Mailimize Takilanlar...

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • MAGGGMA
    ...................
    • 12 Haziran 2007
    • 1375

    #136
    ABDULKADİR SERDAROĞLU
    MADEN MÜHENDİSİ
    MERHALE SOKAK NO: 61/2 BEŞTEPE/ANKARA
    TEL: 0 312 213 34 16 0 312 213 34 16 0 312 213 34 16 0 312 213 34 16 - FAX: 0 312 213 34 19
    GSM1: 0 532 560 30 84 0 532 560 30 84 0 532 560 30 84 0 532 560 30 84 - GSM2: 0 543 602 96 48 0 543 602 96 48 0 543 602 96 48 0 543 602 96 48




    ARKADAŞLAR MÜNKÜN OLDUĞUNCA HERKESE YOLLAMAYA ÇALIŞALIM LÜTFEN.
    DÜŞÜNSENİZE AYNI DURUMDA BİZ OLSAK NE YAPARDIK.




    Yukarıda resmi görünen 4 yaşındaki kızım Azra Zeynep 03.04.2009 Cuma gününden itibaren kayıptır..!!

    Yerini bilenlerin, görenlerin insaniyet namına polis’e bildirmeleri veya aşağıdaki numaraları aramaları önemle rica olunur..!!

    0 533 626 57 52 0 533 626 57 52 0 533 626 57 52 0 533 626 57 52

    0 216 308 60 76 0 216 308 60 76 0 216 308 60 76 0 216 308 60 76

    (Bu mail'i lütfen listenizdeki herkese ulaştırınız..!!)

    Yorum

    • MAGGGMA
      ...................
      • 12 Haziran 2007
      • 1375

      #137
      Türkiye leoparı kuyruğundan yakaladı


      Cemil Ertem: Olan biteni, hâlâ cemaat operasyonu ya da oligarşinin iki kutbunun iktidar savaşı olarak görenler varsa, çok ama çok yanıldıklarını söylemek gerekiyor

      Bütün bu olan biten Türkiye’de bir devrin kapandığını gösteriyor. Türkiye başından beri dünya kapitalist sistemi için “özgün” bir örnekti. Askerlerin ve bürokrasinin ekonomi ve siyaset üzerindeki ağırlığı, rejimin temel dinamiklerini oluşturuyordu. Bu dinamikler, bütün bu tarihsel süreç boyunca, “dışarıdan” da destek alarak ve beslenerek kendini yeniledi ve rejimi ayakta tutan kurumları oluşturdu. Bu kurumlar ve hukuki, siyasi yapılar da, başka bir ülkede örneği olmayan, burjuva demokrasisi ve onun piyasası ile birlikte var olamayacak, bize özgü sistemi oluşturdu. Kapitalizm için hilkat garibesi sayılacak, ekonomik, hukuki ve siyasi yapıları bu sistem üretti. Ama bu akıldışı kurumlara ve olanlara dünya, şimdiye değin, “ya bir dakika, siz orada ne yapıyorsunuz” diye sormadı. Çünkü Türkiye’deki bu “garip, otarşik” yapı ve onun ürettiği sistem, başta Amerika olmak üzere “hegemonyanın” işine geliyordu.

      Ama artık, bu çürük yapı, yeni oluşmakta olan, kapitalizmin yeni küresel hegemonyasını çok rahatsız ediyor. Türkiye’de, gerici oligarşik yapı çözülmeden dünya 2008 krizinden çıkamayacak.

      Bu, 21. yüzyılın en önemli gerçeklerinden birisi. Kapitalizm, bir sistem sonuçta. İşlemesi için birtakım kuralları var ve bu kuralları üretecek, denetleyecek kurumlara ihtiyaç duyuyor. Piyasa mekanizmasının işlemesi, buna uygun hukuk sistemi ve siyasi yapıların oluşması ve bunların doğru işlemesi ile olanaklı. Ve artık kapitalizm, küresel bir temelde kendini üretirken, hiç olmadığı kadar, piyasanın aksamadan işlemesine ihtiyaç duyacak.

      Devletlerin ekonomik sistemdeki ağırlığının, bundan böyle, daha hızlı olarak azaldığını göreceğiz. Ama bu gerçekle birlikte sistemin küresel yeniden üretiminin merkezi Batı’dan Doğu’ya kayıyor.

      Türkiye, artık hem bu “Merkez Doğu’nun” merkezi, hem de sistemi yeniden oluşturacak dinamiklerin merkezi. Bu gerçeği görmeden Türkiye’de şu sıralar olup biteni değerlendirmemiz imkânsız. Çok basit olarak söyleyelim; Türkiye’de, şimdiye kadar, var olan sistem, kapitalizmin yeni dönemine uygun değil. Türkiye’deki kurumlar, çarkın dişlilerine kaçacak taşlar gibi ortada duruyor.

