Yüksek Fruktoz Tüketimi Sağlığımızı Tehdit Ediyor

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • DERİN
    Katılımcı
    • 22 Mayıs 2009
    • 58

    #1

    Yüksek Fruktoz Tüketimi Sağlığımızı Tehdit Ediyor

    Meyvelerin içinde doğal olarak bulunan ve meyve şekeri olarak bilinen fruktoz, son 30 yılda gıda sanayiinin en çok kullandığı tatlandırıcı haline geldi. Doğal yiyeceklerle alımı yararlı olan bu şeker türünün gıda sanayiindeki kullanımı arttıkça, doğal olmayan yollardan fazla tüketiminin zararları tıp dünyasının dikkatini çekmiştir.

    Mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu (high fructose corn syrup), başta alkolsüz içecekler (meyve suları, asitli içecekler, sodalar vb.) olmak üzere bütün hazır gıdalarda (kek, bisküvi, çikolata, şekerleme, tüm jöle ve benzeri ürünler, hazır ekmekler vb.) yaygın olarak kullanılmaktadır. Ucuz olmasının yanında, karaciğerde diğer şekerlerden farklı işlenmesi gıda üreticilerine ek bazı yararlar getirmektedir. Tüm bu yararlar tüketiciye ise zarar olarak yansımaktadır.

    Fruktoz, diğer şekerler gibi doyma hissi oluşturmaz ve fruktozdan zengin tatlı yiyecekler daha çok tüketilebilir. Yemeklerden sonra ortaya çıkan ve doyma hissi sağlayan en önemli iki unsur, kan glukoz ve kan insulin düzeylerinin yükselmesidir. Vücut hücrelerinin temel enerji kaynağı olan kan şekeri (glikoz) düzeylerinin yemeklerden sonra yükselmesi, ardından kan insülin düzeylerinin yükselmesine neden olur ve kan şekeri hücrelerin içine girer. Bu mekanizma insanda doyma hissine neden olur ve daha fazla yemek yenmesini engeller. Fruktoz, doyma hissine katkı sağlamamasına rağmen kan şekeri glukoz ile aynı enerji (kalori) yüküne sahiptir. Bu nedenle gıdalarla tüketilen glukoz miktarı azaldıkça ve bununla birlikte fruktoz miktarı arttıkça, bireyde daha geç doyma hissi oluşur ve daha çok yer. Fast-food olarak ifade edilen tüketim kültürünün en önemli unsurlarından bir tanesi budur. Bu nedenle farketmeden tükettiğimiz yüksek fruktoz, şişmanlık ve şişmanlıkla ilgili hastalıkların ortaya çıkmasında yeni bir sağlık tehdidi olarak kabul edilmektedir.

    Tüketicilerin, masum gibi gözüken bu yeni ancak gizli tehdidin farkında olmaları ve özellikle çocukları bu tür ürünlerden uzak tutmaları, şeker, kalp ve damar, şişmanlık ve yüksek tansiyon gibi uzun süreli ve tedavisi zor hastalıkların önlenmesinde alabilecekleri önemli bir tedbir olarak görülmektedir. Bazı ülkeler, bu tür ürünlerin okul kantinlerinde satılmasına önemli kısıtlamalar getirmiştir. Ülkemizde bu tür bir yasal düzenleme henüz olmamakla beraber, Sağlık Bakanlığı konu üzerinde halen çalışmalarını sürdürmektedir.

    Kaynak : hekimce.com
    Amor patriæ nostra lex
  • DERİN
    Katılımcı
    • 22 Mayıs 2009
    • 58

    #2
    Azı karar,Çoğu zarar

    Hipokrat’ın ‘yediğiniz ilacınız, ilacınız besininiz’ olsun deyişi önce bilincimiz ardından sofralardan giderek uzaklaşıyor..

    Ramazanı fırsat bilip yaklaşan şeker bayramı’na atıf yaparak beslenme zincirimizde çok önemli yeri olan ‘şeker’i huzura çıkartacağım. Bu konuda başvurduğum kaynak ‘Taş Devri Diyeti’ müellifi Prof. Dr. Kenan Demirkol.
    Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim görevlisi olan Kenan Demirkol bugüne kadar beslenme alışkanlıklarımızla ilgili öğrendiklerimizi-öğretilenleri-belletilenleri tepetaklak ediyor. Ezber bozuyor hoca. Konferanslarda, panellerde, seminerlerde insanları ‘ayıltıyor’.

    Kenan Hoca ‘Beslenme’ söyleşilerine başlarken ilk sözü ‘şeker öldürür’. Vucuda gerekli olandan fazla tüketilen şekerin bedenimizi hızla eskitip ‘ıskartaya’ çıkarttığını belirtiyor. ‘Azı karar, fazlası zarar’ yani şekerin. Günlük şeker ‘dozu’ 8 kesmeşeker, yaklaşık 200 gr. İstiap haddiniz bu kadar. Aştınız mı…! Bakın neler oluyor?

