ibrahim kahveci

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • garip
    Yeni üye
    • 17 Ağustos 2008
    • 26

    #1

    ibrahim kahveci

    Yetim hakkı yedirmemek için borsaya bakın
    Okuyucularımdan gelen yoğun bilgi akışıyla olaylara farklı bakma ihtiyacı ve fırsatını bulabiliyorum. Önceki iki yazımda değindiğim bağımsız kurullar ve yetim hakkı konuları beklediğimden çok çok fazla olumlu yankı buldu. Meğer ne kadar da çok yetim hakkı yenmiş güzel ülkemde.

    İMKB'ye bakınca ortaklık kültürümüzü; ortaklarımızı soymak, paralarını gasp etmek üzerine oturttuğumuzda başımıza neler geldiğini görebiliyoruz. Oysa işin farklı tarafını görmek gerekiyor. SPK Başkanı Sayın Turan Erol, 2004-2008 aralığında Sermaye Piyasaları vasıtası ile kurumlara 24 milyar dolar kaynak sağlandığını açıkladı. Bu çok güzel ve hoş bir durum. Ama ya devamı?

    Gelin devamını biz getirelim. Kim bu paraları toplamış? Paraları alanlar karşılığında ne vermiş? Bu paralar toplanırken her şey çok objektif ve doğru mu işlemiş? vs…

    Şimdi bir rakam verelim. Bugün İMKB'de şirketlerin halka açık olan kısımlarının toplam değeri yaklaşık 100 milyar dolar. Sadece ama sadece son dört yılda 24 milyar dolar para toplayan bir borsada bu değer sizce normal mi? Ben hiç ama hiç içime sindiremiyorum. Belki çok ağır bulacaksınız ama olaya bir de bu toplanan paraların “yetim hakkı” olduğu gözü ile baktınız mı?

    Neden kurumlara (şirketlere) toplanan paraları ekonomi manşetlerine taşıyoruz da şirketlerin küçük ortaklarına aktardığı paraları övünerek açıklayamıyoruz. Milletten toplanan para sadece son 4 yılda 24 milyar dolar ise şirketlerin ortaklarına borsada ödediği para ne kadar?

    İMKB'de para toplayan öyle şirketler var ki halka açıldıklarından bugüne nerede ise tek kuruş nakit vermemişler. Halka açılmanın ardından batağa giden şirketlerinin diğer hisselerini de halka satabilmiş büyük patronlar. Para toplama sırasında yanıltıcı bilgilerle insanları kandırmayı bile ihmal etmemişler. Kısaca borsamız yetim hakkı yediği her rakamından çıkartılabilecek bir pazar haline gelmiş.

    Geçmiş yıllarda nerede ise hiç üzerlerine gidilmemiş bu olayların. Varsa yoksa tek odaklı bir denetim yöntemine başvurulmuş. Şimdi farkına varılmış olayın vahameti. Ama kadro yetersiz, mali destek, siyasi destek yetersiz kalabiliyor. Yıllarca süren denetim sürecinde atı alan yurtdışına çıkıyor. İş işten geçtikten sonra suçlamanın da bir değeri kalmıyor. Bakınız kısa geçmişe: Lio Yağ, Ünal Tarım, Koniteks, Okan Tekstil gibi çok sayıdaki şirketlerin bilânço oyunlarına… Kim nerden nasıl zararını tahsil edecek?

    Tekrar soralım: 2004-2008 arasında toplanan para 24 milyar dolar ise Borsanın başlangıcından bugüne kadar aynı yöntemle yatırımcılardan toplanan para ne kadardır? Toplanan paralar karşılığında ortaklara ödenen paralar ne kadardır? Oran nedir?

    Milletten toplanan paraların yetim hakkı olduğunu hiç düşündünüz mü? O zaman yetimlere ne verdiniz?

    İşte asıl cevap bekleyen soru buradadır!
  • garip
    Yeni üye
    • 17 Ağustos 2008
    • 26

    #2
    Mor sinekler borsanın 100 bin olmasını engelliyor

    Daha birkaç yıl önceydi. Basın toplantısında büyük işadamı şirketinin başarılarını anlatıyordu. Yurtdışına açılarak milyarlarca dolarlık ortaklığa gideceklerini belirtiyor ve heyecandan Türkiye'mizin en ihtiyaç duyduğu enerji alanında da büyük yatırımlar yapacaklarından da bahsediyordu. Borsadan da hiç anlamazdı zaten….