      Kim ne derse desin işte bu sistem şimdi çözülüyor. Bu yapının 21. yüzyıl kapitalizminin tam kalbinde, Türklerin güzel hatırı için, varlığını sürdüremeyeceğini artık anlamamız lazım. Bunu anlayamamak ve süreci geciktirmek Türkiye’nin çok önemli tarihî fırsatları kaçırmasına neden olacak. Şunu bilmek gerekiyor; dünyanın bugünkü koşullarında Türkiye, Cumhuriyet’i restorasyona tâbi tutarak bu toz duman arasından çıkamaz. Artık ya hep ya hiç eşiğine geldik.

      Restorasyon artık Türkiye için faşizmin karanlık tünellerinde yolculuk anlamına gelecektir. Bu Cumhuriyet’in bütün kurum ve yapılarıyla demokratikleşmesi basit bir restorasyon meselesi olmaktan çıktı.

      Dünkü gözaltılar da, daha önceki bütün Ergenekon dosyaları da, bir tarihi ve devri bitirmek üzere atılan cılız adımlardır. Bu adımların daha güçlü ve kararlı olmasının da zamanı artık gelmiştir. Bu olan biteni, hâlâ cemaat operasyonu ya da oligarşinin iki kutbunun iktidar savaşı olarak görenler varsa, çok ama çok yanıldıklarını söylemek gerekiyor. Bu, Türkiye’de, kökleri Cumhuriyet’ten çok önceye uzanan bir iktidarın bitmesi ve Türkiye’nin küresel kapitalizmin tam kalbine yerleşmesi sürecidir.

      Bu süreç, belki, insanlık tarihinin, en önemli dönüşümlerinden birisi olarak karşımızda bugün. Ve bu dönüşüm, çok küçük bir azınlık dışında, bu coğrafyalarda yaşayan ve yaşayacak olan tüm insanlar için çok önemli bir fırsatı öne çıkartıyor. Doğu Avrupa’dan başlayın, ta Lübnan’a kadar gidin. Bütün bu coğrafyada demokrasi, şekilsel de olsa, neredeyse yüzyıldır bekleniyor. Bu coğrafyada savaşların, insan hakları ihlallerinin, diktatörlüklerin egemenliği bitmek bilmedi. İşte, Türkiye’deki çözülme ve yeni demokratik bir Cumhuriyet olanağı, bütün bu coğrafyayı, savaş ve diktatörlüklerle değil de, barış ve demokrasi ile yeniden inşa etme olanağını insanlığın önüne koyuyor.

      Türkiye’yi, on yıllardır, baskıcı bir diktatörlük olarak kendi çıkarları doğrultusunda cehenneme çevirenlerden hesap sorulması, yarattıkları savaşların, darbe tezgâhlarının, darbelerin, katliamların hesaplarının verilmesi, bu ülkede elbet olacaktı. Eğer şimdi oluyorsa bu çok önemli bir fırsattır. Yalnız Türkiye için değil, batısıyla doğusuyla, güneyi ve kuzeyi ile Türkiye’den ötesi için de tarihî bir fırsattır.

      Bu fırsatı bizim önümüze kim niçin mi koyuyor; onu da yukarıda anlatmaya çalıştım; biliyorum ama bilmesem de olurdu. Umurumda olmazdı; bunları kimin teker teker alıp hesap sorduğu. Daha önce de söyledim Türkiye leoparı kuyruğundan yakaladı artık bırakamaz.

      Cemil Ertem / Taraf

      Yorum

      • MAGGGMA
        ...................
        • 12 Haziran 2007
        • 1375

        #138
        Tarihin ilk ayakkabılı eylemi bize ait çıktı

        Tarihin ilk ayakkabılı eylemi bize ait çıktı

        Iraklı gazeteci Muntazır el Zeydi'nin Irak'ı kan gölüne çevirdiği için ABD eski Başkanı George Bush'a fırlattığı ayakkabısıyla kendinden söz ettirmişti. Zeydi'nin gündeme gelen ayakkabı eylemi ise ilk kez Türkiye'de yaşandı. Mustafa Yılmaz ve Mustafa Kurdaş'ın yazısı... <img width="240" height="240"> <img border="0"> Her ne kadar Irak'lı El Zeydi'nin Bush'a fırlattığı ayakkabı tarihe geçmiş olsa da, dünya da ilk ayakkabılı protestonun patenti de bize ait çıktı.

        Hem de tam 50 yıl önce.

        Peki ayakkabıyı atan ile yiyen kimdi?

        ***

        Yıl 1961. Yer Ankara.

        Birinci Otomotiv Sanayi Kongresi.

        Kongre'ye katılanlar arasında işadamları, bürokratlar, mühendisler, gazeteciler vardır.

        Kongre'nin öncülüğünü yapan isimse daha sonra Türkiye'nin siyasi hayatına damgasını vuracak olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan'dır.

