Not Defteri

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • narada
    Haberci
    • 04 Mayıs 2009
    • 1737

    #556
    imf, imf...

    YA PROGRAMA GİRERİZ YA DA 4. MADDEYİ UYGULARIZ

    IMF Başkanı Strauss Kahn, Bloomberg HT Ekonomi Müdürü Özlem Dalga’ya dünya ekonomisi ve Türkiye ile sürdürülen müzakereler hakkında önemli açıklamalar yaptı

    IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, Türkiye ile sürdürülen görüşmeler hakkında, “Tek bir çözüm yok. Biz geçmiştekine kıyasla çok daha esneğiz" dedi. Davos Zirvesi’nde Bloomberg HT Ekonomi Müdürü Özlem Dalga'nın sorularını yanıtlayan Kahn, “Türkiye ile daha esnek durumdayız. Ülkenin durumu iyiyse bizim önerilerimizi alabiliyorlar ama uygulamayabiliyorlar” dedi. Türkiye ile uzun süredir müzakare halinde olduklarının altını çizen Kahn, açıklamalarına şöyle devam etti: “Türkiye ekonomisi çok daha iyi durumda. Belki farklı görüşlere sahip olabiliriz. Ama bu o kadar büyük bir fark değil. Türkiye ile çok uzun süre madde 4'ü uygulamadık. Ya bir program içine gireceğiz. Ya da madde 4'ün normal işleyişini diğer ülkelere olduğu gibi uygulayacağız. Türkiye politikası genelde iyi durumda"

    IMF kaynaklarını Türkiye’nin elinde olması halinde daha düşük faizlerle borçlanma imkanın yakalanacağını ifade eden IMF Başkanı, Türkiye’nin diğer ülkelerden farklı olduğunu, tek başına da bunu başarabileceğini vurgulayarak, IMF olması halinde bu konuda çok daha başarılı olacağına dikkat çekti.

    Kahn açıklamalarına şöyle devam etti: “Esnek kredi limitleri bizim kriz döneminde ortaya çıkardığımız bir şeydi. Bazı ülkeler bunun için başvurdu ama Türkiye için bir şey diyemeyeceğim. Kriz arkamızda bunu unutmayacağız. Zor zamanlar olmasının nedenleri arasında birçok hükümet yüksek borçluluk oranlarıyla baş etmek zorunda kalacak. Krize ucuz bir çözüm yok. Bence global ekonomi olarak iyi bir iş çıkardık" dedi.

    Panik ortamının kalktığını belirten Kahn, bunun iyi bir gelişme olmasına rağmen ülkelerin işbirliği konusunda isteksiz olmalarına neden olacağını ifade etti.

    Kahn açıklamalarına şöyle devam etti: Krizden önceki sitemimiz, dünyanın bir kısmı gereğinden fazla tüketiyor ve hiçbir şey üretmiyordu. Dünyanın öbür tarafında ise daha fazla üretip daha fazla tasarruf eden bir yapı vardı. ABD tüketicisi davranışını değiştirdi. Krizden sonra birçok Amerikan tüketicisi daha fazla tasarruf edecek"

    Özlem Dalga’nın ünlü spekülatör George Soros’un bugün yaptığı açıklamaları nasıl değerlendirdiğin sorması üzerine Kahn, bankacılık sektöründeki düzenlemelerin erken olduğu yönündeki görüşüne katıldığını dile getirdi.

    “Gelişmekte olan ülkelere fon akışı balon riski yarattı. Bu da çok önemli bir sermaye akışı sağlıyor. Birçok ülke gelişmekte olan ülkelere yönleniyor. Çok ciddi bir kaynak akışı oluyor. Bunu yönetmek önemli" diyen Kahn, “Geçmiş krizlerdeki kadar korumacılık görmedik." şeklinde konuştu.

    Kahn, şöyle devam etti: "Bazı dengesizliklerin üstesinden gelinecek. Birçok kişi bu işin çözümünün ülkelerin döviz kurları üzerinden olacağını söylüyor. Yani bizim elimizde gümüş kurşun yok. ‘Döviz kurunu Asya'da değiştirelim’ diye bir sihirli değneğimiz yok"

    Döviz kurlarındaki gelişmeleri de değerlendiren IMF Başkanı Kahn şöyle devam etti: “Krizle ilgili olan en önemli şeylerden biri, evet ABD'den çıktı. ABD'deki finansal sektörden doların tamamen çökmesini de bekleyebilirdik. Ama bu gerçekleşmedi. Doların değeri dengeli kaldı. Kesinlikle gelecekte daha fazla dengeli bir sistem göreceğimizi düşünüyorum. Global ekonomide önümüzdeki yıllarda kamu borçlarının uzun vadeye yayılması soruna yol açabilir. Çin'in büyümesi bizi memnun eder. Asya'daki gelişmekte olan piyasalarda çok ağır bir gelişme var. Kesinlikle düşük karbon modelini kesinlikle bulmamız lazım. Karbon sorununu çözmemiz lazım. Gelişmekte olan piyasalarda iklim değişikliklerini azaltmak yönünde bütün ülkelerin çözüm bulması lazım. Ülkelerin iklim değişikliği konusunun üstesinden gelecek politikalar üretmesini amaçlıyoruz."

    Kahn, global ekonomide önümüzdeki yıllarda kamu borçlarının uzun vadeye yayılmasının soruna yol açabileceğini de sözlerine ekledi.

    4. Madde konsültasyon çalışması nedir?

    IMF, üye ülkelerin ekonomi yönetemlerine yol gösterici olmak ve uluslararası finansal sistem üzerindeki gözetim görevini yerine getirmek amacıyla, her bir üye ülkenin ekonomik gelişmelerine ilişkin olarak (genellikle yılda bir kere) ayrıntılı gözden geçirme çalışmalarında bulunuyor. Bu çalışmalara, IMF`nin 4. Maddesi kapsamında gerçekleştirildiğinden, 4. Madde Konsültasyon Çalışmaları ismi veriliyor. Görüşmeler çerçevesinde ilk olarak, IMF uzmanlarından oluşan bir heyet, ekonomik verileri toplamak için ilgili ülkeyi ziyaret ederek, Hükümet ve Merkez Bankası yetkilileriyle görüşmelerde bulunuyorlar.

    IMF Heyeti bu çalışmada, ülkenin makro ekonomik politikalarını gözden geçirirken, finansal sistemin sağlamlığını, makro ekonomik politikaları ve bunları etkileyebilecek sosyal, endüstriyel, idari ve diğer sorunları inceliyor.

    IMF Heyeti, gerekli analizleri yaptıktan sonra, tespitlerini özetleyen bir rapor hazırlıyor ve bu rapor, İcra Direktörleri Kurulu tarafından tartışılıp, onaylanıyor.

    -HABERTURK.COM
    YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

    Yorum

    • narada
      Haberci
      • 04 Mayıs 2009
      • 1737

      #557
      ÜLKER


      Ülker baharat deviyle flörtte


      Çikolata devi Godiva’yı alarak dikkatleri üzerine çeken Ülker, şimdi de bir başka dünya deviyle ilgileniyor. Firmanın ABD’li McCormick ile görüşme yaptığı öğrenildi



      2007 yılında dünyanın en lüks çikolata markası Belçikalı Godiva’yı 850 milyon dolara satın alan Ülker, şimdi de gözünü bir başka dünya devine çevirdi.
      ABD’li ünlü baharat markası McCormick’le ilgilendiği öğrenilen Ülker’in, bu markayla ya Kellog ve Hero firmalarıyla olduğu gibi Türkiye pazarında ortaklık kurması ya da daha ileri bir operasyon için görütüğü belirtiliyor. Ülker, Godiva’yı satın aldıktan sonra geçen yıl da Dandy markası ile tanınan Avrupalı ünlü sakız üreticisi Gumlink ile yüzde 50-50 ortak olmuştu.
      Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Mali İşler Grup Başkanı Atilla Kurama, bir süre önce Milliyet gazetesine yaptığı açıklamada gelecek hedeflerine ilişkin olarak uluslararası boyutta gelişim fırsatı sunan potansiyel ortaklıklar üzerinde çalıştıklarını anlatarak, gıda alanında global ortaklıklara sıcak baktıklarını belirtmişti.

      Bir kilerde kuruldu
      Dünyaca ünlü baharat firması McCormick, ABD’nin Baltimore şehrinde 1889 yılında 25 yaşındaki Willoughby M. McCormick tarafından bir oda bir kiler bulunan evinde kuruldu
      İlk ürünü meyve şurubu, bira özü ve demir yapıştırıcısı olan McCormick, bu ürünlerin satışını kapı kapı dolaşarak gerçekleştirdi.
      “En iyisini yap, birisi satın alır” sloganıyla yola çıkan girişimci McCormick, 1896 yılında da Philadelphia’daki F.G. Emmett adlı baharat şirketini satın alarak büyümesine devam etti.
      Firmaya ait bütün makinaları gemiyle Baltimore’a taşıyan McCormick’in baharat üretimi bu fabrikayı satın almasıyla hız kazandı. Ardından ihracata da başlayan McCormick, firmasını bugün dünyada baharat ve otlar konusunda lider bir firma haline getirdi.
      Günümüzde dünya genelinde yaklaşık olarak 8 bin çalışanı bulunan ve 2008 net satışları 3.1 milyar dolar olan bu dev firmanın sahip olduğu markalar şöyle:
      McCormick, Schilling (ABD), Zatarain’s (ABD), Old Bay Seasoning (ABD), Ducros (Avrupa), Club House (Kanada), Billy Bee Honey (Kanada), Schwartz (İngiltere) ve McCormick Foods Australia (Avustralya), Thai Kitchen and Simply Asia (ABD) ve Lawry’s and Adolph’s (ABD).

