Hz.Mevlana'dan kesitler....

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ibrahimd
    Tecrübeli
    • 31 Mayıs 2009
    • 220

    #1

    Hz.Mevlana'dan kesitler....

    Hz Şems, Hz Mevlâna’ya “söyle bakalım Bâyezid Bestâmi mi daha büyük, Peygamber mi büyük?” diye sordu. Böyle bir soruyu sıradan bir adam soramaz, Bâyezid Bestâmi bir İslam Velîsi, Peygamber ile nasıl kıyas edilir? diyerek,
    Hz Mevlâna derhal attan indi, ve “elbette bu tartışılmaz.
    Bâyezid “bana daha çok ver ya Rabbi derken Resulullah ise aman ya Rabbi
    ben seni hakkıyla bilemedim ben seni anlatamam senin tanıdığın gibi sana hamd ediyorum derdi, tabii Bâyezid bir bardak su gördü,
    Resulullah deryanın içindeydi” dedi. Bu izah Şems’in çok hoşuna gitti.
    Ama Hz Mevlâna Bâyezid’i Resulullah’in ayakları dibinde secde ederken gördü ve zaman diliminden atlayarak mânâya geçmekle neler olacağının farkına vardı. Hz Şems’e “misafirim olun” diyerek davet etti. Hz Şems “Sen benim kahrımı çekemezsin” diye cevap verdi. “Olsun elimizden geleni yaparız” diyerek, aldı evinin baş köşesine misafir etti.
    Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
    *Hz.Mevlana*
  • ibrahimd
    Tecrübeli
    • 31 Mayıs 2009
    • 220

    #2
    Bir gün, Hz Şems, Hz Mevlâna’ya “bir testi şarap getir” dedi. Hz Mevlâna “hayhay” diyerek bir Rum meyhanesine gitti. Bir testi şarap istedi. Şarabı aldı cübbesinin kollarının arasına koydu, tam çarşının ortasında testi düştü kırıldı.
    O an Hz Mevlâna’nın geçirdiği NEFS FIRTINASINI hesap etmek çok güç… Hadis hocası ve rektör olan bir kişinin şarap testisi taşıması anlaşılamaz… Bütün halk koşup geldiğinde yere dökülen şarap gülsuyuna dönüşmüştü.Bütün çarşı gülsuyu kokuyordu… Hz Mevlâna bir şarap daha almak için şarapçıya gittiğinde şarapçı elini ayağını öperek, kelime-i şahadet getirerek, “Sultanım senden sonra dükkanımdaki bütün şarap küpleri gülsuyu oldu” dedi ve müslüman oldu.
    Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
    *Hz.Mevlana*