    Kenan Demirkol’a göre kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiş durumda. Kenan Demirkol ‘ ABD’de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65′i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.’
    Dört milyon şeker hastası ve potansiyel şeker hastaları sırada. Tablo vahim değil mi? Hocaya kulak verelim ; ‘Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaydı. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de yerinden oynuyor. Şimdi 100′lerdeyiz, 120′de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. 2 diabet pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60′lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığı’
    Kenan Demirkol ‘damak alışkanlığı’diyor. Ezberler bozuluyor. Şeker enerji kaynağı değil miydi.!, beynimiz sadece glikozla besleniyor mu?.
    Kenan Demirkol ‘evet’ diyor ‘doğru beynimiz glikozla beslenir ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.’
    Şimdi burada biraz soluklanıp ‘şeker’ in vucud kimyamızdaki yerini sorgulayalım. Kenan Hoca ‘kürsüde’;
    ’şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker ’sakaroz’, iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür.’

    Dönüştüremediği ne oluyor?’ Kilolar o başımızın derdi kilolar’ oluyor. Bakın süreç nasıl işliyor; …’ama insanvücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak.’
    Aslında vucudumuz şekerin zararlı olduğunun bilincinde. İnsülin salgısı ‘yeme, yeme artık’ benzeri ‘alarm sireni’ bir işleve de sahip. Kenan Demirkol ‘sirenin’ nasıl çaldığını anlatıyor;‘ insülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.’

    Sakarozdan glikoz ve fruktoz oluşuyordu. Glikoza değindik fruktozun fazlası ne oluyor? Hani portakal, mandaline, elma, bal ’daki şeker fruktoz. ‘Kilo kilo mandaline kaşık kaşık bal ye’ zararı yok. Çünkü o şeker meyve şekeri (fruktoz). Yine ‘ezber bozuyor’ Kenan Demirkol;
    ’Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebilirsiniz…! Yok yanlış bilgi.. Metabolizma öyle işlemiyor. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da takribi 30 gram şekere denk geliyor. Günde bundan fazla yenirse fruktoz karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor. ‘

    Yani günde bir bilemediniz iki meyve, 1 tatlı kaşığı bal enerji ihtiyacınızı karşılıyor.
    Peki ‘ne yapmalı?’ şekerle aramızdaki ‘tatlı ilişkiyi’ nasıl düzenlemeli…! ‘matematik’ diyor Kenan Hoca;’bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun günde 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız……..’
    Çok şekerli bir yazı oldu. Az şekerli bitirelim;Beslenme alışkanlığımız içinde önemli yer tutan şekere daha dikkatli yaklaşarak hayatımızı şeker tadında geçirebiliriz.
    Sevgiyle kalın.
    Amor patriæ nostra lex

    Yorum

    • Dmen
      Yeni üye
      • 05 Eylül 2008
      • 22

      #3
      hangisi iyi?

      Yazinin dogru olan unsurlari var ancak sakkaroz(sükroz) ile karsilastirildiginda fruktoz icin ne dersiniz acaba? Yada sunni tatlandiricilarla? Konu su, meyve sularina katilan tatlandiricilar icinde en dogal ve en az kaloriye sahip olan fruktozdur. Yani 100 ml kola icinde sukroz katildigi takdirde 45-55 kal varken, fruktoz katildigi takdirde ise 15-25 kalori vardir. Sunni tatlandiricilarin zararlari düsünüldügü zaman ehveni ser olan ve daha dogal olan fruktozu tercih ederim. Ayrica doyma hissi konusuna katilmiyorum. Özellikle sükroz yani soframizda kullandigimiz sekerle karsilastirildiginda...

      DERİN Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
      Meyvelerin içinde doğal olarak bulunan ve meyve şekeri olarak bilinen fruktoz, son 30 yılda gıda sanayiinin en çok kullandığı tatlandırıcı haline geldi. Doğal yiyeceklerle alımı yararlı olan bu şeker türünün gıda sanayiindeki kullanımı arttıkça, doğal olmayan yollardan fazla tüketiminin zararları tıp dünyasının dikkatini çekmiştir.

      Mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu (high fructose corn syrup), başta alkolsüz içecekler (meyve suları, asitli içecekler, sodalar vb.) olmak üzere bütün hazır gıdalarda (kek, bisküvi, çikolata, şekerleme, tüm jöle ve benzeri ürünler, hazır ekmekler vb.) yaygın olarak kullanılmaktadır. Ucuz olmasının yanında, karaciğerde diğer şekerlerden farklı işlenmesi gıda üreticilerine ek bazı yararlar getirmektedir. Tüm bu yararlar tüketiciye ise zarar olarak yansımaktadır.

      Fruktoz, diğer şekerler gibi doyma hissi oluşturmaz ve fruktozdan zengin tatlı yiyecekler daha çok tüketilebilir. Yemeklerden sonra ortaya çıkan ve doyma hissi sağlayan en önemli iki unsur, kan glukoz ve kan insulin düzeylerinin yükselmesidir. Vücut hücrelerinin temel enerji kaynağı olan kan şekeri (glikoz) düzeylerinin yemeklerden sonra yükselmesi, ardından kan insülin düzeylerinin yükselmesine neden olur ve kan şekeri hücrelerin içine girer. Bu mekanizma insanda doyma hissine neden olur ve daha fazla yemek yenmesini engeller. Fruktoz, doyma hissine katkı sağlamamasına rağmen kan şekeri glukoz ile aynı enerji (kalori) yüküne sahiptir. Bu nedenle gıdalarla tüketilen glukoz miktarı azaldıkça ve bununla birlikte fruktoz miktarı arttıkça, bireyde daha geç doyma hissi oluşur ve daha çok yer. Fast-food olarak ifade edilen tüketim kültürünün en önemli unsurlarından bir tanesi budur. Bu nedenle farketmeden tükettiğimiz yüksek fruktoz, şişmanlık ve şişmanlıkla ilgili hastalıkların ortaya çıkmasında yeni bir sağlık tehdidi olarak kabul edilmektedir.

