TüRKüN VuruşkaN KürşatlarI

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • eren@
    Tecrübeli
    • 24 Nisan 2008
    • 2344

    #1891
    Türkiye’de Dolar / TL ilişkisi sadece ekonomik – finansal bir çarpan değil direk sosyo-psikolojik bir faktördür. Aytun BİLGİN Haberi Sosyal Medyada Paylaş :
    Bu sebeple de ekonomik-finansal durumunun çok üstünde bir "ALGI’’ çarpanı mevcuttur.
    Bunun tarihsel - ekonomik – sosyolojik sebepleri oldukça uzun bir konudur.



    Hatta bunun sosyolojik sebepleri için tüm yakın tarihimizi tam olarak kapsayan siyasi – ekonomik – kültürel bir alan üzerinde çalışmak gerekir.
    Dolar /TL ‘nin ekonomik – finansal etkileri ve sonuçları hiç o kadar komplike ve içinden çıkılmaz bir konu değildir.
    Örnekleri çokça mevcut , sebep-sonuç mekanizması tam olarak çözülmüş kendi alanında görece basit ekonomik etkileşimlerdir.
    İnsanların sosyo-ekonomik genel davranış biçimlerini kökten etkileyen 2 temel güvenlik duygusu mevcuttur.
    Beslenme – Barınma.
    Türkiye’de 1950’li yıllardan sonra başlayan kentsel alanlara göç dalgası !
    Sosyal güvenlik unsurları zayıf olan ülkenin ‘’güvenlik duygusunu’’ kırsal kesim yaşam biçimi sağlıyordu.
    1950 Tarım Sayımı sonuçlarına göre toplam
    2 760 304 aileden 336 860'ı, yani % 12.20'si tümüyle topraksızdır (KANBOLAT, 1963: 33).
    1963 Sayımı'na göre ise toplam 3 514 476 aileden 308 899'u, yani %8.79'u topraksızdır (OİE, 1965a: 6)(A.Makal AÜ).
    Kentsel göçlerden önceki yıllarda kırsal kesimim şehirli nüfusa oranı %70‘lerdeydi.
    Hiçbir sosyal güvencesi olmayan bu geniş nüfus özellikle 1980 – 85 döneminde geniş kitleler halinde şehirleşti.
    1950’de başlayan hareket her yıl milyonlara varan sayılar ile devam etti.
    Son yıllarda ise % 80’lere doğru giden kentsel nüfus ile karşı karşıyayız.
    Göçlerden önce bu büyük nüfus ( ki bahsettiğimiz gibi % 10’u tamamen topraksız) ekonomik – finansal güvencelerden yoksun sadece "toplumsal – sosyal yaşam biçiminin" sağladığı imkanlar ile hayatlarını idame ettirmekteydi.
    1980’li yıllardan sonra ise ekonomik – siyasi – toplumsal sarsıntılar ve değişimler çok hızlı geldi.
    Tam bu arada kentleşen milyonlarca insan için ;
    ‘’Toplumsal – sosyal yaşam biçiminin getirdiği güvence ‘’ yerini
    ‘’Bireysel ekonomik – finansal güvence ihtiyacına ‘’ bıraktı.



    1980’li yıllardaki ekonomik –finansal değişim ( 32 sayılı karar/ faiz serbestisi vs ) sonrası gelen istikrarsız siyasi ve ekonomik konjonktür yüksek enflasyon ve faiz ile sermaye – servet – tasarruf sahibini "reel gelir yokluğu" korkusuna yöneltti .
    Not:(ki bu o zamanki bir algı yanılgısıdır .TL getirileri her zaman oldukça yüksek reel getirilere sahipti. Ancak Banker olayları – banka spekülasyonları – ‘’enflasyon paramı eritti’’ tekrarları, toplumsal algıyı bozmuştur. )



    Ancak sosyal güvenlik sisteminin hem emeklilik hem de sağlık alanında hiçbir ihtiyacı karşılamaması ,
    Şehre gelen nüfusun kırsal alandaki zaten çok bölünmüş ve ufalmış arazilerinin, bu kesime yeterli gelir veya servet (miras ) sağlamaması, gibi etkilerle hem servet – tasarruf – sermaye sahipleri hem de orta-alt gelir grupları kolayca kullanabilecekleri pratik , finansal anlamda güvenli iki enstrümana dolar/mark ve altına yöneldi.
    Bu enstrümanlardan altın, tarihsel olarak "sosyal güvenlik" ve servet "yığma" aracı olarak bilinmesine rağmen 1980’li yıllarla birlikte finansal anlamda kazandı.
    Hepinizin bir şekilde tanıştığı "Altın günleri" bu yılların yaygınlaşan bir "finansal" ürünüydü.



