Mailimize Takilanlar...

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • FNT
    KARAKARTAL
    • 29 Mart 2008
    • 4754

    #121
    Babası Öldü

    Yetim büyüdü.


    Üvey evlat oldu.
    Tutuklandı.
    Hapse atıldı.
    Sürüldü.
    İşsiz kaldı.
    Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne;



    'Harcamalarım
    fazla değil, zira gelirim hep az.'
    Hastalandı, böbreklerinden.
    Vuruldu, göğsünden.
    Mesleğinden atıldı.
    İdama çarptırıldı.
    Kardeşleri öldü.
    Çocuğu olmadı.
    Boşandı.
    Karaciğeri iflas etti..

    Evet...




    Mustafa Kemal Atatürk bu...

    Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın...



    Anlatın ki, o yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.

    Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan
    ibaret değil çünkü...



    Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.

    İşte liste yukarıda.



    Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse gelmiş...


    Bunu anlatın...


    Direnen, teslim olmayan ruhu anlatın ..

    Korkmasınlar engellerden.
    Korkmasınlar yalnız kalmaktan.



    Korkmasınlar işsizlikten.. .
    Korkmasınlar parasızlıktan.
    Korkmasınlar alçaklardan.
    Korkmasınlar doğrulardan.


    Yürek dediğin...
    Sadece organ değil
    Bunu anlayın !!!


    AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasını protesto ediyoruz!!!



    Ulusal bilincimizi yavaş yavaş yok etmelerine izin vermek istemiyorsanız bu elektronik postayı iletebileceğiniz kadar iletin !!!



    Bir Anı ...

    İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...
    Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün
    kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını
    yıkamaktadır. Yaveri; 'Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde, niye
    böylesiniz?' der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı
    unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı. Setremi yastık

    yaptım üşüdüm. Uyumadım kalktım' der. Yaveri; 'Aman paşam! Birimize haber verseydiniz. Hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik' der ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir; 'Geç fark ettim. Hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam degil, milletimin rahat uyuması ..'





    ATAMIZ SAYESİNDE ÖYLE RAHAT UYUYORUZ Kİ;


    HALA UYANAMADIK !!!




    ÖNEMLİ NOT: Bir sürü saçma e-postayı ONLARCA kere birilerine gönderip dileklerinizin gerçekleşmesini


    bekleyeceğinize, lütfen bunu iletin !!!

    Yorum

    • MAGGGMA
      ...................
      • 12 Haziran 2007
      • 1375

      #122
      > Akşam yemeği esnasında çocuk babasına sorar, Kaç çeşit kadın göğsü vardır?
      > >
      > > Baba şaşkınlık içinde cevap verir,
      > > 'yavrum 3 çeşit göğüs vardır;
      > > Bayan yirmilerde ise aynı kavun gibidir yuvarlak ve sıkı,
      > > Otuz ve kırklardaysa armut gibidir güzel durur fakat biraz sarkıktır,
      > > elliden sonra ise aynı soğan gibidir.'
      > > 'Soğan??'
      > > 'Evet, onlara baktığında, seni ağlatır.'
      > > Adamın karısı ve kızı masada çileden çıkar ve kızı annesine sorar;
      > > 'Anne kaç çeşit erkek organı vardır?'
      > > Anne biraz gülümseme) ile cevap verir;
      > > 'Yavrum 3 çeşit erkek organı vardır.
      > > Erkek yirmilerde ise aynı meşe ağacı gibidir. Sert ve güçlü.
      > > Otuz ve kırklarda ise ıhlamur ağacı gibidir, esnek ama kullanışlı,
      > > ellisinden sonra ise aynı yılbaşı ağacı gibidir.'
      > >
      > > 'Yılbaşı ağacı??'
      > > 'Toplarla süslenmiş ama sadece DEKOR!....'

      Yorum

      • MAGGGMA
        ...................
        • 12 Haziran 2007
        • 1375

        #123
        Anneni seviyor musun?


        Annene nasıl davranıyorsun?

        Anneni seviyorsan bu yazıyı okumaya devam et...




        Bir insan için bundan daha güzel ne olabilir:

        Yeni bir Mersedes arabaya, süper bir villaya, güzel bir eşe sahib olmak. Fakat bunlardan daha güzeli insanın annesinin yanında olması ve onu her sabah öperek " Allah senden razı olsun anne" demesidir...


        Çocukların bir çoğu anneleri ile beraber olmaktan sıkılır ve onlarla beraber yürümekten çarşı ve pazara gitmekten utanırlar. Aksine anneler çocuklarını çarşıya götürdüklerinde yahut akrabalarından birinin evine götürdüklerinde onlarla iftihar ederler... Hakikaten ne güzel anneler ve ne katı oğullar...





        Herkes eşine ve arkadaşına hediye göndermek ister, fakat Allah ıslah etsin hangimiz annesine hediye göndererek süpriz yapmayı düşünür...


        Belki annenin senin için kalbinde taşıdığı sevginin büyüklüğünü bilemezsin. Ancak evlenip çocuk sahibi olduktan sonra annelerin çocukları için taşıdıkları sevginin büyüklüğünü anlarsın! Şimdi anlattıklarımdan sonra annenin senin için kalbinde taşıdığı sevginin büyüklüğünü hissetmiyorsan senin kalbinin çorak bir araziden farksız olduğunu kabul etmelisin...



        Gerçekte bu anne oğlunun elleri arasında can verdi
        Fakat bir dakika! Gördüğünüz gibi ölüm anında bir şeyi unutmadı: oğlunun yanaklarındaki göz yaşlarını silmeyi...


        Ve toprağa girmezden önce hakiki sevginin hikayesini tarihin satırlarına kaydetmeyi...
        İşte bu durakta avuçlarını kaldırdı ve sanki şöyle diyordu "Sen önemlisin ey oğlum, seni kim koruyacak sana kim yardım edecek? Bu gece senin kederlerini kim duyacak, senin sevdiğin şeyleri sana kim pişirecek, elbiselerini nerede yıkayacaksın?

        Elveda ey hayatımın süsü elveda! Bu dünyada herşeyin bir çaresi vardır: eşin; boşarsın ve daha güzeli ile evlenebilirsin. Çocukların; onlardan başkasını dünyaya getirebilirsin. Malların; onlardan daha iyisini elde edebilirsin ... Fakat annen... O, gittiği zaman geri dönmeyen tek şeydir.
        Bazı çocuklar annelerinin sadece birer hizmetçi olduğunu zannediyorlar: pişiririr, temizler, sabahleyin uyandırır. Fakat hizmetçi ile anne arasındaki en önemli fark hizmetçi ücretini alır anne ise gece gündüz ücretsiz çalışır...

        Bazı çocuklar annelerinin kıymetlerini asla bilemezler ta ki üvey anne gelinceye ya da annelerinin ruhları bulutların üzerine çıkıncaya kadar.


