Mailimize Takilanlar...

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • MAGGGMA
    ...................
    • 12 Haziran 2007
    • 1375

    #61
    AXA SIGORTA GRUBU ERMENILERE SOYKIRIM TAZMINATI ODEMEYI VADEDIYOR,AXA OYAK
    SIGORTALILARIN BILGISINE..
    Geçtiğimiz günlerde dünyanın dört bir yanında 'sözde ermeni soykırımı' ile
    ilgili onlarca panel-konferans düzenlenmiş. *Bunların ana sponsorları kim
    biliyor musunuz? HSBC ve British Airways.. * Bizim ülkemizde bizden elde
    ettikleri para ile bize karsı sözde ermeni soykırımını destekleyen bu
    kuruluşlarla olan ilişkilerinizi gözden geçirmeye davet ediyorum. Saygılar.

    *VARSA HSBC HESAPLARINIZI KAPATIN VE ADVANTAGE KARTLARINIZI IPTAL EDIN..

    ** * *YADA EN AZINDAN BU MAILI FORWARDLAYARAK TEPKINIZI GOSTEREBILIRSINIZ.

    * EGE UNIVERSITESI HASTANEDEKI BUTUN DOKTORLARIN HSBC KREDI KARTLARINI VE
    HESAPLARINI KAPATTIRDIKLARINI GORUNCE BANKANIN GENEL MUDURLUGU OLAYA EL
    KOYDU. AMA KIMSE VAZGECMEYINCE ADAMLAR TUTUSTU. BIR SURU FAKSLAR FALAN OZUR
    YAZILARI. AMA BU SADECE BU HASTANE ILE SINIRLI KALMAMALI. ULKEMIZDE BIR
    SURU YATIRIM YAPIYORLAR, BIZIMLE IYI GECINMEK ISTIYORLARSA BIR TERCIH
    YAPSINLAR. ERMENILER MI, TURKIYE MI? BENCE, HIC DUSUNMEYIN KARTLARINIZI
    IPTAL ETTIRIN. AMA EN ONEMLISI BU OLAY SEBEBIYLE OLDUGUNU BELIRTIN,
    LUTFEN... !!!

    AYRICA FORTIS BANK'IN DA PKK'YA MAYIN SAGLAYAN KURULUSLA KARDES SIRKET
    OLDUGUNU DA UNUTMAYALIM....

    Yorum

    • MAGGGMA
      ...................
      • 12 Haziran 2007
      • 1375

      #62
      TRT bir millet yaratıyor!

