mescid

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ÇAKAL
    Ağa'nın Adamı
    • 27 Haziran 2007
    • 2545

    #46
    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

    Yorum

    • ÇAKAL
      Ağa'nın Adamı
      • 27 Haziran 2007
      • 2545

      #47
      guneysu Nickli Üyeden Alıntı
      Teheccüt geçiyo... nerde renler.........

      1. Teheccüd Namazı (Gece Namazı):
      Yatsı namazından sonra , daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra, kılınacak nafile namaza "gece namazı"denir. Bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa "Teheccüd" adını alır. Teheccüd namazı iki rekettan on iki rekata kadardır. İki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. (Muhammed Bin Abdullah Hanî, Âdâb, s. 264)

      Teheccüd namazı, Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimize vacip yani farz hükmündeydi. Bu namaz O'nun ümmeti için sünnet-i müekkededir.

      "Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah'a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır." (Tirmizi, Deavât, 101)


      Allâh Teâlâ çok sevdiği ve kâinâtı hürmetine yarattığı Habîb-i Edîb'ne daha fazla lütuflarda bulunmak için teheccüd namazını ona farz kılmıştı.

      "Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Yakındır ki Rabbin seni bir makam-ı mahmuda eriştire." (el-İsrâ/17, 79)

      Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem- Efendimiz gece namazını hiç terk etmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. (Ebû Dâvûd, Tatavvu', 18)

      Gözümün nûru diye tavsif ettiği namazı geceleri daha bir iştiyak ve arzû ile kılardı. Ayakları şişecek kadar kendinde geçerek kıldığı teheccüd namazına olan iştihâsını şöyle dile getirmişti:

      "Allâh her peygamberde belirli birşeye karşı aşırı bir istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibâdetidir..." (Heysemî, Mecmau'z-zevâid, II, 271)

      Allâh'a yaklaştıran en mühim ibâdet olması hasebiyle ümmetinin de bu nimetten nasiblenmelerini arzû ederlerdi. Öncelikle yakın akrabasından tebliğe başlayan Efendimiz, bir gece Ali ile Fâtımâ -radıyallâhu anhümâ-'nın kapısını çalmış ve onlara: - "Namaz kılmayacak mısınız?" (Buhârî, Teheccüd, 5) buyurarak geceyi boş geçirmemelerini istemişti.

      Diğer ashâbına da:
      "Aman gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve Allah'a yakınlıktır. (Bu ibâdet) günahlardan alı kor, hatalara kefâret olur ve bedenden dertleri giderir." (Tirmizî, De'avât, 101) buyurarak onları huzûrun kaynağına yöneltmek istemişti.

      Âile içinde kadın ve erkeğin Allâh'a ibâdet ve sâlih ameller işleme husûsunda birbirlerine destek olmalarının önemine dikkat çeken Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bilhassa gece namazına kalkmada bu yardımlaşmanın daha da önemli neticeler hâsıl edeceğini şöyle ifâde etmiştir: "Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah rahmet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah rahmet etsin." (Ebû Dâvud, Tatavvu, 18, Vitir, 13)
      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

      Yorum

      • ÇAKAL
        Ağa'nın Adamı
        • 27 Haziran 2007
        • 2545

        #48
        Duhâ (Kuşluk) Namazı:

        Kuşluk vaktinde kılınır. Kuşluk vakti, güneşin doğmasından itibaren şer'î günün dörtte biri kadarki bir zamanın geçmesiyle başlayan vakte denir. Şer'î gün, Fecr-i sadığın doğmasından (imsaktan) başlayıp güneşin batmasına kadar devam eden güne denir. Örfî gün ise, güneşin doğmasından başlayıp batmasına kadar devam eden gündür. Şer'î gün, imsaktan başladığı için örf'î günden bir saat kırk beş dakika daha uzundur.

        Kuşluk namazı için en uygun zaman, günün yükselmeye başladığı, deve yavrularının artık sıcaktan gezemez olduğu zamandır.
        (Şah Veliyullah Dihlevi, Hüccetulâhi'l Bâliga c. 2, s. 53.) Niteki bir hadîs-i Şerîfte:
        "Kuşlu namazı, deve yavrusunun ayakları sıcaktan kızdığı zamandır." Buyurulur. (Müslim, Misâfirîn, 143)
        Duhâ (kuşluk) namazı dediğimiz nafile namaz bu andan itibaren kılınır. Zeval vaktine yarım saat kalıncaya kadar devam eder. İki rekattan on rekata kadar kılınır.

