Eger sitemize yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz. Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar forumumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz; Konu açamaz, Mesaj yazamaz, Eklenti indiremez, Özel mesajlasamaz. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için üye olabilirsiniz...
Emekli Büyükelçi Onur Öymen, ABD ve İsrail öncülüğünde Türkiye’nin güney sınırında
Akdeniz’e kadar inen bir Kürt devletinin kurulması çalışmalarının hızlandırıldığına dikkat çekti.
Bölgeden konuştuğum birçok kişi Kobani eylemlerinin en büyük kırılma noktası olduğunu söylüyor. O güne kadar PKKnın "bu bölge bize verildi, devlet kiracı, konumunuzu belirleyin" şeklindeki tehditlerine kimse aldırmazken, o gün devletin acizliği, olaylara seyirci kalması birçok kişinin tercih değiştirmesine yol açmıştır.
Seçim sonuçlarına bakıldığında en büyük kaybın Güneydoğuda kamu düzeninin sağlanamadığı yerlerde yaşandığı görülüyor. Devlet otoritesi ortadan kalkınca toplum yerini dolduran yeni otoriteye teslim olmak zorunda bırakılmıştır.
Barışı, sulh ve sükunu istemek hepimizin görevi. Ama bir süreç istismar edilmeye başlandığında amaçlananın dışında sonuçlara neden olur. PKK baştan beri barışa hiç inanmadı. Operasyonların durmasını fırsat bilerek bölgedeki varlığını derinleştirdi. Birinci günden itibaren sürece egemenliğin paylaşılması, devletin özerklik temelinde bölüşülmesi olarak baktı. Faaliyetlerini bu yönde yoğunlaştırdı. Barışı hiç düşünmemesine rağmen sürecin getirilerini düşünerek barış havarisi gibi göründü.
Yanlış politikalar sonucu bölge usul usul tek sesli hale getirildi. Bundan sonra bölgenin politik pozisyonu siyaseti yönlendirmek, devlete diz çöktürmek için bir şantaj aracı haline getirilecektir. Her nevruz Öcalanın mesajının okunması, bölgenin lideri olarak takdimi devletin tekliğini aşındırmış, ikili bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Daha kötüsü HDP ve PKKnın her talebinin bir insan hakkı gibi meşru kabul edilmesi, devlete kendini müdafaa hakkının bile çok görülmesidir.Yasa dışı faaliyetlere müdahalede bile devlet belli çevreler tarafından despot, baskıcı, zalim olarak yaftalanmakta, PKKnın ülkeyi bölme çabaları normal bir faaliyet gibi gösterilmektedir.
Kanal İstanbul'un hükümete yakın iş adamlarına milyonlarca liralık rant imkanı sağladığı ortaya çıktı. Bir TOKİ çalışanının ihbarı ile gündeme gelen arazi vurgunu için şirkete, 110 milyon liralık vergi cezası kesildi.
Japonların yapacağı Nükleer santralin maliyeti kafaları karıştırdı. Japonlar Sinop'taki santralin maliyetinin 16 milyar, Türkiye ise 22 milyar olduğunu söylüyor. Aradaki 6 milyar dolarlık farkın kimin cebine gideceği ise merak ediliyor...
Birçok ülkede kanlı çatışmalarla ve soykırım yoluyla nüfus artışını frenleyen Batı,
Türkiyede ise yıllarca, Koç ailesinin kurduğu Aile Planlaması Vakfı aracılığıyla
kansız soykırım uyguladı. Başarısından dolayı vakfın kurucusu
Vehbi Koça BM tarafından 1994te ödül bile verildi...