    İş adamları yabancılarla yaptıkları görüşmelerde ciddi ilerlemeler kaydettiklerini belirten haberlerin büyük gazetelerde kullanılması için de çaba gösterirlerdi. Trilyonlarca liralık projeler, hayali büyümeler ve nihayet bir türlü gerçekleşemeyen ortaklıklar adeta ortalıkta cirit atıyordu.

    Yer üstünde olmadıysa da şirketleri adına yeraltına inmekten hiç çekinmediler. Hammadde fiyatları yükselince ev aletlerinden madenciliğe bile derhal giriş kararı alıyorlar ama madenci yerine uzman bir finansçı (oyuncu) istihdam ediyorlardı.

    Bu adamlar ne konuştular ve ne yaptılar? Öğrenmek için küçük bir arşiv çalışması yeter…

    Mesela büyük yabancı ortak denilenlerin adreslerinin dahi bulunamadığını biliyor musunuz? Yabancılara gidiyoruz derken meğer borsada önceden yukarı çekilmiş fiyattan hisseler satılmış. Enerji yatırımına gidiyoruz derken milletten para toplamak asıl amaçmış. Kısaca milleti soymak için hayali projeleri yayarlarmış.

    Çöplük haline gelen bir borsadan ne beklersiniz ki? Soygun yeri haline gelen borsadan ne olur ki? Ülkemizin birçok güzide şirketi de bu borsada ama maalesef yabancılar dahi çıkmak istiyorlar bu yerden. Bu şirketleri aynı yerde aynı piyasada bulundurmak bile sakıncalı. Bakarsınız bulaşıcı bir durum oluşur.

    Çöp piyasasında olsa olsa leş sinekleri çoğalır. Çöplerinin karıştırılmasını istemeyen pisliklere alışmış mor sinekler mutludur sadece bu borsada. Soygun borsası haline gelmiş bir çöplüğe kim neden gelsin ki? Yeni halka arzlarda ve eski bazı halka arzlarda küçük şirketlere bu gözle bir bakın yeter.

    Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ufak tefek de olsa bir şeyler yakalamaya başladı. Ama öyle oluşumlar var ki para toplamaya, milleti dolandırmaya alışmışlar. Beş para etmez şirketlerini dolandırıcı fiyatlardan satmayı bilmişler. Sadece satmakla kalmamış yıllarca yatırımcıların kanını emen sermaye artırımlarını ve hisse satışlarını da ihmal etmemişler. Kısaca dolandırıcılık çeteleri o kadar büyümüş ki artık başlı başına bir güç ve tuzak çetesi haline dahi gelmiş. Bütün mesele o kördüğümü çözecek bilgi ve iradenin kamu idaresinde oluşabilmesinde.

    Yeni Şafak gazetesi sayısız yolsuzluk haberini ve bilânço oyunlarını, şirketlerin İMKB'ye açıkladığı bilgilerden ve SPK'nın bültenlerinden derleyerek okuyucularına aktarıyor. Basın savaşlarından da görüleceği gibi bu işler çok basit ve birkaç şirketle sınırlı değil. Çok geniş ve büyük bir mali operasyon gerekliliğine ihtiyaç olduğu artık aşikârdır.

    Türkiye'nin milli geliri 2000'de 160 milyar YTL iken borsa endeksi 20 binlere ulaşmıştı. Milli gelir artık 900 milyar YTL kapısında ve borsa endeksi 40 binlerde. Bunun anlamı aslında çok basit. Türkiye 2000'den beri yakaladığı makro ekonomik başarıyı borsa endeksine henüz yansıtabilmiş değil. Siyasi istikrar, borçların düşürülmesi veya Avrupa Birliği dahi eski rekoru kırdıramıyor.

    Yıl 2000, gelir 160, endeks 20 bin

    Yıl 2008, gelir 900, endeks 40 bin

    Oran tutuyor mu? Ya 2000 yılında koalisyon borsada daha çok sevilmişti veya bugün borsa soyuluyor.