        Kuşluk namazının üç derecesi vardır:

        Birinci Derecesi: Kuşluk namazının en az miktarı, iki rekattır ve insanoğlunun her bir eklemine karşılık, vermesi gereken sadakanın yerini tutar. Allah Teala'nın, her organı, her eklemi sağlıklı kılması, büyük bir nimettir. Ve ona hamd edilmesini gerektirir. Ebû Zer-radıyallahü Anhâ-'den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:
        "Bir kimse kuşluk namazının iki rekatına devam etse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affolunur." (Tirmizi, Vitr, 15)

        İkinci Derecesi: Kuşluk namazını dört rekat olarak kılmaktır. Bu konuyla ilgili olarak bir kutsi hadiste şöyle buyurur:
        "Ey Ademoğlu! Günün evvelinde benim için dört rekat namaz kıl ki, ben de günün sonunda seni kollayayım" (et-Terğip ve't-terhib, c. 1, s. 464)

        Üçüncü Derecesi: Kuşluk namazını sekiz veya on iki rekat olarak kılmaktır. (Şah Veliyullah Dihlevi, Hüccetulâhi'l Bâliga c. 2, s. 53.)
        Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-'den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem-', Kuşluk namazını ikişer ikişer dört rekat olarak kılar, (bazen) dilediğince de arttırırdı. (Müslim. Müsafirin, 78)
        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

        Yorum

        • ÇAKAL
          Ağa'nın Adamı
          • 27 Haziran 2007
          • 2545

          #49
          ا = elif
          ب = be
          ت = te
          ث = (se) (peltek harftir)
          ج = cim
          ح = hâ
          خ = (hı) (Türkçe'de olmayan bir harftir.boğazdan çıkarılır.)
          د = dal
          ذ = (zel) (peltek harftir.)
          ر = rı
          ز = ze (keskin bir harftir)
          س = sin
          ش = şın
          ص = sad
          ض = dad
          ط = tı
          ظ = zı
          ع = ayn
          غ = ğayn
          ف = fe
          ق = (gaf)
          ك = kef
          ل = lam
          م = mim
          ن = nun
          و = vav
          ه = he
          لا = lamelif (lam ile elif harfinin birleşmiş halidir.)
          ى = ye
          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

          Yorum

          • gemici
            Ne yazar...
            • 25 Mayıs 2009
            • 250

            #50
            itibar puanı verenler karşılığını beklemesin......................ısrar halinde negatif ödeme yapılır.....................

            Yorum

            • ÇAKAL
              Ağa'nın Adamı
              • 27 Haziran 2007
              • 2545

              #51
              gemici Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
              Abi resim açılmıyor bende.
              Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
              Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

              Yorum

              • ÇAKAL
                Ağa'nın Adamı
                • 27 Haziran 2007
                • 2545

                #52
                Dünden Bugüne
                Ekrem Buğra Ekinci
                ekrem.ekinci@tg.com.tr
                14 Temmuz 2010 Çarşamba



                Mushaf-ı şerifin hikâyesi

                Hazret-i Peygamber’in arkadaşları, Müslümanların mukaddes kitabının sonraki nesillere nakledilmesinde çok büyük hizmette bulundu. Kur’an-ı kerîm daha Hazret-i Ebû Bekr zamanında bir kitap hâlinde toplanmıştı.





                HER YERDE AYNI KUR’AN-I KERÎM OKUNUYOR
                Hazret-i Ebu Bekr zamanında bir kitap halinde toplanan Kur’an-ı kerîm, orijinal hâliyle bugüne kadar ulaşan tek mukaddes kitaptır. Bugün dünyanın her yerinde Müslümanların okuduğu Kur’an-ı kerîm aynı...

                Kur’an-ı kerîmin orijinal hâliyle bugüne kadar ulaşması, daha önceki mukaddes kitaplardan hiç birisinin sahip olmadığı bir hususiyettir. Bunda Hazret-i Muhammed’in arkadaşları olan büyük insanların mühim rolü olmuştur. Bunun da alâka çekici bir hikâyesi vardır.