        İçimizden kaç kişi annesinin elini öpüyor, kaç kişi annesinin başını öpüyor ve yine içimizden kaç kişi annesi ile hürmet ve edeple konuşuyor. Herhangi birimiz annesine karşı nasıl davrandığına dikkatle baksa kendisini hayırsız, vefasız ve suçlu bulur.
        İnsan ne kadar aciz bir varlıktır...




        Şu tarihi bir gerçektir ki kim annesine isyan etmişse hayatı boyunca hayır ve mutluluk görmemiştir. Ve yine tarihi bir gerçek olarak annesine kötü davrananaların, çocuklarının da onlara aynı şekilde ya da daha kötü davrandıklarını biliyoruz.



        Gördüğünüz gibi böyle oğullar da var...






        Bu yazıyı okuduktan sonra başkalarına göndermemezlik etmeyeceğinizi umarım...



        Peygamber efendimiz buyuruyor ki; kim hayra delalet ederse o hayrı işleyenlerin kazandığı sevabı kazanır. Kim de şerre delalet ederse o şerri işleyenlerin kazandığı günahı kazanır.


        Allahımbu yazıyı okuyan ve başkalarına gönderenlerin annelerini afv ve mağfiret eyle...

        Yorum

        • MAGGGMA
          ...................
          • 12 Haziran 2007
          • 1375

          #124
          Beş yaşında idim.
          Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
          Bir tane yere düştü.
          Babaannem eğildi,
          aramaya başladı.
          Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
          Çocukluk iste,

          -Aman babaanne dedim.
          - Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
          Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
          -Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
          - Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar.

          Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru,
          alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
          Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.



          Aradan yıllar geçti.
          Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
          Alain'in proposlarini okuyorum.
          Birden irkildim.
          Babaannemi hatırladım.
          Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa
          karşı ihanet etmiş olur diyordu.
          İlave ediyordu.
          Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın
          teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.

          On dokuz yıl evveldi.
          Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim.
          Geceydi. Sabahleyin, traş olmak i çin
          lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
          'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın,
          yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç
          çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
          Doğrusu hayretler içinde kaldım.
          Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
          Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
          İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık
          jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor,
          gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

          İsviçre'de zaman zaman, belli
          periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
          'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.
          Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz,
          kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa,
          kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,
          kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla
          ağaç ziyanına engel olun.'

          Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
          Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül
          edememiş,

          hayatın manasını anlayamamış, zavallı
          kimselerdir
          ..
          Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
          Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
          Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar
          gırtlağı aşıyor.


          Zamanın başbakanı meclisi toplar.
          Kürsüye çıkar.
          Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;

          -Şu andan itibaren der,

          -Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve
          dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden,

          pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
          -Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
          Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası
          açılır.
          Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun
          bütün kesimlerini, tek istisna olmadan
          kapsadığını söylemeye gerek yok.
          Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
          Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...


          *
          Gerekmediği halde elektriği yakmakla,
          suyu kapamadan bos yere akıtmakta,

          gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden
          yatmakla,
          yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına
          geçmiyor muyuz
          ?

          *Hayat çok ince, akil almaz incelikte
          ipliklerle örülmüştür.

          Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,

          İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç
          unutmadım.

          Bir mıh bir nalı kurtarır.

          Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
          Bir komutan bir orduyu,
          Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

          Maddi durumumuz ne olursa olsun,
          ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
          Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.


          hele de . islam kültürü açısından baktıgımız zaman


          Sanırım ' forward ' edilmesi gereken bir
          mesaj varsa o da budur...

          Yorum

          • MAGGGMA
            ...................
            • 12 Haziran 2007
            • 1375

            #125
            Beş yaşında idim.
            Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
            Bir tane yere düştü.
            Babaannem eğildi,
            aramaya başladı.
            Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
            Çocukluk iste,

            -Aman babaanne dedim.
            - Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
            Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
            -Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
            - Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar.

            Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru,
            alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
            Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.



            Aradan yıllar geçti.
            Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
            Alain'in proposlarini okuyorum.
            Birden irkildim.
            Babaannemi hatırladım.
            Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa
            karşı ihanet etmiş olur diyordu.
            İlave ediyordu.
            Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın
            teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.

            On dokuz yıl evveldi.
            Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim.
            Geceydi. Sabahleyin, traş olmak i çin
            lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
            'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın,
            yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç
            çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
            Doğrusu hayretler içinde kaldım.
            Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
            Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
            İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık
            jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor,
            gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

            İsviçre'de zaman zaman, belli
            periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
            'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.
            Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz,
            kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa,
            kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,
            kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla
            ağaç ziyanına engel olun.'

            Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
            Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül
            edememiş,

            hayatın manasını anlayamamış, zavallı
            kimselerdir
            ..
            Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
            Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
            Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar
            gırtlağı aşıyor.


            Zamanın başbakanı meclisi toplar.
            Kürsüye çıkar.
            Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;

            -Şu andan itibaren der,

            -Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve
            dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden,

            pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
            -Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
            Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası
            açılır.
            Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun
            bütün kesimlerini, tek istisna olmadan
            kapsadığını söylemeye gerek yok.
            Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
            Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...


            *
            Gerekmediği halde elektriği yakmakla,
            suyu kapamadan bos yere akıtmakta,

            gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden
            yatmakla,
            yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına
            geçmiyor muyuz
            ?

            *Hayat çok ince, akil almaz incelikte
            ipliklerle örülmüştür.

            Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,

            İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç
            unutmadım.

            Bir mıh bir nalı kurtarır.

            Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
            Bir komutan bir orduyu,
            Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

            Maddi durumumuz ne olursa olsun,
            ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
            Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.


            hele de . islam kültürü açısından baktıgımız zaman


            Sanırım ' forward ' edilmesi gereken bir
            mesaj varsa o da budur...

            Yorum

            • MAGGGMA
              ...................
              • 12 Haziran 2007
              • 1375

              #126
              ne olur herkese yollayın bu maili :(
              Gata da yatan 20 yaşındaki Kan Kanseri bir delikanlı için B RH ( -) kana (Aslında trombosite, aşağıdakileri okuyunuz) ihtiyaç vardır.
              10 kişiye gönderince dileğiniz olmayacak ama bir hayatı kurtaracaksınız.

              İNSANLIK İÇİN ALLAH RIZASI İÇİN BU
              MESAJI BILDIKLERINIZE
              ULAŞTIRINIZ!
              Okan Sönmez, 20 yasinda
              lösemi ( kan kanseri) hastasi,
              Gata Tip Fakültesi'nde
              yatiyor,hayatta kalmak
              icin hergün en iki
              ünite trombosite ihtiyaci var.
              Ama kan grubu
              B rh (-) (negatif)
              oldugu icin ailesi kan (daha dogrusu
              trombosit) verecek
              donör
              bulmakta
              zorlaniyor.
              Babasi
              Hayrettin Sönmez insanlarin
              ilgisizliginden yakiniyor. Isyeri olan Istanbul
              Büyüksehir Belediyesine yaptigi basvuruya 30 bin çalisan
              arasindan sadece 3 kisi cevap vermis.
              Oglunu yasatabilmek icin
              varini yogunu
              ortaya koyuyor. Eger siz
              veya bir tanidiginiz B rh (-)
              negatif); kana sahipse Lutfen Hayrettin
              Sönmez'e ait 0535 744
              87 10 numarali telefonu arayin.
              Yok ben böyle islerle ilgilenmem
              diyorsaniz. En azindan mouseunuzu birkac
              kez tiklatarak bu mesaji adres
              defterinizdeki kisilere
              yollayin.Orada yatan
              sizin cocugunuz veya kardesiniz
              olabilirdi.
              Not: Trombosit kanin pihtilasmasina yol acan bir
              maddedir.
              Kisi trombosit verdikten 3 gün sonra
              yeniden trombosit verebilir.Saglikli bir
              insan yilda 24 kez trombosit
              verebilir.
              Kandaki trombosit ayriştirilmasi işlemi
              yaklaşık 50 ile 70 dakika arasinda
              sürmektedir. Eğer bunu yapamıyorsanız en
              azından mouseunuzu bir kaç kz tıklatarak bu gence yardımcı olabilirsiniz.
              Unutmayınız, bu siz, yada kardeşiniz, veya çok'sevdiğiniz birisi de
              olabilir...