      4 yıl önceydi.
      Flash TV'deki televizyon programımın konuklarından ikisi Sırrı Sakık ile Kamer Genç'ti.
      Programda Türkiye'deki Kürtlerin homojen olup olmadığını tartışıyorduk.
      Sırrı Sakık ısrarla homojen, yani farkları yok deyince Kamer Genç patladı:
      - "Neresi homojen kardeşim, dilleri ayrı. Ben Tunceli Kürtçesini konuşuyorum sen Kurmançi dilini. Ben sizin konuştuklarınızdan bir kelime anlamıyorum, siz de bizimkini, yani Dersim lisanını anlamıyorsunuz. Farkımız yok diye milleti kandırmayın."
      Kamer Genç devam etti:
      - "Zazaca var, Sorani Kürtçesi var. Hiçbiri birbirini anlamıyor. Dolayısıyla Kürtler ve Kürtçe için bir ve birlik demek doğru ve bilimsel değil."
      Hiç unutmam o program sonrasında Kürtleri bölüyorsun diye politize Kürtlerden yoğun tepki ve eleştiriler almıştım.
      Evet Kamer Genç'in ifade ettiği Türkiye'deki Kürt tablosu budur.
      Ve heyhattır ki Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu bu dağınıklığı birleştirmeye ve bütünleştirmeye soyunmuş, yani onu misyon edinmiştir.
      Yanlış okumadınız bu ülke halkının vergileriyle yayın yapan TRT şimdilerde yeni bir millet yaratmak için kollarını sıvamış haldedir.
      TRT'nin Kürtçe yayın olayı gerçekte Kürtleri millet yapma projesidir.
      Projenin nihai amacı da Bağımsız Kürdistan'dır.
      TRT bu hedefin kültürel çatısını çatıyor.
      Evet Kürt kökenli Bedrettin Dalan'ın ifade ettiği gibi 600 kelimelik ve çoban bile eğitilemeyecek olan Kürtçe TRT tarafından tescil görüyor.
      Abartıyor muyum?
      Sorarım size, Türkiye kendi vatandaşlarına dahi Türkçe yayını bile tam olarak iletemezken Kürtçeyi ve Kürtleri birleştirecek böyle bir adımı niçin atmıştır?
      Kurmançi niye tek lehçe olarak benimsenmiştir de diğer lehçeler görmezden gelinmiştir.
      Öyle ya demokratik haksa bu ayrımcılık niçin?
      Kürtçe kanal pekâlâ ayrı ayrı saatlerde bütün lehçelerle yayın yapılabilirdi.
      Yapılmadı, çünkü gizli amaç Kürtçeyi konsolide etmek, yani Kurmançiyi ortak dil yapmak ve bir millet yaratmak!
      Böyle bir iş için TRT gibi bir kurumun kullanılması bühtandır.
      TRT, 2003 Diyarbakır Kürt Konferansı'nda alınan Kürtçeyi ve Kürtleri bütünleştirme projesini uyguluyor adeta!
      Bir başka boyut devlet böyle bir şeyi niçin yapar?
      Dünyada hangi devlet 24 saat aralıksız resmi dilinin dışında yayın yapıyor?
      Konu demokratikleşmeyse serbest bırakın isteyen istediğini yapar ve RTÜK de bunu kontrol eder!
      Devlet eliyle 24 saat etnik yayın yapma adımı Belçika'daki Valonlar ve Flamanlar misali ülkeyi iki temel ırkın federasyonuna dönüştürme arzusu iddialarına haklılık kazandırmaz mı?
      Hem hani bu ülkede 20 küsur etnik unsur vardı!
      Söz konusu olan demokrasi ise onların hakları ne oluyor?
      Yarın onlar da talep ederse 20 küsur dilde 24 saat yayın izni mi verilecek?
      Böyle bir şey yapılırsa bu coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türklerden söz edilebilir mi?
      Diyecekler ki diğerlerine böyle bir ayrıcalık olmayacak!
      O zaman tersinden şu soruyu soralım:
      Onlar silahlı kalkışma yapmadı diye mi vermiyorsunuz?
      Sadakatin mükafatı bu mudur?
      Hayır söylemek istediğimiz her etnik yapıya benzer imtiyazlar verilsin değildir, işaret etmek istediğimiz Kürtlere verilen imtiyazın yanlışlığıdır.
      Lafı uzatmadan hükmümüzü verelim:
      TRT adım adım Sevr hükümlerini hayata geçiriyor.

      S.Önkibar

      Yorum

      • MAGGGMA
        ...................
        • 12 Haziran 2007
        • 1375

        #63
        En büyük dalga Eğin'de

        Ergenekon'dan hapis yatan iki parti genel başkanı da Eğinli. Perinçek ve Özkan, şu sıralar cezaevinde kitap yazıyor ama ismini Atatürk'ün 'Kemaliye' yaptığı sevimli ilçelerinde siyasete girecek olanlara şu espri yapılıyor: Aman iyi düşündün mü!


        Ergenekon davası birçok tesadüfü beraberinde getirdi. Şu sıralar Ankara, bu tesadüflerden en ilginçlerinden birini konuşuyor. Erzincan'ın eski adıyla Eğin, yeni adıyla Kemaliye olan sevimli ilçesinin, tarihi boyunca çıkardığı iki parti genel başkanı da şu anda hapiste. Ergenekon davası nedeniyle hapse giren İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve içerideyken Yeni Parti'nin başına geçen Tuncay Özkan da Eğinli. Kulislerde, 'Eğinliler genel başkan olursa soluğu hapiste alıyor' esprileri dolaşıyor. İki başkan da Silivri'de yatıyor ve ikisi de kitap yazıyor.