                ÜÇ AYRI TEVRAT MÜSHASI
                Tevrat, Hazret-i Musa’ya indirilen mukaddes kitaptır. Âsurluların Kudüs‘ü işgâli ve Yahudileri Bâbil‘e sürmesinden (M.Ö. 587) sonra çıkan karışıklıkta Tevrat nüshaları yakılmış, ortadan kaybolmuştu. İbrânice bu muazzam kitap, o tarihlerde Hazret-i Uzeyr‘den başka kimsenin ezberinde değildi. Dönüşte Yahudiler Tevrat’ı yeniden talim ettiler. Zamanla Tevrat’ın birçok yerleri unutuldu, değişikliğe uğradı. Yahudi din adamları hatırlarında kalan âyetleri yazarak, Tevrat isminde çeşitli risâleler meydana geldi. Mîlâddan takrîben 4 asır evvel yaşamış olan Ezrâ ismindeki bir haham bunları toplayarak, şimdi eldeki Ahd-i Atîk (Eski Ahid=Old Testament) denilen ve Tevrat ile beraber birkaç mukaddes metnin bulunduğu kitabı yazmıştır. Sâmirîler adında bir Yahudi cemaati Şomranim Tevrat’ı (=Tora Ha-Şomranim) denilen farklı bir Tevrat nüshasına bağlıdır.
                Katoliklerin esas aldıkları Kitab-ı Mukaddes’deki Eski Ahid kısmının birkaç bölümü Yahudilerin ve Protestan Hıristiyanların Kitab-ı Mukaddeslerinde yer almaz. Demek ki günümüzde Tevrat’ın üç ayrı nüshası bulunmaktadır: Bunlardan birincisi Yahudi ve Protestanların esas aldıkları İbranice nüsha; ikincisi Katolik ve Ortodoksların kabul ettikleri Yunanca nüsha ve Sâmirîlerin kabul ettikleri nüsha.



                TAM 300 ÇEŞİT İNCİL!
                Kur’an-ı kerîm, Hazret-i İsa‘ya İncil adında ayrı dinî hükümler getirmiş müstakil bir kitabın indiğini söyler. Süryânî dilindeki İncil de muhtemelen yazılmadığı ve ezberlenmediği için, tebliğatı üç sene süren Hazret-i İsa‘nın göğe yükselmesinden az sonra ortadan kaybolmuştur. Bugün Hıristiyanlar İncil adında müstakil bir kitap olmadığını, İncil’den maksadın Hazret-i İsa olduğunu söylemektedir. Havârîler, İncil’i öğretmek ve sonraki nesillere nakletmeye çalışmışlarsa da, sayıca az ve bir devlet desteğinden mahrum oluşları; ayrıca çoğunun okuma yazma dahi bilmemeleri, üstlendikleri misyonu hakkıyla yerine getirebilmelerine engel teşkil etmiştir. 4. asırda İznik Konsili toplanarak, İncil diye bilinen ve hepsi üçüncü şahısların ağzından Hazret-i İsa’nın hayatını ve sözlerini nakleden 300 kitap arasından Matta, Markos, Luka ve Yuhanna adında dördü seçilip diğerleri imhâ edilmişti. Bu hâliyle İnciller, ilahî kelâmı anlatan bir mukaddes kitaptan ziyade, İslâm kültüründeki siyer kitaplarına benzer. Bugün Hıristiyanların Kitab-ı Mukaddes (Holy Bible) dedikleri kitap, hem Ahd-i Atîk adıyla Tevrat ile buna bağlı kitaplar, hem de Ahd-i Cedîd (=New Testament) adıyla dört İncil (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) ile Resûller denilen Hazret-i İsa’nın talebelerinin mâcerâ ve mektuplarından teşekkül eder.