      Almanya’nın çaycısıyla da görüşme yapıyor
      - Yıldız Holding, 90’ların başında yeni sektörlere açılım stratejisini benimsedi. İlk uluslararası ortaklık tecrübesi 1993 yılında Avrupa’nın en büyük nişasta üreticisi Cerestar’la oldu.
      - Holdingin bir diğer yabancı ortaklığı bebek maması üretiminde gerçekleşti. 2003 yılında İsviçreli Hero ile birlikte Türkiye’nin ilk yerli bebek maması fabrikasını kurdu.
      - Holdingin amiral markası Ülker, 2005’te dünyaca ünlü kahvaltılık gevrek üreticisi Kellogg ile Türkiye’de ortak olarak markanın yanına adını yazdırdı.
      - Ülker, 2007’de de Belçika’nın çikolata devi Godiva’yı satın aldı.
      - 2009’da Danimarkalı Gumlink ile yüzde 50-50 ortaklık kurdu.
      - Yıldız Holding, Avrupa’nın önde gelen çay üreticilerinden Laurens Spethmann Holding ile halen ortaklık görüşmelerini sürdürüyor.

      Milliyet/ Eylem Türk - 28 Ocak
      YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

      Yorum

      • narada
        Haberci
        • 04 Mayıs 2009
        • 1737

        #558
        Dünya borsalarında trend mi değişiyor?

        Dow Jones’ta 10 bin, euro/dolar paritesinde ise 1.40’ın altına düşüşler borsalarda yeni bir panik satış dalgasına yol açabilir. Bu durum, IMF anlaşması ve S&P’nin not artırımı gibi beklentilerle dış borsalardan ayrışan İMKB’ye de yansıyabilir...

        “DÜNYA borsalarında geçen yıl mart ayında başlayan yükselen trendde sona mı gelindi?” Son iki haftada ABD başta olmak üzere dünya borsalarına gelen sert satışlar sonrası akla gelen bu soru yatırımcıların huzurunu fena halde kaçırmış durumda. Dow Jones’ta 10 binin altında bu panik havasının artacağı konuşuluyor. İMKB’de güçlü görünüm şimdilik devam etse de başta ABD olmak üzere gelişmekte olan piyasalarda trendin terse dönmesinden hasarsız çıkmak oldukça güç. 2007 ve sonrasında bir kez daha görüldü ki “decoupling” (ayrışma) kısa vadede mümkün olsa da orta ve uzun vadede gelişmekte olan ülkelerin olası bir trend dönüşünden etkilenmemesi pek mümkün değil.

        Yeni yıla da coşkulu başlayan piyasalarda Çin’in hızlı büyümeden endişe duyması ve ekonomideki hızlı büyümeyi frenlemek için adımlar atmasıyla başlayan tedirginlik, Obama’dan gelen ve piyasalarda popülist olarak algılanan finansal düzenleme mesajlarıyla daha da arttı. Bunlarla birlikte Avrupa Birliği’nin de başta Yunanistan olmak üzere borç sorunu yaşayan “çocukları” ile başının dertte olması, son günlerde dünya ekonomisinin bu üç büyük aktörünün de sıkıntılı günler yaşamasına neden oluyor.

        Yaşanan bu sıkıntılar başta hisse senedi piyasaları olmak üzere diğer piyasalara da yansımış durumda. Şu an için alarm veren ve yatırımcılarında daha dikkatli izlemeye aldığı iki gösterge ise Dow Jones endeksi ve euro/dolar paritesi. Dow’da 10 binin, paritede ise 1.40’ın altına kalıcı olarak sarkılıp sarkılmayacağı merak konusu.

        Global risk iştahının azalması, petrolden altına, mısırdan buğdaya, bakıra neredeyse bütün emtia fiyatlarında da gerilemelere neden oluyor. Bunda da riskten kaçan yatırımcının elindeki varlıkları satarak dolara geçişi büyük rol oynuyor. Bu nedenle ilerleyen günlerde dolar talebindeki artışın sürmesi, borsalar ve emtia fiyatları açısından da olumsuz işaretler üretecektir. Dolar endeksi ya da euro/dolar paritesi gibi dolar talebindeki değişmeleri işaret eden göstergelerdeki gelişmeler yakından takip edilmeli. Daha çok göz önünde bulunması ve küçük yatırımcının da daha aşina olması nedeniyle biz parite üzerinden devam etmenin daha faydalı olacağını düşündük.


        1.40’IN ALTI BORSALAR İÇİN TEHLİKELİ

        Her ne kadar paritenin gerilemesinde Euro Bölgesi’nin iç sorunlarının etkisi bulunsa da genel olarak düşüşün global risk iştahını yansıttığını söyleyebiliriz. Risk iştahındaki azalma da doların değerlenmesi başka bir tabirle de paritenin gerilemesine neden oluyor. İlerleyen günlerde euro/dolar paritesinde 1.40’ın altında kalıcı bir hareket oluşması ve ardından kısa vadede düşük olasılık versek de 1.3750 desteğinin altına sarkılması, en baştaki “Trend tersine mi dönüyor” sorusunun cevabının “evet” olmasına neden olabilir. Yani borsalardaki düşüş parite tarafından da net bir şekilde teyit edilmiş olursa son günlerde yaşanan satıcılı seyir uzayabilir.

        Teknik olarak baktığımızda ise paritenin aşırı satım bölgesinde bulunduğunu ve teknik göstergelerde pozitif aykırılıklar oluşmaya başladığını görüyoruz. Bu durum, paritede süren bu sert satıcılı sürecin ardından bir tepki gelme olasılığını artırıyor. Yine de 1.42’ın üzerinde kapanışlar görmediğimiz sürece paritede olası tepkilere kuşkuyla yaklaşmak gerektiğini düşünüyoruz. Kısa vadede ise 1.40 altında kapanışlar olması, 1.3750 desteğine kadar yeni bir geri çekilmeye neden olabilir. Bu seviyelere doğru anlık geri çekilmeler sonrasında başlayacak bir tepkinin gücünün daha fazla olacağını düşünüyoruz. Kısa vadede 1.3750 seviyesinin altında kalıcı bir hareket oluşma olasılığını düşük görmemize karşılık, özellikle Euro Bölgesi’nde borç sorunu olan ülkeler hakkındaki gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

        DOW JONES YÜKSELEN TRENDİ KIRDI

        Dow Jones endeksinde geçen yıl mart ayında başlayan yükselen ana trend geçen hafta kırıldı. Bu trendin altına sarkılması panik satışları da beraberinde getirdi. 19 Ocak’ta 10 bin 729’la bu trenddeki zirvesini yapan endeks, son iki haftada gelen satışlarla 10 bin civarına doğru sert bir geri çekilme yaşadı. Ardından son birkaç günlük dönemde de 10 bin 100-300 bandında sıkışma yaşandı.

        Bu harekete baktığımızda, bariz bir “ters bayrak formasyonu” oluşumu dikkat çekiyor. Eğer önümüzdeki birkaç gün içinde Dow’da 10 bin 300 üzerinde kapanışlar gerçekleşemez ve endeks bu bölgeden uzaklaşamazsa sert düşüşü işaret eden bu formasyonun tamamlanma olasılığı artacaktır. Bu durumda ilk etapta 9 bin 700 civarına kadar sert bir geri çekilme daha yaşanabilir. 9 bin 700 altına olası sarkmalarda ise 200 günlük ortalamanın da bulunduğu 9 bin 400’e doğru yeni bir geri çekilmenin daha önü açılacaktır. Şu an Dow’da 10 bin 100-150 bölgesinde 100 günlük ortalama ve önemli bir yatay destek bulunuyor. Bu seviyenin altında da 10 bin önemli bir psikolojik destek.

        Yukarıda bahsettiğimiz gibi, sert bir düşüşün başlaması için bu seviyelerin altında kapanışlar olması gerekecektir. Dow’da bu desteklerin çalışıp çalışmayacağını önümüzdeki birkaç gün içinde göreceğiz. Bu süreçte Dow Jones 10 bin 300 direncini aşmadığı ya da düşüş formasyonu tamamlanıp yukarıda değindiğimiz desteklere kadar bir geri çekilme yaşanmadığı sürece nakitte kalınması daha doğru olacaktır. Bu gibi sıkışmaların yaşandığı dönemde en çok karşılaşılan ve yatırımcılara en çok zarar veren durum çok dar bir bant içinde sürekli pozisyon değiştirme telaşıdır. Bu aşamada izlemede kalmak ve yönün netleşmesini beklemek daha sağlıklı bir hareket olacaktır.

        İMKB GÜÇLÜ AMA!..

        IMF anlaşması konusunda sürekli birbiriyle çelişkili açıklamalar geliyor. Ancak piyasalarda bu beklentinin hala korunduğu görülüyor. Bu beklentiyle birlikte S&P’nin de çok yakın bir zamanda not artırımı kararını açıklayacağına artık kesin gözüyle bakılmaya başladı. Bu beklentiler yurtiçi piyasaların yurtdışına göre oldukça pozitif bir performans sergilemesini sağlıyor. Kısa vadede beklentiler pozitif ayrışmaya yol açıyor. Ancak tüm dünyada yeni bir panik havasının başlaması durumunda bu beklentiler İMKB’yi çok fazla yukarıya taşıyamayacağı gibi, düşüşlerin de ani ve çok sert olmasına neden olabilir.


        DEFANSİF HİSSELER TERCİH EDİLEBİLİR

        Yurtdışı piyasaların karar aşamasında olduğu bu dönemde İMKB’de pozitif görünüm devam ediyor. Yurtdışı piyasaların da önemli destek seviyelerinden tepki vermesi İMKB’de yeni zirve oluşumunu destekleyebilir. Fakat aksi durumda satışlar çok sert olabileceği için risk de çok yüksek. Bu dönemde izlemede kalmak en sağlıklı strateji. Fakat risk alabilecek ve oyunun içinde olmak isteyen yatırımcılar için bu dönemde betası düşük, daha defansif hisselere yönelmek, alınacak riski de sınırlayacaktır. Gıda, perakende, sağlık, iletişim gibi talep dalgalanması çok fazla olmayan sektörler seçilebilir. Bu sektörler ani sert düşüşlere karşı daha dirençli olabiliyor. Ancak unutmamak gerekir ki, ani ve sert çıkışlara da daha sınırlı katılım olacaktır.

        Riskin ve buna bağlı olarak olası getirinin en yüksek olacağı hisselerse başta bankalar olmak üzere finansallar olarak duruyor. Riski sevenler ya da portföyde bir miktar bulundurmak isteyenler, bu hisselerden son dönemde performansı göreceli olarak düşük kalmış olanları portföye ekleyebilir.