    Yorum

    • garip
      Yeni üye
      • 17 Ağustos 2008
      • 26

      #3
      Özel sektörde sorunun farkında mısınız?

      Ekonomiye ilişkin eleştirel yaklaşımın odak noktası "Sadece eleştirmek" olduğunda gerçek sorunlar ortaya çıkarılamıyor. Hatta gerçek sorunlar eleştiriler yapılırken dahi gizli kalabiliyor. Ekonomi yönetiminin başlıca sorunu da zaten buradan kaynaklanıyor. Bir bakıyorsunuz ki yapılan eleştirinin ne iler, ne bir tutar ne de çözüm yanı yok. Oysa gerçekler ortaya konulabilse; yani doğru teşhis yapılabilse sorunun çözümüne yönelik kesin tedavi de gerçekleşti-rilebilir.

      Sorunumuz ne? Kamu kesiminin borç batağında olduğunu dillendirenlerin mantıklı bir dayanaklarının olmadığını gördük. Kamu borç riskinin yarı yarıya düşürülmüş olması, kamu borç sorununun eskiye oranla büyük oranda çözüldüğüne işaret ediyor. Yüzde 74'leri aşan net kamu borç oranı artık yüzde 30'un altına düşmüş durumda.

      Gerçek sorun ekonominin büyüme yükünü üzerinde taşıyan özel sektörün ta kendisidir. Yani üretim kesimidir. Yani yatırım kesimidir. Artık motor eskisi gibi sağlıklı çalışamıyor. Gelin birkaç veri ile sorunun ne olduğuna bakalım.

      Türkiye 2001 krizinde çıkış için ağır kamu borç yükünden kurtulurken yatırım ve büyüme yükünü özel sektöre bıraktı. Bakınız, büyük ekonomik hamleye rağmen 2002-2008 aralığında çok büyük bir kamu yatırımı yapıldığını hatırlıyor musunuz? Hatırlamıyorsunuz. Zaten hatırlamamız sorun olurdu. Çünkü kamu, borç sorununu çözmek için topladığı vergileri borç ödemeye ayırarak ekonomik dengeyi sağlamlaştırıyordu.

      Özel sektör ağırlıklı büyüme hamlesinde 2002-2006 aralığında yatırımlar ve krediler arasında oluşan uyum artık sağlanamıyor. Özel sektöre sunulan iç krediler ve dış krediler yatırım ve büyüme hamlesinin ana sermaye desteğini oluşturmuştu. Mayıs 2006 dalgalanmasının ardından süreç bozulmaya başladı. Artık kredi kullanım oranı ile büyüme arasındaki bağ kopmaya başladı.

      Artan oranda daha fazla iç ve dış kredi kullanan özel sektöre karşılık büyüme ivmesi yavaşladı. Daha fazla kredi kullanıyoruz ama daha fazla üretemiyoruz. Bakın üretim gerilemiyor, sadece yavaşlıyor. Burada geleceğe yönelik ciddi bir uyarı var; “Bu durum sürdürülemez.

      Maliyetler arttı. Sanayi Bakanlığı'nın çalışmasında kâr marjı yüzde 5,2 ise sadece son bir yıldaki ÜFE-TÜFE farkı dahi bu kâr marjını ortadan kaldıracak bir farka ulaştı. İç kredi imkânlarına alternatif riski bilinmesine rağmen özel sektörü dış kredilere yönlendirdi.

      Büyüyoruz ama yavaş. Büyüyoruz ama çok daha fazla kredi kullanarak. Büyüyoruz ama zararına. Belki de iflasa giden bir yolda ilerliyoruz. Tehlike büyük. Ama asıl tehlike bunun farkına varacak bir para politikası bilincine ulaşamamış olmak...

      Yorum

      • garip
        Yeni üye
        • 17 Ağustos 2008
        • 26

        #4
        Uzel işçisinden ses geldi

        “Bir fabrika işçisi bu kadar aciz duruma düşürülüp ancak bu kadar sahipsiz bırakılabilirdi. Uzel çalışanları aylardır açlık grevinin ötesinde ilgi çekici bir direniş gösteriyor. Ülkemizin sayılı büyük sanayilerinden biri yok edilmektedir. Aylardır kimsenin görmezden geldiği sorunun karşısında artık sükûnetimizi bozarak yeni işaretlerle adım atmanın tam zamanıdır.

