıtırlar. Hazine kağıtlarına yatırım yerine kredi vermeyi ön plana çıkartabilirler. Burada da eş, dost, akraba ilişkisi olmaz. Daha risk bazlı bir tavır ortaya koyarlar. Bütün bunları yaparken bankaların müşterilerine yansıyan davranışları da kısmen yabancılaşabilir.
        - Ana sermayedar yabancı olduğu için bankaların yurtdışı borçlanmaları bundan olumlu etkilenir. Banka riski veya ratingi yurtdışındaki ana banka ile eşitlenir. Daha ekonomik koşullarda ve büyük ölçekli kaynak bulabilirler. Bunu da yurt içinde kredi olarak kullandırabilirler. Sonuçta bireyler ve hane halkının daha fazla borçlanması gündeme gelecek.
        - Ancak sermaye küresel sermaye olduğu için, Türkiye'den topladıkları fonları yurtdışında da değerlendirme yoluna gidebilirler. Fırsat neredeyse fonları oraya yöneltebilirler. Bunun yerli tasarruf sahibini ilgilendiren yönü ise Türkiye'ye özgü yüksek reel faizin budanması olabilir. Artık mevduat faiz yarışlarını daha az görürüz.
        - Küresel sermayeli bankalar mevduat ve para sahibinin güvenini artırma yönünden pozitif katkı yapar. Yeni bir krizde bu banka batar mı kuşkusunu ortadan kaldırır veya azaltır. Bankaların küçük hissedarları da ana hissedar değişikliğinden olumlu etkilenir. Sahiplikteki bu değişiklik genelde bankaların piyasa değerini artırıyor.
        - Yabancılaşma aynı zamanda ekonomi yönetiminin bankalar üzerindeki etkisini azaltır. Geriye yönelik vergi koyma, 'ihtiyaç var atın 250'şer milyon dolar' ya da "Hazine ihalesinden bono alın" türü yaklaşımlar artık söz konusu olamaz. Devlet iç borçlanma senetlerinin en büyük müşterisi olan bankalar bu konumdan muhtemelen çıkar. Yerini yabancı yatırımcılar veya banka dışı yerli kesim alır. Yani devlet iç borçlanma senetlerinin alıcı tabanı da değişir.

        - Müteşebbis gücü - Bankacılıkta ve finansta sermayenin küresel olması, sadece bu sektörde değil genelde ekonomide iş yapma biçimlerini ve kuralları da küresel yapar. Sermayedeki bu değişim finansal sektörle ilişkisi olan her alana ve herkese bulaşır. Ekonomiyi ve devleti yönetenlerden, şirketlere, vakıflara, derneklere, hane halkına ve bireylere kadar herkesi kapsar. Az veya çok, olumlu veya olumsuz etkiler, yeni sonuçlar yaratır. Bunun lehimize mi yoksa aleyhimize mi olacağını şirket ve banka satışlarından elde edilen nakit sermayenin önümüzdeki dönemde kullanım etkinliği belirleyecek. Bankacılık ve finansta tıkanan yerli müteşebbis gücü kendine daha verimli çalışacağı yeni bir kulvar açabilir mi acaba? Bunun yanıtı şimdilik bende yok.

        - Sonuç - "Bir şeyin arkasında durmazsan, önüne gelen her şeyin arkasından gidersin" Steve Bartkowski

        Yorum

        • Timur
          Tecrübeli
          • 22 Mayıs 2007
          • 352

          #5
          Yerlilerin dövize görülmemiş yatırımı nasıl sonuçlanıyor?

          Yerlilerin dövize görülmemiş yatırımı nasıl sonuçlanıyor?