    Dolar ve Mark ise altından biraz faklıdır.
    Çünkü 1989 yılındaki 32.sayılı karar öncesi serbestçe döviz işlemi yapmanız , almanız – satmanız, yurt dışına çıkarmanız mümkün olmadığı gibi fiilen bulundurmanız dahi kanunen problemli bir durumdu.
    Ama başında da bahsettiğim gibi konu oldukça uzun.
    Döviz hareketleri kanunen imkansız olduğu bu dönem ile 1965-70 arası Almanya’ya giden işçilerimizin yurda döviz sokmaya başlayabildiği dönem çatıştı.
    O yıllarda Almanya’da 2. kuşak oluşmamız işçilerimiz aileleri, anne–baba veya yakınları Türkiye’de oldukça büyük bir nüfus oluşturuyordu.
    Bir çok aile yurt dışından gelen bu dövizlerle geçinmekte ve davranış biçimlerini Mark / TL ilişkisi belirlemekteydi.
    Merkez Bankası Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarının 1976 yılından bu yana Alman Dresdner Bank AG kanalıyla TCMB nezdinde kredi mektuplu döviz hesabı açtırabilmelerine ve bu mektubun ibrazı yoluyla Dresdner Bank şubelerinden para çekebilmelerini sağlayan anlaşmayı başlattı.
    Süper döviz hesapları ile işçi dövizleri TCMB için vazgeçilmez oldu.



    Not: Konudan uzak olacak ama belirtmekte fayda var
    1980’li yılların ortasından sonra artık kuyumcularda tezgah altında –yurt dışına çıkışlarda vs ihtiyaçlar için yapılan "yasa dışı döviz ticareti" yerini
    "serbest kur – serbest ticarete" bırakmıştır.
    Not: O yıllara kadar dövizin ihracat veya ithalat ile olan ilgisi ayrı bir konudur çünkü 1980 yılından önce toplam ihracatımız 2.4 milyar $ dı.
    Ki bununda hemen tamamı tarım ürünleri veya el işçiliği idi.
    1980 sonrası paramparça olup yeni konjöktüre ve tarihsel akışa göre baştan oluşan sosyal – ekonomik –kültürel – finansal doku iki finansal enstürmanıda kendisi için ‘’vazgeçilmez’’ olarak içselleştirdi. Altın ve Döviz.
    O tarihten itibaren altın ve döviz hiçbir sınıfsal ayrım gözetmeden hem servet – sermaye – tasarruf sahibinin hem de alt – orta gelir grubunun
    "davranış tarzını etkileyen" sosyo-psikolojik bir aktör oldu .
    1990’lı yılardan sonra ise artan dış dünya ekonomik faaliyeti artık Döviz/TL ilişkisini "sosyo-ekonomik güvence /tasarruf " anlamından çıkartıp tüm ekonomik etkileşimin baş finansal aktörü yaptı.
    Tasarruf – servet ve akış anlamında bir iş bölümü gelişti, altın daha çok servet – tasarruf alanında kalırken döviz akış – gelir tarafında yerini aldı.
    Son 35 yıldaki bu yapılanma ile "Dolar/TL ilişkisini" ve "Altın ne oldu" sorusunu bir sonraki nesle aktarmış olduk.
    Benim kanaatim bu ilişkinin giderek ve hızla zayıflayacağı yönünde .
    Şu anda Dolar/TL ilişkisine "fiyat" olarak çok değer vermiyorum.
    Volatilite ile verdiği zararın veya "ekonomik korkunun" şu anda seviyeden çok daha etkili olması işte bu 35 yılın bıraktığı toplumsal miras !
    Bunun sonucu "toplumsal – ekonomik –finansal algılarımız" nasıl etkilendi bir örnek vermek isterim.
    Son yıllardaki en önemli dolar hareketini sorsak herhalde herkes doların 2.300 ‘ün üzerine gitmesinden bahseder.
    Tabii ki nominal olarak bir tepe olması itibari ile önemlidir .
    Ama resimlere bir bakıp doların TL’ye karşı gerçekte ne zaman ve ne kadar getiri sağladığını "fark edebiliriz".
    Not: sadece bir fikir vermesi açısından önümüzdeki döneme ait beklentimi yansıtan 2 figür ilave ediyorum.
    Bu bundan önceki davranış tarzımız devam eder ise oluşması muhtemel hareketi gösteriyor.
    Ancak şu beklentimi belirtmek isterim ki ;
    Dolar / TL ilişkisindeki "sosyo-psikolojik çarpan" etkisinin giderek zayıflayacağına inanmaktayım.
    Fiyat üzerinden bahsetmek herkesin genel beklentisidir tabii ki ama bunun çok zor ve spekülatif olduğunu da kabul etmek gerekir.
    Benim tecrübe ve beklentilerim 2.520 üzerinde ama çok da uzak olmayan bir fiyattan sonra Dolar/TL ilişkisinin tamamen finansal-ekonomik fiyatlamaya döneceği yönünde.



    Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

    Yorum

    • taka
      Kıdemli
      • 22 Eylül 2009
      • 3774

      #1892
      eren@ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
      VIX100, eşantiyon, taka, onur_aydogan, sonperde33 dostlar tanıdık bildiklere size zahmet söyleyin gelsinler dilaver hocanın forumu canlandıralşım
      benim kendime hayrım kalmamışki başkasına ışık tutabileyim.bugünlerde çekirgelikten başka bişide yaptığım yokki.diğer yandan bu kadar aydınlatıcı dökümanları üşenmeden sunman sanırım topik için faydalı olmuştur.
      ŞAŞKIN ÖRDEK SUYA DALARMIŞ..HERZAMAN BİR ŞANS VARDIR,YARATMASINI BİLİRSEN.

      yazdıklarım beni bağlar,yatırım tavsiyesi kesinlikle içermez.o kadar bilseydim ne işim varki burda...
      sadece bilgi amaçlı olup; bilgi kutsaldır vede paylaşılmadıkçada bilgi anlamını taşımaz.
      müzik ahengiyle coşkuları veriyorsa. barları hissetmelisinki dokunacağın noktalar düzgün notaları mırıldansın.

      Yorum

      • eren@
        Tecrübeli
        • 24 Nisan 2008
        • 2344

        #1893
        taka Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
        bu kadar aydınlatıcı dökümanları üşenmeden sunmam sanırım topik için faydalı olmuştur.
        kaloriferci kardeşinizin elinden anca bu kadar geliyor faydalı olabilmişsem ne mutlu
        Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

        Yorum

        • sonperde33
          Kıdemli
          • 03 Ağustos 2011
          • 3010

          #1894
          eren@ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
          ya ben hoca falan değilim kaloriferciyim bol booolll kopya çekiyorum işte
          benim dostumsan , müdür, başkan yada hocasın , o kadar
          şaka maka güzel gidiyor bu ara işler ,

          2,35 maliyetli pkartlarımla tavanlara yürüdü, üstüme para akıyür.

          ne zaman böyle olsa sonrasında pis kitlerler genelde.
          Gel dedin, geldim Abdurraman çavuş!!!

          Yorum

          • eren@
            Tecrübeli
            • 24 Nisan 2008
            • 2344

            #1895
            Yabancıların hisse senedi stoku arttı Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 14 Kasım haftasında 60 milyar 516,8 milyon dolara yükseldi

            Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 14 Kasım haftasında yaptıkları 52,9 milyon dolarlık net satışa karşın hisse senedi değerlerindeki yükselişle 60 milyar 516,8 milyon dolara yükseldi.
            Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan haftalık menkul kıymet istatistiklerine göre, yurt dışında yerleşik kişiler 10 - 14 Kasım haftasında net 52,9 milyon dolarlık hisse senedi satarken, 426,3 milyon dolarlık devlet iç borçlanma senedi (DİBS) aldı.
            Yurt dışında yerleşik kişilerin 7 Kasım'da 58 milyar 236,9 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 14 Kasım haftasında yaptıkları 52,9 milyon dolarlık net satışa karşın hisse senedi değerlerindeki artışla 60 milyar 516,8 milyon dolara yükseldi.
            Yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku ise aynı dönemde yaptıkları 426,3 milyon dolar tutarındaki net alışla 51 milyar 812,9 milyon dolardan 52 milyar 330,9 milyon dolara yükseldi.

            AA
            Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

            Yorum

            • eren@
              Tecrübeli
              • 24 Nisan 2008
              • 2344

              #1896
              sonperde33 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
              benim dostumsan, müdür, başkan yada hocasın , o kadar şaka maka güzel gidiyor bu ara işler,
              2,35 maliyetli pkartlarımla tavanlara yürüdü, üstüme para akıyür.

              ne zaman böyle olsa sonrasında pis kitlerler genelde.
              benim tecrübeme göre Bereket deyip kenara gelmesini bilemediğimizden de oluyor
              Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

              Yorum

              • eren@
                Tecrübeli
                • 24 Nisan 2008
                • 2344

                #1897
                ABD gelen tüfe verisi emerjing marketler için olumsuzmuş ABD tüfe verisi ile birlikte Dolar TL 2.2330 fırladı.. ABD Haftalık İşsizlik Başvuruları 291 Bin (Beklenti 285 Bin Önceki 290 Bin)
                Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

                Yorum

                • eren@
                  Tecrübeli
                  • 24 Nisan 2008
                  • 2344

                  #1898
                  ABD'de enflasyon beklentilerin üzerinde gerçekleşti. TÜFE %-0,1 beklentiye karşın %0,0, Çekirdek TÜFE %0,1 artışa karşın %0,2 arttı.
                  ABD'de beklentilerden yüksek gerçekleşen enflasyon verileri sonrasında dolar değer kazanıyor

                  Veri akışı bitti geriye yarınki S&P değerlendirmeleri kaldı.Oyum görünümün "negatif" ten "durağan"a yükseltilmisine..

                  Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

                  Yorum

                  • eren@
                    Tecrübeli
                    • 24 Nisan 2008
                    • 2344

                    #1899
                    Heuser: Kriz sonrası kredi kuruluşlarının üzerindeki siyasi baskı arttı

                    Kredi derecelendirme kuruluşları uzun süredir Türkiye’de gerek siyasetçilerin gerek piyasa oyuncularının gerek yatırımcıların ve gerekse de vatandaşın gündeminden düşmüyor.

                    Fakat kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkelerin notlarını belirleme metodolojileri, siyasi baskı altında kalıp kalmadıkları, karlılık hakkında ne kadar endişelendikleri ve verdikleri kararların ne kadar “tarafsız” olduğunu farklı bir isimle konuştuk; Anette Heuser.

