hukuk/2007

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • adem sahin

    #1

    hukuk/2007

    son günlerler internet üzerinden alis verislerin armasi beraberinde hukuki problemleride getirmistir. Ben burda kisaca okuyucularimizin cok dikkatli olmalari hususunda uyarmak istiyorum. malesef internet üzerinden avrupada bir cok kisi internette farkinda olmadan doldurduklari formlar sebebiyle cok agir borc altina girmislerdir. magdurlarin sayisi nerdeyse avrupadaki mesken sayisindan fazladir. söyleki: mesala google" herkes tarafindan bilinen e-mule paylasim programini aradiginizda arama sonuclarinsda ilk acilan sayfada ki linklerde ücretsiz Dowland yazilari sizleri karsilayacaktir. herhangi bir sayfayi tikladiginizda acilan sayfada kucuk bir bilgi forumu cikar(isim,email adresi vs....)bunlari doldurdugunuzda ve kabul linkini tikladinizda artik siz cokdan Firma Schmidtlein GbR" de en az 80€ borclandiniz demektir. bir ay icinde size ortak calistigi avukat Olaf Tank tarafindane fatura ve ödeme emri gelecektir... Zamaninda ibraz edilmeyen itiraz dilekceleri size icra memurlarinin kapiniza dayanmasina sebep olacaktir.

    bu Avukat tarafindan bir cok kisinin canini yakmistir.ve suan sikayetler nedeniyle avukalik ruhsatnamesinin iptali söz konusu..

    bu bir sadece örnekti.bunu disiinda bir cok örnegi var;ücretsiz sms,ucretsiz mp3,ev ödevlarine yardim vs....
    SON OLARAK HERKESI TEKRAR UYARMAK ISTIYORUM
    ASAGIDAKI SITELERDEN UZAK DURUNUZ

    ギフト券でお金を借りると聞いて「意味がわからない。」という人も多いと思います。そんな人に対し、ギフト券でお金を借りることは可能であるということ。しかも、誰でも手軽に行うことができるということに加え、利用するにあたり少し注意が必要だという点について、詳しく説明させていただきます。これさえ確認すれば、誰でも手軽にギフト券でお金を借りることが可能です。






























    Zusätzlich tauchen dieselben Seiten auch als östereichische Seiten mit den Namen auf:



    www.drogen.at usw. - von hier aus wird automatisch auf die oben genannten Seiten weitergeleitet.





























    This domain may be for sale!
  • simurg
    Administrator
    • 10 Mart 2007
    • 9248

    #2
    Türk-Eğitim -Sen

    ATAMA YÖNETMELİĞİNİ DANIŞTAYA DAVA ETTİK 13.04.2007 Tarihli yönetmelikle; boş idareciliklerin ilan edilmeden, başvurular alınmadan, liyakat unsuru göz ardı edilerek, kazanılmış haklar gasp edilerek, tamamen siyasal yandaş kayırmaya yönelik, hak-hukuk tanımaz bir şekilde atamanın önü açılmış ve yapılan uygulamaların bu şekilde olduğu gözlemlenmiştir. Türk Milli Eğitim sistemini hükümetteki partinin il ve ilçe başkanlarının emiren sunan bu yönetmeliğe Türk Eğitim-Sen olarak dur demek için bu gün itibariyle Danıştay'a dava açtık. Davamız, süreci hızlandırmak için, çok önemli olan maddelere, YÜRÜTMEYİ DURDURMA ve İDAREDEN SAVUNMA BEKLENMEDEN karar verilmesi taleplidir. Türk Yargı Sisteminin Milli Eğitimimizi derinden yaralayacak bu yönetmeliği en kısa sürede iptal edeceğine inancımız tamdır.
    https://twitter.com/keyborsa_simurg

    Yorum

    • simurg
      Administrator
      • 10 Mart 2007
      • 9248

      #3
      Hak kaybına uğramamak isteyen müdür yardımcısı adayları ne yapmalı?

      Hak kaybına uğramamak isteyen müdür yardımcısı adayları ne yapmalı? 13 Nisan 2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan "Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama Yönetmeliği"nin yürütmesinin durdurulması ve iptali için, dört sendika tarafından Danıştay’a dava açılmıştır. Buna rağmen yayımlanan bir genelge ile atamaların hemen yapılması istenmektedir. Dava sonuçlanıncaya kadar yapılan atamaların iptal sürecine hukuki temel oluşturulması amacıyla durumu uygun eğitim çalışanlarının kurumuna dilekçe vermesi gerekmektedir. Devamı için başlığa tıklayınız.
      Örneğin kendi okulunuzda bir Müdür yardımcısı atanacak. Ama atanan kişi sınav kazanmamış ise, sizden kariyer ve liyakat olarak hizmet puanı olarak daha az kriterlere sahipse, daha önce yöneticilik yapmamışsa sizin verdiğiniz dilekçe ile dava açıldığı takdirde, mahkeme, Kamu yararı gözeterek sizin kriterlerinizin atanan kişiden daha iyi olması nedeniyle sizin atanmanıza karar verecektir.
      Örneğin bir okula müdür atanacaksa ve siz de dilekçe ile başvurduysanız okula atanan müdürün sizden kariyer ve liyakat olarak hizmet puanı olarak daha az kriterlere sahipse mahkeme burada da kamu yarını gözeterek sizin atanmanızı sağlayacaktır.
      Mahkeme, yönetmeliğin “GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte eğitim kurumlarında asaleten yönetici olarak görev yapanlar ile daha önceki mevzuat çerçevesinde gerçekleştirilen Seçme, Değerlendirme veya Düzey Belirleme Sınavına girerek başarılı olanların kazanılmış hakları saklıdır.” Hükümlerini,
      Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in http://www.memurlar.net/haber/19676/
      Görevin yerine getirilmesinde kamu hizmeti bilinci
      Madde 5 — Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde; sürekli gelişimi, katılımcılığı, saydamlığı, tarafsızlığı, dürüstlüğü, kamu yararını gözetmeyi, hesap verebilirliği, öngörülebilirliği, hizmette yerindenliği ve beyana güveni esas alırlar.
      Dürüstlük ve tarafsızlık
      Madde 9 — Kamu görevlileri; tüm eylem ve işlemlerinde yasallık, adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket ederler, görevlerini yerine getirirken ve hizmetlerden yararlandırmada dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapamazlar, insan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamelede ve fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunamazlar.
      Kamu görevlileri, takdir yetkilerini, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak kullanırlar.
      Kamu görevlileri, gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta bulunamazlar, kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarını, kararlarını ve eylemlerini engelleyemezler.” hükümlerini,


      Kamu görevlilerinin imzaladığı etik sözleşmenin “Görevimi insan haklarına saygı, saydamlık, katılımcılık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme ve hukukun üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda yerine getirmeyi, dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, yaş, bedensel engelli ve cinsiyet ayrımı yapmadan, fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalara meydan vermeden tarafsızlık içerisinde hizmet gereklerine uygun davranmayı,” hükümlerini,




      Milli Eğitim Bakanlığının Etik Davranış ilkeleri konulu,16/05/2006 tarih ve 2006/44 nolu genelgenin; http://www.memurlar.net/haber/45491/
      ”Halkın günlük yaşamın kolaylaştırmak, ihtiyaçlar n en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılamak, hizmet kalitesini yükseltmek ve toplumun memnuniyetini artırmak, . İnsan haklarına saygı, saydamlık, katılımcılık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yarar n gözetme ve hukukun üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda görevini yerine getirmek, . Dil, din, felsefî inanç, siyasî düşünce, ırk, yaş, bedensel engelli ve cinsiyet ayırımı yapmadan, fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalara meydan vermeden tarafsızlık içerisinde hizmet gereklerine uygun davranmak, keyfilikten kaçınmak, . Görevle ilişkisi bulunan hiçbir gerçek veya tüzel kişiden hediye almadan, maddî ve manevî fayda veya bu nitelikte herhangi bir çıkar sağlamadan, herhangi bir özel menfaat beklentisi içinde olmadan görevini yerine getirmek, . Doğruluk ve hakkaniyet ilkelerini yaşama geçirmek,
      Kamu mallar ve kaynakların kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanmamak ve kullandırmamak, bu mal ve kaynaklar israf etmemek,
      Kişilerin dilekçe, bilgi edinme, Şikâyet ve dava açma haklarına saygılı davranmayı, hizmetten yararlananlara, çalıma arkadaşlarına ve diğer muhataplarına karşı ilgili, nazik, ölçülü ve saygılı hareket etmek,
      İlkelerine uygun hareket ederek görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir.”
      Hükümlerini dikkate alacaktır.

      Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün Yönetici Atama İle İlgili 2007/32 Sayılı Genelgesinin 9. maddesiyle Sayın Milli Eğitim Bakanımız “Eğitim öğretimin olumsuz etkilenmemesi bakımından; gerek yürürlükten kaldırılan yönetmelikle ilgili yargılama süreci, gerekse yeni yönetmeliğin hazırlık çalışmalarında geçen süreler dikkate alınarak, yönetici atama işlemlerinin en kısa sürede başlatılarak sonuçlandırılması, bu süreci olumsuz yönde etkileyecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hususunda gereğini rica ederim.” Diyor ki ben uyarıda bulundum atamayı yapacak olan kişilere dikkat edin dedim onlar kadrolaştılarsa benim ne günahım var diyecektir
      Top Müdür yardımcıları için okul müdürlerine, okul müdürleri için ise Milli Eğitim müdürlerine atılmıştır. Bu kişiler anayasamız, kanunlar ve genel uygulamalar ışığında aklın yolu birdir diyerek boş kadrolar ilan edilip duyuru yapılmalıdır aksi takdirde;

      TÜRK CEZA KANUNU;
      MADDE 24.- (3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

      MADDE 121. - (1) Kişinin belli bir hakkı kullanmak için yetkili kamu makamlarına verdiği dilekçenin hukukî bir neden olmaksızın kabul edilmemesi hâlinde, fail hakkında altı aya kadar hapis cezasına hükmolunur.

      MADDE 118. - (1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
      (2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

      MADDE 250. - (1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
      (2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

      MADDE 257. - (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
      (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
      (3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
      Hükümlerine istinaden yargı ile karşı karşıya kalacaklardır.
      https://twitter.com/keyborsa_simurg

      Yorum

      • simurg
        Administrator
        • 10 Mart 2007
        • 9248

        #4
        Hemşire Olma Şartları, Görevleri ve Sorumlulukları Değişiyor

        Hemşire Olma Şartları, Görevleri ve Sorumlulukları Değişiyor 283 sayılı Hemşirelik Kanunu baştan sona değişiyor. Kanununda değişiklikler içeren 7 maddelik teklif Meclis Genel Kurulunun 25/04/2007 birleşiminde kabul edilmiştir. Kanunun Cumhurbaşkanı Sezer tarafından onaylanması halinde hemşire olma şartlarında çok önemli değişiklikler olacaktır. en önemli düzenleme ise lisans ve lisans üstü öğrenim gören hemşirelere ilişkindir. Detaylar için başlığa tıklayınız.


        YAPILAN DÜZENLEMELER BAŞLIKLAR HALİNDE ŞU ŞEKİLDEDİR.

        1- Artık erkekler de hemşire olabilecektir.
        2- Hemşirelik için lisans mezunu olma şartı getirilmektedir. (Bu şart 5 yıl sonra uygulanacaktır)
        3- Hemşirelerin görev yetki ve sorumlulukları yönetmelikle belirlenecektir.
        4- Lisans üstü eğitim alanlar "uzman hemşire" olacaktır.
        5- Hemşirelikle ilgili yönetim görevlerinde lisans ve lisans üstü eğitim alanların önceliği olacaktır.
        6- Hemşirelik eğitimine eşdeğer sağlık memurluğu programının adı hemşirelik programı olarak değiştirilecektir.
        DÜZENLEME İLE NELER DEĞİŞİYOR?

        Son üç yıl içerisinde ülkemizde 12 bin 494 hemşire ve 5 bin 290 sağlık memuru alımı yapılmıştır. Döner sermaye priminden performansa göre yararlandırılma sağlanarak, ücretler önemli ölçüde iyileştirilmiş, çalışma performansını olumsuz etkilediği ifade edilen kep takma zorunluluğu kaldırılmıştır. Lisans mezunu hemşirelerin ek göstergeleri de 2.200'den 3.000'e çıkarılmıştır.
        Hemşirelik Kanununda yapılacak değişikliklerle bir çok konuda yeni düzenlemeler yapılmaktadır. Mevcut yasaya göre, hemşirelik bir kadın mesleğidir, yapılan değişiklikle bu düzenleme değiştirilmektedir.1990'lı yıllarda sağlık meslek yüksekokullarına erkek öğrenci alınmış ve bu erkek öğrenciler diplomalarında "hemşire" ibaresiyle mezun olmuşlar, ancak sahada mesleklerini icra edememişlerdir. Hâlen sağlık memuru olarak çalışmak durumunda bırakılan erkek mezunlar tahakkuk memurluğundan saymanlığa kadar farklı görevlerde konumlanmak zorunda kalmakta ve ücret açısından hak kayıpları yaşamaktadırlar, hatta yine yasanın, kadın, erkek ayırımı içermesinden ötürü üniversitelerimizde aynı eğitim kızlar için "hemşirelik" erkek öğrenciler için "sağlık memurluğu" olarak ayrı sınıflarda yan yana sunulmaktadır. Kanunda yapılan değişiklikle yasalarımızdaki bu son cinsiyet ayrımcı düzenleme de ortadan kaldırılmaktadır.
        Yapılacak değişikliklerden bir diğeri de mevcut kanunda yer alan ve mesleğe giriş yaşının yirmi beş ile sınırlandıran kanun hükmünün kaldırılmasıdır.
        Diğer taraftan, hemşirelik, hastaları izlemek ve tedavi süreçlerini yönlendirmek için gerekli olan ileri soyut düşünme yeteneği ve bilgiye sahip olunması zorunlu bir ihtisas mesleğidir ve yükseköğrenim görmüş meslek mensupları tarafından icra edilmesi vatandaşlarımız alacağı sağlık hizmetlerinin kalitesini de çok yukarılara çekecektir. Özellikle, modern dünyanın temel meselelerinden biri olan nüfusun yaşlanması -ki, Türkiye'de bu trende girmektedir- yine, kronik hastalıkların artışı, bireyselleşme ve geniş aileden çekirdek aile tipine geçişin yaşlı ve hasta bakımında, profesyonel desteğe ihtiyacı artırması gibi sosyal etkenlerle, tarihin hiçbir dönemiyle kıyaslanamayacak ölçüde kaliteli bakım hizmetine duyulan ihtiyaç da artmıştır. Vasıflı hemşireye duyulan ihtiyaç artışına paralel olarak, hemşirelik için yükseköğrenim şartı getirilmiştir. Yapılacak değişiklikle, hemşirelerimiz, hemşireliğe yönelik üniversitelerimiz bünyesinde eğitim, öğretimini sürdüren 101 ayrı lisan eğitim programından mezun olduktan sonra mesleğe katılacaklardır. Diğer taraftan Kanuna eklenen geçici maddeyle 5 yıl süre ile sağlık meslek liselerinin hemşirelik ve hemşireliğe eş değer sağlık memurluğu programlarına öğrenci alınmasına devam olunacağı ve bu programlardan mezun olanlara hemşire unvanı verileceği hükme bağlanmıştır.
        Diğer taraftan, kanun teklifiyle, lisansüstü eğitim alan meslek mensuplarına ilerleme imkânı tanınmış, elde ettikleri uzmanlık neticesinde, bulundukları birimde uzman hemşire olarak çalışmaları imkânı sağlanmıştır. Yani, ilk kez, hemşirelerimiz, meslekte objektif kriterlerle ilerleme imkânını garanti altına almaktadırlar.
        Ülkemiz özelinde, mesleğe, birçok diplomalı hemşire ilgisini kaybetmekte ve bunun nedeni de hemşirelik mesleğinin en önemli problem alanlarından biri olan hemşireliğin görev, yetki ve sorumluluklarının çağdaş tanımlara uygun bir biçimde belirlenmemiş olmasıydı. Bunu sahadaki yansıması ise "beyaz melek"lerin âdeta bir ev kadını gibi görülmeleri, sağlık sektöründeki her işi yapmaları beklenen ara personel konumuna hapsolmaları gibi istenmeyen sonuçlardı. Yasa değişikliği ile mesleğin sınırları ve sorumlulukları net bir biçimde çizilmiş ve mesleki kimlik sorunu ortadan kaldırılmıştır.
        Yasa değişikliği teklifinde, kazanılmış haklar ilkesine uygun olarak, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce hemşirelik ve hemşireliğe eş değer sağlık memurluğu programlarından mezun olanlar ile hâlen bu programlarda kayıtlı bulunan öğrenciler açısından herhangi bir hak kaybı da söz konusu değildir.
        Yine, bir defaya mahsus olmak üzere, ebe olmalarına rağmen eleman yokluğundan yataklı tedavi kurumlarında hemşirelik görevini en az üç yıldan beri sürdüren ebelerimizin de görevli personel olarak mesleklerini icra etmelerine imkân tanınmıştır.
        MECLİSTE KABUL EDİLEN KANUN DEĞİŞİKLİĞİNİN TAM METNİ


        MADDE 1 - 25/2/1954 tarihli ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
        MADDE 1- Türkiye'de üniversitelerin hemşirelik ile ilgili lisans eğitimi veren fakülte ve yüksek okullarından mezun olan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edilenler ile öğrenimlerini yurt dışında hemşirelik ile ilgili, devlet tarafından tanınan bir okulda tamamlayarak denklikleri onaylanan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edilenlere Hemşire unvanı verilir.
        MADDE 2- Hemşirelik Kanununun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
        "MADDE 3- Türkiye'de hemşirelik mesleğini bu Kanun hükümleri dahilinde hemşire unvanı kazanmış Türk vatandaşı hemşirelerden başka kimse yapamaz."