          Yurtiçi yerleşiklerin seçim haftasında dövize 2 milyar dolar daha yatırdıkları ortaya çıktı. Merkez Bankası'nın Haftalık Bülteni'nde yer alan verilere göre, yerlilerin 13-20 Temmuz haftasında bankalar ve katılım bankalarındaki döviz mevduatı 1 milyar 965 milyon dolar artarak 91 milyar 882 milyon dolara yükseldi. Yerlilerin son bir yılda dövize yatırımları 31 milyar 609 milyon dolar arttı. Bu da 2006 Haziran sonunda 60 milyar 273 milyon dolarlık düzeye göre yüzde 52.4'lük bir artışı ifade ediyor. Şimdiye kadar dövize görülmemiş bir yatırım bu.
          Yukarıda yer alan tablodan da izlenebileceği gibi, yerleşiklerin dövize yatırımı seçim öncesinde tam anlamıyla tavan yaptı. Gerçek kişiler yanında şirket ve kurumların hesapları, en yüksek aylık artışını temmuzda yaptı. Temmuz ayının 20 günlük döneminde 5.37 milyar dolarlık bir artış söz konusu. Bu rakam şimdiye kadar aylık bazda hiç görülmemiş düzeyde yüksek bir rakam.

          - Kişiler çifte kayıpta-Tablodan dikkat çekici gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz.
          - En son satırda yer aldığı gibi, 30 Haziran 2006'ya yani küresel dalgalanma sonrasına göre son bir yılda gerçek kişilerin dövize yatırımı yüzde 51.7 arttı. Bunun rakamsal ifadesi 22.23 milyar dolar.
          - Yine gerçek kişilerin son bir yıllık döviz yatırımı rekora koşarken, bu yatırım içinde en hızlı artış gösteren dolara yapılan yatırım. Gerçek kişilerin dolar yatırımı yüzde 66.0 artarken euro yatırımları artışı yüzde 35.7 düzeyinde kaldı. Son bir yılda euro/dolar kuru 1.27'den 1.38'e kadar gitti. Yani yerli bireysel yatırımcılar dövize yatırım yaparak genelde kayıplı tarafta yer alırken döviz cinsleri içinde de dolara daha büyük yöneliş göstererek çifte kayba uğradılar. En azından son durum itibariyle böyle.
          - Buna karşılık şirketler ve kurumları içeren tüzel kişilerin döviz yatırımlarında artış daha çok euro üzerinden. Dolar yatırımları yüzde 37.1 artan tüzel kişilerin euro yatırımları yüzde 91.8 artışla genel ortalamayı ikiye katladı.

          - Yerlilerin üç korkusu- Yerlilerin bu yatırımları 2006 dalgalanması ile start aldı. Bu yıl yapılacak genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimi gibi iki büyük siyasi risk de dövize yönelmede etkili oldu.
          - Yerlilerin bu üç korkusundan biri gerçekleşti. Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimini krizsiz aşamadı. Bu nedenle genel seçim erkene alındı.
          - Ama genel seçim öyle bir sonuçla bitti ki, cumhurbaşkanlığı seçimi belirsizliğini de önemli oranda azalttı. Dolayısıyla yerliler üç korkudan birinde yanıldı. Bu nedenle dövize yapılan yatırımları da isabetsiz çıkardı.
          - Döviz yatırımcıları küresel dalgalanma konusunda da şimdiye kadar umduklarını bulamadılar. Son dalgalanmanın sürüp sürmeyeceği, büyüyüp büyümeyeceği ise henüz netleşmiş değil. Küresel dalgalanma 2006 benzeri bir büyüklüğe yaklaşırsa yerlilere ellerindeki dövizi satıp çıkma imkanı verebilir.
          Aksi taktirde yerliler son bir yılda yaptıkları büyük döviz yatırımından, bu aşamada kâr edememiş olacaklar. Kâr etmek için ya bir sonraki siyasi krizi ya da güçlü bir küresel dalgalanmayı beklemek zorunda kalacaklar. Diğer bir seçenek ise zararı göze alıp döviz yatırımından dönmek.

          - Sonuç- "Sürekli tetikte, sürekli uyanık olanlar neleri kaçırdıklarını bir bilseler!.." Norman Douglas

          Yorum

          • Timur
            Tecrübeli
            • 22 Mayıs 2007
            • 352

            #6
            Yeni hükümet heyecan yaratır mı?

