Eger sitemize yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz. Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar forumumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz; Konu açamaz, Mesaj yazamaz, Eklenti indiremez, Özel mesajlasamaz. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için üye olabilirsiniz...
3 lira 5 lira ya bakmam ben işimi yaparım. maaşı olmayan insanlar var. varsın filede tam dolmasın bulgur piavı yiyelim 3 5 günde
ülkemizde bir çok insan zaten üç liraya beş liraya bakmıyor ekmeğe bulgur pilavına yükleniyor. kendisine iyi bakamadığı için sağlık problemleri yaşıyor.sonra o bakmadığı üçü beşi arıyor. sonrada çok sağlık harcaması olunca genel ihtiyaçlarına para yetiremiyor. kredi kartına yükleniyor.borç gırtlağa dayanıyor.stresten kendisini bitiriyor.daha çok anlatırımda bu kadar yeter bence...
ülkemizde bir çok insan zaten üç liraya beş liraya bakmıyor ekmeğe bulgur pilavına yükleniyor. kendisine iyi bakamadığı için sağlık problemleri yaşıyor.sonra o bakmadığı üçü beşi arıyor. sonrada çok sağlık harcaması olunca genel ihtiyaçlarına para yetiremiyor. kredi kartına yükleniyor.borç gırtlağa dayanıyor.stresten kendisini bitiriyor.daha çok anlatırımda bu kadar yeter bence...
hocam sen yoksa bulgur pilavının faydalarını bilmiyor musun?
Geçmiş zamandan günümüze kadar, değerünü ve sofralarımızdaki yerini koruyan bulgur, salında tam baştacı bir besin. Pirinçten çok daha faydalı olduğundan dolayı, mümkünse, pirinç yerine tüketilmesi gereken bir yiyecek. Son dönemlerde, avrupalılarında araştırmaya başladığı bulgur, tam bir sağlık hazinesi, desek yeri var. Bulgurun faydalarını kısaca sayacak olursak;
*Özellikle kuru baklagillerle pişirildiğinde, besin değeri artar.
* İçeriğinde, B grubu vitaminler, potasyum, demir ve fosfor bulunur.
*Hamilelikte bol bol yenilmesi, folik asit alımı açısından önemlidir. Çünkü, folik asit bebeğin sağlıklı gelişimi için çok önemlidir.
* Kan şeker düzeyinde çok fazla dalgalanmalara yol açmaz.
* Bağırsak ve kalp-damar sağlığı üzerinde olumlu etkileri vardır.
* Fakat hemen önemli bir hatırlatmada bulunalım. Potasyum içeriği yüksek olduğu için, böbrek hastalarında, kanda potasyum değerlerinin yüksek olduğu dönemlerde tüketilmesi uygun değildir. Mide şikayetlerini de artırabilir.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, vücudun yüzde 55-75'inin, beynin ise yüzde 95'inin sudan oluştuğunu belirterek, "Yeterli miktarda su içmek sesi güzelleştirir" dedi. Prof. Dr. Yorulmaz, vücuttaki suyun yüzde 2'sinin kaybedilmesinin yorgunluk, halsizlik, hafızanın zayıflaması, matematik zekasında azalma, konsantrasyon güçlüğüne yol açtığını söyledi.
Okunan yazıya konsantre olunamıyor ve anlamakta sıkıntı çekiliyorsa su içilmesinin faydalı olacağını ifade eden Yorulmaz, ABD'de halkın dörtte üçünün vücutlarındaki su miktarı olması gerekenden daha az bulunduğunu belirtti.
Yorulmaz, su içmenin faydalarını şöyle anlattı:”Araştırmalara göre, yeterli miktarda su içmek daha fazla kalori harcanmasını sağlar. Aç karnına içildiğinde vücuttaki zararlı maddelerin atılmasını kolaylaştırır, cildin nemini ve gerginliğini artırarak kırışıklıkları önler, yumuşaklık ve parlaklık verir, selüloitten korur.
Aynı zamanda sesi güzelleştirir, böbreklerin çalışmasını düzene sokar,idrar yollarını kum ve taş oluşumundan korur, sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı önler, balgamın yumuşayıp atılmasına yardımcı olur, ağız kuruluğunu ve ağız kokusunu önler, eklem hareketlerini kolaylaştırır,kilo vermeyi sağlar.