    Yorum

    • ibrahimd
      Tecrübeli
      • 31 Mayıs 2009
      • 220

      #3
      Hz Mevlâna ile Hz Şems’in buluşması çok çeşitli şekilde tanımlanmıştır, ama mânâ ilimleri açısından önemi fevkalâde büyüktür. Çünkü, Hz Şems’in mânâya ait bir ışığı, Hz Mevlâna’nın gönlüne yansıtması alenî olmuş bir olaydır.
      Tasavvuf tarihinde pek çok velî birbirlerine bu ışığı yansıtmışlardır. Fakat bunları hangi anda nasıl yaptıklarını, hangi imtihan perdeleri içersinde seyrettirdiklerini bilemeyiz. Halbukü Hz Mevlâna ve Şems olayı’nda alenî, herkesin gözü önünde olmuştur. Mânâ ışığı bir insana nasıl yansıtılır ve onun gönlünün önündeki mânâyı gölgeleyen perde, nasıl kalkar? Bu aleni olmuştur. Onun için fevkalâde önemlidir tasavvuf tarihi bakımından.
      Aleniyetin özünde yatan hikmet de, İlâhî sırların herhangi bir çevre putu olmamasıdır. Yani diğer insanlar bunun gibi görürse görür, çünkü bu bir İlâhî emirdir.
      Mevlâna hazretleri, Hz Şems’e bir gün;
      -Sultanım, pek çok yerlere uğradın, orada irşâd edecek insanlar bulamadın mı ki buraya kadar zahmet ettin? mânâsına gelen bir soru sorar. Hz Şems’in o zaman yaptığı espri çok güzeldir. Bu zarif, hikmetli bir tasavvuf esprisidir ve pek çok hakikatı olan bir espridir. Hz Şems;
      - GİTTİĞİM YERLERDE HEP HÂŞÂ ALLAH’LIK DÂVÂSINDA OLANLARA RASTLADIM. HİÇ “KUL” OLANA RASTLAMADIM, İLK DEFA KUL’A RASTLIYORUM, O DA SENSİN, demiş.
      Bunun anlamı nedir? Herkes tasavvuf yapıyorum, tarikat yapıyorum, yahut dindarım diye kendisini ilâhlaştırmış. Her şeyi ben biliyorum, ben yapıyorum, ben, ben, ben… Hz Şems; BU BENLER VAR YA, İŞTE GÖNLÜN ÖNÜNDE, PARÇALANMASI LAZIM GELEN PUTLARDIR BUNLAR. BUNLARIN AZ SAYIDA OLMASI, ANCAK BİR KULA NASİPTİR Kİ, “SEN BÖYLE BİR KULDUN, ONUN İÇİN SENİ TERCİH ETTİM” diyor. Yine bu meâlde Hz Şems’in çok güzel bir sözü vardır; “Biz kıyamete kadar Mevlâna’nın yüzde biri kadar kabiliyetli bir kul bulursak mutlaka teşrif eder, kendisini irşad ederiz.” diyor…
      Onun için ilk buluşmanın hikmeti, sırrı, İlâhi emânetin, gönül cereyanının aktarılması tasarrufudur. Onun içinde çok kıymetlidir. O ânın yaşanması, o ânın içerisinde bulunanlar ve o ânı tekrar tekrar yaşayan pek çok dervişler vardır.
      Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
      *Hz.Mevlana*

      Yorum

      • ibrahimd
        Tecrübeli
        • 31 Mayıs 2009
        • 220

        #4
        Hz Şems, Mevlâna’yı GERÇEK KULLUĞA GÖTÜRMEK İSTİYORDU. GERÇEK KULLUK KENDİ İFADELERİNDE DE SÖYLEDİKLERİ GİBİ KENDİ GÖNLÜNDE NEFSİN BÜTÜN SİLÜETLERİNİ KALDIRIP CENÂB-I HAKK’A HÂZIR HÂLE GETİRMEKTİR. Bunu gönlü takîy etme, nakîy etme işi diye kabul ediyoruz. İşte bu eğitimi verdi ve Hz Şems’in Mevlâna ile sohbetlerindeki ilk dönem esas nokta bu eğitimi vermesidir.
        Bu eğitimi verirken Hz Mevlâna’nın o gün için dünya tutkusu sayılabilecek olan iki önemli hâdise vardı… Bunları kaldırdı… MEVLEVÎ TARİHİ OKUNURKEN BUNLAR GÖZDEN KAÇIYOR. BUNLARDAN BİR TANESİ; MEVLÂNA’NIN HOCALIĞI İDİ. Yani Üniversitede ders verme, bunu da âlemi İslâm adına yapma göreviydi. Ama bu da nefse ait bir tutkuydu aslında. Nefsin tamamen tezkiye olması lazımdı. Birinci perde de onu kaldırdı. Hz Mevlâna’nın etrafında teşekkül eden dünya sınırlarını bir alev makinasıyla yakıyordu Hz Şems…
        Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
        *Hz.Mevlana*