      Tüketicilerin, masum gibi gözüken bu yeni ancak gizli tehdidin farkında olmaları ve özellikle çocukları bu tür ürünlerden uzak tutmaları, şeker, kalp ve damar, şişmanlık ve yüksek tansiyon gibi uzun süreli ve tedavisi zor hastalıkların önlenmesinde alabilecekleri önemli bir tedbir olarak görülmektedir. Bazı ülkeler, bu tür ürünlerin okul kantinlerinde satılmasına önemli kısıtlamalar getirmiştir. Ülkemizde bu tür bir yasal düzenleme henüz olmamakla beraber, Sağlık Bakanlığı konu üzerinde halen çalışmalarını sürdürmektedir.

      Kaynak : hekimce.com
      yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar.
      yalandan ve hırslı insanlardan nefret ederim.

      Yorum

      • DERİN
        Katılımcı
        • 22 Mayıs 2009
        • 58

        #4
        Sayın Dmen yazıya ilgi göstermişsiniz tşkler ben kimya mühendisiyim
        Şeker türleri ve etkileri ilgi alanımda ayrıca bu yazılar bilmsel kökenli yazılar
        Fruktoz meyve şekeri biliyorsunuz ayrıca sakkarozu yediğimiz zaman vücütta iki ayrı şekere dönüşür glikoz ve fruktoz olmak üzere..
        İşte film burda başlıyor glükoz insülin ve tokluk hissi veren hormon salgılatır ama fruktoz çok az insulin salgılatır ve fazla fruktoz vücutta yağ olarak depolanır zaten gıdalarda çok fazla fruktoz kullanılır özellikle ucuz tatlılarda kullanılır...meyve sularında vardır ve hazır gıdaların hemen çoğunda vardır Yani fruktoz masum değil ve biz gerekenin fazlasını kullanıyoruz...bir tek meyve yiyince zaten tolere ediceğimiz fruktozu alıyoruz bunun dışında aldıklarımızı vücut metabolize edemiyor...
        saygı ve sevgilerimle...
        Amor patriæ nostra lex

        Yorum

        • Dmen
          Yeni üye
          • 05 Eylül 2008
          • 22

          #5
          Bir nokta

          Bende ilginiz icin tesekkür ederim. Bende tip doktoruyum. Benim söylemek istedigim, tatlandirici olarak kola ve diger sodali iceceklere sukroz yerine fruktoz konulmasinin daha faydali oldugunu. Dediginiz gibi sakkaroz disakkaridaz enzimi ile glukoz+fruktoza ayrisiyor. yani sakroz disakkaritdir oysa fruktoz monosakkarit. Peki sonuc? yaklasik ayni tatli etkiyi saglamak icin vucuda 3 kat kalori girmesi. (Dogada dogal olarak bulunan fruktozdur,sakkaroz degil) Pekmez ve balda bulunan fruktoza bir sözümüz var mi? Ayrica fruktozda zaten energiye dönümesi icin önce glukoza dönüsmektedir. Bu sekilde de insulin salgilanmis olacakdir. Sükroz aldiginizda glukoz+fruktoz almaktasiniz. Yani 2-3 kati enerji. Hala mantiginizi anlamis degilim.Fruktozun vucutta yag olarak depolandiginida ilk defa bugun ögrendim Depolanan fruktoz degil, enerjidir. Fazla glukoz önce karacigerde glikojen olarak depolanir daha fazlasi ise trigliseritlere cevrilir. Son olarak fiyat olarak ise yanilmiyorsam fruktoz sakkarozdan 2-3 kat daha pahalidir.
          Sükrozun masum oldugunu söylemek, fruktozu suclamak bence mantik disi.
          Fruktozun zararli oldugu durumlar, yüksek miktarda fruktoz alimi sonucu, trigliserit yapiminin stimule olmasi (Fruktoz cok tatli oldugu icin aslinda pekde mumkun degildir) veya fruktoz intoleransi olan kisilerde durumdur (bu durumda dahi sakkaroz kullananlarla cok buyuk bir fark olusmayacaktir, sonuc olarak sakkaroz da fruktoza dönusecekdir.)
          Isin dogrusu rafine sekerlerden ve tatlandiricilardan oldugunca kacinmak gerekir. En dogal seker ise fruktozdur cunku meyvelerde bulunur. ilgilenenler icin daha ayrintili bilgi.
          http://www.gidacilar.net/glikoz-fruk...-t624.html?amp;
          yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar.
          yalandan ve hırslı insanlardan nefret ederim.

          Yorum

          • DERİN
            Katılımcı
            • 22 Mayıs 2009
            • 58

            #6
            Sayın Dmen lütfen gönderdiğim her üçü yazıyıda çok ama çok dikkatli okuyarak yanıtlarsanız sevinirim ...