                    Toplumsal özgürlük ve uluslararası anlayışı desteklemek amacıyla kurulan Almanya merkezli Bertelssman Stiftung’un Kuzey Amerika kolu olan Bertelsmann Foundation kolunun genel direktörü olan Heuser’in son girişimi kredi derecelendirme kuruluşlarına yeni bir konsept getirmek üzerine oldu.

                    Daha adil kredi notları verebilmek adına Uluslararası Kar Amacı Gütmeyen Kredi Derecelendirme Kuruluşu’nu (INCRA) kuran Heuser ile “Büyük Üç” olarak adlandırdığı Moody’s, MCO -1,22% Standard & Poor’s ve Fitch hakkında merak edilenleri, Türkiye’nin kendi kredi derecelendirme kuruluşunu kurup pazara girmesi ihtimalini, müşteri-esnaf ilişkisinin kredi derecelendirmede ne gibi bir rol oynadığını konuştuk.

                    Kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkelere notlarını verme yöntemlerinin ne kadar doğru olduğunu düşünüyorsunuz?

                    Burada “doğru”yu nasıl tanımladığınıza bağlı. Verilen notlar yüksek derecede sübjektif ve görüş bazlı oldukları için doğrulukları da bir ülkeyi analiz ederken kullanılan göstergelere bağlı. Eğer bu göstergeler bir ülkenin borçlarını geri ödeyebilme kapasitesi ve istekliliğini yansıtıyorsa verilen not doğru olur. Bu açıdan bakıldığında geçmişte verilen notlar çok doğru olmamış olabilir çünkü siyasi gerçekleri geniş bir açıdan dikkate almamış olabilirler. Uluslararası Kar Amacı Gütmeyen Kredi Derecelendirme Kuruluşu (INCRA) tarafından kullanılan metodoloji bir ülkenin sosyoekonomik gelişimini sistemik olarak yansıtıyor. Bu metodoloji içerisinde siyasi, ekonomik ve sosyal istikrar ile beraber bir ülkenin reform kapasitesi de bulunuyor. INCRA bir ülkenin kriz yönetimini de metodolojiye dahil ediyor.

                    Sizce kredi derecelendirme kuruluşlarının kendi içerisinde reforma ihtiyaçları var mıdır? Eğer öyleyse ne gibi reformlar?

                    Evet, kredi derecelendirme kuruluşlarının reformlara ihtiyaçları var. Finansal kriz sonrasında Atlantik’in her iki tarafında da reformlar gördük fakat bunlar yeterli değil. Notların kalite ve şeffaflığında her ne kadar bir iyileşme görüldüyse de daha fazla rekabete ihtiyaç var. Bu durum regülasyonların tek başlarına ele alamayacakları bir konu.

                    Kredi derecelendirme kuruluşları notları verirken ülkeleri birbirleriyle karşılaştırıyor mu? Örneğin Türkiye’nin büyüme oranı tek başına bakıldığında düşük fakat diğer bölgelerle karşılaştırıldığında yüksek.

                    Evet, kredi derecelendirme kuruluşları aynı zamanda karşılaştırmalı olarak ülkelerin notlarını veriyor. Fakat maalesef bu değerlendirmenin son kararlarda ne kadar etki gösterdiğini bilmiyorum.

                    Bizim INCRA örnek derecelendirmelerimizde her ülkeye birer birer bakıyoruz ve aynı zamanda karşılaştırma da yapıyoruz. INCRA göstergeleri bir ülkenin siyasi, ekonomik ve finansal gelişimiyle beraber geleneksel makroekonomik verilerin analizlerini de göz önüne alıyor. Yüksek gelirli ülkeler için INCRA’nın ileriye dönük göstergeleri makroekonomik göstergelerden daha önemli. Düşük ve orta gelirli ülkeler için makroekonomik göstergeler ileriye dönük göstergelerden daha önemli.

                    Siyasi baskının kredi derecelendirme kuruluşlarının üzerindeki etkisi sizce nedir? Şirket/müşteri ilişkisinin verilen kararlarda oynadığı rol nedir?

                    Diğer kurumsal sektörlerde olduğu gibi kredi derecelendirme kuruluşları da baskı altına girebilir. Bu durum özellikle finansal kriz sonrası geçerliydi.

                    “Büyük Üç” olarak adlandırılan (Standard & Poor’s, Moody’s ve Fitch) grubun iş modeli öncelikli olarak tahvil çıkaran kuruluşların, bunlar ülkeler de firmalar da olabilir, talep etmesi ve kendi notları için para ödemeleri. Bu model çıkar çatışmaları ve belirli bir kredi oranı için dışarıdan baskılara kapıları açıyor.