        Erbakan,1956 yılında daha 30 yaşında iken Gümüş Motor Fabrikasını kurarak Türkiye'nin ilk büyük sanayi hamlesini gerçekleştirmiş, yine 1960 yılında Ankara'da yapılan Sanayi Kongresi'nde ilk kez “Türkiye'nin kendi otomobilini üretebileceği” fikrini ortaya atmıştır.

        1961 yılındaki Otomotiv Kongresi bu çabaların bir sonucudur.

        Kongre salonu oldukça kalabalık ve heyecanlıdır. Salonda Türkiye'nin kendi otomobilini üretmesinin inancı ile heyecanlanan mühendislerin yanı sıra, yerli otomobil fikrine karşı çıkanlarda vardır.

        Bunlardan biri de, Bernar Nahum'dur.

        Bernar Nahum Koç Otomotiv Grubu'nun temsilcisi olarak toplantıdadır.

        Parantez açalım: Vehbi Koç ile Bernar Nahum 1944 yılında tanışmış, bu tanışma Koç Grubu için tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Grup hızla büyümeye ve küresel bir şirket olmaya başlamıştır. Koç ile Nahum ortaklaşa Otokoç'u kurmuş ve başına da Nahum getirilmiştir. Bir iddiaya göre Bernar Nahum, Lozan anlaşmasının mimarı meşhur Hayim Nahum'un oğludur. Bir iddiaya göre de Koç grubu'na ait, BEKO'nun BE'si Bernar'dan, KO'su Koç'tan gelmektedir.

        Parantezi kapatıp, kongre salonuna ve ilk ayakkabılı eyleme dönelim:

        Bernar Nahum, Birinci Otomotiv Kongresi'nde konuşurken salondaki hava giderek elektriklenmeye başlar. Çünkü Otokoç'un ortağı ve yöneticisi Nahum, salondaki heyecanın aksine otomotiv sanayinin zorluklarından bahsetmekte ve yerli otomobil fikrine karşı çıkmaktadır.

        O sırada ön sıralarda oturan genç bir mühendiste bir kürsüde konuşan Bernar Nahum'a, bir ayakkabılarına bakmaktadır. Makina Kimya Endüstrisi'nde (MKE) çalışan mühendisin ayağında kurumun yeni dağıttığı postallardan vardır. Nahum konuşmasına devam ederken ön sıradaki gençte postalının bağcıklarını çözmeye başlar. Çünkü öfkesi iyice kabarmıştır.

        Nahum; “Bursa'da şeftali üretmek otomotiv üretmekten hem daha kolay hem daha kazançlıdır” dediği anda da ortalık karışır. Nahum'un “otomotiv yerine şeftali üretmeyi” önermesine dayanamayan genç ayağından çıkardığı postalı kürsüye fırlatmıştır.

        Postal, Nahum'un alnına çarparken, MKE'li gencin; “Bize otomobili siz ürettirmiyorsunuz” diye bağırdığı duyulur.
        Herkes unutmuş olsa da işte bu olay ilk ayakkabılı protesto eylemi olarak tarihe geçer.

        ****

        Biliyoruz uzun oldu ama yazmak zorundayız. Her şeye rağmen Türkiye'nin ilk yerli otomobili “Devrim”i yapma fikri bu kongre'nin sonucunda ortaya çıktı. Yapıldı da…

        Ama biliyorsunuz benzin koymayı unuttukları(!) için yürümedi ve öylece kaldı.

        Oysa, Erbakan ilk yerli otomobil fikrini 50 yıl önce ortaya attığında, ne Kore'nin Hyundai, Ne İran'ın Samand'ı, ne Hindistan'ın Tata'sı, ne Çin'in Cherry'si vardı!. Ne kadar acı. Şimdi sokaklarımız Hyundai, Tata, Cherry ile dolu.

        Son bir not: Türkiye'ye “Otomobil yerine şeftali üretilmesini” öneren Bernar Nahum hakkında bakın Rahmi Koç yıllar sonra ne demiş:

        “Koç'un otomotiv sanayi işine girmesini, büyümesini ve kar etmesini sağlayan Mösyö Bernar'dır. Vehbi Bey'in büyük itimadını kazanmış biriydi ve Vehbi Bey, o ne derse kabul ederdi. Bernar Nahum eldeki paranın daima otomotiv işine yatırılmasını istemiştir.” (Capital Dergisi-2008)

        Yorum

        • MAGGGMA
          ...................
          • 12 Haziran 2007
          • 1375

          #139
          28 subatcılar camıı dısında basortusunu yasaklayacaklardı....dın egıtımı suc olacaktı....