ALDEMİR: ANADOLU İNSANI KONTROL ALTINDA TUTULMAK İSTENİYOR
Konuyla ilgili görüşlerini dile getiren Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir ise, şunları söyledi: Kanaatimce Koçun bu meseledeki çalışmalarının arka planı, Anadolunun imparatorluk bakiyesini bağrında taşımasındandır. Batı aynı nüfus planlamasını Afrikada, Asyada, Bangladeşte yapmıyor. Endonezyada, Malezyada, Hindistanda böyle bir çalışmayı öne çıkarmıyor. Türkiyede doğan her çocuk ecdadının mirasının içinde doğuyor. Kendilerine zulmetmiş, imparatorluğunu dağıtmış, Batıya doğal bir önyargıyla dünyaya geliyor. Bu açıdan baktığımız zaman Türkiyedeki bir nüfus planlaması, aslında İslam dünyasının gelecek tasavvuruyla doğrudan ilgilidir. Bugüne kadar sürdürdüğümüz AB müzakerelerinde, bu konu özellikle gündeme gelmiş, ancak Türkiyedeki genç nüfusun eğitimini konu edinen eğitim başlığı hiç gündem edilmemiştir. Burada ciddi bir üst akıl çalıştırılıyor. Bizim İslam dünyasının yeniden adalet ve merhametle buluşmasının koçbaşı olan Anadolu insanı, her açıdan kontrol altında tutulmak isteniyor. Koçun yaptığı da, bu amaca hizmet etmektedir.
Yazır - Ankara-Çubuk Yazır - Antalya-Korkuteli Kumluca yazırı(iydiryazırı) - Antalya-Kumluca Yazır ( Finike yazırı) - Antalya-Finike Yazır - Aydın-Karacasu Yazırlı - Aydın-Nazilli Gölcük ( Yazır) - Burdur-Gölhisar-Çavdır Yazır - Burdur- Ağlasun Yazır - Çorum- Sungurlu-Boğazkale Yazır - Denizli-Acıpayam Yazır - Denizli-Çal Yazır - Edirne-Enez Yazır - Eskişehir-Sivrihisar-Günyüzü Yazır - Gaziantep-Nizip-Barak Yazır - Kayseri-Merkez Yazır - Konya-Sille Yazır - Konya-Doğanhisar Yazır ( Kuzeyrip ) - Mardin-Savur-Sürgücü Yazır - Tekirdağ-Barboros
Hürriyet gazetesi, Suriye sınırındaki son gelişmelerde terör örgütü PKK'nın Suriye'deki uzantısı PYD'yi açık açık destekledi. Yaptığı haberle de okuyucularının aklıyla dalga geçti.
IŞİD'in bölgeyi terk etmesiyle Tel Abyad'a zorla sahip çıkan PYD, buradaki Türkmen ve Araplar'ı tehditle Türkiye'ye göndermişti.
Son 10 günde 50 bin Suriyeli Türkiye'ye gelirken bu insanlar "Biz göçmen değil sürgünüz. PYD bizi zorla, tehditle Türkiye'ye gönderdi" dedi.
Bu haberlerin hiçbirini görmeyen Hürriyet ise dün PYD güçleriyle birlikte Tel Abyad'a girdi. On binlerce mültecinin sürgün edildiği kente, birkaç yüz kişinin geri dönmesini "Dönüşler başladı" şeklinde yorumladı.
Osmanlı Devleti Yahudi devleti kurmak için yıkıldı desem, itirazlar yükselir... Peki şöyle söyleyelim: Osmanlı Devleti yıkılmasaydı İsrail Devleti kurulamazdı...
Osmanlı devlet aklı, 2. Abdülhamid döneminde Yahudilerin Filistine yerleşme planına karşı çıktı. Büyük vaadlere rağmen bu kararlılık sürdü. İttihatçılar da bu siyasete mugayir davran(a)madı.
Nilden Fırata büyük İsrail... Bizim yahudiyatçı diye küçümsediğimiz bazı yazarlar tarafından bir zamanlar sık sık dile getirilirdi. Biz de onlara dudak bükerdik... Bu imkânsız görünen projeye çok yaklaşılmış durumda... İsrail Fırata ulaştı ulaşacak... Nil ise zaten kontrollerinde!
Adana’da pazar günü terör örgütü PKK yandaşlarının yaptığı korsan gösteri sırasında atılan molotofkokteyli, 3 yaşındaki Songül Yiğitalp’in ayağını yaktı.
Yorum