ibrahimd Nickli Üyeden Alıntı
Mesajı göster
Hz.Mevlana'dan kesitler....
Collapse
X
-
syn AUDİ'Ye teşekkür....
Bir inceliktir 'teşekkür'
Küçük bir davranış bir inceliktir teşekkür etmek.
Öylesine zahmetsiz ve kolay.
İki kelime eni konu.
Söylemesi öyle kolay; neticesi öylesine büyüktür ki…
Bize bir bardak su verene…
Bize sıcacık yemekler hazırlayana…
Bize bir harf öğretene…
Bize bir yer ararken yol gösterene… teşekkür etmeliyiz.
Bir teşekkür gözde çiçek açtırır.
Bir teşekkür alır gider bütün yorgunluğu.
Bir teşekkür uçurur kalbi.
Bir teşekkür insanı insana dost eder.
“Halka teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez.” buyurmuş incelikler Peygamberi Efendimiz (sas)
Ne ince bir nokta.
Akrabalarımıza annemize komşumuza öğretmenimize arkadaşımıza çocuğumuza teşekkür edemiyorsak
Allah’a da teşekkür edemeyiz.
Allah’tır bize her şeyi veren.
O’dur bütün teşekkürleri asıl hak eden.
Şükrederiz bizi ve dünyayı var eden Allah’a.
Şükrederiz bize hayatı bahşeden Allah’a.
Her şeyin sahibi Rabb’imize şükretmek nasıl insanlık görevimizse aradakilere yani akrabalarımıza annemize komşumuza öğretmenimize arkadaşımıza çocuğumuzun bizlere yaptıkları yardımda iyilikte teşekkür etmek de bir görevdir.
Teşekkür etmeliyiz kuşa çiçeğe havaya denize kaleme meyveye çöpçüye bakkala şoföre…
Teşekkür etmeliyiz ki kalbimiz Allah’a şükretmeye açık olsun.
Teşekkür etmesini bilen Allah’a şükretmesini de bilmeye yatkındır
Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
Eşekten şeker esirgenmez ama eşek
yaratılışı bakımından otu beğenir.
Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
Leş, bize göre rezildir ama, domuza,
köpeğe şekerdir, helvadır.
Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül,
kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
Pisler, pisliklerini yapar ama
sular da temizlemeye çalışır.
Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.
Selviyi hür bir halde yücelten,
kederi de sevinç haline sokabilir.
Nasıl olur da deniz, köpeğin agzından pislenir,
nasıl olur da güneş üflemekle söner?
Akıl padişahı kafesi kırdı mı,
kuşların her biri bir yöne uçar.
*H.Z.MEVLANA*
Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
Birisi :
-Akıllı birini arıyorum . Müşkillerim var , soracağım. Onunla meşverette bulunacağım , dedi.
Şehirde bulunanlar dediler ki :
-Vallahi , şehrimizde kendisini deliliğe vurmuş bir akıllı var . Ondan başka da akıllı olan kimse bulamazsın. İşte şu !… Sopaya binip , çocuklarla beraber koşup oynuyor!.. Tedbir sahibi , görüşlerinde isabetli, ateş gibi bir adamdır. İşte böyle!… O ‘ da kendini divanelikte gizlemiştir.
Dikkat et !… Her dîvaneyi kendine can sayma. Bir veli sana yüzlerce işaret , akıl verse bile sende o anlayış yoksa ak ile karayı ayıramazsın. Veli ; deliliği kendine perde ettiyse onu nasıl tanıyabilirsin?… Meğer ki “yakîn” gözün açık ola!..
O büyük kişinin halini öğrenmek isteyen adam :
-Ey sopasını at edip binen atlı ; bir an için olsun atını bu tarafa sür , dedi.
-Çabuk söyle. Atım burnunun doğrusuna giden itaatsiz bir serkeştir . Ne soracaksan çabuk ve açık sor . Bekletme ki atım seni tepelemesin, diye söylendi deli .
Adam gönlünde bulunan , sormak istediği sırrından vazgeçerek deli gibi görünen Velîye alaya aldı :
-Bu sokakta bulunan kadınlardan birini almak istiyorum . Ama benim gibi birisine acaba hangisi varır?…
Velî :
-Dünyada üç türlü kadın vardır . İkisi zahmet ve mihnetten ibarettir. Diğeri de daimi bir hazine gibidir. Bunu alırsan tamamiyle senin olur. İkincisinin yarısı senin olur, yarısı senden ayrı kalır. Üçüncüsü ise sana mal olmaz. Duyduysan bunları atım seni tepelemeden çekil önümden gideyim , dedi . Sopasını sürükleyerek çocukların arasına katıldı. Gelen adam tekrar bağırdı :
-Gel de şunu etraflıca anlat. Bu söylediğin üç çeşit kadın kimlerdir?…
Velî yine onun yanına doğru at sürdü , geldi , dedi ki :
-Bâkir olan tamamiyle sana mal olur , gamdan kurtulursun . Yarısı senin olan ise , dul olandır. Fakat hiç bir surette sana mal olmayacak olan ise çocuğu olandır. İlk kocasından olan evladı varsa ; sevgisi de , bütün hatıraları da oraya gider. Haydi , atım seni tepelemeden uzaklaş önümden , dedi , yine hay huylarla sopasını sürdü , çocukların yanına doğru uzaklaştı .