                    Kredi derecelendirme kuruluşlarının önemi ileride artacak mı? Eğer öyleyse bu kuruluşların verdikleri notların güvenilirliğini artırmaları için siz ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

                    G-20 de dahil olmak üzere küresel seviyede kredi derecelendirme kuruluşlarına bağlılığın azaltılmasına dair bir istek olduğunu görüyoruz ama bunun gerçekleşeceğine inanmıyorum. Bütün kredi derecelendirme kuruluşları kapansa bile yenileri açılır. Kredi notlarının finansal ürünler için esas bir gösterge olmalarına dair yerleşik bir ihtiyaç var ve bu ihtiyaç kredi derecelendirme kuruluşları tarafından dolduruluyor. Benim düşünceme göre gerçek ihtiyaç kredi derecelendirme kuruluşları sektörünü reform edebilecek ve gerek şeffaflığı gerekse de notların kalitesini artırabilecek seçenekleri ortaya çıkarabilmek.

                    Neden yüksek derecede etkiye sahip olan kurumların sayısı yalnızca 3?

                    Kredi derecelendirme sektörüne girmek için büyük bariyerler var. Bunlar operasyonel masraflar, kredi derecelendirme kuruluşlarıyla ilgili yasalara uyabilmek için gereken maliyetler ve piyasa tarafından kabul edilebilmeye dair zorluklar. Aynı zamanda halihazırda var olan ve birkaç kuruluştan oluşan tekeli kırmak da zor. Finansal krizden sonra gündeme gelen regülasyonlardaki artış da bu sektörde daha fazla rekabet olmasını engelleyebilir.

                    Türkiye gibi bir ülkenin kendi kredi derecelendirme kuruluşunu kurma ve uluslararası etki kazanma şansı nedir? Pazara girebilmek için ne gibi bariyerler var?

                    Türk bir kurum kendi derecelendirme şirketini kurabilir fakat “Büyük Üç”ün piyasayı domine etmesinden dolayı böyle bir kuruluşun küresel kabul görmesi zor (fakat belki de bölgesel etkiye sahip olabilir). Biz INCRA’yı uluslararası bir kuruluş olsun diye dizayn ettik çünkü uluslararası bir sorunun uluslararası bir çözüme ihtiyacı var. Buna rağmen pazara girmek isteyenler daha önce bahsettiğim bariyerleri aşmak zorundalar. Bu kolay bir iş değil.
                    Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

                    Yorum

                    • eren@
                      Tecrübeli
                      • 24 Nisan 2008
                      • 2344

                      #1900
                      Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

                      Yorum

                      • eren@
                        Tecrübeli
                        • 24 Nisan 2008
                        • 2344

                        #1901
                        Günlük Gram Altın Teknik Analizi – (20.11.2014) Ahmet Mergen

                        “84.67” dünkü FED tutanakları sonrasında erişilen en düşük seviye.”86.23” de en üst seviye. Çalkantı sırasında fiyat aşağı yukarı gidip geldi. Altın’da hafif de olsa yukarı gitme isteği var. Dünya piyasalarında yukarıya gitme isteği olmasının dışında içeride de dolar-TL fiyatı da gram-altın fiyatında etkili oluyor ve takip edilmeli. Kısa vadede 82.50′ ye yanaşılırken alımlar gelmekte ve 88.00′ e yanaşırken de satışlar görülüyor. Dolar-TL nin buralarda kalması ve altının 1230′ a doğru hareketlenmesi durumunda fiyat 88.00 in üstüne gelir.

                        Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

                        Yorum

                        • sonperde33
                          Kıdemli
                          • 03 Ağustos 2011
                          • 3010

                          #1902
                          yürü be iskoçyalı pala, yarmuş geçürmüş gene,
                          long devam.
                          Gel dedin, geldim Abdurraman çavuş!!!

                          Yorum

                          • eren@
                            Tecrübeli
                            • 24 Nisan 2008
                            • 2344

                            #1903
                            selamun aleyküm hayırlı cumalar

                            Geldi, çattı bir not değerlendirme günü daha. Bugün sahtede Standard & Poor’s var. Şuan ki notumuz “BB+” görünüm “Negatif”
                            Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

                            Yorum

                            • eren@
                              Tecrübeli
                              • 24 Nisan 2008
                              • 2344

                              #1904
                              S&P Türkiye’nin büyüme tahminini yükseltti

                              S&P Direktörü, Kıdemli Ekonomist Lysenko, “Türkiye'nin bu yılki büyüme tahminini yüzde 2,4'ten yüzde 2,9'a, 2015 için yüzde 2,7'den yüzde 3'e yükselttik” dedi.

                              LONDRA - GÖKHAN KURTARAN

                              Standard & Poor’s (S&P) Direktörü ve Türkiye’ye ilişkin makro ekonomik öngörülerden sorumlu Kıdemli Ekonomist Tatiana Lysenko, "Türkiye'nin bu yılki büyüme tahminini yüzde 2,4'ten yüzde 2,9'a, 2015 için yüzde 2,7'den yüzde 3'e yükselttik" dedi.

                              AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Lysenko, mayıs ayında Türkiye’nin kredi notuna ilişkin raporda bu yıl için öngörülen yüzde 2,4 oranındaki ekonomik büyüme tahmininin yeni bir güncellemeyle yüzde 2,9’a yükseltildiğini, mayıs raporunda yüzde 2,7 olarak belirtilen 2015 yılı büyüme tahmininin de yüzde 3,0’e revize edildiğini belirtti.