        MADDE 3- Hemşirelik Kanununun 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
        "MADDE 4- Hemşireler; tabip tarafından acil haller dışında yazılı olarak verilen tedavileri uygulamak, her ortamda bireyin, ailenin ve toplumun hemşirelik girişimleri ile karşılanabilecek sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını belirlemek ve hemşirelik tanılama süreci kapsamında belirlenen ihtiyaçlar çerçevesinde hemşirelik bakımını planlamak, uygulamak, denetlemek ve değerlendirmekle görevli ve yetkili sağlık personelidir. Ayrıca aile hekimliği uygulamasına ilişkin kanun hükümleri ile bu kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan mevzuattaki görevleri de yaparlar.
        Hemşirelerin birinci fıkrada sayılan hizmetlerde çalışma alanlarına, pozisyonlarına ve eğitim durumlarına göre görev, yetki ve sorumlulukları Sağlık Bakanlığı'nca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

        MADDE 4 - Hemşirelik Kanununun 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
        MADDE 8- Lisans mezunu hemşireler meslekleriyle ilgili lisans üstü eğitim alarak uzmanlaştıktan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edildikten sonra uzman hemşire olarak çalışırlar.
        Hemşireler meslekleri ile ilgili olan özellik arz eden birim ve alanlarda belirlenecek esaslar çerçevesinde yetki belgesi alırlar. Yetki belgesi alınacak eğitim programlarının düzenlenmesi, uygulanması, koordinasyonu, belgelendirme ve tescili ile kredilendirme ve yetki belgelerinin iptali gibi hususlar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."
        MADDE 5 - Hemşirelik Kanununun 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
        "MADDE 9- Hemşirelikle ilgili yönetim görevlerinde lisans ve lisans üstü eğitime sahip hemşirelerin rüçhan hakları (memurlar.net: öncelik) vardır."

        MADDE 6 - Hemşirelik Kanununun 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 10 uncu,12 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

        MADDE 7 - Hemşirelik Kanununun mevcut geçici maddesine "1" numarası verilmiş ve Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
        "GEÇİCİ MADDE 2 - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce hemşirelik ve hemşireliğe eşdeğer sağlık memurluğu programlarından mezun olanlar ile halen bu programlarda kayıtlı bulunan öğrencilerin kazanılmış hakları saklıdır."
        Hemşirelik eğitimine eşdeğer sağlık memurluğu programlarından mezun olanlar hemşire olarak çalışırlar.
        Hemşirelik eğitimine eşdeğer sağlık memurluğu programının adı; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hemşirelik programı olarak değiştirilir ve programlar birleştirilir."
        Bir defaya mahsus olmak üzere, ebelik diplomasına sahip olduğu halde bu Kanunun yayımı tarihinde en az üç yıldan beri yataklı tedavi kurumlarında fiilen hemşirelik görevi yaptığını resmi belge ile belgelendiren ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde talepte bulunanlar hemşirelik yetkisiyle görevlerine devam ederler."

        "Üniversitelerin hemşirelik programlarında ülke ihtiyacını karşılayacak yeterli kontenjan oluşturulmak üzere 5 yıl süre ile sağlık meslek liselerinin hemşirelik ve hemşireliğe eş değer sağlık memurluğu programlarına öğrenci alınmasına devam olunur ve bu programlardan mezun olanlara hemşire unvanı verilir."
        MADDE 8 - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

        MADDE 9 - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
        6283 SAYILI HEMŞİRELİK KANUNUNUN TAM METNİ

        HEMŞİRELİK KANUNU

        Kanun Numarası : 6283
        Kabul Tarihi : 25/2/1954
        Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 2/3/1954 Sayı : 8647
        Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 35 Sayfa : 460

        Madde 1 – Ortaokulu bitirmiş olup 25 yaşından yukarı bulunmıyan kadınlardan Hükümetçe açılmış veya tanınmış bir (Ebe - Laborant Hemşire) okulunda 3 sene tahsil görüp Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletince teşkil olunan jüri huzurunda meslek imtihanı vererek aldığı diplomayı usulüne göre Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletine tescil ettirenlerle 3 üncü maddenin 2 nci fıkrasında yazılı olanlara (Hemşire) unvanı verilir.
        Bu kanunun yürürlüğe girmesinden evvel usulüne göre hemşirelik sınıfına alınmış olanlar sanatlarını yapmaya ve hemşire unvanını kullanmaya devam ederler.
        Madde 2 – Bu kanunun yayımından sonra diğer Vekaletlerle özel veya tüzel kişiler tarafından hemşirelik okulu açılması için Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletinin müsaadesini almak şarttır.
        Gerek bu kanunun yayımı tarihinde mevcut bulunan, gerekse yayımından sonra açılacak olan bu gibi hemşirelik okulları Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletinin murakabesine tabidir.
        Madde 3 – Türkiye'de hemşirelik sanatını bu Kanun hükümleri dahilinde hemşire unvanını kazanmış Türk kadınlarından başka hiç bir kimse yapamaz.
        Ancak yabancı memleketlerde ve mahalli Hükümetlerce tanınmış hemşire okullarında tahsil görerek diploma alan Türk hemşirelerinin alelusul hüviyetleri tesbit edilerek, tahsil ettiği memlekette tescil edilmiş olanların diplomaları, uygun görüldüğü takdirde, aynen Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletince onanıp tescil edildikten sonra sanatlarını yapmalarına müsaade olunur.
        Yabancı memleketlerin yukardaki şartları haiz okullarını bitirmekle beraber diploması oraca tescil edilmiyenler Türkiye'de meslek imtihanı vererek hemşire olabilirler.
        Öğretim programları Türk hemşire okulları programından ve müddetinden az olan yabancı hemşire okullarından gelenler,noksan olan kısım ve müddetleri Türk hemşire okullarında tamamlamaya mecburdurlar.
        Madde 4 – Hemşirelerin vazife ve salahiyetleri:
        A) Hemşireler müdavi tabip tarafından tavsiye edilen tedavi tedbirlerini uygulamaya yetkilidirler.
        B) Hemşireler çiçek aşısını ve acil hallerde icabeden pansumanları re'sen tatbik edebilecekleri gibi müdavi tabibin tavsiyesi üzerine sağlık kurumlarında veya dışarda hastalara deri altına, adale içine ve damar içine şırınga yapmaya yetkilidirler.
        Bu sebeple mesuliyetleri şırınganın tatbikindeki bilgisizlik, dikkatsizlik ve ehliyetsizlik hallerine munhasırdır.
        C) Hemşireler dispanserler ve sağlık kurumlarınca görevlendirildikleri koruyucu hekimlik işlerinde halka bilcümle sıhhi tedbirleri, sağlık korunma çarelerini ve müracaat etmeleri lazımgelen sağlık kurumlarını bildirirler. Bulaşıcı hastalıklarla savaş tedbirlerini alır ve tatbik ederler. Hemşireler hususi sıfatla girdikleri aile muhitlerinde de yukardaki fıkrada yazılı işleri görürler.