        SEVİLEN AİLE PERİNÇEKLER
        İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in kökenleri, Kemaliye'nin Apçağa Köyü'nden geliyor. Perinçek'in büyük dedesi, ilçe eşrafından 'Adıgüzel Ağa', bölgede herkesin kalbini kazanmış bir isim olarak tanınıyor. Aslında Perinçek ailesinin Eğin'den çıkardığı ilk siyasi isim Doğu Perinçek değil. Doğu Perinçek'in babası Sadık Perinçek bir dönem Süleyman Demirel'in sağ kolu olarak biliniyordu. Hem DP hem de AP döneminde Erzincan milletvekili olarak TBMM'ye giren Sadık Perinçek, Eğin'e yaptığı katkılar nedeniyle ilçede hala hatırlanan ve sevilen bir isim.

        MUSTAFA KEMAL MODELİ
        Eğin festivalleri döneminde her yıl ilçeye giden Doğu Perinçek, köyüyle ilgili bir yazısında, 'Kemaliye modeli, Mustafa Kemal modelinin yalnızca bir örneğidir' ifadesini kullanmıştı. Perinçek, ilçeye gittiği zaman hemşerilerine 'yerdeş' diye hitap etmesiyle de ünlü.
        Perinçek'in köyünün bir başka özelliği de 'Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür' dizelerinin sahibi Ahmet Kutsi Tecer'in de Eğinli olması. Eğin'in girişinde Tecer'in heykeli var.

        GELECEĞİM DEDİ HAPSE GİRDİ
        SİLİVRİ Cezaevi'nde yatarken Yeni Parti'nin genel başkanı seçilerek bir ilke imza atan Tuncay Özkan'ın kökleri Eğin'e dayanıyor. İlçe merkezine yakın Demir Köyü'nden olan Özkan'ın birçok akrabası halen burada hayatlarını sürdürüyor. Özkan'ın kısa süre önce hemşerilerine 'Mutlaka geleceğim' diye söz verdiği ancak köyüne gidemeden tutuklanması ilçede konuşuluyor.

        'Kemale ermiş' insanların ilçesi burası
        ESKİ adı Eğin olan Erzincan'ın Kemaliye ilçesinin Kültür ve Kalkınma Vakfı ikinci başkanı İsmail Yücel 'Tahrip olmamış Anadolu'nun bir özeti burası. Özgün kültürüyle, insan sevgisiyle, bozulmamış doğasıyla Anadolu'dur Kemaliye' diyor. Her yıl düzenlenen uluslararası festivalin öncüleri arasında yer alan Yücel, Atatürk'ün ilçeye Kemaliye ismini verme hikayesini şöyle anlatıyor: '1922 yılına kadar ilçe Eğin ismiyle biliniyor. Kurtuluş Savaşı döneminde Atatürk, Sivas'a geliyor. Eğinliler bunun üzerine bir telgraf göndererek Atatürk'e olan bağlılıklarını bildiriyor ve 500 atlı ile yanında olacakları mesajını veriyorlar. Bundan çok etkilenen Atatürk de, 'Eğinliler, siz kemale ermiş insanlarsınız. Bu yüzden adımı size veriyorum' diyerek ilçeye yeni ismini veriyor. Eğin aslında Göktürkçe 'cennet gibi güzel bahçe' demek.'
        Vakfın başkanı Maliye Müsteşarı Hasan Basri Aktan. Eğin'in yüzünü ağartan isimlerden bazıları şöyle: Eski Sanayi Bakanı Ali Coşkun, eski Başbakan Şemsettin Günaltay, Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal, şair Ahmet Kutsi Tecer, Behçet Kemal Çağlar, Enver Gökçe, Ömer Lütfi Sorak, Zeki Yavuztürk, yönetmen Mustafa Oğuz, halk müziği sanatçısı Muzaffer Ertürk, oyuncu Cem Davran, eski bakan Ziya Aktaş.

        Deniz GÜÇER / ANKARA

        Yorum

        • MAGGGMA
          ...................
          • 12 Haziran 2007
          • 1375

          #64


          Ohanız ...)