        Yorum

        • ibrahimd
          Tecrübeli
          • 31 Mayıs 2009
          • 220

          #5
          İKİNCİ ÖNEMLİ HADİSE DE, Hz Mevlâna’nın evinde çok zarif bir havuz ve havuzun başında bir gül bahçesi vardır. Burada da kütüphanesi vardı. Kütüphanesi yarı döner vaziyetteydi. Akşamları odasına doğru, gündüzleri ise bahçeye doğru dönüyordu. Bu kütüphanede, sekiz yüzsene evveline kadar gelmiş geçmiş İslâm dünyasına ait bütün kıymetli eserler vardı. Hz Mevlâna’nın âlim yanını nazara aldığımız zaman, bunların hepsini okumuştu.
          Hz Şems, “Sen bunlarla mı meşguldün” diye sorunca “evet”cevabını aldı. Hz Şems kütüphaneyi bir anda eliyle tuttuğu gibi havuza attı. Bu da Mevlâna’nın bir başka dünya tutkusuydu. Onların bir tanesi bile feda edilebilinecek kitaplardan değildi. Hz Mevlâna’ya hafif bir mahzunluk çökünce “Niye üzüldün?..” dedi. “Sizin emirleriniz benim için üzüntü vesilesi olamaz. Feriddüddin’in bana imzaladığı bir kitap da vardı içlerinde” dedi… (Feridüddin Attar’ın çok önemli meşhur bir eseri Pendnâme) “O imzalı olduğu için bir hâtıra kıymeti taşıyordu” dedi Bunun üzerine de “Peki onu verelim o zaman” dedi ve elini havuza atarak PENDNÂME’Yİçıkardı verdi…
          ::::::.....ONDAN SONRA MEVLÂNA HAYRETLE ARTIK MESAJLARIN SATIRLARDA DEĞİL, SADIRLARDA, GÖNÜLLERDE OLDUĞUNU SEZMEYE BAŞLADI…:::::......
          Çünkü, Mevlâna daha düşünmeden Şems anlatıyordu. Hz Mevlâna,
          “Acaba şu konuyu bir sohbet konusu yapsak mı?” diye düşündüğü zaman, Şems anlatıyordu ve anlattığını Hz Mevlâna ezberliyordu.
          Acayip bir şey!..
          Çünkü Şems, gönülden gönüle eğitime başlamıştı.
          Hz Mevlâna bir beytinde, (Mecalis-i Seb’a yahutta Divan-ı Kebir’de olsa gerek) “Hani diyor,
          ”bir gün âlemleri seyretmek, Cenâb-ı Hakk’ın hikmetlerini öğrenmek için, senden niyazda bulunmuştum da birdenbire timsah oluvermiştik.
          Timsahın gözlerinden deryaları seyrettirmiştin bana.
          Ben de hayretler içerisinde kalmıştım.
          Çünkü timsahın gözünde deryanın bir bardak su kadar küçüldüğünü bilmiyordum” diyor…fesübhan
          Şimdi bu ne demektir biliyor musunuz?..
          Cenâb-ı Hakk’a yakınlık için, Cenâb-ı Hakk’ın her yerde hâzır ve nâzır olan kudretini herhangi bir eşyanın bir noktasından seyredebilmektedir. Bunu da Allah’a yaklaştığımız zaman seyretmek, sezmek zorundasınız. Bu büyük mârifeti öğretiyordu Hz Şems.
          Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
          *Hz.Mevlana*

          Yorum

          • ibrahimd
            Tecrübeli
            • 31 Mayıs 2009
            • 220

            #6
            Nitekim, aynı sistem içerisinde eğitim devam ederken hiç Üniversiteye gidemediği, kitaplarına da uzak kaldığı sırada, bir gün nasıl olduysa misafirleri okula geldi ziyarete. “Ne oluyor acaba?.. Mevlâna niye yok” diye merak etmişlerdi. Misafirlerle birlikte iken bir konu açıldı ve bir hâdis üzerinde tartışmaya başladılar. (Birisi dedi ki, O hadîs şu cümle ile ifade edilmiş, diğeri, şu hadîs kitabında var ama, ben daha çok başka bir hadîs kitabındaki şu cümlesine daha çok inanırım.) Hz Mevlâna’ya, “Üstad sen ne buyurursun?… Sen hadîs’in ustasısın… Mevlâna daraldı, cevap veremeyecek bir pozisyondaydı. Acaba bu cümlelerin hangisi doğru diye düşünürken, gayr-i ihtiyarî yanında oturan Hz Şems’e baktı. Hz Şems diz çökmüş oturuyordu.
            içte marifet:::- Bana ne bakıyorsun, git kendisine sor” dedi. Bir anda Asr-ı Saadet açıldı ve orada Efendimizi hadîs-i söylerken seyretti. Daha sonra da dedi ki “Doğrusu budur”. İşte Hz Şems, böyle bir dünyanın eğitimini yaptırıyordu.
            Hz Şems ile Mevlâna arasındaki dostluğun, aşk kelimesiyle ifade edilen bir sevdanın boyutlarını, bugünkü insanoğlu, bağırsaklarından kurtulamamış, bağırsaklarını kendi boynuna takıp da kendi kendini idam etmiş olan insanoğlu nasıl anlayacak?… Nasıl bir yaşamdır bu?… ALLAH’ı terennüm eden, ALLAH’ı konuşan, ALLAH’ı yaşayan bir birliği yaşıyorlar. Bunun içersinde şu ders de böyle miydi, şöyle miydi, yahutta niye bu kadar samimi ve dayanılmaz arzu vardı diye aptal aptal bakmak mümkün değil!… ALLAH LEZZETİNİ ALMAMIŞ İNSANLAR NE DÜŞÜNÜRSE DÜŞÜNSÜNLER. O İKİSİ ALLAH SOHBETİNİN LEZZETİNİ ALIYORDU. İNSANLARIN NE DÜŞÜNDÜĞÜ ÖNEMLİ DEĞİL Kİ!…
            Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
            *Hz.Mevlana*