            Yeni hükümet heyecan yaratır mı?
            Cumhurbaşkanı seçimi dün sonuçlandı. Böylece önemli bir belirsizlik kaynağı da ortadan kalktı. Sıra geldi yeni hükümetin kurulmasına. Bu da gelecek hafta güven oylamasıyla sonuçlanacak.
            Yeni cumhurbaşkanı, yeni Meclis ve yeni hükümetle yeni bir icraat dönemi açmak, yeni bir heyecan yaratmak mümkün. Bu, geçmişteki yeni Meclis ve yeni hükümetlerde hep böyle gerçekleşti. Ekonomi ve finansal piyasalar yeni hükümetlere hep yeni krediler açtılar. Nitekim 2002'de bu hükümetin işbaşına gelmesinde de bu böyle oldu.

            - Yurtdışı dalga engeli- Ancak bu eğilimin bu kez tekrarlanmasına önemli bir engel var. Küresel piyasaların durumu. Türkiye ilk kez dünya ekonomisi ve küresel piyasalarla bu kadar entegre bir dönemi yaşıyor. 2002'den başlayan küresel risk alma iştahının yüksekliği ve bol likidite dönemi de bu aşamada ciddi bir darbe almış durumda. Cari açığın yüksekliğinden, gelişmiş piyasalardaki güven ve likidite kaybından, gelişmekte olan ülkelerin satış yemesinden dolayı Türkiye bu eğilimden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Dolayısıyla yeni hükümet ortaya koyacağı icraatlarla belli bir heyecan yaratsa ve umut aşılasa da, dışarıdan gelen bu olumsuzluğu tersine çevirmeye gücü yetmeyebilir.

            - Likidite ihtiyacı - Çünkü küresel dalgalanma tam olarak gelişmiş ülkelerin finansal krizi. Kredi piyasasından kaynaklı bir dalgalanmada hem özel sektör tahvil piyasası çökmüş durumda, hem de kredi piyasası. Bankalar şirketlere ve fonlara kredi açmada son derece tutucu olurken birbirine gecelik piyasada bile borç vermede çok seçici davranıyorlar. Bu da gelişmiş ülke ve piyasalarda likidite krizine yol açıyor. Merkez bankaları bunun için erken devreye girdiler, piyasalara likidite pompaladılar.
            Gelişmiş ülke piyasaları bu likidite ihtiyacını, gelişmekte olan piyasalardan da karşılama yoluna gidiyor. Her sıkıştığında yurtdışından kaynak arayışına giren ve bu kaynağı bulduğu oranda rahatlayan Türkiye'deki bankaların ilk kez yabancı bankalara milyar doları aşan miktarda kredi açmasına bu dönemde rastlıyoruz. Bu nedenle gelişmekte olan piyasalarda hisse senedi ve tahvil piyasalarında satış eğilimleri güçleniyor.

            - Satış fırsatı olmasın- Eğer Türkiye böyle bir ortamda yeni hükümetin icraatları nedeniyle dünya piyasalarından daha iyi performans gösterirse yabancılara satış imkanını daha fazla olarak vermiş olur. Üstelik Türkiye'de kurun yükselmesi halinde yerli yatırımcıların satışa geçmeleri sayesinde oldukça likit bir döviz piyasası oluştu. Buna yeni hükümet heyecanıyla tahvil piyasası ve hisse senedi piyasasının artan likiditesi eklenirse, yabancılar daha çok satabilir. Dış piyasalar iyi olsa bile bunu izleyecek herhangi bir kötüleşmede Türkiye en çok satış yiyen piyasalar arasına girebilir.
            Dolayısıyla piyasada azınlık kalan yerli yatırımcıların yeni hükümetin oluşumuna olumlu tepkileri ancak küresel dalagalanmanın son bulmasıyla mümkün olabilir. Eğer dalgalanma sürecekse yerlilerin tepkisinin de ölçülü kalmasında hem kendileri hem de Türkiye piyasaları için yarar olabilir.

            - Sonuç- "Her işte bir itidal vardır, hatta aşırılıklarda bile." B. Disraeli ABDURRAHMAN YILDIRIM

            Yorum

            Working...
            X

            Debug Information