                KÂRİLER ŞEHİD DÜŞÜNCE...
                23 sene boyunca Kur’an-ı kerîm âyetleri nâzil oldukça, sayıları 42’yi bulan vahy kâtibleri kâğıt, kumaş, kemik parçası, deri gibi ne bulurlarsa yazarlar; Hazret-i Peygamber ve Sahâbe-i kiram ezberlerdi. Hazret-i Peygamber’in vefatında eshabından haylisi Kur’an-ı kerîmin tamamını ezbere bilmekteydi. Hazret-i Ebû Bekr’in hilâfeti zamanında mürtedlerle yapılan Yemâme harbinde Kur’an-ı kerîmi ezbere bilenlerden (o zamanki ismiyle kâri’) yetmişi şehid olunca, Hazret-i Ömer endişelenerek Kur’an-ı kerîm âyetlerinin bir kitap hâlinde toplanması için halîfeye mürâcaat etti. “Hazret-i Peygamber’in yapmadığı bir işe ben nasıl girişebilirim?” diyen halîfe Hazret-i Ebû Bekr, daha sonra meselenin ehemmiyet ve lüzûmuna kanaat getirerek; vahy kâtiplerinin önde gelenlerinden Zeyd bin Sâbit riyâsetinde bir heyet teşkilini emretti.
                İçlerinde Hazret-i Osman, Ali, Talha, İbn Mes’ud, Übeyy bin Kâb, Hâlid bin Velid, Huzeyfe ve Sâlim’in de bulunduğu oniki kişilik bu sahâbi heyeti, Hazret-i Ömer’in evinde toplanarak, ellerde mevcud bütün Kur’an-ı kerîm sahifelerini topladı. Ayrıca sahâbenin ezberindeki âyetler de dinlenildi. Her sahâbinin okuduğu âyete iki şahit istendi. Böylece bütün âyetler bir cild hâlinde toplandı. Her âyet-i kerimenin yeri ve hangi sûreye ait olduğu, Hazret-i Cebrâil‘in tâlimine ve Hazret-i Peygamber’in işaretine dayanmaktadır.

                PEYGAMBER HANIMINA EMÂNET
                Yazısının güzelliği ile meşhur Saîd bin el-Âs bunları ceylan derisine yazdı. Burada kullanılan yazı, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişi bulunan ve o sıralarda Hicaz‘da câri olan Arap yazısıdır. Bu yazı Hazret-i Peygamber tarafından da kabul görmüş; İslâm yazısı olduğuna dair Eshâb-ı kirâmın icma’ı (ittifakı) meydana gelmiştir. Yazılan nüsha, umumî bir toplantıda Sahâbe-i kirâma okundu. İtiraz eden olmadı. Böylece İbn Mes’ud‘un teklifi üzerine mıshaf (veya mushaf) adı verilen bir kitap meydana geldi. Mushaf, sahifeler demektir. 33 bin sahâbî mushafın her harfinin tamı tamına yerinde olduğuna sözbirliği yaparak karar verdi. Sonra bu mushaf, Hazret-i Ömer’e tevdi edildi. Vefatından sonra da kızı ve Hazret-i Peygamber’in hanımlarından Hazret-i Hafsa‘ya intikal etti.
                Mushaf nasıl çoğaltıldı? Önceki mushaf ne oldu? Mushafa nokta, hareke ve duraklar nasıl kondu? Farklı kıraatler nasıl doğdu? Başka bir yazıda inşallah ele alırız.
                Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                Yorum

                • gemici
                  Ne yazar...
                  • 25 Mayıs 2009
                  • 250

                  #53
                  gemici Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                  bende de açılmamış.............harflerin türkçe karşılıkları vardı...............
                  itibar puanı verenler karşılığını beklemesin......................ısrar halinde negatif ödeme yapılır.....................

                  Yorum

                  • ÇAKAL
                    Ağa'nın Adamı
                    • 27 Haziran 2007
                    • 2545

                    #54
                    gemici Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                    bende de açılmamış.............harflerin türkçe karşılıkları vardı...............
                    Açılmasın varsın.İlk cemaat sensin,doktordan bile önce geldin.k26k26k26
                    Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                    Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                    Yorum

                    • ÇAKAL
                      Ağa'nın Adamı
                      • 27 Haziran 2007
                      • 2545

                      #55
                      Kur'an kursu yasak, kilise evler serbest



                      Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) Dini Bilgiler Kursları'nın basılmasıyla gündeme din eğitimi ve din özgürlüğü konusu, Ada'da son zamanlarda şubelerini arttıran kilise evler ve diğer dinlerin merkezleri konusunu da gündeme getirdi.