        İMKB’DE NE ZAMAN ALIM YAPMALI?

        Yurtdışı piyasalardaki satışlardan oldukça iyi korunan İMKB, son dönemde dar bir kanala sıkışmış durumda. İMKB-100’de 53 bin 500-55 bin 500 kanalından çıkış gerçekleşmediği sürece yön konusunda öngörüde bulunmak oldukça zor. Bu kanal içindeki harekette de pozisyon almak ya da var olan pozisyonlarda sık oynama yapmak daha fazla zarara neden olabilir. Bu yüzden özellikle yeni pozisyon almayı düşünenlerin bu kanaldan çıkışı beklemeleri daha doğru olacaktır. 55 bin 500’ün hacimli bir şekilde aşılması ya da 53 bin 500 desteğinin kırılmasıyla 51 bin 500 kadar beklenerek alım denenebilir.

        Nereden alım yapılırsa yapılsın, mutlaka stop loss seviyesi belirlenmeli. Örneğin, 55 bin 500’ün kırılmasıyla alım yapacakların, 53 bin 500 altına sarkma durumunda; 51 bin 500 civarından alım yapanlarınsa 100 günlük üstsel hareketli ortalamayı (49 bin 500 civarı) takip ederek bu seviyenin altında hacimli olarak gerçekleşecek kapanışlarda stop loss yapmaları gerekecektir.



        PARA / ÜZEYİR DOĞAN
        YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

        Yorum

        • narada
          Haberci
          • 04 Mayıs 2009
          • 1737

          #559
          Koza Altın halktan 600 milyon $ çekti

          İpek-Koza Holding, 5 yıl önce 45 milyon dolara Bergama-Ovacık’ta girdiği altın madeni sayesinde 600 milyon dolar topladı.
          07 Şubat 2010 Pazar 3-5 Şubat’ta talep toplayan Koza Altın, yüzde 34.5’lik hissesini halka açtı. Şirket hisselerinin 12 Şubat Cuma günü İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) işlem görmesi bekleniyor.

          Beklentiden iyi
          Koza Altın Genel Müdür Yardımcısı Hayri Öğüt, “Beklentilerimizden daha iyi bir halka arz oldu. Yurtiçi ve yurtdışı talep oldukça iyiydi. Ancak cuma günü Avrupa’da yaşanan kriz olmasaydı talep patlaması yaşardık. Ancak buna rağmen başarılı bir arz oldu” dedi. 36.80-46.00 lira fiyat aralığından cuma günü sona eren talep toplama işleminin ardından oluşan halka arz fiyatının ise 46 liraya yakın bir seviyelerden oluştuğu kaydediliyor. Bu fiyata göre şirketin toplam piyasa değerinin ise yaklaşık 1.8 milyar dolar civarında oluştuğu ifade ediliyor.

          Yüzde 70’i yabancıya
          60 milyon lire sermayeli Koza Altın’da sermayenin yüzde 34.5’ine denk gelen 20 milyon 200 bin TL nominal değerli hisse senedi satışa sunulmuştu. Halka arz edilen hisselerin yüzde 70’lik kısmı yurtdışındaki, yüzde 30’luk kısmı ise yurtiçindeki yatırımcılara ayrılmıştı. Halka arzın yurtiçi konsorsiyum liderliğini İş Yatırım ve Ak Yatırım yürütürken, küresel liderliği ise Goldman Sachs ve JP Morgan gerçekleştirdi.

          - Hürriyet
          YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

          Yorum

          • narada
            Haberci
            • 04 Mayıs 2009
            • 1737

            #560
            Borsada düşüş devam eder mi?

            İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (İMKB) aralık ayında 45 bin puan seviyelerinde başlayan yükseliş hareketi klasik bir şubat sendromu ile sona erdi.


            Aslında yükseliş trendinin sona erdiğinin sinyalleri 56 bin puanın aşılamadığı ve banka hisselerinin 2007 zirve fiyatlarına ulaştığı sırada aşağı yukarı belli olmuştu. Teknik göstergeler, satış sinyali vermiş beklentilerin önemli bir bölümünün gerçekleşmesi satış fırsatı olarak kullanılmaya başlanmıştı.

            Geçen hafta endeksin yine 56 bin puana yaklaştığı sırada sanki düğmeye basıldı ve üst üste gelen olumsuz haberlerin yanı sıra perşembe günü sonlarında başlayan satış furyası cuma günü boyunca endekste yüzde 7, hisse bazında ise yüzde 20'lere varan gerilemeler yaşattı. Aslında gecikmiş bir geri çekilme yaşayan İMKB endeksinin bu seferki düşüş hareketinde hiç şüphesiz IMF ile müzakerelerin mayıs ayına sarktığı haberleri, iç dinamiklerde gerilimin tırmanması ve dünya borsalarının hızlı bir geri dönüş yapması etkili oldu.

            Haftalardır kredi not artışları ve IMF beklentisiyle dünya borsalarından ayrışan ve düşüşlere fazla tepki vermeyip yükselişlerde öncülük yapan İMKB, biraz yoruldu diyebiliriz. Beklentilerdeki zayıflama hisse fiyatlarındaki aşırı değerlenme gibi etkenler ucuz fiyatlardan alım yapan yatırımcılarda kârları koruma refleksini harekete geçirdi. ABD Doları'nın dünya piyasalarında yeni bir yükselişe geçmesiyle TL karşısında değer kazanmaya başlaması da bu satış baskısını körükleyen bir diğer etken oldu.

            Yatırımcılar perşembe ikinci seans ve cuma günü yaşanan kayıplar sonrası bir toparlanma yaşanıp yaşanmayacağını ve düşüşün devam edip etmeyeceğini merak ediyorlar.

            Ekim ayında da endeks buna benzer bir düşüş yaşamış 51.863 puandan 46 bin puana kadar yüzde 11'e yakın bir geri çekilme gerçekleşmişti. İki günlük kayıp neredeyse yüzde 8'i buldu. Bu sert düşüşlerin ardından tepki alımları ve yükselişleri kaçınılmaz gözüküyor. Hisse bazında başlayacak toparlanmalar da endeksi önümüzdeki hafta olumlu etkileyebilecektir. Avrupa piyasalarının ciddi kayıplar yaşadığı gün sonunda ABD'den gelen tarım dışı istihdam ve işsizlik verileri alımları tetikledi. Bir ara 9.800'lü seviyelere kadar inen Dow Jones endeksi, gün sonunda ciddi bir geri dönüşle 10 bin puanın üstünde kapattı. Tüm bu gelişmeler önümüzdeki haftaya daha iyimser bir başlangıç yapılmasını sağlayabilir. Endeks tepki hareketinde 51.800-53.000 puan seviyelerini görebilir. Hisseler belirli bir toparlanma yaşayabilir ancak bu noktada tepki hareketini bir yükseliş hareketiyle karıştırmamak gerekir.

            Önümüzdeki hafta bilanço beklentilerinin gerçekleşmeye başlayacağı ve hisse bazlı hareketlerin daha çok ön plana çıkacağı bir hafta olacaktır. Endeksin muhtemel dalgalanma aralığı 48 bin-53 bin olabilir. Şubat ayındaki yüklü borç çevrimi için önemli bir gösterge durumunda olan devlet tahvili ihalelerinden biri olan 14 ay vadeli iskontolu devlet tahvili ihalesi sonuçları izlenecek. Piyasalar açısından şubat ve mart ayları genellikle sıkıntılı geçiyor. Geçen haftalarda belirttiğim gibi beklentilerin sona ermesinin etkisiyle nisandan önce belirgin bir yükseliş trendi şimdilik uzak gözüküyor.

            Altında ibre 1.000 doları gösteriyor
            Aralık ayında 1.226 dolara kadar yükselen altının onsu, iki ayda yüzde 13 gerileyerek 1.066 dolara kadar indi. Geçen hafta oldukça hareketli bir seyir izlendi. Haftaya 1.080 dolar seviyelerinden başlayan ons, çarşamba günü 1.125 dolara kadar tırmandı. Bu zirve hareketinin ardından hisse senedi piyasalarında hissedilir bir satış hareketi başladı, ABD Doları başta Euro olmak üzere önemli para birimleri karşısında yükselişe geçti. Bu gelişmelerin hemen ardından altın fiyatları hızla gerilemeye başladı, cuma günü kayıplar 1.044 dolar /ons seviyelerine kadar devam etti. Cuma günü açıklanan ABD tarım dışı istihdam ve işsizlik verileri sonrası tekrar 1.066 dolara yükseldi. Bir hafta içinde 81 dolarlık bir marj oluştu.

            Teknik göstergeler halen satış sinyalini sürdürüyor. Orta vadeli ve kısa vadeli göstergeler bu düşüş trendinin devam edebileceğinin işareti. Hareketli ortalamalar 1.090 dolar seviyesinde. Aşağı baskıların devam etmesi durumunda 1.030-1.000 dolar seviyelerine kadar gerileyebilir. Daha geniş bir perspektifte baktığımızda 2010 yılında altın ons fiyatlarının baskı altında kalacağı bir yıl olabileceği, yükselişlerin satış fırsatı olarak değerlendirileceği bir yıl olabileceği görüşündeyiz.

            SELİM IŞIKLAR - ZAMAN
            YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

            Yorum

            • narada
              Haberci
              • 04 Mayıs 2009
              • 1737

              #561
              2010 gübrecilerin yılı olacak

              Geçen yılı zararla kapatan gübre şirketlerinin, 2010’da tarıma sağlanacak ekstra teşvikler sayesinde kara geçeceği öngörülüyor. 2009 sonunda başlayan toparlanmanın artarak süreceğini öngören gübre şirketlerinin yöneticileri de umutlu konuşuyor...

              GEÇEN yıl pek çok sektör gibi gübre için de kötü geçti. Hisseleri borsada işlem gören Bagfaş, Ege Gübre ve Gübre Fabrikaları, 2009’un 9 aylık dönemini zararla kapattı. Bir miktar düzelme olsa da 2009 yıl sonu bilançolarında da bu zararın süreceği tahmin ediliyor.

