hayatın içinden 2009

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • TheSecret
    .................
    • 31 Mayıs 2009
    • 70

    #136
    Ne olması bekleniyordu ki? Yapı denetim firmalarına denetim işi yüklendi, onlar ne yaptılar, yeni mezun olmuş mühendisleri getirip denetim işinde çalıştırdılar deneyim yeterliliğine sahip mühendislerin diplomalarını kiraladılar onlara haftada 1 kez hiç görmediği yapıları "denetledim, tamamdır, iyi olmuş, güzel olmuş, oh olmuş" diye imza attırdılar, şakır şakır paralarını saymakla meşgul oldular. Ne beton testleri yaptılar, ne donatı kontrolü yaptılar, ne statik durumunu kontrol ettiler ne de temellerin zemine uyumluluğunu araştırdılar. Beton sulanmış mı, sulanmamış mı, yanmış mı kimin umrunda. Beton kaliteli mi kaliteli. OooooOOOoo süper, iyi de sulanmadı. Olsun beton kaliteli. E sulanmazsa yanar. Olsun beton kaliteli

    Depremde hasar görüp kullanılabilir ama güçlendilirse diye rapor tutan torpilci şaklabanların yaptığı kuvvetlendirmeden bahsediyorum. Duvardaki çatlaklara alçı çekilmesiyle oldukça kuvvetlenen(!) tabladaki ya da kolon kirişteki çatlaklara bişey olmaz onlara da alçı çektik bak sağlam oldu diyerek binalara oturulur raporu verildi sonra binamız kuvvetlendi haydi oturalım, hatta oturmayalım zıplayalım diye zıpır zıpır zıplayanların kafasına geçip yerin dibine giren binaların mezar olduğunu da izledik televizyonlarda.

    Öbür tarafta köprüler ve viyadükler üzerinde dönen dolapları anlatsam heralde kafayı sıyırırız. Yüklenici firma hata yapmış hatası bariz ortada. Yıkılıp yeniden yapılması gerekir. Ne yaptılar, gittiler üzerini fayansla kaplayıp estetik görünümlü bir hal verdik ayaklarına hatalarını gizlediler.

    Tuttular bir ara kat mülkiyeti olayı çıkardılar ki evlere şenlik. 30 hak sahibinin 1 tanesi gelmesin 29 tanesi boşuna kürek çeker. O hikayeyi hazırlayanın hangi akla hizmet böyle bir şey yaptığını anlayabilene bravo. Kimya mühendisine mi hazırlattılar nedir!

    İstediğin kadar kanunlarla korumaya çalış sen. Adamların zihniyeti değişmedikçe kanunun mutlak bir açığı bulunur ve afiyetle yutturulur. Depremden ders aldık ne dersi biliyor musunuz; deniz kumunun içindeki deniz kabuklarını elemeyi öğrendik. Yeni bir deprem olurda ev yıkılırsa beton içindeki deniz kabukları delil oluşturmasın diye. Gene bizim beton helva gibi dağılmış kimin umurunda.

    -Deniz kabuğu var mı deniz kabuğu?
    -Yok abicim ne deniz kabuğu.
    -Hmmm o zaman yapı sağlam.
    fiddlestick of the fiddler on the roof :p

    Yorum

    • mecaz
      Tecrübeli
      • 02 Şubat 2009
      • 438

      #137
      10 yıl önce depremdi, bu gün sel....

      Olsun.......

      Büyük büyük adamlar, büyük büyük laflar edip, çok çalışıyormuş gibi göründüler ya...

      10 yıl daha idare ederiz...


      .......................
      EGO SUM QUİ SUM........3.5 - 4........

      Yorum

      • ibrahimd
        Tecrübeli
        • 31 Mayıs 2009
        • 220

        #138
        Lütfen okuyunuz.....

        12 Eylül'den bir simitçi hikayesi
        İhtilal davul zurnayla gelmişti adeta. Peşinden de artan sıkıyönetim baskısı, tutuklamalar, işkence, eziyet. Şimdilerde Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanmış yürek parçalayıcı hadiseler hatırlatılıyor. Ama o dönemde Ankara'da yani Mamak'ta, İstanbul'da Balmumcu'da yaşanan tablolar da ondan pek farklı değildi. İşte Radikal'den Avni Özgürel'in yazısı