        Madde 5 – Hemşire okulundan mezun hemşireler mecburi hizmetlerini bitirip.memuriyetten ayrılınca;mecburi hizmeti olmıyan hemşire okulu mezunları istedikleri vakit sanatlarını serbestçe yapabilirler.
        Serbest çalışacak hemşireler lüzumlu vesikalarını bir dilekçeye bağlayarak mahallin en büyük sağlık amirine verirler. Serbest çalışan hemşire ev adresiyle çalışmak istediği yerde bir değişiklik olduğu takdirde bir hafta içinde aynı makama haber vermeye mecburdur.
        Madde 6 – Bu Kanun hükümlerine göre hemşire okullarından mezun olup hemşire unvanını kazanmış bulunanlar hemşire olarak memuriyete alınırlar.
        Bu madde mucibince yapılacak tayin ve terfilerde ve maaşların verilmesinde 3656 sayılı Kanun esasları cari olur.
        Madde 7 – İlkokulu bitirmiş ve 18 yaşını tamamlamış olan kadınlar hemşire.yardımcısı olabilirler. İlk tahsilden sonra hastanelerde altı aylık nazari kurs gördükten sonra en az bir senelik ameli ve nazari bilgi edinmek için staj görenler ehliyetlerini bir jüri huzurunda ispat ettikleri takdirde hemşire yardımcısı olurlar.
        Bu madde mucibince hemşire yardımcısı olanlara 3656 sayılı kanun hükümleri tatbik olunur.
        Madde 8 – Uzman hemşirelerin (Öğretmen, okul idarecisi, başhemşire, klinik, ameliyathane, dispanser, laboratuvar hemşireleriyle ziyaretçi hemşireler, diyet hemşireleri,sosyal hizmet hemşireleri ve saire) nasıl yetiştirilecekleri Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletince hazırlanacak bir yönetmelikte gösterilir.
        Madde 9 – Lise veya hemşire okulu mezunu olup da Türkiye'nin veya yabancı bir memleketin yüksek hemşirelik okullarında tahsillerini tamamlıyanlar kabiliyetlerine göre, hemşire okulu öğretmeni, başhemşire ve idareci hemşire olurlar.
        Bunlar hizmete ilk girdiklerinde hemşire olarak tayin olunurlar. Hastane veya sağlık kurumu başhemşiresi olabilmek için bir terfi süresince çalışarak ehliyetlerini ispat etmiş olmaları şarttır. Hastane başhemşireliklerine tayinde yüksek hemşire okulu mezunlarının rüçhan hakları vardır.
        Bu maddeye göre yapılacak tayin ve terfilerde ve maaşların verilmesinde 3656 sayılı kanun esasları cari olur.
        Madde 10 – Resmi ve özel sağlık kurumlarında çalışan hemşireler haftada bir buçuk gün ve senede bir ay izinlidirler. Nöbetçi olmıyan hemşirelere hastane hizmetlerine halel gelmemek şartiyle mesai saatleri dışında baştabip tarafından ayrıca gece izni verilebilir.
        Madde 11 – 3 üncü madde hükümlerine riayet etmiyen, dördüncü maddede yazılı vazife ve salahiyet hudutlarını tecavüz eden ve 5 inci maddenin ikinci bendi hükmünü yerine getirmeksizin serbest çalışan hemşirelerden seksenyedimilyon lira idarî para cezası alınır.(1)
        (Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.


        Madde 12 – Mecburi hizmet mükellefiyetine tabi olarak yetiştirilecek hemşireler hakkında 2919 sayılı kanun hükümleri tatbik edilir.
        Madde 13 – 1219 sayılı kanunun 64 üncü maddesiyle 3017 sayılı kanunun 4253 sayılı kanunla değiştirilen 61 inci maddesi hükümleri kaldırılmıştır.
        Madde 14 – 4862 sayılı kanun ile bu kanunun eklerine bağlı kadro cetvellerindeki başhemşire, hemşire, ziyaretçi başhemşire,ziyaretçi hemşire ve ebe kadroları kaldırılmış ve onların yerine bu kanuna bağlı (1) sayılı cetvel eklenmiştir. Ekli (1) sayılı cetveldeki kadrolar, doğum evleri,nisaiye klinikleri ve sağlık merkezlerine tayin olunacak ebeler hakkında da tatbik olunur. Ekli (2) sayılı cetveldeki kadrolar 1954 mali yılında kullanılamaz.
        Geçici Madde 1 – (6283 sayılı Kanunun numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)
        Bu kanunun neşrinden evvel hastabakıcılık yapmakta olanlardan yedinci maddeye göre hemşire yardımcılığına talip olanlar jüri huzurunda ehliyetlerini ispat ettikleri takdirde hemşire yardımcısı olabilirler.
        Madde 15 – Bu kanun 28 Şubat 1954 tarihinden itibaren mer'idir.
        Madde 16 – Bu kanunun hükümlerini icraya Maliye ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekilleri memurdur.
        https://twitter.com/keyborsa_simurg

        Yorum

        • simurg
          Administrator
          • 10 Mart 2007
          • 9248

          #5
          BASIN AÇIKLAMASI


          MİLLİ EĞİTİM DE GİDERAYAK KADROLAŞMA TELAŞI

          Bilindiği üzere 13.04.2007 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim
          Kurumları
          Yöneticilerinin Atama Yönetmeliği(diğer bir ifadeyle, el altından yönetici
          atama yönetmeliği) yayınlanmıştır.Yönetmelik doğrultusunda,Türkiye
          çapında, 20
          bin civarında Milli Eğitim Yöneticisinin ataması yapılmaktadır. Hukuka ve
          insan haklarına aykırı olan, kabiliyet ve liyakati öne çıkarmak yerine
          yandaş
          kayırmacılığını öne çıkaran, idareci atamalarını bir oldu-bittiye getiren
          bu
          yönetmelik bir hukuk skandalıdır.Yönetmelik sendikamızca yürütmeyi durdurma
          talepli olarak yargıya götürülmüştür. Kuvvetle muhtemel olarak da kısa süre
          içinde bu yönetmelik Danıştay tarafından iptal edilecektir.
          El altından yönetici atama yönetmeliğinde, boş idarecilikleri ilan
          etme
          konusunda herhangi bir hüküm bulunmadığı için il ve ilçe milli eğitim
          müdürlükleri kimseye haber vermeden el altından bu atamaları yapmaktadırlar.
          Cumhuriyet tarihinde MEB, hiçbir zaman bu şekilde bir oldu-bittiye
          getirilmediği gibi, hiçbir devirde böyle hukuksuz, mantıksız, adaletsiz,
          etik
          kuralları hiçe sayan bir uygulamaya da maruz kalmamıştır. Bu ayıp, AKP
          iktidarı dönemindeki Milli Eğitim Bakanlığına nasip olmuştur.Bu
          ayıp,atamalarda kendilerine, yöneticileri teklif etme yetkisi verilen ve
          sadakat şövalyeleri gibi çalışarak efendilerini memnun etmeye çalışan il ve
          ilçe milli eğitim müdürlerine nasip olmuştur.
          Bu süreç tüm idarecileri sarsacak bir yargılama furyasını da
          beraberinde
          getirecek ve haksızlığa uğrayan binlerce kişi idare mahkemelerine bireysel
          davalar açacaktır.Bu oyunun bir parçası olarak,gönüllü roller üstlenmekten
          kaçınmayan , bazı ilçe milli eğitim müdürleri,kuralsızlığı kural haline
          getiren uygulamalara siyasi erkin kadrolaşma heyecanı adına taraf
          olmuşlardır.Şubemize bağlı 9 ilçe den (Çatalca, Silivri ,Büyükçekmece,
          Avcılar, Küçükçekmece, Bahçelievler, Güngören,Bağcılar,Esenler) özellikle üç
          ilçe milli eğitim müdürü,(Bahçelievler,Küçükçekmece,Büyükçekmece) sadakat
          şövalyesi görevlerini harfiyen yerine getirmişlerdir. Neredeyse ilçelerinde
          atanan mevcut okul müdürlerinin tamamını,mevcudiyetini makam ve mevki
          pazarlayarak sürdüren bir sendikanın üyelerinden seçmek suretiyle,
          görevlerini
          tam ve eksiksiz yapmanın huzur ve güveni içinde bulunan bu ilçe milli eğitim
          müdürlerinden olan ,küçükçekmece ilçe milli eğitim müdürü, efendileri
          tarafından hemen ödüllendirilerek!, aynı ilçede şube müdürlüğüne terfi
          ettirilmiştir!. Diğer sadakat şövalyelerinin de ödüllendirilmelerinin uzun
          sürmeyeceğini sanıyorum. Zira, eskilerin dediği gibi keser de dönecektir,
          sap
          da dönecektir. Tarih bunun örnekleriyle doludur.



          Bu keyfi , kanunsuz ve vicdandan yoksun acemi kadrolaşma çabalarını
          acı bir
          tebessümle karşılıyoruz ve de siyasi erkin zannettiği gibi,eğitimciler
          olarak
          bu keyfiyeti kuzu-kuzu kabullenmeyeceğimizi, kamuoyuna ilan ediyoruz.Yetkili
          sendika olarak tüm yurt sathında eylemlerle ve hukuksal girişimlerle bu
          kepazeliğin karşısında, eğitim çalışılanlarından aldığımız güçle dimdik
          duracağız.