Adam , arkasından tekrar bağırdı :
-Ey ulu padişah !… Bir sualim kaldı. Gel !…
Velî tekrar o tarafa yöneldi , geldi :
-O çocuk topumu kaptı !… Çabuk söyle , nedir soracağın?… dedi.
Adam :
-Ey padişah !… Şaşılacak şey , bu kadar akla , edebe sahip olduğun halde bu divanelik nedendir?… Söz söylerken Aklı Küllün de ötesindesin. Güneş gibi olduğun halde neden delilikle gizleniyorsun ?… dedi.
Velî cevap verdi , dedi ki :
-Bu külhanbeyleri beni bu şehre kadı yapmaya karar verdiler. Reddettim. “İmkanı ok , senin gibi âlim ve fazıl kimse yok. Şeriatta da senden aşağıda olana kendimizi teslim edemeyiz, öyle birini kendimize ulu yapamayız…” dediler. Bunun zoruyla kendimi deli göstermeye başladım. Fakat , gerçekte önceden ne idiysem , şimdi de oyum. Aklım hazinedir, ben vîraneyim. Hazineyi gösterirsem deliyim. Şeker madeniyim , şeker kamışıyım ben; hem yetiştiririm , hem gıdalanırım. Söze gelen ilim cansızdır , alıcının yüzüne âşıkça bakar canlanmak , hayat bulmak için. Büyük gibi görünür o ilim ama , alıcısı olmayınca ölür gider. Halbuki benim müşterim Hakk’tır. Beni O yüceltir , O satın alır!… Bu müflis alıcıları bırak. Bir avuç toprak , ne satın alabilir ki ?… Toprak yeme , toprak alma , hatta arama bile. Gönül ye , ki daima genç kalasın.
Mesnevi : 2. Cild - Sayfa : 179 -….- 188Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
YAKARIŞ...
Üç idrâk...belki üç sır. Katlanmayı bekleyen basamaklar ve koca bir kapı.
Ben bu kapıyı dahi aralayamayan çocuk...ama meraklı:
I - ...sükût. her satır başına düşen koca bir derya; ama yalınız. Tek başına belki koca kainatı elpençe divan durdurabilir. Ama alem ötesine güç yetiremez...
...ve işte anahtar: sükût ve aşk...aşk-ı sükût.
II- ...varlığından sıyrılış; hiçlik...ama kuru bir hiçlik değil. ...ince bir çizgidir denge; onu kayıp ediş, hiçlikte çırpınıştır. Ötelerin kapısıdır hiçlik, doğru; fakat gelişi güzel hiçlik değil.
...ve işte çözümlenmesi gerekir ilâçlar: hiçlik ve varoluş... ama nasıl bir var..?
/ ben bile âcizim idrakten... /
III- ...koca bir buluş. Sevgi ve aşk; işte dengenin ötesi: Habîb!
Sükût’u bilmeseydik, içimize dönemezdik; aşk olmasaydı sükût’tan haz alan olur muydu (?)
Benliği bırakmasaydık “varlık iddiasından” kim caydırırdı bizi;
Ya hiçlikte bir var oluş bulamazsak, “ene”ye koşan yolları kim kapardı bize... (?)

...
Bütün bu yolları geçemeyen nasıl erer üçüncü kapıya;
Sükût bilmeyen nasıl konuşur Seninle, aşka niyet etmemiş nasıl sükût bilsin...
Hiçlik tatmamış olan nasıl tanır Seni, nasıl sever seni bütün varlığıyla...
Sevgi’den sıyrılamamış, her noktada sevgi gören aşkı nasıl bilsin;
Sevgi’de bîhûş olan, aşkı nasıl görür...maşûk’u, sevmesi gerekeni nasıl akleder.
...
İşte ey Habîb!.. Her kapı sana açılır; açılmak da zorundadır. Bu satırlar arasında kaybolmak varken, ben hâlâ “enaniyet” güden bîçare...
kıtmîriniz olma hayâlinde, nefsaniyet izleri taşıyan varlık iddiasında mahlûk...
...