        Mart ayından bu güne kadar olan uzun süreçte her birimiz işveren tarafından ödenmeyen haklarımızla bizlere sahip çıkmayan Türk Metal Sendikası'nın bizlere yardımcı olmayışıyla beraber büyük bir ekonomik krizin içerisinde yer almaktayız. Bu anlamda Türkiye de sendikacılık nedir ve nasıl işler sorularına yanıt arayanların bizlerin hallerine bakmaları yeterli olacaktır. Türk Metal Sendikası yıllardır bizlere sahip çıksın hakkımızı arasın diye bizlerden aylık gelirlerimizden aidatlarımızı istila etti.

        Düştüğümüz bu durum karşısında bizlere destek olduğunu yansıtmak için Türk Metal Sendikası bizler için bağlı bulundukları işyerlerinden yardım için topladığı paraların rakamını bu güne kadar ne belirtti ne de bizlere ulaştırma nezaketini gösterdi.

        Uzel'de yaşanan bu kâbus sadece bizim değil tedarikçilerin, bayilerin ve diğer yan sanayi kuruluşlarıyla birlikte yaklaşık 140 bin insanın mağduriyetidir. Tüm bu olumsuzluklara rağmen kazanılmış haklarımızı kaybetmemek için her ne kadar hükümetten derin bir beklenti içinde olsak da hem patronumuza karşı hem de Türk Metal Sendikası'na karşı her geçen gün daha da güçlenen bir mücadele yürütülmektedir.

        Mitingden iki gün sonra Türk Metal Genel Sekreteri Muharrem Aslı Yüce bizler adına neler yapabileceğini aciz bir şekilde gösterdi. 450 işçiden 300'ünü işsiz bırakacak bir kararla iş akitlerini feshettirecek ve işçi arkadaşlarımı işsiz bırakacak kararı aldırdı. Ve ondan sonra 150 mevcudun üstünde işçi kendi kaderine terkedilmek üzere Gebze Şeker Pınar Üretim Tesisleri'nde sendikalı bir fabrika olmasına rağmen hiçbir sosyal hakkı uygulanmadan kendi haline bırakıldı. Bugün burada Uzel Otomotiv çalışan sayısının bu mevcuda inmesinde, kayıtsız bırakılmasında sendikanın büyük payı vardır. Bizlere çözüm yolu üretmesi gerektiği yerde işverenle tavrı ortak noktada buluşmuş olup bizleri kendi içimizde bölmeye çalıştı ve bunu başardı. Bizler haklarımızı müdafaa ederken eylem yaparken Türk Metal Sendikası'nın muhterem temsilcileri bizler adına iyi haberler sunan gazete binalarının önünde başkanlarını savunuyorlardı. Türk Metal Sendikası fabrikadaki işçileri yalnız bırakarak gazete önünde sendikanın patronu lehine slogan atarak gösteri yaptı. Aksi durumda ne niyet taşıdıklarını işçiden kestikleri aidat miktarı ile kişisel mal varlıklarının dikkatini üzerine çeken Türk Metal Sendikası'nın Genel Başkanı Mustafa Özbek bu koşullarda bir kez bile tenezzül edip bizleri ziyaret etmemiştir.

        Bütün bunları bizlere yaşatan Türk Metal Sendikası'nın işverenle olan işbirlikçi karakterini daha net göstermektedir. Üretim tesislerine gidip gelmekte zaruri olan işçi arkadaşlarım için sosyal haklarının uygulanmaması işyerinde herhangi bir muhatap bulamıyor olmaları sendikanın büyük bir duyarsızlığını ve asli görevlerini ihmal ettiğinin ispatı değil midir? Bu yaşadıklarımız aslında Türk Metal Sendikası'na bağlı işyerlerindeki diğer çalışan işçi üyelerine örnek yaşanan gerçek bir kesittir. Bugün bize olan yarın sizlerin başına gelebilecek olanlara somut bir olgudur. Buna rağmen selahiyet sahibi hiçbir devlet kuruluşunun bu konuya yakın olmaması hatta hiçbir şekilde bunu gündeme getirmemesi Türkiye'de sendikal demokrasinin ne kadar zaruri olduğuna ve Türkiye standartlarında işçinin hangi sınıfta olduğuna aşikâr bir örnektir.