                      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                      Yorum

                      • ÇAKAL
                        Ağa'nın Adamı
                        • 27 Haziran 2007
                        • 2545

                        #56
                        Açıyosun cep telefonunu.
                        Hiç Kablosuz....
                        Koca dünyada bankayı buluyor.
                        Şubesini buluyor.
                        Milyonlarca insan içinden hesap no'yu karıştırmadan insan adını buluyor.
                        Milyonlarca hisse arasından hisseyi buluyor.
                        Hissenin fiyat aralığını (al-sat) buluyor.
                        Alıyor ,satıyor ve gerisin geri aynı yolla sana haber verebiliyor.
                        Bunu Cenab-ı Mevlam müsade ettiği için ishal olduğunda kıçını tutamayan aciz insanoğlu yapıyor da...
                        Her şeyin yaratıcısı Rabbim niye yapmasın?
                        Rabbim kalbimin körelmesine izin verme,bakıpta göremeyenlerden eyleme Rabbim.


                        HAFTANIN SOHBETİ
                        M.SAİD ARVAS
                        msarvas@ihlas.net.tr
                        15 Temmuz 2010 Perşembe



                        Mi’râcla şereflenen bizim peygamberimizdir..

                        Mi’rac, Resul-i Ekrem aleyhisselamın Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya kadar götürülüp oradan semaya çıkması olayına denir.
                        Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya kadar gitmesine “İsra” denir. İsra suresinin 1. ayet-i kerimesi ile sabittir. Buna inanmayan kâfir olur.
                        Mescid-i Aksa’dan semaya çıkmasına da “Mi’rac” adı verilir. Sahih olan birçok hadis-i şeriflerle sabittir.
                        Bu itibarla mi’racı inkâr eden bir kimse dalâlete sapar, kâfir olmaz.

                        Mi’rac’ın hikmetleri:
                        1- Üzücü Taif seferinden sonra yaratılmışların en şereflisinin mübarek kalbi çok incinmişti. Bunun için Rabbimiz, ona hiçbir Peygambere nasip olmayan, hiçbir melâikenin kavuşamadığı nimetleri ihsan ederek taltif buyurdu.
                        Böylece, bu nurlu zatın kıymeti herkese gösterilmiş oldu. Allah için çekilen sıkıntıların sonu rahmet olmuştu.
                        2- Rabbimiz dileseydi, Musa aleyhisselama Tur-i Sina’da tecelli ettiği gibi, Peygamberimize de Nur Dağında veya başka bir mukaddes mekanda tecelli edebilirdi.

                        “ARŞ-I ÂLÂ BEREKETLENSİN!”
                        Onun üstünlüğünü, bütün Peygamberlere, meleklerine göstermek için Mi’rac hadisesi vukû buldu.
                        Mescid-i Aksa’da toplanan Peygamberlerin ruhaniyetlerine imam olmakla hepsinden üstün olduğu anlaşıldı. Meleklerin en faziletlisi olan Cebrail aleyhisselam bile belli bir mekandan (Sidretül-Münteha) daha ileri gidemedi.
                        Musa aleyhisselam Tur-i Sina’da ilk vahyi ilâhiye muhatap olacağı zaman ayakkabılarının çıkarılması ile emrolunmuştu.
                        Bunu bilen Sevgili Peygamberimiz de ayakkabılarını çıkarmak istedi fakat Rabbimiz müsâade etmedi. “Hayır sen çıkarma! Senin ayakkabılarının tozuyla Arş-ı âlâ bereketlensin” buyurdu.
                        3- Mi’rac gecesi cennet ve cehennem gösterildi. Çok sevdiği ümmetinin kavuşacakları cenneti görünce çok memnun oldular. Kendilerini üzenlerin de, (Kâfir olarak ölürlerse) uğrayacakları akıbeti gördüler. Böylece teselli oldular.
                        Bütün ibadetler vahiy ile, yeryüzünde farz kılındı, namaz ise Mi’rac gecesi farz olundu. Mü’minin mi’racı da namazdır.
                        Bu fazilete kavuşan zat insandır. Dolayısı ile mi’rac, bütün insanlara şeref bahşeder. Ne kadar iftihar etsek azdır. Mi’rac vaki olduktan sonra Sevgili Peygamberimiz aleyhisselam Ümmü-Hani’nin evine döndüler ve ilk ona anlattılar. O da tebrik etti ve dedi ki: “Kureyş kâfirleri sizi çok üzüyorlar, alay ediyorlar, mümkünse şimdilik bunu anlatmayın, ileride Müslümanların sayısı artar, o zaman anlatırsınız!”
                        Buna şöyle cevap verdiler: “Bunu saklayamam, anlatmam lâzımdır, emir öyle!”
                        Sabahleyin anlatılınca müşrikler bunu fırsat bildiler ve ev ev Müslümanların kapılarını dolaşarak, böyle bir şeyin olamayacağını söylediler ve bazı zayıf imanlıları da caydırdılar.
                        Vaki olanda hayır var, demişlerdir. İslamın binası yeni kuruluyordu. İlk müminler de bu binanın temel taşları idiler. Çürük taşların temelde olması binayı zayıflatırdı...