Sükût’ta boğularak...bütün çağrış ve bağrışlar mühür; şu satırlara düşen lütfâ nokta...
...
Ben bir Hiç...ve Sen;
Ey bütün mevcudâtın, ister istemez aradığı, bulmak için çırpındığı sır;
Değeri bir türlü idrâk edilememiş sonsuz ve Lütf-û Kebîr...
...
Ve işte Kelâmullah: “Habîbim!”
...”Habîbullah”.
Muhammed Hakan YILDIZYakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
Haydi ben bensiz geleyim,
Sen sensiz gel.
Ne varsa şu ırmağın içinde var,
Soyunalım iki can,
Dalalım şu ırmağa, hadi.
Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,
Bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.
Bu ırmakta ne ölmek var bize,
Bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.
Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,
Bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.
Durma, çabuk gel, gelmem deme.
Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum,
Senin şânına sadece gelmek yaraşır.
Mevlana Celaleddin RumiYakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
Mesnevi:Clt.3.452 :
“Yer yüzü Eyüp Aleyhisselâm gibi gökyüzüne teslim olmuştur.
Cenâb-ı Allah’a; ben senin esirinim ne dilersen üzerime onu yağdır diyip susup beklemektedir.
Ey insân oğlu, sende yer yüzünün bir parçasısın. Onun üzerinde yaşıyorsun. Sende Allah’ın buyruğuna kaza ve kaderine karşı gelme toprak gibi ol sus. Sizi topraktan yarattık ( Taha sûresi 55 ) âyetini duydun işittin. Bu âyeti biliyorsun. Demek ki Cenâb-ı Allah, senin de toprak gibi olmanı istiyor. O zaman sende ilâhi takdire karşı gelme, sende toprak gibi sus ve sessiz ol.
Cenâb-ı Allah buyurdu ki; Ey insân dikkatle bak da gör; senin topraktan yaratılmış bedenine rûhumdan bir tohum ektim. Böylece seni yücelttim. Sen bu toprağın bir tozu iken seni üstün bir varlık yaptım. Sana akıl ve aşk verdim.
Sen, sadece bir hamle daha yap, toprak olmayı kendine hûy edin, bende seni bütün yarattıklarımın üstüne emir kılayım.
Toprak olmaktan korkma ! Su önce yüksekten aşağı akar, sonra yukarılara yükselir. Buğday çiftçi tarafından önce yere toprağa atılır. O daha sonra toprağın altından baş çıkarır da gök yüzüne doğru yükselir. Dik kuvvetli bir başak haline gelir.
Her meyvenin tohumu önce yerdedir toprağa karışır. Ondan sonra yerden baş kaldırırda yücelere yükselir”Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
köpek ile horoz...
Küçük sıkıntılar büyük belâlara manidir
Mevlânâ bu konuyu hikâye ile anlatır. Bir adam Hz. Mûsâ’dan kendisine hayvanların dilini öğretmesini ister. Hz. Mûsâ, bu isteğin tehlikeli olduğunu, herkesin buna tahammül edecek gücü olmadığını söylerse de adam ısrar eder. Bunun üzerine Cenab-ı Hak’tan, Hz. Mûsâ’ya onu üzmemesi, dileğinin hiç olmazsa bir kısmının yerine getirilmesi için vahiy gelir. Hz. Mûsâ adama yalnızca evindeki köpekle horozun dilini öğretir. Bir sabah adam hevesle bu hayvanların konuşmasını dinlemek için bahçeye çıkar. Evin hizmetçisi sofra örtüsünü bahçeye silkerken bir parça ekmek yere düşer ve horoz hemen bu parçayı kapar. Köpek, horoza onun kırıntıları da yiyebileceğini, o parçanın kendisine münasip olduğunu söyler. Horoz, köpeğe üzülmemesini, o gün ev sahibinin atının öleceğini ve köpeğin bol yiyeceğe kavuşacağını söyler. Bunu işiten adam derhâl pazara gider, atını satar. Ertesi sabah aynı hadise tekrar eder. Köpek, horozu yalancılıkla suçlar. Horoz; atın satıldığını, ev sahibinin ziyanı başkasına yüklediğini, ancak o gün katırın öleceğini ve bütün hayvanlara ziyafet olacağını söyler. Bunu duyan adam katırı da satar. Üçüncü gün hadise tekrarlanır, horoz bu kez de evdeki kölenin öleceğini, yoksullara, köpeklere bol ekmek dağıtılacağını söyler. Adam köleyi de elden çıkarır. Diğer yandan üç belâdan da kurtulduğu için sevinmektedir. Dördüncü gün gelir. Açlıktan hâlsiz kalan köpek sitemde bulununca; horoz ev sahibinin her üç ziyanı da savuşturduğunu, ancak bu defa sıranın ona geldiğini; atın, katırın ve kölenin ölümlerinin kendisine gelecek kazayı def etmek için olduğunu fakat hırsa kapılan sahiplerinin bunu kabullenmediği için öleceğini, birçok yemeklerin yapılacağını, kurban kesilip yoksulların, hayvanların doyurulacağını dile getirir. Adam pişmanlık ve korkuyla Hz. Mûsâ’ya gider, canının bağışlanmasını ister. Hz. Mûsâ, atılan okun geri dönmeyeceği gibi, kazaya mani olmanın da imkânsız olduğunu anlatır, elinden gelen tek şeyin onun imanla ölmesi için dua etmek olduğunu bildirir. Adamcağız durumun ciddiyetini anlayınca korkusundan hastalanır ve ölür.