          Söz konusu atama yönetmeliği, idareye “istediğini istediği yere
          atamak” gibi bir
          serbesti yet vermemektedir. Yönetmeliğin bu serbesti yeti verdiğini kabul
          ederek
          yapılan davranışlar, “görev ve yetkilerini kötüye kullanma, kişilere haksız
          menfaat sağlama, irtikap” suçlarını ortaya çıkaracaktır.

          Atama işlemini bu şekilde tesis edenlerin idari ve cezai yargılama
          sürecinde
          zor durumda kalmaları kaçınılmazdır. Gerek sendika olarak, gerekse kişisel
          olarak hukuka aykırı işlem tesisinde imzası bulunanların yargılanması
          noktasında, tarafımızdan çok ciddi takibat yapılacağının, suç duyurularında
          bulunulacağının ve davalar açılacağının bilinmesi gerekir.

          İdareci atmalarında hak, hukuk ve adalet ilkelerine aykırı
          davranarak,
          hileli davranışlarla başkalarına yarar sağlama ve diğer suçları işlemiş
          durumuna düşen idarecilere basın yoluyla ve soruşturma yargılama sürecinde
          şu soruların sorulması kaçınılmazdır;

          1- Boş idarecilikleri neden duyurmadınız?
          2- Yönetmeliğin Geçici 1. Maddesinde de ifade edilen, kazanılmış
          hakları bulunan
          kişileri atama konusunda değerlendirmeyerek, hak gaspına neden yol açtınız?
          3- Öğretmenlerin idareci olarak atanmak için verdiği dilekçeleri neden
          işleme
          sokmadınız veya kabul etmediniz?
          4- Atadığınız kişilerin kariyer ve liyakatini neye göre ölçtünüz ve
          belirlediniz?
          5- Kendi belirlediğiniz kişileri müdür veya müdür yardımcısı yaparak bu
          kişilere
          yarar sağlarken sizin maddi veya başka bir şekilde yararınız oldu mu?
          6- Danıştay kararlarını yok sayarak tesis ettiğiniz işlemlerle yargı
          kararlarına
          muhalefet ettiğinizi biliyor musunuz?
          7- Yasaları bilmemek mazeret olmadığı halde bunu bir mazeret olarak mı
          görüyorsunuz?
          8- Devlet memuru olduğunuz halde bazı kişileri atma konusunda ……. siyasi
          partisinin görevlilerinden mi emir alıyorsunuz?

          Bu sorulara net cevaplar verilemediği müddetçe, eğitim camiası bu el
          altından
          atamaları asla içine sindirmeyecek ve buna alet olan herkese yaptıklarının
          hesabını mutlaka soracaktır.

          Enver DEMİR
          Türk Eğitim- Sen Şb. Bşk
          https://twitter.com/keyborsa_simurg

          Yorum

          • ali şahin
            Katılımcı
            • 12 Mart 2007
            • 85

            #6
            Ceza ve Koruma Tedbirleri

            Ceza ve Koruma Tedbirleri
            Adaletine güvenilen bir hukuk sisteminde hükümlü statüsüne düşmek, şahsın iradesine bağlıdır. Yapılan adil yargılama sonucunda suçu sabit olmuştur. Hüküm giymiştir. Hükümlü ispatlanan suçun müsebbibidir. Bu sebeple devlet ve toplum tarafından tasnif edilmiş bir statüdedir. Suçludur.

            Ancak kovuşturma soruşturma ve dahi yargılama aşamasındaki şüpheli ve sanık henüz masumdur. Belki atılı suçu işleme konusunda delil ve emareler vardır. Zan altındadır. Ancak hukuken masumdur. Yakalama gözaltına alma sorgulama yargılama hatta tutuklama ceza muhakemesi hukuku işlemleridir. Tüm bunlar adil yargılamanın selameti için konulmuş birer koruma tedbiridir. Ceza değildir. Ceza mahkemesi kararı kesinleşene kadar şahsa ceza verilmez.

            Türk Ceza Kanunu suç tipine uygun cezayı vermeyi amaçlar. Ceza muhakemesi hukuku ise bir yandan adil yargılamanın yapılabilmesini gerçeğin açığa çıkarılmasını ve hükmolunacak cezanın infazını sağlamayı amaçlarken, diğer yandan şüpheli ya da sanık isimli kavramlarla anılan insanların kişilik haklarını korumayı amaçlar. Cezalandırmayı amaç edinmez.

            Ceza muhakemesi işlemlerini uygulayanlar ve kendisine uygulananlar tüm bu işlemlerin bir ceza değil koruma tedbiri olduğunun bilincinde olmalıdır.

            Türk Ceza Kanunu'nda belirtilen cezalar yalnızca suçu sabit olana uygulanır. Ancak ceza muhakemesi işlemleri herkese uygulanabilir.

            Türk Ceza Yasası ile öngörüyle karşılaşırsınız, ancak Ceza Muhakemesi Kanunu ile iradeniz dışında karşılaşabilirsiniz. Sakin ve suçtan uzak bir hayat sürerken asılsız bir ihbar mesnetsiz bir delil bir yanlış anlaşılma sizi ceza muhakemeleri hukukuyla hiç istemediğiniz halde karşı karşıya bırakabilir.

            Hiç öngörülmese dahi herkesin her an karşılaşabileceği ceza muhakemeleri işlemleri olan yakalama gözaltına alma sorgulama ve tutuklama işlemlerinden kısa bilgiler vermekte fayda vardır.

            Şahsın kişilik haklarının korunması ve adil yargılanmasının sağlanması için Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ve Türk Ceza Yasası'nda açık hükümler konulmuştur. Özellikle yakalama işleminden hâkim karşısına çıkarılma işlemine kadarki aşamada bilinçli olunmalıdır.

            Türk Ceza Kanunu 94. madde, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine algılama ve irade yeteneğinin etkilenmesine aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezası öngörmüştür.

            Öncelikle toplumda var olan yersiz karakol ve kolluk korkusu yok edilmelidir.

            Fiili bir cebir ve şiddet bir yana, bağırma, iradeyi yönlendirme ya da sindirme gibi mefruz bir cebirin bile şahsa uygulanması çok ağır cezalar gerektirmektedir. CMK 148. madde hükümleri de aynı yöndedir. İşkenceyle alınmış ifade rıza olsa bile delil olarak kullanılamaz. Karakolda avukat bulunmadan alınan ifade şüpheli tarafından doğrulanmadıkça kullanılamaz. Şüpheli veya sanığa sorgu esnasında yönlendirilen ifadeyi verdiği takdirde beraat edeceği gibi, kanuna aykırı yarar vaat edilemez. Kanuna aykırı elde edilmiş delil kullanılamaz.

            Bir suç şüphesinden dolayı ilk aşamada yakalama işlemine maruz kalınır. Bu aşamada yasa yakalanan şahsı şüpheli olarak tanımlar.

            Yakalama işlemi için hâkim kararı veya savcılık emri her zaman gerekli değildir. Kolluk yakalama kararı olmadan kaçma şüphesi, gecikmesinde sakınca olması sebepleriyle kendi takdiriyle sizi yakalayabilir.

            Yakalama ile başlayan ve hâkim karşısına çıkarılma ile son bulan normal şartlardaki 24 saatlik süreye gözaltı süresi denir.

            Yakalanan kişiye derhal yasal hakları bildirilir. Buna aydınlatma yükümlülüğü denir. Hakların hatırlatılması zorunludur.

            Şüpheliye kendisiyle ilgili suçlama anlatılır. Avukat bulundurma hakkı, isterse kendisine barodan ücretsiz bir avukat temin edilebileceği, susma hakkının olduğu, yakınlarından birine haber verileceği, suçlamaları ortadan kaldıracak lehine hususları ileri sürebileceği lehe olan delillerin toplanmasını isteyebileceği şüpheliye bildirilir.

            Şüpheli susma hakkını kullanabilir. Ancak kimliği ile ilgili doğru bilgileri vermek zorundadır.

            Akıllıca olan suçlamayı öğrendikten sonra yakınlarına haber vermek, avukat istemek avukat gelene kadar susma hakkını kullanmaktır. Avukat geldikten sonra öncelikle avukatla gizli görüşme hakkı vardır. Avukatla konuşup onun hukuki yardımını aldıktan sonra ifadesini vermelidir. İsterse ifade vermek zorunda değildir. Tanığın susması ya da yalan beyanda bulunması suçtur. Ancak bu durum şüpheli ve sanık için geçerli değildir. Kimseden kendi aleyhine olan hususları açığa çıkarması istenemez. Aynı şekilde birinci derece yakınlar içinde bu hak kullanılabilir. Örneğin eşinize atılı bir suçla ilgili onun aleyhine olan bir bilgiyi vermek zorunda değilsiniz.