        Sahipsiz ve çaresiz kalmanın emeğimizin hakkının karşılığını alamıyor olmamıza birçok delil, şahit ve gerekçeler olmasına rağmen hâlâ kimsesiz ve savunmasız bırakılıyor olmamız vicdanen ne derecede doğrudur? Bu gün 5 aydır aylık ödemelerimizden men edilmiş durumdayız. Türkiye'nin gelişimi için çabalayanlar işçilerle de günün istedikleri saatlerinde görüşebileceklerini bilirler. İşçi işveren gibi gece aramaz sadece yanında görsün yeter. Yetim hakkını yedirmem edebiyatının Uzel işçisinin duyma saatinin gelip çattığını hissetmeli artık birileri. İşçi eylemde sendika kendi derdinde anlayışıyla sendikacılık olmaz.” UZEL ÇALIŞANLARI

        Yorum

        • garip
          Yeni üye
          • 17 Ağustos 2008
          • 26

          #5
          İzmir Limanı'ndan para toplamak

          Bugün ne yazmalıyım? Ramazan ayının ilk günü finans piyasalarını ilgilendiren bir konu yazmak okuyucumun pek duymak istemeyeceği şeydir. Ama finans piyasasından da farklı ne yazılır ki!

          Yerel seçimlerin çok yaklaştığı bu günlerde hep düşündüğüm şu yaya konusunu yazayım dedim. Neden hep araçlar için araç yollarına yatırım yapıyor bu yerel yönetimler. Yaya yolları bir bakıyorsunuz ki araç yolu ile bitirilmiş. Zaten yayaya verilen bir adımlık yerde onlarca kişi nasıl yürüsün ki. Bence artık “yaya hareketi” başlatanlar oyu alacak. Yaya üstünlüğü, yaya hakkı, bisiklet yolu gibi doğal ve insani yatırımlar oy kazandıracak. Yaşasın yayalara yapılan yollar.

          Ama ben bugün bu konuyu yazmayacaktım ki. Ramazan ayında seçim pek olmadı. O zaman gıda fiyatları ve gıda üretimi hakkında yazmalıyım. Örneğin organik tarım gerçekleştiren birçok köy ve kooperatifin doğal tarım ürünleri büyük şehirlerde nerede bulunur ki? Bir tane kokulu tarım ürünü bulmak nerede ise imkânsız. Her şey hormonlu; saf kalan bir şey yok. Bir tarafta geçinemiyoruz diye feryat eden bir tarım sektörümüz var ama diğer tarafta saf ve doğal ürün isteyen geniş bir kitle. Artık saflık para ediyor.

          Anlamak istemediğimiz bir konu daha var ki bence asıl sorun burada. Son günlerde haber ajanslarından geçen bir haber dikkatimi çekiyor. İzmir Limanı!

          “Liman işlemiyor, bir an önce özelleştirilmesi gerekli; yoksa kapanır gider. İzmir Limanı üç yıldır devredilmemiş, hukuki sürecin tamamlanması gerekiyor.” Yani hukuka baskı yapılıyor sanki İzmir Limanı için.

          Neden bu acele!

          Ne oldu?

          Üç yıldır bekleyen liman bugün neden hararetlendi?

          Şu sorgulama alışkanlığım yüzünden çekmediğim kalmadı ama yine duramayacağım. Acaba bu haber akışında bir ilişki; bir çıkar bağı var mı bakmak istedim.

          İzmir Limanı özelleştirilmiş ama hukuki süreci nedeniyle devri gerçekleşmemiş bir liman. Limanı satın alan firmalar arasında hiç yabancı olmadığımız bir şirket var. Halka açıldığından beri ele avuca gelir tek kuruş temettü vermeyen ama yatırımcılarından sürekli para toplayan bir şirket. Hani Tüpraş'ta Offer'e ucuz hisse satın alan şirket. Galataport'u da hatırlarsınız ya işte o şirket. Sadece bir menkul kıymet aracı kurumu iken bugün halktan topladığı paralar ve bölünmeler ile holding şirket: Global Yatırım Holding. İzmir Limanı'nda da bu şirket var. İmtiyazlı küçük bir hisse ile şirketi yöneten Mehmet Kutman'ın şirketi İzmir Limanı'nın devrini bekliyor.