MEME KANSERİNDEN SUYLA KORUNUN
Prof. Dr. Yorulmaz, emziren annelerin yeterli su içmesi durumunda süt miktarının artacağını belirterek, her gün yeterli miktarda su içmenin kalın barsak, idrar kesesi ve meme kanserinden koruyucu olduğunu, ayrıca insan sağlığı için çok önemli olan iyot, kalsiyum, sodyum gibi pek çok mineralin de suyla alındığını bildirdi.
Her gün idrarla 1,5 litre ve diğer yollarla 1 litre olmak üzere 2,5litre su kaybedildiğini ifade eden Yorulmaz, yazın ise terle su kaybının daha fazla olduğunu söyledi.
İnsanların sağlığını koruması için kaybedilen suyun tekrar alınması gerektiğini belirten Yorulmaz, “Besinlerle günlük su ihtiyacımızın ancak beşte birini karşılamaktayız. Kalan beşte dördünü yani 2 litresini su ve diğer içeceklerle karşılamamız gerekiyor. Günde ne kadar su içmeniz gerektiği, vücudun büyüklüğü, yaptığımız işin ağırlığı ve iklime bağlı olmakla birlikte, erişkin bir insan yaz mevsiminde her gün en az 2 litre (10 su bardağı) su içmelidir” dedi.
Vücudun ihtiyaç duyduğundan daha az su alındığında sağlık sorunlarının ortaya çıktığını dile getiren Yorulmaz, vücudun suyu normalden yalnızca yüzde 1 az olduğunda aşırı susama ve ağız kuruluğu, normalin yüzde 5 altında olduğunda ateşin hafif yükselmesi, ciddi ağız kuruluğu, halsizlik, yapılan işe konsantre olamama, normalden yüzde 10 su eksiği olduğunda ise ciddi halsizlik, bitkinlik, ayakta durmakta güçlük çekme ve gözlerde çökmenin ortaya çıktığını bildirdi.
SU AZLIĞI BEBEKLERDE ÖLÜMLERE YOL AÇABİLİR
Prof. Dr. Yorulmaz, su azlığının bebeklerde ölümlere yol açabildiğini belirterek, suyun vücudun su ihtiyacını gidermede en önemli besin olduğunu söyledi.
Kahve, çay ve kola gibi kafeinli içecekler ile alkollü içeceklerin sağladıklarından daha çok su kaybına yol açtığını ifade eden Yorulmaz, bu nedenle susuzluğu gidermek için sadece temiz suyun tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.
Su temiz değilse sağlığı korumanın mümkün olmadığını belirten Yorulmaz, şunları kaydetti: ”Neredeyse ülkemizin hiçbir yerinde temiz olmadığı düşüncesiyle musluklardan akan suyu içmiyor, içmek için dışarıdan ayrı su alıyoruz.
Gerçekten de bazen suyun içindeki kirlilikler gözle görülebiliyor. Ancak musluklardan akan suyla dişlerimizi fırçalayarak, banyo yaparak, besinlerimizi ve besin hazırladığımız kapları yıkayarak şebeke suyu içindeki tüm kirlilikleri almaya devam ediyoruz. Sudan sağlığımıza gelecek zararlardan korunmak için aynı içtiğimiz su gibi, özellikle dişlerimizi temiz olduğundan emin olduğumuz suyla fırçalamaya özen göstermeliyiz
yukardaki metinde suyun faydaları. ne gerek var bulgur pilavı için okadar masrafa su için.ama benim anlatmak istediğimi bir daha okursanız sevinirim.
patron süpersin. sen olayı çözdün ben su olayını da yazmayı düşünmüştüm ama vazgeçtim. bulgur pilavının yanında ne olacak?( ayran demi ?) ayranda ne var?( su).
Meclis'teki kanun tasarısına göre, amatör balıkçılar, nehirler, göller, barajlar ve denizlerde avlanabilmek için kısa süreli eğitime tabi tutulacak. Avlanma teknikleri, sezonlar, yasaklar ve balık avcılığı eğitiminden sonra kendilerine belge verilecek.