            Gözaltı süresi 24 saattir. Toplu suçlarda soruşturmanın durumuna göre savcının emriyle 3 güne kadar uzatabilir. Normal şartlarda yakalandığınız andan itibaren 24 saat içinde hâkim karşısına çıkarılmak zorundasınız. Gözaltı süresinin uzatıldığına dair savcılık emri olmadan kimse sizi daha fazla tutamaz. Yakalandığınızda ve sorguya çıkarılma aşamasında iki kez doktor kontrolünden geçirilmeniz gerekir. Böylece gözaltı süresince yapılabilecek olası bir işkence ispatlanmış olur. Doktor kontrolünüz yapılmadı ise ve işkence gördüğünüze inanıyorsanız gözaltı süresi sonunda bedeni veya ruhi işkence izleri yok olmadan hemen hastaneye sevk edilerek işkenceyi doktor raporuyla ispatlama hakkını savcıdan ve ilk sorgu esnasında hâkimden talep edilebilirsiniz.

            Sorgu hâkimi ifadeyi aldıktan sonra tutuksuz yargılamaya veya tutuklamaya karar verebilir. Tutuklama bir ceza değildir. Yargılamanın selameti açısından konulmuş bir koruma tedbiridir. Tutuklama sebepleri kanunda belirtilmiştir.

            Şüpheli veya sanığın kaçma şüphesinin, delileri karartma şüphesinin olması suçu işlediği konusunda yoğun şüphelerin bulunması, atılı suçun toplumda infial uyandırması ve ağır nitelendirilen suçlardan olması durumunda hâkim tutuklamaya karar verir. Tutuklamaya itiraz edilebilir ve belli aralıklarla hâkim re'sen gözden geçirir. Ancak tutuklamayla beraber suç işleme konusunda yoğun bir hukuki kanaat oluşmuştur.

            Hâkim karşısına çıktıktan sonraki dönem hukuki denetim altındadır. Artık adil hukuk sisteminde hâkim savcı ve müdafi avukattan oluşan adaletin üçlü saç ayağı asgari hukuki güvenceyi şüpheli veya sanığa sağlayacaktır.

            Çağdaş hukuk düzenleri, adil yargılanma insan hakları kişi dokunulmazlığı işkenceyi önleme konusunda gereken hassasiyeti göstermektedir. Hatta devletlerin iç hukuk uygulamaları evrensel hukuk düzenlerince denetlenmektedir. Artık uygulamada kamu görevlilerinin devlet kurum ve birimlerinin ve bizzat devletin kendisinin, hassas bir sorumluluk bilinci içinde olduğu gözlenmektedir. Çünkü hem iç hukuk hem de iç hukuku denetleyen evrensel hukuk mekanizmaları anılan insanlık ihlallerine ağır müeyyideler getirmektedir.

            Bireye düşen haklarının farkına varmaktır. İnsan hakları konusunda asgari bilgiye ve bilince ulaşmak ve çevresini aydınlatmaktır. Bilinçaltındaki olumsuz ve korku içeren kanaat ve tortular temizlenmelidir. Engizisyon mahkemeleri ortaçağın karanlığına gömülmüştür. Artık çağ aydınlık ve şeffaftır. Mahkeme kadıya mülk değildir. Cezayı veren kişiler değil hukukun kendisidir.

            19 Aralık 2005
            Tercan Öztürk

            Yorum

            • apruncurtigin
              Tecrübeli
              • 13 Mart 2007
              • 613

              #7
              Hukuk Danismanim

              Degerli Üyelerimiz,
              Bu bölümde hukuki sorulariniz varsa bu sorulariniza ben ve diger hukukcu arkadaslarim severek yardimci olmaya calisiriz.eger özel sorunuz olursa onuda özel mesaj bölümden bizlere ulasabilirsiniz..Meslegi Avukatlik ve Savcilik olan üye arkadaslarimiz var...

              saygilarimla...
              Borsacıların ve borsanın yeni adresi
              [url] www.keyborsa.com[/url]

              Yorum

              • simurg
                Administrator
                • 10 Mart 2007
                • 9248

                #8
                bu bölümü açtığınız çok iyi oldu. Kendinizi bu bölümde tanıtırsanız sevinirim. Bir de küçük yatırımcılar borsada zaman zaman sıkıntılar yaşıyor.Bunlardan biri de iflasını açıklayan şirketler yada başka sebepten tahtası kapanan senetler. Bu gibi durumlarda küçük yarıtırımcı neler yapabilir, haklarını nasıl koruyabilirler. Aydınlatırsanız memnun oluruz.
                https://twitter.com/keyborsa_simurg

                Yorum

                • apruncurtigin
                  Tecrübeli
                  • 13 Mart 2007
                  • 613

                  #9
                  Sayin Simurg,

                  sormus oldugunuz konular gercekten cok kapsamli konular oldugundan dolayi tam bir cavap vemek mümkün degildir. Iflas ile alakali ayri kapsamli bir Kanunumuz bulunmaktadir. sorularinizi daha somut sekilde sorarsaniz daha iyi yardimici olauruz sizlere.
                  Ama kisaca bir tacirin iflas etttgine karar verilmesinin mansi sudur; bir tacirin alacakalari borclarini karsilayamamasindan dolayi ticari hayatina son vermesi demektir. Tabiki bir hukuki bir sürectir bu. ticaret mhk.si bu ifals massasi aolusturur ve alacaklilari ve borclari tesbit etmeye calisir. tüm resmi prosedur niyhayete erdiginde Eldeki paralar borclulara alacaklilar cetveline göre oranina göre dagitilir. bu kisa izah uzun bir yolun sadece kusbakisi bir tarifi..
                  diger bir konu ise bir hisse senedinin isleminin durdurulmasidir. bunu söyle izah edebilirim:
                  Bir hisse senedinin işlem sırası şirketle ilgili bir haberin duyurulması, şirketle ilgili bir belirsizlik halinin oluşması vs. nedenlerle açılış seansı öncesinde (açılış modu başlamadan önce veya mod başlangıcı ile emir girişi aşaması başlangıcı arasındaki süreçte) ya da açılış seansının emir toplama aşaması sırasında durdurulabilir.
                  Bu tedbir maksadli sirket denetim mekanizmasidir.
                  Borsacıların ve borsanın yeni adresi
                  [url] www.keyborsa.com[/url]

                  Yorum

                  • apruncurtigin
                    Tecrübeli
                    • 13 Mart 2007
                    • 613

                    #10
                    'Borsada manipülasyon

                    Şükür'e 2 yıl hapis cezası
                    ''Borsada manipülasyon yaparak haksız kazanç sağladıkları'' iddiasıyla yargılanan Galatasaraylı milli futbolcu Hakan Şükür'ün kardeşi Gökhan Şükür'ün de aralarında bulunduğu 5 sanık, 2'şer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
                    İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuksuz sanık Hüseyin Uğur Aksoy katıldı. Diğer tutuksuz sanıklar Gökhan Şükür, Mehmet Nurettin Çevik, Enver Çevik ve Murat Karaman ise duruşmaya gelmedi. Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşüne karşılık diyeceği sorulan Karaman'ın avukatı Meral Çil, müvekkilinin işlemler yapıldıktan 11 gün sonra işlem yaptığını savunarak, Karaman'ın Çukurova tahtasında, tahtanın kapanması nedeniyle 400 bin YTL'sinin battığını söyledi. Manipülatif işlemler yapan profesyonel borsacının bu kadar parayı batırmayacağını ve bu durumun müvekkili Karaman'ın hiçbir manipülatif işlemi bulunmadığını gösterdiğini iddia eden Çil, müvekkilinin beraatına karar verilmesini istedi. Sanık Hüseyin Uğur Aksoy da ''Biz adalete güveniyoruz'' diyerek beraatını talep etti. Davayı karara bağlayan hakim, bilirkişi heyetinin 19 Mart 2007 tarihinde mahkemeye sunduğu raporun değerlendirilmesi sonucu, sanıklar Gökhan Şükür, Hüseyin Uğur Aksoy, Mehmet Nurettin Çevik, Enver Çevik ve Murat Karaman'ı 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 47/a-2 maddesi gereğince 2'şer yıl hapis cezasına çarptırdı. Hakim ayrıca tüm sanıklara 36 bin 349 YTL adli para cezası verilmesine hükmetti. -OLAYIN GEÇMİŞİ- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, İMKB Teftiş ve Gözetleme Kurulu Başkanlığı uzmanlarının 2002 yılındaki bir tekstil firmasının hisselerinde yapay fiyat oluşumu belirleyerek, bu durumu Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) bir raporla bildirdiği belirtiliyordu. SPK'nın suç duyurusu üzerine yapılan soruşturma sonucunda Gökhan Şükür, Mehmet Nurettin Çevik, Hüseyin Uğur Aksoy, Enver Çevik ve Murat Karaman'ın, ''borsada manipülasyon yaparak haksız kazanç sağladığının tespit edildiği'' ileri sürülen iddianamede, 5 sanığın, eylemlerine uyan 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 47/a-2 maddesi gereğince 2 ile 5'er yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları isteniyordu
                    Borsacıların ve borsanın yeni adresi
                    [url] www.keyborsa.com[/url]