                              Lysenko, Türkiye ekonomisinin büyüme performansına ilişkin, “Türkiye’de bu yıl ve önümüzdeki yıl nispeten daha yavaş bir büyüme bekliyoruz. Türkiye’nin bu yıl ortalama yüzde 2,9 seviyesinde, 2015’te ise yüzde 3 seviyesinde büyüme göstermesini bekliyoruz. Bu bizim Türkiye’nin büyümesi için yaptığımız güncellenmiş tahminimiz” dedi.

                              Ekonomik büyümenin iç talep seviyesinden etkilenebileceğini belirten Lysenko, "Bizim görüşümüze göre, geçen seneye kıyasla dışsal ve yerel finansal koşulların daha sıkı olması, yüksek enflasyonun alım gücünü kısıtlaması sebebiyle iç talebin daha sakin seyretmesinin bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

                              Türkiye’nin büyümesinde ihracatın payının arttığını vurgulayan Lysenko, ”Türkiye’nin ihracatının sağlam bir performans sergilemesini bekliyoruz. Aynı zamanda, liranın daha zayıf seyretmesinden kaynaklı fiyat rekabeti, ihracatı destekliyor" dedi.

                              Cari açıkta iyileşme

                              Türkiye’nin cari açığını azaltma konusunda olumlu bir performans sergilediğini vurgulayan Lysenko, şöyle devam etti:

                              “Türkiye’nin cari açık oranında iyileşme gördük. Geçen yılın GSYH’ye oranla yaklaşık yüzde 8 olan cari açığı, bu yılın ilk çeyreğinde GSYH’ye oranla yüzde 6,3 seviyesine geriledi. Cari açığın düşüşüne ihracatın artışı katkı yaptı ve bu çok pozitif bir işaret. Fakat bu alandaki gelişmenin bir kısmı altın ithalatındaki ciddi orandaki düşüşten kaynaklandı. Altın dışındaki ithalat ocak-mayıs ayları arasında hareketsiz seyretti. Bizim görüşümüze göre, Türkiye’nin carı açığı bir kırılganlık kaynağı olmaya devam ediyor.”

                              Türkiye’de enflasyonun tahminlerin üzerinde yüksek seyrettiğinin altını çizen Lysenko, hem manşet hem de çekirdek enflasyonun temmuz ayında yeniden yükseldiğini belirterek, "Biz yıl sonu itibariyle enflasyonun ortalama yüzde 8,8 olmasını bekliyoruz. Bu Merkez Bankası’nın yüzde 5 olan enflasyon hedefinin üzerinde bir seviye. Zayıf liranın fiyatlar üzerindeki geçirgenlik etkisi şu zamana dek bitmiş olmalıydı. Tüketici fiyatlarının artışının hız kazanması, enflasyon beklentilerinin istikrarsız olmaya başladığına işaret ediyor” diye konuştu.

                              "Merkez Bankası zor kararlarla karşı karşıya kaldı"

                              Merkez Bankası’nın politikalarını da değerlendiren Tatiana Lysenko, şunları kaydetti:

                              “Merkez Bankası zorlu kararlarla karşı karşıya kaldı. Merkez Bankası ocak ayında lira güçlü baskı altındayken para birimini korumak ve enflasyonist baskılara karşı durmak için, yüksek faiz oranlarının Türkiye’nin büyüme görünümünü zayıflatma potansiyeline rağmen, faiz oranlarını artırdı. Merkez Bankası politika faizini artırırken ayrıca haftalık repo faiz oranlarını da artırdı. Bu para politikasının normalleşmesine ilişki bir adımdı. Dışsal durumun o zamandan beri iyileşmesine rağmen ortadaki çelişki halen devam ediyor. İç talep düşük. Fakat enflasyon Merkez Bankası’nın hedeflerinin üzerinde seyretmeye devam ediyor. Merkez Bankası ekonomiyi desteklemek için faiz oranlarını azaltarak parasal duruşunu rahatlatmayı seçti. Faiz oranlarını azaltılması adımları kredi büyümesini ve iç talebi destekleyecektir. Fakat bu durumda da ücret ve fiyat beklentilerinin daha yüksek seviyelere oturması gerekecektir. Yüksek enflasyon tüketicilerin alım gücüne darbe vurmanın yanında fiyat rekabetinden oluşan kazanımın da erimesine yol açarak, sonuçta yeniden dengelenmenin yolundan çıkması riskini ortaya koymaktadır. Türkiye ekonomisinin yabancı sermaye akışlarındaki değişimlere karşı yüksek cari açık oranı ve kısa vadeli yüksek finansman ihtiyacı nedeniyle kırılganlığını koruduğunu düşünüyoruz.”

                              Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler için en önemli jeopolitik riskin Rusya ve Ukrayna gerilimi olduğunu belirten Lysenko, jeopolitik gelişmelerin bu yıl Türkiye için daha büyük rol oynadığını anlattı.