              Yorum

              • MAGGGMA
                ...................
                • 12 Haziran 2007
                • 1375

                #127
                Haklısınız hanımefendi

                Görevini Ümit Boyner'e devretmek üzere bulunan TÜSİ- AD başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, "demokrasi ipine sıkı sıkı sarılalım" demiş...
                Haklısınız hanımefendi... İstanbul sermayesinin, Anadolu sermayesi karşısında pabucun pahalı olduğunu görünce aklını başına toplaması bizi de sevindirdi.
                Lakin, bu vecizeyi, sebeb-i hayatınız, pederiniz beyefendiye de söylediniz mi?
                Sık sık görüşüyor musunuz, bayramlarda elini öpmeye mi gidiyorsunuz bilemem ama, yüzüne karşı mutlaka söyleyiniz.
                Örneğin önümüzdeki 28 Şubat günü baba evine yapacağınız bir ziyaret bu açıdan hayırlara vesile olabilir... Anlamlı bir gündür bu!
                Pederiniz beyefendinin, devrin koalisyon hükümetinin devrilmesine "çanak" olmayı kabul ettiği günün yıldönümü...
                Elini öpüp hayır duasını aldığınızda, sevgili babacığınızın kulağına "güçlü hükümetlerden kurtulmak için karanlık güçlerle kumpas kurmaya çalışmanın demokrasiye aykırı olduğunu" da fısıldayınız!
                Sonra da onu iki yanağından öpünüz.
                Kelkit gelenekleri arasında "çocuk lafı dinlemek" var mıdır bilmem ama, ola ki etkilenir...
                Etkilenir de, bir daha Anayasa'yı çiğneyen Anayasa hukukçularını desteklemez...
                Darbecilerin yargılandığı davaları "sulandırmak" için kasıtlı ve taraflı yayın yapmaz...
                Sizin kursağınıza soktuğu lokmayı (ve çok daha fazlasını) kazanmak için de, sahip olduğu yayın organlarını "gerici hükümetle arslanlar gibi mücadele eden Atatürkçü medya" ayağına yatırmaz...
                Pardon, argo kullandım, siz hiç duymamışsınızdır, yüksek sınıf üyeleri bilmezler böyle şeyleri.
                Eski kamyon sürücülerine ve yedek parçacılara sorun, belki onlar size tercüme ederler.
                Hanımefendi, geçen günkü konuşmanızda, "işçilerin demokratik beklentileri olduğunu" da belirtmişsiniz.
                Haklısınız... Pederiniz beyefendiye rakip yayın organlarında çalışan basın işçilerinin de bu yönde beklentileri var...
                Örneğin biz, pederiniz beyefendinin istihdam ettiği tetikçiler tarafından hakarete uğramamayı arzularız. "Hükümetle kavga etmeyen, hükümete düşmanlık gütmeyen" basın emekçilerine "yandaş" yaftasının yapıştırılması demokrasiye uygun değildir.
                Pederinize söyleyiniz, yandaşlık kavramının bir tür "ağır suç" olarak gösterildiği sözkonusu hükümet de Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'dir.
                Hani, sanki Yunan Hükümeti'ne yandaşlık ediliyor gibi bir hava yaratıldı da, o bakımdan yani...
                Pederinize söyleyiniz, adamlarına, "bazı arkadaşlarının onların fikirlerinden daha değişik bazı fikirlere de sahip olabileceklerini" anlatsın ki demokrasi yönünde adım atılsın.
                Adamlarına, kendi gönlünden kopmayan ücreti başka patronların verebileceğini, diğer patronların işçilerinin kazandıkları yövmiyeyi kıskanmanın "ayıp" olduğunu da mutlaka öğretsin! Adamlarının para açısından sıkıntıları varsa, bunu bize saldırarak değil, pederinizle ya da yöneticileriyle görüşerek çözsünler.
                Pederiniz beyefendiye "küçülmeye karar verdiği" yayıncılık hayatında uzun ömür, size de "bundan sonraki çalışmalarınızda" başarı ve mutluluklar dilerim hanımefendi... <img alt="" width="1" height="1">

                Yorum

                • MAGGGMA
                  ...................
                  • 12 Haziran 2007
                  • 1375

                  #128
                  1993'de PKK'lı teröristler tarafından pusuya düşürülen 33 Mehmetçik'ten Şenol Cansız'ın annesi, Olay öncesi, bir subayın teröristlerle haberleşip ''Size peynir bidonları gönderiyoruz'' dediğini ileri sürdü...
                  İlgili Haberler

                  33 şehit, peynir bidonu diye gönderilmiş 'Katledilen 33 şehidin 300 şahidi var'