          Vestel'e yazılmış gerçek bir tüketici mektubudur:

          vestel onyx flat 82 ekran 16:9 100 hz pip marka televizyonu 5 sene önce 2.100 ytl vererek satın aldım. bu süreç (1 yıl önce) içerisinde ilk önce konjektörü bozuldu. sebep olarak stand by konumunda bıraktığınız için bozuldu dediler. 260 ytl ücret aldıktan sonra tamir ettiler. ya sabır olur böyle şeyler dedim sineye çektim. bu arızanın üzerinden 1 yıl geçti. bu kez renkler gitmeye başladı. servis çağırdım. renk tüpü bitmiş 600 ytl dediler. bu durum, yenisi 1000 ytl civarı olan bir televizyonun, tüpü 600 ytl olunca çöpe at yenisini al demek. 82 yılında amcamın almanya'dan getiridiği itt schaub lorenz marka televizyon hala takır takır çalışırken vestel üretimi 2.100 ytl'lik televizyon çöp oluyor. avukat olsam sizinle uğraşırım. ama ben bu dünya da olmasa da öbür dünyada kesin çözüm yaratan başka bir yol seçiyorum.
          şimdi….bu televizyonu üretenin, yapım aşamasında çalışanın, kamyona koyup istanbu l'a getirenin, mağazasına koyup müşterisine satanın, eve getirip kuran teknik servisinin, vestel reklamın da oynayan sanatçısının, o fabrikayı yapan mimar ve mühendisinin bu firmanın sahibi mehmet nazif zorlu olmak üzere ölü - diri tüm zorlu ailesinin
          allah bin türlü belasini versin….. iki yakalari bir araya gelmesin…. fabrikalari yansin, ocaklari batsin….. kuru ekmeğe muhtaç kalsin….. kestiği kurbanlar ettiği dualar kabul olmasin… mezarlarina bir tas su döküp, fatiha okuyan olmasin….. cehennemin en dibinde cayir cayir yansin….. vatandaşta sattiği çürük malin parasiyla satin aldiği uçaği düşsün, yati batsin….. soyu kurusun…. arayani sorani olmasin……
          amentü birsin ve billahi nursun. bütün müsibetlerin vestel'in üzerinde dursun.
          eveet. şimdi rahatladim.
          gelelim benim gibi 'yerli malı yurdun malı herkes bunu kullanmalı' düşüncesi ile yaşayan ulusalcı öküzlere....
          araştırmadan sormadan, en azından www.sikayetvar.com'da k i vestel hakkında yazılanları okumadan 2.100 ytl verip bu televizyonu alan birisi olarak, öküz olduğumu kabul ediyorum.
          ama günün birinde bu aile'ye (zorlu) mensup birisiyle karşılaşırsam, burnunun üzerine kafayı koyacağımı buradan taahüt eder, şimdiden yaptığım bu açık tehdit'i yetkili savcılıklara bildiririm. ayrıca allah kısmet ederse bu yaz tatilinde çeşme'ye giderken, üşenmezsem arabanın bagajına televizyonu koyup vestel fabrikasının kapısının önüne atacağım. o fabrika da bu televizyonu üreten herkesin münasip bir yerine sokacakları kadar un ufak edip hediye olarak bırakacağım. tabii en büyük parça mehmet nazif zorlu'ya.. vestel kullanıcısı bir müşterisinden hatıra olarak.
          bu yazdiklarima ilaveten yok biz doymadik bi de küfür ve dayak yemek istiyoruz diyorsaniz adresim de telefonum da gerçektir. yiyorsa arasiniz. sizden bu durumu düzeltmeniz için birşey de istemiyorum. zira firma olarak zaten böyle bir vizyonunuz yok. mali satana kadar sizin işiniz. allahin babadağli basmacisindan elektronik devi olursa bu kadar olur zaten

          Yorum

          • radyolog
            OKURYAZAR
            • 03 Ağustos 2008
            • 22966