          MGK Hukuk Müşavirliği'nin imzasını taşıyan yasa teklifinde, ancak Stalin rejiminde rastlanabilecek maddeler yer alıyor. Kanun paketine göre cami dışında kalan kamu ve özel tüm alanlarda başörtüsü yasaklanıyor.
          Ömer Şahin'in haberi
          Kanun paketine göre cami dışında kalan kamu ve özel bütün mekânlarda başörtüsü yasaklanıyor. Din eğitimi için bireysel faaliyette bulunanlar için 8 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
          Demokrasiye, insan haklarına büyük darbe vuran 28 Şubat sürecinde, akıllara durgunluk veren bir yasa hazırlığı yapıldığı ortaya çıktı.
          Yasa paketine göre, sokakta bile başörtüsü yasaklanacaktı. Dinî telkinde bulunanlar, dinî kitap satanlar yurt ve okul yapımı için bağışta bulunanlar hapisle cezalandırılacaktı.
          28 Şubatçılar tek parti dönemini mumla aratacak, örneğine ancak Stalin rejiminde rastlanabilecek tedbir paketi hazırlamış. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Hukuk Müşavirliği'nin imzasını taşıyan 10 maddelik teklifte cami dışında kalan kamu ve özel bütün mekanlarda başörtüsünün yasaklanması isteniyor.
          Başörtüsü, hastaneler, işyerleri ve siyasi parti faaliyetlerinde yasaklanıyor. Yasak bununla da sınırlı değil. "Herkese açık genel yerler"in de yasak olacağı yazılmış. Bu hüküm, otobüs, kafe hatta sokakta bile başörtüsünün yasak olacağı anlamına geliyor.
          Din eğitimi yapanlar için de ağır cezalar öngörülüyor. Din eğitimi için bireysel faaliyette bulunanlar için 8 yıla kadar hapis cezası düşünülüyor.
          Aradan 13 yıl geçmiş olmasına rağmen 28 Şubat darbesinin izleri sürüyor. Demokrasinin karanlık dönemine ilişkin her geçen gün yeni bilgi ve belge ortaya çıkıyor.
          MGK'nın asker kanadı, Refahyol hükümetine 28 Şubat kararları olarak bilinen 18 maddelik dayatmada bulunmuştu.
          Darbecilerin talepleri bu maddelerle sınırlı kalmadı. Bir kısmı kamuoyundan gizlendi. Bunlardan birisi de mütedeyyin insanları cendere altına alacak yasa değişikliği.
          28 Şubat'ın taslak halinde kalan talepleri komünist rejimlerini aratmıyor. Dinini öğrenmek ve öğretmek isteyenlere veya başörtüsü kullananlara ağır hapis cezaları getiriyor.
          28 Şubat'ın Anayasa'nın 14'üncü maddesine dayanak yapılarak hazırlanan "gizli" damgalı paketi "Din ve Vicdan Hürriyetinin Korunması ve Kötüye Kullanılmamasının Önlenmesi Hakkında Kanun Taslağı" adını taşıyor.
          Toplam 10 maddeden oluşan taslak "hürriyetlerin devlet ve kişiler aleyhine kullanılması" ile "dinlerin simgesel giysi ve başlıklarla temsili" başlıklarını taşıyor. Refahyol hükümetince kabul edilmediği ve Meclis zeminine gelmediği öğrenilen taslakta skandal maddeler yer alıyor.
          TEKLİFTEKİ ŞOK MADDELER
          EV, CAMİ DIŞINDA BAŞÖRTÜSÜ YASAK:

          Belli bir dinin kurallarını veya din inancının gereğini ileri sürerek kamu kurum ve kuruluşlarında her derecedeki eğitim ve öğretim kurumlarında, sağlık kuruluşları, sanayi kuruluşları ve diğer işyerlerinde dernek, vakıf ve siyasi parti faaliyetlerinde ibadethaneler dışında herkese açık genel yerlerde belli dinleri simgeleyen özel nitelikli giysileri giyenlere veya başlarına çeşitli başlıklar takanlara bir seneden üç seneye kadar hapis cezası verilir. Varsa işyeri veya öğrencilik ile ilişkileri kesilir.
          BİREYSEL DİNİ FAALİYETE CEZA:

          Her ne nam altında olursa olsun örgüt kuranlara veya kurmaya teşebbüs edenlere veya bunların faaliyetlerini düzenleyen ve yöneten veya bu hususlarda yol gösterenler veya bu konuda bireysel faaliyette bulunanlara beş yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası; bu nevi örgütlerin iki veya daha fazlasını kuran veya yönetenlere on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası, her ne surette olursa olsun propaganda yapanlara üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası, bu fiilleri övenlere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
          VELİLERE DE CEZA:

          Din eğitimi vermek üzere örgüt kuranlar veya bireysel teşebbüslerde ve faaliyetlerde bulunanlar ile yol gösterenlere beş yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası, bu şekilde yapılan eğitime katılan reşit öğrencilerin kendilerine, reşit olmayanların velilerine bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
          DİNİ KİTAP SATANLAR KAPSAMDA:

          Bu şekilde din eğitimi veren ve bu eğitimi alanlara kitap vesair ders araçlarını hazırlayanlara, satanlara ve alanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
          OKUL, YURT YAPTIRANA 3 YIL:

          Din eğitimi vermek üzere okul, derslik veya diğer adlarla taşınmaz inşa edenlere, tahsis edenlere, yurt kuranlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
          DİNİ TELKİN ETMEK BİLE 5 YIL:

          Belli bir dini öğrenmeleri veya kabul etmeleri için telkin ve zorlamada bulunanlara, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınayan ve suçlayanlara üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
          zaman

          Yorum

          • MAGGGMA
            ...................
            • 12 Haziran 2007
            • 1375

            #140
            HADİS-İ ŞERİF





            Peygamber efendimiz demiştir ki birisi öldüğünde akrabaları cenaze işleriyle meşgul iken,son derece güzel bir kişi gelir mevtanın başının yanında durur.
            Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer Definden sonra herkes evine döner, Münker ve Nekir adlı iki özel Melek gelir,öleni kişisel
            mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulayabilmek üzere ,göğsünde duran güzel kişiyi ayırmaya çalışır.Güzel kişi der ki.”O benim refakatim,O benim
            dostumdur,hiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam.Eğer siz sorgulama için görevlendirildiyseniz,görevinizi yapınız.Onun cennete girmesini kabul ettirinceye kadar
            terk edemem.
            Sonra ölmüş arkadaşına döner der ki, ”Ben, bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur’anım.
            Endişe etme,Münker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın.
            Sorgulama bitince güzel kişi Onun için Meleul Aladan(semadaki meleklerden)misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar.
            Allahın Resulu(SAV) demiştir ki:Hesap gününde ne bir Peygamber,ne de bir melek, Allahın indinde Kur’andan daha imtiyazlı bir şefaatçi olamayacaktır.

            Lutfen bu hadisi herkese gönderiniz, çünkü Resullah(SAV) demiştir ki: “Bir beyit dahi olsa benden olan bir bilgiyi iletiniz”.Allahın lütfu hepimizin üzerine olsun.

            AMİN

            Yorum

            • MAGGGMA
              ...................
              • 12 Haziran 2007
              • 1375

              #141
              GENELLIKLE 50 YAS CIVARI OLANLARA. NEDEN YERE UZANILMAMASI KONUSU BILINMIYOR!

              Neden basucumuzda bir Aspirin bulundurmaliyiz?

              Kalp Krizi Hakkında
              Kalp krizlerinde sol kol uyusmasi yaninda baska bulgular da olabilir.
              Bunlar; alt cenede yogun sanci, tabii ki bulantı ve asiri terleme.
              NOT: Hatta bir kalp krizi sirasinda gogsunuzun ortasinda sanci da olmayabilir!
              Kalp krizi gecirenlerin cogunlugu (yaklasik %60) uyurken hayatini kaybetmekte. Bazan kriz aninda goguste olusan sanci sizi derin uykudan uyandirabilir.
              KALP KRİZİ TALİMATI
              Boyle bir durumda hemen 2 adet Aspirini cigneyerek bir yudum su ile yutun.
              · DERHAL 112 YI ARAYIN
              · KAPIYI ACIN
              · KESINLIKLE YERE UZANMAYIN!
              Daha sonra bir yakininizi veya komsunuzu arayin
              Kalp krizi gecirdiginizi soyleyin
              2 Aspirin aldiginizi soyleyin
              Bir sandalye alarak kapiya yakin oturun
              Kesinlikle yere uzanmayin!
              Kalp uzmanlarina gore, bu mesaji 10 kisiye gonderseniz bir kisinin hayatini kurtarmis olabilirsiniz.
              Ben bu mesaji dostlarimla paylastim. Ya siz?
              Lütfen mesaji iletin, yasam kurtarin..







              .

              Yorum

              • MAGGGMA
                ...................
                • 12 Haziran 2007
                • 1375

                #142
                2918 nolu yasa

                Yasayi bİlmekte yarar vardir. Kİmsenİn baŞina gelmesİn ama, dİyelİm kİ trafİk kazasi geÇİrdİnİz. Yarali var, hastaneye gİttİnİz.

                Sİzlerİn 2918 nolu yasayi bİlmedİgİnİzİ zannederek,
                'yapilacak mÜdahale ve tedavİ Ücretlerİnİ ÖdeyeceĞİnİze daİr Şu belgeyİ İmzalayin'

                teklİfİ İle karŞilaŞirsiniz....

                Ancak sİz de 'bu belgeyİ İmzalamazsam, bana mÜdahale ve tedavİ etmeyeceĞİnİze daİr bİr belgeyİ İmzalayip getİrİn.'...

                DedİĞİnİz anda,

                hastanenİn bÜtÜn İmkanlari sİzİn İÇİn seferber olacaktir.
                ***
                2918 sayili trafİk kanununu mutlaka okuyun.