            Türkiye’de uzun süredir “şeker” ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Yazılı ve görsel basında da bu konu çok tartışıldı. Tartışmalar; şekerin hangi yöntem ve hangi hammadde kullanılarak üretildiğine odaklı. Genel olarak 3 beyazın(şeker-tuz-un) zararından bahsediliyordu.Bu derlemede ise, şeker üretiminde kullanılan hammaddenin ne olduğu ve bu hammaddeden üretilen şekerin sağlık riski yönünden değerlendirmeleri yapılmakta.

            Son zamanlarda ülkemizde de hazır gıdaların yaygınlaşması ve bu gıdalarda mısır kaynaklı fruktoz kullanılması giderek artmaktadır. Bu derlediğim yazıda daha çok konumuz son zamanlarda yaygınlaşan “mısırdan şeker üretimi” ve onun sağlığımıza ne gibi zararları olduğudur.

            Şeker nedir?Şekerin türleri nelerdir?

            Beyaz şeker (standart, rafine, küp ve kristal şeker), yarı beyaz şeker, rafine şeker, ham şeker ve kahverengi şeker olarak sınıflandırılan, pancar veya kamıştan üretilen kristallendirilmiş sakaroz ile nişasta kökenli izoglukoz, likid ya da kurutulmuş halde glukoz şurubu, sakaroz veya invert şeker veya her ikisinin karışımının suda çözünmesinden meydana gelen şeker çözeltisi ve invert şeker şurubu ile inülin şurubudur.

            Bu tanımda şekerin çeşitleri ve nelerden üretildiği de açıklanmış. Bizim inceleyeceğimiz “nişasta bazlı” olan yani “mısırdan üretilen şeker” olacak.

            Yüksek fruktozlu mısır şekeri

            Hem gazlı içecekler, hem de meyve suları yüksek oranda şeker içerirler. Endüstriyel ürünlerde kullanılan şeker ise, mısırdan elde edilen yüksek fruktozlu mısır şekeri (nişasta bazlı sıvı şeker)’dir. Fruktozu diğer şeker türlerinden daha kötü yapan özelliği ise, vücutta ensülin seviyesini yükseltmemesidir.

            Araştırmacıların iddialarına göre, fruktoz ensülin seviyesini yükseltmediği için diğer şekerlerin verdiği doygunluk hissini vermez. Bu nedenle, bu şekeri yeteri kadar aldığınızı hissedinceye kadar aşırı miktarda yemiş / içmiş olursunuz. Bütün bu sebepler, fruktozun kilo alımında ve Tip-2 diyabette pay sahibi olabileceğini göstermektedir.
            Ayrıca bütün şekerli içecekler ve gıdalar çocukların diş ve kemik yapılarında bozulmaya yol açabiliyor.

            560 ml (yaklaşık 3 su bardağı) gazlı içecek:
            • 17 tatlı kaşığı şeker (genellikle yüksek fruktozlu mısır şekeri) içerir.
            • 250 kalori verir.
            • Verdiği enerjiyi yakmak için 40 dakika boyunca basketbol veya koşu gibi ağır bir spor yapmak gerekir.
            • Her gün tüketilirse her sene yaklaşık 4 ila 8 kg kilo aldırabilir.

            Şimdi biraz daha ayrıntıya inelim:

            Hazır gıda üreticilerinin gittikçe artan miktarda kullandıkları mısır kaynaklı fruktoz, insan sağlığı için önemli bir tehdit haline gelmiştir. Fruktoz, meyve şekeri olarak bilinmekle birlikte,diyetteki en önemli kaynağı fruktozdan zengin mısır şurubu kullanılarak üretilen hazır gıdalardır. Fruktoz, temel olarak karaciğerde metabolize edilir ve glukoz ile aynı enerji yüküne sahiptir. Ancak glukoz gibi doyma ve tokluk hissi oluşturmaz. Bu nedenle yüksek fruktoz içeren hazır yiyecek ve içecekler doyma hissi oluşturmadıkları için daha çok tüketilirler.

            Son dönemde yapılan çalışmalar gıdalarla alınan fruktoz miktarı ile kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve şişmanlık gibi metabolik hastalıklarla arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermiştir.

            Halihazırda, erişkinlerin yarısından fazlasını etkileyen metabolik hastalıkların çocuklarda görülme oranı da artmaktadır. Aynı zamanda bu tür gıdalar daha çok çocuklar tarafından tüketilmektedir. Bu nedenle, metabolik hastalıkların tüm yaşlarda görülme sıklığını azaltmak için, hazır gıda ve içeceklerin fruktoz miktarı da göz önüne alınmalıdır.

            Yukarıda bahsedildiği üzere, son dönemlerde yapılan araştırmalarda;

            -Gıdalarla alınan fruktoz miktarı ile kalp-damar hastalıkları,
            -Tip 2 diyabet,
            -Hipertansiyon,
            -Şişmanlık gb.
            -Metabolik hastalıklarda anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmış.

            Bu tip içerikli gıdaları tüketen kesimin daha çok çocuklar olması; metabolik hastalıkların çocuklarda görülme sıklığını arttırmışlardır. Zaten bu tip gıda üreticileri “hedef kitle” olarak çocukları ve gençleri seçmektedirler.

            Uyarı : Bu yazının amacı, doğal kaynaklı olmayan (meyve, sebze, bal vb.), ancak fruktozdan zengin işlenmiş gıdaların neden olduğu zararlı etkileri ortaya koymaktır .