            #65
            İyi ki düğünümüzü Belçika'da yapalım demişsin Goncagül

            - Güzel oldu, değil mi Muhittin?
            - Evet canım, herkes dışarıda evleniyor, bizim neyimiz eksik?
            - Beni kırmadığın için teşekkür ederim.
            - Sen istersin de ben yapmam mı bitanem?
            - Muhittin, sana geçmişimle ilgili bir sey anlatmak istiyorum.
            - Once duvağını çözseydik Goncagül'üm.
            - Çözeriz, dur bi... Çok önemli bu...
            - Ee, ama sırası mi simdi? Neyse, anlat bari...
            - Ben küçükken tecavüze uğradım.
            - Çok üzüldüm bebeğim. Ama şu an kendini iyi hissediyorsan önemli değil.
            - Şimdi iyiyim de bunları bilmen lazım.
            - Yakınlarından biri tarafından mı?...
            - Yok... Bi bakkal vardı bizim mahallede...
            - Bakkal mı?
            - Evet... Elma şekeri satıyordu, güzel çikolatalar filan.
            - Eee?
            - İşte, bi gün bana, Sedat depoya gelsene dedi.
            - Sedat kim?
            - Anlatacağım bi tanem, sakin ol bi...
            DÖVÜNMEYİN. NEYE LAYIKSANIZ O ŞEKİLDE YÖNETİLİRSİNİZ

            Yorum

            • MAGGGMA
              ...................
              • 12 Haziran 2007
              • 1375

              #66
              radyolog Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
              İyi ki düğünümüzü Belçika'da yapalım demişsin Goncagül

              - Güzel oldu, değil mi Muhittin?
              - Evet canım, herkes dışarıda evleniyor, bizim neyimiz eksik?
              - Beni kırmadığın için teşekkür ederim.
              - Sen istersin de ben yapmam mı bitanem?
              - Muhittin, sana geçmişimle ilgili bir sey anlatmak istiyorum.
              - Once duvağını çözseydik Goncagül'üm.
              - Çözeriz, dur bi... Çok önemli bu...
              - Ee, ama sırası mi simdi? Neyse, anlat bari...
              - Ben küçükken tecavüze uğradım.
              - Çok üzüldüm bebeğim. Ama şu an kendini iyi hissediyorsan önemli değil.
              - Şimdi iyiyim de bunları bilmen lazım.
              - Yakınlarından biri tarafından mı?...
              - Yok... Bi bakkal vardı bizim mahallede...
              - Bakkal mı?
              - Evet... Elma şekeri satıyordu, güzel çikolatalar filan.
              - Eee?
              - İşte, bi gün bana, Sedat depoya gelsene dedi.
              - Sedat kim?
              - Anlatacağım bi tanem, sakin ol bi...

              Yorum

              • yagan
                Aktif
                • 23 Mayıs 2008
                • 76

                #67
                ya magma hocam şu vestel yazını şimdi gördüm.bıtırene kadar gulmekten çatladım.allah iyiligini versin.

                Yorum

                • MAGGGMA
                  ...................
                  • 12 Haziran 2007
                  • 1375

                  #68
                  yagan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                  ya magma hocam şu vestel yazını şimdi gördüm.bıtırene kadar gulmekten çatladım.allah iyiligini versin.
                  Adam iyi yapmış ama değilmi Milletin hakkını gasbeden çok firma var memlekette...

                  Yorum

                  • radyolog
                    OKURYAZAR
                    • 03 Ağustos 2008
                    • 22966

                    #69
                    Fırtına-Öykü(paylaşmaya değer)

                    Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik
                    satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
                    Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde
                    çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce
                    çalışmaktan vaz geçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi
                    olur diyorlardı.

                    Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın
                    haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi
                    çiflik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'.
                    Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.
                    Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü
                    de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:

                    Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina
                    çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk!
                    Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam
                    yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin
                    yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim
                    ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu
                    kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

                    Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları
                    birleştirilmiş , üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra
                    koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı
                    desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; e vin kepenklerinin tamamı
                    kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına
                    yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini
                    kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'

                    Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), mânen (dua), maddeten (tedbir)
                    hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca.

                    Sevgiyle kalın.