                TÜketİcİler bİrlİĞİ, kazazedelerİn haklariyla İlgİlİ bİr rapor hazirladi.
                Trafİk kazasi sonucu yaralanan ve hastaneye kaldirilarak tedavİ altina alinan kazazedelerİn,

                kanuna gÖre tedavİ İÇİn Ücret Ödememesİ gerektİĞİ belİrtİldİ.

                Kaza sonucu yaralanan ve

                herhangİ bİr hastanede tedavİ gÖren kazazedelerden, bu tedavİlerİne karŞilik hastane tarafindan Ücret talep edİlemeyeceĞİnİn belİrtİldİĞİ raporda,

                2918 sayili trafİk kanunu'na gÖre :

                ''herhangİ bİr trafİk kazasi sonucu yaralanan kİŞİ, en kisa sÜrede hastaneye yetİŞtİrİlmek ve gereken tedavİnİn yapilmasi''

                hÜkÜmlerİnİ İÇerİyor.

                YÖnetmelİĞe gÖre,

                '' hastane acİl servİsİ, kendİsİne gelen kazazedenİn'
                maddİ durumu, sosyal gÜvencesİnİn olup olmadiĞina ve hastanin ÖzellİĞİne bakmadan, gereken tedavİyİ ve mÜdahaleyİ herhangİ bİr Ücret talep etmeden yapmak zorunda.

                Bu tedavİ sonucu oluŞan masrafin İse saĞlik bakanliĞi, karayollari trafİk dÖner sermaye İŞletmesİ tarafindan karŞilanacaginin belİrtİldİĞİ rapora gÖre;

                vatandaŞlarin haklarini bİlmedİĞİ İÇİn sorunlar yaŞandiĞini ve hastanelerİn bu kanundan bİhabermİŞ gİbİ gÖzÜkÜp, vatandaŞtan para talep etmelerİnİn suÇ olduĞu belİrtİldİ.

                Yorum

                • MAGGGMA
                  ...................
                  • 12 Haziran 2007
                  • 1375

                  #143
                  Değişik bakış açısı )


                  Avustralya’da, bir spor salonunun camında bir reklam; zayıf ve bronz tenli
                  bir kadın, hemen yanında şu yazıyor:

                  “Bu yaz, denizkızı mı olmak istersiniz, yoksa bir balina mı?

                  Afişteki mankenin fiziksel özelliklerinden çok uzak olan orta yaşlı bir
                  kadın, spor salonunun reklamına sesli bir cevap veriyor:

                  İlgilenenlere duyurulur,

                  Balinaları arkadaşları asla yalnız bırakmazlar, yunuslar, deniz aslanları,
                  meraklı insanlar..

                  Aktif bir cinsel yaşamları vardır, hamile kalır, sevimli bebek balinalar
                  doğururlar.

                  Denizde yüzer, oynarlar. Polinezya adalarının mercan kayalıkları gibi
                  muhteşem yerleri görme şansına sahiptirler.

                  Balinalar harika şarkı söylerler, CD’leri bile vardır.

                  Bazı insanlar dışında, onlara zarar vermek isteyecek tek bir varlık yoktur.
                  Dünyada herkesin sevdiği, koruduğu ve hayran kaldığı şahane hayvanlardır.

                  Denizkızı?

                  Öncelikle, denizkızı diye birşey yoktur.

                  Var olsalardı da kimlik karmaşası sebebiyle psikolog kapılarında sıra
                  oluştururlardı. Balık mısın? İnsan mı?

                  Cinsel hayatları yoktur. Yanlarına yaklaşan erkekleri öldürüyorlar, nasıl
                  olabilir ki? hem, iyice bir bakın, gerekli donanım nerede??

                  E, sonuç olarak çocukları da olmaz.

                  Zaten balık kokan bir kadını kim ister ki?

                  Sonuç?

                  Ben balina olmayı tercih ederim.

                  Medya sadece zayıf insanların güzel olduğunu savunuyor ama ben
                  çocuklarımla dondurma yemeyi, beni heyecanlandıran adamla güzel bir akşam
                  yemeğinde sohbet etmeyi, arkadaşlarımla çikolata paylaşmayı çok seviyorum.

                  Zamanla kilo alıyoruz; çünkü, kafamıza o kadar çok bilgi yüklüyoruz ki yer
                  kalmıyor ve bedenimizin diğer bölümlerine yerleşmeye başlıyor. Yani, biz
                  kilolu değiliz, inanılmaz kültürlü, eğitimli ve mutluyuz.

                  Bugünden itibaren, aynaya bakıp da kalçamı gördüğümde, şunu düşüneceğim:

                  “Allah’ım ne kadar da akıllıyım!”

                  Sizce?