                    Yorum

                    • Timur
                      Tecrübeli
                      • 22 Mayıs 2007
                      • 352

                      #11
                      apruncurtigin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                      Şükür'e 2 yıl hapis cezası
                      ''Borsada manipülasyon yaparak haksız kazanç sağladıkları'' iddiasıyla yargılanan Galatasaraylı milli futbolcu Hakan Şükür'ün kardeşi Gökhan Şükür'ün de aralarında bulunduğu 5 sanık, 2'şer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
                      İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuksuz sanık Hüseyin Uğur Aksoy katıldı. Diğer tutuksuz sanıklar Gökhan Şükür, Mehmet Nurettin Çevik, Enver Çevik ve Murat Karaman ise duruşmaya gelmedi. Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşüne karşılık diyeceği sorulan Karaman'ın avukatı Meral Çil, müvekkilinin işlemler yapıldıktan 11 gün sonra işlem yaptığını savunarak, Karaman'ın Çukurova tahtasında, tahtanın kapanması nedeniyle 400 bin YTL'sinin battığını söyledi. Manipülatif işlemler yapan profesyonel borsacının bu kadar parayı batırmayacağını ve bu durumun müvekkili Karaman'ın hiçbir manipülatif işlemi bulunmadığını gösterdiğini iddia eden Çil, müvekkilinin beraatına karar verilmesini istedi. Sanık Hüseyin Uğur Aksoy da ''Biz adalete güveniyoruz'' diyerek beraatını talep etti. Davayı karara bağlayan hakim, bilirkişi heyetinin 19 Mart 2007 tarihinde mahkemeye sunduğu raporun değerlendirilmesi sonucu, sanıklar Gökhan Şükür, Hüseyin Uğur Aksoy, Mehmet Nurettin Çevik, Enver Çevik ve Murat Karaman'ı 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 47/a-2 maddesi gereğince 2'şer yıl hapis cezasına çarptırdı. Hakim ayrıca tüm sanıklara 36 bin 349 YTL adli para cezası verilmesine hükmetti. -OLAYIN GEÇMİŞİ- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, İMKB Teftiş ve Gözetleme Kurulu Başkanlığı uzmanlarının 2002 yılındaki bir tekstil firmasının hisselerinde yapay fiyat oluşumu belirleyerek, bu durumu Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) bir raporla bildirdiği belirtiliyordu. SPK'nın suç duyurusu üzerine yapılan soruşturma sonucunda Gökhan Şükür, Mehmet Nurettin Çevik, Hüseyin Uğur Aksoy, Enver Çevik ve Murat Karaman'ın, ''borsada manipülasyon yaparak haksız kazanç sağladığının tespit edildiği'' ileri sürülen iddianamede, 5 sanığın, eylemlerine uyan 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 47/a-2 maddesi gereğince 2 ile 5'er yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları isteniyordu

                      bu haberden sonra moralim bozuldu ya.. aklıma nedense şeker finansal kiralama geldi

                      Yorum

                      • simurg
                        Administrator
                        • 10 Mart 2007
                        • 9248

                        #12
                        Timur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                        bu haberden sonra moralim bozuldu ya.. aklıma nedense şeker finansal kiralama geldi
                        ŞEKFIN de manipülasyon sözkonusu değil ki şirketin beceriksizliği sözkonusu
                        https://twitter.com/keyborsa_simurg

                        Yorum

                        • simurg
                          Administrator
                          • 10 Mart 2007
                          • 9248

                          #13
                          Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin )

                          Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 1)


                          Ergun Özbudun ve ekibinin AKP için hazırladığı yeni anayasa taslağı.





                          NTV-MSNBC
                          Güncelleme: 11:57 TSİ 13 Eylül 2007 Perşembe


                          - Yeni Anayasa taslağının maddeleri: Haberin devamı

                          Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 2)
                          Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 3)
                          Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 4)
                          Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 5)
                          Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 6)
                          Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 7)
                          Yeni Anayasa Taslağı (Tam metin 8)




                          TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI ÖNERİSİ
                          NOT:
                          Bu “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Önerisi”;
                          8 Haziran 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’ın Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN’dan talebi üzerine, aşağıda isimleri yazılı kişilerden oluşan Komisyon tarafından hazırlanmış, 2 Ağustos 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’a sunuşu yapılmış ve 29 Ağustos 2007 tarihinde çalışmalar tamamlanarak ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkan Yardımcısı Sayın Dengir Mir Mehmet FIRAT’a teslim edilmiştir.



                          Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN (Komisyon Başkanı)

                          Prof. Dr. Zühtü ARSLAN

                          Prof. Dr. Yavuz ATAR

                          Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM

                          Prof. Dr. Levent KÖKER

                          Doç. Dr. Serap YAZICI




                          BAŞLANGIÇ
                          Herkesin insan haysiyetinden kaynaklanan evrensel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancıyla hareket eden, her türlü ayrımcılığı reddeden, farklılıklarımızı kültürel zenginliğimizin kaynağı olarak gören bir eşitlik anlayışına sahip biz Türk Milleti; insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyetin kurum ve kurallarını düzenleyen bu Anayasayı, egemen irademizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemâl Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış idealine olan bağlılığımızın ifadesi olarak kabul ve teyid ederiz.



                          BİRİNCİ KISIM
                          Genel Esaslar

                          Devletin şekli
                          Madde 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

                          Cumhuriyetin nitelikleri
                          Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

                          Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
                          Madde 3- (1) Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
                          (2) Resmî dili Türkçedir.
                          (3) Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
                          (4) Millî marşı “İstiklâl Marşı”dır.
                          (5) Başkenti Ankara’dır.

                          Devletin temel amaç ve görevleri
                          Madde 4- Devletin temel amaç ve görevi, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak ve hürriyetlerini kullanmalarının önündeki bütün engelleri kaldırmak ve halkın huzur, güvenlik ve refahını sağlamak suretiyle insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaktır.

                          Egemenlik
                          Madde 5- (1) Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir.
                          (2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.
                          (3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
                          (4) Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.

                          Yasama yetkisi
                          Madde 6- Yasama yetkisi, Türk Milleti adına, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır.

                          Yürütme yetkisi ve görevi
                          Madde 7- Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

                          Yargı yetkisi ve görevi
                          Madde 8- Yargı yetkisi ve görevi, Türk Milleti adına, bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır ve yerine getirilir.

                          Eşitlik
                          Madde 9- (1) Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
                          (2) Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
                          (3) Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesimler için alınan tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
                          (4) Devlet organları ve idare makamları, bütün eylem ve işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

                          Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
                          Madde 10- (1) Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluşları ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
                          (2) Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.



                          İKİNCİ KISIM
                          Temel Haklar ve Hürriyetler



                          BİRİNCİ BÖLÜM
                          Genel Hükümler

                          Temel hak ve hürriyetlerin niteliği
                          Madde 11- Herkes, insan haysiyetinden kaynaklanan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

                          Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması
                          Madde 12- (1) Temel hak ve hürriyetler, sadece Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.
                          (2) Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

                          Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
                          Alternatif 1
                          Madde 13- Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.

                          Alternatif 2
                          Madde 13- (1) Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.
                          (2) Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.

                          Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
                          Madde 14- (1) Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, durumun gerektirdiği ölçüde sınırlandırılabilir veya durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
                          (2) Birinci fıkrada belirtilen durumlarda dahi, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse dinî inançlarını, vicdanî kanaatlerini ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalara ilişkin hükümler geçmişe yürütülemez; suçluluğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.



                          İKİNCİ BÖLÜM
                          Kişinin Hakları ve Hürriyetleri

                          Yaşama hakkı
                          Madde 15- (1) Herkes yaşama hakkına sahiptir.
                          (2) Meşru müdafaa, yakalama veya tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, ayaklanma veya isyanın bastırılması hallerinde silâh kullanmanın kanunen zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.