                    (KIZGINLIKLA KARAR ALMAYIN, MUTLULUKTAN UÇTUĞUNUZDA SÖZ VERMEYİN. İKİSİ DE SARHOŞLUK ÂNIDIR, AKIL BAŞTA DEĞİLDİR
                    DÖVÜNMEYİN. NEYE LAYIKSANIZ O ŞEKİLDE YÖNETİLİRSİNİZ

                    Yorum

                    • MAGGGMA
                      ...................
                      • 12 Haziran 2007
                      • 1375

                      #70
                      radyolog Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                      Fırtına-Öykü(paylaşmaya değer)

                      Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik
                      satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
                      Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde
                      çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce
                      çalışmaktan vaz geçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi
                      olur diyorlardı.

                      Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın
                      haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi
                      çiflik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'.
                      Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.
                      Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü
                      de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:

                      Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina
                      çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk!
                      Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam
                      yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin
                      yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim
                      ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu
                      kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

                      Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları
                      birleştirilmiş , üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra
                      koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı
                      desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; e vin kepenklerinin tamamı
                      kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına
                      yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini
                      kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'

                      Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), mânen (dua), maddeten (tedbir)
                      hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca.

                      Sevgiyle kalın.

                      (KIZGINLIKLA KARAR ALMAYIN, MUTLULUKTAN UÇTUĞUNUZDA SÖZ VERMEYİN. İKİSİ DE SARHOŞLUK ÂNIDIR, AKIL BAŞTA DEĞİLDİR
                      Sevdim bu maili

                      Yorum

                      • Yeşil Zeytin
                        Tecrübeli
                        • 11 Mart 2007
                        • 527

                        #71
                        tüketici mektubu süppermiş..

                        Yorum

                        • MAGGGMA
                          ...................
                          • 12 Haziran 2007
                          • 1375

                          #72
                          Mangal yaparken aniden Sinem'in ayağı takılır ve düşer. Hemen Ambulans'a haber vermek istedilerse de Sinem buna karşı çıkar...
                          � kendisini iyi hissettiğini ve düşmesine sepeb olarak da ayakkabılarının yeni olduğunu söyler.

                          Biraz titrek ve solgun göründüğünden, arkadaşları üstünü başını temizlemeye yardımcı olurlar ve önüne dolu bir tabak koyarlar, çünkü elindeki tabağı düşürmüştür. Sinem akşama kadar diğerleriyle birlikte eğlenmeye devam eder.

                          Eşi aksam olduğunda arkadaşlarını arayıp Sinem'in hastaneye kaldırıldığını haber verir.

                          Akşam saat 23:00'te Sinem vefat etmiştir. Meğer Mangal yaparken Beyin Kanaması geçirmiş.

                          - Eğer herhangi biri bunun bir Beyin kanamasi oldugunu anlasaydı Sinem bugün hayatta olabilirdi.


                          Lütfen aşagıdaki yazıyı dikkatle okuyunuz:






                          Beyin kanaması oldugunu anlamak için asağıdaki dört adımı uygulamak gerekir:

                          Beyin kanamasi semptonlarını anlamak çok zor olabilir. Fakat bu konuda bilgisiz olup beyin kanaması geçiren kişiye müdahale edilmezse, beyini çok ciddi zararlar görebilir.

                          Doktorlar, artık herkesin aşağıdaki 4 adımı uygulamakla, bunu kolayca anlayabileceğini söylemektedir.


                          1=Kişinin gülümsemesini istemek (eğer yapamazsa = Felç demektir)


                          2=Kişinin çok basit bir cümle söylemesini istemek ('Bugün çok güzel bir gün') gibi.


                          3=Kişiden her iki kolunu birden kaldırmasını istemek .


                          4=Kişiden dilini dışarı çıkartmasını istemek. Eger yamulmuşsa bu da felç geçirdiğine işarettir.


                          Eğer kişi bu dört adımdan birini yerine getiremiyorsa � 'lütfen' derhal acil Servise haber veriniz ve Doktora telefonda durumu izah ediniz.


                          bu mesajı ulaştırabildiğiniz kişilere ulaştırın.... emin olun ki en az bir kişinin hayatı kurtulur ve emin olun o kurtulan hayat belki de sizin hayatınız olabilir'...