                  Yorum

                  • MAGGGMA
                    ...................
                    • 12 Haziran 2007
                    • 1375

                    #144
                    Mutlaka aklınızda bilmeniz gereken bir olaydan bahsedecegim. Bundan Yaklasik
                    1.5 yıl önce esim çok ciddi bir bas dönmesi yasadi. Aylarca sürdü. Bas
                    dönmesi o kadar kötüydüki oturdugu yerden yere düsüyor. Tv ile izleyemiyor
                    hicbir seyi okuyamıyor. Tekbasina yuruyemiyordu. Hatta uyukusunda bile
                    yataktan dusebiliyordu. Ruyasinda bile basinin dondugunu söyledi. Bu bas
                    donmeleri sonucunda da surekli kusuyordu. Bir sürü farklı doktor gezmemize
                    ragmen care bulamadilar. Tum doktorlar klasik 1-2 bas donmesi ilaci verdi o
                    kadar. Ama hicbiri care olamadi. Sorun 2-3 ay sonra bas donmesi gecerek
                    tekrar eski haline geldi. Sonra cok arastirdim. Neden boyle olmustu ?. Sonra
                    bunu bulmayi basardim arkadaslar. (google sagolsun) Problem GREYFURT idi.
                    Esim hasta olmadan 1 hafta once cok agir grip olmus ve doktor bir suru ilac
                    yazmisti yaninda da Greyfurt suyu icmisti C vitamini takviyesi diye. Grip
                    gectikten sonra da bu bas donmeleri baslamisti. GREYFURT icilen ilaclarin
                    karacigerde parcalanip atilmasini engelleyen dunya daki tek meyveymis.
                    Boylece greyfurt ile ilac aliyorsaniz ve ilaca 1 hafta boyunca devam
                    ederseniz tum ilaclar sanki bir kere de yutulmus gibi vucutta duruyormus. Bu
                    ilaclarin turune gore olumler bile olabilmekteymis. Biz Bas donmesi ile
                    kurtardik. Sizlere de bu uyariyi yazmak istedim. Birkac yerde bununla ilgili
                    mesajlar gormeye basladim ama cogu insan hala bilmiyor. Lutfen ilac
                    kullanirken GREYFURT yemeyiniz veya suyunu icmeyiniz. Bu emaili
                    arkadaslariniza gonderirseniz, insanlarin biliclenmesini saglamis olursunuz.

                    Yorum

                    • MAGGGMA
                      ...................
                      • 12 Haziran 2007
                      • 1375

                      #145
                      >BİLGİLENMEKTE YARAR VAR
                      > >
                      > >
                      > >Artık hırsızlar, olayı profesyonelliğe çevirmiş durumda, aman dikkat!!! Yaşanmış olaylardır…
                      > >>>>
                      > >>>1-Karı-koca gece evlerine döndüklerinde koridorda bir adamla karşılaşırlar. Bir anlık şaşkınlıktan sonra yabancı adam bayana dönerek 'Madem bu geceyi kocanla geçirecektin niye beni çağırdın?'
                      > >>diye hışımla sorar ve kızgınlıgını belirten baz hareketlerle evden bir anda çıkar. Tabi karı-koca bu olaya bir anlam veremez baslangıçta fakat erkek, karısına bu olaydan ötürü bir hayli kızar ve hatta onu boşayacağını söyler. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra Karakol'a çağırılan karı-koca, yakalanan suçlu ile yüzleştirilir ve olayın aslında bir hırsızlık olduğu anlaşılır.
                      > >
                      > >
                      > >2- Yine BİR BAŞKA OLAYDA karı-koca evlerine döndüklerinde evin içinde bir yabancı görürler,bu kişi gayet şık bir takım elbise giymiş ve elinde telsiz olan birisidir. Karşılaşma anında yabancı, ev sahiplerine 'Evinize hırsız girdiği yolunda Komşularınız tarafından ihbar aldık, ben sivil polisim, evi kontrol etmeye geldim' der ve devam eder, 'Beyefendi aşagıda sokağın köşesinde ekip otomuz var, vakit kaybetmeden siz ekip otosuna gidip şikayet dilekçesi doldurun.' der ve erkek hızla aşağıya iner. Yabancı 'Hanmefendi siz de ziynet esyası veya paranız varsa onlar kontrol edin'der, bayan hemen altınlarının bulunduğu yere gider ve sevinçle 'neyse hala yerinde duruyorlar' demesiyle; yabancı bayanın kafasına ağır bir şeyle vurur. Yabancı da bayanın çıkardığı yerden altın, para, v.s.leri alıp hemen kaçar. Koca ekip otosunu bulamayıp evine geldiğinde karısının baygın,altınları n da çalınmış
                      > olduğunu görür..
                      > >
                      > >
                      > >3- Özellikle bayan arkadaşlar dikkat insanlar taksiye bindiği zaman çantasını hemen yanına koyar ya… Bunu bilen uyanık taksiciler şöyle bir olay gercekleştiriyorlar. Bahsettiğim bayan yorgun argın bir
                      > >taksiye biniyor ve çantasını sağ yanına koyuyor. Bir nefesleniim falan derken şoföre gidecekleri istikameti söylüyor ve çantasından selpak almak üzere sağ yanına dönüyor ki çanta yok!! Önce bir aranıyor bakıyor yere, sağa-sola çanta yok!! Taksiciye söylüyor 'çantam ile bindim fakat çantam şimdi yok çek kenara' diye. Taksici gayet pişkin 'ne bilim teyze ben senin çantanı, unutmuşsundur bir yerde, inmek mi istiyorsun' diyor. Ama teyzem uyanık. 'Hayir' diyor' devam et'. 'Herhalde unuttum biryerde. İneceğim yerde ben sana evden paranı öderim'.. Yol üzerinde bir karakolun önünden geçerken, ışıklarda duruyorlar. (Teyzem o istikametten götürüyor çünkü taksiyi!) Tam
                      > >karakolun önünde açıyor teyzecim kapıyı memuru çağiırıyor. Taksiyi kenara çektirip bir çırpıda anlatıyor olayı. Meğer polisler bu olayı bilirmiş. Polis memuru taksiciye hemen 'bagaji aç' diyor. Bagajı bir açıyorlar ki bagajda bir adam!!!! Binen müşterinin sağ ve soltarafına bagajdan dogru, çok özenle yapılmış,fark edilmeyen delikler açıyorlar ve hooop çekiyorlar cantayı bagaja!! Çanta çok büyükse çekemiyorsa içine dalıp cüzdanı telefonu falan alıyorlar! TAKSİDE BAGAJLARA dikkat! mutlaka bu notu çevrenizle paylaşın. susmayın.. sıra size gelmeden
                      > >
                      > >HIRSIZLARIN YENİ KAPI AÇTIRMA YOLU !!
                      > >
                      > >> DİKKAT KAPI ALTINDAN SU GELİNCE HEMEN KAPIYI AÇMAYIN !!!
                      > >
                      > >> Gelen soyguncular, size kapıyı açtırmanın gürültüsüz bir yolunu
                      > >> bulmuşlar. Bunun için kapı eşiğinden su döküyorlar. Siz bu suyu fark
                      > >> edip de nereden geldiğini anlamak için kapıyı açtığınız anda ağzınızı
                      > >> kapatarak sizi evin içine sokup etkisiz hale getiriyorlar.
                      > >
                      > >> Lütfen paylaşın :-))
                      > >
                      > >
                      >
                      > >