            Üreticiler neden mısırdan şeker üretimine yöneldi? ( mısırdan şeker = yüksek fruktozlu mısır şurubu)

            En önemli fruktoz kaynağı hazır gıda üretiminde yaygın olarak kullanılan yüksek fruktozlu mısır şurubudur. Temel kullanım alanları gazlı içecekler başta olmak üzere tüm tatlandırılmış hazır içecekler (meyve suyu, soğuk çay, meyveli sodalar vb.), çikolata, kek, şekerleme türleri, reçel-marmelat ve diğer jöle türü yiyeceklerdir. Gıda sektöründe, son kırk yıl içerisinde kullanımı en hızlı artan gıda katkısı yüksek fruktozlu mısır şurubudur. Batı ülkelerinde 1970 yılında kişi başına tüketim yaklaşık 0.5 kg iken bu rakam 2000’li yıllarda 35 kg’ı aşmıştır. Buna dramatik olarak düşmüş ve basit bir yerdeğiştirme yaşanmıştır. Gıda üreticileri mısırdan elde edilen fruktoz şurubunu genel olarak ucuz olması ve pek çok ürün ile kolayca karışabilmesinden dolayı tercih ederler. Ancak fruktozun bu denli yaygınlaşmasının başka nedenleri de vardır. Örneğin fruktoz sukrozdan daha güçlü bir tatlandırıcır.

            Sukroz 100 birim tatlılığa sahipken, bu değer fruktoz için 173 birim ve glukoz için sadece 74 birimdir . Fruktoz kullanımının bu denli artmasının altında yatan bir başka gerçek fruktoz metabolizmasında yatmaktadır. Tadını
            fruktozdan alan yiyecek ve içecekler doyma hissini geciktirmekte, daha çok tüketilmesine neden olmakta ve ikinci acıkma hissini öne çekmektedir .

            Okuduğum makalede, çok daha fazla ayrıntıya girilmiş, bilimsel araştırmalardan bahsedilmiş. Ancak bizim bukadar bilimsel içerik bilmemiz gerektiğini düşünmüyorum, çünkü karmaşık terimleri de içinde barındırıyor. Bu tip bilgilerin bilim adamlarınca tartışılması ve değerlendirilmesi daha uygundur. Ancak makalenin son kısmındaki, sonuç bölümünden alıntıyıda veriyorum:

            Fruktozun kronik hastalıklarla ilişkisinigüçlendiren bir başka önemli mekanizma da,endotelyal nitrik oksit (NO) düzeylerini baskılaması ve ürik asit üretimini artırmasıdır . Pekçok deneysel ve klinik çalışma yüksek fruktozlu diyetin insülin direnci, hiperlipidemi, hipertansiyon ve obezite yanında olasılıkla ürik asit üretimindeki artıştan dolayı böbrek hastalıklarına neden olduğunu ortaya koymuştur. Kronik hastalıklara neden olan asıl gıda grubu ise tüketimi hızla artan fruktozdan zengin alkolsüz içeceklerdir. Özellikle çocuk ve gençler arasında yaygın olan
            ve yükselen bir eğilim gösteren şekerli içecek tüketiminin, modern dünyada hızla artan çocukluk ve gençlik dönemi kronik hastalıklarında da önemli rol oynadığı farklı ülkelerde yapılan epidemiyolojik çalışmalarla ortaya konmuştur.

            Bu nedenle hazır gıda sektörünün tüm engellemelerine ve ebeveynlerin bilinçsiz itirazlarına rağmen okullarda fast-food türü yiyeceklerin yanında fruktozdan zengin içeceklerin satılmasına da ciddi kısıtlamalar getirilmiştir. Ülkemizde de benzer tedbirlerin alınması, hem çocukların hem de ebeveynlerin konu hakkında bilgilendirilmesi koruyucu hekimlik açısından son derece önemli kazanımlar sağlayacaktır.

            Şekerle ilgili olarak hem anlaşılır hem de merak edilen sorulara Prof. Dr. Kemal Demirkol’un akıllı beslenme matematiği, yazısında değinmiş:
            AMERİKA’NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…
            Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920’li yıllarda Amerikan başkanı “benim köylüm mısırdan kalkınacak” fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40’ı Amerika’dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal’dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.

            KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

            Bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.
            Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.


            “KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ”

            Bakıyorsunuz LDL 130’a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara “kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme” diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt. Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.
            Amor patriæ nostra lex

            Yorum

            • TheSecret
              .................
              • 31 Mayıs 2009
              • 70

              #7
              Azıcıkta lesitinler üzerine konuşsanız da yıkıcı etkilerini daha ayrıntılı öğrenebilsek
              fiddlestick of the fiddler on the roof :p

              Yorum

              • Dmen
                Yeni üye
                • 05 Eylül 2008
                • 22

                #8
                ek bilgi ve düzeltmeler

                Sayin Derin, misir nisastasindan yapilan fruktoz surubunun gida kodeksine uygun olup olmadigi konusunda hakli olabiliriz. Ayrica fruktoz surubu isiya dayaniksizdir ve tatlandirici özelligi isi ile azalir. (denemesi bedava pekmezi kaynatin bakin ne olacak?) Bu yüzden yazimda da belirttigim gibi sadece icecekler icin fruktoz tercih edilmesi dogrudur. Önceki yazinin sonundaki ekde gida endüstrisinde kullanilan seker ve seker suruplari ile ilgili bir link vermisdim. Fruktoz iyi idi sakroz kötü idi bence abesle istigal. Zaten rafine edilmis saf sekerler yerine dogal haliyle tatli ihtiyacini gidermek en dogrusu. Ben sadece fruktozun sukroza göre daha fazla tat uyarisini etkilemesi ve monosakkarit olmasindan dolayi yaklasik olarak 1/3 daha az kalori icerdigi icin (ayni tati elde etmek icin) ehveni ser oldugunu söyledim.