Kimi için bir tutkudur oltayla balık tutmak... Kimi için hem keyif hem de bir öğün azık çıkartma fırsatı... Yıllardır her önüne gelenin oltasını kapıp ya İstanbul Boğazı kıyılarında ya da Galata Köprüsü'nde icraata döktüğü bu tutku ve keyfe sınırlama getiriliyor. AB'ye uyum süreci kapsamında, yaklaşık 3 yıl önce Meclis'e sunulan "1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'na İlişkin Değişiklik Tasarısı" amatör balıkçılara belge zorunluluğu getiriyor. Uzun tartışmalardan sonra Tarım Alt Komisyonu'ndan geçerek Üst Komisyon'a ulaşan tasarıya göre, amatör balıkçılar, nehirler, göller, barajlar ve denizlerde avlanabilmek için kısa süreli eğitime tabi tutulacak. Avlanma teknikleri, sezonlar, yasaklar ve balık avcılığı eğitiminden sonra kendilerine belge verilecek. Tasarı yasalaşırsa, artık belgesi olmayan Galata Köprüsü veya Boğaz'da da olta sallayamayacak.
Amatör balıkçılara belge zorunluluğu getirilecek yerlerin tespiti ise Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü (KKGM) tarafından yapılacak. KKGM yetkilileri, 3 yıldır tartışılan kanun değişikliğinin önümüzdeki aylarda yasalaşmasını bekliyor. Yetkililer, amatör balıkçılığın yoğun olduğu İstanbul Boğazı çevresinde belge zorunluluğu şartının ilk etapta gevşek uygulanacağını, ancak ilerleyen yıllarda yaptırımların AB standartlarına yaklaşarak ağırlaşacağını belirtiyor.
Amatör balıkçılar destekliyor
Yasaya, amatör balıkçılar da destek veriyor. Belge zorunluluğu getirilmesinin sürdürülebilir balıkçılık için hayati önem taşıdığını vurgulayan Rastgelebalıkçı Amatör Olta Balıkçıları Derneği (Rastgele-Der) Başkanı Tarık Ersal, soy tükenmesi ve doğa tahribatı olan bölgelerde daha sert önlemlerin alınmasından yana. Ersal, "Sürdürülebilirliği sağlamak için mutlaka belge gerekli. Bu zevkimizi ilerleyen yıllarda sularımızda devam ettirmek istiyorsak, amatör balıkçılığa belirli kurallar ve yasaklar getirilmeli" diyor. Ersal, belgenin sadece para alınarak verilen bir kağıttan ziyade, eğitim sonucu verilen bir belge olması halinde fayda sağlayacağını belirtiyor. Türkiye'de amatör balıkçıların kurduğu 9 derneğin bin 200'e yakın üyesinin bulunduğuna dikkat çeken Ersal, belgeleme süreciyle amatör balıkçılığın da bir spor olarak adını daha çok duyuracağını söylüyor.
Avrupa'da tüm sularda belge zorunlu
Doğa Savaşçıları Çevre Örgütü'nden Zafer Murat Çetintaş ise, özellikle haftasonlarında İstanbul sahillerinde 20 binden fazla amatör balıkçının olta salladığını belirtiyor. Çetintaş, "1 amatör balıkçının günde 1 kilo İstavrit avladığını düşünürseniz, bunların yumurta bırakamaması nedeniyle 18 milyon adet istavrit yok edilmiş oluyor. Bu hesapla Türkiye'de kişi başına düşen 600 gram balık, amatör balıkçılar tarafından avlanmış oluyor" diye konuşuyor. Çetintaş, Avrupa ülkelerinde tüm sularda belgesiz avlanmanın yasak olduğunu, su ürünleri stoklarının korunması ve artması için sıkı denetimler yapıldığı ve ağır cezalar uygulandığını vurguluyor.
SEKTÖR 40 MİLYON TL'YE ULAŞTI
Az maliyetli doğa sporlarının başında yer alan amatör balıkçılığa ilgi her yıl artıyor. Türkiye'de yaklaşık 40 ayrı ithal olta markasının ürünleri satılıyor. Piyasada 15 TL'den 5 bin TL'ye kadar fiyatta olta takımları bulmak mümkün. Armer Doğa Sporları'nın satış sorumlusu Selçuk Ünal, olta satışlarının her yıl yüzde 20 arttığını, balık tutmaya merak salanların balık tuttukça daha profesyonel oltalar almaya başladığını söylüyor. "Ekonomik sıkıntıda en güzel ve en ucuz hobi bu. Satışlarımızda balık tutmaya ilk defa başlayacak olanların payı büyük" diyen Ünal, ek ekipmanları ve yenilenmeleriyle birlikte amatör balıkçılık sektörünün 40 milyon TL'lik bir büyüklüğe ulaştığına dikkat çekiyor. Oltaların yüzde 30'unu internetten sattıklarını anlatan Ünal, geçtiğimiz yıl kuraklığın vurmasıyla birlikte baraj, göl ve nehirlerde balık sayısının azalmasının sektörü zorladığını, ancak krizle birlikte olta satışlarının arttığını ifade ediyor.