                  Ergenekon davası soruşturmasında, 33 Mehmetçik'in şehit edilmesi olayı yeniden gündeme geldi. 24 Mayıs 1993 tarihinde Elazığ-Bingöl karayolunda PKK'lı teröristler tarafından pusuya düşürülen 33 Mehmetçik haince şehit edilmişti.
                  33 Mehmetçik, Manisa Kırkağaç 6. Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı'nda komando eğitimi aldıktan sonra, dağıtım izni ardından Van İl Jandarma Komutanlığı'na katılmak üzere sivil otobüslerle yola çıkmıştı.
                  Şehit edilen askerlerden Samsunlu Şenol Cansız'ın ailesi, olayla ilgili 16 yıl sonra ilginç açıklamalarda bulundu. Olay öncesi, bir subayın teröristlerle haberleşip ''Size peynir bidonları gönderiyoruz'' dediğini ve Mehmetçikleri taşıyan şoförün yolda 4 kez teröristlerle konuştuğunu öğrendiklerini ileri süren acılı aile, olayın araştırılıp sorumluların yargılanmasını istiyor.
                  Samsun'un Vezirköprü ilçesi Aşağınarlı köyünde yaşayan şehit Şenol Cansız'ın ailesi, Ergenekon soruşturmasında gündeme gelen olayı CİHAN muhabirine anlattı. 16 yıldır geceleri uyku uyuyamadıklarını söyleyen Kazım - Hanım Cansız çifti, oğlu ile birlikte 33 vatan evladının bile bile PKK'ya kurban verildiğini ifade etti. Oğullarının şehit düştüğünü en son kendilerinin öğrendiğini anlatan anne Hanım Cansız, ''Kurban Bayramı'na bir iki hafta kala Vezirköprü'ye dağıtım iznine geldi. Biz İstanbul Çapa'da oturuyorduk. Burada arkadaşlarıyla gezmiş eğlenmiş. Telefon açıp 'Gitme, bayram sonrası biz seni götürürüz' dedik. Vedalaşıp yola çıktı. Bingöl'e varmadan bir dağ lokantasından telefon açtı. Malatya'dan uçakla götüreceklerini ama uçağa bindirmediklerini söyledi. 'Arabam kalkıyor gidiyorum anne' dedi. Bir daha da sesini duyamadım. Hiçbir şeyden haberimiz yok. Bir gün sonra köyümüze geldik. Haber bizden önce köye gelmiş. Cenazesi geldiğinde ise sadece elbiselerini gördüm. Boğazında ve kafasında kurşun varmış. Çocuğumu nasıl gönderdiysem öyle hatırlayayım diye yüzüne bile bakamadım.'' dedi.
                  ''EVLATLARIMIZ PEYNİR YERİNE KONULMUŞ''
                  Mehmetçiklerin komploya kurban gittiğini, göz yaşlarına boğularak anlatan Cansız, olayda askerlere refakat eden subay ve şoförden şikayetçi olduğunu söyledi. Hanım Cansız, ''Çocuğum elleri nasır bağlayana kadar eğitim aldı. Üstüne basa basa söylüyorum. Bizim çocuklarımız PKK'ya kurban edildi. Alın size kurban, ne yaparsanız yapın denildi. Çocuklarımız neden zırhlı askeri araçla götürülmedi. Uçakla gönderileceği söylendiği halde neden sivil otobüse bindirildi. Olay anında askerlerimizi götüren subay, teröristlerle haberleşip ''Size 33 peynir bidonu yolluyoruz'' demiş. Şoför yolda 4 kez durup telefon açıp PKK'ya bilgi vermiş. PKK benim çocuğumu öldürürken başındaki subay ile şoför nasıl oluyor da sağlam kurtuluyor. Vuracaksa da hepsini tarayıp çıkması lazımdı. Olaydan sonra subayı tutuklayıp hemen serbest bıraktılar. Denizlili sağ kurtulan bir asker var. O asker, eğer subay tutuklansaydı hepsini anlatırdı.'' diye konuştu.
                  <img alt="kullan" border="0"> Elazığ-Bingöl yolunda şehit edilen 33 erden 10 tanesinin cenaze töreni. (Anadolu Ajansı - Sabit Çekin - 27.05.1993 - Diyarbakır)
                  ''SUBAY CEZA ALINCA RAHAT EDECEĞİM''

                  Manisa Kırkağaç 6. Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı'nda görevli bir albayın, 33 askeri tedbirli olmaları yönünde uyardığını anımsatan şehit annesi, ''Albay tedbirli gidin diyor, öteki 'al sana peynir bidonu veriyorum' diyor. Bunlara koruma verilmediği için gitti çocuklar. Vatan için çarpışıp da ölseydi içim yanmazdı. Ben şikayetçiyim. Çocuğumun ölümüne neden olan subayı istiyorum. Emanete niye hıyanet etmiş. O subayın tutuklanıp ceza aldığını görürsem rahat edeceğim. Kimi kime dava edeceğiz. Televizyona çıktık anlattık. İki çift laf ettik diye 33 askerin anısına İstanbul'da yapılan anıttan çocuğumun ismini kazıdılar.'' şeklinde konuştu.
                  ''BAYRAĞIMIZLA GELİRLERSE ONLARLA GİDER TOKALAŞIRIM"
                  Hükümetin demokratik açılımına şartlı 'Evet' diyen Hanım Cansız, ''Benim gibi hiçbir anne ağlamasın. Allah(c.c.) o acıyı kimseye de vermesin. Anneler ağlamasın, şehit annesi olmayalım istiyoruz ama silahı bırakıp da gelecek. Eline bez parçasını değil, benim bayrağımı alacak. Ben suçluyum diyecek. Pişman olduğunu söylesin, otursun köyünde. Ne asker bir şey der o zaman ne de ben. O zaman bir şehit annesi olarak affederim ve PKK'nın artık olmadığına inanırım. Gider tokalaşırım da. Biz ne yaptık onlara. Var mı özgürlüklerini kısıtlayan. Kürdü de çalışırsa ekmek yiyor, ben de.'' ifadelerini kullandı.
                  Baba Kazım Cansız ise olayın araştırılıp açığa kavuşturulmasını istediklerini bildirdi. Askerin, istediği takdirde PKK'yı bir ay içinde ortadan kaldırabileceğini kaydeden Cansız sözlerini şöyle sürdürdü:
                  ''Bu olayla ilgili canlı şahit var. O herşeyi biliyor. İfadesi alınabilir. Çocuğumu doya doya öpemedim bile. Bingöl'e 15 kilometre kala dağ lokantasından telefon açtı. Akşama da ölüm haberi gelmiş. Demek ki olay önlerinde olmuş. Şoför, yolu değiştirmiş. Yolda beyaz bir kamyonet barikat kurmuş. Ne koruma ne muhafız, çocukları şehit etmişler. Bu askerin hiç mi kıymeti yok. Biz onları büyütene kadar neler çektik. Analar babaların yüreği neden yanıyor. Bu, askeriyenin suçu. Keseyi doldurma pahasına analar babalar ağlıyor.''
                  CİHAN

                  Yorum

                  • MAGGGMA
                    ...................
                    • 12 Haziran 2007
                    • 1375

                    #129
                    BÖYLE BİRŞEY GERÇEK OLABİLİR Mİ?

                    OKUYUN, OKUYUN, BİR DAHA OKUYUN VE DE OKUTUN
                    LÜTFEN.

                    26-27.11.2007 tarihleri arasında Cizre Barajı ile ilgili olarak fizibilite incelemesi yapmak üzere
                    Cizre ye gittim. Önce uçakla Kızıltepe ye oradan da 160 km kadar olan mesafeyi yöresel bir otobüs ile sınır boyundan kat ettim. Kızıltepe, Nusaybin, Katran, Cizre yolu.

                    Yol sınır boyu ve Suriye tarafı sadece 300-500 metre kadar uzakta. Suriye köyleri görünüyor.
                    Bu arada dikkatimi çeken ve sizle paylaşmak istediğim bir husus oldu.

                    Türk tarafında hiçbir şey yok, Suriye tarafında 100-200 kadar sıra ile gittikçe görülen at başı var ve bunlar çalışıyor.
                    Haydi diyelim ki, at başı basıncı yetmeyen kuyulardan pompa ile petrol çıkaran aygıttır ve basıncı olmadığı için fazla da önemli değildir. Peki o zaman, şimdi, iyi dinleyin.