              Borsa uzmanları, 2010’da ise gübre şirketlerini oldukça parlak bir yılın beklediğine inanıyor. Bu noktada 2008’de hızlı artan gübre fiyatlarından dolayı şirketlerin elindeki mamul stoklarını 2009’da erittiği hatırlatılıyor. Uzmanlar, global toparlanmanın da etkisiyle gübre sektörünün 2010 yılına damgasını vurmasını bekliyor.

              Borsa şirketleri ise zararlarını tamamen yurtdışındaki emtia fiyatlarında yaşanan oynaklık ve kuraklığın da etkisiyle gübre tüketiminde yaşanan tarihi düşüşe bağlıyor. Nitekim son iki yılda, kuraklığın da etkisiyle gübre tüketimi tarihi bir düşüş yaşadı. 2008’de gübre kullanımı 4 milyon 100 bin ton civarına kadar inmişti. Tarım Bakanlığı’nın açıkladığı 2009 kasım ayı sonu verilerine göre, bu rakam 4 milyon 561 bin ton civarına ulaştı. Aralık ayı satışlarıyla birlikte yeniden 5 milyon ton çıtası yakalanırsa, 2007 öncesindeki tüketim miktarları tutturulmuş olacak...

              Gübre, hammadde ihtiyacının neredeyse tamamı ithalatla karşılandığı için dışa bağımlı, dövize endeksli global bir sektör. Bu nedenle uluslararası ekonomik hareketlerin etkisine açık. Borsa uzmanları, kazanılan mevcut ivmenin ve yağışların devam etmesi halinde 2010 yılında gübre sektörünü iyi bir dönemin beklediğini düşünüyor. Özellikle de bu şirketlerin gerçek anlamda zararları olmadığı vurgulanıyor.

              Kısacası borsacılar, bu yıl gübre sektörü hisselerinin yakından takip edilmesini öneriyor. Özellikle de Tarım Bakanlığı tarafından sağlanan destek artışlarının gübre şirketleri açısından temel bazlı olumlu bir beklenti yaratabileceği düşünülüyor.


              GÜBRE DESTEĞİ ÖDEMELERİ ŞUBATTA

              Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, mazot ve gübre desteği ödemelerinin şubat ayında tek seferde yapılacağını açıkladı. Eker, çiftçilerin girdi ve ödeme takvimlerini de dikkate alarak, yılın ilk 3 ayında hakedişlerin yüzde 60.4’ü olan 3 milyar 388 milyon liranın nakit olarak ödeneceğini belirtti. Haziran ayına kadar da bütün desteklemelerin yüzde 92.2’si ödenmiş olacak. Bu da 5 milyar 166 milyon liraya karşılık geliyor.

              Tarımsal destek ödemelerinde bu yıl 2009’a göre yüzde 24.7 artış öngörülüyor. Dolayısıyla geçen yıl 4 milyar 494 milyon lira tarımsal destek alan çiftçiye, bu yıl yaklaşık 1.1 milyar liralık artışla 5 milyar 605 milyon lira ödenecek.

              Tabii borsacılar, şirket bazındaki hikayelerin de cazibeyi artırdığını belirtiyor.


              KÂR BEKLENTİSİ SATIN ALINIYOR

              Meksa Yatırım Araştırma Müdür Yardımcısı Özgür Yurtdaşseven, gübre fiyatlarındaki normalleşmenin stok ve satış değerlemeleri açısından olumlu etki yaratacağını öngörüyor. Yurtdaşseven, bu doğrultuda Bagfaş’ın 2009 yılında 1 milyon TL zarar, 2010’da ise 25 milyon TL kar açıklamasını bekliyor.

              Özgür Yurtdaşseven, Gübre Fabrikaları içinse İran faaliyetlerinin 2010 yılından itibaren karlılığa yansımasını, gübre fiyatlarındaki toparlanmanın da stok ve satış değerlemelerini olumlu etkilemesini öngörüyor. Yurtdaşseven, şirketin 2009 yılında 50 milyon TL zarar, 2010’da ise 71 milyon TL kar açıklamasını öngörüyor.

              Ege Gübre’nin 68 milyon dolarlık konteynır terminali yatırımını tamamladığını hatırlatan Yurtdaşseven, 2010’la birlikte liman gelirlerinin toplamda önemli bir paya sahip olacağını düşünüyor. Öte yandan sektör açısından önem taşıyan gübre fiyatlarındaki iyileşmenin diğer şirketlerde olduğu gibi Ege Gübre’de de stok ve satış değerlemeler açısından olumlu etki yaratmasını bekliyor. Bu potansiyel paralelinde de şirketin 2009 yılında 24 milyon TL zarar, 2010’da ise 28 milyon TL kar elde edeceğini tahmin ediyor.

              Tabii sektördeki bu gelişmelerden Bagfaş, Ege Gübre ve Gübre Fabrikaları’nın yanı sıra Toros Tarım’ı bünyesinde bulunduran Tekfen Holding ve Hektaş da etkileniyor...


              TOROS TARIM’IN PAZAR PAYI % 38

              Hisseleri borsada işlem gören Tekfen Holding, iştiraki Toros Tarım nedeniyle gübre sektöründeki gelişmelerden etkileniyor. Holding, “Toros” markasıyla, başta kimyevi gübre olmak üzere tarımsal girdiler üretiyor. Tarımsal Sanayi Grubu, 2008 sonu itibariyle Tekfen Holding’in konsolide cirosunun yüzde 45’ini oluşturuyor. Holdingin toplam varlıklarının yüzde 31’i de bu alanda.

              Tekfen Tarımsal Sanayi Grubu Yatırımcı İlişkileri Sorumlusu Canan Şenkut, Toros Tarım’ın 2009’un ilk yarısını yüksek maliyetli stokları eritmek ve sektördeki dalgalanmalarla başa çıkmakla geçirdiğini söylüyor. 2009’un üçüncü çeyreğinde ise şirket, talepteki artıştan yararlanarak toparlanma sürecine girmiş. Şenkut, Toros Tarım’ın 2009 yılını gübre satış hacmi açısından yüzde 10-15 arası büyümeyle kapatmasını bekliyor. Şenkut’a göre, satış hacmindeki artışa rağmen gübre fiyatlarındaki yüzde 40-60’lık düşüş, 2009 yılı satış gelirlerinin 2008’in altında kalmasına neden olacak.

              2010’un tüketimin artmasına bağlı olarak çok daha iyi geçeceğini öngören Canan Şenkut, “Tarımsal Sanayi Grubumuzun Adana Ceyhan, Mersin ve Samsun’da bulunan üretim tesisleri, kimyevi gübre alanında tek başına Türkiye’nin kurulu toplam üretim kapasitesinin yüzde 38’ine sahip. Geçen yıl yüzde 32 civarında bulunan pazar payımızı 2010’da daha da artırmayı planlıyoruz” diyor.


              HEKTAŞ’TA % 20 PRİM POTANSİYELİ

              Borsacılar, ağırlıklı olarak tarım ilacı üretip pazarlayan Hektaş’ın da sektördeki olumlu gelişmelerden dolaylı olarak etkileneceğini düşünüyor. Şirket, 2009 yılının dokuz aylık döneminde 7 milyon 358 bin TL kar açıkladı. Gedik Yatırım Ortaklığı Genel Müdürü Onur Mutlu, tarım sektöründe gübre kullanımı artsa bile bunun tarımsal ilaç sektörünü aynı oranda etkilemediğini söylüyor. Mutlu, şirket hisselerinin sektörden bağımsız olarak, mevcut veriler doğrultusunda yüzde 20 yükselme potansiyeli taşıdığını hesaplıyor.


              Kemal GENCER / Bagfaş Yönetim Kurulu Başkanı ve Murahhas Azası

              “Avustralya’ya da ihracata başladık”

              2009’un dokuz aylık döneminde 7 milyon 464 bin TL zarar açıkladık. 2009 sonu itibariyle talebin artması ve fiyatların normal seviyelere gelmesine paralel bu olumsuz tablonun düzelen bir trende girmesini bekliyoruz. Geçen yıl 174 bin 818 ton gübre ihraç ederek 51 milyon 684 bin dolar gelir elde ettik. İhracatımız ağırlıklı olarak bütün Avrupa ülkeleri, Latin Amerika, Hindistan ve İran şeklinde dağılıyor. 2010’da da ihracatımızın artan bir trendle devam etmesini bekliyoruz. Nitekim şimdiden 78 bin 150 tonluk gübre siparişi aldık. Bunun parasal karşılığı 31 milyon 993 bin dolara denk geliyor. Daha önce dört kıtaya ihracat yapan şirketimiz, Avustralya’dan aldığı 25 bin tonluk DAP gübresi siparişiyle beşinci kıtaya satış yapma imkanı buldu.

              Geçen yıl 5 milyon 462 bin euro tutarında 10.1 KW’lik turbo jeneratör yatırımı yaptık. Böylece Bagfaş kendi elektrik enerjisini kendi karşılayabilecek konuma geldi. Bu yıl amonyum sülfat, sülfürik asit ve fosforik asit tesislerimize 5-10 milyon euro arasında yenileme yatırımı planlıyoruz. Yine 2010’da, yabancı şirketlerle günde 400 ton kapasiteli yeni bir ‘granül as’ gübresi projesi için çalışıyoruz. Bu tesis ağırlıklı olarak ihracata çalışacak. Yaklaşık 5 milyon euro tutarındaki bu yatırımın da ciroya çok önemli katkısı olacaktır. Ama şimdiden bir şey söylemek mümkün değil.

              2009 yılı kesin rakamlarımızı henüz açıklamadık. Ancak üretim ve satışta ton olarak 2008’in yüzde 50 üzerinde gerçekleşme bekliyoruz. Çünkü biz piyasanın olumsuz şartlarına rağmen satışımızı veya üretimimizi kısmadık. Artırarak devam ettirdik. Ancak 2009 başında hammadde ve mamul fiyatlarının artmasına rağmen satış fiyatları yükselince bilançolarımıza olumsuz yansıdı. 2010’da kapasitenin 100’de 100’ünü kullanırız. Dünyada kimyasal emtia fiyatları artıyor. Dolayısıyla bu bizim mukaveleye bağladığımız siparişlere olumlu yansır. Diğer siparişlere nasıl yansıyacağını kestirmek zor. Ama ciro bazında her zaman olduğu gibi bir önceki yılın yüzde 10 üstüne çıkarız diye tahmin ediyorum.