            Yorum

            • ibrahimd
              Tecrübeli
              • 31 Mayıs 2009
              • 220

              #7
              Gök sofralarının, ruha mahsus sofraların başına tertemiz kişiler oturturlar. İşte oruç, sana, onlarla bir kaptan yemek yedirir.


              Hz. Mevlâna
              Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
              *Hz.Mevlana*

              Yorum

              • WaX
                Selçuklu Torunu
                • 10 Mayıs 2009
                • 695

                #8
                ibrahim bey katkılarınızdan dolayı su fanı dunyada olusan olusmus ve bızımde cabalarımızla gecmısı yad ederek olusturacagımız guzellıklerı gormemıze yardımcı oldugunuz ıcın sahsım adına tesekkur ederım.

                cok buyuk zat lar geldı bu topraklara bız gormesekte guzellıklerı geldı kulaklarımıza

                ama bız kıymetını bılemedık onların ve bıze mıras bıraktıklarının!

                ıste dunya ıste halı....
                Twitter: @smsener
                FB : smsener

                Yorum

                • ibrahimd
                  Tecrübeli
                  • 31 Mayıs 2009
                  • 220

                  #9
                  Teşekkürler sayın xax,

                  WaX Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                  ibrahim bey katkılarınızdan dolayı su fanı dunyada olusan olusmus ve bızımde cabalarımızla gecmısı yad ederek olusturacagımız guzellıklerı gormemıze yardımcı oldugunuz ıcın sahsım adına tesekkur ederım.

                  cok buyuk zat lar geldı bu topraklara bız gormesekte guzellıklerı geldı kulaklarımıza

                  ama bız kıymetını bılemedık onların ve bıze mıras bıraktıklarının!

                  ıste dunya ıste halı....
                  Sayın wax,Bize düşen galiba okumak daha çok okumak.
                  Ççocuklarımıza ve yeni yetişen nesile bunları tanıştırmak.
                  Anlatılan ve benzetmelerin içinde müthiş anlamlar gizli,
                  ne mutlu anlayabilene....
                  Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
                  *Hz.Mevlana*

                  Yorum

                  • ibrahimd
                    Tecrübeli
                    • 31 Mayıs 2009
                    • 220

                    #10
                    Hz.Mevlanadan......

                    Cehennem nedir ki?
                    Aşık'ın Maşukundan uzak kaldığı zamanlardaki yanması değil mi?
                    Ruh Allah'a aşıktır.
                    İradesi olan ruh ya Maşukla bir olur ya da
                    Maşuk'undan uzakta her daim yanarak kahrolur.
                    Öte alemde irade ortadan kalınca
                    ruh Maşuk'...;unun eksikliğini öyle nice hallerle hissederki.
                    Bu alemde aşık olanın iradesi nasıl ortadan kalkıyorsa öte alemdeki iradesizliği siz düşünün?Aşkın dudakları sözsüz neler neler anlatır!

                    evet gerçektende cehennem aşık'ın (insanoğlu) maşuk (yaratıcı)'dan
                    uzak kaldığı zamanlarda yanmasıdır.Aslında burada Allah'a inanmayan ruhların cehennemde neden kavrulduğunun sırrıda inceden verilmektedir.Orada o ruhlar bir nevi tedavi edilmekte,asıllarına dönülmesi için rehabilitasyonu uğratılmaktadır.Dolayısı ile cehennem kötü bir yer değildir aslında.İradesiz ruhların iradelerinin sağlanması,gerçeği kavrayamayan beyinlere gerçeklerin nakşedilmesi...
                    Ruhsal tedavi ve meditasyon merkezidir de denilebilir...