        12 Eylül'ün hatırlattığı tablolar
        30 seneye yaklaşıyor neredeyse. Altında kaldığımız 12 Eylül çığı kınk dökük anı haline dönüşmeye başladı belleklerimizde. İhtilal tablosunu genç kuşakların gözünde canlandırmak için yaşanan zorluklan hatırlamak dahi sıkıntı veriyor artık. Bir kısmını Zincirbozan'da yazdım bunların. İçlerinde biridir aşağıdaki.
        Simitçi Kerim
        Anlatacağım olay kaçıncı gözaltına alınışım-daydı hatırlamıyorum şimdi. Gün ışıdığında eve gelmişti jandarma timi. Alışmıştım. Gel, deseler paçaları çorabın içine sıkıştırılmış pijamanın üzerine bir pantolon geçirip sessiz sedasız çıkardım. Ama hiçbir zaman öyle yapmadılar. He defasında sözüm ona sakladığımız bir başka suçlu olup olmadığını kontrol edermişcesine gürültüyle odalara dalıp ortalığı ayağa kal-dırdırdılar, eşimi çocuklarımı korkuttuktan sonra söylediler ne istediklerini.
        İndik sokağa, pencerelerden uzanan meraklar bakışlar altında cemseye bindirildim; üsteğmen telsizle 'Dokuz kişiyi aldık geliyoruz' diye anons etti ve yola çıktık. Öndeki jipi takip ediyorduk. Benden başka tanımadığım sekiz kişi daha vardı kasada. Karşılıklı oturmuş iki silahlı askerin yanma dizilmiştik. Dikimevi yoluyla Mamak'a gidecektik. Tam Dikimevi'ne geldiğimizde araçlar durakladı ve muhtemelen böyle bir anı bekleyen gençten biri, şimşek hızıyla cemsenin kasasından dışarı atlayıp çapraz istikametteki Abidinpaşa semti tarafına kaçmaya başladı. Askerler ne olduğunu anlayamamışlardı bile. İnip silaha davrandılar. Dur. Ateş. Falan derken çocuk gözden kayboldu... 'Dokuz kişiyi aldım getiriyorum dememiş olsam neyse' diye homurdandığını duyduğum üsteğmen bir süre bekleyip sonra askerlere cemseye binme emri verdi ve tekrar yola çıktık. Mamak'a doğru giderken bir kere daha durduk.
        Sebebini neden sonra fark ettim. Bir simitçi fırında yeni doldurduğu tablasıyla caddeye çıkmak üzereydi. Üsteğmen 'Gel' diye işaret edince adamcağız siftah yapacağı zannıyla koşa koşa geldi. Ve gelmesiyle askerlerin onu karga tulumba kasaya bindirmeleri bir oldu. Dokuza tamamlanmıştı kafile. Ne olduğunu anlamamıştı simitçi. 'Kolorduya gidince yanlışlık olmuş deyip bırakacak seni komutan' diyordu askerler. Sabahın köründe gözaltına alındığımız için açtık, askerler dahil hepimiz birer ikişer simit yedik gidene kadar. Mamak'a indiğimizde bizden önce gelenlerin arkasına eklenip alışılageldiği gibi sıraya dizildik... Üsteğmen ortalıktan kaybolmuştu. Simitçi arada bir 'Ben yanlışlık...' diye ileriye çıkmaya yeltendi ama her defasında nöbetçilerin dipçik darbeleriyle ikazı üzerine sıraya döndü. İlerde bir yüzbaşı
        'Sağcı mısın, solcu mu' diye sorup ikiye ayırıyordu gelenleri. Suçsuz olduğunu söylemenin manası yoktu, dinlemiyordu.. Sıranın ön taraflarında biri 'Atatürkçüyüm' demek gafletinde bulundu. Tasnifte öyle bir şey yoktu... Dolayısıyla 'Lan sen benimle dalga mı geçiyorsun' diye tekme tokat girişti çocuğa yüzbaşı... Bu tabloyu görünce korkan simitçi bana sordu 'Ne diyeyim abi' diye. 'Sağcıyım de' dedim. Savcılığa götürülürken yanımdaydı. Adının Kerim olduğunu Kastamonu'nun köylerinden birinden geldiğini o sıra öğrendim.
        Günler sonra duruşma için salonlardan birine götürülürken tekrar karşılaştık... 'Hayrola bırakmadılar mı seni daha' diye takılacak oldum. Ama işittiklerim kanımı dondurdu. Kurtuluşçular diye bilinen sol gruptan birini öldürdüğü iddia edilmiş, idam isteğiyle yargılanıyordu. Bankta yan yana otururken anlattı; ifadem işkenceyle alındı, kabul etmiyorum de, hâkim seni serbest bırakır, demiş askeri savcılık emrinde çalışan polisler; imzalatmışlardı ne varsa. Güya adamı öldürdükten sonra tabancayı gömdüğü yeri bile polislere göstermişti; buna ilişkin tutanakta da imzası vardı. Avukat tutmasını tavsiye edebildim sadece..
        İki günde bir mahkemeye çıkarıldığım için ara ara denk geldik. Nöbetçilerden fırsat bulduğunda hayrına bir avukatın vekaletini aldığını ama onun da pek ilgilenemediğini söyledi. Derken idama mahkûm edildiğini öğrendim. Beni nezaretten götüren jandarma erlerinden biri geçmişte ara ara onunla konuştuğumu hatırlayıp hemşehri olduğumuz düşüncesiyle söylemek ihtiyacını hissetmişti.
        Kendi derdimi unuttum soruşturmaya başladım başına ne geldiğini. Benim davalarıma giren avukatlardan rahmetli Kaya beye rica ettim ilgilenmesini. Emekli askeri hâkimdi Kaya Bey. Onun çabasıyla Kerim'in öldürdüğü iddia edilen genci aynı örgütten bir başka kişinin öldürdüğünü; hatta o şahsın bizim simitçiyle aynı yerde yani Mamak'ta aynı günlerde yargılanıp mahkûm olduğunu öğrendik. Ve o sayede Askeri Yargıtay safhasında Kerim'in darağacından kurtulup beraat ettiğini...

        En kötü sivil idare en iyi askeri idareden daha iyidir...
        Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
        *Hz.Mevlana*

        Yorum

        Working...
        X

        Debug Information