              Ahmet GENCER / Ege Gübre Yönetim Kurulu Başkanı ve Murahhas Azası

              “Yeni limanlar kârımızı olumlu etkileyecek”

              Geçen yıl kapasitemizin yüzde 50’sini kullandık. Bu yıl yüzde 70’ini kullanırız. Fiyatlar şimdi daha bir normale oturdu. 2009’un ilk 6 ayında tüketim de çok düşmüştü. 2009 sonu itibarıyla yeniden eski seviyelere ulaştı. Normale dönen maliyetlerle 2010 yılı tabii ki daha iyi geçecek.

              Mevcut dökme terminalimize ilave konteynır terminal yatırımını ilave ettik. Bu kapsamda yaklaşık 68-70 milyon TL civarında yatırım harcaması yaptık. Limanımızı aralık ayından itibaren devreye aldık. Yeni limanımız belki ciroyu fazla etkilemeyecek. Ancak karlılığımıza olumlu yansıyacak. Biz genelde iç piyasaya çalışan bir şirketiz. Ama 2010’da 7-8 milyon dolar civarında da olsa ihracat yapmayı ümit ediyoruz. Avrupa pazarlarına, özellikle İtalya, Yunanistan ve İspanya’ya ihracat yapıyoruz.

              2009’da iç piyasaya 350 bin ton civarında mal sattık. Bu yıl da aynı rakamları yakalamayı hedefliyoruz. Tonaj bazında büyüme beklemiyoruz. Çünkü 2010 bizim toparlanma yılımız olacak. Yatırımlarımız bitti ve piyasa koşulları düzeldi. Biz de toparlanma sürecine gireceğiz. 2009 yılı ciromuzun 180 milyon TL civarında gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu yıl da aynı seviyeleri yakalayacağımızı, hatta bir miktar üzerine çıkabileceğimizi düşünüyorum.

              Mehmet KOCA / Gübre Fabrikaları Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü

              “2009’u tarihi satış rekoruyla tamamladık”

              Tüm dünyayla birlikte ülkemizi de kuşatan küresel kriz rüzgarlarına rağmen 2009’u tarihi satış rekoruyla tamamladık. 1 milyon 395 bin 944 tonluk toplam satışımızla, firmamızın 58 yıllık tarihindeki en yüksek satışı yakaladık. Bu, 2008’e oranla yaklaşık yüzde 25 artış anlamına geliyor. 1999-2009 arası 10 yıllık dönem ortalaması baz alındığında ise yüzde 94 artış sağladık. Elbette bu rekora bağlı olarak pazar payımızı da artırmış olduk.

              2009 ekonomi için kayıp bir yıl olduğu için geçmiş yıllardaki karlılığı yakalayamadık. Ancak 2010’un ilk çeyreğinden itibaren bunun da gerçekleşeceğini umuyoruz. Azot haricindeki hammadde ihtiyacımızı ağırlıklı olarak Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Romanya, Kuzey Afrika ve Suriye’den ithalat yoluyla karşılıyoruz. 2009’da 450 milyon dolarlık ithalat yaptık. 2010’da ise fiyatlar normal seyrini koruduğu takdirde bu tutarın 500-550 milyon dolara çıkmasını bekliyoruz. Geçen yıl yaklaşık 4 bin 500 ton olan ihracatımızın ise 40 bin ton civarına yükseleceğini öngörüyoruz.

              Bu yıl da hammadde kaynaklarına yakın olma yönündeki uluslararası yatırım arayışlarımızı sürdüreceğiz. 2008’de İran’da gerçekleştirdiğimiz 650 milyon dolarlık Razi Petrokimya girişimiyle ilgili ödemelerimiz ve buna bağlı kur ve faiz yükümüz devam ettiği için büyük bir yatırım planımız yok. Tekirdağ bölgesinde bir lojistik merkezi oluşturma ve Yarımca tesislerinin modernizasyonu ve yenilenmesi gibi küçük ölçekte yatırımlarımız ise sürüyor. 11 milyon TL gibi bütçemiz açısından çok büyük sayılmayacak bu yatırımları kendi özkaynaklarımızla gerçekleştiriyoruz.

              2010’da, 2009’da yakaladığımız satış başarısını daha ileriye götürmek ve bunun paralelinde ciromuzu ve karlılığımızı artırmayı hedefliyoruz. 2009’da Türkiye’deki faaliyetlerden 750 milyon, İran’dakindense 350 milyon TL civarında ciro bekliyoruz. Bu da 2009’da bir önceki yıla göre yüzde 20 artışa işaret ediyor. Fiyatların mevcut seviyelerde kalacağı varsayımıyla 2010’da Türkiye cirosunun 850 milyon, İran cirosunun ise 550 milyon liraya ulaşmasını hedefliyoruz. Diğer bir deyişle grubun yıllık büyüme beklentisinin yüzde 10 civarında olduğunu söyleyebilirim.

              PARA / İDİL TARAKLI
              YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

              Yorum

              • narada
                Haberci
                • 04 Mayıs 2009
                • 1737

                #562
                TÜRKİYE

                Kriz Türkiye’ye bulaştı ama yerli faizi koruyor

                Avrupa’yı saran satış dalgası İMKB’yi de vurdu. Borsada kayıp yüzde 3.76’yı bulurken dolar kuru 1.52 lirayı aştı. Faiz ise aksine geriledi. Yabancının bonodaki satışlarının yerliler tarafından karşılanması faizde yükselişi engelledi

                Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi ülkelerde Mastrich kriterlerinin neredeyse 3 katına çıkan bütçe açıkları ve kamu borcu Euro Bölgesi’ni sallıyor. ‘Euro Bölgesi dağılıyor mu?’ tartışmalarını doğuran gelişmelerin yaşanması bölgenin para birimi euro’yu da vuruyor.
                Durum bu olunca yatırımcılar, Portekiz ve diğer Euro Bölgesi ülkelerinin borçluluğu hakkında yükselen endişelerle güvenli liman olarak görülen dolara yöneliyor. Başta Portekiz, Yunanistan ve İspanya olmak üzere Avrupa borsaları düşerken, euro da değer kaybediyor. Piyasada Avrupa’da diğer ülkelerinde zora girebileceği endişesi spekülatörlere aylardır süren yükselişin ardından bardağın boş tarafını hatırlatmışa benziyor. Dün İstanbul Borsası’nda düşüş devam ederken, ekranlar satış emirleriyle kırmızıya boyandı.

                Yabancı satıyor
                Dışarıda satan yabancıların borsada da satış yapması düşüşü hızlandırmış görünüyor. Satışların bir süre daha devam edeceği görülüyor. Faiz ise gelişmelere olumsuz tepki vermiyor. Nitekim önceki gün yüzde 9.05 seviyesinde bulunan faiz pazartesi valörlü işlemlerde 7 baz puan düşüşle yüzde 8.98’e geriledi.
                Bonoda yerli yatırımcıların yoğunlukta olması nedeniyle yabancılar çok belirleyici olamıyor. Aksine yabancıdan gelen satışlar yerliler tarafından karşılanıyor. Borsada ise yabancı payı yüzde 66’larda olduğundan satışlar sert yaşanıyor. Ancak Avrupa’da sıkıntıda olduğu anlaşılan ülke sayısında artış olursa faizinde yükselmesinden korkuluyor. Bu anlamda Fransa ve Almanya’nın da şahane durumda olmadığına vurgu yapılıyor. Dün dolar kuru ise 1.5268 lirayı gördü. Öte yandan, piyasaları etkileyen bir diğer gelişmede ABD’de açıklanan tarım dışı istihdam rakamının beklentilerin oldukça üzerinde 20 bin azalması da etkili oldu.


                Bono portföyünün sadece yüzde 9.5’i yabancıda
                - Yerli bireysel yatırımcı (fonlar dahil) 25.1 milyar TL
                - Yerli kurumsal yatırımcı 64.1 milyar TL
                - Yabancı yatırımcılar 33.6 milyar TL
                - Bankalardaki portföy 230.0 milyar TL

                İMKB yabancıların elinde
                Yabancı payı % 66.12
                Yerli payı % 33.8


                ‘Türkiye IMF‘de elini çabuk tutmalı’
                Türkiye’de kamu borcunun ve bütçe açığının yönetilebilir düzeyde olması nedeniyle ciddi bir risk yok. Sıcak bir gelişme olmasa da IMF seçeneğinin korunuyor olması da Türkiye’yi ayrıştırıyor. Ancak Avrupa’da işler daha karışır ve IMF, Yunanistan ve Portekiz’e yardım etmek zorunda kalırsa Türkiye’nin bu taktirde, IMF’ten bugün için geçerli olabilecek şartlarda kaynak bulamayacağının altı çiziliyor.

                UZMANLAR YORUMLADI
                ‘Ülkelerin sorunlar yaşadığı sır değildi’

                ŞANT MANUKYAN İş Yatırım Ulus. Piyasalar Müd. Yrd.
                “Piyasalar hep aşırı iyimser ihtimalleri fiyatladı. Oysa 6 ay önce bile Yunanistan, İspanya, İtalya, Portekiz, Avusturya ve İngiltere’nin büyük sorunlar yaşadığı bir sır değildi. AB’nin elinde Lizbon anlaşmasının 122 maddesi uyarınca üye ülkelere yardım etme imkânı var. Ancak bu olsa bile ekonomilerin bir süre yavaş büyümesi, harcamaların disiplin altına alınması gerekecek. Artık doların hareketi çok daha önemli.
                FED geçen yıl kriz sırasında diğer merkez bankalarına açtığı swap penceresini kapattı. Şayet dolarda alımlar şiddetlenirse pek çok kurum ihtiyacı olan doların ortada olmadığını görecek ve panik yaşanacak. Bu mümkün.”