                          Yorum

                          • MAGGGMA
                            ...................
                            • 12 Haziran 2007
                            • 1375

                            #73
                            Sanki Türk tarihinde yazılacak, çizilecek, filmi yapılacak başka bir konu
                            yokmuş gibi devamlı azınlıklar kaşındırılıyor. Mesala kimse kalkıp,
                            Yahudilerin İspanya'dan Türkiye'ye sığınmasını, Nazi
                            Almanya'sından Türkiye'ye gelmesini film yapmıyor. Aslında verilmek
                            istenen mesaj : " Siz Türkler aşağılık insanlarsınız, adam
                            olmazsınız, bakın bunları bunları da yapmışsınız." Elbette bu film
                            Oscar'a aday olabilir, ödül de alabilir çünkü kendisinden
                            beklenildiğii gibi Türklere vuruyor. Kapanmış yaralar tekrar gündeme
                            böylece taşınarak kanatılıyor. Türkler savunmaya zorlanıyor..


                            Güz Sancısı

                            Tarihi romanlarıyla gündemde olan Yılmaz Karakoyunlu ve Tomris Giritlioğlu
                            imzalı bir film girdi vizyona geçen hafta. Daha önce de Varlık Vergisi
                            dönemini anlatan bir romanı sinema haline getirilmişti. Yılmaz
                            Karakoyunlu'nun; Salkım Hanımın Taneleri. BU FİLMDE İSE 6-7 EYLÜL
                            OLAYLARI TAŞINIYOR GÜNDEME.

                            "Her toplum kendi tarihiyle yüzleşmeli" deniyor ve insanlar
                            izlemeye davet ediliyor devamlı. Bir dönemde yaşanılan bu olaylar tabii ki
                            çirkindir. Kimse bunları onaylayamaz. Zira bu olay tarihimizde bir lekedir.
                            Doğrudur bunlar. Ancak Mustafa filminin ardından Güz Sancısı filminin
                            gelmesi bir tesadüf müdür sizce? Bence değildir. Zira öyle bir dönemde
                            yaşıyoruz ki artık Tv dizilerinden tutun da sinema filmlerine kadar her şey
                            psikolojik bir harekât olarak tasarlanıyor. Salkım Hanım'ın Taneleri
                            filminde Ermeniler konu ediliyordu.

                            Ardından meydana gelen gelişmeleri gördük hep beraber. Bu film ile Türk
                            Halkının hafızalarına yerleştirilen bir acıma duygusu çerçevesinde
                            Ermenilerden Özür Dileme Kampanyasına destek bile buldular. Ermeniler
                            iddialarında daha da direndiler ve istediklerini almalarına ramak kaldı. Zira
                            artık Obama ABD başkanı ve başkan olmadan önceki açıklamalarında Ermeni
                            soykırımını tanıyacaklarını beyan etmişti. Yani bir filmin ardından
                            Ermeniler amaçlarının büyük bir kısmını elde ettiler.

                            Peki arkası kesilecek miydi bunların? Tabii ki hayır. Çok sürmedi, bu
                            sefer de Güz Sancısı ile Rumlar geldi gündeme. Yeni bir zemin yaratılıyor
                            yine. İşin ilginç yönlerinden biri de bu ülkede bakanlık yapmış bir
                            kişinin bu tür filmlerine senaristlik yapıyor olmasıdır. İster istemez
                            insanın aklına Karakoyunlu sadece bu işi meraktan mı yapıyor, yoksa bir
                            görevi mi ifşa ediyor soruları takılıyor?

                            Gerçek anlamda ilginç bir zamanlamayla çıktı ortaya bu film. KKTC'yi
                            kaybetme sürecinde ortaya çıktı her şeyden önce. Bir ikincisi ise
                            Ergenekon ile tartışılmaya başlanan derin devlet konusu gündemdeyken
                            çıktı. Bu anlamda kimse bunun sadece bir tesadüf olduğunu savunmamalıdır.
                            Zira aslında önceden yazılmış bir senaryonun sergilenmesi olayıdır bu.
                            Türk halkına "Bakın azınlıklara zamanında neler yapmışsınız. Siz
                            azınlıklara karşı hoşgörülü değilsiniz. Şimdi bunlardan özür dileme
                            zamanıdır. Onların kaybettiklerini geri verme zamanıdır." denmek
                            isteniyor.