                        YÜCE ALLAH HER ŞEYE KADİRDİR
                        Ebu Bekr-i Sıddık’a geldiler, dediler ki: “Sen çok defalar Kudüs’e gitmişsin! Kaç günde gidilir?” O da dedi ki: “En az iki ay sürer...”
                        Buna çok sevindiler. Dediler ki: “Senin Peygamberin bir gecede gidip geldiğini söylüyor, olacak şey midir bu?”
                        Ebu Bekir radıyallahü anhın cevabı şöyle oldu: “O mu söyledi?” “Evet” dediler. “İnanmıyorsan kendin git sor!” “O söylediyse doğru söylemiştir” buyurdu.
                        Niçin olmasın! Rabbimizin kudreti her şeye yeter. Bir damla sudan insan yaratıldığını, et, kemik ve diğer organların teşekkülünü görmeseydik, hangi akıl bunu kabul ederdi?
                        Bütün dünyadaki insanlar böyle deselerdi, yine de inanmazdık..
                        Toprak ile ağacın hiçbir benzerliği yoktur.
                        Ne yaparsanız yapın, toprağı, ağaca çeviremezsiniz. Topraktan ağaç çıkacağına, büyüyeceğine, çamurlu su içtikleri halde bizlere bu kadar tatlı meyveler vereceğine şahit olmasaydık, hangimiz buna inanırdık?
                        Yüce Rabbimiz (Celle celalühu) her şeye kadirdir. Dilediğini yaratmaya muktedirdir...
                        Mi’râcla şereflenen bizim peygamberimizdir. Bunun için Rabbimize ne kadar hamd etsek azdır. Bu şeref bizleri yıldızlara ayak basacak kadar yüceltiyor.
                        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                        Yorum

                        • ÇAKAL
                          Ağa'nın Adamı
                          • 27 Haziran 2007
                          • 2545

                          #57
                          Hoca camiye gelmiş,bakmış ki tek cemaat.
                          Sana sohbet etsem bana yazık etmesem kalkmış gelmişsin sana yazık.Neydelim demiş adama.
                          Adam da:''Hocam ben hayvan bakıcısıyım anlamam bu işlerden,yalnız ahıra girince bir hayvan da olsa yemini veririm.''demiş.
                          Hoca mesajı anlamış,başlamış anlatmaya anlattıkça anlatmış,anlattıkça anlatmış....
                          Bir bakmış ki adam yayılmaya başlamış.
                          N'oldu la,devam edeyim mi,demiş.
                          Adam''Hocam ben hayvan bakıcısıyım anlamam bu işlerden,yalnız ahıra girince bi hayvan varsa, ahıra 10 hayvanlık yem bırakmam.''demiş.
                          Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                          Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                          Yorum

                          • habag
                            Katılımcı
                            • 18 Eylül 2008
                            • 27

                            #58
                            Ne Bela-dır Bu Be-la,Gün-Be-Gün Artar Kederim.....

                            Yorum

                            • habag
                              Katılımcı
                              • 18 Eylül 2008
                              • 27

                              #59

                              Mescidi Aksa.
                              Ne Bela-dır Bu Be-la,Gün-Be-Gün Artar Kederim.....

                              Yorum

                              • habag
                                Katılımcı
                                • 18 Eylül 2008
                                • 27

                                #60

                                Allahumme Salli Ala Seyyidina MUHAMMED....
                                ALLAH Resulunun Türbesi...
                                Ne Bela-dır Bu Be-la,Gün-Be-Gün Artar Kederim.....

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information