                ‘İMKB iki günde yüzde 7 düştü’
                ÖMER DİLBER Hak Menkul Genel Müdür Yardımcısı
                “Piyasalar şubat kötü başladı. Obama’nın bankacılık sektörüne yönelik açıkladığı tedbirlerle başlayan düşüş hareketi Avrupa’da Yunanistan’dan sonra Portekiz ve İspanya’da borç krizine sürükleniyor haberleriyle tüm endekslerde yönün aşağı çevrilmesine neden oldu. Bu gelişmelerin paralelinde, doların euro karşısında değerlenmesi emtia ve endekslerde ciddi satışlara neden oldu.
                İMKB de iki günde yüzde 7’ye yakın düşüş yaşadı. Endeks destek seviyesi olan 51.300’ün üstünde 51.454 puandan kapattı. Eğer endeks bu seviyeyi kırarsa ilk desteği 50 bin 500 seviyesinde. Bu seviye aşağı kırılırsa satışlar artar, bu seviye kırılmadıkçe endeks pozitif seyrini koruyacaktır.”


                SONGÜL HATISARU / Milliyet
                YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

                Yorum

                • narada
                  Haberci
                  • 04 Mayıs 2009
                  • 1737

                  #563
                  GARANTİ HİSSESİ 'AL' HEDEF: 8 LİRA

                  Garanti Bankası'nın rekor kar yazdığı bilançodan sonra uzmanlar ne öneriyor? Hangi aracı kurum hisseyi ne kadar hedef fiyat belirledi?

                  Garanti Bankası için tavsiyeler:

                  İŞ YATIRIM (AL; HEDEF FİYAT: 8.00 TL)

                  Güçlü performans devam ediyor. Garanti Bankası 2009 yılında solo bazda TL2,962 mn. kar açıklayarak hem tahminimiz olan TL2.834mn' un üzerinde hem de konsensus beklentisi olan TL2,766 mn un üzerinde bir kar açıkladı. Banka son çeyrekte özellikle menkul kıymet gelirlerinin etkisiyle beklentilerin üzerinde artış gösteren net faiz gelirleri ile özellikle geçmiş yıllara ait gelir dönmeyen kredi tahsilatlarının sıçramasıyla yazılan gelirlerin etkisiyle güçlü bir performans göstermiş durumda. Son çeyrekte kredi büyümesi yine sektör ortalamalarının altında kalırken banka menkul kıymet
                  portföyünü yaklaşık TL4 milyar arttırdı, bu arada aynı dönemde toplanan yaklaşık TL4.7 milyarlık mevduat bankanın bu alanda pazar payının son çeyrekte de artmasına neden oldu. Genel olarak ana faaliyet gelirlerinin inceleyecek olursak, bankanın elinde bulundurduğu bono portföyünün önemli bir kısmı enflasyona endeksli ve değişken faizli kağıtlardan oluşması hem önümüzdeki dönemdeki olası bir faiz artışında karlılığı destekleyecekken, hem de son çeyrekte enflasyonun yükselişiyle ana gelirlere olumlu katkı yaptı. Aynı dönemde mevduat maliyetlerinin de yaklaşık %10 gerilemesi net faiz gelirinin güçlü kalmasına ve marjların çeyreksel bazda yaklaşık 50bps artmasına neden olmuş gözüküyor.

                  Takipteki kredi oranı %4.1'den %4.3' e çıkarken, yeni problemli kredi girişinde azalma trendi devam etti. Bu arada tahsilat oranlarının da anlamlı olarak arttığını gözlemliyoruz. Komisyon gelirleri hem mevsimsellik hem de farklı sınıflandırma nedeniyle bir miktar gerilerken alım satım ve diğer faiz dışı gelirler güçlü seyrederek komisyon gelirlerindeki bu geçici zayıflığı telafi etti. Faaliyet giderlerinde mevsimsellik gereği son çeyrekte bir miktar artış gözlemlendi. Garanti Bankası'nın son çeyrek performansını oldukça başarılı buluyoruz. Bankaya %34 getiri potansiyeli ile AL demeye devam ediyoruz.

                  OYAK YATIRIM (ENDEKSE PARALEL GETİRİ; HEDEF FİYAT: 7.05 TL)

                  Garanti piyasa beklentilerini kat kat aştı… Güçlü net faiz geliri, daha düşük gerçekleşen karşılıkların katkısı ve aynı zamanda takipteki alacakların tahsilatı beklentilerin üzerindeki net karın ana nedenleri. Varlıkların getirilerindeki daralma, fonlama maliyetlerindeki azalmadan az olunca net kar marjı çeyreksel olarak 23 baz puan arttı. Son çeyrekte eklenen 65mnTL ile serbest karşılıklar 330mnTL'ye ulaştı.

                  Rekabete eşlik etmeyen bankada kredi büyümesi zayıf gerçekleşti... Ticari krediler son çeyrekte daralırken, konut kredilerindeki rekabet bankanın bu segmentteki hızını yavaşlattı. Aynı şekilde kredi kartı segmentinde de son çeyrekte banka kendini şiddetli rekabetten geri çekerken bir miktar pazar payı kaybetti.

                  Menkul kıymetler portföyü artmaya devam etti… Bu çeyrekte de banka bono almaya devam ederken, enflasyona endeksli ve değişken faizli bonoların oranı %60 seviyelerinde kalmaya devam etti. Bankanın verdiği bilgiye göre, menkul kıymetlerde 1.7milyarTL'lik gerçekleşmemiş kar rezervi mevcut bulunuyor.

                  Net kar marjı 4. çeyrekte 23 baz puan arttı… Banka son çeyrekte kredilerdeki rekabetten kendini geri çekerken kredi getirilerindeki düşüşü sınırladı. Faiz getirisindeki daralmanın üzerinde bir daralma gösteren mevduat maliyetleri ve azalan karşılıklar, net kar marjının artmasını sağladı. Verimlilik rasyoları oldukça sağlam… Maliyetler / gelirler oranı %32'ye gerilemişken, ücret ve komisyon gelirlerinin operasyonel giderlere oranı %64 seviyesine ulaştı. 2010'da 87 yeni şube açmayı planlayan banka, bu maliyet yüküne rağmen, operasyonel giderlerde enflasyonun altında bir artış öngörüyor.

                  Özsermaye getirisi %26.2… 2009'da 881mnTL'lik türev işlem karı ve güçlü operasyonel karlılık beklentilerin üzerindeki kara destek oldu. Banka için 12 aylık hedef hisse fiyatımızı 7.05TL'ye yükseltirken ''ENDEKSE PARALEL GETİRİ'' tavsiyemizi koruyoruz.

                  HSBC ( ENDEKSİN ÜZERİNDE GETİRİ; HEDEF FİYAT: 8.40 TL)

                  Garanti Bankası kuvvetli 4Ç sonuçları açıkladı. Banka'nın konsolide olmayan 4Ç net karı 880 milyon TL oldu ve bir önceki çeyreğe göre %33 önceki seneye göre ise %78 artış gösterdi. 4Ç net karı bizim beklentimiz olan 624 milyon TL ile piyasa beklentisi olan 691 milyon TL'nin üzerinde gerçekleşti. Kuvvetli net faiz marjı beklentilerin üzerinde gelen net kar'ın en önemli
                  sebeplerinden biriydi. Banka daralma beklentilerinin aksine 4Ç'de net faiz marjını çeyreksel bazda 20 bazpuan artırıp %5.7'ye çıkardı. Toplam karşılık giderlerindeki çeyreksel bazda %40'lık düşüş de diğer etken olarak öne çıktı. Bankanın takipteki kredi oranı ise çeyreksel bazda 20 bazpuan artarak %4.3 oldu.

                  EFG İSTANBUL (AL/ENDEKSE PARALEL GETİRİ; HEDEF FİYAT: 8.29 TL)

                  Net faiz marjı beklentilerine bağlı olarak 2010 kar tahminimizi 2.8 milyar TL'den 3.1 milyar TL'ye çıkartıyoruz. Ayrıca 7.81 TL'den 8.29 TL'ye çıkardığımız hedef fiyatımız %39 artış potansiyeline işaret ediyor. Hisse öneri listemizde kalmaya devam ediyor.

                  CİTİ (AL; HEDEF FİYAT: 7.15 TL)

                  İyileşen makro zemin, iyi gelir ivmesi, iyileşen karşılık ayırma görünümü ve güçlü rezerv karlılığına bağlı olarak Garanti için AL/Orta Risk tavsiyemizi tekrarlıyoruz.

                  GOLDMAN SACHS (ENDEKSE PARALEL GETİRİ)

                  Varlık kalitesi beklediğimizden hızlı iyileşiyor ve yönetim risk maliyetinin 2010'da 185 baz puan civarına inmesini bekliyor ki bu da kar tahminlerimi yukarı taşıyor.

                  Bu yıl yüzde 27 özsermaye getirisi sağlayan bankanın hisseleri pozitif momentumdan yararlanabilir.

                  Hedef fiyatımızı tahminlerimiz ve tavsiyemiz değişmiyor; Endekse Paralel Getiri tavsiye ediyoruz.

                  cayy

                  yerseniz...

                  yemediniz mi? bir de bilanço analizi ekleyelim ;)

                  cayy

                  GARANTİ BANKASI BİLANÇO ANALİZİ

                  Olumlu bilanço etkisi paralelinde GARAN hisselerinin kısa vadede %8 yükseliş potansiyeli taşıdığını düşünüyoruz. Garanti Bankası için tavsiyemiz ise "Endeks Üstü Getiri"..

                  Garanti Bankası (GARAN), son çeyreğe ilişkin solo sonuçları açıkladı. Buna göre banka 2009 yılı genelinde 2.962 milyonTL kar, çeyreklik bazda 880 milyonTL kar açıkladı. Meksa Araştırma olarak beklentimiz 2.650 miyonTL (çeyreklik bazda 668 milyonTL) , cnbc e beklenti anketi ortalaması ise 2.766 milyonTL'di (çeyreklik bazda 684 milyonTL). Bu paralelde bankanın açıkladığı net dönem karı beklentilerin üzerinde bir sonuca işaret etmektedir.