                    Nusaybin den bir süre sonra Suriye tarafında gözlerimle, evet bu gözlerimle üç adet artezyen yapan
                    kuyu gördüm. Sim siyah bir şekilde yerden 500-600 metre (tahmin ediyorum) kadar fışkıran üç adet kuyu.
                    Bizim sınırımıza da en fazla 1 km kadar uzakta. Tam 1 km uzaktan görünüyor. Simsiyah fışkırıyor.
                    150 km gibi son derece uzun bir siyasi sınır boyunca, bizim tarafımızda hiçbir şeyin olmaması, ama
                    sınırın hemen 300-500 metre kadar uzağında petrol olması, hem de fışkıracak kadar basınçlı petrol
                    olması kabul edilemez, inandırıcı da değildir, makul da değildir.

                    AKP’nin bu mayınlı araziyi neden bu kadar hırslı bir şekilde birilerine vermek istemesi bence bu gözle
                    incelenmelidir.
                    Saygı ile ..
                    Prof. Dr. Osman SEVAİOĞLU Elektrik ve Elektronik
                    Mühendisliği Bölümü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
                    06531, Balgat Ankara Tel: 210 23 57 URL:
                    http://www.eee.metu.edu.tr http://www.eee.metu.edu.tr/

                    Yorum

                    • MAGGGMA
                      ...................
                      • 12 Haziran 2007
                      • 1375

                      #130
                      DİYARBAKIR'da neler oluyor?...


                      Yer, Diyarbakır...

                      Bu güne kadar yok bomba patladı, yok isyan çıktı, yok bilmem ne oldu diye seyrettiğimiz Diyarbakır...

                      Hiç bu kadar önemli bir tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştı. İsyan çıkar bastırırsın, yangın çıkar söndürürsün, ama bu durumun altından nasıl
                      kalkarlar Allah bilir...

                      NE MI OLDU?

                      Bildiğiniz üzere her belediyenin kendine has bütçesi, teşebbüsleri falan vardır. Ama Diyarbakır, özel olarak planlanmış özerk bütçesine kavuştu.
                      Bu bütçe; vakıflar, anonim şirketler ve meşhur belediye teşebbüsleriyle faaliyete geçirildi.


                      Şu anda Diyarbakır belediyesinin kurduğu "Diyar A.Ş." ye oluk oluk dış kaynaklı sermaye akmaya başladı. Yakın gelecekteki hedefleri borsaya açılmak. Bu ne demek oluyor? Bu demek oluyor ki, bir nevi Kürdistan hisse senedi çıkaracaklar. Dış yatırımcı, iç yatırımcı, Kürt Türk
                      demeden herkes çılgın gibi hisse alıp "Diyar A.Ş." ye çığ gibi para akıtacaklar. Çünkü dış kaynaklı yatırımcılar tarafından desteklenecek bir oluşum.

                      BİR ALTIN YUMURTLAYAN TAVUK...

                      Son yüzyılın şahane bir buluşu...

                      YENİ KÜRDİSTAN'I TÜRK HALKININ PARASIYLA FİNANSE ET!...

                      Neden mi?

                      Çünkü bu hisseden çok para kazanacağını bilen her yatırımcı kazandığı paraya bakacak.
                      Kimin umurunda Kürdistan'ı finanse etmiş etmemiş...
                      Herkes cebinin dolduğuna bakacak.

                      Bu şirket henüz borsaya açılmadan 1 ayda 2 MİLYON YTL CİRO YAPTI... BU CİRONUN %80'i NET KAR. ÇÜNKÜ YAPTIKLARI BİR ŞEY YOK Kİ, HAVADAN PARA TRANSFERİ, BİR NEVİ PARA AKLAMA VE ALTERNATİF TRANSFER...

                      BİR YILLIK CİRO HEDEFLERİ *BİR MİLYAR EURO*

                      EVET yanlış duymadınız. Borsaya açılmadan 1milyar Euro. Önümüzdeki senenin sonunda 4 milyar Euroya ulaşması bekleniyor.

                      Yani İstanbul belediye işletmelerinin tam 4 katı büyüklükte bir ciro...
                      Üstelik İstanbul gibi ortada üretilecek bir şey de yok. Diyarbakır aynı Diyarbakır...

                      Bu para ne mi olacak?... HAYAL GÜCÜNÜZE BIRAKIYORUM.

                      4 MİLYAR EURO CİROSU OLAN BİR BAYDEMİR...

                      ÖRNEK VEREYİM: APO ömr-ü hayatında DEĞİL 4 MİLYARI, 500 MİLYON EUROYU DAHİ BİR ARADA GÖRMEMİŞTİR.

                      Yani bizim sümüklü Baydemir, olacak EKSELANS Baydemir...

                      Başka bir örnek vereyim, bu paranın karşısında hiç bir hukuk sistemi, hiç bir askeri otorite duramaz.

                      Bu para ile istediğiniz devletin istediğiniz kurulusuna tesir edebilirsiniz. Koç Sabancı falan filan dahi, böyle bir gücün yanında titrer. Çünkü o adamlar, bundan daha fazla cirolara sahip olmalarına rağmen, paralarını ticarette döndürdüklerinden toplu olarak servete
                      hükmedemiyorlar. Yani kendi paraları sağda solda bağlı.... Fakat Baydemir'in elinde toplanacak olan bu paranın maksadı belli.
                      Kullanacakları yer belli....

                      Bu konudan anlayan arkadaşlar otursun kafa yorsun. Yazın yazabildiğiniz kadar, belki bir kaç y urtsever duyar ve bir önlem alır.

                      Yoksa bir yıl son
                      ra yurtsever olmak da bir işe yaramayacak! ..

                      Sen de listendeki tüm yurtseverlere bunu gönder

                      Bilinçli toplum oluşturabilmeye senin de katkın olsun!...

                      Her yurttaş görev başına, ülkemiz için.




                      (not:haberin doğru olup olmadığını öğrenmek için google'den "diyar a.ş borsa " diye araştırabilirsiniz)

                      Yorum

                      • MAGGGMA
                        ...................
                        • 12 Haziran 2007
                        • 1375

                        #131
                        Alman Die Welt gazetesi menfur bir anket başlatmış durumda.






                        Anketin konusu "BİR KÜRT DEVLETİ KURULMASINI İSTER MİSİNİZ ?" sorusu ile şekillendirilmiş ...





                        Bu çalışmaya bir Türk olarak gerekli cevabı vermek üzere öncelikle aşağıdaki linki tıklayarak Ankete katılınız,





                        "Nein/Hayır" seçeneğini seçip, ergebnis yazisinin üzerine tıklayın. Ülkenizin birliğine hizmet ediniz, daha sonra bu linki kopyalayarak bütün arkadaşlarınıza gönderiniz.





                        Bazıları ülkeyi bölmek için harıl harıl çalışıyor.