          Mehmet Kutman sadece İzmir Limanı'nın devrini beklemiyor; aynı zamanda SPK'nın kayda alması ile yüzde 99,85'i halka açık şirketine para toplamayı bekliyor. SPK sermaye artırım döneminde hisseye çeşitli önlemler getirdi. Toplanacak para az değil. Global'in dünkü piyasa değeri 200 milyon YTL iken toplayacağı para 275 milyon YTL. İşte bu büyüklükte ki bir para toplama aşamasında İzmir Limanı devri önemli. Ve tam da bu aşamada yetkili kişilerin “Liman açılsın” haberleri bir bakıma “para toplansın”a dönmüyor mu?

          Acaba tarih tekerrür eder; başıma bir iş gelir mi?

          Yorum

          • Ali AYDIN
            Yeni üye
            • 05 Eylül 2008
            • 3

            #6
            İbrahim bey çok değerli biri, keşke yazdıklarına kulak verseydim bu durumlara düşmezdim. 2 sene önce Uzel almıştım hisse.net deki çakalların tavsiyesi ile, çok zarar ettim. İbrahim beyle direk irtibatınız varsa kardeşim lütfen yardım edin. Ne yapacağımı bilemiyorum. Zararım çok fazla. Allah hiçbirimizi bu durumlara düşürmez inşallah.
            Farktan farka fark vardır.:36_1_13:

            Yorum

            • garip
              Yeni üye
              • 17 Ağustos 2008
              • 26

              #7
              Ali AYDIN Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
              İbrahim bey çok değerli biri, keşke yazdıklarına kulak verseydim bu durumlara düşmezdim. 2 sene önce Uzel almıştım hisse.net deki çakalların tavsiyesi ile, çok zarar ettim. İbrahim beyle direk irtibatınız varsa kardeşim lütfen yardım edin. Ne yapacağımı bilemiyorum. Zararım çok fazla. Allah hiçbirimizi bu durumlara düşürmez inşallah.
              ali abi ile bir kaç kez görüştüm çok degerli biri. sizde direk arayınız eminim size kulak verecektir.

              Yorum

              • Ali AYDIN
                Yeni üye
                • 05 Eylül 2008
                • 3

                #8
                ali abi kim?
                Farktan farka fark vardır.:36_1_13:

                Yorum

                • Ali AYDIN
                  Yeni üye
                  • 05 Eylül 2008
                  • 3

                  #9
                  ibrahim beyin telini özelden gönderirmisiniz? lütfen
                  Farktan farka fark vardır.:36_1_13:

                  Yorum

                  • fizban
                    Baş tacımız...
                    • 22 Nisan 2009
                    • 166

                    #10
                    Borsalara aldanmayın, iş ciddi!


                    Borsalara aldanmayın, iş ciddi!

                    Küresel ekonomik krizle beraber finansal hareketlerin uyumu veya aslında uyumsuzluğuna yeniden değinmem gerektiğini hissediyorum. Aslında konuya geçen hafta ilk olarak "finansal baharda işsizlik rekor kırar mı?" ve "doların düşmesi ne kadar gerçek" yazılarımda değinmiştim.

                    Konunun çok önemli olması nedeniyle yeniden benzer düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Çünkü bu günlerde finansal baharın meyvelerini yemeye başlayan bir ekonomik ortam ile aynı baharı kısmen hissetmeye başlayan reel sektör ile karşı karşıyayız. Ve ilginçtir ki her ağızdan artık krizin dibini gördüğümüz beyanları çıkıyor.
                    Acaba bu durumlar ne kadar gerçek? Gerçekten krizin en dibini gördük mü? Gerçekten finansal yani borsalarda yaşanan kısmi iyileşme, reel sektör için bir öncü işaret olarak toparlanmanın başlangıcı kabul edilebilir mi?

                    Hayır!