                  Son çeyrek finansalları incelendiğinde Garanti Bankası'nın kredileri bazında son çeyrekte %0.9 oranında düşüş yaşayan banka mevduat bazında son çeyrekte sektördeki %7.2'lik ortalamanın üzerinde %8'lik büyüme oranı yakalamıştır. Bankanın sermaye yeterlilik rasyosu ise %21.2 olarak gerçekleşmiştir.

                  Bankanın kredilerindeki daralma buna karşın artan mevduatları kredi/mevduat rasyosunu çeyreksel bazda %86.2'den %79.1'e düşürmüştür. Kredilerdeki daralmaya karşın artan takipteki krediler, bir önceki çeyrekte %4.2 olan takipteki kredilerin toplam krediler içerisindeki payını %4.4'e yükselmesine neden olmuştur. Bu yükselişe karşın sorunlu kredilerin oranı sektör ortalaması olan %5.2 seviyesinin altında kalmaya devam etmektedir.

                  Banka karının beklentimizin üzerinde çıkmasının beklentimizin altında kalan faiz giderleri ve önceki yıllardan elde edilen vergi alacağı olmak üzere iki kalemden kaynaklandığını görüyoruz. 2001-2005 dönemlerine ilişkin kurumlar vergisi beyannamelerinde yapılan düzeltmeler neticesinde, bankanın 2005 yılında ödediği geçici vergilerden dolayı vergi dairesinden mahsup yoluyla iade alacağı vergi rakamının ortaya çıkması, gelir tablosunda 137.2 milyon TL'lik "Diğer Faaliyet Karı" oluşturmuştur. Diğer yandan öngördüğümüzün altında gerçekleşen çeyreksel faiz gideri beklentimizin üzerinde bir net faiz geliri oluşturarak karlılığa destek olmuştur.

                  Açıklanan son çeyrek finansalları bazında banka adına 2010 yılı beklentimizi 2.700 milyon TL'den 2.930 milyonTL'ye revize ediyoruz. Öngörümüz paralelinde banka hisseleri 8.5 F/Kx değerlemesi ile işlem görmektedir (sektör ortalaması 9.2 F/Kx). Defter değeri çarpanı bazında ise 1.7 DDx olan sektör ortalamasının bir miktar üzerinde 1.9 DDx ile işlem görmektedir.

                  Olumlu bilanço etkisi paralelinde GARAN hisselerinin kısa vadede %8 yükseliş potansiyeli taşıdığını düşünüyoruz. Garanti Bankası için tavsiyemiz ise "Endeks Üstü Getiri"..

                  MEKSA
                  YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

                  Yorum

                  • narada
                    Haberci
                    • 04 Mayıs 2009
                    • 1737

                    #564
                    iş yatırım haftalık paketi

                    YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

                    Yorum

                    • narada
                      Haberci
                      • 04 Mayıs 2009
                      • 1737

                      #565
                      Zorlu gayrimenkul ve enerjiye yükleniyor

                      Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu, krize rağmen yatırıma devam ettiklerini belirtirken, “2009 yılını 2008 ile başa baş kapattık. Enerji ve gayrimenkul yatırımlarımız da devreye girince gelecek 3 yılda ciromuzu üçe katlayacağız” dedi. Bu 2012’de Zorlu’nun 10 milyar dolar civarında bir ciroya ulaşacağı anlamına geliyor.
                      15 Şubat 2010 Pazartesi

                      TÜRKİYE’nin en büyük gruplarından Zorlu Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu, dinamik bir grup olarak global krizin geldiğini 2007 yılı ortalarında gördüklerini söylüyor. 2009’un ilk üç ayı için “Gerçek bir kabustu, bir tufandı, virüs gibi her yere yayıldı kriz” ifadesini kullanan Zorlu, 2009’un ikinci yarısında hızlı koşarak açığı kapattıklarını, yılı küçülmeden kapattıklarını anlatıyor. “Ama büyüme hedeflerini tutturamadık. Mevcutu korumak bize yetmez, ülkemize yetmez” diyor.


                      -hürriyet (metnin tamamı alınmamıştır. bu minval üzerine bir söyleşi...)
                      YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

                      Yorum

                      • narada
                        Haberci
                        • 04 Mayıs 2009
                        • 1737

                        #566
                        THY yönetimine tartışmalı atama

                        Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) eski başkanı Turan Erol, THY yönetim kurulu üyeliğine atandı


                        BİR YIL ÖNCE AYRILDI
                        Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu, dün yazılı bir açıklama yaparak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) eski başkanı Turan Erol’un THY yönetim kurulu üyeliğine atandığını bildirdi.
                        Topçu, “Haziran 2007 ile Şubat 2009 tarihleri arasında SPK Başkanı olarak görev yapan Turan Erol, hisseleri borsada işlem gören ortaklığımıza bilgi ve birikimiyle katkı sağlayacaktır” dedi. Ancak 1 yıl önce SPK Başkanı olan Turan Erol’un, yasa gereği üç yıl süreyle çalışmayacağı düşünülüyordu.
                        KANUN ÜÇ YIL DİYOR
                        Erol’un da tabi olduğu 2531 sayılı ‘Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacağı İşler’ Kanunu, “Görevlerinden ayrılanlar, ayrıldıkları tarihten başlayarak üç yıl süreyle, o daire, idare, kurum ve kuruluştaki görev ve faaliyet alanlarıyla ilgili konularda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak görev ve iş alamazlar, taahhüde giremezler, komisyonculuk ve temsilcilik yapamazlar” diyor.
                        THY Basın Müşavirliği, atamaya ilişkin olarak sadece “Kanuna aykırı olmadığını düşünüyoruz” açıklamasında bulundu.

                        - Posta

                        cayy


                        Yeni tartışma:Yargı harekete geçebilir


                        SPK eski Başkanı Turan Erol THY’li oldu, tartışma başladı. Erol’un THY yönetimine giremeyeceği, Kamu Etik Kurumu ve yargının harekete geçebileceği belirtiliyor

                        SPK başkanlığından geçtiğimiz yıl ayrılan Turan Erol, THY Yönetim Kurulu Üyesi oldu. THY Anonim Ortaklığı Yönetim Kurulu önceki gün yaptığı toplantının ardından durumu, “Boş bulunan Yönetim Kurulu üyeliğine Doç. Dr. Turan Erol’un yapılacak ilk genel kurul toplantısında Genel Kurul’un tasvibine sunulmak üzere seçilmesine karar verdi” diye duyurdu.

                        Aynı açıklamada, THY Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu, Erol’un Yönetim Kurulu Üyeliğine seçilmesine ilişkin olarak, “Haziran 2007 ile Şubat 2009 tarihleri arasında Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı olarak görev yapan Doç. Dr. Turan Erol, hisseleri İMKB’de işlem gören Ortaklığımıza bilgi ve birikimiyle katkı sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

                        Gelişme dün İMKB’de duyurulurken kamuda yöneticilik yapanlar için 2531 sayılı kanunun “ayrıldıkları tarihten başlayarak 3 yıl süreyle, o daire, idare, kurum ve kuruluştaki görev ve faaliyet alanlarıyla ilgili konularda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak görev ve iş alamazlar” açık hükmü dikkate alınarak Erol’un durumu da tartışılmaya başlandı. Bu açık hükme rağmen, henüz görevden ayrılalı 1 yıl olmuşken Erol’un THY yönetimine giremeyeceği, Kamu Etik Kurumu ve yargının harekete geçebileceği belirtiliyor.


                        -vatan
                        YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

                        Yorum

                        • narada
                          Haberci
                          • 04 Mayıs 2009
                          • 1737

                          #567
                          Teb

                          TEB yönetimi Paris'e gidiyor

                          TEB yönetimi çarşamba günü Fransa'ya gidiyor. Finans çevrelerine sızan bilgilere göre TEB-Fortis birleşmesinde son aşamaya gelindi ve yeni oluşumun çerçevesi çizilecek

                          Yaklaşık 9 aydır devam eden TEB-Fortis birleşmesinde son aşamaya gelindi; TEB'in yönetim kurulu çarşamba günü Fransa'ya gidiyor. Finans çevreleri bu söylenti ile çalkalanıyor. İddialara göre birleşmeyle ilgili genel çerçeve bu toplantıda çizilecek. Birleştirme operasyonunu ise Jean Paul Sabet'in yapacağı konuşuluyor. Avusturya'da benzer bir operasyona imza atan Sabet'in, bağımsız bir CEO gibi atanacağı ve iki bankayı BNP markası altında birleştireceği söyleniyor.
                          Cuma günü hisselerde sert yükseliş yaşanması ise bu söylentilerin kulisleri yayılmasına bağlanıyor.

                          - FİNANSGUNDEM


                          cayy

                          Fonlar ve bankalar Çolakoğlu'nun peşinde

                          TEB Fortis birleşmesi için geri sayım sürerken yabancı fon ve banka yöneticileri TEB'in patronu Çolakoğlu ile görüşmek için yarışıyor

                          Fransız BNP Paribas'nın Fortis NV'yi devralmasının ardından tüm dikkatler Türkiye'ye çevrildi. Benzer bir sürecin Türkiye'de de yaşanacağı ve BNP'nin Türk ortağı TEB ile Fortis Türkiye'yi devralacağına ilişkin beklentiler ise gözlerin TEB'in ana ortağı Hasan Çolakoğlu'na çevrilmesine neden oldu.