                        http://www.welt. de/politik/ ausland/article4 436510/Geheimpla n-zur-Loesung- der-kurdischen- Frage.html# vote_3433847Tü rkei:




                        Yorum

                        • Bear_Bull
                          Spread Trader
                          • 09 Şubat 2009
                          • 773

                          #132
                          İKİ ŞEY

                          İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir:
                          1- Şikayetçilik
                          2- Dedikodu

                          İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
                          1- Bakış açısını değiştirmek
                          2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

                          İki şey yanlış yapmanı engeller:
                          1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirmek
                          2- Hak yememek

                          İki şey kişiyi gözden düşürür :
                          1- Demagoji (Laf kalabalığı)
                          2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

                          İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar:
                          1- İradeye hakim Olmak
                          2- Uyumlu Olmak

                          İki şey 'Ekstra Değer' katar:
                          1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
                          2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

                          İki şey geri bırakır:
                          1- Kararsızlık
                          2- Cesaretsizlik

                          İki şey kaşif yapar:
                          1- Nitelikli çevre
                          2- Biraz delilik

                          İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
                          1- Baskın yeteneği bulmak
                          2- Sevdiğin işi yapmak

                          İki şey başarının sırrıdır:
                          1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
                          2- Kendini güncellemek

                          İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
                          1- Niyetin saf olması
                          2- Ruhsal farkındalık

                          İki şey milyonlarca insandan ayırır:
                          1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
                          2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

                          İki şey gelişmeyi engeller:
                          1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat)
                          2- Felakete odaklanmış olmak

                          İki şey çözüm getirir:
                          1- Tebessüm (gülümseme)
                          2- Sükut (susmak)

                          İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
                          1- Anne
                          2- Baba

                          İki şey geri alınmaz:
                          1- Geçen zaman
                          2- Söylenen söz

                          İki şey ulaşmaya değerdir:
                          1- Sevgi
                          2- Bilgi

                          İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
                          1- Nefes alabilmek
                          2- Nefes verebilmek

                          "Allah, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır"
                          "Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar. "

                          " Giordano Bruno (..... - 1600) "
                          Meşhur bir filozofa: - "Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?" diye sorulduğunda: - "Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan" demiş. :)

                          Yorum

                          • MAGGGMA
                            ...................
                            • 12 Haziran 2007
                            • 1375

                            #133
                            güvenlik...

                            Son yıllarda
                            çocuk veya yaşlı fark etmez, gün içinde saldırıya
                            uğrayan, kaçırılan veya öldürülen kurbanların sayısının artmasından
                            dolayı…





                            Ülkemizde ve özellikle de
                            İstanbul’da durum farklı olmadığı için….





                            Lütfen bir göz atıp,
                            Sevdiklerinizin güvenliği
                            için
                            sevdiklerinizle
                            paylaşınız.










                            Dirsek


                            Vücudun en sert ve dayanıklı bölgesi olduğu için en iyi
                            silahınız dirseğinizdir,





                            • Kullanacak kadar yakınsanız, dirseğinizi savunma silahı
                              olarak kullanınız.





                            Cüzdan







                            Hırsız sizden
                            cüzdanınızı istiyorsa, CÜZDANI ONA VERMEYİNİZ.





                            Bunun yerine, cüzdanı uzak bir yere
                            fırlatmayı deneyiniz.





                            • Hırsız sizden çok cüzdanla
                              ilgilenirse, TERS İSTİKAMETE DOĞRU hızla kaçınız.




                            Bagajda kilitli kalırsanız












                            • Herhangi bir şekilde bir arabanın bagajında kilitli
                              kalırsanız, ayağınızla arka farları kırıp çıkartmaya çalışın.
                            • Oluşan boşluktan elinizi dışarı çıkarıp elinizi sallayarak
                              dikkat çekmeniz mümkün olabilir.
                            • Aracın şoförü elinizi göremez, fakat arkadan gelen
                              araçları sizin zor durumda olduğunu fark edebilir.





                            Bayan Sürücüler







                            • Özellikle bayan sürücüler, iş çıkışı, alışveriş v.b.
                              faaliyetlerden sonra, arabalarına binip bir şeylerle uğraşma
                              eğilimindeler.(çanta düzeltme, makyaj tazeleme,




                              cüzdan yerleştirme, fatura kontrolü gibi).
                              BUNU YAPMAYINIZ.

                            Bu zaman, kötü niyetli kişilere
                            aracın sağ veya arka koltuğuna binip, başınıza bir silah tutma zamanı ve
                            imkanı verir.




                            Aracınıza biner binmez kapıları kilitleyip, HEMEN
                            hareket ediniz.








                            Araca Binerken




                            • Aracınıza park yerlerinde veya evinizin önünde binerken
                              dikkat etmeniz için birkaç öneri :






                            -Aracınıza binmeden sağınıza, solunuza,arkanı
                            za, ön ve arka koltuklarına ve yerlerine bakarak, etrafı şüpheli
                            durumlar-kişiler için kontrol edelim.





                            -Şayet aracınızın yanına büyük bir kamyon veya Tır park
                            etmişse, aracınıza şoför kapısından değil, yan kapıdan giriş
                            yapınız.





                            • Birçok seri katilin, kurban
                              kendi aracına binerken, kurbanlarını büyük araçların içine çektikleri
                              tespit edilmiştir.





                            -Aracınızın yanına park etmiş olan aracın yan
                            koltuğunda tek başına bir erkek oturuyorsa, belki alışveriş merkezine geri
                            dönmek, sonra geri gelmek veya bir güvenlik görevlisinin sizi izlemesini
                            rica etmek uygun olacaktır.





                            • -Unutmayınız ki, temkinli
                              olmak, pişman olmaktan daha iyidir.
                            • Hatta paranoyak olmak, ölmüş olmaktan daha
                              iyidir!





                            Asansör








                            Merdivenleri
                            kullanmaktansa, asansörü tercih ediniz.





                            Issız merdivenler ve merdiven boşlukları
                            her tür suç ve şiddet için uygun mekanlardır.
                            (özellikle de geceleri.)






                            Silah


                            Saldırganın bir silahı
                            varsa ve siz onun kontrolü altında değilseniz, KAÇINIZ.





                            • Onun sizi kaçarken vurma ihtimali 100 atışta
                              4’dür.
                            • Vursa bile, kurşunun yaşamsal
                              bir organa gelme ihtimali daha da düşüktür.
                            • Koşarak kaçınız, hatta yapabilirseniz, zig zag çizerek
                              kaçınız.








                            Duygusallık


                            Bayanlar olarak çok duygusal ve
                            sempatik yaklaşımlarımız
                            olmaktadır.



                            • Bu devirlerde BUNLARDAN VAZGEÇİNİZ.
                            • Bazı seri katiller bunu kullanmak için, ayağı kırılmış,
                              bastona ihtiyacı olan, sakat kişiler rolünü oynamaktadır.
                            • Aracına binmesine yardımcı olmanızı isteyebilir ve orada
                              sizi yeni kurbanına çevirebilir.




                            Kapıdan Satışlar


                            Kapıdan
                            pazarlamacılar sizin kapınızda size yeni bir parfüm,




                            deterjan vb.. yeni bir ürünü test için koklamanızı isterler,SAKIN
                            YAPMAYIN, KOKLAMAYIN.