                    En büyük aşk Allaha inanmak onun sırlarına vasıl olmaktır...

                    Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
                    *Hz.Mevlana*

                    Yorum

                    • AUDİ+
                      Seyirci Üye
                      • 12 Eylül 2009
                      • 60

                      #11
                      ibrahimd Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                      Hz Mevlâna ile Hz Şems’in buluşması çok çeşitli şekilde tanımlanmıştır, ama mânâ ilimleri açısından önemi fevkalâde büyüktür. Çünkü, Hz Şems’in mânâya ait bir ışığı, Hz Mevlâna’nın gönlüne yansıtması alenî olmuş bir olaydır.
                      Tasavvuf tarihinde pek çok velî birbirlerine bu ışığı yansıtmışlardır. Fakat bunları hangi anda nasıl yaptıklarını, hangi imtihan perdeleri içersinde seyrettirdiklerini bilemeyiz. Halbukü Hz Mevlâna ve Şems olayı’nda alenî, herkesin gözü önünde olmuştur. Mânâ ışığı bir insana nasıl yansıtılır ve onun gönlünün önündeki mânâyı gölgeleyen perde, nasıl kalkar? Bu aleni olmuştur. Onun için fevkalâde önemlidir tasavvuf tarihi bakımından.
                      Aleniyetin özünde yatan hikmet de, İlâhî sırların herhangi bir çevre putu olmamasıdır. Yani diğer insanlar bunun gibi görürse görür, çünkü bu bir İlâhî emirdir.
                      Mevlâna hazretleri, Hz Şems’e bir gün;
                      -Sultanım, pek çok yerlere uğradın, orada irşâd edecek insanlar bulamadın mı ki buraya kadar zahmet ettin? mânâsına gelen bir soru sorar. Hz Şems’in o zaman yaptığı espri çok güzeldir. Bu zarif, hikmetli bir tasavvuf esprisidir ve pek çok hakikatı olan bir espridir. Hz Şems;
                      - GİTTİĞİM YERLERDE HEP HÂŞÂ ALLAH’LIK DÂVÂSINDA OLANLARA RASTLADIM. HİÇ “KUL” OLANA RASTLAMADIM, İLK DEFA KUL’A RASTLIYORUM, O DA SENSİN, demiş.
                      Bunun anlamı nedir? Herkes tasavvuf yapıyorum, tarikat yapıyorum, yahut dindarım diye kendisini ilâhlaştırmış. Her şeyi ben biliyorum, ben yapıyorum, ben, ben, ben… Hz Şems; BU BENLER VAR YA, İŞTE GÖNLÜN ÖNÜNDE, PARÇALANMASI LAZIM GELEN PUTLARDIR BUNLAR. BUNLARIN AZ SAYIDA OLMASI, ANCAK BİR KULA NASİPTİR Kİ, “SEN BÖYLE BİR KULDUN, ONUN İÇİN SENİ TERCİH ETTİM” diyor. Yine bu meâlde Hz Şems’in çok güzel bir sözü vardır; “Biz kıyamete kadar Mevlâna’nın yüzde biri kadar kabiliyetli bir kul bulursak mutlaka teşrif eder, kendisini irşad ederiz.” diyor…
                      Onun için ilk buluşmanın hikmeti, sırrı, İlâhi emânetin, gönül cereyanının aktarılması tasarrufudur. Onun içinde çok kıymetlidir. O ânın yaşanması, o ânın içerisinde bulunanlar ve o ânı tekrar tekrar yaşayan pek çok dervişler vardır.
                      Tek kelime ile harika ......

                      Yorum

                      • ibrahimd
                        Tecrübeli
                        • 31 Mayıs 2009
                        • 220

                        #12
                        fihi ma-fih'den seçmeler...