                Acaba, aldigimiz icecegin icinde sukroz olmus olsa idi, dediginiz oksitlenme olayi gerceklesmeyecek miydi? netice itibari ile sukroz parcalaninca ortaya fruktoz ve glukoz olusacak. Yani yine fruktoz alacaksiniz birde ustune ustluk ek kalori.
                Yada size göre kebap yerken yaninda ayran yada süt mü icelim? Laktoz acaba ne olacak? Bilinki disakkaritlerin cogu ince barsaga ulasmadan enzimler vasitasi ile monosakkaritlere indirgenir. Yada ne yapmak lazim? Kosher diyeti mi? yahudiler etle sütü karistirmazlar veya tatli ile etde ayni sofrada yemezler. Acaba sebebi ette bulunan yagin okside edilmemesi icin mi? Ben acikcasi sizin gibi düsünmüyorum. Vücudumuzda bircok savunma mekanizmasi, negatif ve pozitif feed back mekanizmasi var. Bal ve pekmezin faydalari ortada iken kalkip fruktoz alehtari bir tavir icine girilmesinin ardinda kesinlik sunni tatlandiricilari (fenil alanin türevleri olan aspartam ve diger tatlandiricilar) pazarlama gayreti var. Oysa ki bu sunni tatlandiricilarin zararlari burada listelenemeyecek kadar fazla. (mesane kanseri ve böbrek yetmezligi basta olmak üzere). isin özü su, birseyi kötüler yada yasaklarken lütfen alternatif gösterelim.. Bu kötü dediginiz takdirde diger alternatifler sanki daha iyi izlenimi vermis olursunuz. Kolesterol konusundaki örneginize katilmiyorum, ortada bilimsel olarak yapilmis bir retrograd calisma yok. Tek bir enzim sistemi calisiyor gibi düsünmek acikcasi saflik olur. Insan vucudu invitro degil invivo bir sistemdir. Eger oksidasyon sistemi asiri calisacak olursa hemen negatif feed back sistemi devreye girer.

                Verdiginiz yazi zaten acikca görülmektedir ki bilimselden ziyade belli bir zihniyetin propaganda amaci, yok efendim amerikanin misirini kullanmak icin fruktoz surubu kullaniliyormus. Ayni tip yazilari italyada kanola yagi icin okuyabilirsiniz. Cünku amac zeytinyagi satmakdir. Zeytinyagini kanola yagi ile karsilastirmak yerine, adamlar yuksek isida (300-350 C) kullanilan kanola yaginda kansorejen maddeler cikdigini iddia ederler, oysaki siz zeytinyagini 150 dereceye kadar isitsaniz daha fazla miktarda kansorejen madde olusmus olur, cünkü zeytinyagi kizartmalar icin uygun degildir. Ayrica bugün kanola yagi icerdigi omega 3-6 sebebiyle cok populer ve fiyat olarakda zeytinyaginin 5 de biridir. Bu tip yazilar sadece propaganda amaclidir.



                Lesitine gelince, hayvan kaynakli olan lesitin icin benimde cekincelerim var, özellikle ülkemizde kullanilan hayvani orijinli lesitinin malesef büyük kismi domuz orijinlidir. Ancak bitkisel orijinli yani soya fasulyesinden elde edilen lesitinin kullaniminda pek cok fayda oldugunu düsünmekteyim. Asagida lesitinle ilgili bir aciklama mevcut.