                            • Ayıldığınız da ( eğer ayılabilirseniz. !) belki soyulmuş
                              olacaksınız, belki de iç organlarınız olmayacak,




                            İlginç ....


                            Son bir güvenlik uyarısı daha :




                            • Son zamanlarda katil veya hırsızlar, kurban seçtikleri ve
                              yalnız olduklarını bildikleri bayanların kapısının önüne, bebek veya çocuk
                              ağlaması kaydedilmiş teypler bırakıyormuş.
                            • Bu sesi duyan bayanlar meraktan veya merhametten kapıyı
                              açtığında saldırıya uğrayabilirler.
                            • Lütfen her tür olağandışı ses, gürültü v.s.’de
                              MUTLAKA ÖNCE YARDIM ÇAĞIRINIZ.




                            Yorum

                            • MAGGGMA
                              ...................
                              • 12 Haziran 2007
                              • 1375

                              #134
                              Gülizar Baki'nin haberi
                              Bir zamanlar sabah vakti namaz için Eyüpsultan'da toplanan müdavimler şimdi yeni camiler keşfediyor ve o camileri çekim merkezi haline getiriyor. Sabahın alaca-karanlığında yoldakilerin kimi Bayezid Camii'ne, kimi Yuşa Tepesi'ne kimi Sümbül Efendi'ye yöneliyor.
                              Uykunun en tatlı olduğu zaman. Gece karanlığının son demleri, gün ağarmak üzere. İstanbul'da ise yüzlerce insan uyanmış abdest alıyor. Soğuğa, tatlı uykuya aldırış etmeden hazırlanıyor, sonra da yola koyuluyor. Alışılmış İstanbul trafiği yok. Yollar bomboş. Basıyorlar gaza. Ezanlar okunmaya başlıyor. E-5'e dizilmiş arabaların bazısı burnunu Eyüp'e kıvırıyor, bazısı Beyazıt'a yöneliyor. Beşiktaş'ta Yıldız tepesine çıkan ıssız sokakta ise park yeri arayanlar var. Üsküdar sahilde metro inşaatının karmaşasında yolunu bulmaya çalışan arabayı solluyor bir minibüs, istikameti Beylerbeyi Camii.
                              Seherin bu vaktinde yollara düşen onca insanın tek bir maksadı var; sabah namazına yetişmek. Çünkü İstanbullular için sabah namazına gitmek artık bir gelenek haline geldi. Şehir dışından gelenler de İstanbul'a sabah ezanıyla selam vermeyi yeğliyor.
                              Malum hayatı yoğun yaşayan modern zaman bireylerinin akraba ziyareti yapmaya, eş-dostla muhabbet etmeye bile vakti yok. Birçok insan dostlarıyla buluşmak için sabah namazı vaktini tercih ediyor. Mesela Ali İpek, nicedir görüşemediği arkadaşı Kemal Bozdağ ile geçtiğimiz pazar sabah namazı vakti buluşmuş. Dostla hasbihal etmek için bir Allah dostunun mekanını Merkez Efendi Türbesi'ni seçmiş. İpek, sabah namazı buluşmalarını çok sık yaptığını söylüyor. Her seferinde başka arkadaşlarıyla başka camilerde buluşuyor. Kendisi gibi sabah namazı vaktinde cami cami gezen çok insan olduğunu söylüyor.
                              Sabah namazı müdavimlerinin sık sık ziyaret ettiği camilere giderek hem cemaatin nabzını yokladık hem de seherin bereketinden nasiplenmeye talip olduk. Cami cemaatlerinin, akıllı yatırımcılardan bir isteği var: Bu camilerin yakınlarına kahvaltı yapabileceğimiz şık mekânlar açın.
                              Eyüpsultan Camii
                              İstanbul'un ve belki de Türkiye'nin sabah namazında en kalabalık olan camisi burası. Cuma, cumartesi ve pazar sabahları erkenden gitmezseniz iç avluda bile yer bulamazsınız. Müdavimleri namaz öncesi okunan Kur'an'ı ve namaz sonrası yapılan toplu duayı çok seviyor. Cami çevresindeki pastaneler ve restoranlar namazdan önce açılıyor. Dolayısıyla Eyüp'te kahvaltı keyfi yapmak isteyenler için alternatif mekân çok. Hatta seyyar satıcılar çay ve salep kazanlarının altını yakmış namazın bitişini bekliyor.
                              Sümbül Efendi Camii
                              Fatih'e bağlı Kocamustafapaşa semtindeki bu tarihî caminin genç ve azimli bir imamı var. Hafız İbrahim Yıldız'ın Kur'an okurken çekilmiş videoları internete bile düşmüş, beğenilerek dinleniyor. Pazar sabahı da cemaati için Kur'an ziyafeti çekiyor. Sonra müezzinle beraber ilahi ve kaside okuyor. Dua da edildikten sonra cami içinde bir hareketlilik başlıyor. Camiye ismini veren Sümbül Efendi döneminde de yapıldığı gibi cemaate 'şifalı çorba' dağıtılıyor. Sümbül Efendi'nin tekkesinde yapılan çorbaya halk arasında "şifalı çorba" denirmiş. Ama bildiğimiz ezogelin çorbası. Genç imam her pazar sabah kendini tutamayıp ağladığını söylüyor. Sabahın o saatinde sıcak yatağını bırakıp namaza gelen çocuklar ve gençler onu duygulandırıyormuş. Sümbül Efendi, Osmanlı döneminde muhterem bir zat olarak tanınıyor. Caminin bir başka özelliği de Hz. Ali'nin kızları Hz. Zeynep ve Hz. Fatıma'nın kabirlerinin burada olduğuna inanılması. Türbe Alevi ve Şiiler için önemli bir mekân. Caminin ziyaretçileri arasında Ahmet Özhan ve Sami Özer gibi meşhur simalar da var. Camii, Cerrahpaşa Hastanesi'ne yakın. Kocamustafapaşa meydanındaki tabelalar sizi yönlendiriyor.
                              Kılıç Ali Paşa Camii
                              Tophane'de tramvay yolu üzerindeki Kılıç Ali Paşa Camii de son zamanların gözde sabah namazı mekanlarından... İmamı Selman Okumuş, Marmara İlahiyat Fakültesi'ni bitirdikten sonra aynı üniversitede İngilizce İşletme Yüksek Lisansı yapmış. Camiye ilk tayin edildiğinde 3 kişiyle sabah namazı kılıyormuş. Şimdi cami yarı yarıya doluyor. Her pazar sayı artıyor. İmam namazdan sonra Kur'an okuyor, 15 dakika hadisler ve ayetler üzerine sohbet ediyor. Sonra cemaatle birlikte ilahi okuyor. Toplu dua edildikten sonra arzu edip kalanlara camiyi anlatıyor. Çünkü Kılıç Ali Paşa Camii'nin ilginç bir özelliği var. Kaptan-ı Derya Kılıç Ali'nin Mimar Sinan'a yaptırdığı cami, denizin üzerine inşa edilmiş. Cemaati çıkışta bir sürpriz bekliyor. Köşkeroğlu Baklavacılık avluda simit ve çay ikram ediyor. Namaz sonrası mükellef bir kahvaltı yapmak isteyenler için Karaköy Güllüoğlu, Köşkeroğlu Baklava ve Tophane kafeleri iyi birer alternatif. Otopark sorunu da yok.
                              Beylerbeyi Camii
                              Beylerbeyi Camii'nin musikişinas bir imamı var. Ramazan Kutlu, Hüdai Musiki Topluluğu'nun üyesi. Sesi güzel imamın özellikle cuma namazında cemaati kalabalık oluyor. Edebiyata da ilgi duyan Kutlu'nun sohbeti de seviliyor. Pazar günleri ise Boğaz'a nazır tarihî bir camide namaz kılmak isteyenlerin yolu Beylerbeyi Camii'ne düşüyor.
                              Yeşilköy Camii
                              Yeşilköy Camii olarak biliniyor ama aslında adı Bezm-i Alem Camii. Fahri Seril ise buranın 30 yıllık imamı. Yeşilköy sahile yakın olan caminin çevresinde çok sayıda kahvaltı yapılabilecek mekân var. O sebeple tatil sabahında dua etmek sonra da eş-dostla ya da aileyle mükellef bir kahvaltı yapmak isteyenler Yeşilköy'e gidiyor. Abdullah Pastanesi, sahildeki Fener Balıkçı lokantası ve Mado Yeşilköy'ün kahvaltı menüleri var. Namazdan sonra servise başlamış oluyorlar.
                              Yuşa Camii
                              Yuşa Tepesi, Boğaz içinde sahile en yakın ve en yükse tepe. Zirvesinde Yuşa Peygamber'in kabrinin olduğuna inanılıyor. Buradan Karadeniz ve Boğaz görülebiliyor. Küçük camisi ise özellikle hafta sonu sabah namazlarında doluyor. Yuşa Camii'ne sabah namazına gidenler evden hazırlık yapıp geliyorlar. Namazdan sonra Boğaz'a nazır piknik yapıyorlar.
                              ***
                              Yahya Efendi Camii
                              Çırağan Sarayı'nın arkasındaki tepelikte mütevazı bir cami burası. Yıldız Parkı'nın hemen yanındaki yokuştan çıkılıyor. Karşıdan bakınca görülemeyecek kadar ağaçların arasında kalmış ahşap bir yapı. Caminin içinde Yahya Efendi Türbesi var. Kanuni döneminde yaşayan pek muhterem bir zat. Nâmı hâlâ yürür ki onun hatırına onca cami varken sabahın o vaktinde Yıldız tepesine tırmanıyor insanlar. Ziyaretçiler imam Yusuf Kenan Tophan'ın güzel kıraatıyla okuduğu Kur'an'ı eşsiz Boğaz manzarasına bakarak dinliyor.
                              Aziz Mahmud Hüdayi Camii
                              İmam Ramazan Turan, her pazar, sabah namazından sonra şükür namazı kılıyor. Allah'a, cemaatinin çokluğu için şükrediyor. Bir de yanı başındaki Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri'ne şükranlarını sunuyor. "Her imama ve camiye kısmet olmaz bu denli kalabalık cemaat." diyor. Aziz Mahmud Hüdayi Camii haftanın her günü kalabalık. Cuma, cumartesi ve pazar günü ise daha bir kalabalık. Pazar sabahları namazdan sonra Dr. Adem Ergül'ün sohbeti oluyor. Daha sonra cemaate çorba ikram ediliyor.
                              Merkez Efendi Camii
                              Mesir macununun mucidi Merkez Efendi'nin türbesi Topkapı'da 1453 Müzesi'nin hemen arkasında bulunuyor. Türbenin yanında neyzenlerin toplandığı neyhane var. Caminin karşısındaki küçük köfteciler ise sık sık Başbakan Tayyip Erdoğan'ı ağırlıyor. Pazar sabahları caminin ziyaretçisi çok oluyor.
                              Bayezid Camii
                              Pazar günleri sabah namazı vakti en kalabalık camilerden biri de Bayezid Camii. Yakın çevresinde yerleşim yeri olmamasına rağmen cami tıklım tıklım doluyor. Tarihî caminin bu kadar kalabalık olmasının sebebi imamı Suat Göztok. Suat Hoca'nın namı daha önce fahri imamlık yaptığı Bahçelievler Hafız Ali Camii'nden geliyor. Buraya da İstanbul'un dört bir tarafından gelenler oluyordu. Suat hoca güzel Kur'an okumasıyla tanınıyor. Sohbeti can kulağıyla dinleniyor. Erken gidin çünkü ne arabanız ne de kendiniz için yer bulamayabilirsiniz.
                              Zaman-Cuma