                    İki yazımda da belirttiğim gibi finansal tepkiler aslında ekonomik gerekçeler dışında, kendi içsel yapılarından beslenen bir hareketler yumağı olarak görülmelidir. Gerçek bir reel ekonomik toparlanma için asıl önemli olan süreç bu tepkisel hareketlerin ardından oluşacak hareket bandıdır.

                    Birkaç örnek vermek istiyorum. İMKB-100 endeksi 2000 yılı Nisan ayından Eylül'e kadar ortalıkta hiçbir problem yokken 20 binlerden 11 binlere gerilemişti. Hatta ortalıkta yine iyiye gidiş işareti olmazken bir anda 11 binlerden 15 binlere sıçrayabilmişti. Burada dikkat ediniz ki her bir hareket yüzde 50'lik bir oranı ifade etmektedir.

                    Hatta o tepki hareketlerinin her biri kazanç ve kayıplara göre yüzde 100'e varan birer ralliye dahi benziyordu. Oysa o hareketli dönemin ardından asıl büyük kriz birden patlayıverdi. Ve yıllarca süren bir yatay bant hareketi yaşandı.
                    Bugünlerde borsalarda önemli bir yükseliş hareketi gözleniyor. Nerede ise tüm dünya borsaları önemli bir tepkisel hareket içerisinde yükselişler yaşıyor. Ama aynı zamanda son birkaç aydır reel sektörlerden de dipten kurtuluş haberleri gelmeye başlıyor.
                    Sanki arada bir uyum varmış gibi bir intiba oluşuyor. Ama biz geçmişteki borsa hareketlerinden sıkça gördük ki; tepkisel hareketler gerçeği yansıtmaktan çok uzakta kalabiliyor. Hatta borsaların krize giden yolda öncü işaret olmalarına rağmen krizden çıkışlarda öncü olmak yerine geriden izledikleri daha sık görülüyor.
                    Bunlar bugün neden önemli? Eğer ekonomiye bir miktar piyasa gözü ile bakacak olursak yarın çok önemli tedbirlerde ciddi zamanlama hatasına düşebiliriz. Geçici önlemleri almakta bile zamanlama hatası yaşayan ülkemiz daha önemli kalıcı tedbirlerde benzer hataya düşmemelidir. Artık lüksümüz kalmadı…
                    Türkiye açısından reel ekonomik krizin atlatılmasında ilk şok büyük zaaflar içerisinde geçildi. Bankalar kredi vermedi veya yenilemedi. Enerji fiyatları krizde düşeceği yerde artırıldı. Faizler finansal krizin başladığı dönemlerde bırakın düşürülmeyi yükseltildi bile. Ve bir çok etkenle beraber ülkemiz, krizin birinci adımını korku başlığı ile maalesef istenen düzeyde atlatamadı.
                    Şimdi ikinci adıma geçersek bizde de artık ekonomik panorama düzelmeye başladı. Artık enerji fiyatları (şimdilik doğalgaz ve acilen elektrik fiyatları) iniş trendine girmiştir. Bankaların kârları patladığı gibi, onlara yeni rakipler ve önlemler gelebilir. Ve hepsinden daha önemlisi Türkiye yeniden ekonomiyi tıkayan kalıcı sorunlara yönelik reform çalışmalarına ışık yaktı. Anayasa değişikliği bu yönde önemli bir adımdır.
                    Bu yazıyı yeniden yazmamın sebebini yeniden tekrar ediyorum. Dünya 2008'in başında finansal piyasalar yönünden çökmeye başlarken biz ekonomiyi soğutmaya yönelik faiz artırımlarına gidiyorduk. Yılın ortasında "ne krizi" diyorduk.
                    Oysa tehlike başlamıştı ve büyüktü. Ve şimdi aynı rehavet içerisinde ileriki zamanın yine büyük tehlikeler barındırdığını unutmamalıyız.
                    Henüz bitmedi. Daha ilk adımı yaşadık. İş ciddi; hem de çok!
                    [COLOR=DarkSlateGray][SIZE=2]Düşmanlarınızı kötülemeyin,
                    onlar sizin eserinizdir[/SIZE].[/COLOR]

                    [SIZE=1][COLOR=DimGray]William Hazlitt[/COLOR][/SIZE]

                    Yorum

                    Working...
                    X

                    Debug Information