                              Türkiye’nin doğalgaza olan ihtiyacının 2000’li yıllardan bu yana hızla arttığını, Türkiye'nin ihracatının yaklaşık yüzde 4’ünü Rusya’ya yaptığını, her yıl neredeyse 4 milyon Rus'un, Türkiye’yi ziyaret ettiğine dikkati çeken Lysenko, bu nedenle Rusya’ya ilişkin gelişmelerin Türkiye’ye de sınırlı bir etkisi olacağı öngörüsünde bulundu.

                              Rusya’nın batılı devletlere karşı uygulamaya koyduğu gıda ithalatı ambargosunun Türkiye’nin ihracatına katkıda bulunabileceğini vurgulayan Lysenko, “Türkiye’nin Rusya’ya sebze ve meyve ihracatını artırabilir. Fakat hali hazırda biz, Türkiye için en büyük riskin Rusya ve Ukrayna konusundaki jeopolitik belirsizlik olduğunu düşünüyoruz. Rusya ve Ukrayna krizinin daha tırmanması, gelişmekte olan piyasalara ilişkin yatırımcı bakışını negatif yönde tetikleyebilir” dedi.

                              "Seçimin kredi notuna etkisi olmayacak"

                              S&P'den hafta başında yapılan yazılı açıklamada, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda kazandı, onun yerine geçecek isim yine AK Parti'den olacak. Bu nedenle Türkiye'nin makroekonomi politikasının genel gidişatında bir değişiklik olmasını beklemiyoruz. Bu sonucun, Türkiye'nin kurumlarının verimliliğinde ve yönetim sisteminde de herhangi bir değişikliğe yol açmayacağı kanaatindeyiz'' ifadelerine yer verilmişti.

                              Türkiye’nin kredi notuna ilişkin en son değerlendirmesini 23 Mayıs tarihinde açıklayan S&P, Türkiye'nin kredi notunu "BB+" olarak teyit etmiş, görünümünü ise "negatif"te tutmuştu.
                              Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

                              Yorum

                              • eren@
                                Tecrübeli
                                • 24 Nisan 2008
                                • 2344

                                #1905
                                S&P Türkiye’nin büyüme tahminini yükseltti

                                S&P Direktörü, Kıdemli Ekonomist Lysenko, “Türkiye'nin bu yılki büyüme tahminini yüzde 2,4'ten yüzde 2,9'a, 2015 için yüzde 2,7'den yüzde 3'e yükselttik” dedi.

                                LONDRA - GÖKHAN KURTARAN

                                Standard & Poor’s (S&P) Direktörü ve Türkiye’ye ilişkin makro ekonomik öngörülerden sorumlu Kıdemli Ekonomist Tatiana Lysenko, "Türkiye'nin bu yılki büyüme tahminini yüzde 2,4'ten yüzde 2,9'a, 2015 için yüzde 2,7'den yüzde 3'e yükselttik" dedi.

                                AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Lysenko, mayıs ayında Türkiye’nin kredi notuna ilişkin raporda bu yıl için öngörülen yüzde 2,4 oranındaki ekonomik büyüme tahmininin yeni bir güncellemeyle yüzde 2,9’a yükseltildiğini, mayıs raporunda yüzde 2,7 olarak belirtilen 2015 yılı büyüme tahmininin de yüzde 3,0’e revize edildiğini belirtti.

                                Lysenko, Türkiye ekonomisinin büyüme performansına ilişkin, “Türkiye’de bu yıl ve önümüzdeki yıl nispeten daha yavaş bir büyüme bekliyoruz. Türkiye’nin bu yıl ortalama yüzde 2,9 seviyesinde, 2015’te ise yüzde 3 seviyesinde büyüme göstermesini bekliyoruz. Bu bizim Türkiye’nin büyümesi için yaptığımız güncellenmiş tahminimiz” dedi.

                                Ekonomik büyümenin iç talep seviyesinden etkilenebileceğini belirten Lysenko, "Bizim görüşümüze göre, geçen seneye kıyasla dışsal ve yerel finansal koşulların daha sıkı olması, yüksek enflasyonun alım gücünü kısıtlaması sebebiyle iç talebin daha sakin seyretmesinin bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

                                Türkiye’nin büyümesinde ihracatın payının arttığını vurgulayan Lysenko, ”Türkiye’nin ihracatının sağlam bir performans sergilemesini bekliyoruz. Aynı zamanda, liranın daha zayıf seyretmesinden kaynaklı fiyat rekabeti, ihracatı destekliyor" dedi.

                                Cari açıkta iyileşme

                                Türkiye’nin cari açığını azaltma konusunda olumlu bir performans sergilediğini vurgulayan Lysenko, şöyle devam etti:

                                “Türkiye’nin cari açık oranında iyileşme gördük. Geçen yılın GSYH’ye oranla yaklaşık yüzde 8 olan cari açığı, bu yılın ilk çeyreğinde GSYH’ye oranla yüzde 6,3 seviyesine geriledi. Cari açığın düşüşüne ihracatın artışı katkı yaptı ve bu çok pozitif bir işaret. Fakat bu alandaki gelişmenin bir kısmı altın ithalatındaki ciddi orandaki düşüşten kaynaklandı. Altın dışındaki ithalat ocak-mayıs ayları arasında hareketsiz seyretti. Bizim görüşümüze göre, Türkiye’nin carı açığı bir kırılganlık kaynağı olmaya devam ediyor.”