                              Yorum

                              • MAGGGMA
                                ...................
                                • 12 Haziran 2007
                                • 1375

                                #135
                                Olayi biliyorsunuz ama, alttaki yaziyi lutfen okuyun. Mumkunse de tavsiyeleri tatbik edin.




                                ABD'DEN ŞOK RAPOR
                                Monday, 22 June 2009 07:25
                                ABD eski Başkanı Reagan’ın danışmanı Fein: “Beyaz Saray araştırma yaptı, Ermenilerin 2 milyon Müslüman Osmanlı’yı katlettiği ortaya çıktı. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyor…” dedi.

                                ABD Başkanı Ronald Reagan’ın hukuk danışmanlığını yapan Bruce Fein, sözde Ermeni soykırımı iddialarını değerlendirdi. Ermenilerin bu iddialarının son derece asılsız olduğunu belirten Fein, Reagan’ın başkan olduğu 1981′de bu konunun Beyaz Saray tarafından araştırıldığını ve iddiaların asılsız olduğunun belgelendiğini söyledi. İşte sözde Ermeni soykırımı konusunda Fein’in açıklamaları:

                                “Osmanlı İmparatorluğu’nun azınlıklara karşı “müthiş” sayılabilecek bir özen gösterdiği gerçeğini unutmamak gerekir. Azınlıklar, kendi dini özgürlüklerini ve hayatlarını son derece rahat bir şekilde sürdürdü.

                                Ermeni terör çeteleri I. Dünya Savaşı sırasında Fransa ve Rusya ile birlikte Osmanlıları öldürdü. Bu rakamın 2 milyon civarında olduğu bir gerçek. Ermeni kayıplarının ise 500 bin civarında olduğu araştırmalarla kanıtlandı. Burada asıl önemli konu, Ermenilerin ihanetidir. Osmanlı da kendisini savundu. Özellikle ABD’de yaşayan Ermeniler, soykırım yalanı ile büyük getiri sağlıyor. ABD yönetimi de büyük paralar döndüğü için Ermenileri karşısına almak istemiyor. Ermeniler ısrarla kendi arşivlerini açmıyor. Çünkü yıllardır soykırım yalanı ile dönen getirimi kaybetmek istemiyorlar. Arşivler açıldığı anda gerçek ortaya çıkacak.”




                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information