                        RAHMÂN VE RAHİM ALLAH ADÎYLE; ONA DAYANIRIM BEN
                        1. BÖLÜM: "Bilginlerin kötüsü, beyleri ziyaret eden bilgindir; beylerin hayırlısı da bilginleri ziyaret eden bey. Ne güzel beydir yoksulun kapısındaki bey; ne kötü yoksuldur beyin kapısındaki yoksul."
                        Halk, bu sözün dış anlamını almıştır. Onlarca bilgin kişinin, bilginlerin kötülerinden olmaması için beylerin tapısına gitmemesi gerektir. Halbuki sözün anlamı, onların sandıkları gibi değildir. Asıl anlamı şudur:
                        Bilginlerin kötüsü, beylerden yardım gören, beyler yüzünden düzelen, doğru yolu tutan kişidir. Beyler bana ihsanlarda bulunsunlar, beni saysınlar, bana mevkii versinler kuruntusuyla, onlardan korkarak okumaya başlamıştır da beyler yüzünden işi düzene girmiştir; bilgisizliği bilgiye dönmüştür. Bilgin olunca da onların korkusundan, onların cezasından edep sahibi olur, ister-istemez doğru yolu tutar. Artık ne çeşit olursa olsun, ister görünüşte bey onun ziyaretine gelsin, ister o, beyi ziyarete gitsin, herhalde ziyaret eden odur, ziyaret edilense bey. Fakat bilgin, beyler yüzünden bilgiye sahip olmamışsa, önceden de, sonradan da bilgisi Tanrı için elde edilmişse o başka; balık nasıl sudan başka bir yerde yaşayamazsa, elinden başka bir şey gelmezse bu bilgin kişinin ele yolu-yordamı, ancak doğru yola gitmektir; bu, onun kendi huyundandır. Bu çeşit bilgini yürüten, çekindiren akıldır. Zamanında, bilsinler-bilmesinler, herkes onun heybetinden çekinir; onun ışığından onun aksinden yardım ister. Böylesine bilgin, beyin tapısına gitse bile gerçekte ziyaret eden beydir, ziyaret edilen kendisi. Çünkü herhalde bey, aldığını ondan alır, yardımı ondan görür; oysa beye aldırış bile etmez. O bilgin güneş gibi heryana ışık salar; işi-gücü, herşeye, herkese bağıştır. Güneşte taşları lâ'l, yakut, inci, mercan haline getirir; toprak dağları bakır, altın, gümüş madeni yapar; toprakları yeşertir, tazeleştirir; ağaçlara çeşit-çeşit meyveler bağışlar. Onun işi, sanatı vermektir, bağışlamaktır. Verir de almaz. Hani Araplarda söylene gelen bir atasözü vardır; "Biz vermeyi öğrendik, almayı öğrenmedik" derler; onun gibi. Hâsılı böylesine bilginler ziyaret edilenlerdir, beylerse ziyaret edenler.

                        kaynak ve devamı:Semazen.NET
                        Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
                        *Hz.Mevlana*

                        Yorum

                        • ibrahimd
                          Tecrübeli
                          • 31 Mayıs 2009
                          • 220

                          #13
                          Ben BENDE oldum

                          Ziyâdesiyle Sevene,
                          ... İman sahipleri ise Allah'a sevgide çok kararlı ve taşkındır... [Bakara:165]
                          Beni sev ki sende olayım, seni sevdim BENDE oldun! Kulun Allah'ı sevmeye gücü yoktur. Allah kulunu sevince kul âşık adını alır.


                          Bezm-i elesten mestolup geldim, ben bende oldum hünkar-ı aşka
                          Evvel aldandım pek kolay sandım, yandıkça yandım ben nâr-ı aşka


                          Herhangi bir kimsede, gizli bir aşk derdi yoksa, o yaşıyormuş gibi görünse de, onun gönlü ve canı yoktur. O âdeta gezen, dolaşan bir ölüdür. Eğer aklın varsa, git de Hak'tan dert iste, çünkü dertsiz olmak, aşk derdine düşmemek, tedavisi imkansız bir hastalıktır.
                          Hz. Pir Mevlana (ks)

                          Hicran destanını kendinden oku
                          Mecnun'dan duyup da rivayet etme
                          Aşkın Leyla'sını gördünse söyle
                          Söz temsili bulup hikayet etme