                                Türkiye’de enflasyonun tahminlerin üzerinde yüksek seyrettiğinin altını çizen Lysenko, hem manşet hem de çekirdek enflasyonun temmuz ayında yeniden yükseldiğini belirterek, "Biz yıl sonu itibariyle enflasyonun ortalama yüzde 8,8 olmasını bekliyoruz. Bu Merkez Bankası’nın yüzde 5 olan enflasyon hedefinin üzerinde bir seviye. Zayıf liranın fiyatlar üzerindeki geçirgenlik etkisi şu zamana dek bitmiş olmalıydı. Tüketici fiyatlarının artışının hız kazanması, enflasyon beklentilerinin istikrarsız olmaya başladığına işaret ediyor” diye konuştu.

                                "Merkez Bankası zor kararlarla karşı karşıya kaldı"

                                Merkez Bankası’nın politikalarını da değerlendiren Tatiana Lysenko, şunları kaydetti:

                                “Merkez Bankası zorlu kararlarla karşı karşıya kaldı. Merkez Bankası ocak ayında lira güçlü baskı altındayken para birimini korumak ve enflasyonist baskılara karşı durmak için, yüksek faiz oranlarının Türkiye’nin büyüme görünümünü zayıflatma potansiyeline rağmen, faiz oranlarını artırdı. Merkez Bankası politika faizini artırırken ayrıca haftalık repo faiz oranlarını da artırdı. Bu para politikasının normalleşmesine ilişki bir adımdı. Dışsal durumun o zamandan beri iyileşmesine rağmen ortadaki çelişki halen devam ediyor. İç talep düşük. Fakat enflasyon Merkez Bankası’nın hedeflerinin üzerinde seyretmeye devam ediyor. Merkez Bankası ekonomiyi desteklemek için faiz oranlarını azaltarak parasal duruşunu rahatlatmayı seçti. Faiz oranlarını azaltılması adımları kredi büyümesini ve iç talebi destekleyecektir. Fakat bu durumda da ücret ve fiyat beklentilerinin daha yüksek seviyelere oturması gerekecektir. Yüksek enflasyon tüketicilerin alım gücüne darbe vurmanın yanında fiyat rekabetinden oluşan kazanımın da erimesine yol açarak, sonuçta yeniden dengelenmenin yolundan çıkması riskini ortaya koymaktadır. Türkiye ekonomisinin yabancı sermaye akışlarındaki değişimlere karşı yüksek cari açık oranı ve kısa vadeli yüksek finansman ihtiyacı nedeniyle kırılganlığını koruduğunu düşünüyoruz.”

                                Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler için en önemli jeopolitik riskin Rusya ve Ukrayna gerilimi olduğunu belirten Lysenko, jeopolitik gelişmelerin bu yıl Türkiye için daha büyük rol oynadığını anlattı.

                                Türkiye’nin doğalgaza olan ihtiyacının 2000’li yıllardan bu yana hızla arttığını, Türkiye'nin ihracatının yaklaşık yüzde 4’ünü Rusya’ya yaptığını, her yıl neredeyse 4 milyon Rus'un, Türkiye’yi ziyaret ettiğine dikkati çeken Lysenko, bu nedenle Rusya’ya ilişkin gelişmelerin Türkiye’ye de sınırlı bir etkisi olacağı öngörüsünde bulundu.

                                Rusya’nın batılı devletlere karşı uygulamaya koyduğu gıda ithalatı ambargosunun Türkiye’nin ihracatına katkıda bulunabileceğini vurgulayan Lysenko, “Türkiye’nin Rusya’ya sebze ve meyve ihracatını artırabilir. Fakat hali hazırda biz, Türkiye için en büyük riskin Rusya ve Ukrayna konusundaki jeopolitik belirsizlik olduğunu düşünüyoruz. Rusya ve Ukrayna krizinin daha tırmanması, gelişmekte olan piyasalara ilişkin yatırımcı bakışını negatif yönde tetikleyebilir” dedi.

                                "Seçimin kredi notuna etkisi olmayacak"

                                S&P'den hafta başında yapılan yazılı açıklamada, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda kazandı, onun yerine geçecek isim yine AK Parti'den olacak. Bu nedenle Türkiye'nin makroekonomi politikasının genel gidişatında bir değişiklik olmasını beklemiyoruz. Bu sonucun, Türkiye'nin kurumlarının verimliliğinde ve yönetim sisteminde de herhangi bir değişikliğe yol açmayacağı kanaatindeyiz'' ifadelerine yer verilmişti.

                                Türkiye’nin kredi notuna ilişkin en son değerlendirmesini 23 Mayıs tarihinde açıklayan S&P, Türkiye'nin kredi notunu "BB+" olarak teyit etmiş, görünümünü ise "negatif"te tutmuştu.
                                Kopyaladıklarım çoğu sosyal medyada görüp istifadenize sunduğum resim yorum ve benzeriler 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 104.,107. ve 115. Maddelerinde de belirtildiği üzere kesinlikte yatırım tavsiye niteliği taşımaz .

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information