                Lesitin, insan vücudundaki yaşayan her hücrenin ihtiyacı olan bir Fosfolipid' dir. Besinlerin hücre içine giriş ve çıkışlarını ayarlayan hücre zarı yapısının büyük kısmı lesitin’ den oluşur. Lesitin, beynin temel yapı taşlarından birisidir. Beynin kuru ağırlığının %30' unu, aynı zamanda sinir sisteminin %17' sini oluşturur. Kas dokusunda özellikle kalp kası dokusunda, endokrin salgı bezlerinde ve böbreklerde bulunan önemli bir yapı taşıdır. Diğer taraftan tüm karaciğer yağlarının %73' ünü kapsar. Lesitin, damarlarda birikmiş olan kolesterol plaketçiklerini küçük parçacıklara böler, böylece damar çeperindeki yığılmaları önler. Bu besin, damar sertliğine ve kardiyovasküler hastalıklara (kalp damar hastalıkları) karşı vücudu korur. Kanın vücutta daha rahat dolaşmasını sağlayarak plaketçiklerden ötürü oluşabilecek damar tıkanıklıkları riskini azaltır. Ayrıca beyin foknksiyonlarının sağlıklı ve doğru çalışmasına yardımcı olduğu gibi Thiamin' in (B1 vitamini) karaciğerde ve A vitamininin bağırsaklarda emilmesini sağlar. Vücut enerjisine katkıda bulunmasının yanısıra, yaşlanma etkilerinin azaltılmasına, bağışıklık sistemi rahatsızlıklarına, kronik yorgunluk sendromuna ve alkol yüzünden zarar gören karaciğer hücrelerinin onarımına yardımcı olur. Aslında Lesitin, alkol veya başka bir nedenle meydana gelen karaciğer harabiyetlerinin (siroz gibi) süratle giderilmesindeki en önemli maddelerden birisidir. Lesitin vücuttaki yağların taşınmasında önemli bir rol oynar ve hücrelerin kolesterol ve diğer yağları kandan alarak kullanmalarını sağladığı gibi kolesteroldan yapılan safra asitlerinin miktarını da arttırır. Lesitin, kolesterol ve diğer yağların suda dağılmasını ve vücuttan atılmasını da sağlar. Böylece kandaki kolesterol miktarını düşürmüş olur. Lesitin kolesterol ve trigiliserid (triglyserid) problemi olan kişilerin kullanması gerekli olan bir doğal yağ asitidir. Bu özelliği sayesinde de hayati organların ve damarların yağlanmasını engeller. Lesitin, özellikle kalp ve kan damarları sağlığı için çok önemli bir besin olduğundan, herkes için çok değerlidir. Lesitin fosfor bakımından da oldukça zengin olup, beyine kuvvet ve dinçlik vermek için demir, iyod ve kalsiyum ile birleşir.
                yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar.
                yalandan ve hırslı insanlardan nefret ederim.

                Yorum

                • Dmen
                  Yeni üye
                  • 05 Eylül 2008
                  • 22

                  #9
                  hatali mantik

                  Yazi tamamen bir tip adaminin kendi düsüncelerine dayali,
                  Size bazi mantik yanlislarini aciklamak istiyorum.
                  1-Fruktoz tat uyarisini diger sekerlere göre 3-4 kat fazla uyardigi icin, alabileceginiz fruktoz alimi diger sekerlere göre 3-4 kez daha azdir. Bu sebepden isteseniz bile yiyemezsiniz. Hic denediniz mi bilmiyorum, pekmez yada bali kasik kasik yemeyi deneyin.. Tokluk ayri mevcudur ama bu kadar tatliyi alabilmek ayri mevzu, yani istesenizde alamazsiniz. Sonuc olarak daha az enerji aldiginiz icin sismanlama sorunu yasamazsiniz.
                  Meyvenin icinde fruktoz yaninda tanenler, antioksidanlar ve daha onlarca faydali diger yapilar bulunur. Zaten sünnetimiz geregi orucumuzu hurma ile acariz, yani fruktoz alarak acaba karacigerimizi mi mahvediyoruz? (karacigeri en fazla koruyan dogal bitkiler icinde gösterilen hindiba da yuksek miktarda fruktoz vardir.. Bak be sen su Allahin isine )
                  Belki su dense kabulumuz, meyveyi mumkun oldugunca dogal olarak tüketin, meyve sularini tercih etmeyin. Buna eyvallah
                  2-Aclik konusuna gelince, sadece karbohidrat alimi ile kendimizi tok hissederiz bunun sebebi ise nisasta ve glikojen alimi sonucu olarak uyarilan enzim sistemleri ve kolesistokinindir. Glikoz alimi ile fruktoz alimi arasinda söylenildigi gibi buyuk bir fark yoktur sadece daha fazla glukozu tolere edebilirken (daha az tat uyarani oldugu icin) fruktoz dildeki tat uyaranlarini daha fazla uyarir ve alim kisitlanir. Alinan fruktozda normalde hizla glukoza cevrilir.
                  3-Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür.’

                  ne güzel yazmis hocam, artan sadece insülinmis Glukagon salinimi sanki olmazmis gibi. Sanki tek enzim sistemi calisir sanki hicbir negatif ve pozitif feed back mekanizmasi yoktir, insan vücudu invitro bir deney laboratuaridir. Ayrica fruktoz glukoza acaba ne kadar zamanda cevrilir? Galiba bu cevrim icin yüzyillar gerekiyor hocamiza göre
                  4-15 gr dan fazla fruktoz karacigerde trigliserit halinde depolanir demek tamamen hayal urunudur. Dedigim gibi vücutta tekbir enzim sistemi yer almamaktadir. Hersey denge icindedir. Alinan fruktoz degil alinan fazla enerji yag olarak depolanir. Bu ha fruktoz, ha glukoz, ha dextroz, veya sukroz olmus.
                  5-Karaciger yaglanmasinin sebebi, ya enzim bozukluklari, alkol alimi veya yuksek miktarda enerji alimidir, hatta stres ve diger etkenler. En komigide meyve yiyerek obez(sisman) olan insanlar.. Amerikan kültürü yagli yiyecekler üstüne kurulur ve karbohidrat. Hicbir amerikali meyve yiyerek sismanlamaz. Hocamiz ezber bozmuyor acikcasi yeni teoriler üretiyor

                  Bunun gibi nice yazilar subjektif temellidir. Benim bildigim baska bir bilim adami NO (nitrik oksit) icin metiyeler dizmis ve damar gevsetici özelliginden bahsetmisti, ancak ileriki zamanlarda anlasildi ki NO hücre ölümüne sebep olabilen ve hicde masum olmayan bir serbest radikaldi. Ayni seyi hic tuz almamiz gerektigini söyleyen tip adamlari icinde diyebiliriz.