                          PARA KOYMASI GEREKİYOR
                          BNP ile Çolakoğlu Grubu arasındaki görüşmeler son derece sessiz bir şekilde yürütülüyor. Bu da birçok senaryoyu gündeme getiriyor. Birinci senaryoya göre, Fransızlar ile Çolakoğlu Grubu mevcut ortaklık yapısına uygun bir şekilde Fortis'i satın alacaklar. Bu durumda piyasa değeri yaklaşık 1.5 milyar dolar olan Fortis Türkiye'nin satın alınması için ihtiyaç duyulan parayı ortaklar payları nispetinde temin edecek. Yani satış işlemi piyasa değeri üzerinden gerçekleşirse Çolakoğlu Grubu'nun kasasından 750 milyon dolar çıkacak. İkinci senaryoya göre ise Çolakoğlı Grubu bu satınalma sürecine daha küçük payla katılacak. Fransız Le Figaro tarafından dillendirilen bu senaryo gerçekleşirse satınalma sürecinde Çolakoğlu Grubu'nun payı yüzde 25'ler seviyesine inecek ve bu durumda yaklaşık 350 milyon dolarlık bir katkı sağlayacak. Finans çevreleri her iki durumda da Çolakoğlu Grubu'nun kasasından 350 ila 750 milyon dolar arasında bir paranın çıkacağına dikkat çekiyor. Bu gerçeğin farkında olan uluslararası yatırım bankaları ve dev fonlar da "İhtiyaç duyduğunuz kaynağı biz temin edelim" önerisiyle Hasan Çolakoğlu'nun kapısını çalıyor. Şu ana kadar birkaç yabancı yatırımcı ile görüştüğü öğrenilen Çolakoğlu'nun nasıl bir strateji izleyeceği ise herkesin merak konusu.

                          BNP, Türkiye'de büyümekte kararlı

                          ŞUBAT 2005'te TEB Mali Yatırımların yüzde 50'sini 217 milyon dolara satın alarak Türk finans piyasalarına adım atan Fransızlar TEB- Fortis birleşmesinin gerçekleşeceğinden emin görünüyor. SABAH'ın ulaştığı bir BNP yetkilisi grubun Türkiye'ye çok önem verdiğinin altını çizerek, "Fransa, İtalya ve ABD'nin ardından dördüncü büyük pazar olarak Türkiye'yi görüyoruz. Büyüme planlarımızda ise Türkiye ilk sırada" diye konuştu. Fransız bankacı, "Birleşme gerçekleşirse büyüme planlarımızı daha hızlı hayata geçirebiliriz. Biz Türkiye'nin potansiyeline güveniyor ve inanıyoruz" dedi.

                          - UFUK ŞANLI-SABAH
                          YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

                          Yorum

                          • narada
                            Haberci
                            • 04 Mayıs 2009
                            • 1737

                            #568
                            Sermayesi yetersiz banka, sınırlı para toplayacak

                            Bankalara mevduat toplamada yüzde 10 sınırlama getirilmesine yönelik çalışma yapılmadığı ortaya çıkınca gözler Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'na (BDDK) çevrildi.

                            BDDK'nın Merkez Bankası ve Hazine Müsteşarlığı ile birlikte özkaynakların güçlendirilmesine yönelik çalışma üzerinde durduğu öğrenildi. Edinilen bilgilere göre aktif büyüklük ile özkaynaklar arasında belirli bir oran sınırı olacak. Örneğin herhangi bir bankanın aktif büyüklüğü özkaynağının 20 katını aşamayacak. Özkaynak miktarı yükseldikçe bankanın toplayabileceği mevduat miktarı da artacak. Türkiye'de toplam aktiflerin özkaynakların 7,5-8 katı kadar olduğuna dikkat çeken finans sektörü temsilcileri, bu konunun G-20 Zirvesi sonrasında kurulan Finansal İstikrar Kurulu'nun (FSB) gündeminde olduğunu kaydetti. Aynı yetkili, "G-20 kapsamında bir çalışma yapılıyor. Ancak Türkiye için herhangi bir sıkıntı görünmüyor. Birçok ülkede sınır koyulmaya çalışılan bu oran 45-50 kata kadar çıkabiliyor." dedi. Söz konusu mesele önümüzdeki ay yapılacak G-20 toplantısında masaya yatırılacak. ABD'nin ise mevduat toplamada yüzde 10 sınırı getirilmesine yönelik çalışması olduğunu aktaran bir başka yetkili ise iki yöntemden birinin uluslararası kural haline dönüşebileceğine dikkat çekti.

                            Bankalar, KOBİ'lere kredi musluğunu açtı

                            Reel sektör ile finans kesimi arasındaki tartışma devam ederken, kredi muslukları açılıyor. Kriz sürecinde KOBİ'leri sermayesiz bırakan bankaların son dönemde krediyi vermeye başladığı ortaya çıktı. BDDK verilerine göre sektörün toplam kredi hacmi 400 milyar TL sınırını aştı. 2009 yılında 370 milyar lira seviyesinde olan toplam krediler 8 Şubat 2010 tarihi itibarıyla 400 milyar 68 milyon TL oldu. Türkiye ekonomisinin son çeyrekte büyüme ivmesine tekrar geçtiğini ifade eden reel sektör temsilcileri, "Kriz sürecinde durma aşamasına gelen kredilerdeki artış tekrar başladı gibi görünüyor. Bankalar son yıllarda Hazine kâğıdından para kazanıyordu. Bu yıl düşen faizler sebebiyle bu fazlaca mümkün değil. Artık asli işleri olan krediye ağırlık vermek zorundalar." dedi.

                            - ZAMAN
                            YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

                            Yorum

                            • narada
                              Haberci
                              • 04 Mayıs 2009
                              • 1737

                              #569
                              YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

                              Yorum

                              • narada
                                Haberci
                                • 04 Mayıs 2009
                                • 1737

                                #570
                                martı

                                MARTI'NIN BORSAYA 115 MİLYON DOLARLIK UÇUŞU

                                Piyasa değeri 115 milyon doları bulan Martı GYO, nisanda borsaya açılıyor. Emre Narin, elde edecekleri yaklaşık 60 milyon dolar geliri yatırımlara ayıracaklarını açıkladı


                                Emlak, pek fazla halka açık bir yapı sergilemeyen bir sektör. Şu ana kadar sektörde borsaya açılan şirketler İŞ GYO, Sinpaş GYO ve Alarko GYO’dan oluşuyor.Geçtiğimiz günlerde Ağaoğlu da en geç bu yıl içinde halka açılmayı planları arasına aldığını açıklamıştı. Martı GYO ise, nisan ayında bu açılımı kesinlikle yapacağını açıklayarak, emlak sektöründeki borsaya açık firma sayısını 4’e taşıyacak isim oldu.
                                Tüm hazırlıkları tamamlayarak değeri 115 milyon doları bulan şirketlerini nisan ayında halka açma kararı aldıklarını ifade eden Martı GYO Genel Müdürü Emre Narin, “Borsaya açılmayı, yüzde 90 oranında sermaye artışı yaparak gerçekleştireceğiz. Şirketin yaklaşık yüzde 47’sini halka açmayı düşünüyoruz. Arzdan toplanacak geliri projelere aktarmayı planlıyoruz” dedi.

                                60 milyon dolar
                                Halka arzdan 60 milyon dolar civarında gelir beklediklerini söyleyen Narin, bu gelirle gelecek 3-4 yıllık yatırımlarını planladıklarına dikkat çekti. Bu yatırımlardan biri olarak Sarıgerme’de inşaat çalışmalarına başladıkları 800 yataklı otel projesini gösteren Narin, 2011’de açacakları otelin inşaat maliyetinin yaklaşık 30 milyon doları bulacağını belirtti. Narin, diğer yatırım planlarını ise, “Martı Myra Oteli’nin renovasyonunu 2 yılda tamamlayacağız. Ayrıca, Martı Marina bünyesindeki 25 odalı butik oteli 2011 sezonunda açmayı düşünüyoruz. 2012 planımız ise Gökova Ayın Koyu’nda 35 odalı butik bir otel olarak tasarladığımız Marti Giova Oteli’ni hizmete açmak. Ayrıca Çerkezköy’deki Narinpark 2. faz satışları ve inşaatına başlamak da bir diğer planımız.” Narin, söz konusu oteller ve marina ile kira gelirlerinin 2011’den itibaren 12 milyon dolara ulaşmasını beklediklerini belirtti.

                                Çerkezköy’e proje
                                Çerkezköy’de geliştirmeye başladıkları Narinpark projesine dikkat çeken Narin, projenin 350 dönüm arazi uzerinde yaklaşık 7 bin konutluk bir yaşam projesi olarak etap etap hayata geçeceğini belirtti. Narin, “Bu projede alışveriş merkezi, 150 odalı otel, sinemalar, kültür merkezi, pony club ve spor tesisleri gibi sosyal yaşamı geliştirecek ögeler bulunuyor. İlk etabımız olan Erguvan Sitesi’nde şimdiye kadar yaklaşık 215 konut satıldı. 240 dairenin teslimi mart sonu itibarıyla bitiyor. Şu anda 163 daire teslim edildi. Yeni 3 bloğun satışına yakında başlanacak” diye konuştu.

                                PORTFÖYÜNDEKİ 5 TAŞINMAZ
                                Martı GYO, daha çok marina ve otel yatırımlarıyla tanınıyor. Şirketin şu anda portföyünde bulunan gayrimenkuller ise şöyle:
                                - Antalya Kemer’de 1.200 yataklı Martı Myra oteli
                                - Deniz ve kara kapasitesi 500 tekne olan Marti Marina,
                                - Sarıgerme’de 100 dönümluk arazi,
                                - Gökova Ayın Koyu’nda 100 dönümlük arazi,
                                - Çerkezköy’deki 350 dönümlük arazi üzerinde geliştirilecek olan 7 bin konutluk Narinpark projesi .

                                İSTANBUL’DA OTEL İÇİN İŞTAHI AÇILDI
                                Emre Narin, Martı Turizm Grubu’nun 2010 büyüme hedefini yüzde 20 olarak bildirdi. İstanbul için son derece umutlu konuşan Narin, “Kente 2020’de 20 milyon turist bekleniyor. 2020-2030 arasında Paris ve Londra rakamlarını yakalamasına yönelik projeksiyonlar da var. Otel arzının süratle arttırılması lazım. Martı Grubu olarak İstanbul’da otel konusunda çok iştahlıyız. Turizmde artık bir dünya markası haline gelen Türkiye’nin daha fazla otel zincirinin uluslararası hale gelmesi gerektiğini ve konunun bir devlet politikası olarak ele alınması gerektigini düşünüyorum” dedi.


                                EMLAK - TEBERNÜŞ KİREÇCİ/ MİLLİYET
                                YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR... yalnızca, not etmek amaçlı denemeleri içerir...

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information