                          Ey eşi benzeri olmayan Azîz olan, Ey Aşk kaynağı, sevilen gerçek ve Tek mutlak varlık, Vedûd olan Allah'ım, Yühibbûnehüm kehubbîllâh, vellezîne âmenû eşeddu hubben lillâh âyetinin sırrıyla, lütfuyla, ülfetiyle, yakînlığıyla Hak Dostlarına karşı kullarının kalplerine sevgi, sadakat,meveddet eyle.. ki böylece bu kullarının Hakka itaat etsinler ve boyun eğsinler Yâ Rabbi, Senin emirlerini kendi aklımıza değil aklımızı ve fiilimizi senin emirlerine uydurmayı senin hoşnutluğuna vardırmayı nasib et ya Rabbi

                          Vakt-i şerif, Aleme bir bayram olan Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
                          ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
                          Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
                          Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
                          Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

                          Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
                          sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

                          Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
                          Yüksek müsaadelerinizle
                          Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin,
                          Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da

                          huzur bulasınız efendim



                          Fakîr Ed-dâi Nâyi AKDEMİR
                          Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
                          *Hz.Mevlana*

                          Yorum

                          • ibrahimd
                            Tecrübeli
                            • 31 Mayıs 2009
                            • 220

                            #14
                            Mesnevî’den Bir Hikâye
                            Arkadaşıyla bir iş üzerinde kavga eden, ama kendisinin de bu işe tutkun olduğundan haberi bulunmayan Hintli:
                            Dört Hintli bir camiye girdi, namaz için rüku ve secde ettiler.
                            Her biri bir niyetle tekbir alarak acizlik ve dert hâliyle namaza başladı.
                            Müezzin geldi. Birinin ağzından“Ey müezzin!Ezan okudun mu?Vakit var mı?” diye bir söz çıktı.
                            Diğer bir Hintli istekle “Hey!Konuştun ve namazın bozuldu.” dedi.
                            Üçüncüsü, ikinciye “Ey amca! Onu niçin kınıyorsun?Kendine söyle.”dedi.
                            Dördüncüsü “Elhamdülillah; ben, o üçü gibi kuyuya düşmedim.”dedi.
                            Neticede her dördünün namazı yok oldu; ayıp söyleyenler, yollarını daha çok kaybetti.
                            Kendi ayıbını gören cana ne mutlu!Ayıp söyleyen, ayıbı kendine satın alır.
                            Başında on yara varsa, merhemini kendine kullanman gerekir.
                            Aynı ayıp sende yoksa, emin olma; o ayıp sende de görülebilir.
                            Ey benim güzelim!Sakalın yeşermedikçe, çenesi sakalsız başkasını yerme.
                            Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
                            *Hz.Mevlana*

                            Yorum

                            • ibrahimd
                              Tecrübeli
                              • 31 Mayıs 2009
                              • 220

                              #15
                              rakamların raksı

                              Rakamların Raksı (Rumi bir çark atar der ki)
                              Zaman ve mekan sınırlarının dışında var olan,
                              Hu….…….
                              Sadece O...
                              Allah ın temaşası mümkün olmayan Zatı..
                              Yokluk Fena
                              Sifr, sıfır…
                              Kendiliğinden hiçe işaret olduğu halde,
                              Rakamların sağında yazıldıkça onlara bir derece kazandıran O.
                              Gizli bir hazineydi, bilinmek istedi.
                              Muhabbet…Muhammed le gonca yarıldı,
                              Yaratım başladı ve bütün harflerin başı elif, dimdik ayağa kalktı !
                              Allah Adil, dümdüz elif...
                              O Ahad, tek elif
                              O Halik, bütün harflerin başı elif
                              O Aziz, sonradan olanlara benzemeyen elif
                              O Melik, bütün harfler muhtaç elife...
                              O yarattıklarının ülfetine sebep, harflerin birbirine birleşmesine sebep elif...

                              1 in doğuşu vahid
                              ve Allah ın bir oluşu Ahadiyet
                              ve ilk alaka, Alak ; ‘Oku, halkeden Rabbinin indindeki gücüyle!..’