                  Bazi insanlarin takintisi üzerine bilimsel hicbir dayanagi olmayan bu tip yazilar maksatlidir. Alternatif göstermeden birseyi kötülemek, (negatif reklam) aslinda diger alternatiflere yönelme amacini tasimaktadir.
                  Yani meyve yemeyin, bal yemeyin, pekmez yemeyin.. EEE? ne yapalim
                  tatli ihtiyacimizi neyle giderelim?
                  ya diger sekerler veya diger karbohidratlarla.. Digerleri cok masum ya
                  Yoo olmadi sunni tatlandiricilar?
                  Yada hic yemeyin kardesim.... Tatli yiyipde ne yapacaksiniz?


                  DERİN Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                  Hipokrat’ın ‘yediğiniz ilacınız, ilacınız besininiz’ olsun deyişi önce bilincimiz ardından sofralardan giderek uzaklaşıyor..

                  Ramazanı fırsat bilip yaklaşan şeker bayramı’na atıf yaparak beslenme zincirimizde çok önemli yeri olan ‘şeker’i huzura çıkartacağım. Bu konuda başvurduğum kaynak ‘Taş Devri Diyeti’ müellifi Prof. Dr. Kenan Demirkol.
                  Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim görevlisi olan Kenan Demirkol bugüne kadar beslenme alışkanlıklarımızla ilgili öğrendiklerimizi-öğretilenleri-belletilenleri tepetaklak ediyor. Ezber bozuyor hoca. Konferanslarda, panellerde, seminerlerde insanları ‘ayıltıyor’.

                  Kenan Hoca ‘Beslenme’ söyleşilerine başlarken ilk sözü ‘şeker öldürür’. Vucuda gerekli olandan fazla tüketilen şekerin bedenimizi hızla eskitip ‘ıskartaya’ çıkarttığını belirtiyor. ‘Azı karar, fazlası zarar’ yani şekerin. Günlük şeker ‘dozu’ 8 kesmeşeker, yaklaşık 200 gr. İstiap haddiniz bu kadar. Aştınız mı…! Bakın neler oluyor?
                  Kenan Demirkol’a göre kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiş durumda. Kenan Demirkol ‘ ABD’de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65′i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.’
                  Dört milyon şeker hastası ve potansiyel şeker hastaları sırada. Tablo vahim değil mi? Hocaya kulak verelim ; ‘Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaydı. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de yerinden oynuyor. Şimdi 100′lerdeyiz, 120′de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. 2 diabet pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60′lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığı’
                  Kenan Demirkol ‘damak alışkanlığı’diyor. Ezberler bozuluyor. Şeker enerji kaynağı değil miydi.!, beynimiz sadece glikozla besleniyor mu?.
                  Kenan Demirkol ‘evet’ diyor ‘doğru beynimiz glikozla beslenir ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.’
                  Şimdi burada biraz soluklanıp ‘şeker’ in vucud kimyamızdaki yerini sorgulayalım. Kenan Hoca ‘kürsüde’;
                  ’şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker ’sakaroz’, iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür.’
                  Dönüştüremediği ne oluyor?’ Kilolar o başımızın derdi kilolar’ oluyor. Bakın süreç nasıl işliyor; …’ama insanvücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak.’
                  Aslında vucudumuz şekerin zararlı olduğunun bilincinde. İnsülin salgısı ‘yeme, yeme artık’ benzeri ‘alarm sireni’ bir işleve de sahip. Kenan Demirkol ‘sirenin’ nasıl çaldığını anlatıyor;‘ insülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.’

                  Sakarozdan glikoz ve fruktoz oluşuyordu. Glikoza değindik fruktozun fazlası ne oluyor? Hani portakal, mandaline, elma, bal ’daki şeker fruktoz. ‘Kilo kilo mandaline kaşık kaşık bal ye’ zararı yok. Çünkü o şeker meyve şekeri (fruktoz). Yine ‘ezber bozuyor’ Kenan Demirkol; ’Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebilirsiniz…! Yok yanlış bilgi.. Metabolizma öyle işlemiyor. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da takribi 30 gram şekere denk geliyor. Günde bundan fazla yenirse fruktoz karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor. ‘
                  Yani günde bir bilemediniz iki meyve, 1 tatlı kaşığı bal enerji ihtiyacınızı karşılıyor.
                  Peki ‘ne yapmalı?’ şekerle aramızdaki ‘tatlı ilişkiyi’ nasıl düzenlemeli…! ‘matematik’ diyor Kenan Hoca;’bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun günde 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız……..’
                  Çok şekerli bir yazı oldu. Az şekerli bitirelim;Beslenme alışkanlığımız içinde önemli yer tutan şekere daha dikkatli yaklaşarak hayatımızı şeker tadında geçirebiliriz.
                  Sevgiyle kalın.
                  yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar.
                  yalandan ve hırslı insanlardan nefret ederim.

                  Yorum

                  Working...
                  X

                  Debug Information