                          İşkence ve kötü muamele yasağı
                          Madde 16- (1) Kimseye işkence ve kötü muamele yapılamaz. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
                          (2) Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; kimse rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.

                          Zorla çalıştırma yasağı
                          Madde 17- (1) Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.
                          (2) Şekil ve şartları kanunla düzenlenen tutukluluk veya hükümlülük süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.

                          Kişi hürriyeti ve güvenliği
                          Madde 18- (1) Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
                          (2) Kişi hürriyeti, aşağıdaki durumlarda, kanunun öngördüğü esas ve usullere göre sınırlanabilir:
                          a) Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;
                          b) Mahkeme kararının veya kanunda öngörülen yükümlülüğün yerine getirilmesi;
                          c) Küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen kararın yerine getirilmesi;
                          ç) Toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya âlkol tutkunu, serseri veya hastalık yayabilecek kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için alınan tedbirlerin yerine getirilmesi;
                          d) Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren kişinin ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen kişinin sınır dışı edilmesi.
                          (3) Yakalama ve tutuklama hâkim kararı ile olur. Tutuklama kararı, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler hakkında ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, suçluluğu hakkında kuvvetli belirtiler bulunan kişiyi mahkeme önüne çıkarmak amacıyla veya ikinci fıkranın (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen kişilerle ilgili olarak önleme amaçlı yapılabilir.
                          (4) Yakalama ve tutuklamanın usul ve esasları kanunla düzenlenir.
                          (5) Yakalanan veya tutuklanan kişiye, yakalama veya tutuklama sebepleri ve hakkındaki iddialar herhalde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir. Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı yakınlarına derhâl bildirilir.
                          (6) Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç, en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden mahrum bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.
                          (7) Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma, ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasına veya hükmün infazını sağlamak için bir güvenceye veya başka yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir.
                          (8) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Yargı merci kararını vermeden önce hürriyeti kısıtlanan kişiyi dinler.
                          (9) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre Devletçe ödenir.

                          Özel hayatın ve aile hayatının gizliliği ve korunması
                          Madde 19- (1) Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
                          (2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.

                          Kişisel bilgilerin korunması
                          Madde 20- (1) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel bilgi ve verilerin korunması hakkına sahiptir.
                          (2) Bu bilgiler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir sebebe dayalı olarak kullanılabilir. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan veya kayıtlarda yer alan bilgilere erişme, bunlarda düzeltme yaptırma ve bu bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahiptir.

                          Konut dokunulmazlığı
                          Madde 21- (1) Kimsenin konutuna dokunulamaz.
                          (2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.

                          Haberleşme hürriyeti
                          Madde 22- (1) Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
                          (2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.

                          Yerleşme ve seyahat hürriyeti
                          Madde 23- (1) Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
                          (2) Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek, kamu mallarını korumak; seyahat hürriyeti ise suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle, genel sağlığı korumak yahut suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla sınırlanabilir.
                          (3) Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından mahrum bırakılamaz.
                          (4) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da suç soruşturması veya kovuşturması sebepleriyle sınırlanabilir.

                          Din ve inanç hürriyeti
                          Madde 24- (1) Herkes din ve inanç hürriyetine sahiptir. Bu hak, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama ve bunları değiştirebilme hürriyetini de içerir.
                          (2) Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç, düşünce ve kanaatlerinden ve bunları değiştirmekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir muameleye tâbi tutulamaz.
                          (3) İbadet ve dinî ayin ve törenler, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.

                          Alternatif 1
                          (4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din eğitim ve öğretimi, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. Devlet bu taleplerin gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.

                          Alternatif 2
                          (4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din kültürü ve ahlâk öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bu dersten muafiyet, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.

                          Alternatif 1
                          (5) Din ve inanç hürriyeti, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

                          Alternatif 2
                          (5) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsî çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

                          Alternatif 3
                          (5) Din ve inanç hürriyeti, anayasal düzeni din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

                          Düşünce, vicdan ve kanaat hürriyeti
                          Madde 25- (1) Herkes düşünce, vicdan ve kanaat hürriyetine sahiptir.
                          (2) Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce, vicdan ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

                          İfade hürriyeti
                          Madde 26- (1) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
                          (2) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
                          (3) Bu hak ve hürriyetlerin kullanılması; millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatının korunması, suçların önlenmesi, devlet sırrı olarak usûlünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının sağlanması, savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

                          Basın ve yayın hürriyeti
                          Madde 27- (1) Basın hürdür, sansür edilemez.
                          (2) Basın hürriyeti 26 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlanabilir.
                          (3) Yargılamanın amacına uygun olarak yerine getirilmesi için kanunla belirtilecek sınırlar içinde hâkim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konulamaz.
                          (4) Süreli veya süresiz yayın yapmak ve bu amaçla basımevi kurmak, önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
                          (5) Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.
                          (6) Süreli yayınların çıkarılması, yayın şartları, malî kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanunla haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayınlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı şartlar konulamaz.
                          (7) Süreli ve süresiz yayınlar hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunun yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli yayınların durdurulması da aynı hükümlere tâbidir; ancak bu yayınların kapatılması sadece mahkeme kararıyla mümkündür. Toplatma, durdurma ve kapatmaya ilişkin şartlar ile usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
                          (8) Masumiyet karinesinin ihlâline yönelik yayın yapılamaz.
                          (9) Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişinin haysiyet ve şerefine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır. Düzeltme ve cevap yayınlanmazsa, yayınlanmasının gerekip gerekmediğine, hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde karar verilir.
                          (10) Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.
                          (11) Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının ve radyo ve televizyon yayınlarını denetleyen kurumun özerkliği ve tarafsızlığı esastır.

                          Mülkiyet ve miras hakkı
                          Madde 28- (1) Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
                          (2) Bu haklar, kamu yararı sebebiyle sınırlanabilir.

                          Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyeti
                          Madde 29- (1) Herkes, dilediği alanda çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.
                          (2) Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetleri, millî güvenliğin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.

                          Dernek kurma hürriyeti
                          Madde 30- (1) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma, bunlara üye olma ve üyelikten ayrılma hürriyetine sahiptir.
                          (2) Dernek kurma hürriyeti millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
                          (3) Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, gecikmesinde sakınca varsa millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde, kanunla yetkili kılınan merci, derneği faaliyetten men edebilir. Bu merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.
                          (4) Birinci fıkra hükmü, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensuplarına, hâkim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlara ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde diğer kamu hizmeti görevlilerine sınırlamalar getirilmesine engel değildir.
                          (5) Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.

                          Toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyeti
                          Madde 31- (1) Herkes, önceden izin almadan, silâhsız ve saldırısız toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyetine sahiptir.
                          (2) Toplantı, gösteri ve yürüyüş hürriyeti, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

                          Hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı
                          Madde 32- (1) Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
                          (2) Hiç kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz ve bir kimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.
                          (3) Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.
                          (4) Davalar, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve alenî olarak görülür. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın, küçüklerin korunmasının veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliğinin gerektirdiği veya davanın alenî olarak görülmesinin yargılamanın selâmetine zarar verebileceği özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
                          (5) Küçüklerin yargılanması hakkında özel hükümler konulabilir.
                          (6) Her sanık aşağıda belirtilen haklara sahiptir:
                          a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebi hakkında en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak bilgilendirilmek,
                          b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak,
                          c) Kendisini bizzat veya tayin edeceği bir müdafiin yardımından yararlanarak savunmak; müdafi tayini için gereken malî imkânlardan mahrum bulunuyor ve yargılamanın selâmeti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir müdafiin yardımından bedelsiz yararlanabilmek,
                          ç) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı şartlar altında dinlenmesini istemek,
                          d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından bedelsiz yararlanmak.
                          (7) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
                          (8) Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.

                          Suç ve cezalara ilişkin esaslar
                          Madde 33- (1) Suç ile ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiili gerçekleştirmesinden dolayı cezalandırılamaz ve kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
                          (2) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da birinci fıkra uygulanır.
                          (3) Suçluluğu kesin mahkeme kararı ile hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
                          (4) Hiç kimse, kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
                          (5) Ceza sorumluluğu şahsîdir.
                          (6) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı hürriyetinden alıkonulamaz.
                          (7) Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.
                          (8) Kamu İdaresi, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.
                          (9) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.

                          İspat hakkı
                          Madde 34- Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde, ispat talebinin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.
                          https://twitter.com/keyborsa_simurg

                          Yorum

                          Working...
                          X

                          Debug Information