“Sen burnunu kanatmak istemezsin ama burnun kanar. Bu kanayış sana sağlık verir.” (Mesnevî, III:3438)
Bu hikâyeden de anlaşılacağı üzere insanoğlunun başına gelen bazı dertler, onu daha büyük musibetlerden korumak için âdetâ paratoner vazifesi görür. Günlük hayatımızdaki küçük tersliklerin sonuçta bizim için ne kadar hayırlı olduğunu sonradan anlamışızdır. Basında uçağa yetişemediği için üzülen, ancak bineceği uçağın düştüğünü ve hiç kimsenin kurtulamadığını öğrenen insanlara dair haberler çıkar. İşte bu sebeple bir problemle karşılaşınca önyargılı davranmadan sonunu beklemek, sabır ve tevekkülle bu işin bir hikmeti olduğunu düşünmek gerekir.
Külfetsiz nimet, zahmetsiz rahmet olmazYakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
RUH BEDENE SESLENİR
Beden güzelliği ile övünür, nazlanır durur.
Çünkü onda gücünü kuvvetini, kolunu kanadını gizlemiştir.
Ruh bedene seslenir de der ki:
"Sen de kim oluyorsun ey süprüntülük,
bir iki gün benim ışığımla dirilip yaşadın.
Halbuki işven, nazın cihana sığmıyor.
Dur hele senden bir ayrılayım, halini o zaman gör."
Ey güzel varlık, senin için yanıp tutuşanlar,
sen ölünce çabucak senin mezarını kazarlar.
Bir an önce seni evinden atarlar.
Sonra, seni yılanlara, karıncalara gıda olmak için toprağa gömerler.
Sen hayatta iken, evinde, çok defa senin önünde ölüme razı olan yok mu? İşte o, cesedinin pis kokusundan burnunu tıkar.
Mevlana Celalettin Rum'iYakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Suâl
sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i
Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i
Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere teyemmüm nasıl
yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç suâl sormak
istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;
"Sorun!" buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o
soracaktı.
Sormaya başladı:
"Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım."
Şems-i Tebrîzî hazretleri;
"Öbür sorunu da sor!" buyurdu.
O;
"Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb
edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azâb eder mi?" dedi.
Şems-i Tebrîzî;
"Peki öbürünü de sor!" buyurdu.
O;
"Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezâsını çekecek
diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar,
karışmayın!" dedi.
Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına
vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamânın kâdısına gidip,
dâvâcı oldu.
Ve;
"Ben, soru sordum, o başıma ker***le vurdu." dedi.
Şems-i Tebrîzî;
"Ben de sâdece cevap verdim." buyurdu.
Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:
"Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu
felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim."
O kimse şaşırarak;
"Ağrıyor ama gösteremem." dedi.
Şems-i Tebrîzî;
"İşte Allahü teâlâ da vardır, fakat görünmez.
Yine bana, şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini sordu. Ben buna
toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de
topraktan yaratıldı.
Yine bana;
"Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak
olmaz." dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum.
Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mesele için hak
aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayâtında niçin hak aranmasın?" buyurdu.Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
Zaten sevgi ve hoşgörü insanlık, hiddet ve şehvet hayvanlık vasfıdır. Sabırlı olun zira bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl gülebilir? Aceleci olmayın! Maksada sabırla erişilir , acele ile değil. Alelade otlar iki ay içinde, kırmızı gül ancak bir yılda yetişir. Tencerede bile yavaş ve ustaca kaynayan yemek, delice kaynayandan daha lezizdir... (Hz. Mevlana)Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
-
Duydum Ki Kapıma Gelmiş, Tokmak Olmadığı İçin Kapıya Vurmadan Geri Dönmüşsün.. Bilmez Misin Kalp Kapısının Tokmağa İhtiyacı Yoktur; O Ancak İçeriden Açılır.
Hz MevlanaYakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
*Hz.Mevlana*
Yorum
Yorum