                      Yorum

                      • MAGGGMA
                        ...................
                        • 12 Haziran 2007
                        • 1375

                        #146
                        ANASININ EVİNDEN KADINI GETİRTMENİN YOLU…!


                        Yurdum insanından Osman amcanın hanımı, memleketteki anasının yanına gitmiş ve epey zamandır gelmemiştir. Cep teflonuyla yaptığı çağırma istemlerine cevap alamayan Osman amcanın; çamaşır, bulaşık, yemek, temizlik ve çocuklarla uğraşmaktan takadı tükenmiştir. Kadınını son kez çağırmak için telefona sarılmış, ancak anasının yanından gelmek istemeyen kadın, telefona cevap bile vermemiştir. Bunun üzerine Osman amca mesaj atmaya karar vermiştir. İşte o mesaj;

                        Kadınım bu sağa son mesajım.
                        Bebelerinen evde oturup ağlarım.
                        Çamaşır, bulaşık tarih yaptı.
                        Kadınım ben bu işlerden ne ağnarım.
                        Bi tokat salladım değmedi bile,
                        La bok mu var babağan evinde.
                        Ula ne bilinmez bir avradmışşın,
                        Bebelerinen beni mevlam gayırsın.
                        Arkadaşın Hatçe yan yan bakıyo.
                        Üzelme Osman abi deyiveriyo,
                        Bebelerin başını okşayarakatan,
                        Kendi düşen ağlamaz deyip gülüveriyo.
                        Bugün geliverdi zabahın köründe,
                        Vallahi gecelik vardı zillinin üzerinde.
                        Bulaşığa daldı, çamaşırı yıkadı,
                        La kadınım bak göğnüm çok daraldı.
                        Bebeleri banyoya sokup yıkayıverdi.
                        Osman abi sende gir, keseleyim diyiverdi.
                        Bende büğün olmaz yarın diyiverdim,
                        La kadınım sağa bir şans daha verdim.
                        Zabaha kadar geliyosan gel eve,
                        Vallahi gelmezsen böyük tehlike.
                        Hatçe bekliyor elinde kese,
                        Vallah keseynen kalsa keşke.

                        hadi bakalım gelmesinde göreyim.” diye söylenerek mesajını gönderen Osman amca; mızıldanmakta olan çocuğuna; “meraklanma yavrum anan ağşama evde” diyordu. JJJJJ

                        Yorum

                        Working...
                        X

                        Debug Information