                            Belki okuyan çoğu kimseye bir komplo teorisi gibi gelecek bu yazılanlar ilk
                            etapta. Ancak dikkatle incelendiğinde doğruluğu herkesçe kabul edilecektir.
                            Zira tam da filmin vizyona girdiği dönemde Atilla Olgaç'ın sözleri,
                            ardından Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurarak kayıp
                            insanlarının peşine düşmesi ve Avustralya'da "Pontus
                            Soykırımı"ndan söz eden bir plaketin açılması kesinlikle tesadüf
                            değildir.

                            Ülkemiz parçalanmak isteniyor. Bu anlamda da bu tarz tüm filmler ve
                            söylemler bu amaca hizmet eder bir nitelik kazanmaktadır. Adeta uygulamaya
                            konulan bir senaryonun parçalarını teşkil etmektedirler. Bu anlamda Türkiye
                            ve Türk Ulusu dikkatli olmalı bu tarz şeylere prim vermemelidir

                            Arzu KÖK

                            Yorum

                            • MAGGGMA
                              ...................
                              • 12 Haziran 2007
                              • 1375

                              #74
                              Kemaliye de işi olmayan, işsiz bulunan, vasıfsız veya vasıflı herhangi bir sosyal güvencesi bulunmayan hemşerilerim size sesleniyorum. Gelin Erzincan İş ve İşçi kurumuna benim de selamımı ileterek kayıt yaptırın 26 dalda sertifikalı kurslar başlayacak. Bu kurslarda 1200 kişi kurs görecek. kurslar ortalama 200 saat civarında olacak. Birini bitiren bir diğerine başlayabilir. Kurslardan bazıları ise şunlardır.(Diksiyon ve güzel konuşma,Bilgisayarlı muhasebe, Bilgisayar operatörü, Elektrik tesisatcılığı, İş makinaları operatörcülüğü, Oto elektrikçiliği, Otomotiv tamirciliği,İş makinaları tamirciliği, Marangozluk, İleri kaynak teknolojisi,Kaynakçılık, Arıcılık, Balıkcılık, Sıhhı tesisat,Kuförcülük, Meyvecilik, Sebze yetiştiriciliği, Süt inakçiliği, Ahşap doğrama, Mobilya dekorasyon, Bina yalıtımcılığı, F ort lift operatölüğü,Konfeksiyon v.s) Devlet günde 15 TL ücret ödeyecek. sigortalı yapacak bir yıl kadar bu kurslar sürecek.
                              Eğinde Meslek Yüksek okuluna bağlı Balıkçılık ve Arıcılık kursalarıda düzenlenebilir. 20 kişiyi aşağı düşmediği taktirde bu iki kurs eğindede acılabilir. Mİlli Eğitim İş kur ortak iş birliği içinde ve Milli eğitim sertifikalı olacak bu kurslar. Bu kursaları bitirenler iş istihtamında öncelikli olacaklar. Çünkü hangi dallarda kurs acılmasını Erzincan civarndaki işi adamları istediler. Valiliğin28/01/2008 deki genişletilmiş toplantısında bu kararlar alındı. Sağolsun yeni valimiz sayın Abdülkadir DEMİR bu konularda çok gayret sarfetmektedir. kurslar 02/03/2009nde başlayacak Tüm hemşerilerimin dikkatine sunulur. Sevgi ve saygılarımla,
                              Öğr. Görv. Adnan Demirci
                              İş kur üniversite temsilcisi ve yönetim kurulu üyesi

                              Yorum

                              • EDY
                                Yasaklı
                                • 15 Aralık 2008
                                • 1381

                                #75
                                Derviş kaşıkları....

                                Bir gün sormuşlar ermişlerden birine; "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" "Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

                                Ermiş; "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

                                Bunun üzerine, "Şimdi..." demiş ermiş, "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen, ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

                                "İşte" demiş ermiş, "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman..."

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information