PLAZA ÇALIŞANLARI DA BALIK SEVDALISI
Kısık Balıkçılık Malzemeleri'nin satış sorumlusu İlhan Mermer de, olta satın alan yaş gruplarının değişmeye başladığına, eskiden emeklilerin yoğun talep gösterdiği balıkçılığa, son yıllarda plazalarda çalışan beyaz yakalılardan da yoğun ilgi olduğunu dikkat çekiyor. 37 yıldır Sakarya'da amatör balıkçılık malzemeleri satan Tan Balıkçılık'ın sahibi Serhat Tan ise, son 10 yılda Sakarya'daki firma sayısının 3 kat artarak 50'ye çıktığını ifade ediyor. Tan, "15 gün yıllık izni olan fabrika işçisi Sakarya'da en az 10 gününü balık tutmaya ve yemeye ayırır. Ucuz, zevkli ve stresi uzaklaştıran bir spor olduğu için düşük ve orta gelirli kesim amatör balıkçılığı çok seviyor" diye konuşuyor. Murat Balık Malzemeleri'nin sahibi Murat Üstündağ, tatlı su balıkçılığının kuraklıktan, deniz balıkçılığının ise kaçak avlanmadan etkilendiğini söylüyor. Üstündağ, "İstanbul Boğazı'nda avlanma yasağına rağmen güpegündüz tekneler fır dönüyor, nasıl izin veriliyor anlamıyoruz?" diyor.
İŞ DÜNYASI AMATÖRLÜKTEN ÇIKIYOR
Ekonomi dünyasında da iş stresini yenmek için kendisini balıkçılığa vermiş birçok isim bulunuyor. Her fırsatta balığa çıkan Mudo'nun sahibi Mustafa Taviloğlu, Sarıyer'in neredeyse bütün reisleri ile ahbap olmuş. Balıkçıların çoğu Taviloğlu'na "Mustafa Reis" diyor. Bilim İlaç'ın patronu Bülent Karaağaç da, iş dünyasının balık tutkunu isimlerinden. "Denizi ve balık tutmayı hep sevdim. Ama zamanla istavrit tutmak bana yetmemeye başladı" diyen Karaağaç, 5 yıl önce bir tekne alarak Boğaz'da balık avlamaya başlamış. Karaağaç, "Balık tutmak kolay bir şey değil. Ağırlık, hız, yer, oltanın cinsi gibi hesaplanması gereken birçok nokta var. Her balığın ayrı bir stratejisi var. Kar ve yağmur yağarken de balığa çıkıyorum. Bazen tuttuğumuz balıkları pişiriyoruz. İnsanın kendi tuttuğu balığı yemesinin tadı da bir başka oluyor" diyor.
EN İYİ MEKANLAR İSTANBUL'DA
Balık tutma denince akla ilk gelen Galata Köprüsü sadece görüntüsüyle değil, bereketli olmasıyla da biliniyor. Uzman balıkçıların balık tutmak için önerdiği yerlerin çoğu İstanbul'da. Sarayburnu, Bebek'teki Akıntıburnu ve Kuleli Askeri Lisesi önü uzmanların önerdiği yerler arasında. İzmir'de Karaburun Kanlıkaya ve Mordoğan İskelesi, Trabzon'da Faroz Mahallesi ve Çanakkale'de Gümrük İskelesi de amatör balıkçıların daimi mekanları arasında.
işi olmayan çavuşlar misali bir durum............devlet nereden para alacağını şaşırmış durumda............yeni bir kaynak..............neyse benim belgem var,sorun yok....................
topiği açanın olabilir.............sen çengelde takıl engin sana izin verir..........yada size...........
benim bölge emirgan-istinye-yeniköy-sarıyer... Galtada balık tutanlar nasıl keyfini çıkarıyor anlamış değilim. Orada balık tutmak isnanı dinlendirmez...
işi olmayan çavuşlar misali bir durum............devlet nereden para alacağını şaşırmış durumda............yeni bir kaynak..............neyse benim belgem var,sorun yok....................
Bizee belge lazım sn. doktorum, kopayla gönder bir tane....
Yorum