                              1, Yunan da alfa, ibrani de alef
                              Vahdette kesret ile her şeyin Ona dönüşü…
                              Tek nokta ile,
                              Başlar raks musikisi..,
                              ilk davet Rumi ye..
                              “Ben canla başla benlikten, bizlikten kurtulmuş birisini aramaktayım!’ der
                              Seyyid Nizam duyar aşka gelir…
                              “Al bende benlik kalmasın,
                              Kimseler halim bilmesin,
                              Nam u nişanım kalmasın,
                              Pinhanın olayım senin”
                              Rumi bir çark atar der ki;
                              “Ey benim aziz canım, ey beni arayanım, dileyenim,
                              sen arayıp dilemede bir perdeden çıktın mı, anlam gelini de bir perdeden
                              çıkar.
                              Sen ikinci perdeden sıyrıldın mı, O da ikinci perdeden çıkar belirir.”
                              Zümer suresi hitap eder;
                              “sizi bir tek candan yaratmıştır ve ondan da eşini var etmiştir..’

                              Çift sayıların ilki iki
                              Dualite, dişil-eril, toprak ana-gök baba
                              Sıcak-soğuk, gece-gündüz
                              Yağar dünyaya, özlemle beklenir ahiret
                              dünya-ahiret, somut-soyut içinde
                              ikirciğe düşmüş insan
                              ayna da kendini görmüş, kendini iki zannetmiş
                              gökyüzünde iki kanatlı kuşlar uçar iken, gökyüzüne seyre dalmış ikindi vakti
                              “Toprağın verdiği her türlü üründe, insanların bizzat kendilerinde ve
                              hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylerde karşıt çiftleri yaratan Allah ne
                              yücedir”
                              kimi de hayran olmuş Rabbine…

                              Sayılar bir ile ikinin etkileşiminden doğmuş
                              Baba ve anneden bir bebek ilk nefesini alırken
                              Güneş doğmakta, ay batmakta imiş.
                              “Allah O’dur ki; gökleri dayanak olmadan yükseltti, onları görmektesiniz.
                              Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi.
                              Her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler”
                              Gelen canın ilk nağmesi ağlamak olmuş,
                              Ama git gide unutmuş ağlayışını, boğun eğmiş gelişine.

                              Süleyman mabedinin ikin ve boz adlı çift sütunu,
                              Gökyüzünden gelen yansımayı, prizmadan geçirmiş
                              Dört unsur yansımış yeryüzüne.
                              İki nokta dizilmiş yan yana, aralarındaki gerginliğe
                              Yetişmiş üç.

                              Allah ın hakkı üçtür derler
                              Bu söz üçtür, uçar gider
                              Hiristiyanlık da baba-oğul-kutsal ruh
                              Mısır da İsıs-Osırıs-Horus
                              Beden-can-ruh olur gider
                              Bir kendini zıttıyla görür
                              Iki aynılığını inkar eder
                              Daireyi tamamlayan üç olur
                              Pozitif ve negatif güçten nötr güç doğar
                              Tez ve antitezden sentez doğar
                              Hint felsefesinde bütün seslerin anası AUM,
                              Mısır da Amon, Ibrani de Amen, Müslümanlıkta Amin olur gider
                              Geçmiş-şimdi-gelecek
                              Zaman-mekan bir olur gider…
                              Zuhal zaman olur,
                              buzdan halkalar takıp Raks eder döner.
                              üçgen bağrında bütün geometrik şekilleri doğurur
                              gökten 3 elma düşer
                              göğe kaçan 3 ana yıldız, onları kovalayan 2 avcı yıldız
                              misal olur,
                              masallar 3 gün 3 gece sürer.
                              yeryüzü-yer altı-gökteki nur alemi
                              ateşin 3 çeşidi,
                              Oğuz un kolun da 3 ok olup biter
                              Balık ile misafir 3 güne kadar kokmaya başlamadan
                              Üç nal ile bir ata kalkar gider.

                              Hayyam katılır dansa,
                              “Ey dörtle, yedinin doğurduğu insan,
                              dörtle yedidir seni dertlere salan”
                              insan bu, ilk dört ayağıyla emekler,
                              sonra kalkar iki ayağı üzerine,
                              oynar seksek sayılar üzerinde

                              Evren Bacıoğlu Ünübol
                              Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.
                              *Hz.Mevlana*

                              Yorum

                              Working...
                              X

                              Debug Information